Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

…... “En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça, hep egemen kalacak kadar güçlü değildir” Jean Jacques Rousseau.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "…... “En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça, hep egemen kalacak kadar güçlü değildir” Jean Jacques Rousseau."— Sunum transkripti:

1 …..

2 “En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça, hep egemen kalacak kadar güçlü değildir” Jean Jacques Rousseau

3 Devlet Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkmıştır? Siyaset Bilimi’nin incelediği konularının başında devlet gelmektedir. Hem siyasi bir aktör olarak hem de siyasi faaliyetin ve mücadelelerin üzerinde yürütüldüğü bir alan olarak devlet siyasetin en başat konularından biridir. Peki, devlet nedir? Devlet sonradan mı oluşturulmuştur? Farklı Siyasi İdeolojiler Devleti Nasıl Tanımlamaktadır… Devletin İşlevi nelerdir? Modern devlet ne zaman ortaya çıkmıştır?

4 Bir çok farklı tanımı olmasına rağmen devlet genelde şöyle tanımlanır:  Belli bir coğrafya üzerinde bağımsız bir teşkilat kurmuş olan insan topluluğunun oluşturduğu; hukuken bu topluluğu kişileştiren, iç ve dış egemenliğe ve örgütlü zor kullanma tekeline sahip kamu tüzel kişi.  Doğduğumuzda verdiği nüfus cüzdanıyla bizi tanımlayan, çocukluğumuzda bizi zorunlu eğitime tabi tutan evlilik ilişkisini tanıma ve tescil etme yetkisine sahip, haklarımızı ihlal eden bireyleri bizim için cezalandıran ve bazen de haklarımızı kendisi ihlal eden, bıraktığımız mirasın dağıtımında bile (ki biz ölmüş olsak bile) söz sahibi olan bir kurumdur.

5  Belli sınırlar içinde, meşru fiziksel güç kullanımını elinde bulunduran insan topluluğu (Mills)  Kabul edilmiş sınırlar içinde yaşayanlar üzerinde güç kullanma ve kontrol araçlarına sahip örgütlenme biçimi (Peter Harris)  Halk (insan unsuru), ülke (toprak unsuru) ve egemen bir siyasi otoritenin (egemenlik unsuru) birlikteliğinden oluşan bir siyasi örgütlenme (Peter Harris)

6 Devletin Temel Özellikleri 1-) Egemenlik: Devlet, toplumdaki diğer tüm toplulukların ve grupların üzerinde yer alan, mutlak ve sınırlanmamış bir iktidarı temsil eder. 2-) Kamusallık: Sivil toplumdaki bireysel ihtiyaçları karşılamaya yönelik-aile gibi- özel kurumların aksine, kamusal organlar kollektif kararlar alır ve uygular. 3-) Meşruluk: Devletin “ortak iyi”yi ve toplumun daimi çıkarlarını yansıttığı farzedilir.

7 4-)Hükmetme: Devlet otoritesi “zor”la desteklenir. Devlet, yasalara uyulmasını ve ihlalinin cezalandırılmasını sağlar. 5-) Coğrafi Alan: Devletin nüfuz alanı coğrafi olarak tanımlanmıştır ve ister vatandaşı olsun ister olmasın, içinde yer alan herkesi kuşatır.

8 Devlet Nasıl Ortaya Çıktı A-) Toplum Sözleşmesi Teorileri Bu teorilere göre, insanlık başlangıçta devletin mevcut olmadığı bir “tabiat halini” halini yaşamış, ancak çeşitli nedenlerle bu ortama son vererek, bir sözleşme ile devleti tesis etmiştir. Devletin oluşumunu toplum üyeleri arasında varılan bir uzlaşma, yani toplum sözleşmesi ile açıklayan düşünürler benzer noktalardan hareket etmelerine karşın bu tür bir sözleşmeye gerek duyulmasının sebepleriyle sözleşme sonucunda ortaya çıkan otoritenin gücü ve yetkileri hakkında farklı tezler ileri sürerler.

9 Hobbes’a göre; sözleşme öncesi “doğa (tabiat) hali”nde insanlar birbirleri ile sürekli çatışma halindedirler. Sonu gelmez savaşlar ve mücadeleler, doğa durumunda yaşayan bireyler, hak ve özgürlüklerinin bir kısmından feragat ederek güvenliklerini sağlayacak aşkın bir aygıtı, devleti oluşturmuşlardır. Hobbes’a göre insan doğası bencil olduğu için doğa durumunda insanlar sürekli çatışma içerisindedir. “Homo hominu lipus” (insan, insanın kurdudur) özdeyişi Hobbes’un meşhur özdeyişidir.

10 Locke ise,; tabiat halinde insanların gerçekte eşit, özgür ve muhtemelen mutlu olarak yaşadıklarını savunur. Ancak aralarında çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümü ileride sorun yaratabilecek; hakkı ihlal edilen birey, hak ihlalini gerçekleştiren bireyden zararın tazminini istediğinde, olumsuz cevap alabilecektir. Bu nedenle bireyler, aralarındaki anlaşmazlıklarda hakem rolünü oynayacak bir politik aygıt olarak devleti tesis ederler.

11 Rousseau ise, toplum sözleşmesi kuramında, meşru iktidarın ancak anlaşma yoluyla kurulmuş olabileceği düşüncesini kalkış noktası olarak alır. Rousseau’ya göre bireyler, canları ile mallarını korumak için bir araya gelir ve özgürlüklerinden vazgeçmeksizin bir toplumsal bütün oluştururlar. Böylece her birey bütünüyle topluma bağlanmış sayılır ve herkes aynı durumda olduğu için bütünü oluşturan her parça “eşit” kabul edilir. Oybirliğiyle akdedilen sözleşme aracılığıyla oluşan bütün (genel irade) devlettir. Rousseau’ya göre bu bütüne katılan birey, bundan sonra yasaları kendi koyacağı için (zira bütünün iradesi kendi iradesidir) kendi koyduğu yasalara uyarak özgürleşecektir.

12 *Yukarıdaki toplumsal sözleşme teorileri varsayıma dayandığı için hipotetik teorilerdir. Yani doğrulukları ispatlanamayan sadece birer varsayımdan yola çıkarak oluşturulmuş kuramlardır. *** Sosyal sözleşmeyi “tarih dışı” olmasından dolayı eleştiren pek çok düşünüre göre bu teoriler devletin nasıl çıktığını açıklayamamaktadır. Bu düşünürlerden biri olan David Hume’a göre devletin ortaya çıkışını “rıza”ya dayalı olarak açıklamak boşunadır.

13 B-) Çatışmacı Teoriler Devletin tanımı yönünde bir uzlaşı sağlanmış olsa bile, devletin doğası ve işlevleri hakkında farklı görüşler belirlenmiştir. Çatışmacı teorilerin temel paradigması ise, devletin rızaya dayalı sözleşme ile ortaya çıktığı fikrinin eleştirisine dayanmaktadır. Marx’a göre devlet belli bir sınıfın çıkarını savunmak için belli bir sınıf tarafından (burjuva sınıfı) oluşturulmuştur. Dolayısıyla böyle bir devlet çatışan çıkarları burjuva lehine düzenleyen bir işleve sahiptir. Halkın yani bütünün rızası alınmadan egemen sınıflar tarafından icat edilmiştir.

14 Hume’a göre; devlet rızadan ziyade gasp etme veya zor kullanarak ortaya çıkmıştır. Yeni bir hükümet ortaya çıktığında, insanlar ona “sadakatten veya ahlaki yükümlülükten ziyade, korku ve zaruretten dolayı itaat etmektedirler. Yeni kurulan devletler de bir sözleşmeye dayanmamaktadır; bugün mevcut olan devletlerin neredeyse tamamı, ilk olarak halkın rızasına veya gönüllü tabii oluşuna değil, gaspa veya zapt etmeye ya da bunların her ikisine dayalı olarak kurulmuştur. Başta bir gasp söz konusu olsa da zaman bunu silmekte ve toplum sonraki yönetimleri de bir tercihin ürünü olarak değil, gereklilikten dolayı kabul etmektedir…

15 Franz Oppenheimer ise; devletin, savaşçı bir topluluğunun diğer bir topluluğu yenerek onlar üzerine tahakküm kurmasıyla başladığını savunur. Ona göre devlet, yenenlerin, yenilenler üzerindeki ekonomik sömürü amaçlı tahakkümüdür. ***Toplumsal sözleşmeci teorilerle, çatışmacı teorilerin her ikisinin de devletleri açıklama noktasında kabul edilebilir tarafları mevcuttur. Devletin kökeni fetihtir ve devletin kökeni sosyal sözleşmedir cümlesi rakip iki açıklama değildir. Birisi gerçek zamanda devletin kökenini, diğeri mantıksal sonuç çıkarma anlamında devletin kökenini ele almaktadır. Aynı anda her ikisi de doğru olabilir.

16 Çağdaş Siyasi Doktrinler ve Devlet 1-) Sosyalizm: Geçici Bir Kötülük Olarak Devlet Klasik sosyalist terminolojide devlet pratikte her zaman egemen sınıfların çıkarlarına hizmet etmiştir. Eski çağlarda, köle sahibi kişilerin, ortaçağda feodal lordların ve zamanımızda ise burjuvaların çıkarlarını temsil eden bir kurum olarak işlev görmüştür. Komünist manifestoya göre modern devlet, bütün bir burjuvazinin ortak işlerinin yürütücüsüdür. Ancak Engels’e göre, proleterya (işçi sınıfı)nın iktidara el koymasıyla, üretim araçlarının mülkiyeti devlete geçecek; tüm sınıf ayrımları ve sınıf çatışmaları kaldırılacak ve toplumda sınıf çatışması olmayacağından devlete de ihtiyaç kalmayacaktır. Devrimin tamamlanması, devletin belirli bir sınıfın degil, tüm toplumun temsilcisi haline gelmesi, yani gereksizleşmesi sonu ve sonuçta ilga edilmesine gerek kalmaksızın, kendiliğinden sönmesi anlamına gelecektir.

17 2-) Faşizme Göre Devlet Çağdaş siyasi doktrinler içinde devleti yücelten tek ideoloji, görüş, faşizmdir. Hitler için devlet, ırkın üstünlüğünü sağlamak için bir araç iken Mussoloni için devlet bizatihi amaçtır. Faşistler, “devleti bireyin üzerinde yüceltirler, parlamenter kurumları hor görürler ve liberal demokratik hakları, ulusun bütününe tehdit olarak algıladıklarından yadsırlar. Kısaca faşizme göre devlet özgürlüğün, refahın, mutluluğun adıdır, birey ve bireysel haklar ise bir hiçtir…

18 3-) Liberalizm ve Devlet Liberalizmin temel ilkeleri; bireycilik, özgürlük, piyasa ekonomisi ve sınırlı devlettir. Liberalizm bireyi felsefesinin temeline aldığı için “birey” liberal felsefede her şeye öncüldür. Devlet bireyin haklarını tehdit edebileceğinden, liberalizm devletin hukuka bağlı ve yetkilerinin de hukuk tarafından belirlenmesini talep eder. Bireysel haklar söz konusu olduğunda liberaller olası maksimum özgürlüğü tercih etmekte dolayısıyla devlete gece bekçisi olarak bakmaktadır.

19 John Locke’a göre, insanlar sözleşme ile devleti oluştururken, ona tabiat halinde sahip oldukları hakları koruma ve bu hakları ihlal edeni cezalandırma görevi vermişlerdir. Yani devlet, doğal haklarla sınırlıdır. Peki insanların “hayat, hürriyet ve mülkiyet” olmak üzere sahip oldukları hakları devlet tarafından ihlal edilirse ne olacaktır? Locke’a göre böyle bir durumda “direnme hakkı” doğacaktır. Bireyin haklarına ve bu çerçevede özgürlüğe yönelik en büyük tehdit başka bireylerden ve özellikle de en büyük örgütlü güç olarak devletten geldiğinden dolayı, devleti baştan sınırlandırmak gerekir.

20 Devleti minimal devlet (mümkün olduğu kadar küçük devlet) olarak tasarlayan liberal felsefeye göre devlet, piyasaya da müdahale etmemelidir. Adam Smith’in meşhur laisses faire (bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler) deyiminden de anlaşılacağı gibi, liberalizm devletin ekonomik alanda müdahalesini en aza indirgemeyi hedeflemektedir. Liberalizme göre asli görevlerinin yanında eğitim, sağlık, sanat vs alanlarında görev yüklenerek şişkinleşen devlet, hantallaşıp asli fonksiyonlarını yerine getiremeyecek ve halka tembelliği aşılayacaktır.

21 Etatist Liberalizm İngiliz düşünür Thomas Hill Green ( ), klasik liberalizmin temel tezlerine ve faydacı felsefeye karşı çıkarak, devletin işlevinin sadece piyasanın düzenli işlemesini sağlamaktan ibaret olmadığını, toplum içinde kötü şartlarda yaşayan insanların durumlarını iyileştirmek için bir takım önlemler alması gerektiğini ve bu amaçla gerekirse piyasaya müdahale etmesini savundu. Sosyal devletin kuramsal altyapısını hazırlayan ve daha sonraki süreçte Keynes’le yaygınlık kazanan bu anlayış Etatist liberalizm olarak anılır. Etatist liberal geleneğin vurgusu bireyden çok topluma, ekonomik özgürlüklerden çok siyasi özgürlüklere yöneliktir.

22 4-) Muhafazakarlık ve Devlet Devrimci dönüşümlere ve insanlığın modern zamanlarda içinde bulunduğu duruma karşı eleştirilerin biçimlendirdiği bir düşünce geleneği ve yaklaşık 300 yıllık siyasi ideoloji olarak “Muhafazakarlık”, genel olarak güçlü devletten yana olarak bilinir. Ancak bu genel yargı her zaman ve her muhafazakarlık türü için geçerli olmayıp, onlara göre, devletin güçlü olmasıyla sınırlı olması aynı anda mümkündür.

23 Muhafazakarların asıl duyarlı oldukları konu, aile, din ve gelenek gibi kurumların korunmasıdır. Klasik Muhafazakarlığın ilk ve en önemli ismi sayılan Edmund Burke, Fransız Devrimini, ara kurumları tasfiye ederek, bireyi devlet otoritesi karşısında çıplak ve silahsız bıraktığından dolayı kınıyordu. Devletin gücü, bireyi içine alıp ona anlam ve güç kazandıran bu kurumların sınırına kadardı ve bu sınırı aşan bir devlet, muhafazakarların hasmı demekti. Kısaca Muhafazakarlık, devlete organik bir yapı içerisinde önem atfetmekte ve organizmanın bütününü sağlayacak kurumların korunması görevini devlete yüklemektedir.

24 4-) Anarşizm ve Devlet Anarşist felsefede her türlü otorite kabul edilemez. Devleti otoritenin en son hali olarak değerlendiren anarşist geleneğe göre devlet, kötülüklerin başıdır. Anarşist felsefede devlet, insan özgürlüklerinin önündeki engeldir. Devletin zorbalığa dayalı bir örgütlenme olduğunu iddia eden Anarşizm, insanların doğuştan iyi niyetli ve barışa eğilimli olduğunu fakat devletin ortaya çıkmasıyla beraber kötülüğün baş gösterdiğini ve dolayısıyla insanların bir kısmının da kötüleştiğini iddia eder.

25  Bütün devletlerin zora başvurmaları gerektiği için, bütün devletler zorunlu olarak kötüdür… Demokratik bir devlet yine de devlettir; yine zora dayanır ve yine kötüdür.  Bütün devletler zorunlu olarak kötü olduğu için, hiç kimsenin hiçbir devlete itaat etmek veya destek olmak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Bütün devletler kötü olduğu için, hiç kimsenin hiçbir devlete itaat etme veya destek olma gibi bir yükümlülüğü bulunmadığı için ve devletsiz bir toplumda gerçekleştirilebilir bir alternatif olduğu için, tüm devletlerin ortadan kaldırılmaları gerekir.

26 Hukuk Devleti ve Kanun Devleti Hukuk devleti, tüm eylem ve işlevlerinde hukukun genel ilkelerine bağlı kalan ve meşruiyetini de bu bağlılıktan alan devlet türüdür. Ancak burada “kanun devleti” ile “hukuk devleti” arasında net bir fark vardır. Hukuk devleti, eylem ve işlemlerinde kendisini evrensel hukuk kurallarla değerlerle sınırlı görür; salt kendi koyduğu yasalarla değil. Kanun devletinde ise kanunları yapan mercii, evrensel hukuk değerlerine aykırı yasalar da yapabilir ve bu yasaları halkına uygulatabilir (Hitler örneğinde olduğu gibi).

27 Türkiye’de Devlet Literatürümüze baktığımızda Devlet’e genelde olumlu anlamlar atfedilmiştir.  Başına devlet kuşu kondu (Anomi)  Bir niceye verdim ömür, devlet ile sürdüm ömür (Yunus Emre)  Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi (Kanuni Sultan Süleyman)  Sırtını devlete dayamak

28 Anayasa’da Belirtilen Özellikleriyle Devlet Yürürlükteki Anayasa’nın ikinci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “…insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir”. Devletin temel amaç ve görevleri, “Türk Milleti’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve Demokrasi’yi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır”. (5.madde)

29  Anayasa’da ifadesini bulan bu hükümler, devletin genel olarak şekil bakımından, Batılı liberal demokrasidekine benzer amaçlara sahip olduğunu düşündürmektedir. Ancak yine Anayasa’daki tanımı, yüklendiği amaçları ve üstlendiği fonksiyonları itibariyle devlet, Batılı Liberal Demokrasilerdekinden fazla görev ve yetki sahibidir ve yine demokratik bir devletin sahip olması gereken niteliklerden farklı niteliklere sahiptir.

30 Yıllar içinde tadil edilmiş olmasına rağmen, Anayasa’ya göre halen devletin, hiçbir faaliyetin onun “karşısında koruma göremeyeceği” bir resmi ideolojisi (Atatürkçülük) ve bu ideolojiye dayalı bir programı (Çağdaşlaşma) vardır. Temel hak ve özgürlükler ayrıntılı biçimde sayılmıştır, ama bütün bunlar, söz konusu ideolojiyle çelişmemesi ve çatışmaması durumunda bir değer ifade etmektedir. Anayasa, daha “başlangıç” bölümünde bu anayasanın “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ölümsüz Önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda (… )FİKİR, İNAÇ VE KARARLARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak…” kaydını koymaktadır.

31 İnsan hakları, sivil ve siyasi hakların yanında, iktisadi ve sosyal hakları da kapsayacak biçimde geniş tutulmuştur; ancak hem söz konusu haklar özel sınırlamaya hem de genel sınırlamaya tabi tutulmuş; sınırlama kriterleri de modern insan hakları doktrinin ve modern anayasaların kriterlerinin dışına taşırılmıştır. Bununla birlikte, Avrupa Birliği Sürecinde Anayasadaki bir çok olumsuzluğun yanında, insan haklarına dayalı demokratik bir devletin önünde engel oluşturan bazı hükümler de değiştirilmiş ve bu süreç devam etmektedir.

32 Fakat, devletin temel yapısını ifade eden sıkça ve sıkça “Devleti bireyden ve toplumdan korumayı” amaçladığı yönünde eleştirilen ana çerçevenin ve anayasanın sözünden öte ruhu, yani ona egemen olan temel anlayış korunmaktadır. Bu özellikleriyle, Türkiye’ de Devlet, temel nitelikleri ve işlevleri bakımından, Batılı Liberal Demokrasilere göre bazı eksiklikler içermekle birlikte, şekil bakımından bu eksiklikler giderilebilir görünmektedir.

33 Derin Devlet Derin devlet, devletin asli fonksiyonlarının ötesinde bir misyona sahip olması, kendisine hukukla biçilen rolün dışına çıkarak herhangi bir “iyi” adına gizli veya dolaylı araçlarla topluma müdahale etmesi, kendisinin “suç olarak tanımladığı eylemleri yine kendisinin işlemesi ve bütün bunları mümkün kılan gizli bir örgüte veya örgütlere sahip olması olarak tanımlanabilir.

34 Derin devletin işlevi, demokratik kurumların varlığına karşın devletin önceliklerini – daha doğrusu devlet gücünü kullanan bir grubun “devletin öncelikleri” olarak belirlediklerini- korumak, siyasi partileri denetim altında tutarak resmi ideolojiye aykırı hükümet oluşumlarını ve icraatlarını engellemek, siyasetin icra edileceği sınırları çizmek ve bu süreçte yönetici elit’in konumunu da garanti altına almaktır.

35 Önemli Eserler ----Komünist Manifesto (Karl Marx) ---Toplum Sözleşmesi (Jean Jacques Rousseau) ---Hükümet Üzerine İki Deneme ( John Locke) ---Leviathan ( Thomas Hobbes) ---Ütopya (Thomas Moore)

36 SÖZLÜK Rechtsstaat: “Hukuk Devleti” anlamına gelen bu terim geniş anlamda yorumlandığında belirli bir hukuk düzenine ve hukuki mevzuata sahip tüm devletleri kapsar. Leviathan: Tevrat ve İncil'de kötülüğü temsil eden bir su canavarının adı olarak geçmektedir. Bu kavram 1651 yılında Thomas Hobbes'un ünlü"Leviathan" adlı eseri ile mutlak güç ve yetkilere sahip egemen bir devleti ifade etmek üzere kullanılmıştır.

37 Demosid: “Demos” ve “genocide”in birleşiminden oluşan “democide”, yani “halk-kırım”kavramı Rummel tarafından, özellikle 20 yy da silahlarını kendi halkına çeviren anti demokratik devletlerin yapılarını anlatmak için kullanılmış bir kavramdır. Hipotetik: Varsayımsal, farazi, tasarımsal. Tabula-Rasa: Boş Levha anlamına gelir. Locke tarafından insanların doğuştan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını tüm bilgilerin sonradan kazanıldığını idda ederken kullanmış olduğu kavram.


"…... “En güçlü gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça, hep egemen kalacak kadar güçlü değildir” Jean Jacques Rousseau." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları