Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Kur’ân Buluşmaları: 21 ÜMİT ŞİMŞEK.  Medine’de ilk olarak inmeye başlayan ve en son tamamlanan sûre  En son inen âyet bu sûrede (Buharî, Tefsir: 53).

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Kur’ân Buluşmaları: 21 ÜMİT ŞİMŞEK.  Medine’de ilk olarak inmeye başlayan ve en son tamamlanan sûre  En son inen âyet bu sûrede (Buharî, Tefsir: 53)."— Sunum transkripti:

1 Kur’ân Buluşmaları: 21 ÜMİT ŞİMŞEK

2  Medine’de ilk olarak inmeye başlayan ve en son tamamlanan sûre  En son inen âyet bu sûrede (Buharî, Tefsir: 53). Vahyin sonu:  Öyle bir günden sakının ki, o günde Allah’ın huzuruna dönersiniz ve, kimseye bir haksızlık edilmeksizin, herkese kazandıkları tastamam verilir.  Bakara, 2:281

3  Fatiha gibi, Kur’ân’ın özeti:  Kur’ân’ın ekseri ahkâmını tafsil eder  “Herşeyin bir zirvesi vardır. Kur’ân’ın zirvesi de Bakara Sûresidir.”  Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân: 2; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân: 13; Müsned, 5:26

4 ذلك الكتاب لا ريب فيه هدىً للمتقين Kendisinde şüphe olmayan kitap işte budur. O, takvâ sahipleri için yol göstericidir.

5  Hidayet:  1. Hidayetin kendisi  2. Hidayete ulaştıran  Fatiha’daki “İhdinâ”nın cevabı  Zıddı: dalâlet  Kur’ân’da 300’den fazla yerde geçer

6  Hidayet:  1. Bütün varlıkların yaratılış gayesine ulaştırılması  Firavun “Siz ikinizin Rabbi de kim?” dedi.  Musa “Rabbimiz, herşeyi yerli yerince yaratan, sonra da yol gösterendir” dedi.  Tâhâ, 20:49-50

7  Hidayet:  2. Peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle insanlara iki cihan saadetinin yollarının gösterilmesi  O, sana kitabı hak ile ve daha önceki kitapları doğrulayıcı olarak indirmiştir. Tevrat ve İncil’i de O indirdi.  Bunları daha önce insanlar için birer hidayet rehberi olarak indirdiği gibi, hak ile bâtılı birbirinden ayırt eden Furkan’ı da indirdi.  Âl-i İmrân, 3:3-4

8  Kimler için hidayet?  Bu, bütün insanlar için bir açıklama, takvâ sahipleri için bir hidayet ve öğüttür.  Âl-i İmrân, 3:138  Doğrusu, Biz Musa’ya hidayet rehberini verdik ve İsrailoğullarını kitaba vâris kıldık.  Akıl sahipleri için o kitap bir hidayet ve öğüttür.  Mü’min, 40:53-54

9  Öfkesi geçtikten sonra Musa levhaları yerden aldı. Onlarda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet yazılıydı.  A’râf, 7:154  Biz Kur’ân’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz. Bu ise zalimler için hüsrandan başka birşey arttırmıyor.  İsrâ, 17:82

10  Mü’minler için o bir hidayet ve bir rahmettir.  Neml, 27:77  Muhsinler için o bir hidayet ve rahmettir.  Lokman, 31:3  Yeni bir sûre indirildiğinde, onlardan “Bu sûre hanginizin imanını arttırdı?” diyenler olur. İman edenlere gelince, bu sûre gerçekten onların imanını arttırmıştır; onlar bununla sevinç duyarlar.  İndirilen sûre, kalplerinde hastalık bulunanların da pisliğine pislik katar; sonunda onlar kâfir olarak ölürler.  Tevbe, 9:

11  Takvâ:  Kendini iyice korumak, himayeye girmek  En kuvvetli vikaye: Allah’ın koruması  Allah’tan korkarak Onun emir ve yasaklarına muhalefetten kaçınmak, böylece kendisini kötü bir âkıbetten korumak  Kur’ân’da 285 yerde geçer  Müttakî: takvâ sahibi, korunan  Takvânın üç mertebesi:  1. Şirkten  2. Günahlardan  3. Mâsivâdan

12  فاتقوا النار التي وقودها الناس والحجارة أعدت للكافرين  يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله وذروا ما بقي من الربا إن كنتم مؤمنين  واتقوا يوما ترجعون فيه إلى الله ثم توفى كل نفس ما كسبت وهم لا يظلمون  يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله حق تقاته ولا تموتن إلا وأنتم مسلمون  فاتقوا الله وأطيعون  واتقوا فتنة لا تصيبن الذين ظلموا منكم خآصة واعلموا أن الله شديد العقاب  واتقوا الله إن الله شديد العقاب

13  Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu nasip eder ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.  Talâk, 65:2-3  Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde kolaylık verir.  Talâk, 4  Kim Allah’tan korkarsa, Allah onun günahlarını örter ve mükâfatını ziyadeleştirir.  Talâk, 5

14  Ey iman edenler! Allah’tan korkarsanız, O size hak ile bâtılı ayırt edecek bir güç (furkan) verir; günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah pek büyük lütuf sahibidir.  Enfâl, 8:29

15  Azıklanın; azığın en hayırlısı ise takvâdır. Ey akıl sahipleri, Benden sakının.  Bakara, 2:197  İyilik ve takvâda yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.  Mâide, 5:2

16  Ey Âdem oğulları! Çirkin yerlerinizi örtsün ve sizi süslesin diye Biz size elbise indirdik. Takvâ elbisesine gelince, işte bu en hayırlısıdır. Bunlar Allah’ın âyetleridir ki, düşünüp öğüt alsınlar diye indirilmiştir.  A’râf, 7:26

17  Kim Allah’ın şeâirine saygı gösterirse, hiç şüphesiz bu kalplerin takvâsındandır.  Hac, 22:32  Peygamberimiz, Ashabına öğüt verdiği bir sırada kalbini işaret ederek üç defa “Takvâ buradadır” buyurmuştur.  Müslim, Birr: 32

18 بسم الله الرحمن الرحيم الذين يؤمنون بالغيب ويقيمون الصلوة ومما رزقناهم ينفقون  Onlar gayba / gaybî olarak iman edenler,  namazlarını ikame edenler,  kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edenlerdir. بسم الله الرحمن الرحيم الذين يؤمنون بالغيب ويقيمون الصلوة ومما رزقناهم ينفقون  Onlar gayba / gaybî olarak iman edenler,  namazlarını ikame edenler,  kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edenlerdir.

19  GAYB  Duyularla idrak edilemeyen şeyler / varlıklar / âlemler  Geçmiş ve gelecek zamana ait haberler

20  Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de zulüm ve düşmanlıkla onların peşine düştü. Boğulacağını anlayınca, Firavun “İsrailoğullarının inandığından başka bir tanrı bulunmadığına inandım; ben de Ona teslim olanlardanım” dedi.  Şimdi inandın demek! Oysa sen daha önce isyan etmiştin ve bozguncunun biriydin!  Yunus, 10:90-91

21  Allah katında makbul tövbe, kötülükleri işleyip durduktan sonra ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tövbe ettim” diyen kimsenin veya kâfir olarak ölenlerin tövbesi değildir. Öyleleri için Biz acı bir azap hazırladık.  Nisâ, 4:18

22  Göklerde ve yerde olanların ve kanat çırpan kuşların Onu tesbih ettiğini görmedin mi? Onların hepsi duasını (salât) da bilir, tesbihini de. Allah ise onların yaptıklarını bilir.  Nur, 24:41

23  Namazı kıldıktan sonra da Allah’ı hem ayaktayken, hem otururken, hem de yatarken anmaya devam edin. Tehlikeden emin olduğunuzda namazı tam olarak kılarsınız. Çünkü namaz mü’minlere belirli vakitlerde kılınmak üzere farz olarak yazılmıştır.  Nisâ, 4:103

24  Sana vahyolunan kitabı oku; namazı dosdoğru kıl. Hiç şüphe yok ki namaz fuhşiyattan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak ise en büyük iştir. Ve Allah bütün işlediklerinizi bilir.  Ankebut, 29:45

25  İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir:  Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek,  namazı dosdoğru kılmak,  zekâtı vermek,  Beytullahı haccetmek,  Ramazan orucunu tutmak  Buharî, İman: 1, 2; Müslim, İman: 19-22

26  İKAME  Namazı vaktinde, eksiksiz, şartlarına riayet ederek, devamlı kılma

27  Onlar namazlarında huşû içindedirler. ...  Onlar namazlarını gözetir ve korurlar.  Mü’minûn, 23:2, 9  Onlar namazlarını devamlı kılarlar. ...  Onlar namazlarını gözetir ve korurlar.  Meâric, 70:23, 34

28  Sabır ve namazla yardım isteyin. Ancak bu, huşû sahiplerinden başkasına pek ağır gelir.  Bakara, 2:45

29  Mücrimlere sorarlar:  “Sizi Sakar’a ne attı?”  Derler ki: Biz namaz kılmazdık.  Yoksulları doyurmazdık.  Bâtıla dalanlarla biz de dalıp gitmiştik.  Hesap gününü de yalanlıyorduk.  Müddessir: 74:41-46

30  “Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.”  rızık olarak: mal, para, ilim, sağlık,... her türlü nimet  verdiğimiz: nimetler kendilerinin değil, minnet altında bırakmaya hakları yok  infak: harcamak (Allah yolunda, Allah’ın emrettiği yerlerde)

31  Namaz ile zekâtın beraberce geçtiği âyetler  Bakara, 2:43, 83, 110, 177, 277  Nisâ, 4:77,162  Mâide, 5:12, 55  Tevbe, 9:5, 11, 18, 71  Meryem, 19:31, 55  Enbiyâ, 21:73  Hac, 22:41  Nur, 24:37, 56  Neml, 27:3  Lokman, 31:4  Ahzâb, 33:33  Fussılet, 41:7  Mücadele, 58:13  Müzzemmil, 73:20  Beyyine, 98:5

32  Onlar zekât için çalışırlar.  Mü’minûn, 21:4  İnsan hırslı ve tez canlı yaratılmıştır.  Kendisine kötülük dokunduğunda feryattadır.  Hayır eriştiğinde ise cimrileşir.  Ancak namaz kılanlar müstesnadır.  Onlar namazlarında devamlı olanlardır.  Mallarında da belirli bir pay vardır:  İsteyen ve istemeyen yoksullar için.  Meâric, 70:19-25

33  Allah’ın kitabını okuyan, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık bağışta bulunan kimseler, hiç ziyan ihtimali olmayan bir ticareti ümit edebilirler.  Fâtır, 35:29

34  Sevdiğiniz şeylerden bağışta bulunmadıkça hayra ermiş olmazsınız. Sizin hayır için harcadığınız herşeyi ise Allah bilir.  Âl-i İmrân, 3:92  O takvâ sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah ise o muhsinleri sever.  Âl-i İmrân, 3:134

35 والذين يؤمنون بما أنزل إليك وما أنزل من قبلك وبالآخرة هم يوقنون Onlar sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilene de. Âhirete de onların yakîni vardır.

36  “Gayba iman”ın tafsili  Siz kitabın bütününe / bütün kitaplara inanırsınız.  Âl-i İmrân, 3:119  Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse, pek derin bir sapıklığa düşmüş olur.  Nisâ, 4:136

37  Müslümanlara:  “Kur’ân’a iman ettiğiniz gibi, ondan önceki kitaplara da iman edin.”  Ehl-i Kitaba:  “Size indirilen kitaplara inandığınız gibi, Kur’ân’a da iman edin.”

38  Âhirete iman:  1. Yakîn  Gerçekten de İblis onlar hakkındaki zannını doğruladı ve mü’minlerden bir topluluk dışındakiler ona uyup gittiler.  Aslında, İblis’in onlar üzerinde hiçbir gücü yoktur; âhirete iman edenlerle ondan şüphe edenleri Biz böylece ayırt ediyoruz. Rabbin ise herşeyi gözetip koruyucudur.  Sebe’, 34:20-21

39  2. Harf-i tarif / takdim  Âhiret olarak iman edilecek şey, bu kitabın ve bu peygamberin bildirdiği âhirettir.  Yeniden diriliş, cismanî haşir, hesap, kitap, Cennet, Cehennem, ilh. – hepsini birden içine alan tam bir âhiret imanı. Yoksa, Ehl-i Kitabın kuruntularına tâbi bir “âhiret” değil.  Müttakîler, işte bu gerçek âhirete iman ederler / asıl âhiret, işte bunların kesin bir şekilde iman ettikleri âhirettir.

40  “Allah’a ve âhiret gününe iman”  19 âyette beraber geçer  Onlar namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler; âhirete de onların yakîni vardır.  Neml, 27:3; Lokman, 31:4

41 اولئك على هدىً من ربهم واولئك هم المفلحون İşte onlar Rablerinden hidayet üzeredirler. Ve onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.

42  2. Müttakîler için hidayet / rehber  5. Rablerinden hidayet üzeredirler  هدىً هدىً  “hidayet” nekre olarak tekrarlandığı için birbirinden farklı  Birincisinde “rehber” mânâsı daha açık; ikincisinde onun neticesine vurgu var.

43  Rablerinden:  1. Kendilerinden değil, Allah’ın yaratması ve ihsanıyla.  2. İnsana yönelik terbiye işlemine dahil.

44  المفلحون  Felâh: kurtulmak, hayra ermek, umduğuna kavuşmak, hayırda ve nimette beka bulmak  Herkes için farklı mânâ taşıyabilir:  Cehennemden kurtuluş  Cennet  Rüyet

45 إن الذين كفروا سواء عليهم ءأنذرتهم أم لم تنذرهم لا يؤمنون İnkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; onlar iman etmezler.

46  Küfür: örtme (çiftçi ve gece hakkında da kullanılır)  Kâfir: nimeti örten, hakkı inkâr eden  Mü’min: inanılması gereken herşeye iman eden  Kâfir: inanılması gereken herşeyi inkâr etmesi şart değil

47  İnzar: korkulacak birşeyden sakındırmak, uyarmak  Peygamberler: hem müjdeleyici (beşîr, mübeşşir), hem uyarıcı (nezîr, münzir)

48  Yalanlayacak olursanız, bilin ki sizden önceki ümmetler de peygamberlerini yalanlamıştı. Peygambere düşen ise, açıkça tebliğ etmekten ibarettir.  Ankebut, 29:18  Eğer arkalarını dönerlerse, Biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, tebliğ etmekten ibarettir.  Şûrâ, 42:48

49 ختم الله على قلوبهم وعلى سمعهم وعلى أبصارهم غشاوة ولهم عذاب عظيم Allah onların kalplerini de mühürlemiştir, kulaklarını da. Gözlerinde ise bir perde vardır. Onların hakkı büyük bir azaptır.

50  Gördün mü heveslerini tanrılaştıranı? Allah onu bilgiyle saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözlerini de perdelemiştir. Allah’tan sonra artık ona kim yol gösterebilir? Hiç düşünmüyor musunuz?  Câsiye, 45:23

51  Onların başlarına gelen ceza, ahitlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “Kalplerimiz örtülüdür” demeleri yüzündendir — ki, onların kalplerini inkârları sebebiyle Allah mühürlemiştir de onun için pek azı iman eder.  Ve inkârları ve Meryem’e pek büyük bir iftira atmaları yüzündendir.  Bir de “Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri yüzündendir.  Nisâ, 4:

52  Onlar hesap gününü yalanlıyorlar.  Onu sadece haddini aşan ve günaha dalan kimse yalanlar.  Kendisine âyetlerimiz okunduğunda “Eskilerin efsaneleri” der.  Hâşâ! Aslında kazandıkları günahlar onların kalplerini paslandırmıştır.  Mutaffifîn, 83:11-14

53  Onlar, halkı Allah yolundan alıkoymak için yeminlerini kalkan yaptılar. Bu yaptıkları, gerçekten pek kötü birşeydir.  Çünkü önce iman etmiş, sonra kâfir olmuşlar, ondan sonra da kalpleri mühürlenmiştir; artık birşey anlayacak durumda değillerdir.  Münafikun, 63:2-3

54 ومن الناس من يقول آمنا بالله وباليوم الآخر وما هم بمؤمنين Bir de insanlardan “Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” diyenler vardır; halbuki onlar mü’min değildirler.

55  Kâfirler hakkında 2 âyet  Münafıklar hakkında 13 âyet  Münafıklar dahilî düşman  Tanınması daha zor  Tanınmaması daha zararlı  Nifak, hile, yalan, istihza gibi sıfatlar  Yaptığı işin kötülüğünü zamanla görebilir

56  “Onlar mü’min değillerdir”  Nifakları devamlıdır  Onları mü’min bilmeyin  Size ne oluyor ki münafıklar hakkında ikiye ayrılıyorsunuz? Allah onları, kendi kazandıkları günahlar yüzünden gerisin geri çevirmiştir. Yoksa Allah’ın saptırdığını siz mi doğru yola getireceksiniz? Allah’ın saptırdığı kimse için sen bir çıkış yolu bulamazsın.  Nisâ, 4:88

57 يخادعون الله والذين آمنوا وما يخدعون إلا أنفسهم وما يشعرون Güya Allah’ı ve iman edenleri aldatıyorlar! Oysa ancak kendilerini aldatıyorlar da farkına bile varmıyorlar

58  Onlar, halkı Allah yolundan alıkoymak için yeminlerini kalkan yaptılar. Bu yaptıkları, gerçekten pek kötü birşeydir.  Çünkü önce iman etmiş, sonra kâfir olmuşlar, ondan sonra da kalpleri mühürlenmiştir; artık birşey anlayacak durumda değillerdir.  Münafikun, 63:2-3

59  Onlar yeminlerini kalkan yaparak insanları Allah yolundan alıkoydular. Artık onlar için hor ve hakir edici bir azap vardır.  Ne malları, ne de evlâtları, Allah’a karşı onlara bir fayda verecek değildir. Onlar ateş ehlidir ve orada sürekli kalacaklardır.  Allah onların hepsini dirilttiği gün, şimdi size yemin ettikleri gibi, Allah’a da yemin ederler ve bununla kendilerine fayda verecek birşey yaptıklarını sanırlar. İyi bilin, onlar yalancıların tâ kendileridir.  Mücadele, 58:16-18

60  İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna gider. Üstelik kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Oysa düşmanlıkta o pek yamandır!  Senin yanından ayrıldığında ise, memlekette fesat çıkarmaya, ürünleri ve nesilleri helâk etmeye koşar. Fakat Allah bozgunculuğu sevmez.  Ona “Allah’tan kork” dendiğinde de kibir ve gururu kabarır ve onu daha çok günaha sürükler. Onu ancak Cehennem paklar. Ne kötü bir yerdir orası!  Bakara, 2:

61  Onları gördüğünde kalıpları hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar elbise giydirilmiş keresteler gibidir. Her gürültüyü aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır; onlardan sakın. Allah kahretsin onları, nasıl da dönüveriyorlar!  Münafikun, 63:4

62  Âhir zamanda öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya için satacaklar; yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler; dilleri şekerden tatlı, kalpleri ise kurt kalbi olacak.  Tirmizî, Zühd: 60

63  Dört huy vardır ki, bunlar kimde bulunursa halis münafıktır. Kimde bu huylardan birisi bulunursa, onu terk edinceye kadar kendisinde nifaktan bir haslet bulunmuş olur:  - Emanet edildiğinde hıyanet eder  - Konuştuğunda yalan söyler  - Söz verdiğinde sözünden döner  - Düşmanlıkta aşırı gider  Buharî, İman: 24; Müslim, İman: 106

64 في قلوبهم مرض فزادهم الله مرضا ولهم عذاب أليم بما كانوا يكذبون Onların kalplerinde hastalık var; Allah onların hastalığını daha da arttırmıştır. Yalan söyledikleri için onlara acı bir azap vardır.

65  Yeni bir sûre indirildiğinde, onlardan “Bu sûre hanginizin imanını arttırdı?” diyenler olur. İman edenlere gelince, bu sûre gerçekten onların imanını arttırmıştır; onlar bununla sevinç duyarlar.  İndirilen sûre, kalplerinde hastalık bulunanların da pisliğine pislik katar; sonunda onlar kâfir olarak ölürler. ▪. /..

66  Doğru yolda olanların ise Allah hidayetlerini arttırır. Bâki kalan güzel işler, Rabbinin katında hem ödül bakımından, hem de âkıbet itibarıyla daha üstündür.  Meryem, 19:76

67  “Yalan söyleyip durmaları yüzünden...”  Bütün günahlarının temelinde yatan şey  Müslümanları uyanık bulunmaya davet  “Haberiniz olsun, onlar yalancıların tâ kendileridir.”  Mücadele, 58:18  Onların yalancı olduklarına Allah şahitlik ediyor.  Haşir, 59:11  Münafıkların yalancı olduklarına Allah şahitlik ediyor.  Münafikun, 63:1

68 وإذا قيل لهم لا تفسدوا في الأرض قالوا إنما نحن مصلحون Onlara “Yeryüzünde fesad çıkarmayın” dendiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.

69 ألا إنهم هم المفسدون ولكن لا يشعرون Dikkat edin, onlar müfsidlerin tâ kendisidir; lâkin bunun şuurunda değiller.

70  Fesad / ifsad / müfsid - kâfir ve münafıkların sıfatı  Salâh / ıslah / muslih - mü’minlerin sıfatı  Küfürden çevre problemlerine kadar bütün alanlar için geçerli kavramlar  “Yeryüzünde...”  Fesatları sirayet edici

71  “... dendiği zaman”  Emr-i bilma’ruf ve nehy-i anilmünker vazifesinin yapıldığına işaret  “Biz muslihleriz”  Islahat bizim daimî vasfımız; bizim işimiz zaten ıslah etmek  “Şuurunda değiller”  Şuurdan dahi yoksunlar

72  Senin yanından ayrıldığında (veya iş başına geçtiğinde), memlekette fesat çıkarmaya, ürünleri ve nesilleri helâk etmeye koşar. Fakat Allah fesadı sevmez.  Bakara, 2:205

73 وإذا قيل لهم آمنوا كما آمن الناس قالوا أنؤمن كما آمن السفهاء ألا إنهم هم السفهاء ولكن لا يعلمون Onlara “Siz de herkesin inandığı gibi iman edin” dendiğinde, “O beyinsizler gibi mi inanalım?” derler. Oysa beyinsizlerin tâ kendisi onlardır; lâkin bunu da bilmiyorlar.

74  Sefih / sefahet  Zıddı: reşid / rüşd  Akıl ve hikmete muhalif hareket / beyinsizlik  Akıl ve hikmeti terk edip keyif, hevâ ve hevese tâbi olmak: sefahet

75  Kendini bilmez beyinsizlerden başka kim İbrahim’in dinini reddeder? Biz onu seçkin kılmıştık; âhirette de o salihlerdendir.  Bakara, 2:130  İnsanların beyinsiz kısmı diyecek ki: “Önceden yöneldikleri kıbleden bunları çeviren şey ne?” Sen de ki: Doğu da, batı da Allah’ındır. O, dilediğini dosdoğru bir yola ulaştırır.  Bakara, 2:142

76  Allah’ın size geçim vasıtası kıldığı mallarınızı, aklı başında olmayanlara vermeyin. Fakat o maldan onları yedirip içirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.  Nisâ, 4:5

77  Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce evlâtlarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları Allah’a iftira ederek haram sayanlar hüsrana düşmüşlerdir. Onlar şaşırıp sapmış, doğru yolu da bir türlü bulamamışlardır.  En’âm, 6:140

78  Musa kavminden yetmiş adam seçerek belirlediğimiz yere getirdi. Onları şiddetli bir sarsıntı tuttuğunda, Musa dedi ki: “Yâ Rabbi, eğer dileseydin onları da, beni de daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin? Bu ancak Senin bir imtihanındır; Sen dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Bizim dostumuz ve yardımcımız da Sensin. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.  A’râf, 7:155

79  Kavminin ileri gelen kâfirleri, “Biz seni apaçık bir beyinsizlik içinde görüyor ve yalancının biri olduğunu düşünüyoruz” dediler.  Hud ise “Ey kavmim, bende beyinsizlik yoktur,” dedi. “Ben ancak Âlemlerin Rabbi tarafından bir elçiyim.  A’râf, 7:66-67

80  “Onlara... denildiği zaman...”  Tepkileri: nasihat kabul etmemek, kibirlenmek  Ona “Allah’tan kork” dendiğinde kibir ve gururu kabarır ve onu daha çok günaha sürükler. Onu ancak Cehennem paklar. Ne kötü bir yerdir orası!  Bakara, 2:206

81  Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek Ona dua edenleri yanından kovma. Ne onların hesabından sana bir sorumluluk vardır, ne senin hesabından onlara. Sakın onları kovup da zalimlerden olma.  Onları birbiriyle böylece imtihana uğrattık; onlar da “Aramızdan bunları mı Allah lütfuna lâyık gördü?” dediler. Şükredenleri en iyi bilen Allah değil mi?  En’âm, 6:52-53

82  Onlara “Gelin, Allah’ın Resulü sizin için Allah’tan af dilesin” dendiği zaman başlarını çevirirler; sen onların kasılarak uzaklaştıklarını görürsün.  Münafikun, 63:5

83  “Lâkin bilmiyorlar”  İman ilim işidir; durumlarını ayırt edecek ilim ve irfandan yoksunlar

84 وإذا لقوا الذين آمنوا قالوا آمنا وإذا خلوا إلى شياطينهم قالوا إنا معكم إنما نحن مستهزؤن İman edenlerle karşılaştıkları zaman “İnandık” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise “Biz sizinleyiz,” derler. “Onlarla sadece eğleniyoruz.”

85  Şeytan  Haktan, hayırdan, rahmetten uzaklaşmış varlık  Ateşten yaratılmış, yanmış, helâk olmuş  Şeytanın 2 özelliği:  Azgındır  Azdırır

86  Her peygambere insan ve cin şeytanlarını Biz böylece düşman ettik ki, bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler ilham ederler. Eğer Rabbin dileseydi onlar bunu yapamazdı; onun için sen onları uydurduklarıyla baş başa bırak.  Onlar bunu, âhirete inanmayanların gönülleri o yaldızlı sözlere meyletsin, sonra ondan hoşlansınlar ve işlemekte oldukları kötülükleri işlemeye devam etsinler diye yaparlar.  En’âm, 6:

87  EBÛ ZER (R.A.) ANLATIYOR:  Resulullahın orada bulunduğu bir sırada mescide gittim, yanına oturdum. Bana şöyle buyurdu:  “Ey Ebû Zer, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah’a sığın.”  “İnsan şeytanları da mı var?” dedim.  “Evet” buyurdu.  Nesâî, İstiâze: 48

88  Üzerine Allah’ın adı anılmayan şeylerden yemeyin; çünkü bu Allah’a itaatten çıkmak olur. Şeytanlar ise, dostlarına, sizinle tartışmalarını telkin ederler. Onlara itaat ederseniz siz de müşrik olursunuz.  En’âm, 6:121

89 الله يستهزئ بهم ويمدهم في طغيانهم يعمهون Oysa Allah onları maskaraya çeviriyor. Ve onlara mühlet veriyor; onlar da azgınlıkları içinde bocalayıp duruyorlar.

90  İstihza:  Fiil olarak hem münafıklar, hem Allah hakkında geçiyor  İsim olarak (müstehzî) sadece münafıklar hakkında  Allah istihza eder, müstehzî değildir  Adalet ve intikam mânâsı

91  Dünyada, mücrimler iman edenlere gülerlerdi.  Yanlarından geçerken kaş göz oynatırlardı.  Ahbaplarının yanına dönerken de eğlenerek dönerlerdi.  Onları gördüklerinde ise “İşte bunlar sapıklar” derlerdi.  Oysa onlar mü’minlere gözcü olsun diye gönderilmemişlerdi.  Bugün de iman edenler o kâfirlere gülerler:  Hem de koltuklara kurulmuş, onları seyrederken!  Nasıl, buldu mu o kâfirler ettiklerini?  Mutaffifîn, 83:29-36

92 اولئك الذين لشتروا الضلالة بالهدى فما ربحت تجارتهم وما كانوا مهتدين İşte onlar hidayeti sapıklıkla değiştirmiş kimselerdir. Fakat ne bu ticaretlerinden bir kazanç sağlamışlar, ne de doğru yolu bulabilmişlerdir.

93 مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ Onların hali, ateş yakan kimsenin durumu gibidir. Ateş onların etrafını aydınlattığında Allah onların nurunu alıp onları karanlıklarda bırakmış, onlar da birşey göremez olmuşlardır.

94  Geçen âyetlerde münafıklar hakkında sayılan özellikler:  iman etmemek  yalancılık  hile  şuursuzluk  kalp hastalığı  fesat  cehalet  sefahet  azgınlık  şaşkınlık  şeytanlık  istihza

95  Allah onların nurunu aldı / nârını veya ziyasını değil  فلما أضاءت  Ziya duruyor  “Allah aldı” / semavî musibet – kurtuluş yok

96  Nurunu aldı / zulmetlerde bıraktı  İşte Benim dosdoğru yolum budur; ona uyun. Başka yollara takılmayın ki sizi Onun yolundan saptırıp parçalamasınlar. Sakınırsınız diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.  En’âm, 6:153

97  Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içindeki sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediğini saptırır; dilediğini de dosdoğru bir yola koyar.  En’âm, 6:39  Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayacak bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu?  En’âm, 6:122

98  Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan nura çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostu da tâğutlardır ki, onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar ateş ehlidir; orada ebedî olarak kalacaklardır.  Bakara, 2:257

99 صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ Artık sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; geri de dönemezler.

100  Sadece gözle ilgili bir körlük değil  Onlar yeryüzünde gezmezler mi ki akıl edecek kalpleri yahut işitecek kulakları olsun? Fakat kör olan gözler değil, sinelerdeki kalplerdir.  Hac, 22:46

101  Sen ölülere söz dinletemezsin; arkasını dönüp giden sağırlara da çağrını duyuramazsın.  Körleri de şaşkınlıklarından kurtarıp yola getiremezsin. Sen ancak iman edip hakka teslim olmuş kimselere söz dinletebilirsin.  Neml, 27:80-81; Rum, 30:52-53

102 أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي ءَاذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ Yahut onların hali, zifirî karanlıklarda gök gürültüsü ve şimşekler arasında boşalan şiddetli yağmura tutulmuş kimse gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırımdan korunmak için kulaklarını tıkarlar. Allah ise o kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

103  Münafık bakışı  O yağmuru dilediği kuluna gönderdiğinde, birden seviniverirler.  Rum, 30:487  Yağmur: rahmet yerine musibet  Münafık için kâinatta herşey düşman  Zulmetlerin ve şiddetli yağmurun üzerine gök gürültüsü, şimşek...  “Her gürültüyü aleyhlerine sanırlar.” (Münafikun, 63:4.)

104 يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Şimşek neredeyse gözlerini kör edecek! Şimşek etraflarını aydınlatınca, onun ışığında biraz yürürler, üzerlerine karanlık çökünce de çakılıp kalırlar. Eğer Allah dileseydi onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Çünkü Allah herşeye kadirdir.

105  Hem fayda, hem zarar veren unsurlar:  ateş  ışık  nur  zulmet  yağmur  gök gürültüsü  şimşek  göz  kulak  dil  ölüm

106 يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvâya erişesiniz.

107  Ey insanlar: iltifat (gaibden muhataba)  İnsanlar:  Müttakîler (ibadete devam)  Kâfirler (imana davet)  Münafıklar (ihlâsa davet)

108  Rububiyet / ubudiyet  Kime kulluk edilir:  sizi yaratan / enfüsî delil  sizden öncekileri yaratan... / âfâkî delil  Başkasına kulluk etmek “insanlıkla” bağdaşmaz

109 ... takvâya erişesiniz / sakınasınız  “müttakîler için hidayet”  Bilmiyor musun ki göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır? Ve sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz vardır, ne de bir yardımcınız.  Bakara, 2:107  الذي  Ancak fiilleri ve eserleriyle tanınır

110 اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ O Rabbiniz ki, sizin için yeri bir döşek, göğü bir tavan yaptı. Gökten bir su indirdi, o suyla da size rızık olsun diye nice ürünler çıkardı. Bütün bunları bile bile kimseyi Allah’a denk tutmayın.

111  جعل  Birisinin yapmasıyla...  لكم  İnsan bütün nimetlerin odak noktasında / yegâne gaye değil  O Allah ki, gemiler Onun koyduğu yasalara uygun şekilde akıp gitsin ve siz de Onun lütfundan nasibinizi arayıp şükredin diye, denizleri sizin hizmetinize verdi.  Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini O kendi tarafından bir lütuf olarak sizin hizmetinize verdi. Tefekkür eden bir topluluk için bunda nice âyetler vardır.  Câsiye, 45:12-13

112  Rızık – terzik – Râzık / Rezzâk  “rızık olarak verdiklerimizden infak ederler”  Ey insanlar, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Sizi gökten ve yerden rızıklandıracak, Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da tersiniz dönüyor?  Fâtır, 35:3

113  Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.  Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Allah’a tevekkül edene O yeter. Allah buyruğunu mutlaka gerçekleştirir. Herşey için Allah bir ölçü belirlemiştir.  Talâk, 65:2-3

114 وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ Eğer kulumuza indirdiğimiz kitap hakkında bir şüpheniz varsa, siz de onun benzeri bir sûre getirin. Üstelik Allah’tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın — eğer iddianızda doğru iseniz.

115  Tehaddî: meydan okuma  i’câz-ı Kur’ân  belâğat  mânâ tabakaları  usandırmama  ilmî i’câz  gayb haberleri  bütünlüğü  değişmeden bugünlere gelişi  her an milyonlarca kişi tarafından okunması  medeniyet i’câzı  sayısal i’câz

116  نزلنا  parça parça / farklı zamanlar / farklı konular / farklı esbab-ı nüzul / farklı suallere cevap / farklı şartlar  على عبدنا  teşrif

117  Yahut “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? Doğrusu, buna onlar da inanmazlar.  Doğru söylüyorlarsa, onun gibi bir söz getirsinler.  Tûr, 52:33-34  De ki: Bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için bütün insanlar ve cinler toplanıp da birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.  İsrâ, 17:88

118  Yoksa “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: O zaman, Allah’tan başka kimi yardıma çağırabiliyorsanız çağırın ve uydurma şeylerle dolu da olsa, ona benzer on tane sûre getirin— iddianızda doğru iseniz.  Size cevap veremezlerse, bilin ki o Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve Ondan başka tanrı yoktur. Artık hakka teslim oluyor musunuz?  Hûd, 11:13-14

119  Yoksa “Bunu o uydurdu” mu diyorlar? De ki: O zaman Allah’tan başka kimi çağırabiliyorsanız çağırın da onun bir sûresinin benzerini getirin — eğer doğru söylüyorsanız.  Yunus, 10:38

120 فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ Bunu yapamazsanız — ki asla yapamayacaksınız — kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten sakının.

121 وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقاًۙ قَالُوا هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهاًۜ وَلَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ İman edip amel-i salih işleyenleri müjdele: Onların, altından ırmaklar akan Cennetleri olacak. Ne zaman o Cennetlerden rızık olarak bir meyveyle rızıklanacak olsalar, “Bu tıpkı daha önce bize verilen rızık” derler. Çünkü onlara o nimetler benzer şekilde ikram edilmiştir. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.

122  وَبَشِّر  Tehditten sonra tebşir / önceki tehditlerin mü’min ve amel-i salih sahipleriyle bir ilgisi yok  Amel-i salih / iman ile birlikte  kalbî – bedenî – malî  Herkes için, yaptığı işe göre, derece derece karşılıklar vardır. Çünkü Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.  En’âm, 6:132

123  Rızık / aynı cümlede 3 defa (bk. 22. âyet)  “Daha önce bize verilen rızık”  aynı değil, müteşabih  ilk görüşte meyletmeleri için  şeklen benzer (ülfet lezzeti) / tadları farklı  İbni Abbas (r.a.): Sadece isimleri benzer  “Az önce yediklerimiz tekrar yerlerine gelmiş”  Dünyadaki rızık: amel-i salih  كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا  usanma yok

124 اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْـي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَاۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۢ يُضِلُّ بِه۪ كَث۪يراً وَيَهْد۪ي بِه۪ كَث۪يراًۜ وَمَا يُضِلُّ بِه۪ٓ اِلَّا الْفَاسِق۪ينَۙ Allah, sivrisinekle yahut ondan daha ötesi ile misal vermekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, bu Rablerinden gelen hakkın tâ kendisidir. İnkâr edenler de “Allah bu misalle ne anlatmak istedi?” deyiverirler. Allah bu misalle birçoğunu saptırmış, birçoğunu da hidayete eriştirmiştir. Aslında, Allah’ın saptırdıkları, zaten yoldan çıkmış olanlardır.

125  Sivrisinek mucizesi:  delme  emme  uyuşturucu  pıhtılaşmayı önleyici  uçuş ve iniş takımları  petek gözler  antenler

126  Dişi sivrisinek  insan kanını emer ve yavru yetiştirmekte kullanır

127  Ulûhiyet sıfat ve şuunatı hakkında Kur’ân hiçbir tarafı eksik bırakmamıştır:  Onlar Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet gününde bütün yeryüzü Onun avucunda, gökler ise dürülmüş halde elindedir. O her kusurdan münezzeh, onların ortak koştukları şeylerden de yücedir.  Zümer, 39:67

128  Bilin ki Allah kişiyle kalbinin arasına girer ve siz Onun huzurunda toplanırsınız.  Enfâl, 8:24  O gün kitap sayfalarını dürer gibi semâyı düreriz. Sonra da, ilk yaratışa başladığımız gibi mahlûkatı tekrar yaratırız.  Enbiyâ, 21:104

129  Görmedin mi ki, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini Allah bilir? Ne zaman üç kişi aralarında fısıldaşacak olsa, dördüncüsü mutlaka Odur; dört kişilerse beşincisi Odur. Sayıları bundan az olsun, çok olsun, nerede olsalar Allah onlarla beraberdir. Sonra da Allah onlara yaptıklarını kıyamet gününde haber verir. Çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilir.  Mücadele, 58:7

130  Sonuç:  Azamet sıfatı, küçük şeyleri şümulü dışında bırakmaz, hepsini içine alır.

131  Yeni bir sûre indirildiğinde, onlardan “Bu sûre hanginizin imanını arttırdı?” diyenler olur. İman edenlere gelince, bu sûre gerçekten onların imanını arttırmıştır; onlar bununla sevinç duyarlar.  İndirilen sûre, kalplerinde hastalık bulunanların da pisliğine pislik katar; sonunda onlar kâfir olarak ölürler.  Tevbe, 9:

132  Fâsık: sınırı aşan, yoldan çıkan, haktan sapan, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelen  “Allah fasıklar güruhuna yol göstermez”  Mâide, 5:108; Tevbe, 9:24, 80; Saff, 61:5; Münafikun, 63:6

133 اَلَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ۖ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ O fâsıklar, sözleştikten sonra Allah’ın ahdini bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. Onlar, hüsrana düşmüş olanların tâ kendileridir.

134  Hani Rabbin, Âdem oğullarının bellerinden soylarını çıkarmış ve onları kendilerine karşı şahit tutmuştu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, onlar “Evet, Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz” dediler. O sizi böylece şahit tuttu ki, kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz.  Veya “Bizden önceki atalarımız Allah’a ortak koşmuştu; biz onların ardından gelen bir nesildik. O bâtılı işleyenlerin yaptıkları yüzünden mi bizi helâk edeceksin?” demeyesiniz.  Belki inkârdan vazgeçerler diye, âyetleri Biz iyice açıklıyoruz.  A’râf, 7:

135  Peygamber sizi Rabbinize iman etmek için çağırıp dururken size ne oluyor ki Allah’a inanmayacakmışsınız? Üstelik O sizden ahit de almıştı. İman edecekseniz ne duruyorsunuz?  Hadîd, 57:8

136  Ben size ant vermedim mi, ey Âdem oğulları, “Şeytana kul olmayın; o sizin apaçık düşmanınızdır.  “Yalnız Bana kulluk edin; dosdoğru yol işte budur” diye?  Yâsin, 36:60-61  Allah’ın size olan nimetini ve “İşittik ve itaat ettik” diyerek Ona verdiğiniz sözü hatırlayın. Allah’tan sakının. Çünkü Allah gönüllerde saklı olanı bilir.  Mâide, 5:7

137  Allah peygamberlerden ahit alarak, “Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra, sizdeki kitabı tasdik edici bir peygamber geldiğinde ona inanacak ve yardım edeceksiniz” buyurmuş ve sormuştu: “Bu ahdi kabul edip üstleniyor musunuz?” Onlar “Kabul ettik” dediler. Allah buyurdu ki: Şahit olun; Ben de sizinle beraber bu ahdin şahidiyim.  Âl-i İmrân,, 3:81

138  Hani, kendilerine kitap verilenlerden, Allah, “Bu kitabı halka açıklayacak, onu asla saklamayacaksınız” diye ahit almıştı. Onlar ise bu ahdi kulak ardı edip az bir paraya satıvermişlerdi. Ne kötü bir alışverişti o!  Âl-i İmrân, 3:187

139  Sözleştiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil tutarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Hiç kuşkusuz, Allah sizin işlediklerinizi görür.  İpliğini sağlamca eğirdikten sonra tekrar bozan kadına benzemeyin. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha kalabalık diye, yeminlerinizi aranızda bir fesat aracı yapmayın. Aslında Allah sizi bununla sınıyor; anlaşmazlığa düştüğünüz şeyi ise kıyamet gününde size açıklayacaktır.  Nahl, 16:91-92

140  Benim adıma ahidleştikten sonra sözünden dönen kimsenin kıyamet gününde Ben hasmı olacağım.  Buharî, Büyû’: 106  Söz verdiğinde sözünden döner (münafıklık alâmetlerinden)  Buharî, İman: 24; Müslim, İman: 106

141  Ahid  Ruhlar âleminde alınan söz  Nimetlerin karşılığında kullara düşen yükümlülükler  Özel olarak alınan ahidler  Allah adına verilen sözler  Genel mânâda her türlü ahid

142  نقض  binayı yıkmak, örülmüş ipi bozup dağıtmak, ahdi bozmak  مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ  Allah’ın emri:  tekvinî emir  teşriî emir

143  Ahdini bozan herkesin kıyamet gününde, “Bu filânın ahdini bozma alâmetidir” diye bir bayrağı olacaktır.  Buharî, Cizye: 22; Müslim, Cihad:  Kıyamet gününde, ahdine riayet etmeyen herkesin arkasında bir bayrak bulunacak ve vefasızlığı nisbetinde bu bayrak yükseltilecektir. Şunu iyi bilin ki, ahdinden dönmek hususunda kamu yöneticisinden daha büyüğü yoktur.  Müslim, Cihad:15-16

144  Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyler:  akrabalık  iman kardeşliği  Yaratan – yaratılan  akıl – ilim  ilim – amel ......

145 كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتاً فَاَحْيَاكُمْۚ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ  Nasıl olur da Allah’ı inkâr edersiniz ki, siz cansız iken O size can verdi. Sonra O sizi öldürür; sonra yine diriltir; sonra da Onun huzuruna dönersiniz.

146  İnsanın cansız hali ve ilk yaratılışı  Sizi topraktan yaratması da Onun âyetlerindendir. Sonra siz birer beşer olarak yeryüzüne yayılırsınız.  Rum, 30:20  Allah sizi önce topraktan, sonra bir damla sudan yarattı, sonra da sizi çiftler haline getirdi.  Fâtır, 35:11

147  İlk yaratılış, ölüm, ikinci yaratılış / Öldüren de Allah  Size hayat veren, sonra öldüren, sonra tekrar dirilten de Odur. İnsan ise, doğrusu, pek nankördür.  Hacc, 22:66  Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, sonra da dirilten Allah’tır. Şerikleriniz arasında bunlardan herhangi birini yapabilecek birisi var mı? O her kusurdan münezzeh, onların ortak koştuklarından da yücedir.  Rum, 30:40

148  İnsanın yaratılış ve ölümü  Cansız hali: toprak (Hz. Âdem) / cansız maddeler  Birinci hayatı: dünya hayatı  Ölümü: kabir hayatı  İkinci hayatı: âhiret hayatı

149  Biz sizi topraktan yarattık; sonra ona döndürür, sonra bir kere daha ondan çıkarırız.  Tâhâ, 20:55  Melekler ruhu alır almaz Cennet elbisesine ve kokularına sararlar. Öyle ki, o ruhtan, yeryüzünde bulunabilecek en güzel kokular yayılmaya başlar. Melekler onunla yükselirken, yanlarından geçtikleri melek toplulukları “Bu güzel koku da ne?” diye sorarlar. Onlar da “Bu filân oğlu filândır” diye, dünyada iken anıldığı en güzel isimlerle onu tanıtırlar.. /..

150  Dünya semâsının sonuna geldiklerinde kapının açılmasını isterler ve onlara semâ kapıları açılır. Her semâ katından, böylece bir sonraki semâya uğurlanırlar. En sonunda yedinci semâya geldiklerinde Yüce Allah buyurur ki:  “Kulumu İlliyyûn’a kaydedin ve tekrar yeryüzüne götürün. Zira Ben onları topraktan yarattım; sonra ona döndürür, sonra bir kere daha ondan çıkarırım.  Bunun üzerine melekler onun ruhunu tekrar cesedine getirirler.  Müsned, 4:287

151  Geri dönüş yok  “Rabbimiz,” derler. “Bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin. Şimdi günahlarımızı itiraf ediyoruz. Şimdi bir çıkış yolu yok mu?”  Onlara denir ki: Siz şunun için bu hale düştünüz: Allah’a bir olarak iman etmek için çağrıldığınızda inkâr ediyor, Ona ortak koşulunca inanıyordunuz. Artık hüküm, pek yüce ve pek büyük olan Allah’ındır.  Mü’min, 40:11-12

152  İnanmamız gereken konular, Kur’ân ve Hadiste açık ifadelerle tekrar tekrar bize anlatılmıştır.  Reenkarnasyon gibi hurafeler asla Kur’ân ve Hadiste haber verilmemiştir.  Yeniden dünyaya dönüşün mümkün olmadığını ise birçok âyet açıkça ve defalarca bize bildirmiştir.

153  Ona dönmek: Onun huzurunda toplanmak  جمع – رجع – حشر – بعث - وقف  İnsanların ve cinlerin hepsini huzurunda topladığı gün Allah “Ey cinler topluluğu, siz insanlardan pek çok kimseyi baştan çıkardınız” buyurur. Onların insanlar arasındaki dostları “Rabbimiz,” derler. “Biz birbirimizden yararlanarak Senin bize takdir ettiğin ecelimize eriştik.” Allah buyurur ki: Sizin yeriniz ateştir. Allah’ın diledikleri müstesna, hepiniz orada sürekli kalacaksınız. Muhakkak ki senin Rabbin her işi hikmetle yapan, herşeyi hakkıyla bilendir.  En’âm, 6:128

154  İnkâr edenler, “Ne bu Kur’ân’a inanırız, ne de ondan öncekilere” dediler. Sen o zalimleri Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen! Birbirlerine söz yetiştirmektedirler. Güçsüz olanlar, büyüklük taslayanlara derler ki: “Siz olmasaydınız biz mü’min olmuştuk.”  Büyüklük taslayanlar da güçsüzlere derler ki: “Siz doğru yolu buldunuz da biz mi sizi yoldan çevirdik? Siz kendiniz mücrim olup çıkmıştınız.”  Güçsüzler ise büyüklük taslayanlara “Gece gündüz işiniz düzenbazlıktı,” derler. “Böylece, Allah’a nankörlük edip de başkalarını ona denk tutmamızı emrediyordunuz.” Azabı gördüklerinde, için için pişmanlık duymaktadırlar. Biz ise o kâfirlerin boyunlarına boyundurukları geçirmişizdir. Onlar yaptıklarından başka birşeyle mi cezalanıyorlar?  Sebe’, 34:31-33

155 هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟  Yerde ne varsa hepsini sizin için O yarattı; bir de semâya yönelip onu yedi gök halinde düzenledi. O herşeyi hakkıyla bilendir.

156 وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ  Hani Rabbin meleklere “Yeryüzünde bir halife yapacağım” buyurmuş, onlar da şöyle demişlerdi: “Biz Seni hamdinle tesbih ve takdis edip dururken, orada bozgunculuk edip kan dökecek birisini mi yaratacaksın?” Rabbin ise, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” buyurmuştu.

157  خليفة – خلفاء - خلائف  Başka milletlerin arkasından dünyaya gelen  Yeryüzünde Allah adına, Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda hareket eden ve tasarrufta bulunan

158  İnsan:  Âlemlerin Rabbine doğrudan muhatap olur  Âlemlerdeki bütün Esmâ tecelliyatını müşahede edip anlayabilir  Bütün mahlûkatın tesbihatını anlar  Yerde ve gökte tasarrufta bulunur  Esmâ-i İlâhiyeyi kendi iradeli fiil ve eserleriyle ayrıca aksettirir  Bütün mahlûkatın tesbihat ve ibadetlerini tercüme ederek Âlemlerin Rabbine sunar

159  Âdem’in (a.s.) peygamberliği:  Sonra Âdem, Rabbinden öğrendiği sözlerle tövbe etti; Rabbi de onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O tövbeleri kabul eden ve merhameti pek geniş olandır.  Bakara, 2:37  (Bk. Bakara, 2:33, 35; A’râf, 7:19; Tâhâ, 20:117)

160  Onlar, Âdem’in soyundan, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ile Yakub’un ve hidayet verip seçkin kıldığımız kimselerin soyundan, Allah’ın nimetlerine erişmiş peygamberler idi. Onlara Rahmân’ın âyetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlardı.  Meryem, 19:58

161  Allah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim’in ailesini ve İmrân ailesini âlemlere seçkin kıldı.  Âl-i İmrân, 3:33  “İlk peygamber kimdir?” sorusuna Resulullahın (s.a.v.) cevabı:  “Âdem aleyhisselâm.”  Müsned, 5:178, 179, 265

162 وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُ۫ن۪ي بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ  Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra da onları meleklere gösterip “Sözünüzde doğru iseniz, haydi, bunların isimlerini Bana söyleyin” buyurdu.

163 قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ  Melekler “Seni her türlü noksandan yüce tutarız,” dediler. “Senin bize öğrettiklerinden başka bilgimiz yoktur. Hiç şüphesiz Sen Alîmsin, Hakîmsin.”

164 قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ  Allah “Ey Âdem, bunların isimlerini onlara söyle” buyurdu. Âdem onların isimlerini meleklere bildirince, Allah “Ben size demedim mi,” buyurdu, “Ben göklerin ve yerin gizliliklerini de bilirim, sizin açığa vurduğunuz ve saklamış olduğunuz şeyi de bilirim diye?”

165  Âdem’e öğretilen isimler:  eşyanın isimleri  kavram bilgisi  isimlendirme kabiliyeti  bütün ilimler, fen ve san’atlar  Esmâ-i İlâhiye

166  Âdem’e bütün isimlerin öğretilmesi:  hilâfet-i kübrâ – ilim münasebeti  meleklere karşı mucizesi  insanı insan yapan: ilim

167  Yaratan Rabbinin adıyla oku. ...  Kalemle yazmayı öğreten Odur.  İnsana bilmediklerini öğreten Odur.  Alâk, 96:1-5  Nûn. And olsun kaleme ve yazdıklarına.  Kalem, 68:1

168  Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar, ancak ilim bırakırlar. Kim o mirası alırsa, pek büyük bir kısmete konmuş demektir.  Ebû Dâvud, İlim: 1; Tirmizî, İlim: 19

169  Âlimin âbide üstünlüğü, sizin en aşağıda olanınıza benim üstünlüğüm gibidir.  İnsanlara hayrı öğretenlere Allah rahmet eder; Onun melekleri, gökler ve yer ahalisi, hattâ yuvasındaki karınca, hattâ balıklar bile ona dua eder.  Tirmizî, İlim: 19

170  Melekçe itiraf:  Her türlü ilim Allah’tan  O herşeyi bilir; biz Onun öğrettiği kadar biliriz  Kime ne nasip edeceğini de O bilir  Onun her işi hikmetlidir; dilediği kuluna ilim vermesi de sonsuz hikmetiyledir  Alîm ve Hakîm Onun sıfatıdır

171  Meleklerin Âdem karşısında acze düşmesi:  Kendilerine verilen ilim ve kabiliyet ile Âdem’e verilenin farkını gördüler  Bir tür istişare dersi:  Keyfî değil, ilme dayanan rey: “Ben sizin bilmediğinizi biliyorum”  Sana gelen ilimden sonra sen onların heveslerine uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun.  Bakara, 2:145

172 وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ  Meleklere “Âdem’e secde edin” dediğimizde, İblis’ten başka hepsi secdeye kapandı. O ise bundan kaçındı ve büyüklük taslayarak kâfir oldu.

173  Secde: saygı secdesi  Hani Yusuf babasına demişti ki: “Babacığım, ben on bir yıldız ile Güneşin ve Ayın bana secde ettiklerini gördüm.”  Yusuf, 12:4  Anne ve babasını tahtına çıkardı. Hepsi birden onun önünde secdeye kapandılar.  Yusuf, 12:100

174  Mescidler Allah içindir; sakın Allah ile beraber başka birisine dua etmeyin.  Cin, 72:18  Gece, gündüz, Güneş ve Ay da Onun âyetlerindendir. Siz ne Güneşe, ne de Aya secde etmeyin; bütün bunları yaratan Allah’a secde edin — eğer sadece Ona kulluk edecekseniz.  Fussılet, 41:37

175  Hani Rabbin meleklere “Âdem’e secde edin” demişti de, İblis hariç hepsi secde etmişti. O ise cinlerden idi ve Rabbinin emrinden çıkmıştı. Şimdi siz, Beni bırakıp da, düşmanınız oldukları halde onu ve soyunu mu dost edineceksiniz? Zalimler için ne kötü bir takastır bu!  Kehf, 18:50

176  Özet:  Âdem’in (insanın) diğer mahlûkata üstünlük sebebi: ilim  Meleklerin cevabı: secde  İblis’in cevabı: isyan

177 وَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَاۖ وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ Âdem’e de dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin Cennete yerleşin. Orada istediğiniz yerden bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa kendinize yazık edersiniz.”

178 فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا ف۪يهِۖ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ  Derken Şeytan, ayaklarını kaydırdı da onları bulundukları yerden çıkardı. Biz de “İnin aşağı,” dedik. “Artık birbirinize düşman olarak yaşayacaksınız. Yeryüzünde sizin için belirli bir vakte kadar bir yerleşim ve bir nasip vardır.”

179  Cennet: Bizim bildiğimiz Cennet  “Ey Âdem,” buyurduk. “İşte bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın o sizi Cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun.  “Orada senin için ne açlık vardır, ne çıplaklık.  “Susuzluk duymazsın, güneşin sıcağını da çekmezsin.”  Tâhâ, 20:  Arzda sizin için belirli bir vakte kadar bir yerleşim ve bir nasip vardır.  Bakara, 2:36

180  Ağaç: meçhul  Şeytan ona vesvese verdi. “Âdem,” dedi. “İster misin, sana ebediyet ağacının veya hiç son bulmayacak bir saltanatın yolunu göstereyim?”  Tâhâ, 20:120  Yılan: asılsız  Şeytan Cennete nasıl girdi: meçhul

181  “Sen ve eşin”  Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan Rabbinizden sakının ki, o tek candan da eşini yarattı, ikisinden ise nice erkekler ve kadınlar türetti. Onun adını vererek birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının. Şurası muhakkak ki, Allah sizi görüp gözetmektedir.  Nisâ, 4:1

182  Düşünüp ibret alırsınız diye herşeyden çiftler yarattık.  Zâriyât, 51:49  Her türlü kusurdan uzaktır o Allah ki, yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden ne varsa çiftler halinde yaratmıştır.  Yâsin, 36:36  Yeri de kupkuru görürsün; fakat üzerine suyu indirdiğimizde kıpırdanır, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir.  Hacc, 22:5

183  “Zalimlerden olmayın”  zulüm: Allah’ın koyduğu sınırı aşmak, haddi tecavüz etmek, hakkı ait olmayan yere vermek  temlik – ibaha  Allah’ın ahdi  Biz onlara zulmetmedik; onlar kendilerine yazık ettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah’ın yanı sıra yalvardıkları tanrılarından hiçbir fayda görmediler; tersine, onlar ancak hüsranlarını arttırdı.  Hûd, 11:101

184  O ağaçtan yediklerinde kendilerine çirkin yerleri görünüverdi de Cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabbine karşı geldi ve şaşıp kaldı.  Tâhâ, 20:121  Ey Âdem oğulları! Anne ve babanızın örtülerini çekip çirkin yerlerini ortaya çıkararak onları Cennetten çıkardığı gibi, sakın Şeytan sizi de fitneye düşürmesin. Çünkü şeytan ve askerleri, sizin onları göremediğiniz taraftan sizi görürler. Biz ise o şeytanları, iman etmeyenlere dost kılmışızdır.  A’râf, 7:27

185  “Şu ağaca yaklaşmayın”  meyvesinden yemeyin: suça götürecek vesileyi ortadan kaldırmak  “Zinaya yaklaşmayın” (İsrâ, 17:32)  “Fuhşiyatın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın” (En’âm, 6:151)  “Rüştüne erinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın; ancak en güzel bir şekilde yaklaşırsanız o başkadır” (En’âm, 6:152; İsrâ, 17:34)

186  Birbirinize düşman olarak inin  Şeytan size düşmandır; siz de onu düşman belleyin. O, kendi taraftarlarını alevli ateşte barınmaya çağırır.  Fâtır, 35:6  Şeytanın düşmanlığındaki hikmet: insan neslinin tekâmülü

187 فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّه۪ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ  Sonra Âdem, Rabbinden öğrendiği sözlerle tövbe etti; Rabbi de onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O tövbeleri kabul eden ve merhameti pek geniş olandır.

188  O ağaçtan yediklerinde kendilerine çirkin yerleri görünüverdi de Cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabbine karşı geldi ve şaşıp kaldı.  Sonra Rabbi onu peygamber seçti, ona tövbe nasip etti ve yol gösterdi.  Tâhâ, 20:

189  sen aralarında olduğun müddetçe Allah onları cezalandıracak değildir. Onlar bağışlanma isterken de Allah onları cezalandıracak değildir.  Enfâl, 8:33  Rabbinizden af dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.  “Tâ ki üzerinize bol bol yağmur yağdırsın.  “Size mal ve evlât nasip etsin, bağlar yeşertsin, ırmaklar akıtsın.  “Size ne oluyor ki Allah’tan öyle bir büyüklük ummuyorsunuz?  Nuh, 71:10-13

190  Hepiniz Allah’a tövbe edin, ey mü’minler, tâ ki kurtuluşa eresiniz.  Nur, 24:31  Ey iman edenler! İçten ve kesin bir tövbe ile Allah’a dönün. Bakarsınız, Rabbiniz sizin günahlarınızı örter ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar. O gün, Allah’ın Peygamberi ve beraberindeki iman edenleri utandırmayacağı gündür. O gün onların nuru önlerinde ve sağlarında koşarken, onlar da “Rabbimiz, nurumuzu tamamla ve bizi bağışla; Senin herşeye gücün yeter” diye dua etmektedirler.  Tahrim, 66:8

191  Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler ve tövbe ederim.  Buharî, Daavât: 3  Allah Tealâ gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüz elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam eder.  Müslim, Tevbe: 31

192 قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَم۪يعاًۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  Onlara dedik ki: Hepiniz oradan inin. Benden size hidayet eriştiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, ne bir korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar.

193 وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ  İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise ateş ehlidir; orada sürekli kalırlar.

194  Buyurdu ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Benden size bir hidayet eriştiğinde Benim doğru yoluma uyan kimse asla sapmaz ve bedbaht da olmaz.  Tâhâ, 20:123  Benden hidayet eriştiğinde: gazap söz konusu değil

195  Aslî günah söz konusu değil:  Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.  En’âm, 6:164; İsrâ, 17:15; Fâtır, 35:18; Zümer, 39:7

196  Arz’a iniş:  hilâfetin tahakkuku  imtihan meydanının açılması (Gece gündüze muhtaç / Bana da sen lâzımsın)  insan ile şeytanın inişlerindeki fark  Cennet ile başlangıç:  asıl vatan / tekrar dönülecek yer  şeytanın düşmanlığını göstermek

197  İnsan neslinin yeryüzünde zuhuru:  Âdem ile Havvâ’dan  Cennetten iniş  Ne korkar, ne üzülürler  korku: istikbal hakkında  üzüntü: mazi hakkında  Dönüşte Cennet de, Cehennem de herkesin kendi emeği ile kazanılacak

198 يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْد۪ٓي اُو۫فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ  Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve Bana verdiğiniz sözü tutun ki, Ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Bir de, sadece Benden korkun.

199  İSRAİL = YAKUB  Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram ettikleri dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helâl idi. De ki: Getirin Tevrat’ı da okuyun, eğer sözünüzde haklı iseniz.  Âl-i İmrân, 3:93  Onlar, Âdem’in soyundan, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ile İsrail’in ve hidayet verip seçkin kıldığımız kimselerin soyundan, Allah’ın nimetlerine erişmiş peygamberler idi. Onlara Rahmân’ın âyetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlardı.  Meryem, 19:58

200  İSRAİL = Abdullah? (isrâ + îl)  İsrail’e nisbet ( بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ ) : tergîb (Allah’ın halis kulunun çocukları)  فَارْهَبُونِ : terhîb

201  “Nimetlerimi hatırlayın”  Hani, Musa kavmine, “Ey kavmim,” demişti. “Aranızdan peygamberler göndermekle, sizi hükümran kılmakla ve dünyada kimseye vermediğini size vermekle Allah’ın size lütfettiği nimeti hatırlayın.”  Mâide, 5:20  Devam eden âyetlerde nimetler sayılacak

202 وَاٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقاً لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُٓوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه۪ۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَناً قَل۪يلاًۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ  Elinizde olanı doğrulayıcı olarak indirdiğime de iman edin; onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Âyetlerimi az bir kazançla değişivermeyin. Ve yalnız Benden korkun.

203  وإياي فارهبون / وإياي فاتقون  Rahbet: havf  İttika: yapılmaması gereken bir şeyin yapılması halinde taayyün eden cezadan korkma (F. Razi)

204  Yalnız Allah’tan korkmak = korkudan emin olmak  Onlar öyle kimselerdir ki, halk onlara “İnsanlar size karşı toplandı; onlardan korkun” dediği zaman, bu onların imanını arttırdı ve dediler ki: “Bize Allah yeter; ne güzel vekildir O.”  Sonra da, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, Allah’ın nimeti ve lütfuyla döndüler ve Allah’ın rızasına eriştiler. Allah ise pek büyük lütuf sahibidir.  İşte bu ancak şeytandır ki, dostlarını böylece korkutur. Siz ondan korkmayın; eğer mü’min iseniz Benden korkun.  Âl-i İmrân, 3:

205  Onlardan korkmayın, Benden korkun.  Bakara, 2:150  Peygamberler, Allah’ın gönderdiklerini eksiksiz olarak tebliğ eden ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmaksızın sadece Ondan korkan kimselerdir. Hesap görücü olarak da Allah kâfidir.  Ahzâb, 33:39

206 وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ  Hakkı bâtıl ile karıştırmayın; bile bile hakkı gizlemeyin.

207  1. Hakka bâtılı bulaştırmayın  2. Hakkı gizlemeyin  1. En zahir mânâsı: Hak dine bâtıl inanışları bulaştırmayın  Genel prensip:  Doğruya yanlış bulaştırmayın

208  Kitap Ehlinden bir kısmı da var ki, kitabı okurken dillerini eğip bükerler — tâ ki, okudukları şeyi kitaptan sanasınız. Oysa o kitaptan değildir. Bir de derler ki, “Bu Allah katındandır.” Oysa o Allah katından değildir. Böylece, bile bile Allah hakkında yalan söyleyip dururlar.  Âl-i İmrân, 3:78

209  Ey Kitap Ehli! Niçin hakkı bâtıl ile karıştırıyor ve bildiğiniz halde hakikati gizliyorsunuz?  Âl-i İmrân, 3:71  İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmamış olanlar — korkudan emin olmak işte onların hakkıdır; doğru yolda olanlar da onlardır.  En’âm, 6:82

210  Bir de, Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan, Allah’a da bir pay ayırdılar ve akıllarınca “Bu Allah’ın, bu da şeriklerimizin” dediler. Şeriklerinin payını Allah için ayırdıklarına katmazlar; ama Allah için ayırdıklarını şeriklerinin payına katarlar. Ne kötü birşeydir o hükmettikleri!  İşte böylece, müşriklerin çoğuna, insan ve cin şeytanlarından olan ortakları, dinlerini karıştırarak onları mahvetmek için, çocuklarını katletmeyi bile hoş göstermiştir. Allah dileseydi onlar bunu yapamazdı; onun için sen onları uydurduklarıyla baş başa bırak.  En’âm, 6:

211  Şeytanlar semâ ehlinden kulak hırsızlığıyla öğrendiği bir habere yüz yalan katarak dostlarına iletirler.  Bk. Buharî, Tefsir: 15:1; Müslim, Selâm:  Her peygambere insan ve cin şeytanlarını Biz böylece düşman ettik ki, bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler ilham ederler. Eğer Rabbin dileseydi onlar bunu yapamazdı; onun için sen onları uydurduklarıyla baş başa bırak.  En’âm, 6:112

212  2. Bile bile hakkı gizlemeyin:  Şahitliği saklamayın. Onu saklayanın tâ kalbi günahkâr olur. Allah ise sizin yaptıklarınızı bilir. Günah onun kalbine işler ve iman mahalli olan kalbi günahkâr hale getirir.  Bakara, 2:283  Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de onlardan bir zümre var ki, bile bile hakkı gizliyor.  Bakara, 2:146

213  Biz onları kitapta insanlara açıkladıktan sonra, indirmiş olduğumuz delilleri ve hidayeti saklayanlara gelince: Allah onları rahmetinden uzak tutar; lânet edebilecek olanlar da onlara lânet eder.  Bakara, 2:159

214  Allah’ın indirdiği kitaptan birşeyi gizleyen ve onu az bir para karşılığında satan kimselere gelince, onlar ancak karınlarına ateş dolduruyorlar. Kıyamet gününde Allah ne onlarla konuşur, ne de kendilerini temize çıkarır; onların hakkı, acı bir azaptır.  Onlar doğru yolu sapıklıkla, bağışlanmayı azapla değiştirmiş olan kimselerdir. Ateşe ne kadar da dayanıklı şey bunlar!  Bakara, 2:174

215  Hani, kendilerine kitap verilenlerden, Allah, “Bu kitabı halka açıklayacak, onu asla saklamayacaksınız” diye ahit almıştı. Onlar ise bu ahdi kulak ardı edip az bir paraya satıvermişlerdi. Ne kötü bir alışverişti o!  Âl-i İmrân, 3:187  Onlar, kendileri cimrilik ettiği gibi başkalarını da cimriliğe teşvik eden ve Allah’ın onlara lütfettiği nimetleri saklayan kimselerdir. Biz ise o kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırlamışızdır.  Nisâ, 4:37

216 وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükûa varın.

217  İman + amel-i salih  Namaz: bedenî / ferdî  Zekât: malî / içtimaî  Cemaat: içtimaî  Önceki ümmetlerde de bu ibadetler vardı

218  Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir.  Buharî, Ezan: 30; Müslim, Mesâcid: 249  Bir beldede veya kırda üç kişi beraber bulunur da namazı cemaatle kılmazlarsa, şeytan onları avucunun içine alır. Onun için, cemaate devam edin; yoksa sürüden ayrılan koyunu kurt kapar.  Ebû Dâvud, Salât: 46

219 اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ Yoksa kitabı okuyup durduğunuz halde, insanlara iyiliği öğütleyip de kendinizi unutur musunuz? Aklınızı başınıza almayacak mısınız?

220  Birr: her türlü hayra şamil / geniş hayır / ihsanın en ileri derecesi  Birr güzel ahlâktır. İsm ( إثم ) ise içini tırmalayan ve insanların muttali olmasını istemediğin şeydir.  Müslim, Birr: 14-15

221  Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?  Vaktinde kılınan namaz.  Sonra hangisi?  Birru’l-vâlideyn.  Sonra hangisi:  Allah yolunda cihad.  Buharî, Cihad: 1; Müslim, İman:

222  Birr demek, yüzünüzü doğuya, batıya çevirmek demek değildir. Birr, o kimsenin hayra ermesidir ki, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanmış; yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolculara, ihtiyacından dolayı isteyene, esaret altındakilere malından seve seve vermiş; namazı dosdoğru kılmış, zekâtı vermiştir. Onlar, sözleştikleri zaman sözlerinde duran kimselerdir. Onlar, darlıkta, sıkıntıda ve çetin şartlar altında sabredenlerdir. Onlar sadıkların tâ kendisi, onlar takvâ sahiplerinin tâ kendisidir.  Bakara, 2:177

223  Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: O, insanlar ve hac için zaman ölçüleridir. Birr, evlere arkadan girmekle olmaz. Asıl birr, takvâ sahibi olanın hayra erişidir. Evlere kapılarından girin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.  Bakara, 2:189

224  Tarafımızdan ona [Yahyâ’ya] bir şefkat ve bir arınmışlık verdik. O da takvâ sahibi bir kul oldu.  Anne-babasına iyilik ederdi (berr); isyankâr bir zorba değildi.  Selâm olsun ona doğduğu gün, öldüğü gün ve diriltileceği gün.  Meryem, 19:13-15

225  Çocuk dedi ki: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.  “Bulunduğum her yerde beni mübarek kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı öğütledi.  “Beni anneme hayırlı bir evlât (berr) kıldı; bedbaht bir zorba yapmadı.  “Doğduğum gün de, öldüğüm gün de, diriltileceğim gün de bana selâm olsun.”  Meryem, 19:30-33

226  Sevdiğiniz şeylerden bağışta bulunmadıkça birr’e ermiş olmazsınız. Sizin hayır için harcadığınız herşeyi ise Allah bilir.  Âl-i İmrân, 3:92  Sizi Mescid-i Haramın ziyaretinden alıkoydukları için bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Birr ve takvâda yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.  Mâide, 5:2

227  Bundan önce biz Ona dua ederdik. Gerçekten O Berr’dir, Rahîm’dir.  Tûr, 52:28  Kul hakkında: iyilik yapan  Allah hakkında: iyiliğin karşılığını veren

228  Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?  Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap nedenidir.  Saf, 61:2-3  Şuayb “Ey kavmim, söyleyin bana,” dedi. “Ya ben Rabbimden açık bir delil üzere isem ve O bana kendi katından güzel bir rızık nasip etmişse? Size yasakladığım şeyler konusunda söylediklerimin aksini yaparak size ters düşmek istemem. Ben ancak elimden geldiği kadar ıslaha çalışıyorum. Başarmam da ancak Allah’ın yardımıyla olur. Ben Ona tevekkül ettim, Ona yöneliyorum.  Hûd, 11:88

229  Cehennem ahalisi, karnından dışarı fırlamış bağırsaklarıyla kendi etrafında dönüp durana adama sorar:  “Sen dünyada iken iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmıyor muydun?”  “Evet, ama iyiliği tavsiye eder, kendim yapmazdım. Kötülükten sakındırır, kendim yapardım.”  Buharî, Bed’ü’l-Halk: 10; Müslim, Zühd: 51

230 وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ  Sabır ve namazla yardım isteyin. Ancak bu huşû sahiplerinden başkasına pek ağır gelir.

231  Sabır: musibete / tâate / ma’siyetten  Sabret. Çünkü Allah muhsinlerin emeğini zayi etmez.  Hûd, 11:115  Sabret; senin sabrın da ancak Allah’ın yardımıyladır. Onlar için tasalanma; kurdukları tuzaklar yüzünden de için daralmasın.  Allah takvâ sahipleriyle ve muhsinlerle beraberdir.  Nahl, 16:

232  Onların söylediklerine sabret ve güzellikle onlardan uzaklaş.  Müzzemmil, 73:10 (ikinci inen sûre)  Rabbin için sabret.  Müddessir, 74:7 (üçüncü inen sûre)  Sabret; Allah’ın vaadi gerçektir. Günahın için bağışlanma dile ve akşam sabah Rabbini hamd ile tesbih et.  Mü’min, 40:55

233  Azim ve sebat sahibi peygamberler nasıl sabrettiyse, sen de sabret; onlar için acele etme. Kendilerine vaad olunan günü gördüklerinde, onlar dünyada gündüzün bir saatinden fazla kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkmışların güruhundan başkası helâk olur mu hiç?  Ahkaf, 46:35

234  Oğlum, namazı dosdoğru kıl, iyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır, başına gelene sabret. İşte bunlar, uğrunda azmedilmeye değer işlerdendir.  Lokman, 31:17  Ey iman edenler! Sabredin; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın; cihad için hazırlıklı olun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.  Âl-i İmrân, 3:200

235  Ey iman edenler, sabır ve namazla yardım isteyin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.  Bakara, 2:153  Tarafımdan şunu söyle: Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar için bir güzellik vardır. Allah’ın arzı da geniştir. Sabredenlere ise mükâfatları hesapsız şekilde verilecektir.  Zümer, 39:10

236  Ey iman edenler! Sizden olmayanları içli dışlı dost edinmeyin. Onlar size zarar vermekte kusur etmezler, sizin sıkıntıya düşmenizi isterler. Düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır; gönüllerinde sakladıkları ise daha da büyüktür. Size âyetlerimizi böylece açıklamış bulunuyoruz — eğer aklınızı kullanacaksanız.  Siz onları seven kimselersiniz; oysa onlar sizi sevmezler. Ayrıca siz kitabın bütününe inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaştıklarında “İnandık” derler; kendi başlarına kaldıkları zaman da size duydukları kin yüzünden parmaklarını ısırırlar. Onlara “Kininizle geberin!” de. Allah, hiç şüphesiz, gönüllerde yatanı bilmektedir.  Size bir iyilik erişirse bu onları üzer. Başınıza bir kötülük geldiğinde ise sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onlar size hiçbir zarar veremezler. Zira Allah onların bütün yaptıklarını kuşatmıştır.  Âl-i İmrân,

237  Gerçek şu ki, içinizden cihad eden ve sabredenleri ayırt edinceye ve sözlerinizin doğruluğunu meydana çıkarıncaya kadar Biz sizi imtihan etmeye devam edeceğiz.  Muhammed, 47:31

238  Sabır imanın yarısıdır.  Hâkim, Müstedrek, 2:446  İbni Mes’ud: İmanın yarısı sabır, yarısı şükür.  Sabretmeye gayret eden kimseye Allah sabır verir. Kimseye sabırdan daha hayırlı ve büyük bir nimet verilmemiştir.  Buharî, Zekât: 50; Müslim, Zekât: 124

239  Asra yemin olsun,  İnsan hüsrandadır.  Ancak iman edip güzel işler yapanlar ve birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler müstesna.  Asr, 103:1-3  Onlar ve atalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi işler yapmış olanlar Adn Cennetlerine girerler. Melekler de her bir kapıdan onların yanına varırlar.  “Sabrettiğiniz için selâm olsun size,” derler. “Dünya yurdunun ne güzel sonucudur bu!”  Ra’d, 13:23-24

240  Huşû’: Allah karşısında saygı ve tâzim sebebiyle Ona boyun eğme, ibadetlerde tam bir sükûnet ve tevazu içinde bulunma  Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.  Onlar namazlarında huşû içindedirler.  Mü’minûn, 23:1-2  Namazdaki huşû: kişinin namaza durduğu zaman sağında ve solunda kimlerin bulunduğunu bilmeyecek derecede kendisini ibadete vermesi

241  De ki: Ona ister inanın, ister inanmayın. Kendilerine daha önce ilim verilenlere Kur’ân okunduğu zaman, onlar yüz üstü secdeye kapanırlar.  “Rabbimizi her türlü kusurdan uzak tutarız,” derler. “Hiç kuşku yok ki, Rabbimizin vaadi gerçekleşecektir.”  Böylece ağlayarak yüzüstü kapanırlar. Zira Kur’ân onların huşûunu arttırır.  İsrâ, 17:

242  Onun [Zekeriyya] duasını kabul ettik. Ona Yahya’yı verdik ve eşini de iyileştirdik. Onların hepsi de hayırda yarışırlar ve hem ümit ederek, hem de korkarak Bize dua ederlerdi. Onlar Bize karşı huşû içinde kimselerdi.  Enbiyâ, 21:90

243 اَلَّذ۪ينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ۟ Onlar, Rablerine kavuşacaklarına ve Ona döneceklerine inanan kimselerdir.

244  Zan: inanma / sanma / bilme / yakîn / şek  Defteri sağından verilen, “Alın,” der, “okuyun kitabımı.  “Ben zaten hesaba çekileceğimi biliyordum.”  Hâkka, 69:19-20

245  Allah’a kavuşacaklarını bilenler ise dediler ki: “Nice küçük topluluklar, Allah’ın izniyle nice kalabalık topluluklara üstün gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.”  Bakara, 2:249  Onlar birgün diriltileceklerini hiç ummuyorlar mı?  Mutaffifîn, 83:4

246  Lika’: kavuşma  Ey insan! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalar, sonunda Ona kavuşursun.  İnşikak, 84:6  Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla tatmin olan ve âyetlerimizden habersiz davrananlara gelince:  Kazandıkları günahlar yüzünden, onların varacakları yer ateştir.  Yunus, 10:7-8

247  O Allah ki, gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükseltti, sonra da Arş üzerine kuruldu, Güneşi ve Ayı emrine boyun eğdirdi. Onların hepsi de belirlenmiş bir vakte kadar akıp gitmektedir. O herşeyi yerli yerince tedbir ve idare eder; Rabbinize kavuşacağınızı kesin olarak bilmeniz için de âyetleri iyice açıklar.  Ra’d, 13:2

248  De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana, “Tanrınız tek bir Tanrıdır” diye vahyedilmiştir. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, güzel işler yapsın ve Rabbinin ibadetine hiç kimseyi ortak etmesin.  İsrâ, 17:110  Kim Allah’a kavuşmayı ümit ediyorsa, bilsin ki, Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O herşeyi işitir, herşeyi bilir.  Ankebût, 29:5

249  İnternet adresleri   utesav.org.tr  facebook.com/yazarumitsimsek


"Kur’ân Buluşmaları: 21 ÜMİT ŞİMŞEK.  Medine’de ilk olarak inmeye başlayan ve en son tamamlanan sûre  En son inen âyet bu sûrede (Buharî, Tefsir: 53)." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları