Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ANAL HASTALIKLAR Sağlık Sunumları:

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ANAL HASTALIKLAR Sağlık Sunumları:"— Sunum transkripti:

1 ANAL HASTALIKLAR Sağlık Sunumları:

2 Kalın barsağın son bölümü olan rektum sakral vertebra hizasından başlar ve anüste son bulur. Sigmoid kolondan farklı olarak haustrası, tenyası ve apendises epiploikaları yoktur. Üst 1/ 3 bölümü anterior ve lateralde periton ile kaplı iken, orta 1/ 3 lük bölüm sadece anteriordan kaplıdır. Distal ise tamamen peritonsuzdur.

3 Cerrahi ana kanal, anorektal halkada başlar ve anal kenarda (verge) sona erer. Ortalama 4 cm uzunluktadır. Kalın barsağın sirküler kasları kalınlaşarak aşağı doğru ilerler ve internal sfinkteri oluşturur. Eksternal sfinkter ise çizgili kas yapısındadır ve subkutan, süperfisial ve derin kısımları olmak üzere üç kısımdan oluşur.

4 Puborektalis kası eksternal sfinkterin derin kısmı ile birleşir. Puborektalis, eksternal sfinkterin derin kısmı, longitüdinal kas ve internal sfinkterin üst kısmı palpabl ‘ anorektal halka’ yı oluşturur. Cerrahi anal kanalın bitiş yeri ise anoderm ile perianal derinin birleşim yeri olan anal kenardır(Anal verge).

5

6 Cerrahi anal kanal üstte mukoza ile altta ise modifiye bir deri olan anoderm ile kaplıdır. Anoderm özel bir tip epitel ile kaplı olup bu alanda kıl kökleri ve ter bezleri yoktur ancak sinir uçlarından çok zengin bir bölgedir.

7 Anal kriptalar anodermin üst kısmındadır. Anal kriptaların hizasındaki çizgi ise dentat veya pektinat çizgi olarak adlandırılır. Kolorektumun kolumnar epiteli distalde cm bir geçiş zonu sonrası, dentat çizgiden itibaren çok katlı yassı epitel olarak devam eder.

8 Dentat çizgi cerrahlar için çok önemlidir, bu kesimin üstünün epiteli otonom sinir sistemi tarafından innerve edilirken ağrıya duyarsız iken bu çizginin altı spinal sinirler tarafından innerve edilir ve ağrıya duyarlıdır.

9 Anal bezler çok katlı mukus salgılayan kolumnar epitel ve skuamöz epitel ile örtülüdür. Anüs çevresinde anal bez ve her bezin dentat çizgiye açılan bir kripti bulunur. Bu bezlerde oluşan infeksiyon perianal abse ve fistülün en sık nedenidir.

10 Rektum ve Anal Kanalın Arteriel Dolaşımı; Süperior rektal (hemoroidal) arter, inferior mezenterik arterin devamıdır ve rektumun arkasında ilerlerken ikiye ayrılarak rektum ve anal kanalın üst kesimini besler. Orta rektal (hemoroidal) arter ise her iki tarafta internal iliak arterden çıkarak rektumun alt kesimine lateralden ulaşır ve süperior rektal arter ile anastomoz yapar.

11 İnferior rektal (hemoroidal) arterler her iki tarafta internal pudental arterden çıkarak dentat çizgi distalini kanlandırır. Süperior ve inferior rektal arterler arasında anastomoz görülmemiştir. Orta sakral arter ise aort bifurkasyonundan çıkarak rektumun alt arka bölümüne çok küçük dallar verir.

12 Venöz drenajı: Anüs ve rektumun venöz drenajı portal ve sistemik sirkülasyona olur. Süperior rektal( hemoroidal ) ven, rektum ve anal kanalın üst kesimini drene ederek inferior mesenterik vene ve oradan da portal vene dökülür. Orta rektal ven ise rektumun alt kesimi ile anal kanalın üst kesimini drene ederek internal iliak vene dökülür. İnferior rektal ven, pudental vene oradan da internal iliak vene yani sistemik sirkülasyona dökülür.

13 İnferior rektal venlerin dilatasyonu eksternal hemoroidlerin oluşumuna neden olur. Süperior, orta ve alt rektal venler birleşerek Morgagni kolumnaları altındaki internal rektal ( hemoroidal) pleksusu oluşturur. Bu pleksustaki dejeneratif olaylar ise internal hemoroidleri oluşturur.

14 Lenfatik drenajı: Üst ve orta rektumun lenfatikleri süperior rektal lenfatiklerle taşınarak inferior mezenterik lenf nodlarına gider. Rektumun alt kesimi ise anal kanalın üst kesim lenfatikleri de süperior rektal lenfatikler tarafından taşınır. Anal kanalın dentat çizgi altında kalan kesimin lenfatikleri başlıca inguinal lenf nodlarına veya pelvik lateral duvarındaki lenf nodlarına drene olabilir.

15 ANAL FİSSÜR Anal fissür, anal kanalda anüs kenarına kadar uzanan çatlak şeklinde ağrılı bir yaradır. Vakaların çoğunda arka orta çizgide ve uzunlamasına yerleşimlidir. En sık genç ve orta yaşlarda görülür. Kadın, erkek dağılımı açısından önemli bir fark yoktur.

16 Etyopatogenez: Anal fissürün etyolojisi tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak hacimli sert bir dışkının anal kanaldan geçerken yol açtığı travmanın ana neden olduğu kabul edilmektedir. Bunun yanında rektuma dışarıdan sokulan lavman cihazı, endoskop, yabancı cisimler, daha önce geçirilmiş ameliyatlar(özellikle hemoroidektomi) ve ishal anal fissür oluşumunda rol oynayabilen diğer etkenleridir.

17 Travma dışındaki nedenlerle oluşan fissürler anal kanaldaki yerleşimlerinin orta hat dışında oluşu, çoğu kez yüzeyel ve multibl olmaları, geniş tabanlı ve kenarlarının düzensizliği gibi özellikleri ile ayırt edilirler. Vakaların % 90 ından fazlasında arka-orta çizgi üzerinde yerleşir. Bunun nedeni dış sfinkter kasının bu kesimde yeterli destek sağlamaması ve anodermin hareketsiz oluşu yüzünden kolayca yırtılmasıdır.

18 Anal fissür, başlangıçta anodermdedir. İyileşmeyen vakalarda giderek derinleşir ve tabanında internal sfinkter lifleri görünür. Kronikleşmeye yüz tutan fissürlerde derinleşme yanında dişli hat üzerindeki komşu papillada iltihabi ve fibrotik değişiklikler oluşur( hipertrofik papilla).

19 Fissürün distalindeki deri kesiminde de benzer değişiklikler sonucu bir deri uzantısı ortaya çıkar ( sentinel pili) Fissürün kendisi,hipertrofik papilla ve sentinel pili birlikte fissür triadını oluştururlar.

20 Klinik; Ana semptomu ağrıdır. Dışkılama sırasında yırtılma tarzında şiddetli bir ağrı ortaya çıkar. Daha sonra ağrı giderek hafifleyerek dakikalar ya da saatlerce sürer. Bir diğer semptomu da kanamadır. Dışkılama sırasında parlak kırmızı renkli, tuvalet kağıdı ya da parmaklara bulaşan az miktarda kanama görülebilir. Fissürün salgısı anal bölgede ıslanma ve kaşıntıya yol açar.

21 Tedavi; Anal fissürlü hastalarda iç sfinkter istirahat basıncı yüksektir. Bu basınç artışının fissürün nedeni mi yoksa sonucu mu olduğu belli değildir. Ancak iç sfinkter basıncını azaltan her işlem fissürün iyileşmesini kolaylaştırır.

22 Yeni başlayan olgular konservatif yöntemlerle tedavi edilirler. Bu tedavinin kuralları: kabızlık veya ishalin düzeltilmesi, kısa süreli topikal analjezik- kortizonlu kremler, sıcak oturma banyoları ile sfinkter spazmının azaltılmasıdır. Hastaların çoğunda bu tedaviler yeterli olur gün içerisinde iyileşmeyen vakaların kronikleştiği kabul edilir.

23 Kronik anal fissürün tedavisinde uygulanan yöntemler başlıca anal dilatasyon, fissürektomi, iç sfinkterotomidir. İç anal sfinkterotomi bu yöntemler içerisinde en etkili olanıdır. Bu yöntemde iç sfinkterin distal cm lik kesimi sırt üstü yatan bir hastada saat 3 ya da 9 hizasında yandan kesilir. Sfnkter spzmı ortadan kalkınca fissür kendiliğinden iyileşir.

24 PERİANAL ABSELER Anal kanal,rektum ve perirektal alanda apse oluşumu sıktır. Enfeksiyon genellikle internal sfinkter ile longitüdinal intersfinkterik kas lifleri arasında bulunan anal bezlerden başlar. Bu alandan da aşağıya, yukarıya,laterale veya çevresel olarak değişik perianal ve perirektal alanlara yayılabilir.

25 Ayrıca bu alanda infeksiyonlara pilonidal abse, hidradenitis süpürativa, enfekte sebase kist, folikülit, periprostatik abse, bartolin bezleri absesi ve ender olarak aktinomikoz ile tüberküloz da neden olabilir.

26 Perirektal süpürasyonu olan hastalarda ağrı ve palpe edilebilen inflamatuar kitle, yüksek ateş ile birlikte sıklıkla görülür. Sık görülen perianal ve iskiorektal apselerde tanı kolaydır ancak diğer abselerde ağrıya eşlik eden palpe edilebilir kitle olmadığından tanı zorlaşır. Bu hastalarda rektal muayene çok ağrılı olmakla ele gelen kitle tanıda yardımcı olur.

27 Atnalı abselerde infeksiyon posterior orta hattan başlayarak perianal bölgenin her iki tarafına yayılır. Ender görülen intersfinkterik abselerde ise ağrı perianal değil, rektal bir ağrıdır. Supralevator abselerde ise ağrı ve lokal bulgu olmadan hastada etyolojisi belli olmayan ateş görülebilir.Bu durum perfore apandisit gibi intraabdominal patolojilerde de görülebilir ve tanıda tomografi yardımcı olur.

28

29

30

31

32

33 Perianal ve perirektal abselerin primer tedavisi insizyon ve drenajdır. Antibiyotikler tedavide yardımcıdır ancak primer tedavi olarak kullanılmamalıdır. Abse drenajları çoğu kez lokal anestezi ile yapılabilir.

34 Drenajdan sonra birçok abse fistül gelişmeden iyileşir ancak % 50 hastada fistül gelişmesi beklenir. Bu nedenle mümkün olduğunca aynı seansta fistülotominin de yapılması ilerde gerekecek ikinci bir cerrahi girişimi engeller.

35 İskiorektal ve atnalı apselerde primer açıklık bulunamayacağından ilk tedavi drenaj ile sınırlandırılmalıdır. İntersfinkterik abselerde ise abse alanından yapılacak internal sfinkterotomi en uygun tedavidir. Supralevator ve pelvirektal abseler genel anestezi altında rektumdan drene edilmelidir.

36 PERİANAL FİSTÜLLER Fistül, primer( iç) ağzı anal kanalda dentat çizgide, sekonder ağzı(dış) ise perianal deride bulunan inflamatuar bir trakttır. Fistüller genellikle intersfinkterik alanda gelişen apseler sonucu oluşur.

37 Goodsall kanunu dış ağzın lokalizasyonu ile iç ağzın yerini belirlemekte yararlıdır. Anüse orta kesiminden transvers bir çizgi çizildiğinde eğer dış ağız ön tarafta ise fistül genellikle düz bir yol izler. Eğer dış fistül ağzı çizginin arka tarafında ise fistül traktüsü anal kanalın posterior orta kesimine eğri bir yol izler. Eğer önde bulunan ağız anüse 3 cm den uzakta ise bu kural geçerli değildir ve trakt eğri bir yol izleyerek posterşor orta hatta anüse açılabilir.

38

39 PARKS, fistülleri sfinkter kaslarına ilişkisine göre intersfinkterik (%60-70), transsfinkterik (%25), suprasfinkterik (% 5), ekstrasfinkterik (%2) olarak dört gruba ayırmıştır. Klinik bulgularda; bir çok hastada eski bir apse öyküsü ve aralıklı akıntı mevcuttur. Apsenin rekürrensi de fistülün varlığını düşündürmelidir. Dış ağzı genellikle granülasyon dokusu ile örtülü bir açıklık olarak görülür ve palpe edilebilir.

40

41

42

43

44

45 Fistüllerin ülseratif kolit ve crohn hastalığı ile ilişkisi araştırılmalıdır. Bu hastalarda yara iyileşmesi geç olduğundan büyük cerrahi girişimlerden kaçınılmalıdır. Ayırıcı tanıda perianal bölgeye uzanmış pilonidal sinus, hidradenitis süpürativa ve çok ender olmakla birlikte perineye fistülize olmuş bir perfore divertikülit düşünülmelidir.

46 Anal kanal karsinomları ender olarak fistül ile kendini gösterir. Uzun süreli fistüllerde karsinomanın geliştiği de bildirilmiştir.

47 Basit fistüllerde her iki ağız bulunduktan sonra yapılacak en iyi tedavi yöntemi fistülün üstünün tamamen açılması (fistülotomi ) ve fistül traktının küretajıdır. Daha sonra bu alan sekonder iyileşmeye bırakılır ve dikilmez. Fistül traktının tamamen çıkarılması ( fistülektomi ) ender olarak kullanılan bir yöntemdir.

48 Apselerin drenajı sırasında fistülotominin de aynı seansta yapılması oluşacak fistülü engeller. Anorektal halkanın üzerinden geçen fistüller için ise inkontinansı önlemek için iki seanslı tedavi gerekir: İlk seansta fibrosis oluşturması için kalın ipek veya lastikten oluşan bir seton geçilir ve ikinci seansta fistül traktı kesildiğinde sfinkter ayrılmaz.

49 HEMOROiDAL HASTALIK Etyopatogenez;Anal kanalda subepitelyal tabaka homojen değildir ve embriyonik yaşamdan itibaren tespit edilebilen hemoroidal tastıkçıklar ihtiva eder. Bu yastıkçıklar( hemoroidler), dentat çizginin hemen proksimalinde ve genellikle üç adettir ( sol lateral, sağ ön ve sağ arka) ve aslında normal anatomik yapılardır.

50

51 Bu nedenle hemoroidin bir hastalık olmadığı, ancak hemoroidler zemininde gelişen klasik inflamatuar hadisenin hemoroidal hastalık olarak kabul edilmesi gerektiği genel olarak kabul edilmektedir. Hemoroidlerin, anal kanal basıncının ve kontinensin sağlanmasında önemli komponentler oldukları ve aynı zamanda defekasyon sırasında suspansuar işlev gördükleri düşünülmektedir.

52 Genellikle düşünülenin aksine, hemoroidal hastalık variköz bir hastalık değildir. Venöz yapılar hemen tümüyle normaldir ya da sekonder bazı değişiklikler saptanabilir. Hemoroidal hastalık esasen bir bağ dokusu hastalığıdır. Hemoroidal yastıkçıkları destekleyen fibroelastik dokunun dejenerasyonu sonucu anal kanal dinamiği bozulur ve yastıkçıklar prolabe olurlar.

53 Normal anatominin ve dinamiğin bozulması ile birlikte, özellikle defekasyon sırasında oluşan travma sonucu damardan çok zengin olan bu dokularda erozyon ve kanama ortaya çıkmaktadır. Nitekim hemoroidal hastalık ile birlikte portal hipertansiyon, diyet ya da konstipasyon arasında gerçek bir nedensellik olmadığı anlaşılmıştır.

54 Diğer taraftan herniler ve genitoüriner prolapsus gibi bağ dokusu hastalıklarında hemoroid insidansı da yüksektir. Uzun süre tuvalette kalma,fazla ıkınma gibi yanlış tuvalet alışkanlıkları de hemoroid gelişimini provake ederler.

55 Tanımlama kolaylığı için inferior hemoroidal pleksustan gelişen ve dentat çizginin altına yerleşerek skuamöz epitel ile örtülü hemoroidlere dış, dentat çizginin üstüne yerleşenlere ise iç hemoroid denilmektedir. İçinde kanın pıhtılaştığı hemoroidlere ise tromboze hemoroid denir.

56 İç hemoroidler sınıflandırılırken; Anal kanaldan prolabe olmayanlara Evre 1, Defekasyon sırasında prolabe olup kendiliğinden redükte olanlara Evre 2, Prolabe olup ancak el manuplasyonu ile redükte edilebilenlere Evre 3, Prolabe olup hiçbir şekilde redükte edilemeyenlere de Evre 4 hemoroid denilmektedir.

57 Klinik bulgular: Dış hemoroidler genellikle semptom vermezler ancak anal irritasyon ve kaşıntı eşlik edebilir. İç hemoroidler ise genellikle defekasyon ile birlikte ağrısız parlak kırmızı rektal kanama ile kendini belli eder. İleri evrelerde anemi, ödem, infeksiyon, ülserasyon, fibrozis ve strangülasyon görülebilir. Eğer infeksiyon ve tromboz yoksa hemoroidlerde ağrı olmaz.

58 Ağrı varsa anal fissür, proktit ve anal kanser gibi tanılar akla gelmelidir. Akıntı hemoroidler prolabe ise görülebilir ancak bu bulgu çoğu kez fistülün varlığına işaret eder.

59 Tedavi; Hemoroidal hastalıkta tedavi stratejisi genellikle hastalığın evresine göre belirlenir. Hastalığın etyolojisi ile direkt ilişkili olmamakla birlikte, posadan zengin diyet kullanılması ile düzenli ve rahat defekasyon, sıcak banyolar hemoroid semptomlarını azaltırlar.

60 Radikal tedavi;Dejenere ve prolabe olmuş hemoroidlerdeki sarkmanın önlenmesi yani bunların tekrar dentat çizgi proksimalindeki köklerine fikse edilmeleridir ( mukozal fiksasyon). En etkili fiksasyon yöntemi cerrahi eksizyondur. Diğer mukozal fiksasyon yöntemleri: Band ligasyonu, infrared koagülasyon, sklerozan madde injeksiyonu, kryoterapi ve elektrokoagülasyon yöntemleridir.

61 Prolapsus,ağrı ve kanama ile komplike olmuş evre 4 hemoroidlerde ise cerrahi tedavi gerekir. Yapılacak tedavi redundan rektal mukoza ile birlikte hemoroidlerin çıkarılmasıdır.(hemoroidektomi) Bu işlem yapılırken anal sfinkterlerin korunması ve hemoroidlerin üç kadrandan( sol lateral, sağ anterior, sağ posterior) çıkarılırken arada sağlam mukoza bırakıldığından emin olunması gereklidir.

62 Anal mukoza korunmadığında defekasyon sırasında anal kanal genişleyemez ve striktür oluşur. Yeterli hemoroidektomi yapıldığında semptomların tekrarlaması nadirdir. Nüksler redundan rektal mukozanın ve hemoroidlerin yeterli çıkarılmadığı durumlarda görülmektedir. Cerrahi tedavi sonrası en önemli komplikasyonlar kanama, ağrı ve apse oluşmasıdır.

63 PERİANAL CROHN HASTALIĞI Crohn hastalığı gastrointestinal kanalda ağızdan anüse kadar her yerde görülebilir. Anal lezyonlar hastaların % 25 inde hastalığın ilk bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Ancak izole anorektal Crohn hastalığı % 3 hastada görülmektedir.

64 Perianal fistül ve apseler crohn koliti olan hastaların % ında görülmekle birlikte crohn enteritinde perianal patolojilerin görülmesi enderdir.(%10-20) Bu durumda bu fistüllerin hastalıklı ince barsak ile ilişkisi gösterilemediği için oluş biçimi tam olarak aydınlatılamamıştır. Aynı şekilde ülseratif koliti olan hastalarda perianal patolojilerin görülme sıklığı % 10 civarındadır.

65 Anal semptomlar hastalığın en rahatsız edici semptomları olabilir. Anal fissürler, hemoroidler, apseler ve fistüller ayrı ayrı veya birlikte görülebilir. Geç dönemde striktür ve inkontinans görülebilir.

66 Tedavi; Ana prensip perianal patolojilerin semptomatik tedavisidir. Anal hijyenin sağlanıp diyarenin kontrolü çoğu kez rahatlatır. Crohn hastalığının medikal tedavisi de semptomların gerilemesine neden olabilir. Apseler efektif olarak drene edilmelidir. Basit fistül ve hemoroidlerin konservatif tedavisi esastır.

67 Fissürler klasik ön veya arka pozisyonda değil lateraldedir. Tedavi için fissürün eksizyonu ve sfinkterotomi yapılabilir. Fistüller ise çoğu kez komplike fistüller olduğundan seton uygulanmalıdır.

68 ANAL BÖLGE MALİGN TÜMÖRLERİ Anal kanal tümörleri; Epidermoid karsinoma: Anal kanal epidermoid karsinomaları rektal ve kolonik karsinomaların sadece % 1-2 lik bölümünü oluşturur. Skuamöz, bazaloid, klokajenik ve tranzisyonel hücreli karsinom olmak üzere başlıca dört histolojik tipi vardır. Her dört tipin klinik gidişi, prognozu ve tedavisi birbirine çok benzer.

69 Karsinom anal kanalda endure veya ülsere bir nodül olarak başlar. Kadınlarda daha sıktır. Rektal ağrı ve kanama en sık bulgulardır. Bir çok hasta öncelikle hemoroid veya anal ülser gibi bening tanılar aldığından öncelikle hemoroid veya anal ülser gibi bening tanılar aldığından tedavi gecikir,erken tanı için biyopsi şarttır.

70 İlk tanı konulduğunda hastaların %30 metastazlar mevcuttur. Metastaz riski tümörün çapı, invazyon derinliği ve histolojik tipine bağlıdır.

71 Tedavi; Lokal eksizyon: Bu tedavi şekli kas tabakasını infiltre etmemiş erken ve iyi diferansiye lezyonlar için uygulanmalıdır. Major cerrahi girişimleri kaldırmayacak hastalar için de lokal eksizyon uygulanabilir. Abdominoperineal rezeksiyon:Hastaların çoğunluğunda perianal dokunun geniş eksizyonu ile birlikte uygulanan abdominoperineal rezeksiyon en uygun tedavi şeklidir.Bu tedavi sonrası 5 yıllık ortalama yaşam % 50 civarındadır.

72 3 cm den küçük tümörler için Radyoterapi uygulanabilir. Kombine Tedavi:Cerrahi tedavi tek başına çok başarılı olmadığından preoperatif radyo ve kemoterapi ile kombine edildiğinde başarı oranı artmaktadır. İnguinal lenf nodlarının diseksiyonu:Proflaktik lenf nodu diseksiyonu tavsiye edilen bir tedavi yöntemi değildir. Lenf nodu diseksiyonu klinik olarak metastazların olduğunda düşünülmelidir.

73 Adenokarsinoma: Bu bölge adenokarsinamoları genellikle rektumdan gelişerek ilerler ancak anal bezlerin kolumnar epitelinden de direkt olarak başlayabilir Bu hastalar için abdominoperineal rezeksiyon gerekir ancak prognoz epidermoid karsinomdan kötüdür ve kemoterapi ve radyoterapiye iyi yanıt vermezler

74 Malign melanoma: anal kanal malign tümörlerinin ancak %1 ni oluşturur. Anal kanalda malign melanoma ise lokalizasyon sıklığı olarak deri ve gözden sonra 3. sıradadır Bu tümörler sıklıkla dentat cizginin hemen üzerinden köken alırlar.

75 Rektal kanama en sık görülen semptomdur. Koyu pigmente renklerinden dolayı tromboze hemoroid ile karışabilir. Pigmente olmayanlar ise polipler ile karışabilmektedir Anal kanal malign melanomları rektuma doğru submukozal bir akım gösterirler ancak cevre dokuları ender olarak infiltre ederler

76 Hastaların 1/3 de mezenterik lenf nodu metastazı vardır ancak inguinal nodlara metastaz nadirdir. Hematojen olarak karaciğer ve akciğere metastaz da erken dönemde olur ve en sık ölüm nedenidir.

77 Melanomalar radyo rezistan oldukları gibi kemo ve immuno terapiye de yanıt vermezler. Bu nedenle de en başarılı tedavi erken vakalarda abdominoperineal rezeksiyondur. Buna rağmen prognoz kötüdür ve 5 yıllık yaşam %10 civarındadır. Lokal ekzisyon uygulanan hastalarda da benzer yaşam oranları bildirilmektedir

78 Anal kenar tümörleri Epidermoid karsinoma : Anal kanal skuamoz karsinomların aksine anal kenardan gelişen skuamoz karsinomlar diğer deri skuamoz karsinomları gibi iyi seyirlidir. Küçük lezyonlar 2 cm sınır ile lokal olarak eksize edilebilirler ancak infiltre tümörlerde abdominoperineal rezeksiyon yapılmalı ve radyo ve kemo terapi ile kombine edilmelidir.

79 Bazal hücreli karsinoma: bu alanda ender görülür ve iyi seyirlidir Geniş lokal eksizyon yeterli tedavidir İnfiltre tümörler için abdomino perineal rezeksiyon gerekir

80 Bowen hastalığı : perianal bölgedede kendini gösterebilen intraepitelyal bir tümördür. Bu bölgede anal deride beyaz bir kabarıklık olarak kendini belli eder ve genellikle bir semptom vermez. Tedavi edilmediğinde skuamoz karsinom gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle de tanısı konulduğunda eksize edilmelidir. Sağlam cerrahi sınırlar ile eksize edildiğinde nüks sorunu olmamaktadır

81 Paget hastalığı : intraepitelial bir karsinom olarak kendini gösterebilir Perianal bölgede kırmızı bir şişlik olarak kendini gösterdiğinden tromboze hemoroid ile karışabilir Ter bezlerinden köken aldığı sanılmaktadır Temiz cerrahi sınırlarla eksizyonu yeterli tedavidir Tedavi edilmediği durumlarda bu in-situ karsinomdan infiltratif adeno karsinoma gelişebilir.

82 Lökoplaki : perianal bölgenin kronik irritasyonu sonucu oluşan premalign bir klinik tablodur Kendini beyaz plaklar olarak gösterir ve medikal tedaviye yanıt vermez Gelişecek skuamoz karsinomu önlemek için eksize edilmelidir

83 Sağlık Sunumları:


"ANAL HASTALIKLAR Sağlık Sunumları:" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları