Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

KÜRESELLEŞME NEDİR Küreselleşme veya globalizasyon; ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel ve politik açılardan ülkeler ve toplumlar arası bütünleşme,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "KÜRESELLEŞME NEDİR Küreselleşme veya globalizasyon; ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel ve politik açılardan ülkeler ve toplumlar arası bütünleşme,"— Sunum transkripti:

1 KÜRESELLEŞME NEDİR Küreselleşme veya globalizasyon; ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel ve politik açılardan ülkeler ve toplumlar arası bütünleşme, entegrasyon ve dayanışmanın artması anlamına gelmektedir. Küreselleşme kavramının en çarpıcı özelliklerinden biri, olası etkilerinin çok sayıda ve çeşitli olduğu izlenimini vermesidir. Küreselleşme, yalın toplumsal gerçekleri oldukça aşan spekülasyonlar, varsayımlar ve imgeler üretme kapasitesiyle olağanüstü zengin bir kavramdır ve henüz tam olarak ne olduğu netleşmiş değildir. Sosyoloji ve Siyaset Bilimi başta olmak üzere birçok sosyal bilim dalında küreselleşme olgusunu anlamlandırmak için araştırmalar yapılmaktadır. Küreselleşme dünya ülkeleri ve toplumları arasında hem dünya çapında bir tekdüzeleşmeyi (serbest piyasa ekonomisi, liberal demokrasi normları), hem de ulusal düzlemde çoğulculuğu (yerel yönetimlere, farklık etnik-mezhep gruplarından azınlıklara verilen önem) ifade etmektedir.  Küresel düşün, yerel davran

2 KÜRESELLEŞME Dünyanın birleşik hale gelmesi tekdüze dinamikler ile oluşan bir süreç değildir. Çünkü küreselleşme; ekonomik olduğu kadar siyasal, teknolojik ve kültürel yani çok boyutlu bir süreçtir. Anthony Giddens’a göre küreselleşme karmaşık süreçlerin bir araya geldiği bir olgular kümesidir. Üstelik çelişkili ya da birbirine zıt etkenlerin de devreye girdiği bir süreçtir. Giddens, modernliğin sonucu olarak değerlendirdiği küreselleşmeyi, yerel oluşumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği, dünya çapında toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması olarak tanımlamaktadır. Ayrıca bu çok boyutlu kavram; etki ettiği toplumsal gerçeklik türüne göre bireylerin kafasında da çeşitli anlamlar oluşturmaktadır. Bu anlamda bazıları için küreselleşme, kapitalizmin gücünü temsil ederken, bazıları için de, dünyanın Batılılaşmasını ifade etmektedir. Bazıları küreselleşmenin yoğunluk ve artan melezleşmeyle birlikte heterojenlik yarattığını düşünürken, bir diğer grup homojenliği arttırdığını düşünmektedir. Devlet dışı sosyal organizasyonlar küreselleşmeyi, çevre hareketi, demokratikleşme ve insanileştirme gibi pozitif sosyal amaçları sağlayacak kaldıraç olarak görürken, iş adamları için artan kâr ve güç stratejisi ve hükümetler için de çok sık olarak devlet gücünde artış sağlamanın yerine kullanılmaktadır.

3 KÜRESELLEŞMENİN FAYDALARI Teknolojinin yaygınlaşması Bilginin yaygınlaşması ve hiçbir şeyin gizli kalmaması Farklı kültürler ve sosyal gruplar arasında yeni ilişkilerin kurularak düşmanlıkların ortadan kaldırılması. Birbirini düşman gören grupların birbirleriyle temas ederek sorunlarını en azından konuşabilir hale gelmeleri. Liberallere göre küresel rekabet sayesinde ürün kalitesinin artması ve fiyatların ucuzlaması Yine liberallere göre ulus devletlerin piyasaya yenik düşerek zayıflamaları ve artık bir baskı aygıtı olmaktan çıkması Sınırların belirsiz hale gelmesi ve insanlar için çok seçenekli bir dünyanın ortaya çıkması ACABA?

4 KÜRESELLEŞMEYE TEPKİLER Küreselleşme ve onun ideolojisi olan neo-liberalizm; sol hareketleri liberal sol, İslamcı hareketleri liberal İslami, milliyetçi hareketleri liberal merkez sağ çizgisine çekerek kendine uyumlu yeni ideolojiler yaratmıştır. Ancak zaman içerisinde buna tepki olarak hareketler gelişmeye başlamış ve farklı ideolojilerden (sol, milliyetçi, İslamcı) insanların bu hareketlere destek vermesi dikkat çekmiştir. Yoksulluk düzeyinin artması, ekonomik krizler, tüm dünyadaki çevre tahribatları ve zenginle yoksul arasındaki uçurumun her geçen yıl artması nedeniyle küreselleşme karşıtları dünya çapında güç kazanmaya başlamıştır. Seattle’da başlayan ve IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve diğer finans kurumlarının toplandığı tüm şehirlerde gerçekleştirilen protestolar, pek çok gencin ve işçinin büyüyen öfkesinin bir yansımasıdır. 21. yüzyılda temel siyasi çatışma; sağ-sol değil küreselleşme ve alternatif küreselleşme ya da küreselleşme karşıtları arasında olabilir.

5 KÜRESELLEŞME KARŞITLARI NE DİYOR Küreselleşmeye yön veren oyun kuralları adaletsizdir. İleri sanayileşmiş ülkelere ve özellikle çok uluslu küresel dev şirketlere yararlı olacak şekilde özellikle tasarlanmıştır. Küreselleşme maddi değerleri, çevre veya yaşamın ta kendisi gibi diğer değerlerden bile üstün tutar. Küreselleşme gelişmekte olan ülkelerin egemenliğini ve vatandaşlarının refahını etkileyen önemli alanlarda kendi başlarına karar verebilme yeteneğinin bir kısmını yok etmiştir. Bu anlamda demokrasinin altını oymuştur. Herkesin yararlanacağı bir durum olduğu iddia edilmiş, ancak her yerde pek çok kaybeden olmuştur. Gelişmekte olan ülkelere zorla kabul ettirilen ekonomik sistem uygunsuz ve zararlıdır. Küreselleşme, ekonomik politikanın veya kültürün Amerikanizasyonu anlamına gelir olmuştur.

6 KÜRESELLEŞMEYE TEPKİLER

7 KÜRESELLEŞMENİN İDEOLOJİSİ: NEO-LİBERALİZM Neo-liberalizm ideolojisi aslında köklerini klasik liberalizm teorisinden ve 1944 tarihli Bretton Woods anlaşmasından almaktadır yılında yapılan Birleşmiş Milletler Para ve Finans Konferansı ardından imzalanan Bretton Woods Anlaşması ile ortaya çıkan Bretton Woods sistemi, 2.Dünya Savaşı sonrasında uluslararası ticaretin yeniden başlaması ve Dünya Savaşları döneminin paramparça ettiği uluslararası para sisteminin hızlı bir şekilde yeniden oluşturulmasını amaçlıyordu. Bu konferans sonucunda oluşan sistemde neo-liberalizmin çok önemli iki ideolojik ve siyasi-ekonomik alanlarda işlevsel aygıtı olan Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund-IMF) ve Dünya Bankası (World Bank-WB) gibi kuruluşlar oluşturuluyordu. Ancak neo-liberalizmin ortaya çıktığı bu ilk yıllarda pek çok nedenden ötürü neo-liberal politikalar devletler ve halkların gözünde meşruiyet kazanamıyordu.

8 NEO-LİBERALİZMİN İLK YILLARI Öncelikle Sovyetler Birliği’nin savaştan galip çıkması ve Doğu Avrupa ülkelerinin komünist rejimlere dönüşmesi Soğuk Savaş’ın ortaya çıktığı bu dönemde sosyalist-sol ideolojinin prestijli, güçlü bir konumda olmasını sağlıyor ve neo-liberalizmin değerini düşürüyordu. Yalnızca Rusya ve Doğu bloğu ülkelerinde değil Avrupa’da da oldukça etkili olan Marksist teori ve düşünürler Avrupa kamuoyunun kapitalizm ve neo-liberalizme olan inancını zayıf kılıyordu. Dahası İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri nedeniyle sermaye birikimi büyük ölçüde zedelenen Avrupa ülkelerinde -ABD’nin Marshall yardımına rağmen- devletin ekonomide aktif sorumluluk alması gerektiği düşüncesi somut ihtiyaçlara daha iyi cevap verir nitelikteydi. Dekolonizayon dönemi ve yeni oluşan milli devletlerin ithal ikameci, korumacı, devletçi ekonomi programlarını benimsemeleri de dünya genelinde neo-liberalizme uygun bir ortam yaratmıyordu. IMF ve Dünya Bankası’nın hükümetler üzerinde ciddi bir baskı gücü bulunmaması da bir diğer önemli etkendi.

9 NEO-LİBERALİZMİN YÜKSELİŞİ Neo-liberalizmin yükselişini hazırlayan faktörler ise 1970’lerde gelişmeye başladı. O güne kadar çok başarılı işleyen Keynesçi ekonomi düzeninin dünya petrol fiyatlarının OPEC petrol krizi (1973) sonrası aniden yükselmesi nedeniyle sıkıntıya girmesi neo-liberal saldırıların başlamasındaki en önemli sebepti. Büyük sermayedarlar nihayet sosyal devlet ve işçi hakları uygulamaları nedeniyle yeterince kâr edemedikleri ve mutlu olamadıkları paylaşımcı düzeni, insan emeği sömürüsüne dayalı ancak kendilerine daha çok kâr getirecek bir sistemle değiştirme şansı yakalamışlardı. Bu nedenle küresel sermayenin büyük maddi desteğiyle Chicago Üniversitesi’nde hocalık yapan Friedrich Von Hayek ve Milton Friedman gibi düşünürlerin (Chicago boys) önderliğinde neo-liberalizmi kılavuz edinmiş yeni enstitüler, araştırma merkezleri, akademik dergiler oluşturuluyordu. Sermayenin milyon dolarlık desteğiyle neo-liberal fikirler kısa sürede akademik dünyada hakim güç haline gelmeye başlıyordu. 1970’lerin sonlarından başlayarak neo-liberal programlar “başka alternatif yok (there is no alternative)” söylemleriyle uygulamaya konuluyor, 1980’lerde dünya genelinde sol hükümetlerin yerini liberal-sağcı iktidarlar alıyordu.

10 NEO-LİBERALİZM SALDIRIYOR Neo-liberaller çevre sorunlarını ve sosyal felaketleri hiçe sayarak piyasa dengelerine güvenilmesi gerektiğini ifade ediyorlardı. Neo-liberalizmin üç temel amacı vardı; mal ve hizmetlerin (1) ve sermayenin (2) tüm dünya çapında serbestçe dolaşması ve pazarın genişletilmesi için küresel kapitalizme entegre olmayan yapı ve blokların dağıtılarak yatırım özgürlüğünün (3) tüm dünyada sağlanması. İlk olarak 1980’lerin sonunda John Williamson’ın (1989) katkısıyla Washington Mutabakatı (Washington Consensus) adıyla anılmaya başlayan neo-liberalizmin Doğu Bloğunun çözülmesiyle beraber vahşice yayılması süreci, Francis Fukuyama’nın (1992) öngördüğü gibi “tarihin sonu”nu getirmeyecek, yalnızca küresel sermayenin tarihsel dönüşüm ve büyüme hareketinin bir durağını teşkil edecekti. Terimin (Washington Mutabakatı) çağrıştırdığı uzlaşı da, sanılabileceği gibi emek, sermaye ve hükümet temsilcilerinin bir araya gelip iktisadi konularda küresel bir anlaşmaya varması şeklinde cereyan etmemiştir. Aksine, sağlanan uzlaşı, Washington’daki merkez binaları birbirine bakan iki uluslararası finansal kurumun, İMF ve Dünya Bankası’nın arasında, gelişmekte olan ülkeler için tasarlanan bir dizi siyasal iktisadi tedbir ve uygulama üzerinedir.

11 NEO-LİBERALİZMİN ETKİLERİ Neo-liberalizm ideolojik hegemonyasını kurdukça tüm dünyada sosyal devletler zayıflıyor ve özelleştirme trendi baş gösteriyordu. Artan işsizlik, çevre felaketleri ve sosyal sorunlara rağmen neo-liberalizm kör inadından vazgeçmiyor ve dünyayı yeni felaketlere doğru sürüklüyordu. Bunda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber sol hareketlerin ve ideolojilerin zayıflamaları başlıca etkenlerdendi. Artık neo-liberaller kendilerini tüm ideolojilerin üstünde “tarihin sonu”nu getiren en üstün ve doğru ideolojinin temsilcileri olarak tanımlıyor ve farklı ideolojiler içerisine sızıyorlardı. Sosyal demokrasi bu noktada mutedil yapısına karşın sosyal adaletçi yönüyle vahşi neo- liberalizm için en büyük tehlikeydi ve Avrupa’dan başlayarak neo- liberalizm tüm sol-sosyal demokrat hareketler içerisine sinsice giriyordu (üçüncü yol ve yeni sol teorileri). Doğu-Asya toplumlarında güçlü olan siyasal İslam anlayışını bile neo- liberaller kendileriyle barışık bir çizgiye çekiyor ve Batı karşıtı İslamcı hareketler içerisinden neo-liberal partiler çıkarabiliyorlardı. Bu noktada Adalet ve Kalkınma Partisi tartışılabilir.

12 NEO-LİBERALİZMİN DURAKSAMASI Büyük sermayedarlar ve onların ideolojik aparatı olarak çalışan sözde entelektüeller tarafından dünyada hegemonyasını kuran neo-liberalizm kendi iç çelişkileri ve başarısızlıkları nedeniyle 1990’ların ortalarından itibaren pek çok ekonomik kriz ve sıkıntıya neden olarak meşruiyetini yavaş yavaş kaybetme trendine girmiştir. Neo-liberal sistem sahte özgürlükçü söylemiyle ulus devletleri zayıflatıp bölerek yeni daha küçük ve kontrol edilebilir pazar ülkeler yaratmaya ve küresel kapitalizm ağı dışarısında kalan ülkeleri yıkmaya gayret etmektedir. Neo-liberalizmin demokrasi maskesini düşüren en güzel örnekler; ABD ve Batı ülkelerinin eleştirdikleri kapalı ekonomi uygulayan otoriter devletlerden daha ağır ve baskıcı rejimleri olan Suudi Arabistan ve benzeri ülkeleri küresel kapitalizm ağına dahil oldukları için eleştirmeye yanaşmamalarıdır. Küresel kapitalizmin planları son yaşanan ekonomik krizle beraber ciddi anlamda sekteye uğrarken, krize karşı tüm devletlerin ulusal kurtarma ve tedbir planları hazırlama gayretleri dünyada ulus devletlerin hala çok önemli olduklarını ve küresel kapitalizmin vahşi yayılma planlarına direnebileceklerini göstermektedir.

13 TARTIŞMA KONULARI Küreselleşmenin zararlı etkileriyle mücadele etmek için ne yapmalı? Küreselleşme geriye çevrilebilir mi ya da yapılamıyorsa zararlı etkileri nasıl önlenebilir? Küreselleşmenin Türkiye’ye etkileri (olumlu veya olumsuz) üzerinde tartışınız. Küreselleşmenin 21. yüzyılda ideolojilere ve siyasal çatışmalara etkisi nasıl olabilir?


"KÜRESELLEŞME NEDİR Küreselleşme veya globalizasyon; ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel ve politik açılardan ülkeler ve toplumlar arası bütünleşme," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları