Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GÖKTÜRK İ LKOKULU YIL: 4 SAYI : OCAK 2014. GÖKTÜRK İ LKOKULU adına sahibi okul müdürü İ rfan PEL İ T YAYIN KURULU Nilhan SA Ğ NAK Gizay Ç İ N Selen YILMAZ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GÖKTÜRK İ LKOKULU YIL: 4 SAYI : OCAK 2014. GÖKTÜRK İ LKOKULU adına sahibi okul müdürü İ rfan PEL İ T YAYIN KURULU Nilhan SA Ğ NAK Gizay Ç İ N Selen YILMAZ."— Sunum transkripti:

1 GÖKTÜRK İ LKOKULU YIL: 4 SAYI : OCAK 2014

2 GÖKTÜRK İ LKOKULU adına sahibi okul müdürü İ rfan PEL İ T YAYIN KURULU Nilhan SA Ğ NAK Gizay Ç İ N Selen YILMAZ Aslı Ayça ZARARSIZ Başak Nida KARAEVL İ Sude KARAGÖZLER İ lsu İ SK İ L İ P İ nci AKSOY Ömer Faruk KAYIKÇI DÜZENLEME Fatma ZARARSIZ İ LET İ Ş İ M Ümit Mah.460.Sok.Nu : 4 Yenimahalle /ANKARA Fax: e-posta: °meb.k12.tr web: gokturkankara.meb.k12.tr Tel : Bu dergi tarih sayılı resmi gazetede yayınlanan MEB ilkö ğ retim ve ortaö ğ retim kurumları sosyal etkinlikler yönetmeli ğ ine uygun olarak hazırlanmıştır. Yazıların sorumlulu ğ u yazarlara aittir. En büyük sava ş, cahilli ğ e kar şı yap ı lan sava ş t ı r. Mustafa Kemal ATATÜRK

3 İ Ç İ NDEK İ LER 1-SUNUŞ2-DENEME3-MASAL4-H İ KAYE5-Ş İİ R6-GEZ İ YAZISI7-KOZM İ K SAYILAR8-DEY İ MLER İ M İ ZDEN ÖRNEKLER

4 Eğitimin önemini şu söz ne güzel açıklar: “Bir yıl sonrasını düşünüyorsan buğday ek, On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik, Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir.” E ğ itim ve ö ğ retim kavramları genellikle bir birlerinin yerine kullanılan ve anlam olarak yakın zannedilen kavramlardır. Aslına bakılırsa e ğ itim ve ö ğ retim bir birlerinden farklı kavramlardır ve farklı amaçlar gerçekleştirme süreçleridir. E ğ itim en genel manada insanda davranış de ğ işikli ğ i yapma süreci olarak tanımlanabilir. Tabi bu tanımdaki davranıştan kastedilen istendik yönde meydana gelen de ğ işikliklerdir. E ğ itime tabi tutulan kişilerde e ğ itimi verenlerin do ğ ru olarak kabul etti ğ i davranışları yerleştirme amacı vardır. E ğ itim hayatın her aşamasında iyi yönde ya da kötü yönde vardır. Okullar e ğ itimin olumlu yönünü sistematik bir biçimde yapan kurumlar olarak nitelendirilebilirken, sokaklarda da yine e ğ itim vardır ama bu istenmeyen davranışlar olarak gösterilebilir. Ö ğ retim kavramı ise insanların davranışları ile ilgilenmez. Ö ğ retim, belli alanlardaki bilgileri hedef kitleye kazandırmak demektir. İ nsanın sosyal yönünden ziyade zihinsel yönü ile ö ğ retim faaliyetleri aracılı ğ ı ile ilgilenilir. Ö ğ retimde kişinin davranışlarının olumlu olup olmadı ğ ına bakılmaz. Amaç programlarla belirlenen bilgilerin kişiye aktarılmasıdır. E ğ itim ve ö ğ retim en eski ça ğ lardan beri bir birinden farklı bile olsa hep bir birlerine paralel olarak görülmüştür. E ğ itim olmadı ğ ı yerde ö ğ retimin olamayaca ğ ı fikri her dönemde güncelli ğ ini korumuştur. Bu yüzden mutlaka bu iki kavramdan birini di ğ erinin önüne çıkarmak yerine ikisini beraber düşünmek gerekir.

5 B İ R MUC İ ZE “ DÜNYA “ Dünya çok farklı bir gezegen aslında… O kadar yaşamaya uygun olmayan evrenin içinde böylesine harika bir gezegenin olması bir mucize… Dünya’nın özelliklerini örneklersek e ğ er, bunlar üzerindeki suyun uzay boşlu ğ una dökmemesi için fazla yuvarlak olması ancak bunu engellemek için de yerçekimi kuvvetinin bulunması… Ne kadar ilginçtir ki evrendeki gezegenlerde sıcak ve so ğ u ğ un orta noktası yokken Dünya’da bunun aksine birçok iklimin oldu ğ unu görürüz.Bu da dünyamızın mükemmeliyetine işarettir. Dünya üzerinde yaşanılacak kadar muazzam bir gezegenken onu kirletip onu kötüye kullanıp kötü hale düşürürsek bu ancak bir çiçe ğ in yapraklarını birer birer kopartmak olacaktır. Seza KURUKAFA 8/A

6 GEÇM İ ŞTEN GÜNÜMÜZE EVLER Evlerimiz, içinde, bizi dış dünyaya karşı koruyan yapılardır.Bu yapılar tu ğ la ya da taş olabilir.Eskiden böyle miydi? Tahtadan, özenle kendi ellerimizde boyadı ğ ımız, içinde kışın sıcacık sohbetler etti ğ imiz evler yok artık.Duvarları tu ğ lalardan, o “ yeni model “ evlerde oturuyoruz hepimiz.En fazlamız beş kişi oturuyor bu evlerde. Buna bile “Eve sı ğ mıyoruz.” diyebiliyoruz. Anneanneler,babaanneler,dedeler, nineler,amcalar, halalar,teyzeler,dayılar gelinler cümbür cemaat oturdu ğ umuz güzel eski köy evleri bile yerini betonarme yapılara bıraktıysa…

7 İ nsanlar artık evde gölgesinden korkar hale gelmiş insanlar….Tabii de ğ iştirirler kapılarını,pencerelerini hırsız gelmesin diye.Eskisi gibi bir komşuluk ilişkisi de yok, güven ortamı da yok…Böyle evlerde yaşamaya tabiî ki korkarlar.Neden insanlar rezidanslarda korumalı binalara taşınıyorlar acaba ? Zenginler; o ayrı mesele.Fakat insanlar rahat,huzur içinde güvende yaşamak istiyorlar aslında… Bana annem anlatırdı.Tarlaya çalışmaya gidecekleri zaman evi kilitlemeden kapıyı çekip giderlermiş.Şimdi anneannemlere gitti ğ im zaman eve girebilmek için üç metal kapıdan biri mutlaka çelikten kale kapısı gibi geçmemiz gerekiyor.Köy yerinde bile insanların birbirine olan güveni kalmadıysa şehirdekiler ne yapsın ?.. Başak Nida KARAEVL İ 7/A

8 O gün zor uyumuştum.Nedense vücudumda bir halsizlik vardı. Uyudum. Uyandı ğ ımda birileri kollarımdan tutup kaldırmaya çalışıyordu. Vücudumdaki kırgınlık sanki bir anda yok olup gitmişti. Sanki yıllardır uyuyormuş gibi dinçtim. Nereye gidiyorum, diyemeden kendimi ola ğ anüstü bir yerde buldum. Neredeyim, nerede buradayım diye sormak gelmedi içimden. Bu bir rüyaysa asla bitmesin istedim.Müthiş bir duygudaydım.Yanıma iki küçük peri geldi.Bu perilerin yüzlerindeki ışık bana umut veriyordu adeta... Onları gördükçe gülmek istiyordum.Beni ülkelerini gezdirmek için getirmişler buraya.Ülkelerinde her yeri bana gezdireceklerini söylediklerinde heyecandan ayaklarım titremeye başladı.Ama öyle olmaz, sana kanat almalıyız, dediler.Ve peri dükkanında bana bir çift aldılar ve bana uçmayı ö ğ rettiler. O kadar güzeldi ki içimden bunun asla bitmemesini istedim. Gezimiz başlamıştı. Beni yaşadıkları yerlere götürdüler.Yatakları, masaları, eşyaları her şey o kadar minikti ki gözlerime inanamıyordum. Yemeklerinden tattırdılar; gayet güzeldi.Hatta bazıları hayatımda yedi ğ im en güzel lezzetlerdi. Aslında annem de çok güzel yemek yapardı ama bu yemeklerin tadı apayrıydı.Bana bazı yemekleri yapmayı ö ğ retti.Onların tarlalarında çalıştım; fazlasıyla yorulmuştum. SONSUZLUK KOLYES İ

9 Benim yoruldu ğ umu anlayan periler bana enerji depoladılar.Sanki yeniden do ğ muş gibiydim.Biraz daha gezdik. Ben artık onlardaymışım gibi davranmaya başlamışlardı aslında ben de kendimi yalnız hissetmiyordum.Artık geç olmuştu.Bana hayatımda gördü ğ üm en güzel kolyeyi hediye ettiler.Kolyede sonsuzluk işareti içinde “ annem” yazıyordu. Bu kolyeyi asla ama asla boynumdan çıkarmamamı istediler. Bu bizim sana arma ğ anımız, dediler. Ben de onlara en içten dileklerimle teşekkür ettim. Biraz gezmeye devam ettik. Gezerken sanki biri benim kolumu çekiştiriyordu. Gözlerimi açtım ve kolumdan tutanın annem oldu ğ unu anladım. Bir süre sonra perilerin bana hediye ettikleri kolye boynumdaydı.Bu olanlar gerçekti… Bu geziyi ve perileri asla unutmayaca ğ ım. Bilge Sıla BAŞY İĞİ T 7/B

10 SARI YAPRAKTAN ALTINA Zuhal Hanım,tek başına yaşayan, yalnız bir kadındır.Konuştu ğ u kişiler sadece bitkilerdir.Evi çiçek bahçesine benzetir.O solgun evi renklendiren,cıvıl cıvıl yapan çiçeklerdir.Zuhal Hanım hepsine bir ad takmıştır.Onlara adlarıyla seslenir ve şefkat gösterir.Onlar da bu ilgiyi karşılıksız bırakmaz, renk renk çiçek açar. İ çlerinde mor bir menekşe vardır ki yılda sadece bir kere açar ya da açmaz. Yan komşusunun küçük kızı Esma sürekli Zuhal Hanım’ın ziyaretine gelir.Çiçeklere özellikle mor menekşenin açıp açmadı ğ ına bakar ve Zuhal Hanım’ın onun şerefine yaptı ğ ı kurabiyelerden bol bol yer. Yine bir gün Esma, sabah erkenden Zuhal Hanım’ın ziyaretine gelir.Esma: -Merhaba Zuhal Teyze. -Merhaba kızım.Nasılsın ? -Ben iyiyim de sen kötü ve üzgün görünüyorsun. -Üzgünüm ya. Mor menekşen bir gün de solmuş.O yok artık.Tohumu da bulamam ki.Sanki di ğ er çiçeklerim de üzüldü.Onlar da hep sarı yaprak döküyor. Esma: -Ümidini hemen yitirme,Zuhal Teyze. _

11 Birlikte menekşelerin yanına giderler.Esma: -Hemen atma bunu.Bence birkaç gün bekleyeyim. -Ben de öyle düşünmüştüm.Ama di ğ er çiçeklerim haline bak. Bak “beyaz geline”! Yaprakları tek tek soluyor. Esas yanında duran “Leyla’m”da sarardı. Hepsi bir gün içinde oldu.Esma: -Bir içinde salon solan çiçek bir gün içinde gene açar.Bekleyeyim.Aslında ben buraya yas tutmak için gelmedim.Annem çay demledi,kek yaptı.Sizi bekliyor. -Peki,gelirim.Dur,şu kurabiyeleri de paket yapayım.Birlikte giderler.Saatler geçer.Zuhal Hanım’ın aklında hep mor menekşesi vardır. “Acaba sabah uyanınca ne görece ğ im!”duygusu içini yer bitirir.Onun çiçeklere duydu ğ u sevgi başkadır. İ nsanlara duyulan gibi…Hiç kimsesi olmadı ğ ı için çiçeklerine duyar bu sevgiyi. Eve gelir,bakar ki menekşe aynı durumda.Sanki çiçekleri yalnız bırakınca kendilerine gelmişler.Yeşillenmişler,tomurcuk vermişler.Sabah uyanınca ilk işi menekşesine bakmak olur.Bakınca gözlerine inanamaz.Solgun,sarı yapraklar altın şeklinde dökülmüş.Solan menekşenin mor çiçe ğ i canlanmış.Zuhal Hanım şaşkınlıklar içinde altınları toplar,çiçeklerine göz gezdirir.Öyle mutludur ki sanki kaybetti ğ i insanı bulmuşçasına… Elvin KÖKSAL

12 ÇAVUŞ MEHMET’ İ N KAHRAMALLI Ğ I Çavuş Mehmet vatanını çok seven yi ğ it bir delikanlıydı. Memlekette savaş çıkınca cepheye gönüllü olarak gitmişti. Cephede topların,silahların sesi yankılanıyordu. İ nsanlar öldürüldükçe Çavuş Mehmet üzülüyordu çünkü o düşmanı bile dost sayardı. Gün a ğ arırken bir sabah da ğ lar arasında do ğ uya yürüdüler.Çavuş Mehmet ba ğ ırdı durmadan “Ya Rap! Şehitli ğ i bana nasip et!” işte o anda duyuldu sesler, bir haykırış duyuldu yeri gö ğ ü inleten.Giderken güle oynaya birden üzüntü düştü yüzlere… İ lerlerken cepheye do ğ ru mutlulu ğ u yansıtan gözlerindeki o gülüşler bir an durdu; bu sesiz anda başladı Tanrı’ya süzülüş. Cepheye geldiklerinde savaş başlamıştı; çatışma şiddetini arttırmıştı.Silah sesleri çok yakından duyuluyordu bir anda topra ğ a düşüş oldu.Künyesi asılmış baş ucunda mezar taşı,geride kalan şehit anası ve yaşlı gözler… Sıla SAYTAŞ 7/A

13 DÜNYA Dünyamız,yaşam yerimiz Burada yaşarız biz Herkesle iç içe Birlikte yaşarız biz Tüm canlılar burada Hayat bulur toprakta Sebze, meyve yetişir Hayat veren toprakta Su bizim yaşam kaynağımız Onu içer büyürüz biz Eğer dünya olmasaydı Nerde yaşardık biz Dünyamız yuvarlaktır Ama düşmeyiz biz Bize bir kuvvet uygulanır Bu kuvvet yerçekimidir. Berkay İ NCE İ ŞÇ İ 8/A

14 MEMLEKET GEZİSİ Yaz tatilinde memleketim olan Elazığ’a gidecektik.Ailemle Elazığ’da ne yapacağımızı kararlaştırdık.Elazığ’da akrabalarımızı ziyaret ettikten sonra gezip görülecek yerlere gidecektik. Nihayet o gün gelmişti.On saatlik bir yolculuktan sonra memleketime varmıştık.Çok mutluydum.İki hafta boyunca Elazığ’da neler olacağını merak ediyorum.İlk hafta akrabalarımızı ziyaret edip özlemimizi giderdik.İkinci hafta ise memleketimin güzel yerlerini gezdik.İlk olarak Arkeoloji ve Etnografya Müzesini ziyaret ettik.1982 yılında açılan bu müze Fırat Üniversitesi kampusunda.Müzede zengin bir Urartu koleksiyonu bulunmakta. Sonra Ulu Cami’ye gittik.Bu cami 12. Yüzyıl ortalarında Artuklu hükümdarı Fahreddin KARAASLAN tarafından yaptırılmıştır.Mimari özellikleri ve planıyla aynı dönem camilerinden ayrılan yapıda İran-Selçuklu formunun Anadolu stiliyle kaynaştığı görülmektedir. Sonraki durağımız ise Harput’tu.Bu ilçe bir açık hava müzesi görümünde idi.Harput Kalesinin iç ve dış surları Artuklu yapımı ama temeller Urartulara aittir.Ovaya hakkim kayalar üzerine kurulu kaleye son halini verenler ise Dulkadiroğulları’dır.Aynı zamanda bu kale sütten yapılmıştır. Daha sonra Meryem Ana Kilisesini ziyaret ettik.Bir duvarını kayaların oluşturduğu kilise Harput Kalesinin yanındadır ve kiliseden kaleye ulaşan gizli yollar vardır.Kilise en eski Süryani Kilislerinden biridir. Memleketimin böyle güzel yerlere sahip olduğunu görünce gururlandım.Elazığ’ı daha çok sevdim. Elif Zeynep ÖZELER 8/A

15 DEY İ M NED İ R? Deyim, dil biliminde kavramları, durumları hoşa giden bir anlatımla ya da özel bir yapı ya da söz dizimi içinde belirten ve ço ğ unlukla gerçek anlamlarından ayrı anlamlara gelen sözcüklerden oluşan kalıplaşmış sözcük toplulu ğ u ya da tümcedir. İ ki veya daha çok sözcükten kurulu bir çeşit dil ifadesi olan deyimler, duygu ve düşünceleri dikkati çekecek biçimde anlatan ad,önad,belirteç,yalın ve birleşik eylem görünüşlü dilsel yapılardır. Ya tam bir tümcedirler ya da bir söz öbe ğ idirler.

16 DEY İ MLER İ N ÖZELL İ KLER İ Atasözleri gibi kalıplaşmış oldukları için ço ğ unlukla, bir deyimin sözcükleri de ğ iştirilip yerlerine - eş anlamlı da olsa - başka sözcükler konulamaz ya da söz dizimi bozulamaz. Atasözleri gibi kısa ve özlü anlatım araçlarıdır. Deyimler herhangi bir kavramı çekici bir biçimde belirtmeyi, ortaya koymayı amaçlar. Deyimin bütününden çıkan anlam her zaman deyimi oluşturan sözcüklerin gerçek anlamlarından farklı de ğ ildir. Deyimlerin söz dizimi bozulamazsa da, söylendi ğ i duruma göre adıllar ve kişilere göre çekimler de ğ işebilir. Aynı dildeki deyimler, farklı bölgelerde farklı sözcüklerle söylenebilir. Bir dildeki deyimler, o dili konuşan ulusun kültür birikimini ve de ğ erlerini barındırır.

17 FOYASI MEYDANA ÇIKMAK Kuyumcular yaptıkları yüzük küpe gerdanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışı ğ ı daha iyi yansıtması ve parlaklı ğ ının artması için “FOYA” adı verilen bir madde sürerler.Zamanla sürülen bu foya dökülür.Bu duruma foyası çıkmış denilir. Halk arasında yalan söyleyen sahtekarlık yapan kişilerin yalanları ortaya çıktı ğ ında "foyası meydana çıktı" şeklinde benzetme yapılır.

18 Balık Kava ğ a Çıkınca  Eski İstanbul şimdiye göre tam anlamıyla balık ve balıkçı şehriymiş. Tutulan balıkların satılması Yemiş iskelesi ve Balık pazarından başlayan ve bu merkezlerin etrafında mahalle mahalle büyüyen pazarlarda yapılırmış. Balığın çok fazla çıktığı günlerde ise, Tophaneden Rumeli Kavağı’na ve Üsküdar’dan Anadolu Kavağına kadar her yere çeşitli vasıtalarla götürülüp satılırmış. Fiyat kırmak isteyen yada çok düşük fiyata almak isteyen müşterilerine de balıkçılar, -Oooo! O fiyatı ancak balığı kavağa çıkardığımızda satarız biz.derlermiş. Eski İstanbul şimdiye göre tam anlamıyla balık ve balıkçı şehriymiş. Tutulan balıkların satılması Yemiş iskelesi ve Balık pazarından başlayan ve bu merkezlerin etrafında mahalle mahalle büyüyen pazarlarda yapılırmış. Balığın çok fazla çıktığı günlerde ise, Tophaneden Rumeli Kavağı’na ve Üsküdar’dan Anadolu Kavağına kadar her yere çeşitli vasıtalarla götürülüp satılırmış. Fiyat kırmak isteyen yada çok düşük fiyata almak isteyen müşterilerine de balıkçılar, -Oooo! O fiyatı ancak balığı kavağa çıkardığımızda satarız biz.derlermiş.

19 Güme Gitmek Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken "Hoooopp gümm!" şeklinde nara atarlarmış. Ancak aynı "kurunun yanında yaş da yanar" atasözünde oldu ğ u gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş. İ şte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldı ğ ında günahsız yere hapse götürülüyor anlamında "Adamca ğ ız güme gitti, yazık oldu." demiş. ​ Eskiden mürekkeplerin içinde bezir isi denilen bir madde bulunur.Yazarken yapılan yanlışlıklar ancak yalamak yoluyla giderilirmiş. Okuma-yazma bilen kişiler az olduğundan,bir,iki satır yazacak kişiler el üstünde tutulur.Mürekkep yalayanlar üstün sayılırmış. Mürekkep Yalamak

20 Yüksek ö ğ retimin günümüzdeki adı olan üniversitelere geçmişte medrese adı verilmekteydi. Vaktiyle medresede e ğ itim gören bir grup ö ğ renci elektri ğ in olmaması sebebiyle aralarında bir anlaşma yapmışlar ve her gün bir kişinin mum getirmesine karar vermişler. Birinci gün biri, ikinci gün biri derken sırasıyla mumları yakarak ders çalışmaya başlamışlar. Ö ğ rencilerden biri ise erimiş mumları gizli gizli toplarmış. Sıra kendisine geldi ğ ine erimiş mumları toplamış ve bunları birbirine ekleyerek mum yapıp para vermekten kurtulmuş. Sıranın kendisine geldi ğ i gün mumu yakmışlar ve ders çalışmaya başlamışlar. O gün mum çok çabuk bitmiş ve ancak yatsıya kadar dayanabilmiş. Arkadaşlarının hilesini anlamasından korkan çocuk:  -Allah Allah niye böyle oldu, diyince durumu anlayan arkadaşlarından biri:  - Ne olacak yalancının mumu yatsıya kadar yanar, demiş. Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar

21 Parayı Veren Düdü ğ ü Çalar  Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.  Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:  - Peki, olur.  Çocuklardan yalnız biri, elinde para oldu ğ u halde, Hoca'ya şunları söylemiş:  - Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?  Hoca akşama do ğ ru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen  Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.  Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocu ğ a uzatmış.  Ötekileri ba ğ ırmaya başlamışlar:  - Ya bizim düdükler nerede ?  Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:  - Parayı veren düdü ğ ü çalar.

22 Bir işin üstesinden gelene kadar çok zorluk çekmek, güçlükle başarmak anlamına gelen bir deyimdir. Dinimize göre Sabah namazının kılınma vakti güneş do ğ uncaya kadar geçerlidir. Ortalık a ğ armaya başlayıp da ak iplik ile kara iplik birbirinden seçilinceye kadar Sabah namazı kılma süresi devam eder. A ğ ır hastalar bütün gece sancı ve ızdırap içinde kıvranarak uyuyamadıklarından sabahı zor ederler. AKLA KARAYI SEÇMEK

23 Bir rivayete göre vaktiyle İ ran’da hükümdarlar öldü ğ ü zaman bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur kimin başına konarsa o adam ülkeye hükümdar olurmuş. Gerçi tarihte gerek İ sa’dan önce İ ran’da yaşayan Medler ve Persler gerek İ sa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında böyle garip bir yolla hükümdar seçildi ğ ini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması mantı ğ a da uygun düşmemektedir. Ama hak etmedi ğ i yerlere şans eseri gelenler için ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa yerinde ve anlamlı bir sözdür. DEVLET KUŞU KONMAK

24 Bir zorlu ğ u çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen hiç beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller karşınıza dikilir. Böyle durumlarda bu deyim kullanılır. Deyimin öyküsü Osmanlı tarihine dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemen'i Osmanlı topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen'de isyan çıkmış, uzun u ğ raşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı egemenli ğ inde kalmıştı. Söylentiye göre Sinan Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar. Bu sırada bir fırtına çıkmış ve rüzgarın savurdu ğ u bir kum bulutu pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yı ğ ılmış. Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir asker, arkadaşlarına: -Biz Allah"ın nimetini taşlı diye be ğ enmiyorduk, bizim gibi günahkar kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Ulu Tanrımız, Kabe'ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş ya ğ dırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş ya ğ dırmadan hemen tövbe edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş. AYIKLA P İ R İ NC İ N TAŞINI

25 Sabrı tükenip o zamana kadar söylemedi ğ ini söyleyivermek anlamında bir deyimdir. Eski zamanlarda çok küfürbaz bir adam varmış. Memleketin müftüsü bu adamı ça ğ ırıp sık sık nasihat edermiş. Küfür edece ğ i sırada aklına gelip vazgeçmesi için de a ğ zında bir bakla tanesi tutmasını önermiş. Bir gün yine müftü efendi bu adama nasihat ederken münasebetsizin biri içeri girmiş ve müftüye sormuş: -Müftü efendi sa ğ dıcım öldü. Bana mirasının kaçta kaçı isabet eder? Canı sıkılan müftü küfürbaza dönmüş: -Çıkar a ğ zından şu baklayı da bu herife gerekli cevabı kendi usulüne göre sen ver, demiş. A Ğ ZINDAN BAKLAYI ÇIKARMAK

26 İ pe Un Sermek Nasreddin Hoca’nın, aldı ğ ını bir türlü geri vermeyen ya da kırık dökük, delik, kopuk, sakat olarak geri getiren bir komşusu Hocadan bir gün urgan ister. Hoca da Bizim hanım biraz evvel urganın üzerine un serdi, veremeyiz. Der. Komşusu güler;Aman hocam, hiç urgan üstüne un durur mu, ipe un serilir mi? diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırır. Neden serilmesin. Vermeye gönlüm olmayınca, ipe un da serilir elbet. ​ Gemiyle işgale gittikleri bir yerde ordusu rakibin gücü karşısında korku duymaya başlayınca Sezar askerlerini yüksek bir tepeye çıkartır ve aşağıda kalan bir kaç askere gemileri ateşe vermeleri emrini verir. Geldikleri gemiler gözlerinin ününde çıtır çıtır yanan ordu şok geçirmiştir.Sezar:’Gördüğünüz gibi gemileri yaktık artık dönüş yok ya bu savaşı kazanırsınız ya da hepimiz burada ölürüz‘’şeklinde bir konuşma yapar. savaş Sezar’ın ordularının ezici zaferiyle sonuçlanır. ​ Gemileri Yakmak

27 KARE Bir zamanlar kare bir dünyada hiç yuvarlak kullanmayan insanlar, ha bire gidedururlarmı ş.Proda adında bir bilim insanı ı ş ınlanmayı bulmu ş.Bu adam çok iyi kalpliymi ş ; herkese yardım etmek için bunu yapmı ş.Yardıma ihtiyacı olan ilk gezegene yardım edecekmi ş,ı ş ınlanma dü ğ mesine basınca kare bir gezegene ı ş ınlanmı ş.Prodo bu gezegenin her ş eyinin kareden oldu ğ unu ö ğ renmi ş ve bu gezegene yuvarlakların daha hızlı gidebildi ğ ini göstermi ş.Bunun nasıl oldu ğ unu anlayınca Prodo’yu kare dünyayı dönmeye mahkum bırakmadan adam sanmı ş lar; hapse atmı ş lar.Prodo’nun yanındaki zaman makinesini alıp tüm evreni istila edip “Yıldız Ça ğ ı”nı ba ş latmı ş lar. Artun C İ NGÖZ 7/B

28 KOZM İ K SAYILAR Eski kültürler rastlantıya inanmazdı,bundan dolayı onlar için nesneler ya da olayların belirli bir sayısı büyük önem taşırdı.Zamanla sayma yolu olarak ortaya çıkan sayılar güçlü bir sembolizm edindi.Niceliklerinin ifade edilmesinin yanı sıra kendilerine özgü nitelikler kazandı,hatta kozmik güçlerle donandılar. Bir, ilk nedeni,başlangıç ya da yaradılışı simgeler.Tek tanrılı dinlerde yaratıcı Tanrıyı temsil eder.Türümüze özgü benzersiz ayakta duruşla insanlı ğ ın da simgesidir. 1 Pitagoras’a göre iki çeşitlili ğ i temsil eder ve düzensizlikle kötülük potansiyeli taşır.Bu nedenle ikinci ayın ikinci günü kötü sayılır ve ölüler alemi tanrısı Pluto’ya ithaf edilir. İ ki aynı zamanda Yin ve Yang’ın bir olmuş zıtlıkların tamlı ğ ını simgeledi ğ i Taozim gibi felsefelerde düzen ve dengenin de sembolüdür. 2

29 Ço ğ u dinde üç kutsal bir sayıdır.Eski Mısırlıların güçlü bir tanrılar üçlüsü vardı.( İ sis,Osiris ve Horus).Eski Yunanlılar ve Romalıların da öyle(Jüpiter,Zeus,Neptün ve Poseidon,Pluto/Hades).Jüpiter’in alameti üç çatallı yıldırım,Neptün’ün üç dişli çatal,Pluto’nunki de üç başlı köpekti. İ slam’da üç ruhu simgeler.Hırisrtiyanlar Baba,O ğ ul ve Kutsal Ruh Teslisine inanır. 3 Bütünlük ve evrensellik sembolü dört çocuklu kare ve haçla temsil edilir.Kare gibi dört de istikrarı temsil eder.Amerika yerlileri İ çin organizasyonu temsil eder;uzay dört bölgeye,zaman dört birime,insan ömrü de dört ça ğ a bölünür.Ölüm sözcü ğ üyle eşseli oldu ğ undan Japonya ve Çin’in bazı yerlerinde tabudur. 4 Beş,başı ve bacakları,kollarıyla beş köşeli yıldız pentagramla temsil edilen insanın simgesidir.Mayalar için kutsal bir sayıydı;tohumu atıldıktan beş gün sonra çıkan mısırla mısır tanrısını,Azteklere göre de tamlık ve bilincin uyanışını simgelerdi.Beş şartın,namaz vakitlerinin sayısı oldu ğ undan İ slam’da da büyük önem taşır. 5

30 Altı,uyum ve kusursuz denge sembolüdür.Çin’de altı cenneti simgeler,Hıristiyanlar için Tanrının dünyayı altı günde yaratmış olmasından ötürü tamlı ğ ı temsil eder.Mayalar için altı ölüm anlamına gelen u ğ ursuz bir sayıdır.Zar üzerindeki en yüksek sayı olarak şansı da sembolize eder. 6 Tanrısallık (üç)ile maddi dünyanın (dört)birleşmesi oldu ğ undan yedi ço ğ u kültürde tamlı ğ ı simgeler.Hindu,Müslüm an ve Yahudi-Hıristiyan kutsal metinlerinde altılı bir gruba yedinci bir nitelik tamamlanmışlık ve kusursuzluk getirir;bu sayı bütün kültürlerde u ğ urludur.Eski Mısır’da yedi ebedi hayatı,Amerikan yerlileri İ çinse hayatın rüyasını temsil eder. 7 Do ğ u düşüncesinde sekiz u ğ urlu sayıdır.Çin’de başarı ile aynı sesi verdi ğ inden ve sekiz ölümsüz Çin tanrısını ça ğ rıştırdı ğ ından u ğ urlu sayıdır.Sekiz Japon Şinto’da da tekrarlayan sayıdır. 8

31 Üç tane üçün toplamı olan dokuz,ebediyet,tamlı k ve gerçekleştirme simgesi üçün gücünü katlar.Kula ğ a “ uzun ömürlü ” sözcü ğ ü gibi geldi ğ i için Çin’de u ğ urlu sayılırken “acı” ile ses benzerli ğ inin oldu ğ u Japonya’da u ğ ursuzdur. Aztekler gece tanrılarını simgeleyen bu sayıyı u ğ ursuz bulurken Mayalar u ğ urlu bilmiştir. 9 İ nsanın el parmaklarının sayısı olan on ço ğ u sayı sisteminin de temelidir ve sıfırdan dokuza kadarki sayıların ardından birli ğ in dönüşünü simgeler.Bu nedenle ( ve ilk dört sayının toplamı oldu ğ undan) Pitagoras 10’un evrensel Yaradılışı simgeleyen kutsal bir sayı oldu ğ unu düşünmüştür. 10 Aslı Ayça ZARARSIZ 8/A

32 DÜŞLER Kurar ya insan hep, Düşlerini hayallerini… Gerçekleşmeyece ğ ini bilse de, Umut eder durmadan Ne güzeldir aslında, Düşler denizinde yüzmek Bo ğ ulmamaya çalışarak Kulaç atmak hep ileriye. Umut eder hep insan Düşlerinin gerçekleşece ğ ine, Bir gün sihirli birinin gelip Mutlu müjdeleri verece ğ ine. Sen durma yine de Koş hep hayallerinin peşinde… Ardına bakmadan bir kere, Atla hep engelleri de. Haydi şimdi düşlerin için, Kur hayallerini, bak ileriye Gerçekleşir elbet bir gün biri de, Sen devam edersen hep böyle…. Ezgi T İ MUR

33 DURMAK B İ LMEYEN Zaman ; benim yetişemedi ğ im, Çılgın bir nehir, bir deli rüzgar. Zaman; harcaması kolay, De ğ erlendirmesi zor olan. Kimi zaman sabır oluyor, Kimi zaman vazgeçiriyor, Kimi zaman mutlu ediyor, Coşkun nehir avuçlarımda durmuyor. Zaman ; sonsuz bir kara delik, Yutuyor acımadan. Dönüp bakmıyor ardında kalan umutlara, İ lerliyor hiç durmadan… İ rem CANTÜRK

34 GER İ DÖNSE ZAMAN Zaman içinde zaman Kaybolur bütün an… Geri dönmüyor zaman Bilmiyor ki “ Aman !” En büyük hayallerden birisi Zamanı geri çevirmek… Nafile çaba zaman durmaz Durduğu yere konmaz. Ağına almış zaman bizleri, Sürüklüyor,gösteriyor tüm bilinmeyenleri… Bilinmeyenleri görünce, Yaralıyor yürekleri,dağlıyor gönülleri… Zamanı geçiren ne dakika ne saniye Zamanı döndüren ne yelkovan ne akrep Zamanın bir dakikasını bile kaçırma Sonra koşarsın peşi sıra… Zamanı iyi değerlendirmeli Sonra deri derin düşünmeli, Düşündükçe derin Çöktü bütün kederin… Gaye ÖRS


"GÖKTÜRK İ LKOKULU YIL: 4 SAYI : OCAK 2014. GÖKTÜRK İ LKOKULU adına sahibi okul müdürü İ rfan PEL İ T YAYIN KURULU Nilhan SA Ğ NAK Gizay Ç İ N Selen YILMAZ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları