Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Kur’ân’ın ve kâinatın dilinden İSLÂM İNANÇ İLMİHALİ ÜMİT ŞİMŞEK OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Âhirete iman: 6.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Kur’ân’ın ve kâinatın dilinden İSLÂM İNANÇ İLMİHALİ ÜMİT ŞİMŞEK OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Âhirete iman: 6."— Sunum transkripti:

1 Kur’ân’ın ve kâinatın dilinden İSLÂM İNANÇ İLMİHALİ ÜMİT ŞİMŞEK OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Âhirete iman: 6

2 Şefaat Öyle bir günden korkun ki, ne kimse bir başkasının cezasını öder, ne kimseden şefaat kabul edilir, ne kimseden fidye alınır, ne de onlar bir yardım görürler. BAKARA, 2:48, 123 Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız şeylerden bağışta bulunun — öyle bir günden önce ki, o günde ne bir alışveriş olur, ne bir dosttan yardım beklenir, ne de kimseden bir şefaat umulur. O günü inkâr edenler ise, zalimlerin tâ kendileridir. BAKARA, 2:254

3 Şefaat Şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez. MÜDDESSİR, 74:48 Onun katında, Onun izni olmadan şefaat edecek kim var? BAKARA, 2:255

4 Şefaat O izin vermeden şefaat edebilecek hiç kimse yoktur. YUNUS, 10:3 De ki: Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin egemenliği Onundur. Sonunda Onun huzuruna döneceksiniz. ZÜMER, 39:44

5 Şefaat Rahmân’dan bir söz almış olanlar dışında hiç kimsenin o gün şefaat yetkisi olmaz. MERYEM, 19:87 O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez. TÂHÂ, 20:109

6 Şefaat Onun katında, Onun izin verdiklerinden başkası şefaat edemez. SEBE’, 34:23 Onların Allah’tan başka yakardıkları şeyler ise şefaat yetkisine sahip değillerdir — ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna. ZUHRUF, 43:86

7 Şefaat Göklerde nice melekler var ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında izin vermedikçe onların şefaati hiçbir fayda vermez. NECM, 53:26

8 Şefaat Birgün Peygamberimiz ellerini kaldırmış, “Allahım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye ağlayarak dua ederken, Yüce Allah, Cebrail’e buyurdu ki: “Ey Cebrail! Gerçi Rabbin herşeyi bilir; ama sen git, Muhammed’e niçin ağladığını sor.” Cebrail geldiğinde, Peygamberimiz ona ümmeti için ağladığını söyledi. Cebrail Allah huzuruna dönüp durumu anlattı. Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Cebrail, Muhammed’e git ve şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz.” MÜSLİM, İman: 346

9 Şefaat Gecenin bir vaktinde, sana has bir fazlalık olmak üzere, teheccüd namazı kıl. Umulur ki, böylece Rabbin seni bir Makam-ı Mahmud’a eriştirir. İSRÂ, 17:79 Makam-ı Mahmud: Şefaat yetkisi BUHARÎ, Tefsir 17:11; TİRMİZÎ, Tefsir 17:7

10 Şefaat Her peygamberin makbul bir duası vardır. Ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için sakladım. İnşaallah ona ümmetimden Allah’a ortak koşmadan ölenler nail olacak. MÜSLİM, İman:

11 Şefaat Peygamberimizin (s.a.v.) şefaati: mahşerdeki insanları beklemekten kurtarmak için ümmetinden sorguya çekilmeyecek olanların bir an önce Cennete girmesi için ümmetinin günahkârları için Kelime-i Tevhidden başka sevabı olmayanları kurtarmak için

12 Şefaat (Hesapsız Cennete gireceklerden sonra) “Git, kalbinde buğday tanesi kadar imandan eser olanları Cehennemden çıkar.” “Git, kalbinde hardal tanesi kadar imandan eser olanları Cehennemden çıkar.” “Kalbinde hardal tanesinden az, daha az, azdan da az iman eseri olanları Cehennemden çıkar.. /..

13 Şefaat “Yâ Rabbi, Lâ ilâhe illâllah diyenler için bana izin ver.” “İzzetime, kibriyâma, azametime, ceberutuma yemin olsun ki, Lâ ilâhe illâllah diyenleri Ben çıkaracağım.” BUHARÎ, Tevhid: 36; MÜSLİM, İman: 326

14 Şefaat İnceden inceye hesaba çekilen kimse helâk olmuş demektir. TİRMİZÎ, Kıyamet: 5 Çalış ki şefaate muhtaç olmayasın. Yoksa, işin şefaate kaldığı takdirde, gerçekten zordasın demektir. İMAM GAZALÎ

15 Şefaat Peygamberimizden (s.a.v.) başka kimler şefaat edecek? Diğer peygamberler, âlimler, şehidler, melekler, ilh. EBÛ DÂVUD, Cihad: 26; TİRMİZÎ, Kıyamet: 12; İBNİ MÂCE, Zühd: 37

16 Sırat Cehennemin üzerinde Sırat kurulur. Oradan ilk olarak geçecek olan, ben ve ümmetimdir. O gün orada peygamberlerden başka hiç kimse ağzını açmaz; onların sözü de “Allahım, esenlik ver; Allahım, esenlik ver” (Allahümme sellim sellim) demekten ibarettir. Cehennemde de diken gibi kancalar vardır; ancak ne kadar büyük olduklarını Allah’tan başkası bilemez. Bu dikenler, kötü işleri yüzünden insanları kapıverirler. Kimi insanlar, işledikleri kötülükler yüzünden bu kancalara yakalanırlar; kimileri de zorlukla kurtulmak suretiyle cezalandırılırlar. BUHARÎ, Rikak: 52; MÜSLİM, İman: 299, 302

17 Sırat Sırat’ı kim nasıl geçecek? gözün bir bakışı kadar kolayca şimşek gibi rüzgâr gibi at veya deve sür’atiyle... MÜSLİM, İman: 302

18 Kevser Biz sana Kevser’i verdik. KEVSER, 108:1 Peygamberimiz (s.a.v.) Cennette gördüğü, kıyılarında içi boş incilerden kubbeler dolu, toprağı yahut kokusu miskten bir ırmak için “Bu nedir?” diye sorduğunda, Cebrail’in (a.s.) verdiği cevap: “Bu sana Rabbinin verdiği Kevser’dir.”

19 Kevser “Buluşma yerimiz Havuz’un başı.” Karanlık gecelerin yıldızları gibi parlayan bardaklar. Sütten beyaz, miskten güzel kokulu, baldan tatlı şerbetler. Bir yudum içen bir daha susuzluk çekmeyecek. BUHARÎ, Rikak: 53, Megazî: 17, Tefsir 108; MÜSLİM, Fedail: ; EBÛ DÂVUD, Sünnet: 22, 23; TİRMİZÎ, Kıyamet: 9, 14, 15

20 Dağıtım Mahşerde dört sınıf insan: Doğrudan Cennete girecekler Doğrudan Cehenneme girecekler Bir süre Cehennemde kalacaklar A’râf’takiler

21 Cennette hayat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar bölük bölük Cennete sevk edilirler. Oraya vardıklarında Cennetin kapıları açılır ve bekçileri “Size selâm olsun,” derler. “Tertemiz geldiniz. Oraya ebediyen kalmak üzere girin.” Onlar “Verdiği sözü yerine getiren ve bizi buraya yerleştiren Allah’a hamd olsun,” derler. “Artık Cennetin dilediğimiz yerinde otururuz.” İşte, çalışanlar için ne güzel ödül! Melekleri de görürsün ki, Arş’ın etrafını kuşatmış, Rablerini hamd ile tesbih etmektedirler. Artık aralarında adaletle hükmedilmiş ve “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” denmiştir. ZÜMER, 39:73-75

22 Cennette hayat Takvâ sahipleri Cennet bahçelerinde, pınar başlarındadır. Esenlikle ve güvenlikle girin oraya. Kin namına ne varsa gönüllerinden çıkarmışızdır; karşılıklı tahtlarda, sevinç içinde, kardeş kardeş otururlar. Orada yorgunluk nedir bilmezler; ve oradan hiçbir zaman çıkarılacak değillerdir. HİCR, 15:45-48

23 Cennette hayat İman edip güzel işler yapanlara gelince: Biz kimseye gücünden fazla birşey yüklemeyiz. Onlar Cennet ehlidir; orada ebediyen kalacaklardır. Onların gönüllerinden kin namına ne varsa çıkarmışızdır; altlarından da ırmaklar akmaktadır. “Bizi buna eriştiren Allah’a hamd olsun,” derler. “Yoksa, eğer Allah bize hidayet etmeseydi, biz buna erişemezdik. Rabbimizin elçileri gerçekten de bize hakkı getirdiler.” Ve onlara seslenilir: “Yaptıklarınıza karşılık vâris olduğunuz Cennet işte budur.” A’RÂF, 7:42-43

24 Cennette hayat Kendileri için güzellik takdir ettiğimiz kimselere gelince, onlar Cehennemden uzak tutulmuştur. Onun hışırtısını bile işitmezler. Onlar, canlarının çektiği nimetler içinde ebediyen kalacaklardır. Dehşetin en büyüğü de onları tasalandırmaz. Onları melekler karşılar, “İşte size vaad edilen gün” derler. ENBİYÂ, 21:

25 Cennette hayat Onlar ve atalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi işler yapmış olanlar Adn Cennetlerine girerler. Melekler de herbir kapıdan onların yanına varırlar. “Sabrettiğiniz için selâm olsun size,” derler. “Dünya yurdunun ne güzel sonucudur bu!” RA’D, 13:23-24

26 Cennette hayat Orada onlar için bilip hoşlandıkları rızıklar vardır. Ve meyveler vardır. Sürekli ikramlara erişirler. Nimetlerle dolu Cennettedirler. Karşılıklı koltuklara kurulmuşlardır. Çevrelerinde pınarlardan doldurulmuş kadehler dolaştırılır. Bembeyazdır, içenlere pek hoş gelir. Ne rahatsızlık verir, ne sarhoş eder. Yanlarında da bakışlarını kendilerine çevirmiş güzel gözlü eşler vardır: Saklı inciler gibi. Birbirlerine dönmüş, hal hatır sormaktadırlar. Sohbete katılanlardan biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı../..

27 Cennette hayat “Derdi ki: Sen de inanıyor musun, “Ölüp de topraktan ve kemikten ibaret hale geldikten sonra hesaba çekileceğimize?” “Şimdi ne halde olduğunu biliyor musunuz?” der. Bakar ve onu Cehennemin ortasında görür. Der ki: “Allah’a yemin olsun, neredeyse beni de helâk edecektin. “Rabbim lütfetmeseydi, ben de orada olacaktım. “Artık ölmeyeceğiz, değil mi? “İlk ölümümüzden sonra bize ölüm yok. Azaba da uğratılmayacağız.” Asıl büyük bahtiyarlık işte budur. Çalışacak olan, böyle birşey için çalışsın. SÂFFÂT, 37:41-61

28 Cennette hayat Bir nida edici, Cennet ehline şöyle seslenir: Artık sonsuz bir hayatınız var; asla ölmeyeceksiniz. Hep sağlıklı olacaksınız; artık hastalanmayacaksınız. Sonsuz bir gençliğiniz var; asla yaşlanmayacaksınız. Hep safâ süreceksiniz; asla üzülmeyeceksiniz. MÜSLİM, Cennet: 22

29 Cennette hayat Cennette yay kadar bir yer, üzerine güneşin doğup battığı herşeyden daha üstündür. BUHARÎ, Cihad: 5

30 Cennette hayat Cennet ehlinden bir adam bu dünyada ortaya çıkıp da bileziği görünecek olsa, güneş nasıl yıldızların ışığını gizliyorsa, o da güneşin ışığını gizlerdi. TİRMİZÎ, Cennet: 7

31 Cennetin de ötesi Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içlerinde ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler ile Adn Cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyük bir ödüldür. En büyük bahtiyarlık da işte budur. TEVBE, 9:72

32 Cennetin de ötesi Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için, Rableri katında, ebedî olarak kalmak üzere, altından ırmaklar akan Cennetler, tertemiz eşler ve bir de Allah’ın rızası vardır. Allah ise kullarını her halleriyle görmektedir. ÂL-İ İMRÂN, 3:15

33 Cennetin de ötesi Rableri onları rahmetiyle, rızasıyla ve Cennetlerle müjdeler ki, orada onlar için sürekli nimetler vardır. TEVBE, 9:21

34 Cennetin de ötesi Allah, Cennet halkına “Ey Cennet halkı!” diye seslenir. Onlar “Buyur, ey Rabbimiz,” derler. “Bütün hayır Senin elindedir.” Allah sorar: “Halinizden memnun musunuz?” “Nasıl memnun olmayalım, yâ Rabbi?” derler. “Yarattıklarından kimseye vermediğin nimetleri Sen bize bağışladın.” Allah “Ya bundan daha üstününü size verecek olsam?” der. Onlar “Yâ Rabbi, hangi şey bundan daha üstün olabilir ki?” derler. Allah “Size hoşnutluğumu bağışlıyorum,” buyurur. “Bundan sonra size asla gazap etmeyeceğim.” BUHARÎ, Rikak: 51; MÜSLİM, Cennet: 9; TİRMİZÎ, Cennet: 18

35 Cennetin de ötesi İyilik yapanlara ödülün en güzeli, bir de onun ziyadesi vardır. Onların yüzüne ne bir toz konar, ne bir zillet bulaşır. Onlar Cennet ehlidir ve orada sürekli kalacaklardır. YUNUS, 10:26

36 Cennetin de ötesi O gün Cennet takvâ sahiplerine alabildiğine yaklaştırılmıştır. İşte, Allah’a yönelen ve Onu daima hatırlayan herkes için size vaad olunan budur. Onlar, görmedikleri halde Rahmân’dan korkan ve Ona yönelmiş bir kalple huzuruna gelen kimselerdir. Esenlikle girin oraya; bugün ebediyet günüdür. Orada onların diledikleri herşey var; üstüne, katımızdan bir de fazlası var. KAF, 50:31-35

37 Cennetin de ötesi O gün yüzler vardır ışıl ışıl, Rabbine bakmaktadır. KIYAMET, 75:22-23

38 Cennetin de ötesi Cennet ehli Cennete girdikten sonra, bir nida edici şöyle seslenir: “Allah’ın size bir sözü vardı; şimdi onu yerine getirmek istiyor.” Onlar derler ki: “Bizi ateşten kurtarıp Cennete sokmakla Allah yüzümüzü ak etmedi mi?” Derken Allah perdeyi kaldırır. Allah’a yemin olsun ki, onlar için, Allah’a bakmaktan daha sevimli hiçbir şey yoktur. TİRMİZÎ, Tefsir 10:10; MÜSLİM, İman: 297; İBNİ MÂCE, Mukaddime: 13

39 Cennetin de ötesi Cennetlikler Cennete girdiklerinde, yapmış oldukları güzel işlerin derecesine göre ağırlanırlar. Sonra, onlara, dünya günlerinden bir Cuma günü miktarınca, Rablerini ziyaret etme izni verilir. Bu sırada Allah onlara Arş’ını gösterir; kendisi de Cennet bahçelerinden birinde onlara görünür. Onlar için o bahçede nurdan, altından, gümüşten koltuklar hazırlanmıştır. Onların en aşağı mertebede olanları miskten ve kâfurdan tepeler üzerine otururlar. Hiçbiri de kendisinden daha yüksek mevkilerde oturanları görmez. Bu sırada Ebû Hüreyre Peygamberimize sordu: “Ey Allah’ın Resulü, Rabbimizi gerçekten görecek miyiz?”./..

40 Cennetin de ötesi Peygamberimiz de ona şöyle sordu: “Güneşi görmekte, yahut dolunay gecesinde ayı görmekte zorlanır mısınız?” “Hayır” dediler. Peygamberimiz şöyle devam etti: Tıpkı bunun gibi, Rabbinizi görmekte de zorlanmazsınız. O mecliste kim varsa, herbirini Allah ayrı ayrı kuşatır ve kendisiyle özel bir şekilde konuşur. Ona “Ey filân oğlu filân,” der. “Şu günü hatırlıyor musun?” Böylece, dünyadaki bazı vefasızlıklarını ona hatırlatır. Kul “Yâ Rabbi, Sen beni bağışlamamış mıydın?” diye sorar. Allah “Evet,” buyurur. “Sen buraya Benim bağışlamamla ulaştın.”../...

41 Cennetin de ötesi Onlar bu halde iken, üstlerinden onları bir bulut kaplar. Ve üzerlerine öylesine hoş bir yağmur yağar ki, öyle bir kokuyu asla duymamışlardır. Derken şânı yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Sizin için hazırladığım ikramlara buyurun. İstediğiniz ne varsa alabilirsiniz.” Sonra biz bir çarşıya geliriz. Orası meleklerin çevrelediği bir yerdir ki, benzerini ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de bir beşer akıl etmiştir. Orada alım veya satım yoktur; canımızın istediği herşeyi alırız. TİRMİZÎ, Cennet: 15

42 Cennette mertebeler Cennete ilk olarak girenlerin yüzü dolunay gibi parlayacak; daha sonra girenlerin yüzleri ise, gökteki en parlak yıldızlar gibi olacaktır. BUHARÎ, Bed’ü’l-Halk: 8; MÜSLİM, Cennet: 15; TİRMİZÎ, Cennet: 5

43 Cennette mertebeler Cennetlikler, kendilerinden yüksekteki köşklerde oturanları, aralarındaki mertebe farkı yüzünden, sizin doğu veya batı ufkunda batmakta olan iri, parlak yıldızı seyrettiğiniz gibi seyredecekler. BUHARÎ, Bed’ü’l-Halk: 8; MÜSLİM, Cennet: 11

44 Cennette mertebeler Cennetin en aşağı derecesindeki kimse, bin yıllık mesafedeki bahçelerini, eşlerini, ikramlarını, hizmetçilerini ve koltuklarını seyreder; en üst mertebedeki ise, sabah akşam Allah’ı seyreder. TİRMİZÎ, Cennet: 17

45 Cennette mertebeler Cennette yüz mertebe vardır. Herbirinin arası da yer ile gök arası kadardır. Firdevs Cenneti ise bunların en yukarıda olanıdır. Siz de Allah’tan Cennet istediğiniz zaman Firdevs Cennetini isteyin. TİRMİZÎ, Cennet: 4

46 Cehennemlikler Kullarıma şunu söyle ki, Ben çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim. Fakat azabım da acı mı acı bir azaptır. HİCR, 15:49-50

47 Cehennemlikler Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara! Onlar ki daldıkları şeyde oynayıp duruyorlar. Cehennem ateşine itile kakıla atılırlar. İşte budur yalanladığınız ateş! Bu da mı büyü? Yoksa görmüyor musunuz? Girin oraya! Artık ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Çünkü yaptıklarınızın cezasını çekiyorsunuz. TÛR, 52:11-16

48 Cehennemlikler Zakkum ağacına gelince: O günahkârların yemeğidir. Erimiş maden gibi karınlarda kaynar: Kaynar suyun fokurdayışı gibi. Onu tutun, Cehennemin ortasına sürükleyin. Sonra da azap olarak başından aşağı kaynar su dökün. Tat bakalım; sen çok güçlü, şerefli biriydin! İşte şüpheyle karşıladığınız şey buydu. DUHÂN, 44:43-50

49 Cehennemlikler Azgınlar için varılacak kötü bir yer vardır. Onların gireceği yer Cehennemdir. Ne kötü bir döşektir o! İşte kaynar su ile irin; tatsınlar onu! Bunlara benzer daha nice azaplar var. “İşte şunlar da sizinle beraber azaba göğüs gerecek olan güruh” denir. Ateştekiler “Rahat yüzü görmesinler,” derler. Onlar da ateşe girecekler.” Onlar ise “Asıl siz rahat yüzü görmeyin,” derler. “Bu âkıbeti siz bize hazırladınız. Ne kötü bir yer burası!” “Rabbimiz,” derler. “Kim bunu başımıza getirdiyse, Sen ona ateşten kat kat azap ver!” Sonra derler ki: “Ne oluyor bize, dünyada iken kötü saydığımız adamları niçin burada göremiyoruz? “Halbuki biz onlarla eğlenirdik. Yoksa gözümüzden mi kaçtılar?” SÂD, 38:55-63

50 Cehennemlikler Dünyada, mücrimler iman edenlere gülerlerdi. Yanlarından geçerken kaş göz oynatırlardı. Ahbaplarının yanına dönerken de eğlenerek dönerlerdi. Onları gördüklerinde ise “İşte bunlar sapıklar” derlerdi. Oysa onlar mü’minlere gözcü olsun diye gönderilmemişlerdi. Bugün de iman edenler o kâfirlere gülerler: Hem de koltuklara kurulmuş, onları seyrederken! Nasıl, buldu mu o kâfirler ettiklerini? MUTAFFİFÎN, 83:29-36

51 A’râf Cennet ile Cehennem arasında bir perde vardır. A’râf’ta ise onların hepsini yüzlerinden tanıyan kimseler bulunmaktadır. Onlar Cennet ehline “Size selâm olsun” diye seslenirler. Kendileri Cennete girmemiş, ama girmeyi ummaktadırlar. Gözleri Cehennem ehline çevrildiğinde ise, “Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla beraber tutma” derler. A’râf ehli, yüzlerinden tanıdıkları bir kısım adamlara seslenirler ve derler ki: “Ne çokluğunuz, ne de büyüklük taslayıp durmanız size bir yarar sağlamamış! “Şu Cennetlikler ise, ‘Allah bunlara rahmetini eriştirmez’ diye yemin ettiğiniz kimseler değil miydi?” Derken onlara da “Cennete girin,” denir. “Artık ne bir korku vardır size, ne de üzülürsünüz.” A’RÂF, 7:46-49

52 Kurtuluş reçetesi Cehennem ateşine yasaklanmış kimse: Cana yakın olan, yumuşak huylu olan ve kolay geçinilen kimse. TİRMİZÎ, Kıyamet: 45

53 Kurtuluş reçetesi Kendisinde şu üç özellik bulunan kimse Cehenneme — yahut Cehennem ona — yasaklanmıştır: Allah’a inanmak; Allah’ı sevmek; bir de, tekrar inkâra dönmektense, ateşe atılıp yanmayı ehven görmek. MÜSNED, 3:114

54 Kurtuluş reçetesi Ey Âdemoğlu! Bana dua ettiğin ve Benden af ümit ettiğin müddetçe Ben seni bağışlarım — günahların ne kadar olursa olsun. Ey Âdemoğlu! Gökleri dolduracak kadar günahın olsa, sonra sen Benden af dilesen, Ben seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Hiçbir şeyi Bana ortak koşmaksızın Bana kavuşmak şartıyla, sen Benim huzuruma yeryüzünü dolduracak kadar günahla gelecek olsan, Ben seni bir o kadar bağışlamayla karşılarım. TİRMİZÎ, Daavât: 98

55 İnternet adresleri utesav.org.tr facebook.com/yazarumitsimsek


"Kur’ân’ın ve kâinatın dilinden İSLÂM İNANÇ İLMİHALİ ÜMİT ŞİMŞEK OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Âhirete iman: 6." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları