Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla NECM SURESİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla NECM SURESİ."— Sunum transkripti:

1 1 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla NECM SURESİ

2 2 وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى ﴿١﴾ 1 VAHYİN aşama aşama inişi şahit olsun! مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰى ﴿٢ 2 Arkadaşınız ne sapmıştır, ne kanmıştır; وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوٰى ﴿٣﴾ 3 Ne de kendi keyfinden konuşmaktadır;

3 3 NECM SURESİ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى ﴿٤﴾ 4 Bu (Kur’an), kendisine indirilen bir vahiyden ibârettir. عَلَّمَهُ شَديدُ الْقُوٰى ﴿٥﴾ 5 Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti; ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوٰى ﴿٦﴾ 6 Etkileyici ve tam donanımlı. Derken o kendini olanca haşmetiyle gösterdi;

4 4 NECM SURESİ وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰى ﴿٧﴾ 7 (Önce) en uzak ufukta belirmişti; ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰى ﴿٨﴾ 8 Daha sonra yaklaştı, derken iyice sokuldu; فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰى ﴿٩ 9 Öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı.

5 5 NECM SURESİ فَاَوْحٰى اِلٰى عَبْدِه مَا اَوْحٰى ﴿١٠﴾ 10 İşte (Allah)’ın kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu. مَا كَذَبَ الْفُؤٰادُ مَا رَاٰى ﴿١١﴾ 11 (Gözün) Gördüğünü gönül yalanlamadı: اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿١٢﴾ 12 Ne yani, şimdi siz ne gördüğü hususunda onunla tartışacak mısınız?

6 6 NECM SURESİ وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰى ﴿١٣﴾ 13 Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü; عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿١٤﴾ 14 En sonuncu sidra ağacının yanında, عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰى ﴿١٥ 15 Vaad edilen cennetin (görüntüsü) eşliğinde,

7 7 NECM SURESİ اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى ﴿١٦ 16 Kaplayan o şey sidreyi çepeçevre kuşattığında… مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ﴿١٧﴾ 17 Göz ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı: لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ﴿١٨﴾ 18 Hakikaten de o, Rabbinin en büyük âyetlerinden birini görmüştü.

8 8 NECM SURESİ اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰى ﴿١٩﴾ 19 PEKİ hiç düşündünüz mü Lat, Uzza وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ﴿٢٠﴾ 20 Ve sonuncusuna, (hani) şu üçüncüleri olan Menat’a (neden dişi adlar verdiğinizi)? اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ﴿٢١﴾ 21 Erkekler size kızlar O’na, öyle mi?

9 9 NECM SURESİ تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ضيزٰى ﴿٢٢﴾ 22 O halde bu ne berbat bir paylaşım böyle!

10 10 NECM SURESİ اِنْ هِىَ اِلَّا اَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَاؤُكُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰى ﴿٢٣﴾ 23 Bunlar, sadece sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden ibârettir; Allah bunlara hiçbir yetki ve otorite devretmemiştir. Bunu söyleyenler sadece zannın ve nefsani arzularının peşinden gidiyorlar; oysa ki Rablerinden kendilerine, ilâhi rehberlik gelmiş bulunuyor.

11 11 NECM SURESİ اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰى ﴿٢٤﴾ 24 Yoksa insan, (hakikatin) kendi arzu ve isteğine tabi olduğunu mu sanıyor? فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُولٰى ﴿٢٥﴾ 25 Fakat ahiret de dünya da Allah’a aittir.

12 12 NECM SURESİ وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِى السَّمٰوَاتِ لَا تُغْنى شَفَاعَتُهُمْ شَيْپًا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضٰى ﴿٢٦﴾ 26 Her ne kadar göklerdeki melek sayısı çoksa da, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler için verdiği şefaat izni olmadıkça, onların şefaati hiçbir fayda sağlamayacaktır.

13 13 NECM SURESİ اِنَّ الَّذينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ﴿٢٧ 27 Elbet ahirete inanmayan kimseler, melekleri dişi isimlerle adlandırırlar. وَمَا لَهُمْ بِه مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا ﴿٢٨﴾ 28 Ama onların bu konuda hiçbir bilgisi bulunmamakta, sadece zannın peşine düşmekteler: şu da bir gerçek ki, zan asla gerçeğin yerini tutamaz.

14 14 NECM SURESİ ف اَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ﴿٢٩﴾ 29 Şu halde, artık sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt dönen ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici zevkleri) olan kimseleri ciddiye alma!

15 15 NECM SURESİ ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ﴿٣٠﴾ 30 Onların bilgi ufku da işte bu (dünya ile) sınırlıdır. Elbet senin Rabbin kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilendir, kimin doğru yola yöneldiğini de en iyi bilendir.

16 16 NECM SURESİ وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ لِيَجْزِىَ الَّذينَ اَسَاؤُا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِىَ الَّذينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰى ﴿٣١﴾ 31 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’a aittir: en sonunda O, kötülük yapanları yaptıklarıyla cezalandıracak, iyilik yapanları ise çok daha güzeliyle ödüllendirecektir.

17 17 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ 32 Büyük günahlardan ve ahlâksızca fiillerden kaçınanlara gelince: ufak tefek kusurlar işleseler de, kesin olarak bilsinler ki senin Rabbin engin bağış sahibidir. O, yeryüzü (toprağından) sizi var ederken de, annelerinizin karınlarında cenin halindeyken de sizinle ilgili her şeyi bilir; şu halde kendinizi yunmuş yıkanmış görmeyin: kimin takvâya uygun davrandığını en iyi bilen O’dur.

18 18 NECM SURESİ اَفَرَاَيْتَ الَّذى تَوَلّٰى ﴿٣٣﴾ 33 GÖRMEZ misin (Bize) sırt çevireni? وَاَعْطٰى قَليلًا وَاَكْدٰى ﴿٣٤﴾ 34 Azıcık verip ardından koklatmayanı? اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ﴿٣٥﴾ 35 Şimdi o, gaybın bilgisine sahip olduğunu, onu gözlemlediğini mi iddia ediyor?

19 19 NECM SURESİ اَمْ لَمْ يُنَبَّاْ بِمَا فى صُحُفِ مُوسٰى ﴿٣٦ 36 Yoksa ona bildirilmedi mi Musa’ya gelen vahiyde nelerin yer aldığı? وَاِبْرٰهيمَ الَّذى وَفّٰى ﴿٣٧﴾ 37 Dahası (aynı şeylerin) vefa sahibi İbrahim’e de (geldiği): اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ﴿٣٨﴾ 38 Kesinlikle, hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.

20 20 NECM SURESİ وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى ﴿٣٩﴾ 39 Ve insan başkasının değil, sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى ﴿٤٠ 40 Ve elbet onun çabası, günü geldiğinde kesinlikle gözler önüne serilecektir. ثُمَّ يُجْزٰیهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفٰى ﴿٤١﴾ 41 Sonunda, (yaptıklarının) karşılığı eksiksiz verilecektir.

21 21 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰى ﴿٤٣﴾ 43 Ve elbet ağlatan da O’dur, güldüren de O. وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَا ﴿٤٤﴾ 44 Dahası elbette öldüren de O’dur, hayat veren de O. وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰى ﴿٤٢ 42 Ve sonunda en son gidiş ancak Rabbinedir.

22 22 NECM SURESİ وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰى ﴿٤٥﴾ 45 Yine erkek ve dişi çiftleri yaratan da kesinlikle O’dur; مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰى ﴿٤٦﴾ 46 (Rahme) atıldığı zaman, bir meni damlasından… وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰى ﴿٤٧﴾ 47 Ve elbet öteki (hayatı) yaratmak da O’na düşer.

23 23 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰى ﴿٤٨﴾ 48 Yine elbet zengin eden de O’dur, sınırlayan da O. وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰى ﴿٤٩﴾ 49 Ve Şi‘ra yıldızının Rabbi de kesinlikle O’dur. وَاَنَّهُ اَهْلَكَ عَادًا الْاُولٰى ﴿٥٠﴾ 50 Ve elbet O helâk etmiştir kadim ‘Âd’ı,

24 24 NECM SURESİ وَثَمُودَا فَمَا اَبْقٰى ﴿٥١﴾ 51 Ve Semud’u; geriye onlardan hiçbir iz bırakmadı. وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰى ﴿٥٢﴾ 52 Tıpkı daha önceki Nûh kavmi (gibi): Çünkü onlar zulümde ve azgınlıkta ileri gitmiştiler. وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰى ﴿٥٣﴾ 53 Tıpkı altı üstüne getirilen diğer topluluklar (gibi).

25 25 NECM SURESİ فَغَشّٰیهَا مَا غَشّٰى ﴿٥٤﴾ 54 Derken, kuşatan o şey onları (tarihe) gömdü. فَبِاَیِّ اٰلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى ﴿٥٥﴾ 55 Şu halde (ey insan)! Rabbinin hangi nimetinden dolayı (hesaba çekilmekten) tereddüt edersin? هٰـذَا نَذيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُولٰى ﴿٥٦﴾ 56 İşte bu, önceki uyarı türlerinden bir uyarıdır:

26 26 NECM SURESİ اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُ ﴿٥٧﴾ 57 Dehşet (ânı) yaklaştıkça yaklaşıyor! لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ﴿٥٨﴾ 58 Allah’tan başka kimse onun perdesini aralayamaz. اَفَمِنْ هٰـذَا الْحَديثِ تَعْجَبُونَ ﴿٥٩﴾ 59 Ne yani, siz bu (kaçınılmaz) olayın haberini tuhaf mı buluyorsunuz?

27 27 NECM SURESİ وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ ﴿٦٠﴾ 60 Ve dâhi ağlanacak halinize gülüyorsunuz? وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ﴿٦١﴾ 61 Üstelik bir de kafa tutuyorsunuz? فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ﴿٦٢﴾ 62 Artık (bırakın bu tavrı da), Allah’ın huzurunda yerlere kapanın ve yalnız O’na kulluk edin!

28 28 SURENİN KİMLİĞİ NECM SURESİ Nuzul Sıra 26 Ayet Sayısı 62 Nuzul Yılı 4 Mushaf Sıra 53

29 29 NÜZUL YERİ

30 30

31 31 NECM SURESİ KONUSU (11) 1.Vahiy ve onun kaynağı. Hz Muhammed sapmamıştır. Kendi hevasından konuşmaz. Kur’an, kendisine indirilen bir vahiydir. Kur’an’ı Melek öğretmiştir. 2. Peygamber – Cebrail Buluşması 3. Putlar, isim verilerek yeriliyor (Yeni bir dönemin başlangıcı).

32 32 NECM SURESİ KONUSU 4. Putların şefaat edeceği görüşünü red. Onların şefaati hiçbir fayda sağlamayacaktır. 5. Ciddiye alınmayacak Kimseler Vahye sırtını dönenler. Tek arzusu dünya hayatı olanlar.

33 33 NECM SURESİ KONUSU 6. Senin kendini nasıl tanımladığın değil, Allah’ın seni nasıl tanımladığına dikkat et. 7. İnsanın ebedi istikbali, bu istikbalde kendisini bekleyen ödül ve ceza.

34 34 NECM SURESİ KONUSU 8. Hiç kimse başkasının sorumluluğunu taşımaz. 9. İnsan sadece kendi çabasının karşılığını görecektir.

35 35 NECM SURESİ KONUSU 10. Önceki kavimlerin helak sebebi. Zulumde ve Azgınlıkta ileri gitmeleri. 11. Ağlanacak halinize gülmeyin, kendinize gelin.

36 36 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla NECM SURESİ

37 37 NECM SURESİ Necm; ‘’yıldız’’ ‘’sapı / gövdesi olmayan bitki’’ ‘’Bir bütünün parçaları - Vahiy’’.

38 38 NECM SURESİ Sureye adını veren ilk ayette geçen en-necm, Her bakanın görebileceği bir yerde duran, Kimsenin kendisinden bigane kalamayacağı kadar göz önünde olan, Göz alıcı bir biçimde parıl parıl parlayan’’ vurgusuna sahiptir. Yani bu kelime, bu surede ya Kur’an vahyinin bir niteliği ya da tedricen inişini beyan için kullanılır. Vahyin aşama aşama inişi kastedilmiş olsa gerek.

39 39 NECM SURESİ Hz Peygamber’in Mekkelilere vahiyle meydan okuduğu ilk suredir. Mekke müşrikleri, Daha önce vahyin çağrısını görmezden gelmişlerdi. Katılmamışlarsa da, açıkça saldırıya da geçmemişlerdi. Tanrılarının eleştirilmesi üzerine, tavır değiştirerek vahye ve onun büyük davetçisine karşı saldırgan bir tavır takındılar

40 40 Muhammedî davetin Mekke dönemi dört merhaleye ayrılabilir. 1. Bireysel Davet: Vahyin başlangıcından Necm Suresinin inişine kadar sürer. Nübüvvetin 3 veya 4.ncü yılına kadar sürer. Bu dönemde Fatiha’dan İhlas’a kadar 25 sure inmiştir.

41 41 2. Toplumsal Davet: Necm Suresinin indiği yıldan (3 veya 4.ncü yıl) boykota kadar olan dönem. Bu dönem 3 veya 4 yıl sürer. Bu dönemde Necm’den Hakka’ya kadar 20 sure inmiştir. Muhammedî davetin Mekke dönemi dört merhaleye ayrılabilir.

42 42 3. Boykot Dönemi: 7.nci yılda başlar 9.ncu yılın sonuna kadar 3 yıl sürer. Bu dönemde Me’aric’den Ra’d’a kadar 14 sure inmiştir. Muhammedî davetin Mekke dönemi dört merhaleye ayrılabilir.

43 43 4. Biat Dönemi: Boykottan sonra 10.ncu yılda başlar 13. yılda hicretle sona erer. Birinci ve ikinci akabe biatları bu dönemde yapılmıştır. İlk suikast iması taşıyan Tur’dan Mekke’de indirilen son sure Mutaffifin’e kadar 30 sure bu dönemde inmiştir. Muhammedî davetin Mekke dönemi dört merhaleye ayrılabilir.

44 44 NECM SURESİ Kureyş putlarının isim zikredilerek açıkça yerildiği ilk sûre. Bireysel davetten toplumsal davete geçişte yepyeni bir merhaleyi temsil eder.

45 45 Vahiy ve Kaynağı (İnsan Sözü Değildir) وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى ﴿١﴾ 1 VAHYİN aşama aşama inişi şahit olsun! مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰى ﴿٢ 2 Arkadaşınız ne sapmıştır, ne kanmıştır; وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوٰى ﴿٣﴾ 3 Ne de kendi keyfinden konuşmaktadır;

46 46 Vahiy ve Kaynağı (İnsan Sözü Değildir) Önce İddiaları Red: İddialar Nedir? Muhammed sapıtmıştır, ya da kanmıştır. Allah’tan olduğunu iddia ettikleri kendi uydurmasıdır. Cevap: 1. Hz Muhammed Sapmamıştır. Birileri tarafından kandırılmamıştır. 2. O, kendi hevasından konuşmaz, yani bu Vahiy insan sözü değildir. O halde Nedir?

47 47 Vahiy ve Kaynağı (İndirilen Bir Vahiydir) اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى ﴿٤﴾ 4 Bu (Kur’an), kendisine indirilen bir vahiyden ibârettir. İndirilen Bir Vahiydir. Hz Muhammed sapmamıştır. Kendi hevasından konuşmaz. Kur’an, kendisine indirilen bir vahiydir. Kur’an’ı Melek öğretmiştir. عَلَّمَهُ شَديدُ الْقُوٰى ﴿٥﴾ 5 Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti;

48 48 Vahiy ve Kaynağı (İnsan Sözü Değildir) Vahiy: Gizlice Bilgilendirmek, Gizli konuşma, İşaret etme, İlham etme, Yüce Allah'ın vasıtasız olarak veya değişik vasıtalarla emirlerini, hükümlerini, gizlice ve süratlice (dil dışı yöntemlerle) peygamberlerine bildirmesidir.

49 49 Vahiy ve Kaynağı (İnsan Sözü Değildir) Vahiy: Allah’ın bildirim tarzıdır. Kur’an: Bu bildirimin sonucudur. İnsan üstüdür. İnsanlığa beşeri bir yolla sunulmuştur.

50 50 Vahiy ve Kaynağı (İnsan Sözü Değildir) Eğer Muhatap: Peygamber ise; sözlü Vahiy, Peygamber dışındaki insan ve hayvan ise; İlham, Cansız tabiat, yer, sema ise; Program anlamına gelir.

51 51 Vahiy ve Kaynağı (İnsan Sözü Değildir) Vahiy kavramını beş şekilde anlayabiliriz: Cebrail'in Allah'tan alarak nebilere indirdiği vahiy: En’âm 19, Nisâ İlham: Kasas 7, Nahl 68, Maide İşaret diliyle konuşmak veya yazılı vermek: Meryem 11. Amacını yüklemek veya emretmek: Fussilet 12,Zelzele 5... Fısıldamak anlamında: En’âm 112–121.

52 52 Vahiy ve Kaynağı (İndirilen Bir Vahiydir) عَلَّمَهُ شَديدُ الْقُوٰى ﴿٥﴾ 5 Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti; Aslında Kur’an’ı insana öğreten Allah’tır; ama vahyin ruhi temsilcisi Cebrail’dir. Çünkü çok sayıda âyet, vahyi Peygamber’e getiren elçinin Cebrail olduğunu açıkça ifade etmektedir.

53 53 Vahiy ve Kaynağı (İndirilen Bir Vahiydir) عَلَّمَهُ شَديدُ الْقُوٰى ﴿٥﴾ 5 Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti; Bu ruhi temsilciliğe ve elçiliğe rağmen, yine de gerçekte vahyeden özne, her zaman Allah’tır. Rahman Sûresinin ilk âyetleri bunu teyit eder. “Rahman. Kur’an’ı o öğretti.” (Rahman 1–2)

54 54 Cebrail’in Öğretmesi Ne Demektir? Öğretmeni övmek, öğreneni övmek demektir. Burada müşrikler için bir reddiye de bulunmaktadır. Çünkü peygamber için O bunları, Şam'a yolculuk yaptığında dinlemişti" diyorlardı. Bunun üzerine Cenabı Hak da "Ona hiçbir insan öğretmedi. Tam aksine onun muallimi, müthiş kuvvetlere sahip olan Cebrail'dir denilmektedir.

55 55 Cebrail’in Öğretmesi Ne Demektir? Burada, Cebrail'in sözüne güvenme söz konusudur. Zira rabbimiz, "Ona, müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti" beyanı, güven veren unsurları ihtiva eden bir ifadedir. Elçinin kuvvetli olması öncelikle gönderenin kuvvetine işarettir. Sonra gönderilen şeyin önemini gösterir. En sonunda varacağı adresin kıymetini gösterir.

56 56 Cebrail – Peygamber Buluşması ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوٰى ﴿٦﴾ 6 Etkileyici ve tam donanımlı. Derken o kendini olanca haşmetiyle gösterdi; Zü Mirra Etkili Nufuz sahibi Kuvvetli Akıllı Yetenekli Donanımlı

57 57 وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰى ﴿٧﴾ 7 (Önce) en uzak ufukta belirmişti; Ufuku’l A’la En yüksek ufuk Gök Ufku Doğu ufku Cebrail – Peygamber Buluşması

58 58 ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰى ﴿٨﴾ 8 Daha sonra yaklaştı, derken iyice sokuldu; Cebrail – Peygamber Buluşması Tedellü: Cebrail’in Peygambere yaklaşmasını ifade eder.

59 59 فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰى ﴿٩ 9 Öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı. Cebrail – Peygamber Buluşması Kabe Kavseyn: Cebrail’in Peygambere yaklaşmasını – yakınlığını ifade eder. Cibril’in makamı, mevkii, derecesi, Hz Peygamberle eşit veya bazı konularda Hz Peygamberden bir alt rütbededir manası da taşımaktadır.

60 60 فَاَوْحٰى اِلٰى عَبْدِه مَا اَوْحٰى ﴿١٠﴾ 10 İşte (Allah)’ın kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu. Cebrail – Peygamber Buluşması Vahyin Peygambere Geliş Şekilleri: Birincisi görüntü ve ses olmaksızın doğrudan kalbe ilham ve ilka yoluyla, İkincisi görüntüsüz olarak ses yoluyla, Üçüncüsü görüntülü ve sesli bir bildirim şeklindedir.

61 61 فَاَوْحٰى اِلٰى عَبْدِه مَا اَوْحٰى ﴿١٠﴾ 10 İşte (Allah)’ın kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu. Cebrail – Peygamber Buluşması Vahyin Peygambere Geliş Süreci: Vahyeden; Allah. Vahyedilen; Cebrail. Cebrail’in Vahyettiği; Allah Rasulü.

62 62 مَا كَذَبَ الْفُؤٰادُ مَا رَاٰى ﴿١١﴾ 11 (Gözün) Gördüğünü gönül yalanlamadı: Cebrail – Peygamber Buluşması Bir müşahade, bir mucize. Aklın, hafsalanın ötesinde bir mucize. Aklın derecesine ancak bu kadar indirilebiliyor.

63 63 مَا كَذَبَ الْفُؤٰادُ مَا رَاٰى ﴿١١﴾ 11 (Gözün) Gördüğünü gönül yalanlamadı: Cebrail – Peygamber Buluşması Alternatifler; Gözün gördüğünü gönül yalanlamadı. Gönlüyle gördü, göz yalanlamadı. Gönlüyle gördü, gözüyle görmüş gibi oldu. Aslında gören gönül, bakan gözdür. Görme eylemi gözde değil, gözün arkasındaki beyinde gerçekleşmektedir. Gönül kör olursa, göz ne kadar açık olursa olsun görmez.

64 64 اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿١٢﴾ 12 Ne yani, şimdi siz ne gördüğü hususunda onunla tartışacak mısınız? Cebrail – Peygamber Buluşması وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰى ﴿١٣﴾ 13 Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü; Tekvir 23: Doğrusu o, meleği berrak bir ufukta görmüştür.

65 65 عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿١٤﴾ 14 En sonuncu sidra ağacının yanında, Cebrail – Peygamber Buluşması Sidra: Bir ağaç türü (Katran veya Sedir Ağacı). Gölgesi Geniş Meyvesi Leziz Kokusu Hoş Sader: Gözün şaşakalması, göz kamaşması. Hayranlığın sınırında.

66 66 عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿١٤﴾ 14 En sonuncu sidra ağacının yanında, Cebrail – Peygamber Buluşması Münteha: En uzak nokta. Maddi dünyanın bitip manevi dünyanın başladığı yer. Fizik dünyanın bitip metafizik dünyanın başlaması. Ötesi, adeta cennetin yanı, arka planda cennet var. Allah’ın, yaratılmış varlıkların ulaşabileceği bilgilere bir sınır koyduğuna işaret olabilir.

67 67 عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿١٤﴾ 14 En sonuncu sidra ağacının yanında, Cebrail – Peygamber Buluşması Hz Musa’ya Tuva’da bir ağacın yanından seslenişi andırmaktadır.

68 68 عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰى ﴿١٥ 15 Vaad edilen cennetin (görüntüsü) eşliğinde, Cebrail – Peygamber Buluşması Me’va: Kur’an’da kullanılışı Ahiret içindir. Arka planda Ahiret Cennetinin görüntüsü eşliğinde manası uygun düşmektedir.

69 69 اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى ﴿١٦ 16 Kaplayan o şey sidreyi çepeçevre kuşattığında… مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ﴿١٧﴾ 17 Göz ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı: Cebrail – Peygamber Buluşması Görmesi gerekeni gördü, görmemesi gerekeni görmeye yeltenmedi (Hz Musa gibi ‘’Bana kendini göster’’ gibi bir talepte bulunmadı) İnsanın haddi; Allah’ın onun için koyduğu sınırdır.

70 70 لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ﴿١٨﴾ 18 Hakikaten de o, Rabbinin en büyük âyetlerinden birini görmüştü. Cebrail – Peygamber Buluşması Peygamber, Allah’ı değil, O’nun büyük ayetlerinden bir kısmını görmüştür.

71 71 Üç İftira Girişimi Hz Aişe; ‘’Kim Allah Rasulü hakkında şu üç sözü söylerse Allah Rasulüne iftira etmiş olur’’ buyurur. Kim ki Mi’râc’a çıktığı gece Allah’ın Resulü Allah’ı görmüştür derse, o kimse Rasulullah’a iftira etmiştir. Kim ki, Allah’ın Resulü yarını biliyordu, geleceği biliyordu derse, yani gaybı bildiğini iddia ederse, bu kimse de Allah’ın Resulüne iftira etmiştir. Yine kim ki, Allah’ın Resulü Rabbinin kendisine vahy ettiği emirlerden, ayetlerden kimilerini gizleyip insanlara anlatmamıştır derse, bu kimse de Allah’ın Resulüne iftira etmiştir”.

72 72 Kureyş’in bozulmuş Tanrı tasavvuru اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰى ﴿١٩﴾ 19 PEKİ hiç düşündünüz mü Lat, Uzza وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ﴿٢٠﴾ 20 Ve sonuncusuna, (hani) şu üçüncüleri olan Menat’a (neden dişi adlar verdiğinizi)?

73 1.6 DİNİ DURUM - PUTPERESTLİK Lat Uzza Menat Lat Menat Uzza Lat Menat

74 LAT – MENAT – UZZA (ALLAH’IN KIZLARI)

75 75 اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰى ﴿١٩﴾ 19 PEKİ hiç düşündünüz mü Lat, Uzza Lat: Taif de beyaz nakışlı bir kaya idi. Bir bina içinde bulunan heykelin örtüsü, kapıcısı ve bakıcıları vardı. Taif halkı, Kâbe’den sonra en üstün tapınağın Lat olduğuna inanır, Kureyş dışındaki kabilelere karşı onunla övünürlerdi. Hatta bunların “el-Lat” ismini, “Allah” adından türettikleri, bununla “el-Lât”ın, “Allah”ın müennesi olduğunu kastettikleri de söylenir Kureyş’in bozulmuş Tanrı tasavvuru

76 76 اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰى ﴿١٩﴾ 19 PEKİ hiç düşündünüz mü Lat, Uzza Uzza: Mekke ile Taif arasındaki Nahle denilen yerde bulunan bir taş idi. Bir bina içinde bulunan bu puta Kureyş büyük bir saygı gösterirdi. Nitekim Ebu Süfyan, Uhud savaşı sonrasında Müslümanlara hitaben: “Bizim Uzza’mız var, sizin Uzza’nız yok.” diye bağırmıştı. Uzza’nın da “el-Aziz” isminden türetildiği ve onun müennesi kabul edildiği söylenir Kureyş’in bozulmuş Tanrı tasavvuru

77 77 وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ﴿٢٠﴾ 20 Ve sonuncusuna, (hani) şu üçüncüleri olan Menat’a (neden dişi adlar verdiğinizi)? Menat: Bu kelimenin kökü kader ve ölüm anlamındaki mena’ya nisbet edilir. Mekke ile Medine arasındaki Müşellel diye anılan yerde bulunan bir heykeldi. Huzaa, Evs ve Hazrec kabileleri bu puta saygı gösterir, hacca da buradan başlarlardı. Bir rivayete göre Menat, Arapların önünde yağmur diledikleri bir heykeldi Kureyş’in bozulmuş Tanrı tasavvuru

78 78 Ayette özellikle bu üç putun adının anılması, Hicaz yöresinde çok kimse tarafından ortak tapınılan birer tanrı olmalarındandır. Ayetlerde sayılan bu putların adları, dişi isimlerdir. Bu durum, anılan putların, gerçekte dişi ilahların sembolleri olduklarına işaret etmektedir. Çünkü Araplar, Meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inanırlardı. Onlar bu putları meleklerin sembolü kabul ettikleri için de onlara dişi isimleri takmışlardı. Kureyş’in bozulmuş Tanrı tasavvuru

79 79 NECM SURESİ اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ﴿٢١﴾ 21 Erkekler size kızlar O’na, öyle mi? Araplar kız çocuklarını hor görüyorlardı. Buna rağmen utanmadan melekleri "dişi" sayıp onları Allah'ın kızları kabul ediyorlardı. Oysa ne melekler hakkında böyle düşünmelerini gerektirecek bir bilgileri ve ne de bu sözde "dişi" varlıkları Allah'a yakıştırmalarını haklı gösterecek bir gerekçeleri vardı. Yüce Allah burada onları bu düşünceleri ile bu düzmece masalları ile suçüstü yakalayarak hem kendilerini, hem de uydurdukları masalı alaya alıyor.

80 80 NECM SURESİ تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ضيزٰى ﴿٢٢﴾ 22 O halde bu ne berbat bir paylaşım böyle! Melekleri Allahın kızları olarak kabul etmeleri evladı olarak değil haremi olarak görüyorlardı. Yani melekler orda Allahın gönlünü yapıyorlar bizde buradaki bu putların gönlünü yaparsak bize şefaat eder diye düşünüyorlardı

81 81 MÜŞRİKLERİN YANLIŞLARI اِنْ هِىَ اِلَّا اَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَاؤُكُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰى ﴿٢٣﴾ 23 Bunlar, sadece sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden ibârettir; Allah bunlara hiçbir yetki ve otorite devretmemiştir. Bunu söyleyenler sadece zannın ve nefsani arzularının peşinden gidiyorlar; oysa ki Rablerinden kendilerine, ilâhi rehberlik gelmiş bulunuyor.

82 82 Müşriklerin Yanlışları – 1.nci Yanlış Yanlış 1: Zan’na Uymak Zan; Tercih edilen inanç ve kanaat. Kur’an’daki Kullanım Şekli; Bilgisizlikten kaynaklanan Zan – Şek, Sanı (Yergi cümlelerinde – Hucurat 12), Kesin Bilgiye dayalı Zan - Yakin (Övgü cümlelerinde – Bakara 46).

83 83 اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰى ﴿٢٤﴾ 24 Yoksa insan, (hakikatin) kendi arzu ve isteğine tabi olduğunu mu sanıyor (temenni ediyor)? Müşriklerin Yanlışları – 2.nci Yanlış Yanlış 2: Canlarının istediği şeye, işlerine gelene inanmak. Kendilerine gelen rehberliğe değil, arzularının peşine gidiyorlar. Peygamber ve Kur’an gelmişken, kendi arzularına uyup putlardan şefaat umuyorlar.

84 84 اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰى ﴿٢٤﴾ 24 Yoksa insan, (hakikatin) kendi arzu ve isteğine tabi olduğunu mu sanıyor (temenni ediyor)? Müşriklerin Yanlışları – 2.nci Yanlış Temenni: Bir şeyi gönülde değerlendirip düşünmek. Tahmin, zan veya bilgiye dayalı olabilir. Çoğunlukla gerçek olmayan şeyleri düşünmektir. Gerçekleşmesi neredeyse imkansız, arzu, umut ve düşünceyi ifade eder.

85 85 اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰى ﴿٢٤﴾ 24 Yoksa insan, (hakikatin) kendi arzu ve isteğine tabi olduğunu mu sanıyor (temenni ediyor)? Müşriklerin Yanlışları – 2.nci Yanlış İnsanın, her temenni ettiği ve gönlünce arzu edip kurduğu her hayali gerçekleşir mi? Putlar şefaat ederler diye temenni etmekle, bu gerçekleşmez. Yani hakikat kimsenin arzusuna göre gerçekleşmez. Ve kimse canının istediği gibi yaşayamaz.

86 86 NECM SURESİ فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُولٰى ﴿٢٥﴾ 25 Fakat ahiret de dünya da Allah’a aittir. Bu ne demektir? 1. Yani bu putlar ne dünyada ne ahirette hiçbir şeye sahip değillerdir. O halde bunlar nasıl olur da Allah'a ortak kabul edilebilir. 2. İlk varlık âlemine geliş insanın kendi elinde olmayıp sırf Allah'ın hüküm ve iradesine bağlı olduğu gibi, sonu yani ahireti de, yine O'nun hüküm ve kanunları çerçevesinde cereyan eder.

87 87 NECM SURESİ فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُولٰى ﴿٢٥﴾ 25 Fakat ahiret de dünya da Allah’a aittir. Bu ne demektir? 3. Şu halde insanın ahiretini kurtarması ve sonunda muradına erebilmesi için yalnız kendi arzu ve hisleriyle değil, Allah'ın hüküm ve iradesine göre indirmiş olduğu delil ve hükümlere uygun hareket etmesi gerekir. (Elmalılı) 4. Yani dünyada dilediğim gibi hareket edeyim ahirette şefaatçilerim beni kurtarır demeyin.

88 88 NECM SURESİ فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُولٰى ﴿٢٥﴾ 25 Fakat ahiret de dünya da Allah’a aittir. Bu ne demektir? 5. Veya dünyevi şeylere Allah karışmasın uhrevi şeylerde onun hükmünü soralım. 6. Yahut nasıl olsa ahirette Allahın hükmü geçecek burada bizim dediğimiz olsun şekline kuruntulara kapılmayın zira dünyada Allah’ındır, Ahirette.

89 89 Putların Şefaat Edeceği Görüşünü Red وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِى السَّمٰوَاتِ لَا تُغْنى شَفَاعَتُهُمْ شَيْپًا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضٰى ﴿٢٦﴾ 26 Her ne kadar göklerdeki melek sayısı çoksa da, Allah’ın, dilediği ve razı olduğu kimseler için verdiği şefaat izni olmadıkça, onların şefaati hiçbir fayda sağlamayacaktır.

90 90 Putların Şefaat Edeceği Görüşünü Red Şefaat ayetlerini değerlendirirken Zümer 44 ve Yunus 3 ‘ü göz ardı etmemeliyiz. قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَميعًا De ki: "Tüm şefaat Allah'a aittir… (Zümer 44) مَا مِنْ شَفيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه … O'nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez… (Yunus 3)

91 91 Putların Şefaat Edeceği Görüşünü Red Şefaat’e Dair Söylenecek Sözler; 1. Allah, kendilerinden razı olduğu kulları için, dilediğine şefaat (yardım) izni verebilir. 2. Allah'ın izni ve emri olmadan kimsenin kimseye şefaat (yardım) etmesi söz konusu değildir. 3. Allah'ın izni ile şefaat (yardım) edecekler de ancak Allah'ın kendilerinden razı olduğu kulları için şefaat edebilirler.(bkz. Enbiya 28)

92 92 Putların Şefaat Edeceği Görüşünü Red Şefaat’e Dair Söylenecek Sözler; 4. Şefaati red eden ayetler Mekke dönemindeki putların aracılık yapacaklarına dair inanışları red içindir. 5. Şefaatin olacağı yönündeki âyetlerde ise bir şart konulmuştur. O da Allah’ın razı olduğu kullarına yine razı olduğu kulları şefaat edecektir. Yani imtihanı kazandın icazetini ise bir peygamberden alıyorsun.

93 93 NECM SURESİ اِنَّ الَّذينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ﴿٢٧ 27 Elbet ahirete inanmayan kimseler, melekleri dişi isimlerle adlandırırlar. Müşrikler Ahirete inandıklarını iddia ediyorlardı. Ahirete inananlar, Melekleri bu şekilde isimlendirmezler.

94 94 NECM SURESİ وَمَا لَهُمْ بِه مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا ﴿٢٨﴾ 28 Ama onların bu konuda hiçbir bilgisi bulunmamakta, sadece zannın peşine düşmekteler: şu da bir gerçek ki, zan asla gerçeğin yerini tutamaz. 1. Müşriklerin gerek Allah hakkında gerekse Kur’an’da melek olarak zikredilen varlıkların gerçek nitelikleri ve fonksiyonları konusunda söyledikleri sözler, hiçbir sağlam bilgiye dayanmamaktadır.

95 95 NECM SURESİ وَمَا لَهُمْ بِه مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا ﴿٢٨﴾ 28 Ama onların bu konuda hiçbir bilgisi bulunmamakta, sadece zannın peşine düşmekteler: şu da bir gerçek ki, zan asla gerçeğin yerini tutamaz. 2. Allah’a soy isnat etmenin ve O’nun vereceği hükmün, aracılar tarafından etkilenebileceğini düşünmenin, zandan kaynaklandığı; zannın ise insana gerçek bilgi kazandırmayacağı vurgulanır..

96 96 NECM SURESİ وَمَا لَهُمْ بِه مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا ﴿٢٨﴾ 28 Ama onların bu konuda hiçbir bilgisi bulunmamakta, sadece zannın peşine düşmekteler: şu da bir gerçek ki, zan asla gerçeğin yerini tutamaz. 3. Çünkü bu düşünce, hakikat bilgisinden değil, nefislerin arzusundan kaynaklanmaktadır. Ve zan hiçbir zaman imanın yerini tutmaz.

97 97 Ciddiye Alınmayacak Olanlar ف اَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ﴿٢٩﴾ 29 Şu halde, artık sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt dönen ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici zevkleri) olan kimseleri ciddiye alma! Ciddiye Alınmayacak Olanlar; 1. Vahiy’den yüz çevirenler, 2. Vahye sırt dönenler, 3. Tek arzusu dünya hayatı olanlar.

98 98 Ciddiye Alınmayacak Olanlar ف اَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ﴿٢٩﴾ 29 Şu halde, artık sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt dönen ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici zevkleri) olan kimseleri ciddiye alma! Bu emir, insanları uyarmaktan vazgeç anlamına değildir. Onların yaptıklarına aldırmadan İslamı yaşamaya ve görevini yapmaya devam et mânasına gelir. Peygamberin en önemli ve öncelikli görevi tebliğdir.

99 99 Ciddiye Alınmayacak Olanlar ف اَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ﴿٢٩﴾ 29 Şu halde, artık sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt dönen ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici zevkleri) olan kimseleri ciddiye alma! Cahiller kaba ve acımasız davransalar da peygamberin görevini yapması gerekir. İslam düşmanlarının olumsuz ve acımasız durumları, Müslüman’ın görevden kaçmasının meşru gerekçesi değildir.

100 100 NECM SURESİ ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ﴿٣٠﴾ 30 Onların bilgi ufku da işte bu (dünya ile) sınırlıdır. Elbet senin Rabbin kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilendir, kimin doğru yola yöneldiğini de en iyi bilendir. Ya­ni onların akılları ve bilgilerinin vardığı son nokta bu kadardır Bilgi olmayınca zanla hareket ediyorlar. Vahye kulak vermeyince şeytanlara kulak kesiliyorlar. Dünyayı ahirete tercih ediyorlar. Bu altının yerine demiri, elmasın yerine taşı tercih gibi hakiki cennetin yerine yalancı güzelliği tercih etmektir.

101 101 NECM SURESİ وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ لِيَجْزِىَ الَّذينَ اَسَاؤُا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِىَ الَّذينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰى ﴿٣١﴾ 31 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’a aittir: en sonunda O, kötülük yapanları yaptıklarıyla cezalandıracak, iyilik yapanları ise çok daha güzeliyle ödüllendirecektir. Kötülüğün karşılığı, bire bir. İyiliğin karşılığı, bire ……. (çok fazla)

102 102 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ 32 Büyük günahlardan ve ahlâksızca fiillerden kaçınanlara gelince: ufak tefek kusurlar işleseler de, kesin olarak bilsinler ki senin Rabbin engin bağış sahibidir. O, yeryüzü (toprağından) sizi var ederken de, annelerinizin karınlarında cenin halindeyken de sizinle ilgili her şeyi bilir; şu halde kendinizi yunmuş yıkanmış görmeyin: kimin takvâya uygun davrandığını en iyi bilen O’dur.

103 103 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ İsm: İşleyeni, kınamaya müstehak kılan günah demektir. Sevaptan alıkoyan ve geri bıraktıran iş, yapılmasıyla hayırdan uzaklaştıran eylem, karşılığın­da ceza gerektiren günah. Yapabilme gücüne rağmen yapmamak, yapabilme gücüne rağmen Rabbinin emirlerini ihmal etmek. Belirli bir kasıt ve seçim neticesinde işlenilen günahlardır.

104 104 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ Kebair İsm (Büyük Günah): 1. Allah'a herhangi bir şekilde şirk koşmak, 2. Haram olan cana kıymak, 3. Anne-babaya asi olmak, 4. Faiz yemek, 5. Namuslu kadınlara iftira atmak,

105 105 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ Kebair İsm (Büyük Günah): 6. Ye­tim malını yemek, 7. Harpten kaçmak, 8. Allah'ın rahmetinden ümit kesip, cezasından emin olmak, 9. Ölçüde tartıda hile yapmak, 10. Zina etmek,

106 106 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ Kebair İsm (Büyük Günah): 11. İçki içip kumar oynamak ve 12. Farzları yerine getirmemek' gibi karşılığında Allah'ın cehennem va'd ettiği amelle­rin kebairden olduğu belirtilmiştir.

107 107 NECM SURESİ اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ﴿٣٢ Fevahiş: 1. Son derece çirkin söz ve fiiller, 2. Yüz kızartıcı söz veya davranış, 3. Sınırı aşmak, 4. Söz ve Cevapta taşkınlık etmek.

108 108 Allah Bilir İnsan dünyaya günahsız olarak gelir. Fakat o, hem hayır hem de günah işlemeye elverişli bir yapıya sahiptir. Bunun için, hiçbir kimse, kendisinin tamamen masum olduğunu iddia etmemelidir. İnsanın kendisini tamamen hatadan arınmış görüp övünmesi doğru değildir. Şüphesiz ki Rabbinin mağfireti geniştir. Büyük günahlardan kaçınılınca küçükleri affettiği gibi tevbe edilince büyükleri de affeder, dilerse tövbesiz de affedebilir. Ancak tövbe edilmedikçe şirki mağfiret etmez. Hem O, sizi en iyi bilendir. Yani sizin her hâlinizi bilir, hükmünü de ona göre verir.

109 109 Allah Bilir Sizi topraktan yarattığı zaman yerde ilk insan cinsinin, hücrelerinin yaratılışı esnasında, ya da insan gıdasının topraktan yaratıldığı sırada ve siz analarınızın karınlarında cenin olarak bulunduğunuz vakitte, yani sizin kendinizi bilmediğiniz zamanlarda bile nasıl olduğunuzu ve ne halde bulunduğunuzu ve gelecekte neler kazanacağınızı, kısacası bütün eksiğinizle varlığınızı hep O bilir. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın. Yani kendinizi hiç günahsız, kusursuz ve tertemiz kabul ederek öğünmeyin. Farkında olmadan birçok kusurunuz olabilir.

110 110 Allah Bilir Tamamıyla korunup müttaki olanı en fazla O bilir Çünkü her halinize vakıf olan o’dur. İyilerle kötüler ahirette Allah'ın huzurunda seçileceklerdir. (Elmalılı)

111 111 NECM SURESİ اَفَرَاَيْتَ الَّذى تَوَلّٰى ﴿٣٣﴾ 33 GÖRMEZ misin (Bize) sırt çevireni? Velid B. Muğire olduğu söyleniyor.

112 112 NECM SURESİ وَاَعْطٰى قَليلًا وَاَكْدٰى ﴿٣٤﴾ 34 Azıcık verip ardından koklatmayanı? Velid b. Muğire müslüman olmayı düşünmüş bunun üzerine bir kısım müşrikler onu, atalarının dinini bırakacağı için ayıplamışlar. Velid'i kınayanlardan biri, Velid'in, dine girmeyerek malından kendisine bir şeyler vermesi halinde ahirette göreceği azabı yükleneceğini ona garanti etmiştir. Bu­nun üzerine Velid, vermeyi taahhüt ettiği malından bir kısmını vermiş daha son­ra cimrileşerek diğer kısmını vermemiştir. İşte ayeti kerime, göreceği azabı yüklenmeyi garanti eden arkadaşına az bir şey veren daha sonra da vermeyi taahhüt ettiği mallan vermeyen Velid b. Muğire'yi anlatmaktadır.(Taberî)

113 113 NECM SURESİ اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ﴿٣٥﴾ 35 Şimdi o, gaybın bilgisine sahip olduğunu, onu gözlemlediğini mi iddia ediyor? Velid b. Muğire’nin günahını üstlenen ve dolayısıyla Ahiret’te onun göreceği azabı da üstlenen kişi, gaybdan bir bilgisi mi var da, bir başkasının yükümlülüğünü - sorumluluğunu üstüne almak gibi bir işe kalkışıyor.

114 114 NECM SURESİ اَمْ لَمْ يُنَبَّاْ بِمَا فى صُحُفِ مُوسٰى ﴿٣٦ 36 Yoksa ona bildirilmedi mi Musa’ya gelen vahiyde nelerin yer aldığı? وَاِبْرٰهيمَ الَّذى وَفّٰى ﴿٣٧﴾ 37 Dahası (aynı şeylerin) vefa sahibi İbrahim’e de (geldiği): Musa’ya ve İbrahim’e gelen Vahiyde yer alanlar nelerdir?

115 115 Hiç kimse, kimsenin sorumluluğunu Üstlenemez. اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ﴿٣٨﴾ 38 Kesinlikle, hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz. Vizr: Günah ve Ağır yük, Günah ve günahın cezasını çekmek. Ahirette ceza çekecek kimse, hiç kimsenin günahının cezasını çekecek değil, her kes kendi suçunun cezasını çekecektir 1

116 116 Hiç kimse, kimsenin sorumluluğunu Üstlenemez. اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ﴿٣٨﴾ 38 Kesinlikle, hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz. Buna Ayetin 3 Mesajı: 1. İnsanoğlunun doğumundan itibaren yüklendiği “ilk günah” şeklindeki Hıristiyan doktrini kesinlikle reddedilmektedir. 2. Kişinin günahlarının, bir azizin veya peygamberin kendini feda etmesi sayesinde “bağışlanabileceği” fikri reddedilmektedir. 3. Günahkâr ile Allah arasındaki herhangi bir “aracılık” ihtimali reddedilmektedir. 1

117 117 NECM SURESİ وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى ﴿٣٩﴾ 39 Ve insan başkasının değil, sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى ﴿٤٠ 40 Ve elbet onun çabası, günü geldiğinde kesinlikle gözler önüne serilecektir. ثُمَّ يُجْزٰیهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفٰى ﴿٤١﴾ 41 Sonunda, (yaptıklarının) karşılığı eksiksiz verilecektir

118 118 İnsan sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى ﴿٣٩﴾ 39 Ve insan başkasının değil, sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. 1. Dolaylı olarak, yanlış şefaat anlayışlarını ret eder. 2. Dikkatimizi insanların fiillerine çeker. Yani hiç kimse kendi kazandıklarının, kendi yaptıklarının dışında başkalarının amelleriyle değerlendirilmeyecektir. 3. Kimse kimseye yardımcı olamayacak, kimse kimsenin günahlarını hafifletemeyecektir. 2

119 119 İnsan sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى ﴿٣٩﴾ 39 Ve insan başkasının değil, sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. 4. Kimse kimsenin yükünü yüklenemeyecek, yardım edemeyecek, kimse kimseye bir fayda sağlayamayacaktır. Çünkü insanlar için ancak kendi say’i, kendi mesaisi, kendi çalışıp çabalaması, kendi ameli, kendi kazandıkları vardır. 5. Herkes kendi say’inin, kendi amellerinin karşılığını görecektir. 6. Tastamam, eksiksiz olarak işlediklerinin karşılığı kendisine verilecektir. 7. Hiç kimse zerre kadar bir haksızlığa uğratılmayacaktır. 2

120 120 وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى ﴿٤٠ 40 Ve elbet onun çabası, günü geldiğinde kesinlikle gözler önüne serilecektir. Yani emekler, çalışmalar, kazançlar asla yok olmayacak, havaya gitmeyecektir. Yüce Allah'ın bilgisinden ve duyarlı terazisinden en küçük bir şeyin kaçması söz konusu değildir. Herkes çalışmasının, ortaya koyduğu işlerin karşılığını tam olarak alacak, hiçbir kısıntıya uğratılmayacak, en ufak bir haksızlığa maruz bırakılmayacaktır. Ameller görülecek fakat cezası için af kapısı açıktır. İnsan sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. 3

121 121 ثُمَّ يُجْزٰیهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفٰى ﴿٤١﴾ 41 Sonunda, (yaptıklarının) karşılığı eksiksiz verilecektir. Âyetler, insana Hesap Gününde, hayatta iken yaptıklarının gerçek anlamıyla gösterileceğini sonrada yaptıklarının tam karşılığının kendisine verileceğini belirterek onu bilinçli bir İslami hayata teşvik etmektedir. Günah ve sevap, kötülük ve iyilik öncelikli olarak bireyseldir; bunlar verasetle geçmez, Allah’ta kimseye haksızlık etmez. İnsan sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. 4

122 122 Nihai Varış Yeri – Allah’ın Huzurudur وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰى ﴿٤٢ 42 Ve sonunda en son gidiş ancak Rabbinedir. Yaşadığınız bu hayatın sonunda bir gün Allah’a dönecek, yaptıklarınızın hesabını Allah’a ödeyeceksiniz. Rabbinizin sorgulamasıyla ve hakkınızda vereceği hükümle karşı karşıya kalacaksınız. Hayır ya da şer, iyilik ya da kötülük ne yapmışsanız, onların değerlendirilmesiyle karşı karşıya geleceksiniz. 5

123 123 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰى ﴿٤٣﴾ 43 Ve elbet ağlatan da O’dur, güldüren de O. Allah’ın ağlattığını kim güldürebilir? Allah’ın güldürdüğünü kim ağlatabilir? Mücahid der ki: “Cennet ehlini güldürür, cehennem ehlini ağlatır

124 124 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَا ﴿٤٤﴾ 44 Dahası elbette öldüren de O’dur, hayat veren de O. Canlılar dünyasında bir an içinde milyonlarca ölüm ve doğum sahnesi yaşanıyor. Mesela şu anı ele alalım. Kim bilir kaç milyar canlı varlık ölmüştür. Buna karşılık kaç milyar canlı varlık hayata ilk adımlarını atmış, organizmalarında nereden geldiğini yüce Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği o esrarengiz soluğun ilk kımıldamaları başlamıştır.

125 125 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَا ﴿٤٤﴾ 44 Dahası elbette öldüren de O’dur, hayat veren de O. Kim bilir kaç bin canlı varlık yere yığılmış, fakat bir süre sonra ortaya çıkacak olan başka canlıların malzemesi olmuştur. Acaba çağlar boyunca bu sahneler kaç kez yinelenmiştir. İnsan hayatı karanlık geçmişin dolambaçlı yollarına dalarak bu sahnelerin sayılara sığmaz yekününü yakalamaya kalkışınca başı döner. Üstelik bu sahnelerin varlığı, insanın şu gezegende belirdiği ilk günden önceki nice çağları da kapsar. Görülüyor ki, hayalimizin önünde yığınca sahneler cirit atıyor. Bu sahneleri zihnimizde canlandıran bu ayetin sayılı birkaç sözcüğü kalplerimizi derinden sarsıyor. Öyle ki, kalplerimiz bu çok sesli melodinin ahenkli titreşimleri altında kendinden geçiyor.(S.Kutub)

126 126 NECM SURESİ وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰى ﴿٤٥﴾ 45 Yine erkek ve dişi çiftleri yaratan da kesinlikle O’dur; Her ne ki yaratılmış, o çifttir. Her ne ki yaratan, O tektir. Bu dünyanın da bir ahireti olduğu gözler önüne serilmektedir. Bu gerçek karşısında, Allah’ı ve ahireti inkâr etmenin hiçbir haklı nedeni olamaz مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰى ﴿٤٦﴾ 46 (Rahme) atıldığı zaman, bir meni damlasından…

127 127 NECM SURESİ وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰى ﴿٤٥﴾ 45 Yine erkek ve dişi çiftleri yaratan da kesinlikle O’dur; مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰى ﴿٤٦﴾ 46 (Rahme) atıldığı zaman, bir meni damlasından… Nutfe; Sadece meni değildir. Bunun içindeki hayat tohumu olan spermadır.

128 128 NECM SURESİ مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰى ﴿٤٦﴾ 46 (Rahme) atıldığı zaman, bir meni damlasından…

129 129 NECM SURESİ وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰى ﴿٤٧﴾ 47 Ve elbet öteki (hayatı) yaratmak da O’na düşer. Bütün bu çift yaratmalar, bu dünyanın da bir ahireti olduğunu gözler önüne sermektedir. Ahiret dünya hayatının öteki yüzüdür. O olmazsa dünya hayatının anlam ve amacı kalmaz. Allah ise anlamsız ve amaçsız iş yapmaz. Bu gerçek karşısında, Allah’ı ve ahireti inkâr etmenin hiçbir haklı nedeni olamaz

130 130 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰى ﴿٤٨﴾ 48 Yine elbet zengin eden de O’dur, sınırlayan da O. Hiç şüphesiz, zenginlik veren de, onu geri alan da O'dur. Hiç şüphesiz, zenginlik veren de, verdiğini koruyan da O'dur. Hiç şüphesiz, zenginlik veren de, hatta daha zengin eden de O'dur.

131 131 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰى ﴿٤٨﴾ 48 Yine elbet zengin eden de O’dur, sınırlayan da O. Öyleyse bu âyetler çerçevesinde kendi kendimize şunu diyeceğiz: Bizi yaratan, bizi pek çok nimetleriyle kuşatan Rabbimize karşı bu halimiz ne böyle? Kim yarattı bizi Ve Kimlere minnet duygusu içindeyiz? Kimin ekmeğini yiyor, kimin uğrunda çalışıyoruz? Kime kulluk ediyoruz? Kim verdi bu servetlerimizi ve kimin yolunda kullanıyor, harcıyoruz?

132 132 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰى ﴿٤٩﴾ 49 Ve Şi‘ra yıldızının Rabbi de kesinlikle O’dur. Şi’ra: Bu sözcüğünün esas anlamı "bilgi ve bilinç" demektir. Bu durumda âyet "Hiç şüphesiz, bilginin/bilincin Rabbinin de O olduğu" anlamı çıkmaktadır ki, bu durumda önceki ayetlere de bir gönderme yapıyor demektir.

133 133 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰى ﴿٤٩﴾ 49 Ve Şi‘ra yıldızının Rabbi de kesinlikle O’dur. Çoğunluk Görüşü: Şi’râ, gökte en parlak görülen yıldızın adıdır. Bu özelliğinden dolayı o, İslam öncesi Arabistan’ında yaygın olarak tapınma konusu yapılmıştır. Çünkü Araplar, bu yıldızdan şans umar, kendilerine şans getirmesi için ona taparlardı.

134 134 NECM SURESİ وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰى ﴿٤٩﴾ 49 Ve Şi‘ra yıldızının Rabbi de kesinlikle O’dur. Esas amaç; Şans getireceğine inanılan şi’râ yıldızının tanrı değil, Allah’ın yasalarına bağlı bir yaratık olduğunu vurgulayıp şirk inancının yanlışlığını ortaya koymaktır. Evrendeki her varlık gibi o da, Allah’ın koyduğu yasalara tabidir. Zımnen: yaratılana değil yaratana kulluk edin.

135 135 Önceki Kavimlerin Helak Sebebi وَاَنَّهُ اَهْلَكَ عَادًا الْاُولٰى ﴿٥٠﴾ 50 Ve elbet O helâk etmiştir kadim ‘Âd’ı, وَثَمُودَا فَمَا اَبْقٰى ﴿٥١﴾ 51 Ve Semud’u; geriye onlardan hiçbir iz bırakmadı. وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰى ﴿٥٢﴾ 52 Tıpkı daha önceki Nûh kavmi (gibi): Çünkü onlar zulümde ve azgınlıkta ileri gitmiştiler.

136 136 Önceki Kavimlerin Helak Sebebi Ad Kavmi – Semud Kavmi – Nuh Kavmi

137 137 NECM SURESİ وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰى ﴿٥٣﴾ 53 Tıpkı altı üstüne getirilen diğer topluluklar (gibi). فَغَشّٰیهَا مَا غَشّٰى ﴿٥٤﴾ 54 Derken, kuşatan o şey onları (tarihe) gömdü.

138 138 NECM SURESİ Ad kavmi; Hz Hud’u dinlemedi. Semud kavmi; Ad kavminin çürük yapılaşmadan dolayı helak olduğunu düşünerek kayalıklara ev yaptılar, kayalıkların sağlamlığına güvendiler ve Hz Salih’i dinlemediler. Nuh kavmi; Azgınlıkta sınırı aştılar ve Hz Nuh’u dinlemediler. Ortak Helak Sebepleri: Zulümde ce azgınlıkta ileri gitmeleridir.

139 139 NECM SURESİ فَبِاَیِّ اٰلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى ﴿٥٥﴾ 55 Şu halde (ey insan)! Rabbinin hangi nimetinden dolayı (hesaba çekilmekten) tereddüt edersin? Allah zenginlik veren, nimete boğan iken sen nasıl bu nimetlerden sorulmayacağı şüphesine düşebilirsin. Eski kavimlere verilen cezaların hatırlatılmasının bile inanan ve akıl sahibi olanlar için ibret alınarak istifade edilen öğüt ve nasihat olması itibariyle bir nimettir. Bu nedenle yönünü Allah’a dönmekte niye tereddüt edersin. Daha düne kadar emin dediğiniz arkadaşınıza, müthiş kuvvetli olan bir melek tarafından peyderpey inen âyetler hakkında şüpheye mi düşüyorsunuz?”

140 140 NECM SURESİ هٰـذَا نَذيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُولٰى ﴿٥٦﴾ 56 İşte bu, önceki uyarı türlerinden bir uyarıdır: Peygambere gelen vahiylerin, yeni bir şey olmadığı, tam aksine daha önceki peygamberlere iletilen temel mesajı sürdürmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

141 141 NECM SURESİ اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُ ﴿٥٧﴾ 57 Dehşet (ânı) yaklaştıkça yaklaşıyor! لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ﴿٥٨﴾ 58 Allah’tan başka kimse onun perdesini aralayamaz. اَفَمِنْ هٰـذَا الْحَديثِ تَعْجَبُونَ ﴿٥٩﴾ 59 Ne yani, siz bu (kaçınılmaz) olayın haberini tuhaf mı buluyorsunuz?

142 142 NECM SURESİ اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُ ﴿٥٧﴾ 57 Dehşet (ânı) yaklaştıkça yaklaşıyor! Yani Son saat yaklaşıyor (ya da insanın ölüm zamanı). Zaman daralıyor. Ne acelesi var, nasıl olsa düşünecek çok zaman bulunuyor" diye zannetmeyin. Aslında sizlerden hiç kimse ne kadar zamanı olduğunu ölümün veya kıyametin ne zaman kendisine gelebileceğini bilmez. Dolayısıyla vaktin erken olduğu zannına kapılmayın

143 143 NECM SURESİ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ﴿٥٨﴾ 58 Allah’tan başka kimse onun perdesini aralayamaz. Yaklaşmakta olan bu kıyametin dehşetini ondan başkası gidermez” Veya burada yaklaşan ile kastedilen; insanın ölümüdür. Yani; Ölüm gelip çatmasına rağmen siz hâlâ oyunda oynaştasınız

144 144 NECM SURESİ اَفَمِنْ هٰـذَا الْحَديثِ تَعْجَبُونَ ﴿٥٩﴾ 59 Ne yani, siz bu (kaçınılmaz) olayın haberini tuhaf mı buluyorsunuz? وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ ﴿٦٠﴾ 60 Ve dâhi ağlanacak halinize gülüyorsunuz? Ağlanacak hâle gülmek" insanın, o an içinde bulunduğu acınası durumun farkında olmayacak kadar bilinçsiz ve vurdumduymaz olduğu anlar için kullanılmaktadır.

145 145 NECM SURESİ وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ﴿٦١﴾ 61 Üstelik bir de kafa tutuyorsunuz? Ve üstelik gafillersiniz! Ve birde, eğlenip duranlarsınız! Ve üstelik dalgınlarsınız! Ve birde, şaşkınlarsınız! Ve birde, büyüklenenlersiniz

146 146 NECM SURESİ فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ﴿٦٢﴾ 62 Artık (bırakın bu tavrı da), Allah’ın huzurunda yerlere kapanın ve yalnız O’na kulluk edin! Secde kelimesinin Kur’an’da kullanılış şekilleri: Teslim olarak yere kapanma ifade eder: Yusuf 100, Meryem 58, Secde 15, İsra 107. Boyun eğmek, emrine girmek şeklinde geçer: Yusuf 4, Yusuf; 100. İlahi yasalara teslim olmak manasında geçer: Ra’d, Hac 18. Ayrıca namazlardaki secde şeklinde geçer: Âli İmran 113.


"1 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla NECM SURESİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları