Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ETK101 Mühendislik Etiği Öğretim Görevlisi: Prof. Dr. Orhan KURAL Çevre Etiği Hazırlayanlar 050070034 Gökhan Kıran 050050037 Onat Güngör 050070004 Canan.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ETK101 Mühendislik Etiği Öğretim Görevlisi: Prof. Dr. Orhan KURAL Çevre Etiği Hazırlayanlar 050070034 Gökhan Kıran 050050037 Onat Güngör 050070004 Canan."— Sunum transkripti:

1 ETK101 Mühendislik Etiği Öğretim Görevlisi: Prof. Dr. Orhan KURAL Çevre Etiği Hazırlayanlar Gökhan Kıran Onat Güngör Canan Özgen

2 ÇEVRE ETİĞİ Tarihsel olarak, çevre etiğinin konusunu genellikle vahşi doğal alanlar, bu alanlarda yasayan vahşi hayvanlar, organizmalar, ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik oluşturmasına rağmen özellikle son yıllarda insanın içinde yasadığı yakın çevresi ve bu çevreyle kurduğu yakın ilişki de çevre etiğinin konusunu oluşturmaktadır. Nasıl yasamalıyız? Ne yapmalıyız? Hangi davranışlarımız doğru ya da yanlıştır? Ahlaki anlamda zorunluluklarımız neler olmalıdır?

3 İnsanın bu ayrıcalıklı konumu Stoacı felsefede olumlu anlamda kullanılarak, insanın kendisini doğadan ayırmasına değil, tam tersine onunla bütünleşmesine yarayan bir olanak olarak ele alınmıştır. İnsanın doğayla iliksisi sadece felsefenin konusu olarak kalmamış; dinsel metinlerde de yer almıştır. Eskiçağ dinlerinde (Budizm, Zerdüştlük, vb...) doğanın mistik boyutuna vurgu yapılırken, insan doğanın dilinden ancak asgari bilgeliklerden pay aldığı ölçüde anlayabilmektedir. Semavi dinlerde (Hıristiyanlıkta ve İslam) insan doğanın bir parçası olmaktan çok onun adeta sahibidir de. Doğanın bütün güzellikleri insanın kullanımına sunulmuştur

4 Çevre etiği kuramları, çoğu kaynakta, Arne Naess’in derin ekoloji görüsü (Deep Ecology) ile başlatılır. Öyle ki, bu görüş aslında 20. yüzyılda tartışılmaya başlanmadan önce Henry David Thoreau tarafından 19. yüzyılın ortalarında Walden adlı eserinde dile getirilmişti. Thoreau eserinde sanayileşme ile gözü dönen insanın, doğanın bütün şiirsel yanını, estetik özelliklerini bir kenara atarak bir metre demiryolu için yüzlerce ağacı acımadan kesmesini lanetler. Sivil İtaatsizlik doktrinin de önde gelen temsilcisi sayılan Thoreau, insanların doğaya karsı değil onun içinde olmalarını 2 yıl 2 ay 2 günlük Walden eylemini yaparak sloganlaştırır: “Doğada yaşadım ki öldüğümde yaşamadığımın farkına varmayayım.” Thoreau Walden gölü kıyısında kendi elleriyle, emeğine yabancılaşmadan yaptığı kulübesinde tek başına yaşar. Doğanın sundukları dışında insanın başka hiçbir eksiği olmadığını gösterir bizlere.

5 Paul W. Taylor, insanların diğer canlı varlıklar karşısında özel bir üstünlüğünün olmadığı düşüncesiyle öğretisini kurarken ödev olarak kabul edilmesi gereken dört kural belirledi. (1) Kötülük Yapmama Kuralı: Organizmaları öldürmeme, bir türün nüfusunu ya da biyotik topluluğu yok etmeme ve onlar için zararlı olacak eylemlerden kaçınma ödevini içerir. (2) Müdahale Etmeme Kuralı: Tek yanlı olarak organizmaların özgürlüğünü kısıtlama ve biyotik topluluklar, ekosistemler ve tek tek organizmalara genel bir “elini sürmeme” politikasıdır. (3) Sadakat Kuralı:Yabani hayvanların insanlara duyduğu güveni suiistimal etmeme, hayvanları aldatmama ve yanıltmama, onlara karşı dürüst olma ödevini kapsayan bu kurala örnek olarak avlama ve tuzağa düşürmenin doğaya saygı bağlamında yasaklandığını söyleyebiliriz. (4) Telafi Edici Adalet Kuralı doğadaki insanlar lehine adaletsiz durumu gidermek adına korumaya muhtaç çevre öğelerini ve hayvanları korumak ve kollamak, adaleti sağlamak bu kuralı özetler.

6 İnsanları yaban şeyler olmaksızın yasayabilenler ve yasayamayanlar olarak ikiye ayıran Leopold’a göre kendisi gibi olanlar için, bir yaban kazı görme fırsatını yakalayabilmek televizyon izlemekten daha değerlidir. Garrett Hardin’in de görüşlerine yer vermek gerekir: Hardin, yardımseverliği ve nüfus artısından dolayı mağdur durumda olanları (açlıktan ölenleri) korumamak, kollamamak gerektiğini düşünür. İnsanın doğayla olan ilişkisinin yeniden kurulmasının ancak insanın doğayla bir sözleşme yapmasıyla mümkün olabileceğine ilişkin görüşleriyle dikkat çeken Michel Serres’e göre; doğa bizden ve bizim kendi aramızda yaptığımız sözleşmelerden önce de vardı ve bizden sonra da (eğer biz onu yok etmezsek) var olacaktır. Descartes’tan beri aklın doğa üzerinde kurduğu egemenlik ve sahiplenme duygusu doğada geri dönüsü olmayan tahripler yaratmıştır. Doğaya hakkını teslim edecek, doğal olanla iliksilerimizi yeniden düzenleyecek, insan-doğa bağının kurulması zamanı gelmiştir.

7 Konuyu birey açısından ele almaktan çok toplumun baskın öğeleri boyutunda geliştiren ve bu noktada anılması gereken bir başka düşünür kuskusuz Karl Heinrich Marx’tır. Marksizm istisnasız her insanın insanca yasamı ve gelişmesini sağlayan bir sosyal üretim biçimini savunan sosyal toplum anlayışını öngördüğünden, çevre sorununu gerçek dünyadan ve yapısal ilişkilerden soyutlanmış, kendi basına bağımsız bir konu olarak ele alma yoluna gitmemiştir. Aksine konuya toplum yapısı ve yapısal ilişkiler içinde yaklaşmanın zorunluluğu üzerinde durmuştur. Marksist düşüncede doğal kaynakların kullanımı çoğunlukla kapitalist sınıfın üretim güçlerini sömürüsü çerçevesi içinde ele alınmıştır. Marksist çevre etiği, eleştirisini çevre-insan ilişkisinin belli sınıfların ekonomik çıkarlarına göre düzenlenmiş olmasına yöneltir.

8 DERİN EKOLOJİ HAREKETİNİN İLKELERİ VE EKOSENTRİK ETİK Çevre problemlerinin çözümünü için önerilen alternatif yaklaşımlardan biri Derin Ekoloji hareketidir. Bu ekosentrik yaklaşım, ekolojik denge ve tüm türlerinin yaşamının insan toplumundaki ekonomi ve ideolojiden daha önemli olduğunu savunur. Derin Ekoloji hareketi, çevre problemlerini mevcut sosyo-ekonomik ve politik sistemleri eleştirmeden çözülebilecek teknik problemler olarak gören çevreciliğe alternatif bir yaklaşımdır. Arne Naess’in (1973:95) “Gölge Ekoloji” olarak adlandırdığı çevreciliğin aksine temel amacı gelişmiş ülkelerdeki insanların sağlığı ve refahı değildir. İnsan toplumundaki sosyo-ekonomik ve politik yapılarda ‘kökten’ değişimle ilgilenir.

9 (1973:95-99), Derin Ekolojinin İlkelerini üç tanesi insan ve doğa ilişkisine ilişkin, diğer beşi oluşturulan ilkelerin insan toplumlarına uygulanmasına yönelik olarak belirler. Bu ilkeler: 1. İnsan Ve Çevresi İle İlgili İlişkisel, Bütüncül Bir İmaj Yaratmak: İnsanlar doğal çevrelerinden bağımsız ve ayrı organizmalar değil, bu çevrelerin birer parçasıdır. Bütün organizmaların ‘öz-ilişkileri’ vardır. Bu ilişki organizmaların özdeşleşmesinde temeldir. Öz-ilişki olmadan organizmalar daha önce oldukları şeyle aynı şey değildir. Bu ilişki, insan da dahil olmak üzere tüm organizmaları içine alan ‘toplam-alan’ oluşturur. 2. Biyosferik Eşitlik: İlişkisel, bütüncül yaşamda bütün organizmalar ve yaşam formları insanlarla eşit öneme sahiptir. Yaşama ve kendini-gerçekleştirme bütün türlerin hakkıdır. Buna öz-değer adı verilir.

10 3. 3. Farklılık ve Ortak-yaşam: Bu iki ilke insanların diğer yaşam formlarına karşı tutumlarına temel olan anlayışı değiştirmeyi gerektirir. Doğadaki diğer ilişki türü desteklenmelidir. Yaşam için mücadele ve güçlünün var olması yerine, doğada zaten var olan ortak-yaşam ve ortak-varoluş insan ve diğer yaşam formları arasında oluşturulmalıdır. İnsan-doğa ilişkisindeki sözü edilen bu üç temel ilke insan toplumları arasında da oluşturulmalıdır Sınıfsız Toplum: İnsan toplumunda biyosferik eşitliğin oluşturulması için, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlar ya da bir toplumdaki ekonomik sınıflar gibi sınıflandırmaların ortadan kalkması gerekir.

11 5. Kirlilik ve Kaynakların Tükenmesine Karşı Mücadele: Kirlilik ve kaynakların tükenmesine karşı mücadele önemlidir ancak bu hedeflere çok fazla yönelme, kirlilik ve kaynak tükenmesini yaratan politikaların neden olduğu diğer problemleri de gizlemektedir. Mevcut teknoloji ve enerji kaynaklarını değiştirmeden kirlilik önleyici araçların kullanılması yalnızca yaşamın maliyetini arttırır. Yaşam maliyetinin artması ise sınıfsal farklılıkları derinleştirir. 6. Karmaşık ve Zor Karşıtlığı: Doğadaki tüm yaşam formları karmaşıktır. Bu ilkenin insan toplumuna uygulanması işin parçalanmasının yerini iş bölümünün almasını gerektirir. Karmaşık ekonomilerden, kültürel ve teknolojik çeşitlilikten ve bunların bütünleşmesinden yana olunmalıdır.

12 Derin Ekoloji hareketi genellikle Arne Naess’in Ekosofi’si ile özdeşleştirilse de, Uzak-doğu dinleri, Panteizm ve New Age felsefesi gibi kaynaklardan da beslenir. Derin Ekoloji hareketi dört noktada eleştirilir: Ekosentrik etiğin uygulanabilirliği, ekolojik toplum modeli için verilen örneğin teknolojik olarak gelişmemiş ya da tarih öncesi topluluklardan seçilmesi, ekolojik krizin nedeni olarak tüm insanlık gösterilerek, insanlar arasında bu krize neden olan grupları ve kurumları gözardı etmesi, ve toplumsal cinsiyet körü olmasıdır. Ekosentrik Etiğin uygulanabilirliğine dair tartışmalar Çevre Etiği içindeki tartışmalara yerleştirilebilir. Ekolojik toplum modeli olarak kullanılan örnekler çevreciler tarafından eleştirilirken, ekolojik krize neden olan grupların, tüm insanlık sorumlu gibi gösterilerek gözardı edilmesi toplumsal ekolojistlerin eleştirilerinin hedefini oluşturmaktadır. Ekofeministler ise ataerkillik ve ekolojik kriz arasındaki bağlantının önemini vurgulayarak, derin ekolojistleri toplumsal cinsiyet körü olmakla eleştirirler.

13 SONUÇ Ekolojik krize alternatif bir yaklaşım olarak ortaya çıkan Derin Ekoloji hareketi antroposentrik bakış açısının yerine ekosentrik bakış açısını koyar. İnsan- doğa ilişkisinin romantik-aşkıncı kavramsallaştırılması, öz-değer, biosferik eşitlik ve kendini gerçekleştirme ilkeleri, bu yaklaşımın toplumsal ve politik sonuçları gözönüne alındığında ekofaşizme varan bir aşırılığa zemin oluşturabilir.

14 ÇEVRE KİRLİLİĞİ Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayına "Çevre Kirliliği" adı verilmektedir. (Hızlı nüfus artışı, plansız kentleşme, plansız endüstrileşme, doğal kaynakların ölçüsüz kullanılması).

15 1. Fiziksel Kirlenme: Çevreyi meydana getiren toprak, su ve havanın fiziksel özelliklerinin tamamının veya bir kısmının insan, hayvan ve bitki sağlığını tehdit edecek, olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulması olayıdır. Üretimde bulunan çeşitli fabrikaların atıklarının akarsu ve göllere boşaltılması, doğal erozyon ile toprakların göl ve denizlere taşınması açık kahverenginden, kırmızı siyaha kadar değişen renk almasına neden olmaktadır. Bu olay suların fiziksel kirlenmesidir.

16 2. Kimyasal Kirlenme: Doğal çevreyi oluşturan toprak, su ve havanın kimyasal özelliklerinin canlıların hayati faaliyetlerini ve aktivitelerini olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulmasıdır. Örneğin; çeşitli fabrika katı ve sıvı atıklarının verimli tarım arazilerine veya akarsu ve nehirlere boşaltılması söz konusu tarım topraklarının, akarsu ve göllerinin zararlı ağır metallerle kirlenerek kimyasal kirlenmeye maruz kaldığım gösterir.

17 3. Biyolojik Kirlenme: Doğal ortamı oluşturan toprak, hava ve suyun çeşitli mikroorganizmalarla kirlenmesi ve dolayısıyla mikrobiyolojik yapının bozulması mikrobiyal kirlenmeyi, aynı ortamların mikroorganizmalarla kirlenmesi ise biyolojik kirlenmeyi tanımlar. Örneğin, tarım alanlarının kanalizasyon suyu ile sulanması veya kanalizasyon sularının akarsu, göl ve denizlere boşaltılması ile kanalizasyon sularında bulunan hastalık yapıcı mikroorganizmalar toprağa, suya ve atmosfere geçerek bu ortamların mikrobiyolojik kirlenmesine yol açar.

18 HAVA KİRLİLİĞİ Günümüzde, her geçen gün artan çevre sorunlarının başında gelen hava kirliliği, geleceğin dünyasını ciddi bir şekilde tehdit etmekte, ekolojik tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Dünya nüfusunun hızla artmasına paralel olarak, artan enerji kullanımı, endüstrinin gelişimi ve şehirleşmeyle ortaya çıkan hava kirliliği insan sağlığı ve diğer canlılar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Hava kirlenmesi, insan ve diğer canlılara zarar verecek miktar ve süredeki kirleticilerin, atmosfere karışması olarak tanımlanabilir. Kirleticiler doğal veya insan aktiviteleri sonucu atmosfere karışabilirler.

19 İnsan Yapımı Kirlilik Kaynaklarını İse Kabaca : 1. Ulaşım 2. Katı yakıtlar 3. Elektrik santralleri 4. Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar 5. Endüstriyel işlemler** olarak sıralanabilir. İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir. Atmosferde toz, duman, gaz, koku ve saf olmayan su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insanlar ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verebilecek miktarlara yükselmesi, “Hava Kirliliği” olarak nitelenmektedir

20 Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi, materyaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı parçacıkların bir gaz karışımı olan duman, hava kirliliğinin bir çeşitlidir ve görüş uzaklığını azaltıcı bir etkiye sahiptir.

21 Su Kirliliği Ülkemizde su kirliliğine etki eden unsurlar; 1. Sanayileşme, 2. Şehirleşme 3. Nüfus artışı, 4. Zirai mücadele ilaçları (Pestisid) ve kimyasal gübreler olarak gruplandırılabilir. Denizlerde Meydana Gelen Kirlilik 1. Deniz kıyıları boyunca kurulmuş bulunan yerleşim merkezleri ve sanayi tesislerinden, 2. Hava yolu araçlarından, 3. Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından, 4. Gemi ve deniz araçlarından meydana gelmektedir.

22 Gemilerden meydana gelen kirlenmeler; A) Kazadan kaynaklanan kirlenmeler, B) Kasıtlı veya bilgisizce yapılan kirlenmeler olarak iki ana grupta incelenebilir. Yeraltı Suyu Kirliliği

23 TOPRAK KİRLİLİĞİ Toprak kirliliği, toprağın, insan etkinlikleri sonucu oluşan çeşitli bileşiklere bulaştırılmasını takiben, toprakta yaşayan canlılar ile yetişen ve yetiştirilen bitkilere veya bu bitkilerle beslenen canlılara toksik etkide bulunacak ve zarar verecek düzeyde anormal fonksiyonda bulunmasını, toprağa eklenen kimyasal materyalin toprağın özümleme kapasitesinin üzerine çıkması, toprağın verim kapasitesinin düşmesi şeklinde tanımlanabilir. Toprak sistemi ilişkili olduğu su ve hava sistemlerinin içerdiği kirletici unsurlar için son depolama noktasıdır. Diğer taraftan toprak, karasal ekosistemin taşıyıcı unsurudur ve toprak kalitesindeki değişim, gerek doğal ve gerekse tarım ekosisteminin verimliliğini etkilemektedir.

24 Bazı Vakalar ve Yorumları Fukujima Nükleer Santrali Meksika Körfezi Petrol Sızıntısı Türkiye’deki Hidroelektrik Santralleri Endüstriyel Tesisler ve Reklamasyon Çalışmaları

25 Bizi dinlediğiniz için teşekkürler…


"ETK101 Mühendislik Etiği Öğretim Görevlisi: Prof. Dr. Orhan KURAL Çevre Etiği Hazırlayanlar 050070034 Gökhan Kıran 050050037 Onat Güngör 050070004 Canan." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları