Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

4. Hafta : 18 Ekim 2014 Cumartesi Ders : Açıklamalı Sûre Meâlleri Sûre : Meryem Âyetler : 51-65.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "4. Hafta : 18 Ekim 2014 Cumartesi Ders : Açıklamalı Sûre Meâlleri Sûre : Meryem Âyetler : 51-65."— Sunum transkripti:

1 4. Hafta : 18 Ekim 2014 Cumartesi Ders : Açıklamalı Sûre Meâlleri Sûre : Meryem Âyetler : 51-65

2 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰى اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ﴿ 51 ﴾ 51. “Kitap’ta Mûsâ’yı da an. Şüphesiz ki o, ihlâsa erdirilendi, bir Resûl, bir Nebî idi”. Ey Muhammed! Kavmine Kur’an’daki Mûsâ kıssasını da anlat! Şüphesiz ki o Allah tarafından ihlâslı kılınmış, risâlet makamına seçilmiş Resûl bir peygamber idi; Allah tarafından gönderilip kendisine Tevrat indirilmiş ve şeriat verilmişti. Âyet-i kerimede geçen ( مُخْلَصًا ) kelimesinde ( مُخْلِص‍اً ) şeklinde, ism-i fâil kalıbıyla ikinci bir kıraat daha vardır ki buna göre mâna da şöyledir: “Kitap’ta Mûsâ’yı da an. Şüphesiz ki o ihlâslıydı, bir Resûl, bir Nebî idi”. Hz. Mûsâ Rabbine ibâdetinde riyakârlık yapmayan, sırf Allah için ibâdet eden, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayıp, ilâh olarak yalnız Allah’ı bilen bir insandı.

3 وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ﴿ 52 ﴾ 52. “Biz ona Tûr’un sa ğ tarafından nidâ ettik ve onu fısıldaşarak konuşma mesafesince yaklaştırdık”. Biz Mûsâ’ya Tûr dağının sağ tarafından, yüzünü dağa çevirdiğinde bulunduğu yerin (kendisinin) sağından seslendik; mevkiini yakınlaştırmak için onu oldukça kendimize yaklaştırıp vahyettik, arada bir vasıta olmadan onunla konuştuk.

4 وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَاۤ اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ﴿ 53 ﴾ 53. “Ona rahmetimizden kardeşi Hârûn’u nebî olarak ihsân ettik”. Katımızdan bir rahmet olarak Mûsâ’nın duâsına icâbetle, kardeşi Hârûn’a peygamberlik verdik; peygamberliğini Hârûn’un peygamberliği ile güçlendirip ona yardım ettik.

5 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰعيلَ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ﴿ 54 ﴾ 54. “Kitap’ta İ smâîl’i de an. Şüphesiz ki o va’dinde sâdıktı, bir Resûl, bir Nebî idi”. Ey Muhammed! Kavmine İsmâil peygamberin kıssasını da anlat. Şüphesiz ki o verdiği sözde yalanı olmayan, va’dettiği şeyin aksine hareket etmeyen bir insandı. Gerek rabbine gerek insanlardan birine verdiği sözleri hakkıyla yerine getirirdi. Allah’ın kendisini özellikle va’dine sâdık bir insan olarak övdüğü seçkin ve Resûl bir peygamber idi.

6 وَكَانَ يَاْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه مَرْضِيًّا ﴿ 55 ﴾ 55. “Ehline namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında râzı olunmuştu”. İsmâîl peygamber ailesine ve halkına (ümmetine) namaz kılmalarını ve zekât vermelerini tavsiye ederdi. O rabbinin katında ameli makbul, taati kusursuz, rabbinin teklif ettiği hususlardaki hassasiyetiyle övülmüş, kendisinden hoşnud olunan tertemiz ve sâlih bir kimse idi.

7 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْريسَ اِنَّهُ كَانَ صِدّيقًا نَبِيًّا ﴿ 56 ﴾ 56. “Kitap’ta İ drîs’i de an. Şüphesiz ki o bir sıddık, bir peygamber idi”. Ey Muhammed! Kavmine İdrîs peygamberin kıssasını da anlat. Şüphesiz ki o çok sâdık, özü sözü pek doğru bir peygamberdi. Yalan konuşmazdı. Katımızdan dilediğimiz şeyleri kendisine vahyettiğimiz bir peygamberdi.

8 وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا ﴿ 57 ﴾ 57. “Biz onu yüce bir makâma yükselttik”. O’nu mânevî âlemde yüce ve yüksek bir makâma, diri olarak ve ölüm meleği tarafından ruhunun kabzedildiği dördüncü yahut altıncı kat semâya yükselttik.

9 اُولٰۤئِكَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰهيمَ وَاِسْرَاۤءيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْناَ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا ﴿ 58 ﴾ 58. “ İ şte bunlar Âdem’in, Nûh ile birlikte taşıdıklarımızın, İ brâhim’in ve İ srâîl’in zürriyetinden; hidâyete erdirdiklerimizden ve seçtiklerimizden Allah’ın kendilerini nimetlendirdi ğ i peygamberlerdendir. Onlar kendilerine Rahmân’ın âyetleri okundu ğ u zaman a ğ layarak secdeye kapanırlardı”. Ey Muhammed! Bu sûrede kıssalarından bahsettiğimiz işte bu kimseler Âdem’in soyundan gelen İdrîs, Nûh ile birlikte gemide taşıdığımız kişilerin soyundan gelen İbrâhîm, İbrâhîm’in soyundan gelen İshâk, Ya’kûb ve İsmâîl, İsrâîl’in soyundan gelen Mûsâ, Hârûn, Zekeriyyâ, Îsâ ve annesi Meryem ile birlikte; Allah’a îman ve itaat yolunda kendilerini hidâyete erdirdiğimiz, peygamber seçip vahiy verdiğimiz kullar içinde Allah’ın muvaffak kılmasıyla doğru yola ilettiği bir kısım peygamberlerdir. Allah’ın kendilerine nimetler ihsân ettiği bu peygamberlere kendi kitaplarındaki ilâhi hakikatler ve bunlarla ilgili deliller okunduğu zaman Allah’ın emir ve yasaklarına karşı büyük bir inkiyâd ve teslimiyet hali ve haşyet duygusu içinde ağlayarak secdelere kapanırlardı.

10 فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا ﴿ 59 ﴾ 59. “Kendilerinden sonra bir nesil geldi ki onlar namazı zâyî ettiler ve şehvetlerinin peşine düştüler. Onlar Ğ ayya ile karşılaşacaklardır”. Allah’ın kendilerine nimetler verdiği ve bu sûrede vasıflarından bahsettiği bu peygamberlerin ardından (kıyametin kopacağına yakın ve bu ümmetin yani Muhammed ümmetinin sâlih insanlarının kalmayacağı bir zamanda) öyle kötü bir kavim gelecek ki, onlar namazlarını vakitlerini te’hir etmek, vaktinin dışında kılmak, ta’dîl-i erkânına riâyet etmemek, terk etmek vs. şekillerde zâyî edeceklerdir. Onlar şehvetlerinin peşine düşüp, Allah’tan korkmadan ve kullardan utanmadan açık ve alenî olarak zinâ etmekten çekinmeyecek, hevâ ve heveslerine uyup dünyevî zevk ve tutkularının ardından gideceklerdir. Ve işte şehvetlerinin ardından giden bu insanlar Cehennem’deki Ğayya kuyusuna gireceklerdir.

11 اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُولٰۤئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئًا ﴿ 60 ﴾ 60. “Ancak tevbe edip iman eden ve sâlih amel işleyen bunun dışında- dır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlı ğ a u ğ ratılmayacaklardı”. Ancak bu çirkin fiillerden tevbe edenler, Allah’ın emirlerine dönen, O’na ve peygamberine gereği üzere iman edip Allah’ın emir ve yasaklarına itaat eden, farzları yerine getirip haramlardan kaçınan kimseler bu azaptan, Ğayya kuyusuna atılmaktan kurtulmuşlardır. Küfürleriyle helâk olan, namazlarını zâyî eden ve şehvetlerinin ardından gidenler dışında, işte bunlar da diğer müminler gibi cennete girecek ve hiçbir şekilde haksız bir muâmele ile karşılaşmayacak- lardır.

12 جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاْتِيًّا ﴿ 61 ﴾ 61. “O cennet ki Rahmân’ın kullarına gıyâben va’detti ğ i cennetlerdir. Şüphesiz O’nun va’di mutlaka (yerine) gelecektir”. O cennet ki Rahmân Allah onu gıyaben, görmedikleri ve tayin edemedikleri halde yalnız mümin kullarına va’dettiği cennetlerdir. Allah’ın kullarına cennet va’di ise muhakkaktır; oraya O’nun dostları, itaat ehli kimseler girecektir.

13 لَا يَسْمَعُونَ فيهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ﴿ 62 ﴾ 62. “Onlar orada boş ve anlamsız söz işitmezler, sadece selâm sözleri duyarlar. Onlara orada sabah-akşam rızıkları vardır”. Cennetlikler cennette asla lüzumsuz ve yararsız sözler işitmezler, sadece meleklerin tahiyyesini, selâm ve selâmet sözlerini, güzel ve hoş kelâmlarını duyarlar. Onlara sabah-akşam (orada sabah ve akşam olmadığından), zaman dilimleri arasındaki süre kadar fasılalarla canlarının çektiği yiyecek ve içecekler ikram edilecektir.

14 تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا ﴿ 63 ﴾ 63. “ İ şte bu cennet ki, kullarımız içinde takvâ sahibi olanı vâris kılmışızdır”. Ey insanlar! Vasıflarını zikrettiğimiz bu cennetin vârisleri, kullarımız içinde takvâ sahibi olanlar, farzları edâ eden ve günahlardan uzak duran müminlerdir; cennetin sâkinleri, orayı hak eden ve oradaki mîrasa konacak olan takva sahibi kullardır.

15 وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْدينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا ﴿ 64 ﴾ 64. “Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzde, ardımızda ve ikisinin arasında ne varsa O’nundur. Senin Rabbin unutkan de ğ ildir”. (Cebrâîl dedi ki): ‘Biz elçiler olarak inişimiz, ne zaman ve nasıl geleceğimiz, seyrek yahut sık ziyaretimiz bizim elimizde değil, Rabbinin emrine bağlıdır. Ben emir kuluyum; gönderildiğim takdirde inerim, gönderilmeyecek olursam gelemem. Dünyada, âhirette ve Berzah âleminde, varlık öncesi ve sonrası var olan her şey Allah’ındır; bunlarda olup bitenler O’nun takdiriyledir. Rabbin unutkan değildir. Sana risâletini göndermeyi dilediğinde gönderir, sana vahyin gelmesi gecikse dahi O seni unutmuş değildir.

16 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا ﴿ 65 ﴾ 65. “Göklerin ve yerin ve aralarındakilerin rabbi; O’na ibadet et ve O’na ibadetinde sebat et ! Sen O’nun ismini taşıyan (başka) birini bilir misin ?”. Göklerin ve yerin ve bu ikisi arasında mevcut olan her şeyin rabbi; sahibi ve mâliki olan Allah’a ibadet etmek suretiyle emir ve yasaklarına riâyet et. Ve ibadetinde de sabırlı ol, sebât et ! Nefsini ibadet ve itaate alıştır. Ey Muhammed! Onun benzeri bir rab, ona eş ve denk bir ilâh bilir misin ? Hâşâ, onun şeriki, benzeri ve dengi asla yoktur.


"4. Hafta : 18 Ekim 2014 Cumartesi Ders : Açıklamalı Sûre Meâlleri Sûre : Meryem Âyetler : 51-65." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları