Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Mk GENÇLİK BULUŞMALARI: HADİS KONFERANSLARI-3 KUR’AN-SÜNNET İLİŞKİSİ VE BÜTÜNLÜĞÜ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Mk GENÇLİK BULUŞMALARI: HADİS KONFERANSLARI-3 KUR’AN-SÜNNET İLİŞKİSİ VE BÜTÜNLÜĞÜ."— Sunum transkripti:

1 mk GENÇLİK BULUŞMALARI: HADİS KONFERANSLARI-3 KUR’AN-SÜNNET İLİŞKİSİ VE BÜTÜNLÜĞÜ

2 Hz. Harun, Yahya, Zekeriyya ve pek çok Peygamber ise, kendilerinden önceki peygamberlere indirilen kitap ve şeriatlerle insanları doğru yola çağırmışlardır. KENDİSİNE KİTAP GÖNDERİLMEYEN PEYGAMBERLER VARDIR. FAKAT PEYGAMBERSİZ GÖNDERİLEN HİÇ BİR KİTAP YOKTUR Dolayısıyla ister Mûsevîlik ve Hristiyanlık olsun, isterse İslâm olsun İlahi Kitap’ları, Peygamberlerin aracılığına başvurmadan anlamaya çalışmak ya da vahiysiz bir Peygamber telakkisi oluşturmak mümkün değildir.

3 Hz. Peygamber’i ve Kur’anı birbirinden bağımsız olarak mütaala etmek ve anlamaya çalışmak her şeyden önce Kur’an’a aykırıdır. Çünkü O’nun sünnetinin ortaya koyduğu modelin temel dayanağı bizzat Kur’an’dır. Başka bir ifadeyle sünnet, meşrûiyetini Kur’an’dan almaktadır. Hz. Peygamber’in inanç, düşünce, davranış ve hedeflerine yön veren ve belirleyen Kur’an’dan başka bir şey değildir. 2 Bu itibarla sünnet’i, “hayata aktarılmış bir Kur’an, Kur’an’ın yaşanmış bir tefsiri, islâm’ın pratik ve örnek bir uygulaması” daha açık bir ifadeyle Hz. Peygamber, Kur’an’ın ete–kemiğe bürünmüş şeklidir. Kur’an-ı Kerim’de, Kur’an–Sünnet ilişkisini ve bütünlüğünü ortaya koyan yüzlerce ayet vardır. Bunlardan hepsini tek tek okumak yerine kategorik bir çerçevede ele almak daha doğrudur.

4 I. Hz. Peygamber’e itaat etmeyi, O’na karşı çıkmamayı ve O’nun hükümlerine boyun eğmeyi bildiren ayetler, Kur’an ve Sünnetin birbirinden ayrılmayacağını ortaya koymaktadır. Bu konuda yüzlerce ayet vardır, bir kaçı şöyledir: “Kim Allah’a ve Rasülü’ne itaat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada ebedi kalırlar. İşte büyük kazanç da budur. Kim de Allah’a ve Peygamberine karşı gelir, O’nun sınırlarını ihlal/tecavüz ederse Allah onu ebedi kalacağı bir ateşe sokar.”(en-Nisa 4/13-14) “Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelir ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu gittiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız.” (en-Nisa 4/115) “Kim Rasûle itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (en-Nisa 4/80) “Deki: Allah’a itaat edin, Peygamber itaat edin... Eğer O’na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz.” (en-Nûr 24/54) “Aslâ! Rabbinin hakkı için, onlar aralarındaki anlaşmazlığa düştükleri konularda seni hakem yapıp, sonra da içlerinden hiçbir hoşnutsuzluk duymadan senin verdiğin hükme boyun eğip tam anlamıyla teslim olmadıkca iman etmiş olmazlar.” (en-Nisa 4/65) Allah’a itaat, Kur’an’ın emir ve yasaklarına itaattir. Rasûlüne itaat ise, sağlığında bizzat kendisine, O’nun emir ve talimatlarına; vefâtından sonra da sünnetine itaat anlamındadır.

5 II. Allah Teâlâ, Kur’an –ı Kerim ‘in açıklama görevini ve yetkisini (BEYAN) bizzat Peygambere vermiştir. «Biz her Peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (kendilerine indirileni) açıklasın.” (İbrahim 14/4) “Sana da bu zikri (Kur’an-ı )indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar.” en Nahl 16/44) -Kuran ayetlerinin bir kısmı MÜCMELDİR, yani KAPALIDIR ve mutlaka açıklanmaya muhtaçtır ki, bunları Hz. Peygamber açıklamıştır. Namaz, zekat, oruç gibi.. Mesela Kur’an’da namazların vakitlerinin belirlendiği ifade edilmesine rağmen (4- Nisa Suresi - 103) sadece üç vakit namaz geçer: Sabah Namazı (11 - Hud Suresi - 114, 24 - Nur Suresi - 58), Akşam Namazı (11 - Hud Suresi - 114, 24 - Nur Suresi - 58, 17 - İsra Suresi - 78) ve Orta Namazını (2 - Bakara Suresi - 238) farz kılmıştır. Ayrıca tüm inananlara, erkek - kadın ayrımı yapmaksızın, Cuma Namazını (62 - Cuma Suresi ) farz kılmıştır. Namazın beş vakit kılınması, şartları, farzları, sünnetleri, yani kılınış şekli ise tamamen sünnetle/hadislerle belirlenmiştir. -Kuran ayetlerinin bir kısmı MUTLAKTIR ve UMUMİDİR, yani genel hüküm ifade eder ve bunları Hz. Peygamber MUKAYYED hale getirmiştir. -Mesela Kuranda hayvanların kanı kesinlikle haram kılınmıştır (En’an:145). Sünnet olmasa et yemek mümkün değil, çünkü etten kanı tamamen ayırmak mümkün değildir. -Sünnet, haram olan kanın «akan kan» olduğunu ifade etmiş ve ayrıca böbrek ve ciğer gibi donmuş olan bazı kanları da helal saymıştır.

6 III. Kur’an, Hz. Peygamber’in helal ve haram koyma yetkisine sahip olduğunu açıkça ifade ediyor. “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Rasûlünün haram kıldığını haram olarak kabul etmeyen ve hak dini din edinmeyenlerle, ezilip büzülerek kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (et-Tevbe 9/29) “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulunan O Ümmi Peygamber’e uyarlar. O Peygamber kendilerine iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları meneder; güzel ve temiz şeyleri onlara helal kılar ve pis /çirkin şeyleri de haram kılar...” (el- A’kâf 7/157) Mesela ölü hayvan etinin Kur’an’da haram kılınmış olmasına rağmen 11, deniz hayvanların bu hükmün dışında olduğunu belirtmiş ve “ Denizin suyu temiz, ölüsü de helaldir.” 12 buyurmuştur. Bunlardan başka Kur’an’da geçmeyen katır, eşek, aslan, kaplan, fil, kurt, maymun ve köpek gibi hayvanlarla kartal, atmaca, şahin ve doğan gibi yırtıcı kuşların etlerinin haram olduğunu da yine Hz. Peygamber bildirmiştir. 14 Altın ve ipeğin erkeklere haram olduğunu 15, nesep ile nikahı haram olanların süt yoluyla da haram olacağı prensibini 16, bir kadının halası, teyzesi ve yeğeni üzerine nikahlanamayacağını 17, hep sünnetten öğreniyoruz. 18 Bütün bu alanlarda Hz. Peygamber’in verdiği hükümler, Kur’an’ın genel ilkelerine dayalı ve onunla tam bir uyum halindedir. Yoksa Hz. Peygamber mücerret kanaati ve görüşü ile dinde helal–haram ihdâs etmez.

7 IV. Hz. Peygamber’i Müslümanlara örnek olarak gösteren ve izlenmesi talimatını veren de yine bizzat Kurandır. “Andolsun ki, Allah’ın Peygamberinde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için güzel bir örnek vardır.” (el-Ahzab 33/21) “İşte böylece sizin dengeli bir toplum olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Peygamber de size örnek ve model olsun.” (el- Bakara 2/143) Müslümanlar için Hz. Peygamber, şahsiyeti Kur’an tarafından inşa edilmiş bir “prototip”tir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in örnekliği ve sünneti anlaşılmadan Kur’an’ın anlaşılması mümkün değildir. Çünkü İslâm’ın teorik kaynağı Kur’an ise, Pratik kaynağı da Hz. Peygamberdir. Bu ikisini birbirinden ayırmak hakikat ile hayatı birbirinden ayırmak demektir. “Onlar ki, Allah’a verdikleri sözü bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini birbirinden ayırıp koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.” Kur’an’da Allah–Peygamber birlikte zikredilmiş ve bunu ayırmakta bozgunculuk olarak ifade edilmiştir Hz. Peygamber, Kur’ân-ı Allah’dan alıp hayata dönüştüren ilk muhataptır. Bu itibarla Hz. Peygamberle Kur’an’ın arası açılması demek, aslında Kur’ân’ı hayata bağlayan ana damarın koparılması demektir.

8 Sünnetin reddi ya da daraltılması ve Kur’an ile yetinilmesi düşüncesi Sünneti reddeden ve “Kur’an bize yeterlidir” diyerek Hz. Peygamber’i devre dışı bırakan düşüncenin kökenleri, hicretin ilk yüzyıllarına kadar dayanmaktadır. İslâm’ın kaynaklarını rasyonalist bir eğilimle sadece Kur’ân’a indirgeyen Hâricileri, 19. Yüzyılda Hindistan alt kıtasında ortaya çıkan Hind Kur’aniyyün ekolu izlemiştir. “Kur’an yalnızca Kur’an” sloganıyla kısa zamanda yüzbinleri etkileyen Hind Kur’ancılık akımı, kendilerine özgü “sünnetsiz ve peygambersiz namaz” yöntemini geliştirmeye kalkışmış, fakat namaz konusunda girdiği krizden çıkamayarak yükseldiği hızla düşüşe geçmiştir. Oryantalistlerin pozitivist ve rasyonalist Peygamber tasavvurunun etkisiyle filizlenip yeşeren Hind Kur’aniyyun mektebi, müslüman halk kitleleri tarafından itibara alınmamış ve yalnızca ilginç bir tecrübe olarak kalmıştır. Hz. Peygamber’i “Vahiy postacısı” olarak görüp, Kur’ân’ı bir “ara kablosu” hüviyetiyle ilettikten sonra mü’minlerin hayatından yavaşça geri çekilen bir Peygamber telakkisi oluşturmak, O’nu ve misyonunu tarihin derinliklerine gömmek ile eş anlamlıdır. Modernleşmek veya muasır toplumlar seviyesine ulaşmak adına İslam dünyasında gerçekleştirilmeye çalışılan değişim; önce on dört asırlık İslâmî kültürün “gelenek” diye reddedilmesi, sonra da sünnet üzerinde “akıl-Kur’an” ile ayıklamaya gidilmesi ve nihayet “tarihsellik” tezi ile de Kur’ân’da ayıklama yapılarak kaynak sorgulaması tarzında gelişmiştir. Oysa Müslümanların gerek bilimde gerekse teknikte geri kalmasının sebeplerinin, kaynak sorgulamasında değil, İslâmî bilginin oluşturulamaması (ya da bilginin islâmileştirilememesi) 22 ve dini metinlerin ihtiyaca göre yeniden yorumlanamamasında aramanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

9 Taklit derecesinde geleneğe bağlanmak ve peygamber’i aşırı yüceltmek düşüncesi Hz. Muhammed’i tanıtan en objektif, en orijinal ve en sahih kaynak şübhesiz Kur’an’dır. Kur’ana göre Hz. Muhammed, her şeyden önce bir beşerdir. Ama sıradan bir insan değil, bir insanın olabileceği kadar mükemmel bir insandır. Bu yüzden de “Sen muhteşem bir ahlak üzeresin” buyurularak insanlara örnek/numune-i ittisal olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla adım başı mucize gösteren ve her adımını vahiyle atan bir Peygamber anlayışı Kur’an’a aykırıdır. Zira Kur’an’ın Allah’ı ya da melekleri değil de Peygamberi örnek göstermesinin nedeni; insanların yalnızca kendileriyle aynı kategoride olan varlıkları örnek alabilecekleri gerçeğidir. Hz. Peygamber’i örnek almak, O’nu taklit etmek ve O’na şeklen benzemeye çalışmak değil; Hz. Peygamber’in yaptığını, yaptığı amacı gerçekleştirmek için yapmaktır. Gazzali’nin ifadesiyle bir hükümdara saygı göstermek, onun oturup kalktığı gibi oturup kalkmak değil, onun buyruk ve ilkelerine uymakla mümkün olur. Dolayısıyla Hz. Peygamberî örnek almak demek, Rasûlüllah yemeği yerde elleriyle yediği için böyle yapmak, kabağı sevdiği için sevmek, cübbe ve sarıkla dolaşmak vb. değildir. O’nu örnek almak, ekonomiden siyasete, sosyal hayattan ahlaka varıncaya kadar beşer hayatının bütün alanlarında Rasûlüllahın ortaya koyduğu ilke ve prensiplere sarılmak ve hayatı O’nun gibi algılamakla gerçekleşir.

10 Kur’an ve Sünnet ikisi birlikte İslâm’ı oluştururlar. Birisi teorik, diğeri de pratik açıdan dinin kaynağı durumundadır. Bundan dolayı İslâm’ı yalnızca Kur’ân’a indirgeyerek Kur’an İslâm’ı demek, ya da Hz. Peygamber’e indirgeyerek dinin adını Muhammedîlik olarak adlandırmak yanlıştır. Hele hele Kur’ân’ın verdiği İslam ismini, belirli bir kültüre, medeniyete veya zümreye nisbet ederek Arap İslâm’ı, Türk İslâm’ı, Japon İslâm’ı, Euro İslamı gibi adlarla değiştirmek apaçık bir tahriftir. Mûsa Carullah’ın deyimiyle SÜNNET, “Kur’an-ı bizden daha iyi bilene tâbi olmaktır.” Kur’an-ı en iyi bilen İNSAN ŞÜPHESİZ Rasûl-İ ekremdir (s.a.v.).

11 KAVRAM KARIŞIKLIĞI - İstanbul’u tarif eder misiniz?. Osmanlının payitahtıdır.. Süleymaniye camisi vardır.. Ayasofya ve Topkapı vardır. BUNLARIN HEPSİ DOĞRUDUR. LAKİN TEK TEK BU CEVAPLAR İSTANBUL’U ANLATAMAZ - Sünnet olmak, - Beş vakit farz namazların önünde ve/veya arkasında sünnet namaz kılmak, - Misvak, sakal, sürme, sağ –sol el-ayak meselesi vs., - Müekked ve gayr-i müekked ya da zevaid-Hüdâ, BUNLARIN HEPSİ SÜNNET KAVRAMININ İÇERİSİNDEDİR, FAKAT BUNLARIN HİÇ BİRİSİ TEK BAŞINA, İSLAM’IN İKİ ANA KAYNAĞINDAN BİRİSİ OLAN SÜNNET KAVRAMINI İFADE ETMEZ.

12 HER İLMİ DİSİPLİN KENDİ SÜNNET TARİFİNİ YAPMIŞTIR FIKIH /HUKUK İLMİ: SÜNNET; Dinen yapılması kesin ve bağlayıcı olmaksızın istenen fiilleri belirten, geniş anlamıyla mendubun /yapılması arzu edilenlerin en önemli bölümünü oluşturan fiillerdir. Fıkıh ilmi sünnet kavramını, fiillerin dinî açıdan değerlendirilmesi sırasında kullanır. KELAM/İnanç Bilimi: SÜNNET; Hz. Peygamber ve ashabının itikad ve amelde takip ettikleri yoldur.. HADİS İLMİ: SÜNNET; Resûlullah’ın söz, fiil veya tasvipleri/takrirleridir.

13 KUR’AN İLE BİRLİKTE İSLAM’IN TEMEL REFERANSI OLAN SÜNNET’E GELİNCE السنة )سن- يسن- سنة( Sözlükte “iyice çiğnenen ve izlenen yol, yöntem, örnek alınan uygulama, örf ve gelenek” anlamlarına gelir. Kısaca Sünnet: MODEL VE ÖRNEK DAVRANIŞ ortaya koymaktır. O halde Hz. Peygamberin Sünneti demek: Hz. Peygamberin izlediği yol, ortaya koyduğu davranış modeli, yöntemi, yaşam biçimi demektir. Sünnet kelimesi yol ve gidişatın hem iyisini hem de kötüsünü ifade etmesine karşın semantik yapı zamanla değişerek sadece yolun iyisi için kullanılmıştır.

14 KUR’AN İLE BİRLİKTE İSLAM’IN TEMEL REFERANSI OLAN SÜNNET’E GELİNCE Kavram/Istılah olarak Sünnet: “Hz. Peygamberin, toplumu her alanda yönlendirip yönetmede Kur’an başta olmak üzere esas aldığı prensipler bütününün oluşturduğu bir zihniyet ve dünya görüşüdür” Bu tarife göre ağız temizliği ve tırnak kesmek gibi vücut bakımından namaz ve oruç gibi ruh bakımına, kamu malını haksız yere ele geçirmekten kaçınmaktan ekolojik dengenin korunmasına, ruh ve beden sağlığını ortadan kaldıran uyuşturucu ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktan insanların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermeye varıncaya kadar hayatın her alanına dair HZ. MUHAMMED’İN ORTAYA KOYDUĞU DAVRANIŞ MODELİNE SÜNNET DİYORUZ.

15 KUR’AN’DA SÜNNET KELİMESİ Kur’ân-ı Kerîm’de sünnet kelimesi, ikisi çoğul (sünen) olmak üzere on altı yerde geçer. Bunların bir kısmında “geçmiş ümmetlerin başına gelen ders alınacak olaylar” ve “geçmiş ümmetlerin takip ettiği doğru yollar” anlamında kullanılmıştır. { قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ (137)} [ آل عمران : 137] { وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا (22) سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا (23) } [ الفتح : 22 ، 23] Çoğunda ise SÜNNETULLAH şeklinde “Allah’ın muamelesinde içkin olan kurallılık / kanunîlik” mânasında kullanılır. { وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا (22) سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا (23)} [ الفتح : 22 ، 23]

16 HADİSLERDE SÜNNET KELİMESİ صحيح مسلم (2/ 705): فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « مَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلَامِ سُنَّةً حَسَنَةً، فَلَهُ أَجْرُهَا، وَأَجْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا بَعْدَهُ، مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْءٌ، وَمَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلَامِ سُنَّةً سَيِّئَةً، كَانَ عَلَيْهِ وِزْرُهَا وَوِزْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بَعْدِهِ، مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَيْءٌ » “Kim güzel bir âdet (sünnet-i hasene) başlatırsa kendisine hem o güzel davranışın karşılığı hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin sevabı verilir; yine kim kötü bir âdet başlatırsa kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin günahı yüklenir” صحيح مسلم (3/ 1475): قَالَ : « قَوْمٌ يَسْتَنُّونَ بِغَيْرِ سُنَّتِي، وَيَهْدُونَ بِغَيْرِ هَدْيِي، تَعْرِفُ مِنْهُمْ وَتُنْكِرُ » «Bir takım toplumlar, benim sünnetim dışında başka sünnetler edinecekler ve benim gösterdiğim yoldan saparak başka yollar edinecekler. Sen onları tanır ve reddedersin.»

17 HADİSLERDE SÜNNET KELİMESİ سنن أبي داود (4/ 201) فَقَالَ الْعِرْبَاضُ بن سارية : صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا فَوَعَظَنَا مَوْعِظَةً بَلِيغَةً ذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ وَوَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ، فَقَالَ قَائِلٌ : يَا رَسُولَ اللَّهِ كَأَنَّ هَذِهِ مَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ، فَمَاذَا تَعْهَدُ إِلَيْنَا؟ فَقَالَ « أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ، وَإِنْ عَبْدًا حَبَشِيًّا، فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ بَعْدِي فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا، فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ، تَمَسَّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ، فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ » “Benim ve benden sonraki râşid halifelerin sünnetine uyun….” صحيح البخاري (7/ 2): فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي «Sünnetimden yüz çeviren benden değildir» (Buhârî, “Nikâĥ”, 1; Müslim, “Nikâĥ”, 5) موطأ مالك ت عبد الباقي (2/ 899): أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : " تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ، لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا : كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ “Size iki şey bıraktım, onlara tutunduğunuz sürece asla sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünneti” (el-Muvatta, Kader 3)

18 SÜNNETİN MEŞRUİYETİ/KAYNAK DEĞERİ Sünnet, meşruiyetini bizzat Kur’an’dan alır. Yani Allah-u Teala Kur’an’da Hz. Muhammed’in yolundan gitmeyi ve ona tabi olmayı emretmektedir: { وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (132) } [ آل عمران : 132] (3/132) “Allah’a ve Resulüne itaat edin (uyun) ki merhamet olunasınız.” { قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (31) قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ (32)} [ آل عمران : 31 ، 32] “De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. De ki: Allah’a ve Resulüne itaat edin eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (3/31-32) Kur’an, Resulullah’ı “Üsvetun hasenetun / En güzel örnek” olarak sunar. (33/24) Alemlere rahmet olarak gönderilen (21/107) ve “Hayat verecek şeylere çağıran” (8/24) rehber olarak takdim eder.

19 SÜNNETİN MEŞRUİYETİ/KAYNAK DEĞERİ Ayetlerde geçen «Allah’a uyun» ifadesinden, Kur’an’dan başka bir şey anlaşılmaz. Yani Allah’a uymanın yolu, Kur’an’a uymaktır. Peki ayetlerdeki «Peygamberine uyun» cümlesinden ne anlayacağız? Hz. Muhammed şu an aramızda olmadığına göre ona nasıl uyacağız? İşte Kur’an’ın «Peygamber’e uyun» emri, SÜNNET’i ortaya koyar. Yani Hz. Muhammed’in açıklamalarına, eylemlerine ve onayladığı davranışlara tabi olun, YANİ SÜNNETE UYUN demektir. BİR ANLAMDA SÜNNET, - KUR’AN’IN ETE-KEMİĞE BÜRÜNMÜŞ ŞEKLİDİR. - KUR’AN’IN PRATİK HAYATA AKTARILMIŞ HALİDİR. - KUR’AN ANAYASA, SÜNNET KANUNLAR HÜVİYETİNDEDİR.

20 28 KASIM 2014 CUMA GÜNÜ KUR’AN – SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ KONULU 3. KONFERANSIMIZDA BULUŞMAK ÜMİDİ VE DUASIYLA ALLAH’A EMANET OLUNUZ. وآخر دعوانا ان الحمد لله رب العالمين (Son ve nihâî maksadımız; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a, her türlü övgü, sevgi ve hürmetle teşekkür etmektir.) SABIRLA DİNLEDİĞİNİZ İÇİN SAMİMİ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM…..


"Mk GENÇLİK BULUŞMALARI: HADİS KONFERANSLARI-3 KUR’AN-SÜNNET İLİŞKİSİ VE BÜTÜNLÜĞÜ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları