Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SADETT İ N UYSAL. KELİME (SÖZCÜK)  Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SADETT İ N UYSAL. KELİME (SÖZCÜK)  Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine."— Sunum transkripti:

1 SADETT İ N UYSAL

2 KELİME (SÖZCÜK)  Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir.  Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır.  Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

3 ANLAM BAKIMINDAN KELİMELER  Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.

4 SÖZCÜKLERDE ANLAM ÖZELLİKLERİ  Gerçek Anlam(Temel Anlam),  Yan Anlam,  Mecaz Anlam,  Soyut ve Somut Anlam,  Terim Anlam,  Yansımalar,  Argo

5 Gerçek Anlam(Temel Anlam):  Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir.  Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.

6  Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle. Biraz sonra toprak bir yola girdik. Sıcak çorbayı içince rahatladım. Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı. İpin ucundan da ben tuttum. Bu çiçeğin kökü yeterince su almıyor. Sobaya attığımız odun yanıyor.

7 Yan Anlam:  Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir.  Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur.  Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.

8  Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.  Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda;  “Çocuğun pantolonu düşüyordu”,  “Bu yılın ilk karı düştü” ve  “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.

9  Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış. Şişeyi boğazına kadar doldurdu Yokuşun başına kadar koştuk. Uçağın kanadı parçalanmış. Kentin göbeğinde bombalar patladı. Sıranın gözüne koyduğum kitabı bulamıyorum. Küçük kardeşi İzmit’te okuyormuş. Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.

10 Mecaz Anlam:  Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir.  Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır.  Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır.

11  İşsizlik sorunu hükümeti terletecek. Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı. Ben bu adamın görüşlerini tuttum. Bizim kökümüz Orta Asya’ya dayanır. Ona bir çift söz söylemediğime yanıyorum. Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk. Kitapları taşırken kolum koptu.

12  Tatlı: Sepetteki armutlar çok tatlıydı. (Gerçek anlam) Sepetteki armutlar çok tatlıydı. (Gerçek anlam) Tatlı su levreğinin tadı başkadır.(Yan anlam) Tatlı su levreğinin tadı başkadır.(Yan anlam) Ilık, tatlı bir sonbahar akşamı tanıştık.(Mecaz anlam) Ilık, tatlı bir sonbahar akşamı tanıştık.(Mecaz anlam) Perde: Perde: Çalışma odamın perdeleri değişti. (Gerçek anlam) Çalışma odamın perdeleri değişti. (Gerçek anlam) Ördeklerin ayakları perdelidir. (Yan anlam) Ördeklerin ayakları perdelidir. (Yan anlam) Cinayetin üzerindeki sis perdesi henüz aralanmadı. (Mecaz anlam) Cinayetin üzerindeki sis perdesi henüz aralanmadı. (Mecaz anlam)

13 Mecaz (Değişmece) Türleri:  Benzetme (Teşbih),  Eğretileme (İstiare),  Düz değişmece (Mecaz-ı Mürsel),  Kinaye (Değinmece),  Dokundurma (Tariz),  Abartma (Mübalağa),  Teşhis (Kişileştirme),  İntak (Konuşturma)

14 Benzetme (Teşbih): Sözün gücünü artırmak, anlamı zenginleştirmek için aralarında herhangi bir ilgi,benzerlik bulunan iki şeyden, genellikle güçlü olanın özelliklerini güçsüze aktarmaya benzetme denir. Sözün gücünü artırmak, anlamı zenginleştirmek için aralarında herhangi bir ilgi,benzerlik bulunan iki şeyden, genellikle güçlü olanın özelliklerini güçsüze aktarmaya benzetme denir.  Benzetmede dört unsur vardır:  Benzeyen(zayıf unsur),  Kendisine Benzetilen(kuvvetli unsur),  Benzetme yönü(iki varlık arasındaki ortak yön),  Benzetme edatı(gibi, kadar, sanki, misal, tıpkı, benzer, andırır, adeta...)  Benzetme öğelerinden birinin ya da ikisinin kullanılıp kullanılmaması bakımından dört türlü benzetme vardır:

15 A-Ayrıntılı Benzetme:  Dört öğesi de bulunan benzetmedir.  “Türkülerimiz ana sütü gibi candan, benzeyen benzetilen b.ed. b. yönü benzeyen benzetilen b.ed. b. yönü ana sütü gibi temiz” benzetilen b.ed. b. yönü

16 B-Kısaltılmış Benzetme:  Benzetme yönü eksik olan benzetmedir.  “Bu, dört mısra değil, sanki dört damla benzeyen b.ed. K.benzetilen benzeyen b.ed. K.benzetilenkandı.”

17 C-Pekiştirilmiş Benzetme  Benzetme edatı eksik benzetmedir.  “Yollar, köyleri saran eskimiş çerçeveler.” benzeyen b.yönü k. benzetilen benzeyen b.yönü k. benzetilen

18 D-Yalın Benzetme(Teşbih-i Beliğ):  Benzetmenin iki temel öğesiyle yapılan benzetmedir.  “Gider oldum kömür gözlüm elveda.” k. Benzetilen benzeyen k. Benzetilen benzeyen

19 Eğretileme (İstiare):  Benzetme amacıyla bir sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır.  Eğretileme, benzetmenin iki temel öğesinden yalnız biri kullanılarak yapılır.  İki türü vardır: 1- Açık Eğretileme, 2- Kapalı Eğretileme

20 1- Açık İstiare:  “Kendisine benzetilen” öğesinin kullanıldığı istiaredir.Kendisine benzetilen, mecaz anlamlı sözcükten oluşur.  “İki kapılı bir handa/ Gidiyorum gündüz gece Benzetilen: İki kapılı han (kullanılmış) Kendisine benzetilen: Dünya(kullanılmamış)

21 UYARI: Eğretilemeler benzetmeye dönüştürülebilir. Özellikle açık ve kapalı eğretileme ayrımı saptanırken bunlar benzetmeye dönüştürülmeli ve kullanılan öğenin benzeyen mi kendisine benzetilen mi tespit edilmelidir. “Gülünce incilerin görünür.” Benzetmeye dönüştürürsek;“İnci gibi beyaz diş” “İnci” : Kendisine benzetilen “Diş” : Benzetilen (Dolayısıyla açık istiare vardır.)

22 2- Kapalı İstiare:  Temel öğelerden sadece benzeyen unsurunun kullanıldığı istiaredir. “Başımdan bir kova sevda döküldü/Islanmadım,üşümedim,yandım oy” “sevda”:Benzeyen (kullanılmış) “su” :Kendisine benzetilen (kullanılmamış) “Soğuk ay öptü beyaz ensesini” “soğuk ay”: Benzeyen (kullanılmış) “insan”:Kendisine benzetilen(kullanılmamış)

23 İstiare ile İlgili Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar:  Bir cümlede kişileştirme varsa o cümlede aynı zamanda kapalı istiare vardır.

24 Düz değişmece (Mecaz-ı Mürsel):  Bir sözün, gerçek anlamı dışında, benzetme amacı güdülmeden kendisiyle ilgili başka bir söz yerine kullanılmasına mecaz-ı mürsel denir.  Bu mecaz türü, söyleyiş kolaylığı sağlamak için, genellikle eksiltili anlatımlara başvurma biçiminde gerçekleşmiştir.  Bir anlatımda mecaz-ı mürsel varsa; a:Sözcük gerçek anlamını yitirmiştir. a:Sözcük gerçek anlamını yitirmiştir. b:Sözcük kendisiyle ilgili bir başka kavram yerine geçmiştir. b:Sözcük kendisiyle ilgili bir başka kavram yerine geçmiştir. c:Sözcüğün anlam değiştirmesi sırasında, anlatıcı, benzetme amacı gütmemiştir. c:Sözcüğün anlam değiştirmesi sırasında, anlatıcı, benzetme amacı gütmemiştir. d:Kullanımda eksiltili bir söyleyiş vardır. d:Kullanımda eksiltili bir söyleyiş vardır.

25 UYARI:  Mecaz-ı mürsel, mecaz türü olması bakımından istiareye benzer. Her ikisinde de bir sözün başka bir söz yerine kullanılması söz konusudur.  Fakat istiarede benzetme amacı varken mecaz-ı mürselde bu amaç yoktur.  Benzetmeden söz edilememesi, mecaz-ı mürselin en belirgin yanıdır.

26 Mecaz-ı Mürselin Oluşturulması: A-Parça söylenir,bütün anlatılır: “Ufukta bir yelken göründü.” “Ufukta bir yelken göründü.” B-Bütün söylenir,parça anlatılır: “Televizyon seyretmeye daldığım için yemeği yaktım.” “Televizyon seyretmeye daldığım için yemeği yaktım.” “Gemi,Mersin’e yanaştı.” “Gemi,Mersin’e yanaştı.”

27 C-Varlığın dışı söylenir,içindeki anlatılır: “Bir dikişte bardağı bitirdi.” “Bir dikişte bardağı bitirdi.” “Önündeki tabakları bir çırpıda yiyiverdi.” “Önündeki tabakları bir çırpıda yiyiverdi.” D-Varlığın içindeki söylenir, dışı anlatılır: “Ayağını çıkardı ve içeri girdi.” “Ayağını çıkardı ve içeri girdi.”

28 E-Yer söylenir, orada yaşayanlar anlatılır: “Maraş, düşmana karşı yiğitçe direndi.” “Maraş, düşmana karşı yiğitçe direndi.” “Almanya,ilk Türk işçilerini bağrına bastı.” “Almanya,ilk Türk işçilerini bağrına bastı.” F-Sanatçı söylenir,yapıtları anlatılır: “Bütün gece Mozart’ı dinledim.” “Bütün gece Mozart’ı dinledim.” “Bu aralar Reşat Nuri’yi okuyorum.” “Bu aralar Reşat Nuri’yi okuyorum.”

29 G-Genel söylenir,özeldeki varlık anlatılır: “Zavallı hayvanı yine aç bırakmışsın.” “Zavallı hayvanı yine aç bırakmışsın.” Hayvandan kastedilen “kedi” veya “köpek”tir. Hayvandan kastedilen “kedi” veya “köpek”tir. H-Yer söylenir, yönetim anlatılır: “Ankara, Kıbrıs konusunda sert açıklamalar yaptı.” “Ankara, Kıbrıs konusunda sert açıklamalar yaptı.”

30 I-Neden söylenir, sonuç anlatılır: “Tarlalara bereket yağıyor.” “Tarlalara bereket yağıyor.” İ-Soyut söylenir,somut anlatılır: “Tarlalara rahmet düştü.” “Tarlalara rahmet düştü.” J-Yön söylenir, medeniyet anlatılır: “Batı ile ilişkilerimiz çok eskilere dayanıyor.” “Batı ile ilişkilerimiz çok eskilere dayanıyor.”

31 K-Nicelik söylenir, varlık anlatılır. “Bunu on milyona aldım.” “Bunu on milyona aldım.” L-Nitelik söylenir, varlık anlatılır: “Dün yine mavilerini giymişti.” “Dün yine mavilerini giymişti.”

32 Kinaye (Değinmece):  Bir sözün hem mecaz hem de gerçek anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasıdır.  Kinayede asıl anlatılmak istenen, sözün mecaz anlamıdır;ama gerçek anlamı da düşünmeye engel yoktur.  Atasözlerinde, deyimlerde mecazlara sıkça rastlanır.  Örnekler:  “Onun kapısı herkese açıktır.”  “Dolu başaklar başlarını eğer.”  “Merdiven basamak basamak çıkılır.”  “Nerede gül gördümse etrafı diken.”  “Tatlı suyun başı kalabalık olur.

33 DİKKAT:  Kinayeli söyleyişle kinaye sanatını karıştırmamak gerekir.  Kinayeli söyleyiş; bir sözün alaysamalı ve dokunaklı bir biçimde tersini söylemektir.Kinayeli söyleyişte dolayısıyla anlatma söz konusudur.  Kinaye sanatı ise bir sözü gerçek ve mecaz anlama gelecek şekilde kullanıp mecaz anlamı kastetmedir. Örnek: Örnek:  ”O adam, uzağı görür.” – Kinaye  “Gün boyu hiç ders çalışmayan bir öğrenciye; “Bugün ne çok ders çalıştın!” demek kinayeli söyleyiştir.

34 Dokundurma (Tariz),  Birini iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla, sözü tam tersi anlama gelecek biçimde kullanmadır.  Tariz sanatında kullanılan sözcük, karşıtıyla yer değiştirildiğinde cümlenin anlamı değişmez.  Sözün gerçek anlamı doğru gibi görünse de anlatılmak istenen şey, karşıt anlama yüklenmiştir.  Örnekler:  “Çok temiz giyinirdi;gömleği lokanta listesi gibiydi.”  “İnci gibi yazısı vardı; üç kişi zor okuduk.”  “Çalışmayı sevdiği gün boyu yatmasından belli.”  “Bu kadar hızlı yürürsen kaplumbağayı geçersin.”

35 Abartma (Mübalağa):  Bir kavramı, olayı ya da durumu olduğundan fazla veya az göstermektir.  Örnekler:  “Bu kitap beş para etmez.”  “Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır.”  Açlıktan ölüyorum,yemeği hazırlar mısın?”  Sıcaktan piştik, pencereyi açalım.”  Birden karşıma dikilince ödüm koptu.”

36 Teşhis(Kişileştirme): Teşhis(Kişileştirme): İnsan dışındaki varlıklara insan özelliği verme sanatına denir. Kişileştirmede insan dışındaki varlıklara ağlama, mutlu olma, üzülme, kızma gibi insana özgü nitelikler aktarılır. İnsan dışındaki varlıklara insan özelliği verme sanatına denir. Kişileştirmede insan dışındaki varlıklara ağlama, mutlu olma, üzülme, kızma gibi insana özgü nitelikler aktarılır. “Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta “Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı Mevsim gibi süslenmiş Emirgan, Çınaraltı” Mevsim gibi süslenmiş Emirgan, Çınaraltı”

37 İntak(Konuşturma) : İntak(Konuşturma) : Konuşturma, söyletme anlamına gelen intak edebiyatımızda kişileştirilen varlıklara, hayali yaratıklara söz söyletme onları konuşturma sanatıdır. Konuşturma, söyletme anlamına gelen intak edebiyatımızda kişileştirilen varlıklara, hayali yaratıklara söz söyletme onları konuşturma sanatıdır.  “Bahar gelip her yan güldü Çiçekleri biraz kucaklayım Çiçekleri biraz kucaklayım Deyip kuşçuk her yana baktı Deyip kuşçuk her yana baktı Sakin gökte kanat çırptı” Sakin gökte kanat çırptı”  İntak sanatının olduğu yerde mutlaka kişileştirme vardır. Arı sordu: Şen kelebek Arı sordu: Şen kelebek Neden böyle süslenerek Neden böyle süslenerek Çiçeklere seslenerek Çiçeklere seslenerek Uçuyorsun benek benek Uçuyorsun benek benek Fabller kişileştirme ve intak sanatının en yoğun olduğu metinlerdir. Fabller kişileştirme ve intak sanatının en yoğun olduğu metinlerdir.

38 Soyut ve Somut Anlam:  Duyularımızla algılayabildiğimiz varlıkları karşılayan sözcükler anlamlı; varlığını mantıkça kabul edip duyularımızla algılayamadığımız kavramları karşılayan sözcükler somut anlamlıdır.  “Kitap,silgi,çiçek,sis,ışık,duman…”somut anlamlı; “aşk,üzüntü,insanlık,gençlik,iyilik,heyecan…”s oyut anlamlı sözcüklerdir.  Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür.  Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.

39 Soyutlaştırma ve Somutlama:  Soyut bir sözcüğün anlam genişlemesi yoluyla somut anlam kazanmasına “Somutlaştırma” denir.  “Seher vakti bir güzele vuruldum.”  “Gözlerinden dökülen hüzün içimi yakıyordu.”  Somut bir sözcüğün anlam genişlemesi yoluyla soyut anlam kazanmasına “Soyutlaştırma” denir.  “Bu işte kesinlikle onun parmağı var.”  “Gençliğin sesine kulak verin.”  “Sözleri, hevesimizi kırdı.”

40 Terim Anlam:  Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.  Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.  “yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.  Ağacın kökleri çok derinde.  Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.

41 Yansımalar:  Doğadaki seslerin taklit edilmesiyle oluşturulan sözcüklerdir.  “Pat,çat,küt,vızıltı,cayır cayır,tıkır,tak,şırıl…” sözcükleri yansımadır.  Yansımalar mecaz anlamda kullanılabilir:  “Artık işleri yoluna koyduk, her şey tıkır tıkır işliyor.

42 Duyu Aktarımı  Bir duyuyla algılanabilen kavram ya da varlığın başlığın başka bir duyuya aktarılarak algılanmasıdır.  “Yumuşak sesiyle bizi büyüledi.”  “Bize çok soğuk davrandı.”(dokunma-görme)  “Acı çığlıklar geliyordu uzaktan.”(tatma- işitme)  “Adam oldukça sert konuştu.”(dokunma- işitme)  “Keskin bir koku kapladı ortalığı.” (görme/dokunma-koklama)

43 Deyim Aktarması: A- Doğaya Özgü Nitelikleri İnsana Aktarma: Doğadaki varlıklarla ilgili özellikler insanlar için kullanılır. “Kuzum, derse neden gelmediniz?”

44 B- İnsana Özgü Nitelikleri Doğaya Aktarma: İnsana ait bir özelliği insan dışındaki varlıklar için kullanmadır. “Güzel bir ilkbahar sabahı bahçemdeki menekşeler gülümsüyor.” “Biz köyden ayrılırken meydandaki yaşlı çınar üzgündü.”

45 Dolaylama: Bir sözcükle anlatılabilecek bir kavramı, birden çok kelimeyle anlatmadır. Televizyon yerine - Sihirli kutu Kaleci yerine – File bekçisi Kıbrıs yerine – Yavru Vatan Pamuk yerine – Beyaz altın Top yerine – Meşin yuvarlak…

46 Güzel Adlandırma:  Söylendiğinde insan zihninde olumsuz çağrışımlar uyandıran bazı durum, olay, kavram veya varlıkları güzel bir biçimde ifade etmektir. Güzel adlandırma bir bakıma da dolaylamadır.  Amaç, kavramın içindeki olumsuzluğu gizlemeye çalışmaktır. “Sanatçının son yolculuğuna sevenleri katıldı.” Tabut – tahta at Verem – İnce hastalık Cin – İyi saatte olsunlar Kör – Görme engelli Sağır – İşitme engelli

47 Argo:  Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.  Argo, dil içinde bir dil gibidir.  Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.  Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.  “aklına tükürmek”: birinin düşüncesini beğenmemek.  “ arakçı”: hırsız

48 Genel ve Özel Anlam:  Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir.  Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.  Varlık  canlı  insan  Ahmet  Metin  paragraf  cümle  kelime  hece  harf

49 Nicel ve Nitel Anlam:  Varlıkların, kavramların sayılabilen veya ölçülebilen özelliklerini belirten sözcüklere “Nicel anlamlı sözcük” denir.  “Bu ayakkabı bana bir numara küçük geldi.”  “Çay, çok sıcak olduğundan ağzım yandı.”  “Çocuk derin havuzda boğulmuş.”  Sayılamayan, ölçülemeyen, genellikle nasıl olduklarını bildiren sözcüklere “Nitel anlamlı sözcük” denir.  “Güzel bir elbisesi vardı.”  “Onurlu bir davranış gösterip istifa etti.”  “Beni küçük düşürmek için elinden geleni yapıyor.”  NOT:Sözcüğün nitel veya nicel anlamlı olması cümledeki anlamına göre değişir.

50 Anlam Daralması:  Çok anlamlı bir sözcüğün anlamlarından birini ya da birkaçını kaybetmesidir.  Sözcük bu durumda yaşamını var olan anlamı ile sürdürür.  Örnek: “Oğlan” sözcüğü eski dönemlerde “evlat” anlamındadır;kız ve erkek çocuğunu birlikte anlatır.Günümüzde ise bu sözcük yalnızca erkek çocuk kullanılmaktadır.

51 Anlam Genişlemesi:  Bir varlığın bir türünü ya da bir bölümünü anlatan sözcük, zamanla o varlığın bütününü anlatabilir.Buna anlam genişlemesi denir.  Örnek:”Alan” sözcüğü eskiden “düz ve açık yer” anlamında iken günümüzde Arapça kökenli “saha” kelimesiyle eşanlamlı kullanılarak “iş, meslek, araştırma, inceleme” için de “alan” kelimesi kullanılır olmuş: ”Sosyal bilimler alanı”, “edebiyat alanı”…

52 Anlam Başkalaşması:  Sözcükler zamanla ilk ve tek anlamını yitirerek bambaşka anlamlar kazanabilir.Bu olaya Anlam başkalaşması denir.  Örnek:Bugün “kadının eşi” olan “koca” kelimesi eskiden “yaşlı adam” anlamıyla kullanılıyordu. “Endüstri bitkisi” anlamında kullandığımız “tütün” sözcüğü eskiden “duman” demekti.

53 Sözcüklerde Anlam İlişkileri:  Anlamdaş(Eşanlamlı) Sözcükler,  Yakın Anlamlı Sözcükler,  Zıt (Karşıt) Anlamlı Sözcükler,  Eşsesli (Sesteş) Sözcükler,  Eşköklü (Kökteş) Sözcükler,  Terim Anlamlı Sözcükler

54 Anlamdaş(Eşanlamlı) Sözcükler:  Yazılışları ve okunuşları farklı, anlamları aynı olan sözcüklerdir.  Bunlar cümlede birbiriyle yer değiştirdiklerinde cümlenin anlamında değişiklik olmaz.  Örnekler:  “Kafa – baş”  “Öykü – hikaye”  “Yapıt – eser”  NOT:Sözcüklerin eşanlamlı olup olmadıkları, cümle içindeki kullanımlarından belli olur. Yani bir sözcüğün farklı cümlelerde değişik eşanlamları karşımıza çıkabilir.  “Kara gömleği ona çok yakışmış.”(Kara-Siyah)  Dost,kara günde belli olur.”(Kara-Kötü)  NOT:Eşanlamlılıkla ilgili sorular, bazen “altı çizili sözcüğün cümleye kattığı anlam”,”hangisinde…..anlamı vardır?” gibi de sorulabilir.

55 Yakın Anlamlı Sözcükler:  Anlamdaş olmadıkları halde zaman zaman birbirinin yerine kullanılan sözcüklere denir.  Örnek:  “Bakmak – görmek – izlemek – seyretmek”,  “Böyle – şöyle”,  “Yanlış – yalan”,  “Dürüst – doğru”

56 Zıt (Karşıt) Anlamlı Sözcükler:  Anlamca birbirine zıt kavramları karşılayan sözcüklerdir.  “İyi – kötü”, “yeni – eski”, “güzel – çirkin” “aşağı – yukarı”, “geniş – dar” “aşağı – yukarı”, “geniş – dar” NOT: Sözcüklerin karşıt anlamlısı cümle içindeki anlamına göre değişebilir. Yani aynı sözcüğün farklı cümlelerde değişik karşıt anlamlıları bulunabilir. Örnek:”Taze fasulye” – “taze gelin” NOT:Bir sözcüğün olumsuzu onun karşıtı sayılmaz.

57 Eşsesli (Sesteş) Sözcükler:  Yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları farklı olan sözcüklerdir.  “Bana el gözüyle bakma.”  “Elinde bir demet çiçekle geldi.”  “Sınavda yüz soru soruldu.”  “Hastanın yüzü sararmıştı.”  “Okula geç gelmiş.”  “Sen bunları bir kalemde geç.”

58  UYARI:  Yazılış ve okunuşlarında küçük de olsa farklılıklar bulunan sözcükler sesteş değildir.  Örnek:  “Kar” – Bir yağış şekli.  “Kar” – Kazanç.  “Hala” – Babanın kız kardeşi.  “Hala” – Henüz.

59 Eşköklü (Kökteş) Sözcükler

60 Terim Anlamlı Sözcükler  Herhangi bir bilim,sanat, meslek, spor dalıyla ilgili özel ve belli bir kavramı karşılayan sözcüklerdir.  Örnek:  “Element – Kimya”,  “Seci – Edebiyat”,  “Eşkenar – Matematik”,  “Kros – Spor” vb.

61 İkileme:  Anlatımı pekiştirip güzelleştirmek için aralarında değişik anlam ilişkileri olan sözcüklerin art arda kullanılmasıyla oluşan söz öbekleridir.  Anlatıma akıcılık kazandıran ikilemelere “yineleme” veya “tekrar grubu”da denir.  NOT: İkilemeler aynı zamanda deyimdir.  İkilemeler şu yollarla oluşturulur:  Aynı sözcüğün tekrarıyla:  “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden”  “Olanları annesine bir bir anlattı.”  “O güzel gözlerinle yeşil yeşil bakıyorsun.”

62  Eşanlamlı sözcüklerin tekrarıyla:  “Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi var.”  “Gecenin karanlığında ses seda kesildi.”  “Gençliğinde güçlü kuvvetli biriymiş.”  Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla:  “Yalan yanlış sözlerinle beni oyalıyorsun.”  “Derli toplu bir odası var.”  “Kırık dökük eşyaları bir kutuya doldurduk.”  Karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla:  “Gece gündüz demeden çalışıyor.”  “Sizlerle iyi kötü günlerimiz oldu.”  “Toplantı başlayalı aşağı yukarı iki saat oldu.”

63  Biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle:  “Eski püskü bir paltosu vardı.”  “Bu işin üstesinden zar zor gelebildi.”  “Eğri büğrü bacakları olduğu halde kendini manken sanıyor.”  İkisi de anlamsız sözcüklerle:  “Bu iş için mırın kırın etme.”  “Çantasını ıvır zıvırla doldurmuş.”  “Abuk sabuk konuşmalarıyla bizi bıktırdı.”  NOT: Bu yolla oluşturulan ikilemeler cümlede tek başına kullanılamaz.

64  Yansıma sözcüklerle:  “Güzelim ormanlar cayır cayır yanıyor.”  “Ağaçların arasından şırıl şırıl bir dere akıyor.”  “Küt küt atıyor kalbim.”  Birinci sözcüğe “m” sesi ilave edilerek:  “Artık gençler kitap mitap okumuyor.”  “Kırtasiyeden kalem malem alacağım.”  “Bu kız güzel müzel değil.”  “Mi” soru ekiyle:  “Onun arabası var güzel mi güzel.”  “Yeşil mi yeşil bir erik.”  “Korkunç mu korkunç bakışları vardı.”

65 Anlamca Pekiştirilmiş Sözcükler:  Anlatımı güçlü hale getirmek için kimi sözcükler anlamca pekiştirilir.Pekiştirilmiş sözcükler anlamı güçlendirme,çoğaltma, abartma gibi amaçlarla oluşturulur.  Pekiştirme şu yollarla yapılır:  “mprs” sesleriyle:  “beyaz – bembeyaz”, “ temiz – tertemiz”, “mor – mosmor”, “taze – taptaze”.  NOT: Bazen “mprs” seslerinden sonra bir iki ses gelebilir:  “güp-e-gündüz”, çır-ıl-çıplak”, “yap-a-yalnız”.  “-cik, -ce, -cek” ekleriyle:  “Önce kısacık saçları vardı.”  “Bana sıkıca sarıldı çocuk.”  “Büyücek bir evde oturuyordu.”  İkilemerle: hızlı hızlı, uzun uzun, taze taze…  “Mi” soru ekli ikilemeler anlamı daha da güçlendirir.

66 Deyimler:  Herhangi bir durumu, duyguyu veya kavramı karşılamak amacıyla birden fazla sözcüğün kalıplaşarak birlikte kullanılmasından oluşan sözcük öbeğidir.  Özellikleri:  Bazı deyimler gerçek anlamlı, bazıları ise mecaz anlamlıdır: Gerçek anlamlı deyimler: Gerçek anlamlı deyimler: ”İyi gün dostu”, “arayıp sormak”, “akıllı uslu”… ”İyi gün dostu”, “arayıp sormak”, “akıllı uslu”… Mecaz anlamlı deyimler: Mecaz anlamlı deyimler: ”Çam devirmek”, “karnı zil çalmak”, “etekleri tutuşmak”… ”Çam devirmek”, “karnı zil çalmak”, “etekleri tutuşmak”…  Deyimler kalıplaşmış söz öbekleridir.Bu yüzden deyim içindeki sözcüklerin yerleri değiştirilemez, yerlerine eş anlamlıları getirilemez. Bu tür deyim yanlışları anlatım bozukluğu sayılır.  Kimi deyimlerdeki sözcüklerin, karşıladıkları durumlarla anlam ilgisi vardır: ”Göz atmak”, “kulak misafiri olmak”, “göz gezdirmek”…  Kimilerinde ise sözcükler karşıladıkları durumlarla ilgili hiçbir anlam ilgisi taşımaz: “Etekleri zil çalmak”, “abayı yakmak”, “çam devirmek”…

67  Deyimler, kavramları veya durumları daha etkili kılma amacı taşır. Kullanılışlarındaki en belirgin özellik budur. Örneğin “acıkmak” sözcüğü “karnı zil çalmak” deyimiyle daha çarpıcı hale getirilir.  Kimi deyimler ait oldukları toplumların geleneklerini, inanışlarını, dünyaya bakış açılarını yansıtır: “İyi saatte olsunlar”, “beşik kertmesi”, “aba altından sopa göstermek”…  Bazı deyimler söz öbeği biçimindedir.Bunlar cümle değeri taşımaz, yargı bildirmez: “Örümcek kafalı”, “eli açık”, “bit yeniği”…  Bazı deyimler ise cümle biçimindedir, yargı bildirir. Bunlar doğrudan cümle biçiminde de olabilir, mastar ekiyle de kalıplaşabilir: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.”, “Gözden düşmek.”, “ kafası basmamak.” …  Deyimi oluşturan sözcüklerin arasına kimi zaman başka sözcük girebilir: “Canı çok sıkılmak.”, “”morali çok bozuk.” …

68  UYARI:  Özellikle cümle biçimindeki deyimler biçimce atasözlerine yakındır, bunlar birbiriyle karıştırılmamalıdır.  Deyimler yalnız sözü etkili kılmak amacıyla kullanılır, durum belirtir, yalnız o durum için geçerlidir.  Atasözleri ise genel kural niteliğindedir, öğüt verme amacı taşır, her zaman için geçerlidir.  “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” anlatımı “iş işten geçmek” anlamıyla yalnız bir durumu bildirdiği için deyimdir.  “Rüzgar eken, fırtına biçer.” anlatımı ise her durumda geçerli olmasıyla, öğüt verme amacıyla, genel kural niteliği taşımasıyla bir atasözüdür.

69 Atasözleri:  Genel kural niteliği taşıyan, uzun deneyim ve gözlemler sonucu oluşan, yerine göre öğüt veren, söyleyeni bilinmeyen özlü sözlerdir.  ÖZELLİKLERİ:  Kimi atasözleri gerçek anlamlı, kimileri mecaz anlamlı, kimileri ise hem gerçek hem de mecaz anlamlıdır:  Gerçek anlamlı atasözleri: Bunlarda yargı doğrudan iletilir.  “Öfkeyle kalkan, zararla oturur.”  “Bugünün işini yarına bırakma.”  “Son pişmanlık fayda etmez.”  Mecaz anlamlı atasözleri: Bunlarda yargı, görünen anlamından farklıdır.  “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”  “Yerin kulağı vardır.”  Körle yatan şaşı kalkar.”  Hem gerçek hem de mecaz anlamlı atasözleri:Bunlarda yargı mecaz anlamdadır;fakat gerçek anlamı da düşünmeye engel yoktur.  “Ağaç yaşken eğilir.”  “Dilin kemiği yoktur.”  “Mum dibine ışık vermez.”

70  Atasözleri de deyimler gibi kalıplaşmış sözlerdir.Bu nedenle sözcüklerin yerini, hatta kip ve kişisini değiştirmek anlatım bozukluğuna yol açar.  Örneğin, “Ev alma komşu al.” atasözümüz, “Komşu al, ev alma.” biçiminde söylenemez.  Atasözlerinin bir bölümü ait olduğu toplumun geleneğini, inanışını, yaşama biçimini ortaya koyar:  “At sahibine göre kişner.”  “Komşu hakkı, Allah hakkıdır.”  “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.”  Atasözleri cümle biçimindedir.

71 Özdeyiş:  Geniş bir düşünceyi, yargıyı, ilkeyi özlü bir biçimde anlatan ve söyleyeni belli olan sözlere denir. Bunların atasözlerinden farkı, söyleyeninin bilinmesidir.  “Köpeğe gem vurma, kendini at sanır. ”Cenap Şahabettin” ”Cenap Şahabettin”


"SADETT İ N UYSAL. KELİME (SÖZCÜK)  Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları