Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

NÜFUS COĞRAFYASI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ. Nüfus ve Önemi Siyasal Yönüyle Nüfus Nüfusun siyasal bir güç kaynağı olduğu düşüncesi eskilere dayanmaktadır.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "NÜFUS COĞRAFYASI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ. Nüfus ve Önemi Siyasal Yönüyle Nüfus Nüfusun siyasal bir güç kaynağı olduğu düşüncesi eskilere dayanmaktadır."— Sunum transkripti:

1 NÜFUS COĞRAFYASI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ

2 Nüfus ve Önemi Siyasal Yönüyle Nüfus Nüfusun siyasal bir güç kaynağı olduğu düşüncesi eskilere dayanmaktadır. Geçmişte ve günümüzde geri kalmış bölge toplumlarında genç erkek çocuk sayısı güç kaynağı olarak görülmektedir. Geçmişte uluslar arası ilişkilerde nüfus, siyasal bir güç kaynağı olarak düşünülmüştür.

3 Günümüzde de, ekonomik olarak gelişmiş ve teknolojik olarak ileri devletlerden fazla nüfuslu olanları, avantajlı bir konumdadır. Uzun yıllardan beri Batı ülkelerinin izledikleri nüfus stratejileri (benimsedikleri nüfus politikası) şöyle özetlenebilir: Geniş (büyük) ülke+Fazla nüfus= Güçlü Devlet

4 Bu görüş esas önemini sanayi devrimi ile kazanmıştır. Üretim artışının sürdürülebilmesi, birtakım teşvik edici faktörlerin devamlılığı ile olanaklıdır. Bunlar; fazla işgücü, satın alma gücü yüksek pazarlar ve bol ucuz hammadde kolaylıkları olarak sıralanabilir.

5 Batı ülkeleri, geçmişte fazla işgücü bulmakta pek zorluk çekmiyorlardı. Çünkü nüfusları hızlı artıyordu. Ancak pazar bulmak ve ucuz hammadde sağlamak bakımından, mutlaka geri kalmış ülkeleri sömürgeleştirmeleri gerekiyordu. Portekiz, İspanya İngiltere, Fransa, Hollanda başlıca sömürgeci ülkelerdir.

6 Çarlık Rusya (SSCB, Rusya); Orta Asya, Batı Türkistan, Sibirya, Kafkas ülkeleri, Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerini işgal etti. Almanya, giderek artan nüfusuna hayat sahaları bulmak amacıyla, nüfusu çok fakat arazisi küçük ülkelerin, çevreye genişleme hakkı vardır (Lebensraum) ütopyasının etkisinde kalarak I. ve II. Dünya savaşlarına sebebiyet vermiştir.

7 Bütün bu yayılma ve genişleme hareketi şu köklü nedene dayanıyordu: Avrupa’da sanayi devriminden kaynaklanan hızlı nüfus artışı, artan nüfusa yeni hayat ve faaliyet alanları bulmak ve gelişen sanayilerin hammadde kaynaklarını güvence altında tutmak.

8 Batılı ülkeler, XVI. Yüzyıl sonlarından, II. Dünya Savaşı sonuna kadar olan dönemde, dünya nüfusu ve kaynaklarının büyük bir kısmını yönetmiş ve kullanmışlardır. Ancak zamanla gelişen ulusal bağımsızlık hareketleri, giderek bu siyasal ve ekonomik denetimi zayıflatmıştır. Aynı zamanda batı ülkelerinde hızlı nüfus artışı yerini azalmaya bırakmıştır.

9 Nüfuslarındaki bu olumsuz gelişme Batılı bilim adamlarını ve devlet yöneticilerini kaygılandırmaktadır. Ulusların devamlılığı, refahı ve gücü açısından nüfusun azalması büyük bir tehlike olarak nitelendirilmiştir. Bu görüşün temeli uygar ve üstün toplumlar başka bir ifade ile Avrupalıların nüfusunun azalmasının, dünyanın yönetiminin diğer milletlerin eline geçeceği kaygısına dayanır.

10 Bu tür nedenlerden dolayı, nüfusu siyasal bir güç kaynağı kabul eden batılı devlet yöneticileri nüfus artışını teşvik eden politikalar izlemektedirler. Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, Rusya, ABD bu ülkelerin başında gelir. Vergi indirimleri, aile ve çocuk tazminatları, doğum öncesi tazminatları, ev ve evlenme yardımı vb.

11 ABD farklı bir siyaset izleyerek günümüzde beyin göçünü de teşvik etmektedir. Batılı devletler çok nüfuslu ve kalkınmış ülkeleri kendilerine tehdit olarak görmektedirler (Çin). AB; birlikten kuvvet doğar.

12 Kuşkusuz ekonomisi geri bir ülkenin fazla nüfusu ulusal bir güç kaynağı değildir. Çünkü geliri sınırlı bir ülkede fazla nüfus, sermaye birikimi ve sanayi amaçlı yatırımları azaltan, demografik amaçlı yatırımları teşvik eden temel bir sorundur. Bu grup ülkelerde iç huzursuzluklar kaçınılmazdır. Çabuk etkilenir ve yönlendirilirler.

13 Nüfus ve Devletin Gücü Ülkelerin ekonomik ve stratejik gücü ile nüfus büyüklüğü arasında yakın bir ilgi vardır. Çünkü bir ülkenin doğal kaynakları zengin olsa bile, bu kaynakların potansiyel gücünü, öncelikle bir iç pazar ve belli sayıda bir nüfus kitlesinin varlığı harekete geçirebilir. Savaş zamanında da verimli kaynaklarla desteklenen bir ordu önemli bir güç kaynağıdır.

14 Barış zamanında da nüfus bilimsel faaliyetler, sanayi, ulaşım, tarım ve genel hizmetlerin yürütülmesi bakımından önemlidir. İşgücünün sayıca fazla, ucuz ve prodüktif ve de idealist olması da ayrıca önemlidir. Özellikle Japonya bu konuda önemli bir örnektir. 1868’de tahta çıkan Mutso Hito ile Japonya Batı düşünce ve teknolojisini ülkesine getirmeyi başarmıştır.

15 Bu döneme Meiji devri (Aydınlık yönetim dönemi) denilmektedir. Japonya yılları arasında Mançurya (Çin) ve Kore yarımadasını işgal etmiştir yılları arasında düşük ücretler ile çalışan çalışkan Japon nüfusu dev bir güç merkezi durumuna gelmiştir.

16 Ekonomik Yönüyle Nüfus Araştırmacılar nüfus büyüklüğü-refah düzeyi ilişkisini optimal nüfus büyüklüğü ile açıklamaktadır. Bu terim, bir ülkenin ekonomik kaynaklarının geçindirebileceği maksimum nüfus büyüklüğü veya ülkenin nüfus başına üretimin en fazla çoğaltabileceği limittir diye tanımlanmaktadır. Ancak bu sınırı belirlemek için gerekli olan parametreler oldukça farklı, değişken ve sübjektiftir.

17 Nüfus büyüklüğü-refah düzeyi ilişkisi üzerinde ülkenin büyüklüğü de kısmi bir rol oynayabilir. ABD, Rusya, Kanada, Avustralya, Çin, Brezilya, Hindistan gibi. Ülkenin özel konumu, fiziki coğrafya özellikleri, yer altı kaynakları ve beşeri sermayesi de nüfus büyüklüğü ve refah düzeyi ilişkisini belirlemesi bakımından önemlidir.

18 Nüfusun ekonomik yönüyle önemli bir sorun olarak kabul edilmesi, hızlı nüfus artışından oluşan istihdam sorunları, nüfus artışının ulusal geliri azaltması ve sefaleti teşvik etmesi, kalkınma hızını düşürmesi gibi sebeplerden dolayı nüfus artışı ile ilgili çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır.

19 Konfüçyüs İlkçağ’da, Konfüçyüs’e göre nüfus artışı toplumların yaşam seviyelerini olumsuz etkileyecektir. Nüfus aşırı artacak olursa ölümlerin artacağını savunmuştur. Ekilebilir topraklarla nüfus arasında ideal bir orantı vardır.

20 Aristo ve Plato Onlara göre toplumların ekonomik yönden kendilerine yeterli olabilmeleri için belli bir nüfus büyüklüğüne sahip olmaları gerekmektedir. Ancak bu düşünürler de aşırı nüfus artışına karşı çıkmışlardır. O dönemde Yunanistan’ın küçük bir araziye sahipti. Romalılar ise askeri alandaki yararını düşünerek nüfus artışını desteklemişlerdir.

21 Thomas Robert Malthus ( ) Ekonomik teoriler arasında en tanınanı ve en çok tartışılanı Malthus teorisidir. Malthus’un öne sürdüğü teori iki ilkeye dayanmaktaydı. 1- Herhangi bir kontrol olmazsa, nüfus, potansiyel olarak geometrik oranda (1,2,4,8,16 gibi) büyüyecek ve her 25 yılda iki misli artacaktır. 2- En uygun koşullar altında bile, araziden alınan üretim en çok aritmetik oranda (1,2,3,4,5) artacaktır.

22 Malthus’a göre bu durumda kıtlık ortaya çıkacaktı. Bunun için nüfus kontrol altında tutulmalıydı. Malthus savaşları, salgın hastalıkları ve kıtlıkları geçmişteki nüfus kontrol mekanizmaları olarak açıklıyordu. Doğa yasalarından çıkan bu tür kontrollerden kaçınmak için gönüllü bazı ölçütlere uymak gerektiğini vurguluyordu.

23 Koruyucu önlemler olarak evliliklerin geciktirilmesini ve doğum kontrollerini öneriyordu. Sanayi devrimi yaygınlaştıkça Avrupa’da nüfus artış hızında düşme oldu ve Malthus’un fikirleri terk edildi. Tarımda sağlanan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler sonucunda da gıda üretiminde büyük artışlar oldu.

24 Günümüzde Neo-Malthusian fikirleri benimseyen akademisyenlerin yayınladığı bir bildiri de (1993); Yerkürenin toplumsal, ekonomik ve çevresel sorunlarının çözümünde nihai başarının, istikrarlı bir dünya nüfusuna kavuşmadan elde edilemeyeceğine inanıyoruz. Hedef çocuklarımızın yaşam süreleri boyunca sıfır nüfus artışı olmalıdır.

25 Karl Marx ( ) Modern sosyalist ve komünist teorinin gelişmesinde büyük rolü olan Alman felsefeci Karl Marx nüfus artışı üzerine farklı bir bakış açısı getirmiştir. Marx, nüfus artışının yoksulluk ve insanın çektiği sıkıntıların başlıca kaynağı olmadığı tersine potansiyel olarak bir üstünlük kazandırdığı şeklinde yorumlamıştır.

26 Ona göre; yoksulluk sorununun suçlusu kapitalist sistemdeki kusurlardı. Emeğin kötüye kullanılması ve kaynakların (arazi, sermaye vb) eşitsiz dağılımı kapitalist toplumun sahip olduğu özelliklerdi. Çözüm ise; bu kaynakları ve ekonomik üretimden elde edilen kazançları, halk arasında eşit paylaşımını amaçlayan sosyalizmi benimsemekti.

27 Sosyalist bir toplumda; nüfus artışının, ekonomik malların üretimini daha da artıracağı ve böylece toplum üyelerine daha iyi bir yaşam standardı sağlayacağı sonucuna varıyordu.

28 Ester Boserup Tarım ekonomisi uzmanı Boserup 1965’te yayınladığı kitabında nüfus ile ilgili başka bir görüş ileri sürüyordu. Nüfusta meydana gelecek herhangi bir artış tarımsal teknolojilerin gelişimini teşvik edecek ve böylece daha fazla gıda maddesi üretilecektir. Ona göre “nüfus artışı tarımsal değişimin nedenidir, sonucu değil ve başlıca değişim de arazi kullanılışının yoğunlaşmasıdır”. Nüfus artışı, böylece, tarımsal kalkınmanın meydana gelmesini mümkün kılmaktadır.

29 Sosyal ve Ekonomik Yönleriyle Nüfus Nüfus, sosyal (beşeri) yönüyle analiz edilirken nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı, eğitim durumu, sağlık, iş durumu vb sorunlar incelenir. Nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı, başlıca nüfus parametrelerinden (değişken) biridir. Nüfusun yaş dilimlerine dağılışı başlıca iki şekilde yapılır: dar ve geniş aralıklı gruplandırma.

30 Dar aralıklı gruplandırma; 0-4, 5-9, şeklinde yapılan gruplandırmaya denir. Geniş aralıklı gruplandırma ise; 0-14, ve 65+ biçiminde yapılır. Nüfusun yaş yapısı, kadın ve erkek nüfus dağılışı grupları biçiminde verilir. Her iki cinsi birden gösteren bu dağılışa, nüfusun cinsiyet yapısı denilmektedir.

31 Elde edilen veriler nüfusun yaş ve cinsiyet piramidine dönüştürülür. Nüfusun sosyal ve ekonomik niteliklerini tespit etmek, demografik yatırımları planlamak bakımından önemlidir.

32

33

34

35

36 Özellikle çocuk nüfus ile yaşlı nüfus sayı ve oranlarının yüksek olması, bağımlı nüfus oranlarının da yüksek olmasına yol açar. Kendileri çalışmayıp, o toplumdaki çalışanların üretimini tüketen nüfusa, bağımlı nüfus ve bu nüfus kitlesinin toplam nüfustaki payına ise, bağımlı nüfus oranı denir. Bağımlı nüfus aşağıdaki gibi hesaplanır.

37 Bağımlı Nüfus= ve üstü x Türkiye B.N.= x 100 = % Japonya B.N.= = %

38 Çalışma çağındaki nüfusu fazla, yani bağımlılık oranı düşük olan ülkeler, her zaman ekonomik açıdan sorunları çözümlenmiş ülkeler anlamına da gelmezler. Çünkü, çalışma çağındaki nüfus, çalışıp üretme ve ekonomiye artı gelir sağlam yaşında nüfus olmakla birlikte, bunların hepsi çalışan nüfus değildir. Bu nüfusun bir kısmı eğitimini sürdürürken, bir kısmı da işsizlik sorunu ile karşı karşıyadır.

39 Bir nüfus kitlesinde bin nüfus başına doğumlar ve yine bin nüfus başına düşen ölümler arasındaki fark, doğal nüfus artış hızı diye tanımlanır. Gelişmiş ve refah düzeyi yüksek ülkelerde doğal nüfus artış hızı düşük, gelişmekte olan ya da fakir ülkelerde ise, nüfus artış hızı yüksektir.

40 Kıtalar (2009)Nüfus (bin)Doğumlar(binde)Ölümler(binde)Doğal Artış (%) Dünya Az Gelişmiş Ülkeler Gelişmiş Ülkeler Afrika Orta Doğu Asya Latin Amerika Kuzey Amerika Avrupa Okyanusya

41 Gelişmiş Ülkeler (2009) Nüfus (bin)Doğumlar(binde)Ölümler(binde)Doğal Artış (%) ABD KANADA AVUSTRALYA ALMANYA İTALYA YUNANİSTAN İSPANYA FRANSA İNGİLTERE BELÇİKA FİNLANDİYA DANİMARKA RUSYA FED

42 Gelişen Ülkeler (2009) Nüfus (bin)Doğumlar(binde)Ölümler(binde)Doğal Artış (%) Türkiye Irak İran Suriye Ermenistan Azerbaycan Gürcistan S.Arabistan Yemen Hindistan Bangladeş Nijerya G. Afrika Çin

43 Doğal nüfus artışının yüksek ya da düşük olmasında; sağlık koşulları, beslenme koşulları, gelenek ve görenekler, dini inanışlar, kadının çalışma yaşamına daha fazla katılması gibi faktörler etkili olmaktadır. Nüfusun dağılışı, bir bölgedeki toplam nüfus sayısı ile nüfus-arazi arasındaki ilişkiyi ifade eder. Nüfus yoğunluğu 3 şekilde hesaplanır.

44 Aritmetik Nüfus Yoğunluğu Aritmetik Yoğunluk= Toplam Nüfus Arazinin Alanı Türkiye Ar. Nüf. Yoğ.= = (İz)= 94

45 Aritmetik Nüfus Yoğunluğu ile elde edilen veri genel bir veri özelliği taşımaktadır. Nüfusun araziye eşit olarak dağıldığı varsayılmaktadır. Örneğin ABD’de ANY 29’dur (2000 yılı). 275 milyon nüfusa sahip bu ülkede nüfusun % 75’i Atlas Okyanusu kıyısına yakın doğu eyaletlerinde yaşamaktadır.

46 KıtaAlan (bin km²)Nüfus (bin)Km²ye yoğunluk Asya Amerika K.Amerika L.Amerika Afrika Avrupa Okyanusya

47 Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu Fizyolojik yoğunluk= Toplam Nüfus Tarım Arazisi Alanı Türkiye Fiz. Nüf. Yoğ.= =

48 Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu, kaç km²’lik veya hektarlık tarım alanının, kaç kişiyi beslediğini göstermesi bakımından önemlidir. Tarım toprakları üzerindeki baskı her geçen gün artmaktadır.

49 Tarımsal Nüfus Yoğunluğu Tarımsal Yoğunluk= Kırsal Nüfus Toplamı Tarım Arazisi Alanı Türkiye Tar. Nüf. Yoğ.= = Tarımsal Nüfus Yoğunluğu; 1 km²’lik veya 1 hk’lık tarım toprağının ne kadar bir kırsal nüfusu beslediğini ortaya koyması bakımından önemlidir.

50 Nüfus Değişkenleri Bir yerdeki nüfusun değişiminde etkili olan üç temel faktör vardır. Doğumlar, ölümler ve göç. Doğurganlık: belli bir nüfus içinde meydana gelen canlı doğum sayısını ifade etmek için kullanılan terimdir. Doğurganlığın farklı olmasına neden olan faktörler şunlardır: Eğitim düzeyi ve ailenin ekonomik durumu, evlilik yaşı ve oranı, şehirleşme kadının sosyal statüsü, nüfusun yaş ve cinsiyet durumu, dinin etkisi, bebek ve çocuk ölümleri, ülkelerin uyguladıkları nüfus politikaları, doğal afetler, salgın hastalıklar ve savaşlar etkilidir.

51 Ham doğum oranı= Yıllık doğum sayısı (canlı) x 1000 (Genel doğum oranı) Yıl ortası tahmini nüfus (Temmuz ayı) Genel Doğurganlık Oranı= Yıllık Doğum Sayısı X yaş kadın nüfus

52 Bir ülke nüfusunda yıllık doğumlar ve ölümler toplamı arasındaki fark, o ülkenin gerçek nüfus artış hızını verir. Buna doğal nüfus artış hızı denir. Dünya nüfusunun değişiminde etkili olan bir diğer faktör ölümlerdir. Ölümler de tıpkı doğumlar gibi zaman ve mekana göre önemli değişimler gösterir.

53 Ham Ölüm Oranı= Toplam ölüm sayısı X 1000 Yıl ortası tahmini nüfus (Temmuz ayı) Bebek ölüm oranı= 0 yaştaki ölümler x1000 yıllık toplam doğum Çocuk ölüm oranı= 1-5 yaş arası ölümlerx1000 Yıllık toplam doğum

54 Gelişmiş ülkelerde bebek ve çocuk ölüm oranları düşüktür. Türkiye’de çocuk ölüm oranları (0-5 yaş) binde 165 civarındadır. Bebek ve çocuk ölüm oranları bir ülkenin gelişmişliğini gösteren önemli kriterlerden birisidir.

55 Bir ülkede yaşayanların ortalama ömrü de nüfusun önemli kriterleri arasındadır. İyileşen ekonomik koşullar, tıbbi gelişmeler gibi etkenler sonucunda geçmiş dönemlere nazaran insan ömrü belirgin bir şekilde uzamıştır. Bütün bu gelişmelerde sanayi devriminin önemli bir etkisi bulunmaktadır.

56 Kültürel düzeyi yüksek, ekonomik gelişmesini tamamlamış ve dengeli beslenen toplumlarda ortalama insan ömrü uzamıştır. Nüfusun sosyal ve ekonomik özellikleri ile ilgili önemli konulardan birisi de aile nüfus planlamasıdır. Aile nüfus planlaması; evli çiftlerin istedikleri zaman ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde hızlı nüfus artışı önemli bir sorundur.

57 Dünya Nüfus Artışı Eldeki verilere göre ilk nüfus sayımı İsveç’te yapılmıştır (1748). Danimarka (1769), İspanya (1787), ABD (1799), B.Britanya ve Fransa (1801) bu ülkeyi izlemiştir. 1665’de Kanada’da yapıldığını belirten kaynaklar da vardır. Ancak bu sayımlar nüfus sayısını belirlemeye yönelik sayımlardır. Çağdaş anlamdaki nüfus sayımları ise nüfus sayısının yanı sıra, nüfusun sosyal ve ekonomik niteliklerini de belirlemeye yönelik yapılmaktadır.

58 Türkiye’de çağdaş anlamda ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır. Nüfus sayımlarını bazı ülkeler 5 ya da 10 yılda bir yaparken, bazı ülkeler ise bilgisayar sistemine yüklenmiş olan nüfus verilerinin değerlendirilmesi suretiyle ülke nüfusunun değişik özelliklerini ve sayısını belirlemektedir.

59 Paleolitik dönemde dünya nüfusunun civarında olduğu tahmin edilmektedir. Tarım devriminin yaşandığı Neolitik dönemde dünya nüfusu 5-10 milyona kadar yükselmiştir. Dolayısıyla dünya nüfusundaki ilk dikkat çekici artışların tarım devrimi ile başladığı söylenebilir. Tarım devrimi ile birlikte avcılık, toplayıcılık ve göçebelikten yerleşik düzene geçilmiştir.

60 Yerleşik düzende üretimin giderek artması ve gıda maddesi bulma sorununun büyük ölçüde çözümlenmesi, dünya nüfusunun giderek artmasına sebep olmuştur. Özellikle akarsu boyları medeniyetlerin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Fırat, Dicle, Nil, İndus, Ganj, Sarıırmak, Gökırmak gibi.

61 Dünya nüfusundaki asıl önemli artış sanayi devriminden sonra meydana gelmiştir. Fabrika sayısının çoğalması, istihdam alanlarını genişletmiş, üretimin artması pazar hacmini büyütmüştür. Bütün bu olanlar dünya nüfus artışını teşvik etmeye başlamıştır.

62 MÖ 8000’de 4 milyon, MÖ 5000’de 5 milyon, MÖ 3000’de 14 milyon, MÖ 2000’de 27 milyon, MÖ 1000’de 50 milyon. 1’de 211 milyon, 1000’de 290 milyon, 1500’de 473 milyon, 1800’de 945 milyon. Sanayi devrimi ile birlikte sağlık koşullarında gelişmeler yaşanmış, birçok salgın hastalık önlenmiştir (veba, kolera, sıtma, cüzzam gibi).

63 Dünya Nüfusu 1804’de 1 milyar 1927’de 2 milyara 1959’da 3 milyara 1974’de 4 milyara 1987’de 5 milyara 1998’de 6 milyara 2011’de ise 7 milyara ulaşmıştır milyar (tahmini) milyar (tahmini)

64 Dünya nüfusuna yeni bir milyarlar eklenmesi arasındaki süre giderek kısalmıştır. Bu kadar hızlı nüfus artışına nüfus patlaması denilmektedir (yıllık nüfus artışının % 3’e ulaşması). Ancak bu hızlı nüfus artışı daha çok gelişmekte olan ülkelerde yaşanmakta, bu da o ülke için bazı sorunlar ortaya çıkarmaktadır.

65 Dünya Nüfusunun Kıtalara Dağılışı Kıtalar2010 Asya4 164 %60,4 Amerika K.Amerika % Orta ve Güney Amerika ,6 Avrupa738 %10,7 Afrika1 022 %14,8 Okyanusya36 %0.5 Toplam6 895

66 Nüfusun Karalar Üzerindeki Dağılışını Etkileyen Faktörler Ökümen bölge: Karaların yerleşilmiş ve yerleşilebilen bütün bölgelerine denir. Anökümen bölge: Yerleşilmemiş ve yerleşilemeyen bölgelere denir. Nüfusun karalar üzerindeki dağılışını etkileyen faktörleri; doğal ve beşeri faktörler olarak ikiye ayırmak mümkündür.

67 Doğal çevre Faktörleri 1- Yeryüzü Şekilleri 2- Yükselti ve Eğim 3- İklim Özellikleri 4- Toprak Özellikleri 5- Su kaynakları

68 Beşeri Çevre Özellikleri 1- Maden kaynaklarının işletilmesi 2- Yol sistemlerinin gelişmesi 3- Sanayi yatırımları 4- Sulama (tarım) imkanlarının gelişmesi 5- Turizm imkanları

69 100 Milyonu Aşan Ülkeler2009 Çin Hindistan ABD307.2 Endonezya240.2 Brezilya198.7 Rusya140.0 Pakistan174.5 Bangladeş156.0 Japonya127.0 Nijerya149.2 Meksika111.2 Toplam %60.4 Dünya Toplam Nüfusu

70 Dünya Nüfus Artışının Ortaya Çıkarabileceği Sorunlar Dünya nüfus artış hızında oransal bir yavaşlama görülse de; Dünya nüfusu artmaya devam etmektedir. Dünya nüfusunun 2025’te 8 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu nüfus artışının % 80’i gelişmekte olan ülkelerde meydana gelecektir. Afrika, Latin Amerika, Asya kıtasında nüfus artış oranı diğer kıtalarda göre yüksektir.

71 Dünya nüfusunun artışına bağlı olarak ortaya çıkan en önemli sorunların başında; tarım alanlarının daralması ve tarım alanları üzerindeki baskının giderek artması gelir. Bütün karaların alanı 136 milyon km² dir (13.6 milyar hektar). Bunun hepsinin ekilebilir olduğunu varsaysak bile kişi başına düşen arazi oldukça azdır. Dünyadaki tarım arazileri ise 15 milyon km² dir (1.5 milyar hektar).

72 Dünya’da Nüfus Başına Düşen Arazi YılDünya Nüfusu (bin)Kişi Başına Arazi (ha)

73 Dünya’da Nüfus Başına Düşen Tarım Arazisi YılDünya Nüfusu (bin)Kişi başına Tarım Arazi (ha)

74 Göç Göç olgusu, toplumların sosyal, kültürel ekonomik, politik tüm yapısı ile doğrudan ilişkili olan ve etkileyici bir olaydır. Bundan dolayı pek çok bilim adamının ilgi alanına girmektedir. Göçler, göç veren alanlarda olduğu kadar göç alan alanları da doğrudan etkilemektedir. Gerçekten göçmen nüfus, göç ettiği ülkenin toplumsal yapısını, kültürünü, ekonomisini, politikasını doğrudan etkilemektedir.

75 Göç, kişilerin hayatlarının gelecekteki kısmının tamamını veya bir bölümünü geçirmek üzere, tamamen ya da geçici bir süre için yerleşmek amacıyla bir yerden başka bir yere coğrafi yer değiştirme olayıdır. Her şeyden önce insanları göçe iten nedenlerin çok farklı olduğunu belirtmek gerekir. Daha çok ekonomik nedenlerle ortaya çıkan ve insanların isteklerine bağlı olarak gelişen göçlere isteğe bağlı göçler denilmektedir.

76 Bu durumun aksine savaş, çatışma, siyasal baskılar gibi pek şok etkenin yol açtığı göçlere zorunlu göçler denilmektedir. Geri dönmemek üzere yapılan göçlere devamlı (kesin) göç denilirken; insanları bulundukları yeri belirli sürelerle terk etmeleri olayı geçici göçtür.

77 Göç olgusunun en karmaşık boyutu, bu olayın mekanla olan ilişkisinde yatmaktadır. Göç ister kesin, ister mevsimlik olsun, oturulan mekanın çok yakınına yapılabildiği gibi, binlerce km uzaklıktaki alanlara da olabilmektedir. Bu çerçevede bir ülkenin sınırlarının aşılması uluslar arası göç olgusunu ortaya çıkarırken; ülke sınırları içinde meydana gelen göç olayı ise iç göç olarak tanımlanmaktadır.

78 Net göç, bir yerleşim yerinin aldığı göç ile verdiği göç arasındaki farktır. Transit Göç, yasal olsun ya da olmasın bir ülkenin göç yolu olarak kullanılmasıdır. İllegal Göç (Yasadışı göç), transit olsun ya da olmasın, bir ülkeye gerekli belgeler olmadan giriş yapanları, sahte belgelerle girenleri ve ülkede kalmalarına ilişkin vize sürelerini aşanları kapsamaktadır.

79 Göçün Nedenleri Göçün nedenleri özellikle uluslar arası göçlerde bazı başlıklar altında toplanabilir. 1- Ekonomik Faktörler: Yeryüzünde meydana gelen ilk göçlerin temel nedeni ekonomik koşullar olmuştur. Özellikle üretim faktörlerinden birisini oluşturan işgücü talebi göçlerde belirleyici bir unsurdur.

80 Dünyada ilk kitlesel göç hareketi Amerika’daki tarımsal işgücü gereksinimini karşılamak üzere gerçekleşmiş ( ) ve milyonlarca zenci emek gücü buraya getirilmiştir. Yine sanayi devriminin gerçekleştiği dönemde de Avrupa’da ortaya çıkan açık işgücü büyük göç olgusunu ortaya çıkarmış ve yılları arasında 52 milyon insan Avrupa’dan yeni dünyalara göç etmiştir.

81

82

83 II. Dünya Savaşı’ndan sonra yıkılan Avrupa ekonomisini yeniden kurmak üzere başta Almanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine K.Afrika’dan, İtalya’dan, Yugoslavya’dan, İspanya’dan, Portekiz’den, Yunanistan’dan ve Türkiye’den binlerce işgücü akın etmiştir. Günümüzde ana göç doğrultusu; ABD, Avrupa, Kanada, Japonya, Avustralya ve bazı Arap ülkeleri yönünde olduğu görülmektedir.

84 Göç veren başlıca ülkeler ise; Afganistan, Irak, İran, Pakistan, Bangladeş, Moldova, Romanya, Ermenistan, Burma, Afrika ülkeleri gibi ülkelerdir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre dünya nüfusunun % 20’si günde 1$’ın altında bir gelir ile yaşamaktadır. 1 milyar insan açlık çekmekte, 2 milyar insan ise yetersiz beslenmektedir.

85 2. Sosyal, Psikolojik ve Siyasal Faktörler Ekonomik faktörlerin yanı sıra, savaşlar, siyasal baskılar, dinsel baskılar, macera arayışları aile birleşmeleri gibi nedenler de göç üzerinde etkili olabilmektedir. I. Dünya Savaşı, Avrupa’da, Asya’da ve Afrika’da çok sayıda siyasal sınırın değişmesine yol açmış ve bu durumda insanların uluslar arası göçüne neden olmuştur.

86 Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaklaşık 3 milyon insan kitlesel olarak göç etmiştir. Afrika’da Batılı devletler tarafından oluşturulan yapay sınırlar pek çok insanın göç etmesine sebep olmuştur. Pakistan ve Bangladeş’in Hindistan’dan ayrılmasıyla binlerce insan göçmen durumuna düşmüştür.

87

88

89 İran’daki rejim değişikliği, SSCB’nin dağılması, SSCB’nin Afganistan’ı işgali, Taliban rejiminin uygulamaları, İran-Irak Savaşı, Filistin sorunu, Körfez savaşından sonra Türkiye’ye olan göçler önemli sayılabilecek göçlerdir.

90 1989 yılında Bulgaristan hükümetinin Türklere karşı uyguladığı sistemli bir asimilasyon politikası sonucunda 2 Haziran-29 Ağustos 1989 tarihleri arasında Türk nüfus, Türkiye’ye göç etmiştir. Almanya’da Nazi yönetiminin, Yahudi nüfusa uyguladığı baskı nedeniyle binlerce Yahudi İsrail’e (1948) göç etmiştir. Sadece 1949 yılında göç edenlerin sayısı ’i geçmiştir.

91 Romanya-Bulgaristan sınırının düzenlenmesi sonucu Romanya’da yaşayan Bulgar, Bulgaristan’a ve Bulgaristan’da yaşayan Romen’de Romanya’ya göç etmiştir. Eğitim ve kültürel fırsatlar göçlere neden olan önemli sosyal olgulardır. Göçteki nitelikli işgücü ve özellikle de bilim adamları grubuna, beyin göçü denir.

92 Göç tiplerinden biri değiştirme (mübadele) göçüdür. Lozan Anlaşmasıyla (24 Temmuz 1923), Anadolu’dan kadar Rum nüfus (Doğu Karadeniz Bölümü ve Ege Bölgesi) Yunanistan’a göç ettirilmiş ve Batı Trakya Türk nüfusu hariç, bu ülkenin diğer bölgelerindeki kadar Türk nüfus yılları arasında Anadolu’ya göçmüştü.

93 Avrupa’dan pek çok göçmenin altın arama macerası uğruna ABD’ye akın ettiği bilinmektedir. Aile birleşmeleri de uluslararası göçlere neden olabilmektedir.

94 3. Doğal Olaylar Depremler, seller, volkanik püskürmeler, çölleşme ve kuraklık da göçlere neden olmaktadır. Türklerin Orta Asya’dan göçü 1988 Erivan depreminde kişi ölmüş ve 500 bin Ermeni Rusya ve Ukrayna’ya göç etmiştir. Aral Gölü çevresinde yaşanan çevre felaketi. Sahra altı Afrika’da yaşanan kuraklık ve Çad Gölü’nün kuruması Aralık ayındaki büyük Pakistan depremi

95 Dünya Mültecilerinin Durumu Günümüzde dünya mültecilerinin (sığınmacı) durumu da başlı başına bir sorundur. Tüm dünyadaki mültecilerin sayısı 15 milyonun üzerindedir. Filistinli, Afgan, Sudanlı, Iraklı, Burundili, Angolalı, Sierra Leoneli, Burmalı ve Somalili mülteciler dünyada sayıca en fazla olanlardır. Bu ülkelere komşu; Pakistan, İran, Ürdün ve Suriye’de çok sayıda mülteci vardır. ABD, Kanada, Avustralya, Almanya, İngiltere, İsviçre, Fransa, İsveç ve Hollanda başlıca mülteci kabul eden ülkeler arasındadır.

96

97

98

99

100

101

102

103

104

105

106

107

108

109 Uluslararası Göçler ve Türkiye Türk iş gücü göçünün başlangıcı ve gelişimi ( ): II. Dünya Savaşı’ndan sonra, özellikle yılları arasında ABD’nin savaştan zarar gören Avrupa ülkelerine yaptığı Marshall yardımları sayesinde Almanya, Belçika, Avusturya ve Fransa gibi ülkelerde ciddi bir kalkınma hamlesi başlamıştır. Bu ülkelerin kalkınma çabaları dış ülkelerden önemli sayılabilecek bir işgücü talebini de beraberinde taşımıştır.

110 Tarihsel süreç içinde yukarıda sözü edilen ülkelerde çalışmak üzere iş gücü göçü gönderiminde bulunan ülkeler Avrupa’nın güneyinde yer alan Portekiz, İspanya, Yunanistan ve İtalya (Güney) gibi ülkelerdir. K.Afrika yer alan Cezayir, Fas ve Tunus gibi eski sömürge ülkeler de özellikle Fransa’ya olmak üzere iş gücü göçü vermişlerdir.

111 Türkiye ve Yugoslavya göç kervanına daha sonra katılan ülkeler olmuşlardır. Türkiye’den Avrupa ülkelerine yönelik ilk işgücü göçü arasında yaşanmıştır. İlk işgücü anlaşması, 1961 yılında Almanya ile yapılmıştır yılında Avusturya, Belçika ve Hollanda 1965’te Fransa 1967’de İsveç ve Avustralya

112 1975’de Libya 1982’de Ürdün 1986’da Katar 1987’de KKTC ile işgücü anlaşmaları yapılmıştır yılları arasında Avrupa ülkelerine gönderilen işçi sayısı olmuştur.

113 1961 yılından, 1999 yıl sonuna kadar gönderilen işgücü sayısı ’yı bulmuştur. Avrupa ülkelerine yönelik işgücü göçünün durduğu yıllar, arası olan dönemdir. 1980’li yıllarda özellikle Arap ülkelerinden gelen talepler doğrultusunda işgücü göçü yeniden artmıştır. 1990’lı yıllarda ise SSCB’nin dağılmasından sonra gerek Rusya, gerekse eski SSCB ülkeleri olan Türki Cumhuriyetlere yönelik işgücü göçü devam etmiştir.

114 Batı Avrupa ülkelerine yönelik Türk işgücü göçünün nedenleri Türk iş gücü göçünün yılları arasında kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içerisinde 1 milyon kişiye ulaşması ciddi bir nüfus hareketi olarak değerlendirilebilir yılında yaşanan petrol krizinden sonra, Avrupa ülkelerine olan göçler yavaşlamıştır arasında Türk iş gücü göçünün bu kadar artmasındaki başlıca faktörler;

115 1. Hızlı Nüfus Artışı Türkiye’de nüfus artışı ve nüfus artış hızının ele alınacağı bu kısımda, yalnızca arası ele alınmayacak, 1970’lerden sonraki nüfus artışına da değinilecektir. Çünkü 1974 yılından sonra Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine yönelik göç hareketi belli bir süre durmuş olmakla birlikte, sonraki yıllarda farklı yollardan çok sayıda Türk vatandaşı Batı Avrupa ülkelerinin kapılarını zorlamıştır.

116 Ayrıca 1980’li yıllardan itibaren de bazı Arap ülkelerine ve SSCB’nin çözülmesinden sonra da Rusya ve bazı Türki cumhuriyetlere de çok sayıda Türk iş gücü göç etmiş bulunmaktadır.

117 YILLARNÜFUSORAN (BİNDE)

118 Kısaca, Türkiye’de özellikle 1950’li yıllardan sonra yüksek bir nüfus artışı meydana gelmiş, bu yüksek nüfus artışı da dış göçün boyutlarının giderek büyümesine neden olmuştur. Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine yönelen iş gücü göçünün temel nedenlerinden birisi de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullardır.

119 2. Kişi Başına Düşen Milli Gelirin Düşüklüğü Türkiye’de önemli ekonomik sorunların başında gelir yetersizliği gelmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa ülkeleri hızla ekonomik yapılarını güçlendirmişler ve savaş yaralarını kısa sürede sarmışlarken, Türkiye’de 1950 yılında kişi başına düşen milli gelir 166 $’dır.

120 YILLARKBMG ($)

121 1961 Yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 194 $ iken, Türk iş gücünün yöneldiği, Batı Almanya’da 1113 $, Fransa’da 1203 $, Hollanda’da 954 $’dır. Hatta komşumuz Yunanistan’da aynı yıl kişi başına düşen milli gelir 383 $’dır ve bu değer Türkiye’nin yaklaşık iki katıdır.

122 3. Gelir Dağılımdaki Bozukluklar Türkiye’de gelirin çok düşük olmasının yanı sıra, gelir dağılımda da büyük bir dengesizlik söz konusudur. Bu durum insanları göçe iten bir unsur olarak değer taşımaktadır. Özellikle kırsal kesimde gelir dağılımındaki dengesizlik çok daha büyüktür yılında yapılan bir araştırma; tarım kesiminde çalışan nüfusun % 70’inin, tarımsal gelirin ancak % 25’ini alabildiğini göstermektedir.

123 HANE HALKI (%) I. % II. % III. % IV. % V. % TOPLAM100

124 4. Mülkiyet Dağılımındaki Dengesizlik Türkiye’de insanları göçe zorlayan nedenlerden bir diğeri tarımdaki mülk topraklarının eşitsiz dağılımıdır. Türkiye’de 1960’lı yılların hemen başında nüfusun yarıdan çoğu kırsal kesimde yaşamaktadır. Bunların temel üretim aracı topraktır. Oysa toprağın mülkiyet açısından dağılımı dengesizdir. Topraksız aile sayısı da fazladır. Ailelerin büyük bir bölümü küçük ve orta boy işletmelerde üretim yapmaktadır.

125 Tarımsal üretim yöntemleri de oldukça geridir. Bu tarımsal yapı verim düşüklüğüne ve genel anlamda gelirin adaletsiz bölüşümüne neden olmakta kitleleri göçe zorlamaktadır.

126 Toprak Miktarı (Dekar)Hane %Toprak %Hane %Toprak %

127 5. İstihdam Sorunları Türkiye’den yurt dışına yönelik iş gücü göçünün temel ekonomik nedenlerinden birisi de yurt içinde istihdam seviyesinin düşük olmasıdır. Türkiye’den yurt dışına olan göçlerin yoğunlaştığı yılları arasındaki dönemde, hızlı nüfus artışına karşın yeterli istihdamın olmayışı yurt dışına olan göçün nedenleri arasındadır. Öte yanan söz konusu yıllarda kırsal kesimdeki işsizliğin kentsel kesime göre yüksek olması da dikkati çeken bir başka noktadır.

128 YILLARKIRSAL İŞSİZKENTSEL İŞSİZ

129 6. Sosyal Güvenlikten Yoksunluk Göçün ekonomik nedenleri arasında sosyal güvenlikten yoksun olma da bulunur yılında, SSK ve Emekli Sandığı’na bağlı olanların oranı sadece % 4’tür. 1972’de ise bu oran % 5.8’dir. Aynı yıl Bağ- Kur’da kurulmuştur. 1977’de bu oran ancak % 10.4’e ulaşmıştır. O tarihlerde tarım kesiminde çalışanların herhangi bir güvencesi yoktur.

130 7. Türkiye’de İç Göçler İç göç olayı bazı durumlarda dış göçe de neden olmaktadır. Bazı durumlarda kademeli göç de söz konusu olmaktadır. Kırsal alanlardan önce büyük kentlere gelenler burada elde ettiği deneyimlerle yurt dışı göçe kalkışmaktadır. Türkiye’de iç göçlerin 1950 yılından itibaren yoğunlaştığı bilinmektedir. İç göçler özellikle büyük kentlere olmaktadır.

131 1950 yılında en fazla göç İstanbul iline olmuştur (% 40). Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Eskişehir ve Kocaeli önemli göç alan illerdir yılında, bu illerin yanı sıra Sakarya, Kırklareli ve Manisa’da göç alan illerdir yılında Bursa, Gaziantep, Mersin, Hatay ve Tekirdağ’da göç alan önemli iller arasına girmiştir.

132 1990’lı yıllarda yine bu illere olan göç oranları yüksek düzeydedir. Bu illerin arasına Tekirdağ (Çorlu ve Çerkezköy), Antalya ve Aydın’da katılmıştır. Başka bir ifade ile göçler; Zonguldak-Adana hattının batısına yoğunlaşmıştır. 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşanan terör olaylarına bağlı olarak kent merkezleri önemli miktarda göç almıştır. Kent merkezlerine olan göçlerde zorunlu göçün de büyük katkısı vardır.

133 Türk İş Gücü Göçünden Beklentiler Yüksek istihdam açığını gidermek Hızlı kentleşme sorununun önüne geçmek Sosyal gerilimi azaltmak Ülkenin ihtiyaç duyduğu dövizi karşılamak Yurt dışı göçlerle kazanılan iş gücü tecrübesinin Türkiye’ye aktarılması

134 Batı Ülkeleri İçin Yabancı İş Gücünün Önemi İşgücü açığının kapatılması Ucuz işgücü elde edilmesi Yerli işçilerin yıpratıcı işlerde çalışmasının önüne geçilmesi Hem iç hem de dış pazar oluşturulması

135 Türk iş gücü göçünün geri dönüş süreci 1973 petrol krizinden sonra Batı ülkeleri yabancı işçi alımını durdurmuşlardır. Nitekim 1973 yılında yurt dışına çıkış yapan Türk iş gücü sayısı iken, 1974’te 4419’a düşmüştür. Aile birleşmeleri, evlilikler, ilticalar ve kaçak girişler yurt dışındaki vatandaşlarımızın sayısını artırmıştır.

136 Türk iş gücünde geri dönüşler YıllarF. AlmanyaAvrupaOrta DoğuDönüşler

137 Geri dönüş nedenleri arasında; işsizlik, ağır çalışma koşulları, yeterli para kazanamamak, sıla ve aile özlemi, ailesel sebepler ve emeklilik gelmektedir yılındaki geri dönüşlerdeki artışın asıl nedeni F. Almanya’nın Türk işçilerinin önemli bir bölümünün geri gönderilmesini sağlamak amacıyla uygulamaya koyduğu “Geri Dönüşü Teşvik Yasası”dır.

138 Bu yasa çerçevesinde, ülkelerine dönen Türk vatandaşlarına DM, çocuk başına da 1500 DM dönüş pirimi verilmiştir. Bu yasa sonucunda Türk işçisi, Türkiye’ye geri dönüş yapmıştır.

139 Türk İşgücü göçünün yeni yönelim alanı: Petrol üreticisi Arap ülkeleri 1974 yılında yaşanan petrol krizinin ardından Batı Avrupa ülkelerinin kapılarının AT dışındaki yabancı ülke işçilerine kapanmasından sonra, Türk işçilerinin yeni umut kapısı bazı petrol üreticisi Arap ülkeleri olmuştur. Arap ülkelerine ilk Türk işgücü göçü 1967 yılında olmuştur. Arap ülkelerine asıl işçi gönderimi 1981 yılında sıçrama kaydetmiştir. Bu durum 1990’lı yılların ortalarına kadar devam etmiştir.

140 Türk işgücünün ilk olarak gittiği Arap ülkesi Libya’dır. 1981’de Libya’daki işçi sayısı ’i aşmıştır. Suudi Arabistan’daki işçi sayımız 1992 yılında ’ye ulaşmıştır yılında Irak’taki işçi sayımız ise ’dir. Ürdün, Yemen, Kuveyt, BAE Türk işgücünün yöneldiği diğer ülkelerdir.

141 SSCB-BDT ve Türki Cumhuriyetlere olan göçler 1988 yılından itibaren SSCB-BDT’ye ve diğer Türki cumhuriyetlere işgücü göçü yaşanmıştır. 1989’da Sarp sınır kapısı açılmıştır yılında bu ülkelerde çalışan işçi sayısı yaklaşık kişiye ulaşmıştır.

142 Beyin Göçünün Nedenleri, Boyutları Etkileri Eğitimli ve yüksek vasıflı kişilerin çalışmak ve yaşamak amacıyla kendi ülkesinin dışında bir ülkeye gitmesi beyin göçü olarak adlandırılmaktadır. Genellikle gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru yaşanan beyin göçünde yüksek niteliğe sahip kişilerin göçe karar vermelerinde itici ve çekici etkenlerin rolü bulunmaktadır.

143 İtici Etkenler Ücret yetersizliğinden kaynaklanan mali sorunlar ve ekonomik istikrarsızlıklar Gelişmekte olan ülkelerde bilim ve teknolojiye gereken önemin verilmemesi sonucu mesleki alanlarda çalışma koşullarının yetersizliği Yetişmiş işgücünün sahip olduğu mesleklere ilişkin istihdam yetersizlikleri ve işsizlik Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan siyasi istikrarsızlıklar, çatışmalı ortamlar ve yapılan ayrımcı (siyasi, dini, politik, etnik) uygulamalardır.

144 Çekici Etkenler Gelişmiş ülkelerin sundukları elverişli çalışma ortamları Kariyer ve ücret imkanları Düzenli, güvenli ve istikrarlı bir yaşam tarzı

145 Beyin göçünün gelişmiş ülkeler açısından yararları Yüksek becerili işgücünde var olan açıkların kapatılması AR-GE faaliyetlerinin ve ekonominin motoru olan sektörlerde üretimin armasına katkı sağlar Teknoloji ihracatı için fırsat yaratır. Paralı yükseköğretim programları yoluyla önemli bir gelir kaynağına kavuşur. Üniversitelerden mezun olan yabancılar arasından en iyilerini seçme imkanı bulur.

146 Beyin göçü gelişmekte olan ülkeler açısından önemli kayıplara yola açan önemli bir sorundur yılları arasında gelişmekte olan olan ülkelerden ABD, Kanada ve İngiltere’ye yetişmiş eleman gitmiştir ’lerde üniversite mezunlarının Filipinler ve Kore’de % 10’u, Sahra altı Afrika’da % 30’u, Orta Amerika ve Karayipler’de % arasındaki bir kesimi ülkelerini terk etmiştir.

147 yılları arasında Hindistan, Filipinler, Çin ve Kore’den eğitimli insan ABD’ye gitmiştir. Hindistan’dan doktorlar ve mühendisler, Filipinler’den hemşireler giden en kalabalık gruplardır. 1990’lı yılların başında sosyalist sistemin çökmesi ve piyasa ekonomilerine geçilmesiyle Doğu Avrupa ülkeleri ve eski SSCB hızla beyin göçünün yeni kaynak ülkeleri olmuştur.

148 Beyin göçünün ilk aşaması tüm dünyadan öğrencilerin lisans ve lisansüstü eğitim görmek amacıyla başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelere gelmesidir akademik yılında ABD’deki yabancı öğrencilerin sayısı ’dir. Bu sayı 2000’de ’e çıkmıştır. İngiltere’deki öğrenci sayısı , Almanya’daki ve Fransa’daki ’dür.

149 Kalınan süre uzadıkça geri dönme eğilimi zayıflamaktadır. 2000’li yıllarda Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Singapur gibi ülkeler, AR-GE faaliyetlerine daha fazla kaynak ayırarak tersine beyin göçü olarak adlandırılabilecek bir süreç yaşamışlardır.

150 Birçok ülke vasıflı işgücünü çekmek için uğraşmakta ancak en büyük çekim merkezi ABD olmaktadır. Bu açıdan belirleyici gelişme ABD’nin 1965’te çıkardığı Kennedy-Johnson yasası olarak da bilinen göç yasasıdır. Daha önceleri gelişmekte olan ülkelerden göç ulusal kotalara göre sınırlı tutulurken, yeni yasa gelenlerin seçiminde doğum yeri ve milliyet kriterlerinin yerini mesleki ve vasıf kriterlerinin almasını öngörmüştür.

151 Bu düzenlemenin göçmen bilim adamları ve mühendislerin etnik bileşimi üzerinde çarpıcı etkileri olmuştur. 1964’te sadece % 10’u Asya’dan gelmişken, 1970’te bu oran % 62’ye çıkmıştır. Aynı durum sağlık personeli için de geçerlidir. 1964’te % 10 olan bu oran, 1970’de % 72’dir. Gelişmiş ülkelerin yararlandığı bu durum gelişmekte olan ülkeler için önemli bir kayıptır.

152 ABD Kongre Araştırma Hizmetleri’ne göre ’de gelişmekte olan ülkelerin vasıflı her göçmen için yaptıkları yatırım $’dır. Günümüzde gelişmiş ülkelerin özellikle bilişim sektöründeki uzman açıklarını kapatmak için beyin göçünü hızlandırma çabaları artış göstermektedir. Bu konuda yine başı ABD çekmektedir.

153 Yasadışı (Düzensiz) Göçler Yasal göçmenlere ek olarak sayıları milyonları bulan ve sayılarına ilişkin ancak tahminlerde bulunabilen kayıtsız göçmenler vardır. Çıkarılan aflara başvuran kişi sayıları bu konuda bazı bilgiler vermektedir. 1998’de İtalya’da çıkan affa 350 bin kişi başvurmuştur. Bu sayı ülkede bulunan 1.6 milyon göçmenin % 20’sinin kayıt dışı göçmen olduğunu ortaya koymaktadır.

154 İspanya’nın 2000 yılında çıkardığı affa 245 bin kişi başvurmuştur. Ülkede bulunan 1 milyon yabancının % 25’i yasadışı göçmenlerden oluşmaktadır. İspanya ve İtalya AB’nin dış sınırlarını oluşturan giriş ülkeleri niteliğinde olduğundan daha çok göç baskısı altındadırlar. Göç süreleri etkileyen bir diğer önemli faktör ekonomik yapılarıdır. Güney Avrupa ülkelerinde genelde enformel bir sektör vardır ve yasadışı göçmenlere sunduğu iş imkanları fazladır.

155 Buna karşılık kuzey ülkelerinde işgücü piyasaları daha sıkı kontrol edildiğinden kayıt dışı çalışma imkanları sınırlıdır. Ancak bu ülkelerdeki refah devleti uygulamaları da bu ülkelere bir kez gelmiş olan göçmenlerin geriye dönmeme kararı almasında etkili olmaktadır.

156 1990’lı yıllarda Türkiye’ye yönelik düzensiz göç hareketlerinde de büyük artış olmuştur. Romanya, Rusya, Moldovya, Ukrayna, Belarus vatandaşları için Türkiye enformel ekonominin çeşitli alanlarında istihdam imkanları buldukları hedef ülke konumundadır. Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Bangladeş’ten gelen ve Batı Avrupa’ya geçmek isteyenler için transit ülke konumundadır.

157 Türkiye’de yılları arasında, kayıt dışı göçmen yakalanmıştır. Özellikle göçmen kaçakçıları tarafından organize edilen gemi ve teknelerle göçmenler Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya taşınmaktadır yılları arasında Türk karasularında yakalanan tekne ve gemi sayısı 126’dır.

158 Dayanıksız gemi ve teknelerin denizlerde batması ve çok sayıda göçmenin yaşamını yitirmesi ise ayrı bir trajedidir. Avrupa’daki yasadışı göçmen miktarının 2-3 milyon kişi arasında olduğu tahmin edilmektedir. Her yıl ortalama bin kişi yasadışı yollarla Avrupa’ya giriş yapmaktadır.

159 Sığınmacı (mülteci) akımları Yaşadıkları ülkelerdeki politik istikrarsızlıkların, iç savaşların, etnik temizlik hareketlerinin oluşturduğu tehditler sonucunda insanların yaşadıkları ülkeleri terk ederek başka ülkelerde yaşama imkanı aramalarıdır. Söz konusu durumların ülke ekonomilerini harap etmesi ve insanları geçinemez hale getirmesi de sığınma nedenleri arasında önem kazanmıştır (ekonomik sığınmacı).

160 Politik ve ekonomik koşullara bağlı olarak sığınmacı sayısında büyük değişiklikler görülmektedir. Ekim 1993 itibariyle eski Yugoslavya’daki savaş nedeniyle Bosna-Hersek ve Hırvatistan’dan 5 milyon kişi yer değiştirmiştir. Almanya, İngiltere, İsveç, Hollanda, Fransa ve Belçika Avrupa’da en fazla iltica başvurusu yapılan ülkelerdir.

161 Sığınmacıların öncelikle geldikleri ülkeler; Yugoslavya, Irak, Türkiye, Afganistan, Sri Lanka, İran, Somali ve Romanya’dır.

162 Irklar ve Yeryüzündeki Yayılış Alanları Beyaz Irk 1- Nordikler 2- Slavlar 3- Alp 4- Dinarik 5- Akdeniz 6- Beyaz Afrika 7- Anadolu 8- Turan 9- Arap 10- Hint-Afgan 11- Aynular

163 Siyah Irk 1- Sudanlılar 2- Gineliler 3- Kongolular 4- Nil Grubu 5- Güney Afrika Grubu 6- Habeş ve Somali Gr. 7- Pigme ve Negridler 8- Buşman ve Hotanto 9- Vedalar (Sri Lanka) 10- Andamanlılar 11- Semanglar(Malakka) 12- Aborjinler 13- Melanezyalılar

164 Sarı Irk (Moğol) 1- Kuzey Moğol Grubu: Rusya Federasyonu’nun doğusunda yaşarlar. 2- Orta Moğol Grubu: Çinliler, Koreliler, Tibetliler. 3- Güney Moğol Grubu: Güney Çin, Birmanya, Tayland, Malezya.

165 Irk Ayrımı (Irkçılık) Çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (genellikle kendi ırkı) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.

166 Irkçılık ile ilgili terimler Etnosentrizm (Etnik merkezcilik): Bir grubun inançlarını diğerlerinkine üstün görme. Bir kimsenin kendi kültürünü temel olarak alması ve diğer kültürleri kendi kültürü açısından değerlendirmesi ile tarif edilen ilkel duygu. İnsanların kendi grupları ile diğerlerini ötekileştirme.

167 Zenofobi: Farklılık korkusu. Irkçılık sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark gözetilmesini ve soykırıma kadar varan şiddeti haklı gösterebilmektedir. Irkçılık bazen milliyetçilik kavramı ile de anlatılıyor olabilir. Bulgaristan’da ATAKA partisi, Almanya’da Nazi ve Neo-Naziler, Fransa’da rasistler ve Rusya’daki aşırı sağcılar buna örnek verilebilir.

168 Irkçı İdeolojiler Beyaz Üstünlüğü Siyah Üstünlüğü Sosyal Darwinizm Nazizim Aryanizm

169 Irkçı Şiddet Etnik temizlik: Bir etnik gruba mensup insanların zorla yerinden edilmesini amaçlayan siyasal politikaları ifade eder. Boşnaklara karşı uygulanan zorla yerinden etme (nüfus transferi) politikalarına karşı ilk kez 1992 yılında George W. Bush tarafından kullanılmıştır. Nefret suçu: Irk, renk, etnik köken, din, cinsiyet, cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel veya zihinsel engelleri kullanılarak yapılan şiddet eylemleridir. Soykırım Linç

170 Diller ve Coğrafi Dağılışları Günümüz dünyasında 6500 civarında dil kullanılmaktadır. Belli bir dili konuşan nüfusun sayısında, zamanla dikkat çekici artışlar olabilmektedir. Bunda iki etmen rol oynar. 1- Doğal nüfus artışları(Çince, Hintçe, Japonca) 2- Sömürgecilik hareketleri: İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rusça.

171 Dünya Dilleri 1- Hint Avrupa 2- Hami-Sami 3- Fin-Uygur 4- Bantu 5- Nijer-Kongo 6- Altay 7- Çin-Tibet 8- Dravid 9- Malaya-Polinezya 10- Nil 11- Kafkasya 12- Japonca ve Korece 13- Kuzey Amerika 14- Orta Amerika 15- Güney Amerika 16- Sınıflandırılamamış Diller: Bask, Ermenice, Sardinya

172 UNESCO 21 Şubat 2012 Dünya Anadili günü öncesinde yayınladığı rapora göre dünyada konuşulduğu tahmin edilen 6000 dilin % 43’ü kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya, bu rakamın % 3’ü 1950’den bu yana hiç konuşulmuyor. Kesin bir rakam verilemese de Avrasya’da 75, ABD’de ise son 2 yüzyılda 115 dilin kaybolduğu belirtiliyor.

173 Araştırma Türkiye’de 3 dilin yok olduğunu, 15 dilin de tehlikede olduğunu ortaya koyuyor. Konya’nın Sille Köyü’nde konuşulan ve en son n2005’de duyulan Kapadokya Yunancası, Marmara Bölgesi ve Kafkaslar’da yaygın olan Ubıhça ve kökü Diyarbakır, Lice’deki Kamışlı Köyü’ne dayanan Mlahso Anadolu topraklarından silindi.

174 Siirt kökenli ve 1999’a kadar yalnızca 1000 kişinin konuştuğu Hertevin dili de kaybolmaya yüz tutmuş. Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan ve Makedonya’da duyulan Gagavuzca, Doğu Anadolu’daki Süryaniler ve İsveç ile Almanya’ya göç edenlerle birlikte 50 bin kişinin konuştuğu Turoyo ve Türkiye’de yaşayan Yahudilerin dili Ladino ciddi anlamda tehlike altında.

175 İstanbul ve Hatay’da (Vakıflı) konuşulan Batı Ermenicesi, Kuzey Irak, İran ve Türkiye sınırında konuşulan Süryaniceye yakın Suret (240 bin); Doğu Karadeniz kökenli Pontus Yunancası (300 bin); 130 bin kişinin konuştuğu Lazca; Türkiye’nin kuzeydoğusu ve Gürcistan’da duyulan Hemşince; 30 bin kişinin bildiği Abazaca ve Çingene dillerinden Romani bu kategoride sayılabilir.

176 Dinler ve Coğrafi Dağılışları İslamiyet Hıristiyanlık Musevilik Hinduizm Budizm Konfüçyüs Taoculuk Şintoizm

177 TÜRKİYE’DE NÜFUS BM’nin nüfus sayımı tanımı: Bir ülkenin tamamında veya ülkenin iyi tanımlanmış bölgesindeki bütün insanlarla ilgili demografik, ekonomik ve toplumsal verilerin; toplanma değerlendirme, analiz edilme ve yayınlanma işlemlerinin tamamı nüfus sayımı olarak tanımlamaktadır. Ülkemizde bilimsel ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır. İkincisi 1935 yılında, bunun yanında her beş yılda bir yapılarak 1990 yılına kadar devam etmiştir yılından sonra 10 yılda bir yapılacağı hükme bağlanmıştır.

178 Türkiye’de sayım yıllarına göre nüfus ve artış miktarı YılNüfusArtış (‰)

179 Türkiye’de nüfus artışının büyük bir kısmı doğum oranlarının fazla olmasından ileri gelmektedir. Ancak Türkiye bazı dönemlerde yurt dışından da göçler de almıştır mübadelesi ( ) döneminde Bulgaristan’dan olan göçler ( )

180 yıllarında Bulgaristan’dan olan göçler ( ) yılında Hatay’ın anavatana katılması ( ) ve öncesinde Kıbrıs’tan olan göçler. SSCB, Afganistan, Yugoslavya, Romanya ve Bosna Hersek’ten olan göçler.

181 1960’a kadar olan dönemde nüfusu en fazla artan iller İstanbul, Ankara, Eskişehir, Samsun, Adana, Doğu ve GD Anadolu’daki illerdir arasındaki dönemde nüfusu en fazla artan iller İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Akdeniz kıyısı, Doğu ve GD Anadolu’daki illerdir. 1985’den sonra ise İstanbul, Bursa, Tekirdağ, Antalya, Mersin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman, Şırnak, Van ve Hakkari illeri nüfusu en fazla artan illerdir.

182 2009 yılı verilerine göre nüfus artış hızı en düşük olan ilk üç il; Tunceli (binde -40), Ardahan (binde - 37) ve Kars’tır (binde -18). Nüfus artış hızı en yüksek olan ilk üç il ise Çankırı (binde 49.4), Bilecik (binde 49) ve Isparta’dır (binde 32) yılı verilerine göre kaba doğum hızının en yüksek olduğu bölge GD Anadolu Bölgesi (‰ 27,3), en düşük olduğu bölge ise Batı Marmara oldu (‰ 11,4).

183 2009 yılında yaş grubu kadınlar arasında doğurganlık hızı 2,07 çocuk iken, 2010 yılında 2,03 çocuk oldu. En yüksek doğurganlık hızı yaş grubundadır (2010) yılında doğum yapan annelerin ortalama yaşı 27,2’dir. En yüksek ortalama yaş İstanbul (27,8), En düşük ortalama yaş İç Anadolu’dadır (26,2). Türkiye’de nüfusun hızlı artışının sonuçları nelerdir?

184 2009 yılı verilerine göre nüfusumuzun % 75.5’i ( ) il ve ilçe merkezlerinde, % 24.5’i ( ) belde ve köylerde yaşamaktadır. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il İstanbul (% 99), en düşük olduğu il ise Ardahan’dır (% 32).

185 NÜFUSUN YAPISI Türkiye’de Nüfusun Cinsiyet Oranları YILERKEK NÜFUS KADIN NÜFUS ,151, ,150, ,950, ,349, ,349, ,849, YILERKEK NÜFUS KADIN NÜFUS ,649, ,448, ,749, ,749, ,749, ,349,7 TOPLAM

186 İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük kentlerimizde erkek nüfus fazla iken, kırsal alanlarda kadın ve çocuk nüfus fazladır. Nüfusun % 67’si 15-64, % 26’sı 0-14 ve % 7’si ise 65+ yaş grubunda yer alır.

187 Nüfusun İktisadi Faaliyetlere Göre Dağılımı 2010 yılı sayım sonuçlarına göre nüfusun; % 25 tarım (5 milyon 683 bin) % 26 sanayi (5 milyon 927 bin) % 49 ticaret ve hizmet (10 milyon 985 bin) sektöründe çalışmaktadır.

188 Doğurganlık Hızı Bir kadının yaşları arasında doğurduğu ortalama çocuk sayısıdır. Ekonomik ve sosyal gelişmesini tamamlamış ülkelerde doğum oranları ‰ gibi düşük bir değer gösterirken, Nijerya ve İran gibi geri kalmış ülkelerde bu oran ‰ 48-50’yi bulmaktadır. Ülkemizde doğurganlık oranının en az olduğu bölgeler Marmara ve Ege, en fazla olduğu bölgeler ise Doğu ve GD Anadolu bölgeleridir.

189 döneminde doğurganlık hızı % 6, döneminde % 5, döneminde % 4, döneminde % 3, döneminde % 2,1’dir.

190 Bölgeler (Kır-Kent)Doğurganlık hızı (‰) Batı Marmara1,51 Doğu Marmara1,75 Ege1,66 Akdeniz2,16 Batı Karadeniz1,82 Doğu Karadeniz1,83 İç Anadolu2,12 Doğu ve Güney Doğu Anadolu3,14 Türkiye Ortalaması2,06 Kırsal Kesim2,65 Kent2,06

191 Ortalama Yaşam Süresi YılToplam , , , , , ,7

192 İnsan ömrünün uzamasında; beslenme, sağlık hizmetleri ve diğer ihtiyaçların yeterince karşılanması etkili olmaktadır. Kadınlar erkeklere göre biraz daha uzun yaşamaktadır.

193 Nüfusun Yaş Yapısı Yaş Grupları ,538, , ,55,07

194 Nüfusumuzun Bağımlılık Oranı (2009) 0-14 : : : = 49,25 %

195 Eğitim Durumu Okur yazarlık oranı; 1927 % 10, % % % 87 Okur yazarlık kadar ortalama okuma süresi de önemli bir konudur.

196 Nüfus Politikası Türkiye’de yılları arasında pronatalist politikalar uygulanırken, 1960 sonrasında ise antinatalist politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye’de nüfusun artması gerektiğini savunanların (pronatalist) temel argümanları şunlardır: 1- Türkiye doğal kaynakları oldukça zengin, gıda maddesi ithal etmeden nüfusunu besleyebilecek 6-7 ülkeden birisidir. 2- Dünyanın askeri ve siyasi yönden temas noktasında bulunan Türkiye önemli bir jeopolitiğe sahiptir. Bir noktada siyasi ve askeri gücümüzün sembolü de nüfusumuzdur.

197 3- Dünyada görülen hızlı teknolojik gelişmeler, ülke nüfuslarının sayısal önemini azaltmış olmakla beraber, eşdeğer teknolojilere sahip ülkeler arasında nüfus miktarı önemini devam ettirmektedir. 4- Gelişmiş ve yoğun nüfusa sahip batılı ülkeler hammadde dolayısıyla gıda maddeleri sıkıntısı çekmektedir. Bu ülkeler daha büyük sıkıntılar çekmemek ve büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelerden ithal edilen hammaddeleri daha fazla sağlayabilmek için gelişmekte olan ülkelerin nüfus artışlarını frenlemesini istemektedir.

198 5- Nüfus, ekonomik kaynaklardan biri olarak girişimi, üretimi kısaca gelişmeyi sağlayan bir unsurdur. Türkiye’de nüfusun artmaması gerektiğini savunanların (Antinatalist) temel argümanları ise şunlardır: 1- Aynı pastayı çok sayıda insanın bölüşmesi, kişi başına düşen dilimi küçültmektedir.

199 2- Türkiye’de nüfus artış hızı yüksek olduğundan yeterli sermaye birikimi yapılamamıştır. Bu nedenle doğal kaynakların bolluğu ölçüsünde yatırım yapılamamaktadır. Nüfusun daha da artması sermaye birikimini ve yatırımları geciktirecek, kamu tasarrufları nüfusumuza oranla azalabilecektir. 3- Türkiye’de oldukça yaygın görülen sağlıksız şehirleşme ve gecekondulaşma aşırı nüfuslanmadan kaynaklanmaktadır.

200 4- İstihdam sorunu büyük boyutlara ulaşmaktadır. Nüfusun artması işsiz sayısının daha da artmasına sebep olacaktır. 5- Kalkınma hızı düşmektedir. Nüfus planlaması nüfusun gelişimi üzerinde etkili olmakla birlikte, bu etkiler bir dereceye kadar etkili olabilmektedir. Nüfus gelişimini etkileyen faktörler; kültürel, endüstriyel ve sosyal güvenlik alanında görülebilecek gelişmelere bağlıdır.

201 Nüfus Yoğunluğu Türkiye’de nüfus dağılışını etkileyen başlıca faktörler; Ziraat alanlarının genişliği ve verimliliği Klimatik şartların elverişliliği Ulaşımın gelişmesi Turizm ve tarih Maden kaynakları Ormanların dağılışıdır.

202 2009 yılı nüfus sayımına göre ülkemizde aritmetik nüfus yoğunluğu 1000’in üzerinde olan tek il İstanbul’dur (2430 kişi). Kocaeli (420), Gaziantep (243), Bursa (234), Sakarya (177), İzmir (322), Yalova (238), Hatay (248), Trabzon (164) ve Zonguldak (187) nüfus yoğunluğu fazla olan illerdir. Türkiye ortalaması 94’tür.

203 BölgelerGerçek Alan%Toplam NüfusNüfus Yoğ. Marmara , Ege Akdeniz Güneydoğu , Doğu Anadolu İç Anadolu Karadeniz Toplam

204 Türkiye’de fizyolojik nüfus yoğunluğu 275’dir (2009). Tarım alanı fazla, nüfusu az olan illerde fizyolojik nüfus yoğunluğu düşüktür. Türkiye’de zirai nüfus yoğunluğu ise 66’dır. Karadeniz Bölgesi’nde yüksek iken, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da düşüktür. Trabzon (351), Artvin (251), Rize (226).

205 Türkiye’de Nüfusun Dağılışı 1- Yaşamaya daha elverişli doğal ve beşeri şartlara sahip kıyı bölgelerinde nüfus, iç bölgelere oranla daha sık ve yoğundur. 2- Bununla beraber her bölgenin kendi içinde de nüfusun sıklığı ve seyrekliği açısından farklı manzaralarla karşılaşılır.

206 Dönemlik Göçler Göçebe hayvancılık ve yaylacılık kapsamındaki dönemlik nüfus hareketleri geçmişe oranla azalmış olmakla birlikte, Kuzey Anadolu dağları, Toroslar, Erzurum-Kars platoları gibi alanlarda varlığını sürdürmektedir. Bu yer değiştirmelerde yükselti, dolayısıyla sıcaklık nedeniyle alt ve üst zonlar arasındaki vejetasyon sürelerindeki farklılıklar etkilidir.

207 Çadırlı veya sabit meskenlerde oturan göçerler ve yaylacılar nisan-ekim dönemini kışlakları dışında geçirirler. Sayfiye amacıyla da önemli bir nüfus kitlesi yer değiştirmektedir. Dönemlik iç göçler içinde mevsimlik işgücü göçlerinin ayrı bir yeri vardır. Turizm, inşaat, hamallık, orman işçiliği, seyyar satıcılık, yol ameleliği gibi işlerde çalışmaktadır.

208 Mevsimlik tarım işçileri pamuk, tütün, zeytin, fındık, narenciye, şekerpancarı gibi ürünlerin hasadından ve çapalanmasından doğan işgücü talebini kapatırlar. Göçe katılanlar çalışabilecek yaşa ulaşmış kadın, erkek ve çocuklardan oluşmaktadır.

209 Medeniyetler Çatışması (S.Huntington) 1993 yılında yazdığı makalede Huntington Berlin duvarının yıkılmasından sonra dünya politikasının yeni bir döneme girdiğini söylemiştir. Bu yeni süreçte devletler arasındaki mücadelenin esas kaynakları ideolojik ya da ekonomik değil kültürel olacaktır. Ulus devletler uluslar arası politikanın belirleyici faktörü olmaya devam ederken, asıl mücadele farklı medeniyetlere mensup milletler ve gruplar arasında yaşanacaktır.

210 Huntington, Soğuk Savaş dahil olmak üzere yy arasındaki savaşların batıya ait savaşlar olduğunu belirterek, bundan sonra Batı ile Batı dışı medeniyetler arasındaki etkileşimin uluslar arası politikanın merkezi olacağını ileri sürmektedir. Dünyayı; Batı, Konfüçyus, Japon, İslam, Slav, Ortodoks, Latin Amerika, Hint ve Afrika medeniyetleri olarak sekize ayırmaktadır. Dünya siyasetini adı geçen medeniyetlerin bir biri ile etkileşiminin belirleyeceğini ileri sürmektedir.

211 Huntington, medeniyetler arasında yaşanacak çatışmaların sebeplerini şöyle sıralamaktadır: 1) Medeniyetler arasındaki farklılıklar, siyasi ideolojiler ve rejimler arasındaki farklılıklardan çok daha köklüdür. Farklılıkların varlığı zorunlu olarak çatışmaların ortaya çıkacağını göstermemekle birlikte, tarihteki en uzun ve şiddetli mücadeleler medeniyetler arasındaki farklılıklardan kaynaklanmıştır.

212 2) Küreselleşmeyle birlikte farklı medeniyetlere mensup insanlar arasındaki etkileşim artmaktadır. Bu durum bir yandan belli bir medeniyete sahip insanlar arasındaki ortaklıkları ve medeniyet bilincini artırırken, diğer yandan da medeniyetler arasındaki ayrılıkların farkına varılmasına yol açmaktadır.

213 3) Dünya çapında yaşanan toplumsal değişme ve ekonomik modernleşme süreci bir kimlik krizi yaratmakta, doğan boşluğu da dinler doldurmaktadır. Dinin yeniden doğuşu, medeniyetleri birleştiren ve sınırları aşan bir kimlik ve ümit zemini oluşturmaktadır. 4) Batı medeniyeti gücünün zirvesindedir. Ancak belki de bu konum, diğer medeniyetlere mensup ülkeleri, dünyayı batılı olmayan bir tarzda biçimlendirme yönündeki çabalara itecektir.

214 5) Siyasi ve ekonomik temelli kimlik tanımlamalarından farklı olarak, kültürel temelli kimlikler değişmeler karşısında daha dirençlidir. Kültür temelli birleşmelerin ayrışmaya karşı dirençleri de oldukça yüksektir. Sınıf ve ideoloji temelli mücadelelerde kimlik tanımlamaları değişkenlik göstermektedir. Ancak insanın “ne” olduğu sorusunun cevabı olarak şekillenen kültürel kimlikler düzeyinde böyle bir değişkenlikten bahsetmek mümkün değildir. Bu noktada din, etnisiteden daha keskin ayrımlara ve dolayısıyla da kutuplaşmalara neden olmaktadır.

215 Huntington’a göre geleceğin tehlikeli çatışmaları; muhtemelen Batının kibiri, İslam’ın hoşgörüsüzlüğü ve Çinlilerin aşırı inatçılığı ve iddiacılığı arasındaki etkileşimden kaynaklanacaktır. En faal fay hattı İslam ve Batı medeniyeti arasındadır. Bu yüzden Huntington’a göre “İslam kanlı sınırlara sahiptir”.

216 İslam ve Konfüçyen medeniyetleri arasında dayanışma bulunduğunu da savunan Huntington, Batının yapması gerekenleri şöyle sıralamaktadır: Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ilişkileri artırmak. Kültürel açıdan batıya yakın görülen Doğu Avrupa ve Latin Amerika’yı Batı toplumlarına katmak.

217 Rusya ve Japonya ile yakın işbirliği yapmak, medeniyetler arasındaki yerel mücadelelerin büyük çatışmalara dönüşmesini engellemek. Konfüçyen ve Müslüman devletlerin askeri kapasitelerini artırmalarını önlemek. Doğu ve GB Asya’daki askeri üstünlüğünü sürdürmek. Konfüçyen ve Müslüman devletler arasındaki ihtilafları kullanmak.

218 Diğer medeniyetlerin içindeki Batılı değerlere yakınlık duyan grupları desteklemek. Batılı değer ve menfaatleri yansıtıp meşrulaştıran uluslar arası kurumları güçlendirmek. Batılı olmayan devletlerin bu kurumlarla daha fazla içli dışlı olmalarını sağlamak.

219 Büyük Satranç Tahtası (Brzesinski) Brzezinski, “ABD gücünü en doğru şekilde nasıl kullanabilir? Sorusundan geliştirdiği tezini “Büyük Satranç Tahtası” isimli kitabında ifade etmiştir. Brzezinski Roma, Çin, Moğol, Büyük Britanya ve Sovyet İmparatorluklarının tarih içerisinde büyüme, gelişme ve çöküş dönemlerini inceledikten sonra, bu hükümdarlıkların hüküm sürdükleri devirde bile tam anlamıyla küresel bir hegemonya kuramadıklarını söylemektedir.

220 ABD’nin bugünkü küresel gücünün etkinlik alanı benzersizdir. ABD, yalnızca dünyanın bütün okyanuslarını ve denizlerini kontrol etmekle kalmayıp, kendi gücünü siyesi olarak önemli biçimlerde ülkelerin içine yansıtabilen bir askeri yetenek geliştirmiştir.

221 Kısaca ABD, küresel gücün belirleyici 4 alanında üstündür. Askeri olarak eşit olmayan bir küresel erişime sahiptir. Ekonomik olarak, küresel büyümenin ana lokomotifi olmaya devam etmektedir. Teknolojik olarak yenileşmenin genel öncülüğünü elinde bulundurmaktadır. Tüm bunlar ABD’ye, başka hiçbir devletin ulaşamadığı bir siyasi etki sağlamaktadır.

222 Rakibi olmayan ABD’nin ödülünü Brzezinski “Avrasya” olarak görüyor. Brzezinski’ye göre Avrasya, ABD için neden bu kadar önemlidir? Avrasya yerkürenin en büyük kıtasıdır ve jeopolitik olarak bir eksendir. Avrasya’ya egemen olan bir güç, dünyanın en ileri ve ekonomik olarak en verimli olan üç bölgesinden ikisini kontrol edebilir.

223 Dünya nüfusunun yaklaşık % 75’i Avrasya’da yaşamaktadır. Ekonomik girişimler ve yer altı zenginliklerinin çoğu oradadır. Avrasya Dünya GSMH’nın % 60’ına sahiptir. Bilinen enerji kaynaklarının ¾’üne sahiptir. Avrasya aynı zamanda siyasal olarak en iddialı ve dinamik devletlerin bulunduğu yerdir.

224 ABD’den sonra en büyük altı ekonomik güç ve en büyük silah alıcısı Avrasya’da bulunmaktadır. Dünyanın biri hariç resmi olarak bilinen tüm nükleer güçleri ve de gizli nükleer güçlerinin tümü Avrasya’da bulunmaktadır. Bölgesel hegemonya ve küresel etki heveslisi olan dünyanın en kalabalık nüfuslu iki devleti Avrasya’dadır. Amerikan öncülüğüne bütün potansiyel ve veya ekonomik meydan okuyucular Avrasya’dadır.

225 Avrasya satranç tahtasında birbirinden farklı 4 alan vardır 1- “Batı Alanı” nüfusça yoğun, yüzölçümü bakımından nispeten küçük, zengin ve güçlü Avrupa ülkelerinin bulunduğu alandır. 2- “Doğu Alanı” Çin, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerin bulunduğu alanı kapsar. Güney Kore ve Japon adaları, güçlü ve bağımsız oyuncunun, yani Çin’in karşısında ABD gücüne bir barınak sağlamaktadır.

226 3- “Orta Alan” Rusya’nın kontrolündedir. Doğu ve Batı alanı arasında siyasi olarak parçalanmış az nüfuzlu ve parçalanmış bir alandır. 4- “Güney Alanı” Orta alanın güneyinde enerji kaynakları bakımından zengin, siyasi bakımdan istikrarsız ve nüfus bakımından zengindir. Hindistan, Türkiye, Ortadoğu ülkeleri bu grup içinde yer alır.

227 Brzesinski, Avrasya Satranç tahtasındaki satranç oyununa katılmak isteyen ülkeleri iki grupta toplar. Jeostratejik oyuncular: Bu ülkeler ABD’nin çıkarlarına etki yapacak şekilde mevcut jeopolitik ortamı değiştirmek amacıyla sınırlarının ötesinde güç uygulama ya da etkide bulunma yeteneğine sahip ülkelerdir. Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan.

228 Jeopolitik Mihverler: Bu gruptaki ülkeler, önemlerini ekonomik ve askeri kapasitelerinden değil, hassas coğrafi konumlarından alır. Bu coğrafi konum, kritik bir bölgeye girmek veya kritik bir bölgeden dışarıya çıkmak için o ülkeye özel bir önem verir. Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, İran ve Türkiye.

229 Yeni Avrasyacılık (Dugin) Alexander Geleviç Dugin tarafından 1990’lı yılların ortalarından itibaren önem kazanan Avrasyacılık düşüncesi yeni bir kavram değildir. Rus tarihi ve devlet geleneğinin derinliklerinden beslenmektedir. Bu düşünceye göre Rus kültürü, batı ve doğu medeniyetlerinin ortak ürünüdür. Bu açıdan Rus halkı ne Avrupalı ne de Asyalıdır, Avrasyalıdır.

230 Avrasyacı ideoloji, Rusya’nın kendi köklerine dönmesini, dolayısıyla imparatorluk mirasının gereği olan emperyal vizyona dönmesini savunmaktadır. Bu dış politikayla, ittifak politikalında Asya (çin, Hindistan), Ortadoğu (özellikle İran) ile ilişkilere önem verilmektedir. Yeni Avrasyacılık Rusya’nın çok etnisiteli yapısına vurgu yaparak çoğulcu karakterini ortaya koymaktadır. Turani ve Slav öğeleri ağır basmaktadır. Klasik Avrasyacılık Batı karşıtlığına, Yeni Avrasyacılık Anti Amerikancılığa vurgu yapmaktadır.

231 Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Bu proje ABD tarafından Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme girişimidir. Süreç 11 Eylül ile başlamış, Afganistan ve Irak’ın işgali ile devam etmiştir. Yeni dünya düzeninin oluşturulmasında önünde büyük tehdit oluşturan terör ve kitle imha silahlarının yok edilmesini amaçlamaktadır.

232 BOP’un sınırları çok geniştir. Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz, Basra Körfezi, Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini kapsamaktadır. Bu bölgedeki Anti Amerikan tavırları ve İslami radikalizmi kendine tehdit olarak görmektedir. Bu bölgelerin enerji kaynakları bakımından zengin olması ve İsrail’in güvenliği de bu proje ile güvence altına alınmak istenmektedir.

233 ABD’nin Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde 4 aşamalı bir plandan bahsedilmektedir. 1- Kitle imha silahlarının kontrolü 2- Siyasal sistemlerin demokratikleştirilmesi 3- Fakirliğin ortadan kaldırılması 4- Bölgede güvenliğin sağlanması için NATO çatısı altında ortak bir gücün bölgeye konuşlandırılması.

234 2002 tarihli plan, genel olarak incelendiğinde, bölgenin rahata kavuşturulmasının yanı sıra; İslam toplumlarının dinin toplumsal ve siyasal içeriğinin de farklılaştırılmasını sağlayacak bir dizi yeniliğin hedeflendiği görülmektedir. Kadın haklarının genişletilmesi Vehhabi İslam anlayışının engellenmesi amacıyla sufiliğin desteklenmesi

235 İsrail-Filistin sorununun iki devlet esasına göre çözümlenmesi Enerji nakil hatlarının güvenliğinin sağlanması Toplumların eğitim ve refah düzeylerinin yükseltilmesi projenin uzun dönemli ve kalıcı hedefleri olduğunu göstermektedir. ABD, BOP projesini tek başına uygulayamayacağını görerek ittifaklar sistemiyle gerçekleştireceği görülmektedir.


"NÜFUS COĞRAFYASI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ. Nüfus ve Önemi Siyasal Yönüyle Nüfus Nüfusun siyasal bir güç kaynağı olduğu düşüncesi eskilere dayanmaktadır." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları