Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ÇEVRE SORUNLARI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ. Giriş İnsanların doğal kaynakları aşırı derecede sömürmesi ve böylece doğal dengeleri bozması sonucunda çok.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ÇEVRE SORUNLARI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ. Giriş İnsanların doğal kaynakları aşırı derecede sömürmesi ve böylece doğal dengeleri bozması sonucunda çok."— Sunum transkripti:

1 ÇEVRE SORUNLARI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ

2 Giriş İnsanların doğal kaynakları aşırı derecede sömürmesi ve böylece doğal dengeleri bozması sonucunda çok önemli sorunlar ortaya çıkmıştır. Bunlara “Çevre Sorunları” veya “İnsanlığın Ekolojik Sorunları” denmektedir. Ekonomik, ekolojik, teknolojik, sosyolojik ve politik kökenli bu sorunlar yaşamsal düzeyde önemlidir.

3 Çevre kirlenmesi, açlık, susuzluk, canlı türlerinin yok olması, bitki örtüsü ve toprağın tahrip edilmesi, küresel ısınma ve iklim değişimi, ozon tabakasının incelmesi ve delinmesi gibi süreçler, bu sorunların en başta gelenleridir.

4 Çevre Kirliliği Bütün canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen, cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin; hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayıdır. Başlıca kirlilik çeşitleri ise şunlardır: Hava, su, toprak, gürültü ve radyoaktif kirlilik.

5 HAVA KİRLİLİĞİ Hava; yer atmosferini oluşturan, gazlardan oluşmuş, kendine özgü doğal bileşimi olan akışkan bir maddedir. Hacimsel bileşimi bakımından havada, ortalama: % 78 azot, % 21 O₂ ve diğer elementler (helyum, argon, neon, kripton, ksenon, hidrojen, CO₂ vs) bulunur.

6 Havadaki su buharı yer ve zamana göre, son derece değişkendir. Havadaki su buharı oranı “bağıl nem” terimiyle belirtilir. Havada gazların, buharların, katı ve sıvı halindeki çeşitli maddelerin, ayrıca radyoaktif elementlerin, canlı organizmaların hayat şartlarına olumsuz etki yapabilecek miktarda olmasına hava kirliliği adı verilir.

7 Endüstri tesislerinin fazla olduğu kentlerde hava kirliliği de artmaktadır. Demir-çelik, gübre, çimento, petrokimya, tekstil, deri, kağıt, şeker, tarımsal mücadele ilaçları üreten fabrikaların bulunduğu yerlerde ve termik santrallerin kurulu olduğu alanlarda hava kirliliği de fazla olmaktadır.

8 Nüfusu fazla olan kentlerde taşıtların egzoslarından çıkan gazlarda bulunan kurşun oksitler, yanmamış hidrokarbonlar, karbonmonoksitler ve azot oksitler büyük ölçüde kirlenmeye neden olur. Güneş ışınları azot oksitleri etkileyerek sise dönüşür.

9 Havaya karışan kükürtdioksit gibi kimyasal maddeler havadaki nemle birleşerek asitlere dönüşür. Havadaki asit, bitkilere ve yapılara zarar verir. Egzos gazlarının havaya karışarak oluşturduğu karbon monoksit ve hidrokarbonlar da insan sağlığına zarar verir.

10 Kömür, petrol ve doğal gaz gibi ürünlerin yanmasından açığa çıkan gaz ve isin çevreye yayılması da önemli bir hava kirliliğine neden olmaktadır. Hava taşımacılığının son yıllarda büyük gelişme göstermesi, hava kirliliğini artırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir jet uçağı 6000 otomobile eşit olabilecek kadar duman çıkararak havayı kirletmektedir. Nükleer deneyler de atmosferi önemli ölçüde kirletirler.

11 Sera Etkisi Dünya, güneşten gelen ışık enerjisini alır. Bu enerjinin bir kısmı bulutlar ve yer yüzeyi tarafından yansıtılır. Geriye kalan kısım atmosfer ve yeryüzü tarafından toplanır. Buna sera etkisi denir. Sera etkisi olmasaydı yeryüzünde ortalama sıcaklık -18°C olurdu. Oysa bugün ortalama sıcaklık 15°C’dır. Su buharı, bulutlar ve diğer gazlar (CO₂, CH₄, O₃, Hidrokarbon ve Azotprotoksit-N₂O) sera etkisine neden olan başlıca etkenlerdir.

12 Kızılötesi ışınların (-273 derecenin üstünde-mutlak sıfır- tüm katı cisimler enerjisinin bir kısmını ışıma şeklinde dışarı atar) atmosfer tarafından tutulması “sera etkisi” olarak adlandırılır. Çünkü bitki seralarındaki camların iç tarafı, güneş ışınlarını ve nesneler tarafından salınan kızılötesi ışınları tutma özelliğine sahiptir. Camların iç tarafı havanın dolaşımını ve dolayısıyla sıcaklığın taşınarak azalmasını engeller. Bu durum özellikle rüzgar kuvveti dikkate alındığında daha önemlidir.

13 Su buharının atmosferdeki yoğunluğu havanın onu tutma kapasitesi ile belirlenir. CO₂, CH₄ ve su buharı sera etkisine sebep olan başlıca gazlardır. İnsan kaynaklı ek sera etkisinin % 40’ından atmosferdeki CO₂ sorumludur. Bu gazın atmosferdeki oranı giderek artmaktadır yılına göre atmosferdeki CO₂ oranı yaklaşık iki kat artmıştır.

14 Bunun sonucunda kuraklık geniş halk kitlelerini etkiliyor. Biyo-çeşitlilik azalıyor. Buzullar eriyince, deniz seviyesi yükseliyor. Deniz suyu sıcaklıkları artıyor. Doğal denge bozuldukça doğal afetler artıyor.

15 Ozon Tabakasında İncelme Dünya atmosferinin bugünkü bileşimi günümüzden yüz milyonlarca yıl önce bu özelliğini kazanmıştır. Asıl gazların miktarının değiştiği şimdiye kadar gözlenmemiştir. Ancak ekonomik etkinliklere bağlı olarak atmosferde su buharını, ozonun ve karbon gazının miktarı değişir. Örneğin XX.yy’ın başlarından itibaren atmosferdeki karbon gazının miktarı kat artmıştır.

16 Ozon gazı güneş radyasyonunun ultraviyole (morötesi) ışınlarını yutarak onları yeryüzüne bırakmıyor. Ultraviyole ışınlar çok büyük biyolojik etkiye sahiptirler. Deride yanık ve kapanmayan yaraların oluşmasına ve akciğer hastalıklarına yol açabilmektedirler. Bazı bakterileri tamamen yok etmektedirler. Bitkilerde çürümeye ve fotosentezin azalmasına yol açar.

17 Atmosferde çok ince tabaka (1-6mm) şeklinde yer alan ozon katı yer yüzeyindeki canlı dünya için “koruyucu” rolünü oynar. Ozonosfer olarak adlandırılan bu kat orta enlemlerde 20-30km yükseklikte bulunur. Ozon gazının (O₃) miktarı coğrafi enleme, mevsimlere bağlı olarak değişir.

18 Güney kutbu üzerindeki atmosferde yılları arasında ozonun miktarı önceki yıllara oranla % 40 azalmıştır. Ozon miktarının azalmasında endüstri artıkları, çöplerin, aerosollerin yardımıyla havaya atılan ve yukarı katlarda toplanan CFC’ler güneş radyasyonunun etkisi altında flor atomlarına parçalanır ki bunlarda fotokimyasal reaksiyonlar sonucunda ozon katını parçalar.

19 Asitli Yağışların Ormanlar Üzerindeki Etkileri Kömür, petrol gibi yakıtların dumanındaki kükürt dioksitin havadaki su buharı ile birleşerek oluşturduğu H₂SO₄ (sülfirik asit), asit yağmuru olarak yeryüzüne geri dönmektedir. Asitli yağışlarla yüklü bulutlar hava akımlarıyla yüzlerce kilometre sürüklenirler ve asitli yağış olarak yeryüzüne düşerler.

20 Bu yağışlar suların asitlik derecesini artırarak canlılara zarar verir. Ormanlar bu meteorolojik olaylardan büyük zarar görürler. Asitli yağışlar rüzgarlarla taşınan bulutlarla oluştukları için sınır tanımamaktadırlar. Gelişmiş bir sanayi ülkesi komşusu olan az gelişmiş bir tarım ülkesine büyük ölçüde zarar verebilmektedir.

21 Fransa, İspanya, Hollanda, Norveç, İsveç, Almanya, Avusturya, Polonya, İsviçre, Danimarka, Kuzey İtalya ve Kanada ormanları asit yağmurlarından en fazla etkilenen ormanlardır. Özetle, asitli yağışlar doğayı gizli gizli yok etmektedir.

22 Kurşunun Neden Olduğu Çevre Kirlenmesi Teknolojik gelişmeler ve insan etkinlikleri sonucunda çevrenin kurşun ile kirlenmesi giderek artmaktadır. 1- Benzinli motorlu araçların egzos gazları ile kirlenme (artık kurşunsuz benzin kullanılmaktadır). 2- Kurşun üreten ve kurşun kullanan fabrikaların yarattığı kirlenme.

23 Kentlerde yaşayan insanlarda kurşun birikimi kırsal kesim insanlarına oranla daha çoktur. Bu durum insanlarda kan dolaşımı bozukluklarına, sindirim sistemi rahatsızlıklarına ve zehirlenmelere yol açmaktadır.

24 Kentlerde Hava Kirlenmesi Günümüzde dünya nüfusunun büyük bir kısmı kentlerde yaşamaktadır. Kentlerde yaşayan insanların yaptığı etkinlikler sonucunda (Isınma ve endüstri) çeşitli kimyasal maddeler havaya karışmaktadır. Özellikle sanayi kentlerinde temiz havada yaşama olanağı kalmamaktadır.

25 Ev ve endüstri tesislerinden çıkan duman sis ile birleşince hava kirliliği daha da artmaktadır. Kentlerin kuruldukları yerlerdeki topografik ve meteorolojik koşullar da hava kirliliğini artırıcı bir rol oynayabilmektedir. Ankara, Ergani, Elbistan, Yatağan örnekleri

26 Hava Kirliliğine Karşı Alınabilecek Önlemler 1. Sanayi kuruluşları yerleşim alanları dışına taşınmalı. 2. Ulaşımda toplu taşımaya öncelik verilmeli. 3. Baca filtreleri kullanılmalı. 4. Isı yalıtımlı ev ve işyerleri yapılmalı. 5. Şehir içi transit geçişler şehir dışına alınmalı. 6. Ormanlar korunmalı ve yeni ağaçlandırma alanları oluşturulmalı 7. Temiz ve kaliteli yakıt kullanılmalı ve doğal gaz yaygınlaştırılmalı. 8. Yakıtları verimli yakan sistemler kurulmalı. 9. Taşıtlar için uygun yakıtlar üretilmeli, taşıtların gerekli ayarları titizlikle yapılmalıdır.

27 Hava Kirliliğinin Tarihi Eserler Üzerindeki Etkisi Özellikle termik santrallerin bulunduğu bölgelerde, hava kirliliği ve bunu sonucunda oluşan asit yağmurları, ormanlar kadar tarihi eserlere, kültür-uygarlık kalıntılarına da zarar vermektedir. Kirlenen havanın içinde normal havada olmayan yabancı maddelerin bulunması, bunların fotokimyasal reaksiyonlarla ve suyun etkisi ile agresif bir madde oluşturmasına sebep olmaktadır.

28 Örneğin, ozon, sülfirik asit, nitrik asit gibi agresif maddeler kireçtaşı ve mermerler ile reaksiyona girerek önce çatlamalara, sonrada dağılma ve kırılmalara yol açmaktadır. Almanya (Köln katedrali), Yunanistan (Akropolis), Hindistan (Tac Mahal), Ankara (Anıtkabir) bu duruma iyi birer örnektirler.

29 Yanardağ Püskürmelerinin Ozon Katmanına ve İklime Etkileri Antarktika üzerinde ozon tabakasının aşırı incelmesinin ardından, yanardağ püskürmelerinin de iklimde değişmeyi süratlendirmesinin söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Filipinler’deki Pinatubo volkanı 600 yıllık bir aradan sonra 1991 yılında atmosfere büyük miktarda kükürt karıştırmış bulunmaktadır.

30 Atmosferdeki sülfürik asit-su damlacıklarının klorla tepkimeye girmesiyle oluşan klordioksidin Antarktika üzerindeki ozon tabakasında oluşan deliği daha da büyütebileceği iler sürülmektedir. Yanardağ patlamalarının iklim değişikliklerine de yol açabileceği tahmin edilmektedir. Piroklastik maddeler(tefra), kükürt gazları geniş bir kuşak halinde yeryüzünü saracak ve böyle bir durumda dünya sıcaklığında bir azalma olabilecektir.

31 Küresel Isınma yılları arasında dünya nüfusu üç kattan fazla, tüketilen enerji miktarı da 12 kat arttı yılına geldiğimizde ise nüfusumuz % 68, fosil yakıt tüketimimiz de % 73 daha artmıştı. Enerji tüketimi ekonomik büyümeyi, ekonomik büyüme de enerji tüketimini tetikledi.

32

33 Yapılan araştırmalar, hiçbir önlem alınmaması durumunda, 2050 yılında, atmosferdeki CO₂ oranının sanayi toplumu öncesi döneme oranla iki katına çıkabileceğini göstermektedir. Yıllık ortalama küresel sıcaklıkta genel bir yükseliş söz konusudur. Bu sıcaklık güvenilir kayıtların tutulmaya başladığı 1886’da 14.5⁰C iken 1995’te 15.4⁰C’a yükselmiştir. Bu yönelim, ısıyı artıran sera gazlarının, özellikle de kömür ve petrol yakılması sonucunda büyük miktarlar da salınan CO₂’in atmosferdeki miktarının artışıyla yakından ilgilidir.

34 Günümüzde havadaki CO₂ miktarı son 160 bin yıla göre % 30 oranında artmıştır. Bu duruma bağlı olarak 2100 yılına kadar ortalama sıcaklığın 1-3.5⁰C artacağı tahmin edilmektedir. Küresel ısınma insan sağlığını, günlük yaşayış düzenini değiştirmektedir. Flora ve fauna da bu durumdan olumsuz etkilenmektedir.

35 Küresel Isınma (Nat. Geo. Ekim 2007) Endüstri devriminden önce dünyanın atmosferinin içerdiği CO₂ miktarı yaklaşık olarak milyonda 280 parçacıktı. Elektrik için kömür, petrol ve doğal gaz yakmaya geçtiğimizde bu değer yükselmeye başladı. 1950’de 315’e, günümüzde 380’e çıktı ve her yıl yaklaşık olarak milyonda 2 parçacık artıyor. CO₂’in yer yüzeyine her m² için fazladan hapsettiği birkaç watt, gezegenin önemli ölçüde ısınması için yeterli. Daha şimdiden sıcaklığı 0.5°C artırdık.

36 Bu ısınma dünya üzerinde donmuş olan neredeyse her şeyi eritmeye başladı. Mevsimleri ve yağış dağılımını değiştirdi. Deniz seviyesinin yükselmeye başlamasına neden oldu. Milyonda 450 parçacık CO₂ miktarı için bir eşik sayılıyor. Her yıl milyonda 2 parçacık artmaya devam ederse bu sınıra ulaşmamız için 35 yıl kalmış demektir.

37 Dünyadaki karbon salınımının % 25’i ABD’ye ait. Çin ve Hindistan’da hızla gelişen ülkeler ve enerji elde etmek için kömür kullanıyorlar. Dünya genelinde hava yolculuğu karbon salımı kaynakları arasında en hızlı büyüyenidir.

38 Alınması Gerekli Tedbirler 1- Verimlilik ve tasarruf - Araçların yakıt verimliliğini artırmak - Elektrikli aletlerde verimliliği artırmak - Kömürle çalışan santrallerde verimliliği artırmak. 2- Karbon tutulması-depolanması CO₂’i tutacak ve yeraltına depo edecek sistemlerin kurulması

39 3- Düşük karbonlu yakıtlar - Kömürle çalışan termik santrallerin yerine, doğal gaz ile çalışanların yapılması -Nükleer enerji üretiminin günümüzdekinin 3 katına çıkarılarak kömür kullanımına son verilmesi 4- Yenilenebilir enerji-biyo-depolama - Rüzgar, güneş, hidrojen ve etanolün kullanımın artırılması. - Ormansızlaştırmanın önlenmesi ve tarım topraklarının korunması gerekmektedir.

40 TOPRAK KİRLENMESİ Toprak kirlenmesi degredasyon demektir. Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Bunlar, besin zincirinde daha ileri organizmalara geçtikçe, her aşamada giderek artan oranda yoğunlaşır ve zincirin son halkasını oluşturan etçillere önemli zarar verir.

41 Öte yandan bu kimyasal maddelerin sürekli kullanılması, bazı bölgelerde önceden bulunmayan zararlı toplulukların türemesine yol açmıştır. Bunun başlıca nedeni tarım ilaçlarının otçul böcek nüfusunu denetim altına alan etçil böcekleri yok etmesidir. Tarım ilaçlarının bir kısmı denize de sızarak bazı balık türlerini etkilemektedir.

42 Tarım ilaçlarında bulunan DDT karalardaki ve denizlerdeki canlıların üremesini azaltmaktadır. Tarım ilaçlarının biyolojik etkileri üzerinde yapılan yeni araştırmalar, bu maddenin zararlılar üzerindeki etkisinin giderek azaldığını ortaya çıkarmaktadır. Pek çok böcek türü bu maddelere bağışıklık kazanmış durumdadır.

43 DDT (Dichloro Dipenhyl Trichlorethane): Böcek öldürücü kimyasal bir bileşimdir. Sivrisinek, sinek, bit, pire, tahtakurusu gibi; veba sıtma, tifüs, kolera, bağırsak enfeksiyonları vb öldürücü hastalıkların mikroplarına konaklık eden böceklerin çok fazla olduğu ülkelerde DDT değeri büyük bir ilaçtır. Bu maddenin bozulmaksızın uzun süre kalıcı olması, istenmeden insanlara ve besinlere ulaşmasına yol açmaktadır.

44 Aşınma sonucu biriken tortullar, toprağın bozulmasına ve suların bulanıklaşmasına yol açan bir başka etkendir. Tortul üretimi orman, otlak ve tarım alanlarının kötü kullanımından kaynaklanan ve giderek büyüyen bir sorundur. Madencilik ve inşaat etkinlikleri de bu alanda önemli bir rol oynar. Özellikle açık kömür işletmeciliği akarsu havzalarını ve toprağın verimini etkilemektedir.

45 Toprak yenilenemeyen bir kaynaktır. Bu önemli kaynak rasyonel olarak kullanılmalıdır. 1cm² toprak yılda oluşmakta, yılda verimli hale gelebilmektedir. Türkiye topraklarının yalnızca % 14’ü verimlidir.

46 Pestisid (Biyosid); zararlı organizmalarla yapılan savaşta kullanılan kimyasal maddeleri tanımlayan genel terimdir. İnsektisid; Böcekler için kullanılan kimyasal ilaçlar. Herbisid; Yabani otlar için kullanılan kimyasal ilaçlar. Fungusid; Mantarlar için kullanılan kimyasal ilaçlar.

47 Toprakların amaç dışı kullanılmaması gerekir. Bursa ovası bu amaç dışı kullanıma iyi bir örnek oluşturmaktadır. Günümüzde Bursa Ovasının dörtte biri amaç dışı kullanılmaktadır. Sanayinin gelişmiş olması nedeniyle en çok göç alan illerimizdendir. Çarpık kentleşme sürmektedir. Arazi kullanımındaki plansızlıklar, denetim ve kontrollerdeki yetersizlikler ve tarım ürünlerinin beklenen geliri verememesi bu duruma neden olmaktadır.

48 Global Tehlike: Çölleşme Atmosferdeki CO₂ oranı XX.yy’da olağanüstü artmıştır. CO₂ gazı dünyadaki bütün canlıların yaşamını etkilemektedir. Sera etkisi sonucunda XXI.yy içerisinde dünyanın sıcaklığı 1.5 ile 4.5⁰C arasında artacağı tahmin edilmektedir. Sera etkisi, iklimi yakından etkileyerek bazı ülkeleri sular altında bırakırken, bazı ülkelerde de çölleşmeye neden olacaktır.

49 Türkiye’de çölleşmeden etkilenecek ülkeler arasında gösterilmektedir. Sera etkisi sonucunda; 1- Buharlaşma miktarı artacaktır: Buzullar hızla erirken, akarsular ve göller kuruyacaktır. Birçok kıyı kenti ve verimli tarım alanları olan deltalar sular altında kalacaktır.

50

51 2- İklim modelleri değişecektir: Kışlar daha ılık, yazlar daha sıcak geçecektir. Kuraklık bazı bölgelerde yaşamı felce uğratacaktır. Verimli topraklar süratle çölleşecektir. 3- Canlı türleri azalacaktır: Sera etkisi, çevre kirliliği, yerleşme biçimi değişikliği gibi etkiler birleşince bazı bitkiler ve hayvan türleri ortadan kalkacaktır.

52 4- Büyük fırtınalar doğacaktır: Dünyanın aşırı ısınması şiddetli fırtınalara sebep olacaktır. Bütün bunlara karşı alınması gereken tedbirler arasında; fosil yakıtların kullanılmasının azaltılması, alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapılması ve orman varlığının korunması gelmektedir.

53 Anız Yakılarak Toprağa Verilen Zararlar Tahıl ekininin hasattan sonra tarlada kalan bitki saplarına Anız denilmektedir. Köylüler tahıl saplarının toprağı yeniden sürerken zorluk çıkardığını göz önüne alarak bu anızları yakmaktadır. Anızların yakılması toprağa büyük zarar vermektedir. Anız yakma sonucu, topraklar erozyona açık hale gelmektedir.

54 Topraktaki verim azalmaktadır. Anız yangınları topraktaki mikroorganizmaları, yararlı böcekleri, bakteri ve mantarları öldürmektedir. Toprak organik madde bakımından fakirleşmekte ve geçirgenliği azalmaktadır.

55 Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Açlık, halen birçok insan için sürekli bir tehdit halinde olup, dünyanın; uzun dönemde, artan yiyecek ve diğer tarım ürünleri talebine cevap verip veremeyeceği belli değildir. Dünyanın nüfusu 1993’te 5.5 milyar iken 2025’te 8.5 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Gıdaya olan talep artarken, yiyecek üreten alanların verimliliği azalmaktadır. Erozyon, tuzlanma, ozon tabakasının incelmesi gıda üretimini azaltabilir.

56 Dünyanın en iyi gıda üreten alanları halen kullanıldığı için, tarımdaki ihtiyacı karşılama, esas olarak tarımdaki verimliliği artırma şeklinde olmalıdır. Sürdürülebilir toprak kullanım politikaları, havzalar gibi bölgesel ekosistemlerin sağlığını da korumaya yetecek kadar büyük çapta bir planlamayı teşvik etmelidir.

57 İnsanların gelecekte araziye yatırım yapmalarını teşvik etmek gerekmektedir. Bu teşvikler arasında; toprak sahibi yapmak, kaynaklara ve finans desteklerine ulaşmasını sağlamak ve ürünlerini uygun fiyatlarla pazarlamasını sağlamak gelir. İnsanlar, bir yandan üretimi artırırken, diğer taraftan toprağı koruyan ve rehabilite eden teknoloji ve tarım sistemlerini kullanma konularında bilgi ve eğitime ihtiyaç duymaktadır

58 Bu konular çevreye zarar vermeyen sürüm, nöbetleşe ekim, bitki besinleri kullanmak (organik gübreler) gibi metotlar yanında ormanda yapılan ve ormanı da koruyan tarım tekniklerini, teraslamayı ve ara tarımı da kapsar. Hem modern hem de geleneksel toprak koruma teknikleri uygulanmalıdır.

59 Gıda üretimini çeşitlendirmek ve artırmak, ayrıca besi hayvanlarının kalitesini iyileştirmek için, dünyadaki bitki ve hayvan genetik kaynak çeşitlerini daha iyi kullanmak gerekmektedir. Zararlılardan dolayı kaybedilen gıda miktarı, toplam ürünün % 25’ine ulaşmaktadır. Besin zararlılarına karşı kimyasal kontrol etkili olmakla birlikte, bu tür ilaçların aşırı kullanımı hem maliyet hem de insan ve çevre sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

60 Tarımsal ilaç kullanımını en aza indirmek için tercih edilecek seçenek; biyolojik kontrol, dirençli bitki ve uygun çiftçilik yöntemlerini içine alan bütünleşmiş bir yönetimdir. Bu teknik, gıda üretimini garanti altına aldığı gibi, hem maliyeti azaltır hem de çevreye daha az zarar verir. Biyolojik kontrol: Zararlı organizmaların diğer canlılarla denetlenmesi. Yani zararlıların doğal düşmanlarından yararlanmak.

61 SU KİRLENMESİ Yeryüzünde yaşamın, iklimin, havanın, toprağın, bitkilerin, canlı organizmaların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin biçimlenmesinde suyun rolü çok büyüktür. Okyanuslar, denizler, göller, akarsular, bataklıklar, yer altı suları ve buzullar dünyanın başlıca su kaynaklarıdır.

62

63 Tatlı su kaynaklarının kirletilmesinin başlıca nedenleri; nüfusun aşırı artması sonucu ortaya çıkan kentleşme ve endüstrileşmedir. Bunlar yalnız içme suyu rezervlerini değil, akarsuları, gölleri ve denizleri kirleten gelişmelerdir. Ökümen alanlar dünyada giderek daha geniş alanlar kaplamaktadır.

64 Kentlerde kurulan kanalizasyon sistemleri, çöp alanları, fabrikalar su kaynaklarını kirletmektedir. Yolcu ve yük taşıyan deniz taşıtları ve kullanılan tarım ilaçları da su kirliliğine neden olmaktadır. Suların kirlenmesi çeşitli hastalıklara da davetiye çıkarmaktadır. Tifo, kolera, dizanteri, sıtma gibi.

65 Sularda Kirletici Etki Yapabilecek Unsurlar (WHO) 1- Bakteriler, virüsler ve diğer hastalık yapıcı canlılar; suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden olan organizmalar. İçme suyu temini açısından hijyenik kirlenme önemli bir sorun oluşturur. 2- Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme; ölmüş hayvan, bitki artıkları ve tarımsal artıklar.

66 3- Endüstri Atıkları; özellikle toksik maddeler çok zehirleyicidir (siyanür, arsenik vb). 4- Petrol ve çeşitli yağlar 5- Sentetik deterjanlar 6- Radyoaktivite 7- Zirai mücadele ilaçları 8- Yapay kimyasallar 9- İnorganik tuzlar 10-Tarımsal gübreler

67 Dünya’da ve Türkiye’de Su Kıtlığı

68

69 Dünya’daki toplam suyun sadece % 3’ü tatlı sudur. Bu suyun da yaklaşık % 70’i kutup bölgelerindedir. 6 ülkeye içme suyu sağlayan Çad Gölü’nün % 95’i kurumuştur. Dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü’nün % 60’ı kurumuş ve büyük bir çevre felaketi yaşanmıştır. Günümüzde dünya genelindeki su tüketiminin yaklaşık % 70’i tarımda, % 22’si sanayide ve % 8’i de il ve ilçelerde kullanılmaktadır. Bütün bu veriler bize suyun daha verimli kullanılması gerektiğini göstermektedir.

70 Türkiye’de yenilenebilir su potansiyeli 234 milyar m³ olup, bunun 41 milyar m³’ü yer altı suları, 193 milyar m³’ü yerüstü sularından meydana gelmektedir. Teknik ve ekonomik anlamda tüketilebilecek yüzey ve yer altı suyu miktarının 110 milyar m³ olduğu belirlenmiştir.

71 Uluslar arası ölçütlere göre; bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için yılda ortalama kişi başına m³ su potansiyeline sahip olması gerekir. Su potansiyeli 1000m³’ten az olan ülkeler su fakiri kabul edilmektedir. Kişi başına düşen kullanılabilir su potansiyeli 3690m³ olan Türkiye, dünya ortalaması olan 7600m³’ün oldukça altında olmasından dolayı su fakiri ülkeler arasındadır. Su zenginliği açısından kişi başına düşen su miktarı bakımından ilk sırayı m³ ile Kanada alırken; Ürdün’de 138, İsrail’de 124m³ su düşmektedir.

72

73 Denizlerde Kirlenme Denizlerde meydana gelen kirlilik; 1- Deniz kıyıları boyunca kurulmuş bulunan yerleşim merkezleri ve sanayi tesislerinden 2- Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından 3- Gemi ve diğer deniz araçlarından meydana gelmektedir.

74 Basra Körfezi’ndeki kirlilik: Körfez Savaşı, Harg Adası’ndaki Abadan petrol rafinerisi. Karadeniz’in kirlenmesi; Tuna Nehri Petrol tankeri ve petrol platformlarında meydana gelen kazalar. İstanbul Boğazı’nda meydana gelen kazalar.

75 Deniz suyundan CaCO₃ emerek kireçtaşı oluşturan küçük hayvancıklar tarafından meydana getirilen mercan kayalıkları denizlerdeki kirlenmeden etkilenmektedir. Denizlere dökülen petrol, aşırı balık avlanması ve yoğun turist akını mercan kayalıklarını tehdit etmektedir.

76 Türkiye’nin Taraf Olduğu Önemli Sözleşmeler Ramsar Sözleşmesi (İran-1971): Sulak alanların ve ekolojik olarak bu sulak alanlara bağımlı olan su kuşlarının listelenmesi ve korunması amaçlanmaktadır. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio-1992): Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesidir. Bern Sözleşmesi (1979): Avrupa’nın yaban hayatı ve yaşam ortamlarını koruma sözleşmesi.

77 Barselona Sözleşmesi (1976): Akdeniz’in kirlenmeye karşı korunmasına ait sözleşme. Bükreş Sözleşmesi (1992): Karadeniz’in kirlenmeye karşı korunması sözleşmesi.

78 Ötrofikasyon: Tarım alanları, sanayi tesisleri ve kentlerden göle verilen suların içerisinde bulunan aşırı miktardaki azot, fosfor, organik madde gibi elementler alg popülasyonun hızla artmasına yol açar. Bu durum suda çözünmüş oksijen oranını azaltarak, balık gibi canlıların ölümüne yol açar. Bu durum, özellikle dışarıya bağlantısı olmayan kapalı havzalarda çevresel sorunlara neden olur.

79 Bireylerin tatlı su üzerindeki etkilerini azaltmak için alınabilecek önlemler Daha az ürün satın almak Daha besleyici, daha az et içeren bir beslenme biçimini benimsemek Çimenlik alanlarda ve bahçelerde doğal bitkiler, çimler kullanmak ve yalnızca doğal yağıştan yararlanmak Su ve enerji verimli cihaz ve tesisatlar kullanmak Sulak alanları ve akiferleri korumak Yerel su yönetimini daha iyi hale getirmeye çalışmak.

80 Katı Atık-Çöp Sorunu Atık, ihtiyaçlarımızı karşılamak için kullandığımız maddelerin, o an için kullanılmayan veya kullandıktan sonra atılan kısmıdır. Sanayide, ulaşımda, tarımda, turizmde, inşaat sektöründe, üretim yaparken, hizmet verirken, çok sayıda madde ve malzeme biçim değiştirir. Bu faaliyetler için enerji sağlarken ve enerji kullanırken gaz, sıvı ve katı halde çeşitli atıklar ve artıklar ortaya çıkar.

81 Atık yönetiminde ana ilke; atıkların kaynağında azaltılması, çıkan atıklarında mümkün olan en yüksek oranda geri kazanılarak, yeniden kullanılması olmalıdır. Atıklar üç bölümde ele alınabilir; evsel, tehlikeli ve tıbbi atıklar.

82 1- Evsel Katı Atıklar Dünya genelinde evsel atıkların toplanması başlı başına önemli bir sorundur. Toplanan çöplerin çevre kirliliğine yol açması ve çöplüklerin çevresinde yaşayanların sağlığını tehdit etmesi, hemen her ülkede yaşanmaktadır. Belediyelerin en çok uğraştığı, kamuoyunu memnun etmek için ilgilendiği sorunların başında çöplerin toplanması ve yaşanılan yerden uzaklaştırılması gelir.

83 2- Tehlikeli Atıklar Tehlikeli atıklar, sanayi tesislerinden ve tarım ilaçlarından ortaya çıkan atıklardır. Başlıca tehlikeli atıklar; tehlikeli madde ile kontamine olmuş ambalajlar (boya kutuları, kimyasal kapları vb), üzerinde tehlikeli işareti bulunan ambalajlar (yanıcı, parlayıcı, toksik), atık yağlar (motor, makine çeşitli solüsyonlar), asbest, pestisid vs gibi atıklardır.

84 Çevre sorunlarının birçoğu kullanılan bazı kimyasal ürünlerden kaynaklanmaktadır. Sanayide kullanılan CFC, alüminyum gibi maddeler de tehlikeli atıklar arasındadır.

85 3- Tıbbi Atıklar Hastane atıkları, diğer evsel katı atıkların dışında havada, suda ve toprakta kalıcı özellik gösteren ve ekolojik dengeyi bozan atıklar olduğundan tehlikeli atık sınıfına girmekte ve bu tür atıkların üretim, taşıma, depolama ve ortadan kaldırılmasına ilişkin özel önlemler alınması gerekmektedir. Kan ve bunlarla kontamine olmuş nesneleri, ameliyat giysilerini, diyaliz, karantina atıklarını, kesik vücut parçalarını enjektörleri özel olarak ortadan kaldırılması gerekmektedir.

86 Bazı atıkların doğada kalma süreleri Pet şişe-ömür boyu Cam şişe-1 milyon yıl Pil-100 yıl Alüminyum ve teneke kutu-50/100 yıl Naylon poşet-10/20 yıl Plastik kaplamalı süt kutusu-5 yıl Kağıt-2/5 ay

87 Gelişmiş bazı ülkeler çöp sorununu nasıl çözümlüyor? Almanya’da yılda 300 milyon ton çöp toplanmaktadır. Bunların değerlendirilmesi şöyledir: Atık kağıtlar tekrar işlenip gazete kağıdına dönüştürülüyor. Gazete kağıdı üretiminde kullanılmış kağıt miktarı % oranındadır. Meşrubat sanayinde yıkanıp tekrar kullanılan şişe miktarı % civarındadır.

88 Hurdaya çıkan elektronik ürünlerin kullanılabilir kısımları tekrar değerlendirilmekte, geri dönüşümü sağlanamayan kısımları üretici firmalarla birlikte çevreye zarar vermeden yok edilmektedir. Hurda otomobillerin kullanılabilir kısımları tekrar değerlendirilmektedir. Bazı otomobil firmaları yeni araba alanlara, hurda otomobilleri karşılığında hurda indirimi yapmaktadır.

89 Plastiklerin % 20’si üretime yeniden kazandırılmaktadır. Danimarka atıkların % 30’unu yeniden kullanıyor. Atıkların % 90’ı yakılarak enerji elde ediliyor. Çevre kirliliğine yol açmaması için çöplerin depolanması yasaklanmış durumdadır.

90 Fransa’nın başkenti Paris’teki İrvy çöp fabrikası, Paris çöpünün 2/3’ünü yakarak 150 bin konutun elektrik enerjisini ve şehrin ısıtılmasında kullanılan enerjinin % 20’sini ürettiği buharla sağlamaktadır. Fransa’da 20 adet çöp yakma merkezi bulunmaktadır.

91 Çöplüklerde metan gazı Şehirlerden toplanan katı atıklar deponi denilen yerlerde biriktirilerek, toprağa gömülür ya da bazı teknikler uygulanarak üst üste yığılır. Yığma ve gömme teknikleri uygulanırken, atık kütlesi içinde zamanla oluşacak gazların atık yığınını terk etmesi için havalandırma sistemleri kurulur. Metan gazı borularla yüzeye çıkarılır.

92 Metan gazı borularla yüzeye çıkarılmazsa patlama kaçınılmaz olur. Ayrıca patlama sonucu deponi dağlarında çökme ve kayma olması, yangın, zehirleyici ve kötü kokular başlıca sakıncalı yönleridir. İyi planlanmış deponilerde oluşan gazların uygun tekniklerle toplanarak değerlendirilmesi mümkündür.

93 İstanbul Ümraniye Hekimbaşı çöplüğü 28 Nisan 1993 tarihinde patlamış ve oluşan kayma sonucunda 27 kişi ölmüş ve 12 kişi kaybolmuştur. Türkiye’de 1 yılda ortaya çıkan çöp tutarı 25 milyon tondur. Bunun yaklaşık % 12’si (3 milyon ton) geri dönüşebilir ambalaj artığıdır. Depozito uygulamasına da işlerlik kazandırılması önemlidir.

94 GERİ DÖNÜŞÜM

95 İÇİNDEKİLER  Geri dönüşüm nedir?  Geri dönüştürülebilir ürünler  Geri dönüşüm sisteminin basamakları  Geri dönüşümün önemi  Geri dönüşüm: Kağıt endüstrisi-Piller  Geri dönüşüm ile ilgili bazı önemli notlar  Ülkeler ve çabaları  Tüketici olarak neler yapabiliriz!

96 Geri Dönüşüm Nedir ? Yeniden değerlendirilme imkanı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesine geri dönüşüm denir. TDK: Atıkların yeniden değerlendirilmesi durumu. Geri Dönüşümde Amaç Kaynakların lüzumsuz kullanılmasını önlemek ve atıkların kaynağında ayrıştırılması ile birlikte atık çöp miktarının azaltılması olarak düşünülmelidir.

97 Hangi Atıklar Geri Dönüştürülebilir?  Demir  Çelik  Bakır  Alüminyum  Kurşun  Piller  Kağıt  Plastik  Kauçuk  Cam  Motor yağları  Atık yağlar  Akümülatörler  Araç lastikleri  Beton  Röntgen filmleri  Elektronik atıklar  Organik atıklar

98 Geri Dönüşüm Sisteminin Basamakları 1.Kaynakta ayrı toplanması; Değerlendirilebilir nitelikli atıkların oluştukları kaynakta çöple karışmadan ve kirlenmesine izin verilmeden ayırarak toplanması. 2.Sınıflama; Bu işlem kaynağında ayrı toplanan malzemelerin cam, metal plastik ve kağıt bazında sınıflara ayrılmasını sağlayacaktır. Kaynağında sınıflara ayrılması zaman, nakliye ve işçilikten tasarruf yapılmasını sağlayacaktır. 3.Değerlendirme; Temiz ayrılmış kullanılmış malzemelerin ekonomiğe geri dönüşüm işlemidir. Bu işlemde malzeme kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğrayarak yeni bir malzeme olarak ekonomiye geri döner. 4.Yeni ürünü ekonomiye kazandırma; Geri dönüştürülen ürünün yeniden kullanıma sunulmasıdır.

99 NEDEN GERİ DÖNÜŞÜM ÖNEMLİ? 1.Doğal Kaynaklarımız Korunur; Doğal kaynaklarımız dünya nüfusunun artması ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi nedeni ile her geçen gün azalmaktadır. Bu nedenle malzeme tüketimini azaltmak, değerlendirilebilir nitelikli atıkları geri dönüştürmek sureti ile doğal kaynaklarımızı verimli kullanmak zorundayız. Bu nedenle geri dönüşüm doğal kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için son derece önemli bir işlemdir. Örneğin; kağıdın geri dönüşümü ile ormanlarda ağaçların daha az kesilmesini sağlamış oluruz. Benzer şekilde plastik atıklarının geri dönüşümü ile petrolden tasarruf sağlanabilir.

100 2.Enerji Tasarrufu Sağlanır; Geri dönüşüm malzeme üretiminde endüstriyel işlem sayısını azaltmak suretiyle enerji tasarrufu sağlar. Örneğin; metal içecek kutularının geri dönüşümü işleminde bu metaller direkt olarak eritilerek yeni ürün haline dönüştürüldüğünde bu metallerin üretimi için kullanılan maden cevheri ve bu cevherin saflaştırılma işlemlerine gerek olmadan üretim gerçekleştirilebilmektedir. Bu şekilde bir alüminyum kutunun geri dönüşümünden % 96 oranında enerji tasarrufu sağlanabilir. Benzer şekilde katı atıklarda ayrılan kağıdın yeniden işleme sokulması için gerekli olan enerji normal işlemler için gerekli olanın % 50’si kadardır. Aynı şekilde cam ve plastik atıkların da geri dönüşümünden önemli oranda enerji tasarrufu sağlanabilir.

101 3.Atık Miktarı Azalır; Geri dönüşümün uygulanması ile çöplere giden atık miktarında azalma sağlanarak bu atıkların taşınması ve depolanması işlemleri için daha az miktarda alan ve daha az enerji kullanılmış olur. Evsel atıklar için bu azalma ağırlık olarak fazla olmamakla birlikte hacimsel olarak bakıldığında oldukça önemli bir oran teşkil etmektedir. 4.Geri Dönüşüm Geleceğe ve Ekonomiye Yatırım Demektir; Geri dönüşüm uzun vadede verimli bir ekonomik yatırımdır. Hammaddenin azalması ve doğal kaynakların hızla tükenmesi sonucunda ekonomik problemler ortaya çıkabilecek ve işte bu noktada geri dönüşüm ekonomi üzerinde olumlu yapacaktır. Yeni iş imkanları sağlayacak ve gelecek kuşaklara doğal kaynaklardan yararlanma olanağı sağlayacaktır.

102 GERİ DÖNÜŞÜM Kağıt Endüstrisi Kağıt, kültürel ve sanayi alanındaki yeri ile insanlığın en önemli ihtiyaç maddelerinden biri olup, kağıt sanayinin gelişmesi bir ülkenin sanayi ve kültürel gelişmişlik düzeylerinin belirleyici etmenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hurda Kağıdın tekrar kağıt imalatında kullanılması: hava kirliliğini %74-94, su kirliliğini % 35, su kullanımını % 45 azaltabilmektedir.

103 Atık Kağıt Geri Dönüşümünün Avantajları Kullanılmış kağıtlar çöpe atıldığında üç ay içinde bozulmaktadır. Oysa kağıdın altı kez (her dönüşüm esnasında kağıt lifleri bir miktar incelir ve kullanılabilir, özelliğini kademe kademe kaybeder) geri dönüştürülmesi mümkündür. Kullanılan kağıt ve karton ürünlerinin çöpe atılmak yerine geri kazanım amaçlı değerlendirilmesi sayesinde yalnızca hammadde temini sağlanmış olmakla kalmayıp aynı zamanda ülke ekonomisi de büyük kazanç sağlayacaktır. Atık Kağıdın Ekonomik Yararları  Kağıt üretimi için gerekli olan ağaç kesimleri minimuma indirilerek orman varlığının korunması sağlanacak,  Hammadde yetersizliği nedeniyle ithalatı azaltacak,  Pahalı bir maliyeti olan selüloz üretim tesislerine yatırım yapması gerekmeyecektir,  Geri kazanım sektörü sayesinde yeni iş olanakları ortaya çıkacak ve istihdam artışı sağlanacaktır,

104  Kağıdın bünyesinde bulunan bazı maddeler geri kazanıldığında kimyevi madde tasarrufu sağlanmış olur,  Üretimin atık kağıt kullanılarak yapılması halinde üretimde kullanılan kimyasalların daha az tüketilmesi dolayısıyla çevre kirliliği azalacaktır. Atık Kağıtlar İle Yapılan Üretimler Ülkemizde toplanan atık kağıtlarla yapılan üretimler  Dış ambalaj kutuları / buzdolabı, T.V. Vb.  Kromo karton (ilaç, deterjan ve diğer ambalaj kutuları)  Temizlik kağıtları (peçete, mendil, tuvalet kağıdı vb.)  Yazı kağıtları (defter, kitap)  Yumurta kartonları  Çatı kaplamaları şeklinde sıralanmaktadır. Atık kağıt kullanım oranları: 2001-% 66, 2002-% 74, 2003-% 79.6

105 PİLLER Pillerin insan sağlığına ve çevreye çok büyük zararları vardır. Piller cıva, kadmiyum, kurşun, çinko, mangan, lityum, demir, nikel, kobalt ve kimyasal maddelerden üretilir. Bu pillerin gelişigüzel çöplere atılması, doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortama verilmesi çevre açısından büyük tehlikeler yaratır. Metaller toprağa ve oradan da yeraltı sularına karışabilir. En başta toprak kullanılmaz hale gelir ve metallerin yarattığı su kirliliği sudaki ekosistemi alt üst eder. Etkilenen sadece su ekosistemi değil, aslında tüm ekosistemdir. Zaman içerisinde bu etkiler insanlar üzerinde de görülür. Atık pillerin sebep olduğu hastalıklar başında, nörolojik bozukluklar, merkezi sinir sistemi hastalıkları, kanser, böbrek ve karaciğer hastalıkları gelir. Pillerin içindeki tüm maddelerin zararı kimi zaman öldürücü boyuta ulaşabilir. Maddeler daha önce de belirtildiği gibi toprağa karışarak hayvanların yediklerinden ya da sulardan insan vücuduna karışır. Ayrıca bir küçük kalem pil 4 metrekare toprak kirletir ve bu toprağı üretim yapamaz hale getirir.

106 Mesela kadmiyum, insanlarda yüksek tansiyona, kalp hastalıklarına, akciğer kanserine ve kansızlığa neden olur. Kadmiyum; - İtai – itai ve akciğer hastalıklarına, prostat kanserine, kansızlığa, doku tahribine, - Anfiyen ve kronik neval tübüler bozukluğa ve böbrek üstü bezlerin tahribine neden olur. Kurşunun meydan getirdiği olumsuzluklar vücudun hassaslaşması, kuvvetten düşme, uykusuzluk, kabızlık, zihin bulanıklığı, böbrek hastalıkları ve felç olarak sıralanabilir. Kurşun; işitme bozukluğuna, sinir iletim sisteminde ve hemoglobin bileşiminde düşmeye, kansızlığa, mide ağrısına, böbrek ve beyin iltihaplanmasına, kısırlığa, kansere ve ölüme neden olmaktadır.

107 Sinir sisteminin cıva bileşiklerine karşı çok yüksek hassasiyeti vardır. Bunun yanında vücuda alınan civanın beyin ve böbrekler üzerinde de ağır tahribatlar yarattığı yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. Bunun yanında cıva konsantrasyonunun vücutta yükselmesi tansiyon yükselmesine, kalp krizine, deride kızarıklık ve yaralar oluşması ile gözlerin zarar görmesine neden olabilir. Cıva doğada bozulmaz. Cıva ve cıva bileşikleri halk ve çevre sağlığı bakımından çok tehlikeli ve toksittir. Akan pildeki cıva hızla deri veya solunum yolu ile vücuda girebilir. Bu maddenin eser miktarda suda bulunması dahi ciddi tehlike oluşturur. İçme suyu veya gıda zinciri yolu ile insan vücuduna giren cıva; - Parastezi, ataksi, dişartri ve sağırlık gibi nörolojik bozukluklara, - Merkezi sinir sisteminin tahribine ve kansere, - Böbrek, karaciğer, beyin dokularının tahribine, - Kromozomları tahrip edip sakat doğumlara neden olmaktadır.

108

109 GERİ DÖNÜŞÜMLE İLGİLİ BAZI ÖNEMLİ NOTLAR YERYÜZÜNDE KULLANILAN 77 BİN KİMYASAL MADDEDEN ANCAK % 10’U SAĞLIĞIMIZA VE ÇEVREYE ETKİLERİ AÇISINDAN ARAŞTIRILMIŞ; KANSOREJEN OLDUKLARI VE YAŞAM SİSTEMLERİNİ TEHDİT ETTİKLERİ TESPİT EDİLMİŞTİR. 1 LİTRE MOTOR YAĞI 800 BİN LİTRE İÇME SUYUNU 3.7 LİTRE BENZİN 3 MİLYAR LİTRE İÇME SUYUNU KİRLETEBİLMEKTEDİR AKDENİZE HER YIL 650 BİN TON PETROL, 120 BİN TON YAĞ, 60 BİN TON DETERJAN, 100 BİN TON CİVA, 38 BİN TON KURŞUN, 21 TON ÇİNKO, 320 BİN TON FOSFOR, 800 BİN TON AZOT AKITILIYOR. PİLİN YAPIMI İÇİN HARCANAN ENERJİ AYNI PİLİN ÜRETTİĞİ ENERJİNİN 50 KATIDIR. ŞARJLI PİL KULLANIN.

110 METAL VE PLASTİK GERİ DÖNÜŞÜMÜNDE İSE, YENİ AMBALAJ ÜRETİMİNE GÖRE % 95 ENERJİ TASARRUFU SAĞLANIR. SENEDE 9 BİN “DC-10”TİPİ UÇAK İMALİNE YETECEK KADAR ALÜMİNYUM KUTU ÇÖPE ATILIYOR BİR ALÜMİNYUM KUTU ÜRETİMİ İÇİN HARCANAN ENERJİ BİR TELEVİZYONU 3 SAAT ÇALIŞTIRABİLİR. ORMANLAR ISIYI YAZIN 5-8 DERECE DÜŞÜRÜR. KIŞIN 1-3 DERECE YÜKSELTİR. NEMİ SABİT TUTAR.

111 İSTANBUL’DA TÜKETİLEN 150 BİN TON KAĞIT GERİ KAZANILSA TÜRKİYE’DE YILDA 38 KM2 AĞAÇLIK ALAN KORUNABİLİR. DÜNYA 1 DAKİKADA 20,8 HEKTAR ORMAN ALANINI KAYBEDİYOR. KULLANILAN KAĞIT BEBEK BEZLERİ İÇİN MİLYARIN ÜSTÜNDE AĞAÇ KESİLMEKTE İKİ YAŞINA KADAR HER BEBEK İÇİN 20 AĞAÇ TÜKETİLMİŞ OLUYOR. ÜLKEMİZDEKİ ATIK SULARIN YAKLAŞIK %78’İ ARITILMADAN IRMAK,GÖL,DENİZLERE BIRAKILIYOR. SU KAYNAKLARININ % 75’İ TARIMDA, % 10’U ENDÜSTRİDE, % 15 MESKENLERDE KULLANILMAKTADIR. TÜRKİYE SU ZENGİNİ BİR ÜLKE DEĞİLDİR YILINDA 80 MİLYON OLACAĞIMIZI VARSAYARSAK KİŞİ BAŞINA SU TÜKETİMİ 1000 M3 ALTINA DÜŞECEKTİR.

112 1 ton kullanılmış kağıdın geri kazanımıyla, 17 Adet ağacın kesilmesi engellenmiş olur VE ATMOSFERDEN 30 KĞ ATIK AZALTILIR. KAĞIT ÜRETİMİNDE GERİ KAZANILMIŞ KAĞITLAR; % 40 KULLANILDIĞINDA ENERJİ TÜKETİMİ % SU TASARRUFU %60-80, HAVA KİRLİLİĞİ %90 EKONOMİYE KAZANDIRILMAKTADIR. Bir büro elemanının yılda 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe attığını. Ülkemizde yılda yaklaşık bir milyon kağıtla gereksiz yazışma yapıldığını. İnsanların birbirine gönderdiği kağıtların % 44’ünün okunmadığını. Yeryüzündeki petrolün sadece % 4 lük bir kısmı plastik üretimi için kullanılmaktadır.

113 Bir büyük kayın ağacının 72 kişinin günlük oksijen ihtiyacını karşıladığını. 1975’teki bir araştırmaya göre; okyanuslarda dolaşan gemiler yılda yaklaşık kg plastik torbayı denizlere boşaltırlar. Dünya yüzeyi henüz bir plastik çöplüğüne dönmemişse, bunun nedeni denizlerin dibinin çöplük olarak kullanılmasıdır. Bez torba kullanmakla haftada 6 plastik torbayı kullanımdan çıkartmış oluruz. Bu da ayda 24 torba, yılda 288 ortalama bir yaşam (77 yaş) süresince de torba eder. Ülkemizde her 5 kişiden sadece biri bunu yapsa yaşamımız süresince 31 milyar plastik torba kullanımdan kalkmış olur. Plastik alışveriş torbaları petrol türevi bir termoplastik olan polietilen mamulüdür. Dolaysıyla plastik torba kullanımındaki azalma, bir ülkenin dışa bağımlılığında da bir azalma demektir.

114 ÜLKELER VE ÇABALARI HANGİ ÜLKE NASIL MÜCADELE EDİYOR? BANGLADEŞ: Plastik torba kullanımını yasaklanmış. ÇİN: Plastik torba kullanımını paralı yapmıştır. Çin sadece torbaları paralı yapmakla her yıl 37 milyon fıçı petrol tasarruf edecek. ABD: San Francisco kentinde alışveriş merkezleri ve eczanelerde petrol bazlı poşet kullanmak yasaklandı. FRANSA: Paris’te plastik poşet kullanımı bu yıl yasaklandı. Yasak 2010 yılından itibaren tüm ülke genelinde uygulanacak. HİNDİSTAN: Plastik poşet Yeni Delhi ve Bombay başta olmak üzere 4 eyalette yasak. TAYVAN: Plastik poşetin yanı sıra tek kullanımlık plastik çatal bıçak ve kaplara da yasak uygulanıyor.

115 KENYA: 2008’den itibaren bu poşetleri yasaklıyor. GÜNEY AFRİKA: İnce plastik poşetleri kullanmak yasak. Daha rahat dönüştürülebilenlerin kullanımı serbest. UGANDA: İnce plastik poşetler yasak, kalınlara ise vergi getirildi. RUANDA: 2005’te plastik torba kullanımını yasakladı. MAKEDONYA: Çevreyi kirlettiği gerekçesiyle naylon poşet kullanımının yasaklanmasını öngören yasal düzenleme (temmuz 2009) yapıldı. 6 ay içinde çarşı ve pazarlarda kese kağıdı uygulamasına geçilecek ve uymayanlara 6 bin Avro para cezası kesilecek.. İRLANDA: Her plastik poşete 20 cent vergi uygulanıyor. Kullanım % 90 azaldı..

116 Bizde sadece siyah torba yasak ! Türkiye'de siyah plastik torbayla mücadelede ilk adım İstanbul Büyükçekmece Belediyesi'nden geldi. Daha sonra Akçay, Bartın, Kocaeli, Kilis, Karasu, Samsun, Edirne belediyeleri de bu poşetleri yasakladı. İl ve ilçelerde, birbiri ardına gelen yasaklamalardan sonra, geçen eylül ayında Türkiye Belediyeler Birliği, encümen kararıyla ülke genelinde siyah poşet kullanımını toptan yasakladı. Ancak bu sevindirici gelişmeye rağmen, halen bakkallarda ve pazarlarda siyah naylon torba kullanımına devam ediliyor. Tüketici dernekleri, yerel yönetimlerin pazaryerlerini denetleyip tüketiciyi kesekâğıdı kullanımına yönlendirmesinin önemine dikkat çekiyor. Bir plastik torbanın kaliteli olup olmadığını kokusundan ve dokunulduğunda çıkardığı sesten anlamak mümkün. Kaliteli poşet kırıştırırken ses çıkarıyor. Kalitesiz poşetlerde katlandığında bu sesi duymak mümkün değil. Ayrıca kaliteli poşet kokusuz oluyor, kalitesizlerinse yaydığı kötü bir koku var.

117 Çukurova Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin yaptığı araştırmaya göre kanserojen madde içeren siyah poşetlerin, doğada çözülmesi 1000 yıldan fazla zaman almakta. Mücadeleci çevre örgütlerinin yıllar süren girişimleri zaman zaman sonuç veriyor, ancak halen plastik poşetlerin sadece yüzde 1'i geri dönüştürülüyor, yüzde 99'u yüzlerce yıl doğada kalıyor.

118 TÜKETİCİ OLARAK NELER YAPABİLİRİZ! Evlerimizde; Temizlik yaparken zehirli kimyasallar yerine doğal temizlik ürünlerini kullanabiliriz; arap sabunu, sirke, soda Organik boyalar ve doğal cilalar kullanabiliriz. Paketlenmiş meyve sebze yerine manav usulü alışveriş yapabiliriz. Cam şişe ve kavanozları, kağıtları ve alüminyum kutuları ayrı toplayıp geri kazanımını sağlayabiliriz. Plastik kapları tekrar kullanabiliriz. Doldurulabilir pilli ürünler alabiliriz. Geri dönüşümlü kağıttan yapılma kırtasiye ürünleri kullanabiliriz. Eski giysi, havlu ve çarşafları temizlik bezi yapabiliriz. Alışveriş torbalarını tekrar kullanabiliriz. Daha özenli alışveriş yaparak az tüketebiliriz.

119 Yıkanmış çamaşırlarımızı açıkta kurutabiliriz, çamaşır kurutma makineleri çok yüksek miktarda elektrik harcar. Ev eşyalarımıza uzun süreli dayanıklılık için iyi bakabiliriz. Bulaşık ve çamaşır makinelerimizi tam dolunca çalıştırabiliriz. Sıcak su için güneş enerjisi kullanabiliriz. Televizyonlarımızı ana kumandasından kapatarak kırmızı bekleme düğmesinin sürekli çektiği elektrikten tasarruf edebiliriz. Evlerimize akıllı sayaçlar taktırıp elektrik tüketimini ve maliyetini azaltabiliriz. Evlerimizin içinde ve dışında suyumuzu tasarruflu kullanmak için özen gösterebiliriz.

120 *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım. Bir mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı,bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

121 Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır. İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, bir haberi duyurur. Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj,kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.

122 AZ TÜKETELİM !... TEKRAR KULLANALIM !... GERİ KAZANALIM !...

123

124 KAYNAKLAR

125 RADYOAKTİF KİRLENME NÜKLEER SANTRALLER VE KAZALARI

126 RADYASYON Dalga, parçacık veya foton olarak adlandırılan enerji paketleri ile yayılan enerjidir. Radyasyon, daima doğada var olan ve birlikte yaşadığımız bir olgudur. Radyo ve televizyon iletişimini olanaklı kılan radyo dalgaları; tıpta, endüstride kullanılan x-ışınları; güneş ışınları; günlük hayatımızda alışkın olduğumuz radyasyon çeşitleridir.

127 Radyasyon kaynakları doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır: Doğal radyasyon kaynakları:Doğadaki azot gibi maddeler, toprakta bulunan radyasyon, güneşten gelen radyasyon, insan vücudunda yapı taşı görevi yapan kimyasal maddelerden gelen radyasyon. Yapay radyasyon kaynakları:Nükleer reaktörler, parçacık hızlandırıcılar, x ışını makineleri, yakıt işleme tesisleri, radyoaktif izotop kullanımı, nükleer silah ve bombalar..

128

129 Doz ( rem )Etkileri Kandaki ufak değişmeler dışında bariz etkisi yok 80 – 120Kusma, bulantı (kişilerin % 5-10’unda), yorgunluk 130 – 170 Kusma ve bulantı (kişilerin % 25’inde), radyasyon hastalığının diğer belirtileri 180 – 220Kusma ve bulantı (kişilerin % 50’sinde), Ölüm yok 270 – gün tüm kişilerde kusma, sonra radyasyon hastalığının diğer belirtileri, radyasyondan 2-4 hafta sonra %20 ölüm, nekahet devresi yaklaşık 6 ay sürer. 400 – gün tüm kişilerde kusma, radyasyon hastalığı belirtileri, 1 ay içerisinde % 50 ölüm, nekahet süresi 6 ay. 550 – saat sonra tüm kişilerde kusma, % 100’e yakın ölüm, pek az yaşayabilenlerde nekahet süresi 6 ay saat içinde tüm kişilerde ölüm, büyük bir ihtimalle kurtulan olmaz hafta içerisinde tüm maruz kalanlar ölür.

130 RADYASYONDAN KORUNMA YOLLARI Çevremizdeki pek çok cihaz ( TV, Radyo, Cep Telefonları, Röntgen, Tomografi, Tıbbi cihazlar vs.) büyük oranda radyasyon kaynağıdır. Bu nedenle radyasyondan tamamen kurtulmak mümkün değildir fakat zararlarını en aza indirmek mümkündür. Eğer telefonla konuşma çılgınıysanız kulaklık kullanmaya özen gösterin. Kullanmadığınız elektronik aletleri kapatın ya da fişten çıkartın Çamaşır veya bulaşık makineleri çalışırken yakınında bulunmayın vb. Televizyonu en az 2 m. uzaklıktan seyredin.

131 RADYOAKTİVİTE Atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanan bir enerji türüdür. Çekirdek tepkimesi sonucu ortaya çıkar. Radyasyon yayan nesneler radyoaktivite olarak adlandırılır.

132 RADYOAKTİF MADDELER İNSANLARA NASIL ULAŞIR ? Atmosferdeki radyoaktif maddeler yağışlarla yeryüzüne düşmekte, akarsulara karışmakta, bitkiler tarafından absorbe edilmekte, buradan ot yiyenlere, oradan da et yiyenlere geçerek gıda zincirinin üst halkasını teşkil eden insanlara ulaşmaktadır.

133 Radyoaktivitenin çevreden insana ulaşma yolları

134 RADYOAKTİF KİRLENME Nükleer santrallerden çıkan atıklar çok fazla radyoaktiviteye sahiptir. Bu atıklar alfa ve beta radyasyonları yayarlar ve işin bu kısmında çevre kirlenmesi ve özellikle su kirlenmesi ile ilgili problemler ortaya çıkar.

135 Radyoaktif kirlenme kaynakları ve etkileri açısından global bir özellik gösterir. Karasal ortamdaki kayalarda ve denizsel ortamdaki sedimentlerde radyoaktif maddeler bulunduğu gibi, atmosferde de kozmik ışınların etkisiyle radyoaktivite oluşur. Ayrıca insanların ürettiği yapay radyoaktif maddeler de karada, suda ve havada etkili olmaktadır.

136 RADYOAKTİVİTENİN İNSANLARA VERDİĞİ ZARARLAR

137 RADYOAKTİF MADDELERİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

138 RADYOAKTİF MADDELERİN ZARARLARI

139 Kısaca, radyasyon kirliliği, etrafa elektron yayan ve adları “radyoaktif maddeler” olan maddelerin enerji santralleri ve nükleer silahlarda kullanılması sonucunda meydana gelmektedir. Bunun dışında bazı fosil yakıtlarda az da olsa radyoaktif madde bulunabilmektedir. Ülkemizde Muğla –Yatağan Termik Santralinde yakılan linyit kömürlerinde radyoaktif madde bulunduğuna ait basında çıkan yazılarda bu konuda bazı açıklamalar bulunmaktadır.

140 RADYOAKTİF ÇALIŞMALARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR Katı veya sıvı düşük konsantrasyonlarda meydana gelen radyoaktif maddeler, konsantrasyonları arttırıldıktan sonra çimentoyla karıştırılıp bloklar halinde dondurulmalıdır. Dondurulan bu bloklar çelik kaplara konmalı ve ağızları iyice kapatılmalı ve bu kaplar daha önceden belirlenmiş yere götürülmeli ve toprağa gömülmelidir.

141 NÜKLEER ENERJİ Ağır radyoaktif atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması sonucu çok büyük bir miktarda enerji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir.

142 TÜRKİYE NÜKLEER ENERJİ KAYNAKLARI BAKIMINDAN EN ZENGİN ÜLKELERDEN BİRİDİR…

143 ABD103 NS%20Rusya31NS%16 Fransa59 NS%80Slovakya5NS%56 Belçika7 NS%56Ukrayna15NS%49 İspanya9 NS%24İsviçre5NS%32 İsveç10NS%45İngiltere19NS%20 Japonya29NS%55Bulgaristan4NS%42 G.Kore20NS%45Ermenistan1NS%43 Litvanya1NS%70 NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ BULUNAN ÜLKELER VE NÜKLEER ENERJİ KULLANIM ORANLARI

144 NÜKLEER SANTRAL Bir veya daha fazla sayıda nükleer reaktörün yakıt olarak radyoaktif maddeleri kullanarak elektrik enerjis inin üretildiği tesistir. Radyoaktif maddelerin kullanılmasından dolayı diğer santrallerden farklı ve daha sıkı güvenlik önlemlerini, teknolojileri içerisinde barındırır.

145 NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİNİN DAĞILIMI

146 NÜKLEER SANTRALLERİN YARARLARI Nükleer santraller dünyada kullanılmaya başlandığından beri birçok konuda yarar sağlamaktadır. 1. Potansiyel rezervleri yüksektir. 2. Hammadde hacmine göre çok yüksek miktarda enerji sağlar. 3. Hammadde maliyet fiyatları çok düşüktür. 4. Nükleer santrallerde diğer santrallere göre daha az arazi kullanır. 5. Nükleer atıkların geri dönüşümü söz konusudur.

147 NÜKLEER SANTRALLERİN ZARARLARI 1. Radyoaktivite nedeniyle gerek üretimden önce, üretim aşamasında ve gerekse atıklar nedeniyle tehlike arz eder. 2. Nükleer santrallerde kaza riski yüksektir. 3. Kullanılmış yakıtın reaktörlerden alınarak işleme tesislerine ve çıkan yüksek seviyeli atığın ise gömülmesi için taşınması gerekmektedir. Bu esnada da potansiyel tehlike söz konusudur.

148 BUGÜNE KADAR ÇEVREYE ZARAR VEREBİLECEK ÖZELLİKTEKİ NÜKLEER SANTRAL KAZALARI 1957 yılında İskoçya'da meydana gelen Windscale kazası; bu kazada reaktörün civarına bir miktar radyasyon yayılmakla beraber ölümle veya akut radyasyon hastalığıyla sonuçlanan bir olay meydana gelmemiştir yılında ABD'de meydana gelen Three Mile Island kazası: Normal bir işletim arızası, ekipman kaybı ve operatör hatası ile kazaya dönüşmüş, ancak kısmi reaktör kalbi erimesi meydana gelmesine rağmen reaktörü çevreleyen beton koruyucu kabuğun sayesinde çevreye ciddi bir radyasyon sızıntısı olmamıştır.

149 2011 yılında Japonya'da Fukişima Reaktör Patlaması kazası: Honşu adası açıklarında meydana gelen deprem, tsunami oluşumuna sebep oldu ardından elektrik şebekesine zarar verdi ve santralin jeneratörlerini su bastı, bu da santralde bir elektrik kesintisine neden oldu. Bunu takip eden soğutma eksikliği santralde kısmi erime ve patlamalara neden oldu sonuçta atmosfere radyoaktif madde salınmasına sebep olan olaylar gerçekleşti.

150

151 ÇERNOBİL FACİASI 1986 yılında Ukrayna'da meydana gelen Çernobil kazası: Bu kaza insan ölümüne neden olmuş tek ticari nükleer santral kazasıdır.

152 Çernobil Kazası, 26 Nisan 1986 yılında gerçekleşen bu kazanın yankıları günümüzde de hala devam etmektedir. Çünkü kaza bütün Kuzey Yarım Küreyi hem fiziki hem de sosyal olarak etkilemiştir. Ukrayna’nın Kiev kentinde yaşanan bu kazada her ne kadar en çok etkilenen ülkeler Ukrayna, Rusya ve Beyaz Rusya olsa da diğer ülkelerde de çeşitli etkiler görülmüştür. Kazadan sonra panikleyen halk, aslında birçok başka farklı sonucun da ortaya çıkmasına neden olmuştur.

153

154 Çernobil sonrası ortaya çıkan görüntüler

155 Kaza sonrası yayılan radyasyonun insanlar üzerindeki etkisi

156

157 ÇERNOBİLİN ETKİLEDİĞİ ALANLAR Faciadan en büyük hasarı ise Ukrayna ve Beyaz Rusya gördü. Radyoaktif bulutların yayılımı: nisan: İskandinavya, Finlandiya, Belçika. 28 nisan - 2 mayıs: Doğu ve Orta Avrupa, Güney Almanya, İtalya, Yugoslavya, Ukrayna ve Doğu Bloğu. 1-4 mayıs: Balkanlar, Romanya, Bulgaristan. 2 mayıs ve sonrası: Karadeniz ve Türkiye.

158 ÇERNOBİL FACİASINDAN ETKİLENEN ALANLAR

159 ÇERNOBİL’İN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ Hazırlanan raporda, yer alan bilgilere göre; Çernobil Nükleer Güç Santrali’nin patlamasının ardından Türkiye üzerinden radyasyon yüklü bulutun geçişi sırasında şiddetli yağmur alan Bulgaristan ve Yunanistan sınırındaki Trakya bölgeleri, Doğu Karadeniz kıyıları Türkiye’nin en fazla radyoaktif kontaminasyona (çevresel bulaşma) maruz kalan bölgeleri oldu.

160 Çernobil Kazasından Sonra Yapılan Araştırmalar Sonucunda Çay Ürünlerinde Radyoaktif Maddeler Bulunmuştur. İllere ve yıllara göre çaydaki ortalama sezyum radyoaktivitesi

161 ÇERNOBİLİN VAN GÖLÜNDEKİ ETKİSİ Dünya, Japonya'da meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki depremin ardından patlayan Fukişima-Daiçi Nükleer Santrali'ndeki sızıntının korkusunu yaşarken, Van'da Türk ve yabancı bilim adamları tarafından 7 yıldır sürdürülen bir araştırma sonucunda: Van Gölü'nün dibinde 1986 yılında Ukrayna'da patlayan Çernobil Nükleer Santrali'nin radyoaktif serpintisinin izi bulunmuştur.

162 BU GÖRDÜKLERİNİZE RAĞMEN HALA NÜKLEER SANTRAL KURMAK İSTİYOR MUSUNUZ?

163 KAYNAKLAR Güven.K.C., Öztürk.B., Deniz Kirliliği Temel Kirleticiler ve Analiz Yöntemleri, Tüdav Yayınları, No:21 Güney. Emrullah,Çevre Sorunları Coğrafyası, Gündüz Eğitim ve Yayımcılık Güney. Emrullah,Genel Ortam Kirlenmesi,Yay.Palme, 2008,Ankara Büke.T., Muğla Yöresindeki Termik Santrallerin Kül Örneklerinde Radyoaktivite Ölçümleri ve Radyolojik Risklerin Değerlendirilmesi, 2002, Muğla kirlilik zehirlenme.blogspot.com Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye'de Kanser, Türk Tabipleri Birliği, Nisan, 2006, s.65

164 Müjgan Oral, Ayşenur Cerrah Celayir, “Radyasyonun Fetus ve Yenidoğan Üzerine Etkileri”, Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, -, İSTANBUL, TR

165 mlWww.forumalev.net mlWww.forumalev.net korunma-yollari-nelerdir/#ixzz1aBPLj7A5 korunma-yollari-nelerdir/#ixzz1aBPLj7A5 hp?t= hp?t= /phy00543.htm 0/phy00543.htm

166 HAZIRLAYANLAR SAL İ HA OKUMU Ş NO: SEV İ M ALKAN NO: YAD İ GÂR U Ğ UR NO:

167 Nüfus Artışı ve Yarattığı Çevre Sorunları Çevre sorunlarının temelinde nüfusun hızlı artışı gelmektedir. Jeologlar, IV. Jeolojik Zaman’a Antropojen adını da vermektedirler. Paleolitik’te yaşayan insan sayısının 3 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Mezolitik’te 10 milyona, Neolitik’te 50 milyona ulaştığı tahmin edilmektedir. Neolitik’teki gelişmeler nüfus artışında büyük bir canlanmaya yol açmıştır.

168 Geçmiş yüzyıllarda epidemik hastalıklardan milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Avrupa’da XV. Yy’da kolera epidemisinden 20 milyon kişi hayatını kaybetmiştir. 1918’de başlayan İspanyol Nezlesi’nden milyonlarca kişi hayatını kaybetmiştir. Salgın hastalıkların ve savaşların olmadığı dönemlerde dünya nüfusu süratle artmıştır.

169 Günümüzde dünya nüfusuna her on yılda 1 milyar kişi eklenmektedir. Ancak nüfus artışı kıtalar arasında önemli farklılıklar gösterir. Coğrafi keşiflerle birlikte Amerika ve Okyanusya Kıtası’nın nüfusu artmış, Afrika’daki zenci nüfus ise köle olarak taşınmıştır.

170 2000’li yıllarda insanlığın başını ağrıtacak üç önemli sorun bulunmaktadır. Bu sorunlar kısaca 3P olarak tanımlanmaktadır. Population (Nüfus) Poverty (Yoksulluk) Pollution (Kirlenme)

171 Bunlardan özellikle nüfus patlamaya hazır bir bombadır (demographic explosion-population bomb) Yoksulluk ve kirlenmenin asıl nedeni de nüfusun aşırı artmasıdır. Nüfus artışı doğal kaynakları zorlamaktadır. Nüfus artışı ökümen alanların genişlemesine, kentleşmenin sürat kazanmasına yol açmaktadır.

172 İnsanların refah düzeyi arttıkça daha fazla tüketmektedirler. Nüfus artışıyla ormanlar zorlanmaktadır. Daha fazla tarım alanı açmak için bozkır ve savanlar zorlanmaktadır. Daha çok su ürünleri sağlamak için okyanus ve denizlerdeki balık popülasyonu tüketilmektedir. Böylece denizler su çölüne dönmektedir.

173 Nüfusun aşırı artışı gecekondulaşmaya neden olmaktadır. Gecekondulaşma sağlıksız kentleşme demektir. Gecekondulaşmaya birlikte; katı atık, koku, hava, ses kirlenmesi ortaya çıkmakta, tarım alanları daralmakta ve peyzaj (görüntü) kirliliği ortaya çıkmaktadır. Bu durum suç oranlarında artışa da neden olabilmektedir.

174 Nüfus Büyüklüğü ve Artış Hızı Günümüzde dünya nüfusu 7 milyarın üzerindedir. Nüfus artış hızı ise % 1.3 civarındadır. Nüfus artış hızında bir yavaşlama söz konusu olsa da; nüfus miktarındaki fazlalık nedeniyle her yıl dünya nüfusunu 100 milyon kişi katılmaktadır. Bu sayı daha önce hiçbir dönemde olmadığı kadar yüksektir.

175 Nüfus artışının büyük bir kısmı gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir yılında dünya nüfusunun 8.5 milyara, 2100 yılında ise 11.5 milyara ulaşması beklenmektedir. Bu kadar yüksek düzeyde bir nüfus artışının çevre üzerinde yaratacağı baskıda o oranda büyük olacaktır.

176 Nüfus Dağılımı ve Yerleşimi Günümüzde nüfusun giderek daha büyük bir bölümü kentlerde yaşamaktadır (% 60). Hızla büyüyen kentler ekosistemler üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Kıyılarda kurulmuş olan büyük kentler kıyı ekosistemleri üzerinde onarılmaz yaralar açmıştır. Hızla büyüyen kentler çevrelerindeki tarım alanlarının; yerleşme, sanayi ve ulaşım alanları haline gelmesine sebep olmuştur.

177 Kentlerde yaşayanlar yakın çevresindeki su kaynaklarını kirletmekte, ormanları yok etmekte ve havayı kirletmektedirler. Dünya kentlerinin büyük bir bölümünde kanalizasyon ve toksik sanayi atıkları çoğu zaman hiç arıtılmadan sulara akıtılmakta ve insan yaşamını tehdit etmektedir.

178 Çevrenin Nüfus Üzerindeki Etkisi Çevredeki değişmeler de nüfus ve ona bağlı değişkenler üzerinde etkili olmaktadır. Sanayi ulaştırma ve ısınmada kullanılan fosil kaynaklı yakıtlar atmosfere yaydıkları “sera” etkisi yaratan gazlarla atmosferin ısınmasına neden olmaktadır. Sera etkisi sonucu meydan gelen küresel ısınma insan yaşamanı doğrudan etkilemektedir.

179 İçme sularında meydana gelen kirlenme yaşam kalitesini düşürmektedir. Hava kirliliği nedeniyle solunum sistemi hastalıkları artmaktadır. Hava ve su kirliliği gibi faktörler de göçe sebep olacaktır. 1950’li yıllarda “yeşil devrim” diye anılan uygulamalarla kimyasal gübre ve ilaçlarla yılda birkaç ürün alınmaya çalışılmıştır. Ancak bir süre sonra toprak erozyonu ve verim azalması olayı ile karşılaşılmıştır.

180 Benzer şekilde fazla sulanan topraklarda tuzlanma sorunuyla karşılaşılmıştır. Bu da verim azalması ve çevre sorunları şeklinde insan yaşantısını etkilemiştir. Bu genel çerçeve içerisinde nüfus ve çevre arasındaki ilişkinin en özet sunumu, şu formülle yapılabilir.

181 I = P x A x T I, çevre üzerindeki etki P, Nüfus A, Toplumun refah düzeyi ya da kişi başına tüketim T, tüketim için gerekli ancak çevre için zararlı teknoloji

182 Bu anlatımda, teknoloji ve tüketim seviyesi ne olursa olsun, kişi sayısının artmasının çevre üzerinde olumsuz etkiler de artıracağı görülmektedir. Aynı şekilde, nüfus artışı sıfır bile olsa, kişi başına tüketimdeki artışlar çevre kirlenmesini de artıracaktır. IPAT modeline göre yapılan hesaplamalarda bir Amerikalı bir Bangladeşliye göre çevre üzerinde 140 kat daha etkilidir. Çünkü kişi başına tüketimi çok fazladır. Aynı zamanda Amerika’daki nüfus fazlalığı da göz önüne alınırsa çevre üzerindeki etkisi 400 kata çıkmaktadır.

183 Yoksulluğun Azaltılması Yoksulluğun birçok sebebi vardır. Açlık, cahillik, sağlık hizmetleri ve çocuk bakımındaki yetersizlikler, işsizlik ve nüfus baskısı başlıca nedenlerdir. Yoksulluğa karşı geliştirilen programların amacı, insanların sürdürülebilir olarak daha iyi bir şekilde hayatlarını kazanmalarını sağlamaktır.

184 Yoksul insan, yabancı yardımlara ve gıda sevkiyatına bağlı kalmak yerine, kendi kendine yeter bir duruma gelmelidir. Yoksul ülkelerde; bugün işsiz olanlara, kazancı yeterli olmayanlara ve her geçen gün sayısı artan potansiyel işgücüne çalışma imkanı sağlamak için ekonomik kalkınmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

185 Ulusal hükümetlerin kalkınmayı teşvik etmesinin bir yolu da yerel gruplara ve kadınlara daha fazla sorumluluk ve kaynak verilmesidir. Mikrokredi: Hedefi özellikle yoksul kadınlardır. Fikir babası Bangladeşli Muhammed Yunus’tur. Grameen Mikrokredi Programı olarak da bilinir. Türkiye’de faaliyetlerine 2003 yılında Diyarbakır’da başladı. Muhammed Yunus 2006 yılında Nobel Barış ödülü aldı.

186 Yerel halkın doğal kaynakların korunmasına ve sürdürülebilir şekilde yönetime katılması gerekmektedir. Ayrıca bölgelerindeki doğal kaynaklarda da pay sahibi olmaları gerekmektedir. Daha üretken olmak için birçok insanın daha çok eğitime ve öğretime ihtiyacı vardır. Bilinçli aile planlamasına ihtiyaç vardır.

187 SES KİRLENMESİ Gürültü, insan sağlığını en az su ve hava kadar etkilemektedir. Gürültü insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz olarak etkilemekte, geçici ve kalıcı işitme bozuklarına yol açmaktadır. Kalp krizi, yüksek tansiyon ve ülser gibi kronik rahatsızlıklara neden olabilir. Gürültü fizyolojik ve psikolojik dengeleri bozabilmektedir.

188 Kişinin iş performansını azaltır ve hatta yok eder. Çevrenin sakinliğini ortadan kaldırır. Kısaca, yaşam kalitesini bozar. Gürültü, insan ve çevresi üzerinde etkileri giderek artan bir kirlenmedir (Cacophonie). Endüstri devriminden sonra, ses kirlenmesinin boyutları çok fazla artmıştır.

189 Endüstri devrimi ile birlikte sesin hem çeşidi ve hem de frekansı yükselmektedir. Bu durumdan insanların sinir sistemi etkilenmekte ve strese girmektedirler. Gürültünün sesi yükseldikçe tansiyon da yükselmektedir. Sesin frekansı, ses dalgalarının saniyedeki titreşim sayısıdır. “hertz” ile ölçülür. Gürültü ölçü birimi desibeldir (dB). 0 desibel insan kulağının ancak duyabileceği kadar hafif bir sesin şiddetidir.

190 IŞIK KİRLENMESİ Işık kirliliği, yanlış yerde, yanlış miktarda, yanlış yönde ışık kullanılmasıdır. Gereğinden fazla ve yanlış yerde ışık kullanmak etkisiz aydınlatma demektir. Bunun sonucu olarak ışığı üretmek için harcanan enerjinin önemli bir kısmı da boşa gitmektedir.

191 Işık Kirliliğinin Çeşitleri Işık Taşması (Tecavüzü): Işığın istenmeyen ya da gerekmeyen yeri aydınlatması. Göz kamaşması: Gözün alışık olduğu aydınlatma düzeyini aşıp görme yetisinin bozulması ve nesnenin görünürlüğünün kaybolması. Eğer ışık kaynağı, aydınlattığı nesneden daha belirgin ise aydınlatma kötüdür.

192 Dikine Işık: Doğrudan gökyüzüne giden ışık. Sözün tam anlamıyla boşa giden uzayda kaybolan ışıktır. Astronomlar ve gökyüzünü seyretmek isteyen herkes için en kötü ışık kaynağı budur. Şehirlerin üzerinde uçaktan görülen ışık denizi, çoğunlukla yukarıya doğru yanlış yönlendirilmiş ışıklardır. Aşırı Miktarda Işık: Belli bir işin yapılması için gereken aydınlatma miktarını aşan ışık. Fazla ışık her zaman iyi aydınlatma demek değildir.

193 Işık Kirliliğinin Kaynakları Yol, cadde ve sokak aydınlatmaları Park, bahçe ve spor alanlarının aydınlatılmaları Turistik tesislerin, dış cephelerin aydınlatmaları Reklam panoları Güvenlik amacıyla aydınlatma Evlerden, binalardan taşan ışıklar

194 Işık kirliliği boşa giden para demektir. Işık kirliliği doğal hayatı etkiler. Göçmen kuşlar göç yolları üzerinde yer alan yanlış aydınlatmalardan etkilenmekte ve hayatlarını kaybetmektedir. Uluslar arası Karanlık Gökyüzü Birliği’nin yaptığı bir araştırmaya göre, yanlış uygulamalarla dış aydınlatmalarda kullanılan ışığın % 30 kadarının boşa gittiği belirlenmiştir.

195 BESİN KİRLENMESİ Besin kirlenmesine yol açan kaynakları üçe ayırmak mümkündür: Biyolojik Kimyasal Radyolojik kaynaklı kirleticiler. Biyolojik kaynaklı kirlenmeler genellikle insan kaynaklıdır. İnsan dışkısındaki coliforme- colimorfi (koli basili) insan sağlığı için çok zararlıdır.

196 Diğer hayvan ve böceklerden geçen mikroplar da önemli bazı hastalıklara yol açabilir. Kimyasal kirleticilerin yaygınlığı ve etkisi daha fazladır. Pestisidlerin (en tanınmışı DDT) kullanımındaki artış toprak ve bitkilerde kalan artık maddelerde (residues) artışa neden olmuştur. Besinlerde katkı maddesi olarak kullanılan birçok kimyasal ürün de ciddi sağlık sorunları yaratmaktadır.

197 Sodyum benzoat ve benzoik asit kansere yol açmaktadır. Renklendirici boyalar ile meyve esansları bronşiyel astım ve alerjiye neden olmaktadır. Çernobil Kazası’ndan sonra ekin ve otlaklarda radyasyon miktarı artmış ve bunlardan beslenen hayvanlardaki (et ve süt) radyasyon miktarı da artmıştır.

198 Türkiye’de bu durumdan etkilenen ülkeler arasındadır. Özellikle Doğu Karadeniz’de yetişen çay ve fındık bu durumdan etkilenmiştir. Trakya’da hayvansal ürünler de Çernobil felaketinden etkilenmiştir.

199 KÜLTÜREL ÇEVRE BOZULMASI Kültürel çevre insan eli ile oluşturulur. İnsan tarafından oluşturulan kültürel çevre, yine insan tarafından bozulabilmektedir. Tarihi dönemler boyunca insanlar gelecek kuşaklara birçok eser bırakmıştır. Kayalara işlenen yazıtlar, Mağaralara işlenen resimler, peribacalarının işlenmesi, anıt mezarlar, tarihi binalar, heykeller, kaleler, höyükler, antik kentler bu eserlerin başlıcalarıdır.

200 Kentleşme ve kıyıların turizme açılması antik kentler için önemli bir tehlikedir. Höyükler, tümülüsler çeşitli nedenlerle iş makineleri tarafından tahrip edilmektedir. Bu tarihi yapıların birçoğu korumasızdır. Anadolu ilk çağ kültürü, kültürel bir felaket ile karşı karşıyadır. Anadolu’nun kimliğini oluşturan yapılar ve belgeler giderek yok olmakta ve kimliksizleşmektedir.

201 19.yy ortalarından başlayarak birçok tarihi eser yurt dışına kaçırılmıştır. Tarihi eser kaçakçılığı günümüzde de sürmektedir. Osman Hamdi Bey (Asar-ı Atika Nizamnamesi 1884-Eski Eserler Tüzüğü-Tarihi Eserlerin yurt dışına çıkışının önlenmesi) Berlin-İstanbul-Bağdat demiryolu. Tarihi eserler 2863 sayılı (1983) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile korunmaktadır.

202 Schliemann ve Troya Schliemann, İliada’yı iyice okuyup inceledikten sonra, Homeros’un anlattığı Troia’nın, yani İlios kentinin, Çanakkale’nin (Hellespont) güneyinde yer alan Hisarlık Tepesi’nde olduğunu keşfetmiştir. Schliemann 1873’de Truva hazinelerini bulmuş ve yurt dışına kaçırmıştır (Priamos hazinesi). 1876’ta Yunanistan’da eşi Sophie ile birlikte Mikonoslulardan kalma Kral Agamennon’un Maskesi’ni buldular.

203 Kentlerin kültürel kimliklerinin yok olmasına neden olan olayların başında savaşlar gelir. I. ve II. Dünya Savaşları, Bosna-Hersek Savaşı, Afganistan Savaşı. Urbicide: Bir şehri tarihi ve kültürel dokusuyla birlikte yok etmek. Aşırı nüfuslanma, sağlıksız şehirleşme, turizm, endüstrileşme de kentlerin kimliğini yok edebilmektedir.

204 ÇEVRE SORUNLARI İLE İLGİLİ ANLAŞMALAR Antartika Anlaşması (1959): Antartika Kıtası’nın sadece barışçıl ve iyi niyetli (uluslar arası işbirliği ile bilimsel amaçlı) olarak kullanılmasını garantiye almak. Bazı ülkelerin toprak istekleri ve diğerleri tarafından onaylanmaması sorunlarını ertelemek, kara ve deniz sınırını 60 derece güney enlemi olarak uygulayan bölgesel yönetim için uluslar arası forum sağlamak.

205 Zararlı Atık Maddeler Anlaşması (1989): Zararlı atık maddelerin elden çıkarılması ve sınır ötesi hareketlerini kontrol etmek için ortaya konmuş bir anlaşmadır. Yok olma Tehlikesi Olan Türler Anlaşması (1973): Türleri yok olma tehlikesi olan doğal bitki ve hayvan türlerinin uluslar arası ticareti ve korunmasına yönelik ortaya konmuş bir anlaşmadır. Deniz Çöplüğü Anlaşması (1972): Zehirli atık maddeler ve çöp dökmek suretiyle meydana gelen deniz kirliliğini kontrol etmek ve bu anlaşmaya ilave olarak bölgesel anlaşmaları teşvik etmek amacıyla imzalanmıştır.

206 Sulak Alanlar Anlaşması (1971): Sulak alanların bugünkü ve gelecekteki kayıplarını ve çok aşırı derecede gelişmesini durdurmak, sulak alanların temel ekolojik fonksiyonlarını ve onların ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonel değerlerini görüp tanıyarak onaylamak. Ozon Tabakası Koruma Anlaşması (1987): Ozon tabakasına zarar veren maddeleri kontrol ederek azaltmak.

207 Antartika- Çevre Protokolü (1991): Antartika çevresinde geniş çaplı korumayı ve Antartika Anlaşması tarafından geniş çaplı rapor edilen saha araştırmalarına başvurarak bağımlı ve yardımcı ekosistemi kurmayı sağlamak. Çölleşme ile Savaşma Anlaşması (1994): Çölleşme ile savaşmak, ortak anlaşmalar ve uluslar arası işbirlikleri tarafından desteklenen uzun süreli stratejiler geliştirilerek ulusal eylem programları ile kuraklığın etkilerini hafifletmek. İklim Değişmesi (1992): İnsanların iklim değişikliği yönünde yaptıkları etkileri en aza indirgemek, atmosferdeki sera gazı toplanmalarını dengede tutmayı başarmak.

208 ÇEVRE SORUNLARI İLE İLGİLİ SÖZLEŞMELER Barcelona Sözleşmesi ( ): Akdeniz kıyılarının kirlilikten arındırılması ve denizdeki canlıların korunmasını amaçlıyor. 1- Gemilerden yayılan kirliliğin denetlenmesi ve yasaklanması. 2- Akdeniz ülkelerinde Özel Koruma Sahaları oluşturulması ve biyolojik çeşitliliğin korunması. 3- Akdeniz’in kara kaynaklı kirlilikten korunması.

209 4- Akdeniz’in kıta sahanlığı veya deniz dibinde yapılan araştırma ve üretimden doğan kirlilikten korunması. 5- Zararlı atıkların sınır ötesi taşınmasından doğacak kirlilikten Akdeniz’in ve kıyı ülkelerinin korunması 6- Afet durumlarında Akdeniz’in kirlilikten korunması

210 Stockholm Çevre Bildirgesi (1972): İLKE 1- Özgürlük, eşitlik ve kaliteli bir çevrede onurlu ve yeterli yaşam şartları sağlanmış olarak yaşamak insanların temel bir haklarıdır. İnsan, aynı zamanda, bugünkü ve gelecek kuşaklar için çevreyi koruma ve iyileştirmenin ciddi sorumluluğunu da taşır. İLKE 2- Dünyanın hava, su, toprak, bitki ve diğer canlılar gibi doğal kaynakları ve özellikle doğal ekosistemlerin özgün örnekleri, bugünkü ve gelecek kuşaklar için gerektiği şekilde yönetilerek korunmalıdır.

211 İLKE 3- Yerküremizin hayati kaynakları yenileyebilme kapasitesi korunmalı ve gerektiği biçimde iyileştirilmeli ve restore edilmelidir. İLKE 4- Şu anda birtakım olumsuz faktörlerin etkisiyle tehlikeye düşmüş olan doğal hayatı ve habitatını korumak ve akıllıca yönetmek insanın özel bir sorumluluğudur.

212 İLKE 5- Dünyanın yenilenemeyen kaynakları bir gün tükenmelerini önleyecek biçimde kullanılmalı ve bunların yararlarını bütün insanlığın paylaşması sağlanmalıdır. İLKE 6- Zararlı etkilerini yok edilemeyeceği oranda ısının ve zehirli maddelerin çevreye yayılması, ekosistemlerin onarılamaz bir biçimde tahrip olmasına yol açmadan durdurulmalıdır. Bütün ülkelerin insanlarının çevre kirliliğine karşı yürüttükleri haklı savaş desteklenmelidir.

213 İLKE 7- Devletler, insan sağlığına, canlı kaynaklara ve deniz yaratıklarına zarar veren deniz kirliliğini önlemek için her türlü önlemi alacaklardır. İLKE 8- Ekonomik ve sosyal kalkınma insana iyi bir yaşam ve çalışma ortamı sağlama ve dünyamızda yaşam kalitesini yükseltecek şartları hazırlama yönünden kesinlikle gereklidir.

214 İLKE 9- Geri kalmışlıktan kaynaklanan eksiklikler ve doğal afetler ciddi sorunlar yaratmaktadır ve bu durum ancak önemli miktarda mali ve teknik yardımla gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabalarını destekleyerek giderilebilir. İLKE 10- Gelişmekte olan ülkelerin çevre idaresi için fiyat istikrarına ve ihraç malları olan ana madde ve hammaddelerden yeterli gelir sağlamaya ihtiyaçları vardır. Onun için, fiyat politikalarında ekonomik faktörler kadar ekolojik süreçler de göz önünde bulundurulmalıdır.

215 İLKE 11- Bütün devletlerin çevre politikaları gelişmekte olan ülkelerin bugünkü ve gelecekteki kalkınma potansiyelini güçlendirmeli ve herkes için daha kaliteli yaşam koşulları sağlanmasına engel olmamalıdır. Devletler ve uluslar arası kuruluşlar çevresel önlemlerin uygulanmasından doğabilecek uluslar arası veya ulusal sonuçları karşılamak için anlaşma zemini oluşturmalıdırlar. İLKE 12- Çevreyi korumak ve iyileştirmek için alınacak önlemlere kaynak ayırırken, gelişmekte olan ülkelerin özel durumları, gereksinimleri ve kalkınma planlarına alacakları çevre koruma önlemlerinin maliyetleri göz önünde tutulmalı ve talepleri halinde mali ve teknik destek sağlanmalıdır.

216 İLKE 13- Kaynakların daha rasyonel kullanımı ve böylece çevrenin iyileştirilmesi için, devletler kalkınma planlarında entegre ve eşgüdümlü bir sistem uygulamalıdırlar. İLKE 14- Rasyonel planlama, kalkınma planları ile çevre koruma planları arasında çıkabilecek uyumsuzlukları yok etmek için mutlaka gereklidir.

217 İLKE 15- İnsan yerleşimleri ve kentleşmenin çevre üzerine olumsuz etkilerini kaldıracak ve herkes için azami sosyal, ekonomik ve çevresel yarar sağlayacak biçimde planlama yapılmalıdır. Bu bağlamda, müstemlekeci ve ırkçı bir yaklaşımla hazırlanmış projeler terk edilmelidirler. İLKE 16- Hızlı nüfus artışının veya yüksek nüfus birikiminin veya düşük nüfusun çevreye ve kalkınmaya olumsuz etkisi olacağı yerlerde, temel insan haklarına saygılı ve devletlerin uygun bulduğu demografik politikalar uygulanmalıdır.

218 İLKE 17- Çevre kalitesini artırmak için planlama, idare ve denetleme görevlerini üstlenecek uygun ulusal kurumların oluşturulması gerekir. İLKE 18- Bilim ve teknoloji, ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıları çerçevesinde, çevre için riskli olan durumların belirlenmesi, bunlardan kaçınılması ve denetlenmeleri için ve insanlığın ortak yararı yönünde kullanılmalıdır.

219 İLKE 19- Çevrenin korunması ve iyileştirilmesi için kişilerin, kurumların ve toplulukların aydınlatılması ve davranışlarının bu amaca uygun hale getirilmesi gerekir. Bunun için hem yetişkin hem de çocuklar için ve kötü şartlarda yaşayanlara öncelik verilerek çevre eğitimi yapılması şarttır. Medya da çevrenin bozulmasına değil korunmasına ve iyileştirilmesine hizmet edecek biçimde eğitim ve haber yayını yapmalıdır. İLKE 20- Çevre sorunları konusunda hem ulusal hem çok uluslu bilimsel araştırma ve geliştirme bütün ülkelerde, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde, teşvik edilmelidir. Bu bağlamda, güncel bilimsel enformasyonun serbest dolaşımı ve deneyim transferi desteklenmeli; çevre koruyucu teknolojilerin ekonomilerine sunulması sağlanmalıdır.

220 İLKE 21- Birleşmiş Milletler Kuruluş Senedi ve uluslar arası hukuk kurallarına göre, ülkeler hakimiyet haklarını kullanarak kendi kaynaklarını kullanır ve çevre politikalarını tespit ederler. Ancak, devletler ve ülkelerin çevresine zarar vermeme sorumluluğunu da taşırlar. İLKE 22- Devletler kendi hakimiyet sınırları dışındaki devlet ve bölgelere verdikleri çevre zararı ve yaydıkları kirlilikten dolayı sorumlu tutulmaları ve tazminat ödemeleri için uluslar arası hukukun gereği şekilde genişletilmesi için işbirliği yapacaklardır.

221 İLKE 23- Ulusal veya uluslar arası alanda kabul gören standartlara ters düşmemek kaydı ile her ülkede geçerli olan değerler sistemi ve standartların gelişmiş ülkelere uygun olmakla birlikte gelişmekte olan ülkelere uygun olmaması veya çok yüksek sosyal bedel getiriyor olması göz önünde tutulacaktır. İLKE 24- Çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken uluslar arası konular, büyük/küçük ülke veya başka bir ayırım yapılmadan eşitlik içinde ve bütün ülkeler tarafından bir işbirliği ruhu içinde ele alınmalıdır. Devletlerin egemenlik hakları ve çıkarları göz önünde bulundurularak, her alanda yapılan eylemlerin çevreye zararlarını denetlemek, azaltmak ve ortadan kaldırmak için hem çok uluslu hem ikili düzenlemelerle işbirliği yapılması mutlaka gereklidir.

222 İLKE 25- Uluslar arası örgütlerin çevrenin korunması ve iyileştirilmesinde etkili, eşgüdümlü ve dinamik bir rol oynayabilmeleri için devletler gereken önlemleri alacaklardır. İLKE 26- İnsan ve çevresi nükleer silahların ve diğer toplu imha araçlarının etkisinden korunmalıdır. Devletler ilgili uluslar arası organlarda bu tip silahların tamamen yok edilmesi için süratle gerekli antlaşmaları yapmalıdırlar.

223 Biyo-Çeşitlilik Anlaşması (1992): Rio Bildirgesi İLKE 1- İnsanlar sürdürülebilir kalkınma çabalarının merkezini oluştururlar. İnsanların doğa ile armoni içinde sağlıklı ve verimli bir yaşam sahibi olmak haklarıdır. İLKE 2- Birleşmiş Milletler Kuruluş Senedi ve uluslararası hukuk kurallarına göre, ülkeler egemenlik hakları çerçevesinde kendi doğal kaynaklarını kullanır ve çevre politikalarını oluştururlar. Ancak, devletler bu eylemleri sırasında kendi egemenlik sınırları dışındaki bölgelerin ve ülkelerin çevresine zarar vermeme sorumluluğunu da taşırlar. İLKE 3- Kalkınma hakkı, şimdiki ve gelecekteki kuşakların çevresel ve kalkınma ihtiyaçlarını adaletle etkileyecek şekilde kullanılmalıdır.

224 İLKE 4- Sürdürülebilir kalkınma şekli yaratmak amacıyla çevre koruma, kalkınma sürecinin bir parçası olarak görülmeli ve hiçbir zaman ondan ayrı düşünülmemelidir. İLKE 5- Dünya üstünde yaşayan insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarının daha iyi karşılanması ve hayat standardındaki eşitsizlikleri azaltmak amacıyla, yayılan yoksulluğu engellemenin vazgeçilmez bir ihtiyaç teşkil etmesi durumu, bunu tüm devletlere ve bireylere sahip olunanı koruyan bir kalkınma için iş birliği yapılması gereken temel bir görev haline getirmektedir.

225 İLKE 6- Az gelişmiş olan, çevresel olarak yaralanma riski yüksek olan ve değişik durum ve ihtiyaçlarından dolayı gelişmekte olan ülkelere özel öncelik tanınmalıdır. Çevre ve kalkınma alanındaki uluslar arası faaliyetlerde tüm devletlerin istek ve ihtiyaçlarına hitap edilmelidir. İLKE 7- Devletler dünya ekosisteminin sağlığının ve bütünlüğünün korunması ve muhafaza edilmesi konusunda global bir ortaklık ruhuyla iş birliğine gitmelidirler. Farklı çevresel kötüleşmelere global bakış, devletlere ortak fakat birbirinden ayrı sorumlulukları getirmektedir. Gelişmiş ülkeler, sürdürülebilir kalkınmadaki uluslar arası denetleme sorumluluklarını kontrol ettikleri finansal kaynakları, toplumlarının global çevreye olan etkileri ve teknolojileri açısından kabul etmektedirler.

226 İLKE 8- Muhafazacı bir kalkınma ve tüm insanlara daha yüksek bir yaşam kalitesi sağlamak amacıyla, devletler sahip olunana zarar verebilecek bir üretimin ve tüketimin tüm örneklerini azaltmalı ve ortadan kaldırmalılar ve buna uygun uygulamaları ilerletmelidirler. İLKE 9- Devletler, bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişiyle bu yeni ve yaratıcı teknolojilerin kullanılması, uyarlanması ve aktarılması konularında iş birliğiyle muhafazacı kullanımı güçlendirmelidirler.

227 İLKE 10- İlişkin platformdaki çevre konuları tüm ilgili devletlerin iştiraki ile en iyi şekilde işlenilir. Ulusal düzlemde, her birey toplumlarındaki çevresel risk taşıyan madde ve faaliyetler konularında bilgi ve enformasyona ulaşabilirler ve tartışma sürecinde iştirak edebilirler. Devletler çevre konularında toplum bilincini destekler ve teşvik ederler ve enformasyonu yaygın bir şekilde ulaşılır kılarak katılımı arttırırlar. Hukuki ve idari gelişmelere ve ilgili düzeltme ve iyileştirmelere geniş ulaşım sağlanır. İLKE 11- Devletler çevre konularında etkili yasal düzenlemeler getirirler. Çevresel standartlar, amaca yönelik yöntem ve öncelikler çevre ve kalkınma şartlarını yansıtmalıdır. Bazı ülkeler tarafından konulan standartlar diğer bazı ülkelerde haksız ve uygun olmayan sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurabilir.

228 İLKE 12- Devletler, tüm devletlerde ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınma sağlayacak destekleyici ve açık uluslar arası bir ekonomik sistemin geliştirilmesinde ve çevre sorunlarının daha iyi belirlenmesi amacıyla işbirliğine gitmelidirler. Çevresel maksatlar taşıyan ticaret politikası uygulamaları kendince ve keyfi ayırımlar teşkil etmemeli veya uluslar arası ticarete gizli kısıtlamalar getirilmemelidir. İthal eden ülkenin hukuki düzenlemelerinin dışında kalan çevresel mücadelelere yönelik tek taraflı faaliyetlerden kaçınılmalıdır. İç veya global çevre sorunlarını belirleyici çevresel uygulamalar mümkün olduğunca uluslar arası fikir birliğine dayanmalıdır.

229 İLKE 13- Devletler, kirlenme veya çevresel zararın kurbanları için sorumluluk ve bedel hususunda ulusal yasalar kalkındırılmalıdırlar. Devletler, aynı zamanda daha hızlı ve kesin bir tavırla kendi yasaları veya diğer yasaları idareleri çerçevesinde oluşmuş çevresel hasarın ters etkileri için sorumluluk ve bedel hususunda daha fazla uluslar arası hukuk kalkındırma konusunda iş birliğine gitmelidirler. İLKE 14- Devletler, şiddetli çevre zararlarına neden olan veya insan sağlığına zararlı olarak görülen herhangi madde ve faaliyetlerin diğer ülkelere taşınmasının önüne geçilmesi hususunda etkili bir iş birliğine gitmelidirler.

230 İLKE 15- Çevreyi korumak amaçlı ihtiyati yaklaşımlar devletlerin kendi olanaklarına bağlı olarak uygulamaya sokulmalıdırlar. Ciddi veya tekrar düzeltilemez zararlar söz konusu ise bilimsel düzeyin eksikliği çevresel kötüye gidişi engellemek için hayata geçirilecek uygulamaları ertelemek için bir sebep teşkil etmemelidir. İLKE 16- Ulusal otoriteler çevre masraflarının içerden karşılanmasını ve ekonomik gereçlerin geliştirilmesine kirletenin masrafları karşılaması prensibiyle gayret etmelidirler. Bunun gerekli toplumsal ihtiyaçların ve uluslararası ticaret ve yatırımlarının şeklini ve akışını bozmamasına dikkat etmelidir.

231 İLKE 17-Çevresel etki değerlendirilmesi-ulusal bir etken olarak- söz konusu olan faaliyetler için ele alınmalıdır. Mühim ters etkilere sahip olabilecek faaliyetler ulusal otoritelerin yeterliliğinin bir göstergesidir. İLKE 18-Doğal bir felaketle karşı karşıya olan veya ani zararlı sonuçlar yaratabilecek herhangi bir acil çevre sorununa sahip devletlerle uluslararası topluluk tarafından her türlü yardım yapılmalıdır.

232 İLKE 19-Devletler, muhtemel olarak mühim iç çevre sorunlarından etkilenebilecek olan ülkelere samimiyetle ve zamanında bildirme ve gerekli bilgi sağlamalıdırlar. İLKE 20-Kadınlar çevresel idare ve kalkınmada hayati bir göreve sahiptirler. Bu sebepten onların tam katılımları sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında bir temel teşkil eder. İLKE 21-Genç insanların yaratıcılıklarının, ideallerinin ve cesaretlerinin harekete geçirilmesi hepimiz için daha iyi bir gelecek, sürdürülebilir kalkınma ve global ortaklığın ilerlemesini sağlayacaktır.

233 İLKE 22- Yerli insanlar ve toplulukları ve diğer yerel topluluklar bilgi birikimleri ve geleneksel fiili tecrübeleri açısından çevresel gelişme ve idaresinde hayati öneme sahiptirler. Devletler, bunların kimliklerini, kültürlerini ve gereksinimlerini tanımalı, uygun şekilde desteklemeli ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında etkili katılımlarını mümkün kılmalıdırlar. İLKE 23-Baskı, hakimiyet ve işgal altındaki insanların doğal kaynakları ve çevreleri korunmalıdır.

234 İLKE 24-Savaşlar doğal olarak sürdürülebilir kalkınmaya zarar vermektedir. Bu yüzden devletler savaş zamanında çevre korumaya ilişkin uluslararası hukuka saygılı kalmalı ve eğer gerekliyse devamında işbirliğine gitmelidir. İLKE 25-Barış, kalkınma ve çevre koruma birbirinden ayrılamaz ve bağımsızlardır.

235 İLKE 26- Devletler tüm çevre konulu anlaşmazlıklarını barışçıl ve Birleşmiş Milletler imtiyazı ile uyum içinde çözümlemelidirler. İLKE 27- Devletler ve insanlar iyi niyet ve ortaklık ruhuyla bu bildirgenin hazırlanmasında ve sürdürülebilir kalkınma alanındaki uluslararası hukuk kalkındırma çalışmalarında işbirliğine gitmelidirler.

236 İklim Değişikliği Antlaşması-Kyoto Protokolü (1997): Sera gazı emisyonlarının kısıtlanması anlaşması (CO₂, CH₄, N₂O). Bu anlaşmaya göre sanayileşmiş 38 ülke, sera gazı emisyonlarını ortalama % 5 indirerek, bunları yılları arasında 1990 seviyelerinin altına çekmeyi taahhüt etmişlerdir. Ancak bu anlaşmaya taraf ülkeler tarafından uyulduğunu söylemek oldukça güçtür.

237 Emisyonlarını yeteri kadar indirmeyen ülkeler, emisyonlarını öngörülen seviyelerin altına çekebilen ülkelerle anlaşarak, onların fazla kotalarını satın alabilecekler. Kalkınmakta olan ülkelerin, özellikle Çin ve Hindistan’ın, gönüllü kısıtlama hedefleri koymaları istendi. Emisyonları azaltmak için atılacak adımların üretim kayıpları yaşatması, gelişmiş ülkelerin en büyük korkusudur. Bu ülkeler üretim kayıplarını en aza indirgemek için eski teknolojilerin yerini, temiz ve yeni teknolojilerin alması için çaba göstermektedir.

238 TÜRKİYE ÇEVRE KANUNU (2872) 1983 yılında kabul edilmiştir. Bu kanunda bazı tanımlar şöyledir. Çevre: Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal ve ekonomik ortamdır. Çevre Kirliliği: Çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etki.

239 Sürdürülebilir Çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci. Sürdürülebilir Kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi ifade eder.

240 Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED): Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi, kontrolü ve sürdürülecek çalışmaları ifade eder.

241 Sulak Alan: Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel git hareketlerinin çekilme devresinde 6m’yi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık, turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerleri ifade eder.

242 Yasada çevrenin korunmasına ilişkin hükümler şunlardır: Madde 9: Çevrenin korunması amacıyla; a)Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. b)Ülke fiziki mekanında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun, barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama planı yapar.

243 c) Ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan hassas alanların her türlü ölçekteki planlarda gösterilmek zorundadır. d) Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemeleri yapabilmek için çevre koruma bölgesi tespit ve ilan etmek

244 E) Sulak alanları doğal yapılarını ve ekolojik dengelerini korumak F) Biyolojik çeşitliliği korumak amacıyla nesli tehlikede olan bitki ve hayvan türlerini koruma altına almak G) Gerekli idari, hukuki ve teknik düzenlemeleri yapmak H) Ülkenin deniz, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının kirlenmeye karşı korumak

245 I) Kamuoyunda çevre bilinci geliştirilmesi amacıyla, okul öncesi eğitimden başlanarak MEB’e bağlı örgün eğitim kurumlarının öğretim programlarında çevre ile ilgili konulara yer verilmesi esastır.


"ÇEVRE SORUNLARI Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ. Giriş İnsanların doğal kaynakları aşırı derecede sömürmesi ve böylece doğal dengeleri bozması sonucunda çok." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları