Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

EGİTİM ALANINDAKİ İNKILAPLAR 1.Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924) Halifeliğin kaldırılması eğitim alanındaki inkılapların başlangıç noktası oldu.Çünkü,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "EGİTİM ALANINDAKİ İNKILAPLAR 1.Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924) Halifeliğin kaldırılması eğitim alanındaki inkılapların başlangıç noktası oldu.Çünkü,"— Sunum transkripti:

1 EGİTİM ALANINDAKİ İNKILAPLAR 1.Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924) Halifeliğin kaldırılması eğitim alanındaki inkılapların başlangıç noktası oldu.Çünkü, aynı gün Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birleştirilmesi) kabul edildi (3 Mart 1924). Bu kanunla; -Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır. -- Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi amaçlarla öğretim yapmaları önlenmiştir. -- Yabancı okulların ders programlarına Türkçe kültür dersleri konmuş ve bu derslerin Türk öğretmenler tarafından okutulması sağlanmıştır. -- Devlet eğitimin her çeşidiyle uğraşmaya başlamış, Milli Eğitim Bakanlığı bütün eğitim ve öğretim işlerinin tek sorumlusu haline gelmiştir. -- Medreseler kapanmıştır. -- Eğitimin laikleşmesi alanında önemli bir adım atılmıştır.

2 2. Medreselerin Kapatılması 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, eğitim ve öğretim birliğini ve medreselerin kapatılmasını sağlamıştır. Çünkü, 3 Mart 1924 tarihli, "Şer'i­ye ve Evkaf Vekaleti'nin Kaldırılmasına Dair Kanun" ile vakıfların bağlı bulunduğu bakanlık kaldırılmıştır. Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mektepler ve medreseler için ayrılan ödenekler Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilmiştir. Bu durum, medreselerin geleceğinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirleneceğini gösteriyordu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nda, medreselerin kapatılması konusunda herhangi bir hüküm yoktur. Ancak medreselerin fonksiyonlarını yerine getirmek ve din görevlileri yetiştirmek amacıyla ilahiyat Fakültesi ile imam Hatip Okulları açılması kanunla öngörüldüğünden, medreselerin kapatılması zorunlu hale gelmiştir. Medreselerin kapatılmasından sonra, Atatürk, Rize seyahatinde medreselerin açılması istenince şöyle demiştir: "Mektep istemiyorsunuz, halbuki millet onu istiyor. Bırakınız artık bu zavallı millet, bu memleket evladı yetişsin. Medrese açılmayacaktır. Millete mektep lazımdır.“ 2 Mart 1926'da kabul edilen "Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun" ile eğitim hizmetleri düzenlenmiştir. Bu kanunun kabulüyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun doğrultusunda bütün eğitim kurumları yeniden düzenlenerek bugünkü eğitim sistemi ana çizgileriyle kuruldu. ilköğretimin zorunluluğu ilk kez doğrudan doğruya devlet tarafından ciddi bir şekilde ele alındı. Devletin izni olmadan okul açılamayacağı belirtilerek; ilk ve orta öğretimin temel kuralları belirlendi. Çağdaşlığa uygun olmayan dersler programlardan çıkarıldı. Bütün bu gelişmelerle Türk eğitim sistemi devlet güvencesi altına alınmış, demokratik, laik ve çağdaş bir kimliğe kavuşmuştur. Eğitimde eşitlik sağlanarak, milliyetçilik ve halkçılık ilkeleri egemen duruma getirilmiştir.

3 3. Latin Harflerinin Kabulü (1 Kasım 1928) Meclis, 1 Kasım 1928'de yeni harflere dair çıkardığı kanunla Arap harfleri yerine Latin alfabesini kabul etmiştir. Latin harflerinin kabulüyle; - Batı dünyası ile yakınlaşma yolunda önemli bir adım atılmıştır. - Çağdaşlaşmada önemli bir engel oluşturan yazı meselesi çözümlenmiştir. - Okuma - yazma oranı sürekli artarken, basılan kitap sayısında da büyük bir artış meydana gelmiştir.

4 4. Eğitimle ilgili Diğer Yenilikler 1933'te çıkarılan bir kanunla Darülfünun kaldırılarak yerine "istanbul Üniversitesi" kuruldu. Modern bilime açık olan bu üniversitede Hitler Almanyası'ndan kaçan bilim adamları da görev aldılar. istanbul'da bir Hukuk Fakültesi açıldı. Ankara'da açılan Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi (1933), Yüksek Ziraat Enstitüsü (1933) ülkemizde ikinci üniversitenin temelini oluşturdular. Bu arada Devlet Konservatuarı ve Güzel Sanatlar Akademisi açıldı.

5 5. Eğitim - Öğretim Alanında Gelişmeler Cumhuriyetin ilk zamanlarında nüfusumuzun % 10 kadarı okuma yazma biliyordu. Eğitim-öğretim alanındaki inkılaplardan sonra ilköğretim mecburi hale getirildi. Millet Mektepleri açılarak okuma-yazma seferberliği başlatıldı. Eğitim-öğretim faaliyetlerini yaygınlaştırmak için çok sayıda ilk, orta, lise ve öğretmen okulu açıldı. Türkiye'nin Eğitim Politikası Atatürk, eğitim politikasını iki temele dayandırmıştır: a. Eğitim sistemi milli olmalıdır. Eğitimin milli olmasından kasıt dilinin, yöntemlerinin ve araçlarının milli olmasıdır. b. Eğitim sistemi çağdaş olmalıdır. Verilecek eğitim sisteminin, toplumsal ihtiyaçları karşılayıcı ve dünya koşullarına uygun olması gerekir. Eğitim Sisteminde Gözetilecek Esaslar - Öğretimde birlik sağlanmalıdır.Eğitim yaygınlaştırılmalı ve kolaylaştırılmalıdır. - Eğitimde kız ve erkek çocuklarının arasında eşitlik sağlanmalıdır. - Eğitim programları bilimsel olmalıdır. - Eğitim, üst düzeyde meslek elemanı yetiştirmelidir. - Eğitim uygulamalı olmalıdır. - Eğitim ve öğretimde disiplin sağlanmalıdır. - Eğitim, fikir ve hareketi birlikte yürütmelidir.

6 6. Yeni Tarih Anlayışı Osmanlı imparatorluğu döneminde tarih anlayışında da ümmetçilik etkiliydi. Türklerin islamiyetten önceki dönemleri inceleme konusu olmuyordu. Tanzimat'la beraber de Osmanlı Devleti'nin ve hanedanının tarihi öğretilmeye başlandı. Atatürk, Türk tarihinin sadece islam ve Osmanlı tarihleriyle sınırlı olmasını kabul etmiyordu. Bu nedenle tarih konusunda araştırmalar yapmak üzere Türk Tarih Kurumu'nu kurdu (15 Nisan 1931). Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasıyla milli tarih anlayışı yolunda önemli bir gelişme kaydedildi. Türk Tarih Kurumu, Atatürk'ün tavsiyeleri doğrultusunda şu konuları araştıracaktı: - Türkiye'nin en eski halkını oluşturanlar kimlerdir? - Türkiye'de ilk medeniyet kimler tarafından ve nasıl kurulmuştur? - Türklerin dünya medeniyetine hizmetleri nelerdir? - Türklerin Anadolu'da bir aşiretten bir devlet çıkarmaları mümkün olmadığına göre bu olayın gerçeği nedir?

7 7. Türk Dilinin Geliştirilmesi Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla yerine çağdaş bir Türkiye Devleti kurulmuştu. Bu devlet milliyetçi temellere dayanmaktaydı. Millet olmanın önemli şartlarından biri de dil birliği olduğuna göre, Türkçe'nin de ele alınması gerekliydi. Atatürk, dil çalışmalarının planlı bir şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla Türk Dil Kurumu'nu kurdu (12 Temmuz 1932). Dil inkılabıyla, - Türkçe'nin, halk tarafından benimsenmemiş kelime ve kurallardan arındırılması - Yabancı kelimeler yerine halk arasında kullanılan ya da yazılı kaynaklarda yer alan yeni kelimelerin türetilmesi - Türkçe'nin zenginliğini ortaya konması - Türkçe'nin bilim dili haline gelmesinin sağlanması amaçlanmıştır. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun kurulması milliyetçilik ilkesi doğrultusunda yapılmıştır.

8 TOPLUMSAL HAYATIN DÜZENLENMESİ 1. Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması(30 Kasım 1925) 2. Kılık - Kıyafetin Düzenlenmesi 25 Kasım 1925 tarihinde Şapka Kanunu çıkarılmıştır yılında çıkarılan bir kanunla din adamlarının mabetler ve ayinler haricinde dini kıyafetle dolaşmaları yasaklandı. Sadece Diyanet işleri Başkanı, Rum ve Ermeni Patrikleri, Hahambaşı her zaman dini kıyafet giyebileceklerdi. 3. Ölçüler ve Takvimde Değişiklik Batılı devletlerle olan münasebetlerini geliştirmesi için takvim ve ölçülerin de düzenlenmesi gerekiyordu. 4. Soyadı Kanunu'nun Kabulü(21 Haziran 1934) Soyadı Kanunu'nun kabulünden sonra TBMM Türk milleti adına, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını vermiştir yılında çıkarılan diğer bir kanunla "ağa, hacı, hoca, hafız, hoca efendi, bey, paşa, hanım, hanımefendi" gibi eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırıldı. Aynı kanunla, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak yasaklanmıştır.

9 EKONOMİ ALANINDAKİ GELİŞMELER izmir iktisat Kongresi (18 Şubat - 4 Mart 1923) Lozan'daki barış görüşmelerinin kesildiği bir sırada, izmir'de Türkiye iktisat Kongresi toplandı. Atatürk, kongreyi açarken yaptığı konuşmada "Siyasi zaferler, ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferle taçlandırılmazlarsa, kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner." şeklindeki sözleriyle gerçek kurtuluşun ekonomik bağımsızlığa bağlı olduğunu belirtmiştir. Çiftçi, sanayici, tüccar ve işçi kesimlerinin temsilcilerinden 1135 kişinin katıldığı bu kongrede temel ilke olarak, ekonomik bağımsızlığın her kesim tarafından titizlikle korunması kararlaştırılmıştır (Misak-ı iktisadi). Ekonomi andı anlamına gelen bu kararda, Türk milletinin milli bağımsızlığından taviz vermeyeceği, ekonomik gelişmelerin ve kalkınmanın milli bağımsızlık doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. izmir iktisat Kongresi'nde ayrıca; - Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dallarının kurulması - Küçük imalattan süratle fabrikaya geçilmesi - Özel sektörce yapılamayan teşebbüslerin devletçe gerçekleştirilmesi - Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulması - işçilerin durumunun düzeltilmesi şeklinde kararlar alınmıştır. Lozan Barış Antlaşması'yla kapitülasyonlar kaldırılmış, bu durum yabancıların ekonomi alanındaki imtiyazlarını sona erdirmiştir.

10 Milli Ekonominin Kurulması a. Tarım 17 Şubat 1925'te çıkarılan bir kanunla aşar vergisi kaldırılarak yerine daha az miktardaki arazi vergisi konuldu. Böylece köylünün rahatlaması sağlanmıştır. Bu uygulama Atatürk'ün halkçılık ilkesinin bir gereğidir. Köylüye yardım etmek amacı ile tohum ıslah istasyonları, numune çiftlikleri kuruldu. Traktör kullanılması teşvik edilerek ucuz alet ve makina dağıtıldı. Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu. Yüksek Ziraat Enstitüleri açılarak tarımla ilgili bilimsel araştırmalar yapılmasına imkan hazırlandı. Tarım faaliyetlerini geliştirmek ve çiftçilere kredi kolaylığı sağlamak amacıyla Ziraat Bankası geliştirilerek kredi imkanları artırıldı.

11 b. Sanayi 28 Mayıs 1927tarihinde "Teşvik-i Sanayi Kanunu" çıkarıldı. Bu kanunla özel teşebbüse yatırım yapmada pek çok kolaylıklar sağlanmıştır yılından itibaren gümrük tarifelerinin yükseltilmesi de, memleketimizdeki sanayii dış rekabette korumayı amaçlamıştır. Bu dönemde devlet, temel tüketim ve ana mallar sağlamak gayesi ile üç beyaz ve üç siyah projesine ağırlık vermiştir. Un, şeker, pamuklu üç beyazı, kö­mür, demir ve akaryakıt ise üç siyahı oluşturuyordu. Bu temel malların üretilmesi ile döviz tasarrufu sağlanacağı gibi, bu maddeler için dışa bağımlılık da ortadan kalkacaktı. Yeni devletin kuruluşundan 1933'e kadar geçen dönemde sanayileşme istenilen seviyede gerçekleşmemiştir. Bu durumun başlıca nedenleri arasında; - Gelir sev.iyesinin çok düşük olması - Teknik bilginin yetersiz olması 'a kadar sanayinin dışa karşı himaye edilememesi - Özel sektörün Teşvik-i Sanayi Kanunu'na rağmen yapabildiği yatırımların miktar ve çeşit itibariyle yeterli olmaması yılında dünya da meydana gelen ekonomik bunalımın Türkiye'yi olumsuz etkilemesi sayılabilir.

12 Ülkemizde 1934 yılında ilk defa planlı ekonomiye geçildi yılları arasında "Birinci Beş Yıllık Plan" uygulandı. Hazırlanan bu plana göre, özel sektörün gerçekleştiremeyeceği yatırımlar devlet eliyle yapılmaya başlandı. Plan doğrultusunda dokuma, demir, kağıt, cam ve kimya alanlarında 1937'ye kadar onaltı fabrika kuruldu. "ikinci Beş Yıllık Plan" ise ikinci Dünya Savaşl'ndan dolayı uygulanamadı. Fakat, 1945 yılına kadar süren savaş esnasında Türkiye, dışarıya muhtaç olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmiştir. Sümerbank'ın açılmasıyla elde edilen başarı, yeni kuruluşların açılmasını teşvik etmiş ve maden işleri ile uğraşacak Etibank ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurulmuştur (1935). Böylece sanayide devletçilik ilkesi iyice yerleşmiştir. Kayseri, Ereğli, Nazilli ve Malatya'da pamuklu do kuma fabrikaları ve Bursa Merinos Fabrikası kuruldu. Böylece tekstil sanayii kurulmaya başladı.Selüloz sanayii alanında izmit'te kağıt, Gemlik'!ı ipek fabrikası, istanbul Paşabahçe'de şişe ve can sanayii, Beykoz'da deri fabrikası kuruldu. Maden sanayi alanında ilk defa Karabük Demir-Çelik Fabrikası açıldı (1939). Bu arada özel sektör Uşak'ta ilk şeker fabrikasını kurmuştur.

13 c. Ulaşım 1. Demiryolları: Yabancı şirketlerin elinde bulunan demiryollarının satın alınarak devletleştirilmesi ilk aşamayı oluşturmuştur. Ikinci aşamada ise yeni demiryolları yapmak amaçlanmıştır. Cumhuri yetin ilanından 1938'e kadar herhangi bir dış yar dım almadan 3360 km. demiryolu yapılmıştır. 2. Karayolları: Cumhuriyet Türkiyesi'ne Osmanl imparatorluğu'ndan km'lik karayolu kalmıştı. Fakat bu yolların büyük bir kısmı harap ve!. mire muhtaçtı. Yaz ve kış ulaşıma açık kasaba şehir yollarının yapılması Cumhuriyet Dönemi'ndi gerçekleşmiştir. 1948'de karayollarının uzunluğı km'ye ulaşmıştır. 3. Denizyolları: 1 Temmuz 1926'da çıkarılan Kabotaj Kanunu ile Türk karasularında gemi işletme hakkı sadece Türklere bırakılmıştır. Sahillerimizde yük ve yolcu taşınması devlet ve özel teşebbüs tarafından yapılırken, devlet bu alanı kamu hizmeti olarak değerlendirerek müdahale etmiştir. Böylece yolcu taşıma devlet tekeline bırakılırken, yük taşımada devlet ve özel teşebbüs birlikte faaliyette bulunmuşlardır.

14 ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI 1. Dış Politikanın Temel ilkeleri TBMM'nin açılışında Mustafa Kemal Paşa milli politikayı: "Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak varlığımızı devam ettirmek, millet ve memleketin gerçek saadet ve ümranına çalışmak ve dünya uluslarından insani muameleyi ve karşılıklı dostluğu beklemek" şeklinde tanımlamıştır. Atatürk bu fikirleri; "Yurtta barış, dünyada barış" vecizesiyle özetlemiştir Dönemi Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra yılları arasında Türkiye'nin dış politikası, Lozan'dan geriye kalan pürüzlerin çözümlenmesi ve alınan kararların uygulanmasına yönelik olmuştur. Komşu devletlerle iyi ilişkiler kurmak, meydana gelen pürüzleri barışçı yollarla çözmek, büyük devletlerle olan ilişkileri normalleştirmek amaçlanmıştır.

15 Musul Meselesi Musul sorunu Lozan Antlaşması'nda Türk-ingiliz ikili görüşmelerine bırakıldı. Buna göre, "Türkiye-Irak sınırı, dokuz ay içinde iki devlet arasında barışçı yollarla çözülecek, çözülemezse anlaşmazlık Milletler Cemiyeti'ne sunulacaktı.“ ikili görüşmeler sonunda çözülemeyen Musul meselesi, Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Konuyu incelemek amacıyla oluşturulan komisyonun önerisiyle Milletler Cemiyeti, Musul'un Irak'a katılması gerektiğini belirtti. Türk kamuoyunca tepkiyle karşılanan bu karara göre,Musul kaybediliyordu. Milletler Cemiyeti'nin bu kararında siyasi sebepler ağır bastı. Çünkü ingiltere, Cemiyetin en güçlü üyesiyken Türkiye, Cemiyete üye bile değildi. Musul meselesinin tamamen çıkmaza girdiği sırada, Şeyh Sait isyanı patlak verdi (13 Şubat 1925). Bu isyanın etkisiyle yeni bir askeri harekata girişilemedi. Türkiye, Milletler Cemiyeti'nin kararına uyarak ingiltere ile Ankara Antlaşması'nı yaptı (5 Hazi­ran 1926). Bu antlaşmayla; 1. Musul ve Kerkük Irak'a bırakıldı. 2. Irak Hükümeti, Musul'a karşılık elde edilen petrole konulan verginin % 10'nu 25 yıl süreyle Türkiye'ye vermeyi kabul etti. 3.Hakkari sınırında Türkiye lehinde düzeltme yapıldı. Önemi - Ankara Antlaşması'yla Misak-ı Milli sınırları içindeki önemli bir bölge kaybedilmiştir. - Bu antlaşmanın en önemli eksikliği Musul Türklerinin korunması konusunda esaslı bir önlem getirmemesidir. - Bu antlaşma ile Türk-ingiliz ilişkilerindeki gerginlik sona ermiştir.

16 Nüfus Mübadelesi Türkiye'de kalan Rumlarla, Yunanistan'da kalan Müslüman Türklerin değişimi konusu Lozan'da görüşülerek bir protokol imzalanmıştı. Böylece Türkiye'de kalan Rumlarla, Yunanistan'da kalan Müslüman Türklerin değiştirilmesi kararlaştırılmış, 30 Ekim 1918'den önce, istanbul Belediyesi sınır­ları içinde yerleşmiş (etabli) Rumlarla, Batı Trakya Türkleri bu değişimin dışında bırakılmıştı. Yunanlıların, istanbul'da daha çok Rum bırakmak istemeleri antlaşmada yer alan "yerleşik (etabli)" deyiminin yorumunda anlaşmazlıklara yol açtı. Anlaşmazlığın çözülmesi amacıyla, Milletler Cemiyeti'ne başvuruldu. Milletler Cemiyeti, meselenin hukuki niteliğinden dolayı Milletlerarası Adalet Divanı'nın görüşünü istedi. Ancak Divan'ın yaptığı yorum da anlaşmazlığı çözümleyemedi. Bir süre sonra Türk - Yunan ilişkileri gerginleşti. Anlaşmazlık silahlı bir çatışmaya yol açmadan ortam yumuşatılmış ve 10 Haziran 1930 tarihinde anlaşma yapılmıştır. Bu antlaşma ile, yerleşme tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın istanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi etabli (yerleşik) sayılmıştır. Nüfus değişimi sorununun çözümlenmesi iki devlet arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemi başlattı. Türk - Yunan ilişkileri 1954 yılına kadar sürecek iyi ilişkiler dönemine girdi yılında Kıbrıs sorunu, Türk - Yunan ilişkilerinin yeniden bozulmasına neden olmuş, bugüne kadar devam eden gerginlik dönemi başlamıştır.

17 Yabancı Okullar Sorunu Lozan Antlaşması'na göre yabancı okullar, Türk kanunlarına ve Türk okullarının bağlı bulundukları yönetmeliklere uyacaklardı öğretim yılında hükümet yabancı okullarda tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması, dini tören ve derslere ancak okulun mensup olduğu dinden öğrencilerin girmesi, ders kitaplarında Türkiye aleyhine yazılar olmaması gibi şartlar bulunan bir yönetmelik çıkardı. Bu durum Fransa ile anlaşmazlıklara neden oldu. Fransa ve Papalık bu meseleye karışmak istedilerse de, Türk Hükümeti bunu bir iç mesele sayarak görüşmeyi reddetmiştir. "Türkiye'de bizim okullarımızın sahip olmadıkları ayrıcalığa, yabancı okulların sahip olması kabul edilemez." diyen Atatürk, yabancı okulların Türk kanunlarına uymasını istemiştir. Yönetmeliklere uymayan bazı okullar kapatılmış, fakat yabancı okullar meselesi Fransa ile iyi münasebetlerin kurulmasını geciktirmiştir.

18 Dönemi Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne Girişi (1932) Milletler Cemiyeti, uluslar arasında barışı sağlamak amacıyla kurulmasına rağmen, bir süre sonra amacından uzaklaştı. ingiltere önderliğindeki büyük devletlerin egemenliği altına girdi. Dünya barışını sağlamaktan daha çok, büyük devletlerin çıkarları­nı korumaya başladı. Türkiye ise, bu şartlarda faa­liyette bulunan Milletler Cemiyeti'ne güvenmediği için, üye olmayı düşünmemiştir. Musul meselesinin çözümlenmesinde Milletler Cemiyeti'nin ingilte­ re'nin yanında yer alması güvensizliğin artmasına yol açmıştır.1930'dan sonra milletler arası işbirliğinin önem ka­zanması, Milletler Cemiyeti'ne ilgiyi artırmıştır Temmuzunda ispanya'nın teklifi ve Yuna­nistan'ın desteğiyle Türkiye Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştur (18 Temmuz 1932). Türkiye, Millet­ler Cemiyeti'ne girdikten iki yıl sonra da konsey üyeliğine seçilmiştir.

19 Balkan Antantı (1934) 1933'ten sonra Avrupa'da devletler arası ilişkilerdebarışı tehdit eden huzursuzluklar ortaya çıktı. Busırada Faşizm, Bolşeviklik ve Demokrasi sistemleri arasında şiddetli mücadeleler başladı. Özellikle italya ve Almanya'nın izledikleri politikalar, dünya barışını tehdit edecek noktaya ulaştı. Türkiye, bir taraftan güvenlik tedbirleri alırken, diğer taraftan barışın korunması için çaba gösteriyordu. Bütün bu gelişmeler sonucunda Balkan Antantı imzalandı. Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan'ın katılmasıyla Balkan Antantı oluşturuldu (9 Şubat 1934). Balkan Antantı'nı imzalayan devletler sınırlarını karşılıklı olarak garanti ettikleri gibi, birbirlerine danışmadan herhangi bir Balkan devletiyle siyasi antlaşma yapmamayı taahhüt etmişlerdir. Türkiye, Balkan Antantı ile batı sınırlarında önemli bir işbirliği gerçekleştirmiş oldu. Bu antanta Bulgaristan katılmadı. Çünkü Bulgaristan Neuilly AntIaşması'ndan memnun olmadığı gibi, Balkanlara yayılmayı da hedefliyordu

20 Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936) Lozan Konferansı'nda alınan karara göre, "Boğazlardan geçiş serbest olacak, Çanakkale ve istanbul Boğazlarının her iki kıyısıyla Marmara Denizi'ndeki adalar askerden arındırılacaktı. Bu bölgelerin kontrolü ve güvenliği de Milletler Cemiyeti'nin garantisi altında olacaktı. "Dünyadaki gelişmeler, Türkiye'nin "Boğazlar" konusunu yeniden gündeme getirmesine neden oldu. Türkiye'nin ilgili devletlere başvurarak Boğazların statüsünün değiştirilmesini istemesi üzerine, isviçre'nin Montreux (Montrö) şehrinde bir konferans toplandı. Bu konferansa Türkiye, ingiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Yunanistan ve Yugoslavya katıldı. Konferans sonunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı (20 Temmuz 1936). italya da iki yıl sonra bu sözleşmeyi tanımıştır. Montrö Sözleşmesi'ne göre; 1. Lozan Antlaşması'nda kurulmuş olan BoğazlarKomisyonu kaldırılarak bütün yetkileri Türk Devleti'ne devrediimiştir. 2. Lozan Antlaşması ile Boğazların iki yanında as­kersiz duruma getirilen yerlerde, Türkiye asker bulundurabilecek ve tahkimat yapabilecektir. 3. Ticaret gemilerinin her iki yönde Boğazlardan geçişi serbest bırakılmıştır. 4. Savaş gemilerinin geçişi ise zaman ve ağırlık bakımından sınırlandırılmıştır. 5. Türkiye savaşa girer veya bir savaş tehlikesi ile karşılaşırsa Boğazları istediği gibi açıp kapatabilecektir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile; - Türkiye büyük bir siyasal zafer kazanmıştır. - Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını sınırlayıcı hükümler kaldırılmıştır. - Türkiye'nin Boğazlarda asker bulundurması ileDoğu Akdeniz'de ve milletler arası dengede önemi artmıştır.

21 Sadabat Paktı (1937) Türkiye, iran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda dörtlü bir pakt oluşturuldu (8 Temmuz 1937). Bu pakt, itaiya'nın Doğu ülkelerini hedef alan istila politikasından kaynaklanmıştır. Orta Doğu'ya yayılmaya çalışan itaiya'ya karşı, ortak bir savunma sistemi kurmakla yayılmacı politikalara tepki gösterilmiştir. Sadabat Paktı'na göre dört devlet, "Dostluk ilişkilerini devam ettirecekler, Milletler Cemiyeti'ne bağlı olacaklar ve birbirlerine saldırıda bulunmayacaklardı." Paktın imzalanmasından sonra ingiltere ve ABD de bu gelişmeden memnuniyet duyduklarını belirtmişlerdir.

22 Hatay'ın Anavatana Katılması Suriye'ye mandater devlet olarak yerleşen Fransa, 1936'da Suriye ve Lübnan'a bağımsızlık verdi. Fransa, iskenderun sancağı üzerindeki yetkilerini Suriye'ye devrederek buradaki Türklerin durumunu göz önüne almadı. Türkiye, bu gelişmeler üzerine Fransa'ya bir nota vererek iskenderun'un bağımsızlığını tanımasını istedi. Fransa bu teklifi reddetti. Milletler Cemiyeti ise, aldığı kararla, iskenderun'un içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Suriye'ye bağımlı olmasını kabul etti. "Hatay" sancağının toprak bütünlüğü, Türkiye ve Fransa'nın garantisi altında olacaktı. Bu anlaşma da uyuşmazlığı sona erdiremedi. Bu dönemde uluslararası ilişkiler giderek gerginleşmeye başladı. Hitler'in Avusturya'yı ilhakından sonra, Avrupa'da güçler dengesi bozulmaya başladı. Fransa, Hatay konusundaki tutumunu yumuşatmak zorunda kaldı. Yapılan seçimler sonunda bağımsız bir devlet olarak Hatay Cumhuriyeti kuruldu (2 Eylül 1938). Hatay Cumhuriyeti ile Türkiye arasında ilişkiler geliştiriidi 23 Haziran 1939'da Fransa ile Türkiye arasındaki bir antlaşma ile Hatay'ın Türkiye'ye katılması kabul edildi. Böylece Atatürk'ün ölümünden sonra Hatay meselesi de Misak-ı Milli doğrultusunda Türkiye'nin lehine çözümlenmiştir.

23 ATATÜRK İLKELERİ Bu ilkeler, Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmayı amaçlamıştır yılında toplanan Cumhuriyet Halk Partisi kurultayında kabul edilen "Altı Atatürk ilkesi" 1924 Anayasası'na 5 Şubat 1937'de yapılan değişiklikle girmiştir. 1. Cumhuriyetçilik Cumhuriyet, yönetimin millete ait olduğunu ortaya koyan bir rejimdir.Cumhuriyette temel ilke, seçimdir. Devlet hizmetlerinin hiçbir kademesinde "veraset" usulü olmayıp, yerine seçim ve tayin vardır.Cumhuriyet, devlet başkanlığında ve diğer kademelerde hayat boyu kalmaya karşı çıkar. Seçim sonucunda iktidara gelen kişiler bile ömür boyunca devlet başkanlığı mevkiinde kalamaz. "Cumhuriyet" rejiminde egemenlik millete aittir. Devlet başkanı ya doğrudan ya da dolaylı olarak halk tarafından belli süre için seçilir. Cumhuriyetin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar - Cumhuriyet, bütün vatandaşlara devlet yönetimine eşit şekilde katılmayı sağlamıştır. - Türk toplumunun gelişmesini ve çağdaşlaşmasını sağlamıştır.

24 2. Milliyetçilik Milliyetçilik, millet gerçeğinden hareket eden bir fikir akımı ve çağımızın en geçerli sosyal düşüncelerinden biridir. Türk milletinin geleceğini belirlemede temel ilke olan "milliyetçilik", milleti huzur ve refaha yönelten en güçlü bağdır. Milliyetçilik, ait olduğu milletin varlığını sürdürmek ve yüceltmek için çalışmak ve bu çalışmayı diğer kuşaklara aktarmaktır Atatürk'ün millet anlayışı ırk veya din esasına dayalı değildir. Yine Atatürk'ün millet anlayışı akılcı ve insancıldır. Türk milliyetçiliğinin amacı, Türk'ün her alanda yükselmesidir. Milliyetçiliğin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar - Kurtuluş Savaşı'mızın kazanılmasını sağlamıştır: - Milletimizin iç ve dış tehditler karşısında bütünleşmesini sağlamıştır. - Türk toplumunu din, mezhep, ırk, ve sınıf kavgalarından koruyarak milli birlik ve beraberliğimizi güçlendirmiştir

25 3. Halkçılık Halkçılık, milliyetçiliğin doğal sonucudur. Çünkü; millet halktan oluştuğuna göre, milliyetçilik, Türk halkının mutluluğu için çalışmak, ortak geçmiş ve geleceğe birlikte bağlı olmaktır. Halkçılık, cumhuriyetçiliğin de sonucudur. Çünkü cumhuriyet, halkın kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesidir. Böylece cumhuriyet rejiminin bir halk rejimi olduğu görülmektedir. Halkçılık ilkesi, toplumda hiç kimsenin diğerlerinden üstün olmaması ve kanun önünde kesin eşitliğin kabulü anlamına gelmektedir. Hiçbir toplumsal grubun ve zümrenin ayrıcalığı yoktur. Halk her bakımdan birbirine eşit kişilerden oluşur. Halkçılığın Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar - Halkçılıkla milli egemenlik tam olarak gerçekleşmiş ve demokrasinin yerleşmesine katkıda bulunulmuştur - Toplumda barış ortamının kurulması sağlanmıştır. - Bu ilke ile Türk toplumu yönetime katılma, kanunlar önünde eşit olma ve devletin imkanlarından eşit olarak faydalanma olanağına kavuşmuştur. - Halkçılık, kalkınmayı hızlandırmış, zayıf bir ekonomik mirastan bugünkü Türkiye'yi oluşturmuştur.

26 4. Devletçilik Devletçilik anlayışına göre devlet; ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın temel faktörüdür. Daha dar anlamda devletçilik, "Devletin ekonomik alanda doğrudan doğruya müdahalesini öngören bir sistemdir." Devletçiliğin ekonomik alandaki görünümü, karma ekonomi şeklinde olmuştur. Devletçilikte asıl uygulama alanı ekonomide görüldüğünden, devletçilik ve karma ekonomi eş anlamda kullanılmıştır. Karma ekonomi özel teşebbüs ile devlet işletmeciliğinin bir arada bulunmasıdır. Devletçilik, planlı ekonomiyi gerekli hale getirmiştir.  Atatürk'ün Devletçilik ilkesinin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar  -Bu ilke sayesinde Türkiye ilk defa planlı ekonomiye geçmiştir.  - Devlet eliyle önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir.  - Teknik eleman eksikliğinin giderilmesi sağlanmıştır.  - Ekonomik kalkınmada bölgeler arası farklılıkların giderilmesinde önemli roloynamıştır.  - Türk çiftçisine ürünlerini en iyi şekilde değerlendirme fırsatı sağlamıştır.

27 5. Laiklik Laik devlet anlayışı, Türk inkılabının en önemli esası olarak 1937 yılında 1924 Anayasası'na girdiği gibi, 1961 ve 1982 Anayasalarında da 2. maddede yer almıştır. Laiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Ancak kişinin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışılmaz.Devletin egemenlik gücü de ilahi kaynaklar yerine millet iradesine uygun olarak düzenlenmiştir. Türk Devleti, aşamalar halinde laikliği gerçekleştirirken, İslamiyet'in inanç ve ibadete dayanan kurallarına müdahale etmemiştir. Laiklik, kanun önünde ayrı dinlere mensup olanların eşitliğine ve ayrı dine mensup olanlar arasında mezhep eşitliğine önem vermiştir. Laiklik ilkesinin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar - Din ve mezhep farklılıkları ortadan kaldırılarak toplumsal alanda kaynaşma sağlanmıştır. - Türkiye'de hukuk birliğinin sağlanması kolaylaşmıştır. ­Toplum hayatında dine ve insana saygı gelmiştir. - Yabancı devletlerin azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışması engellenmiştir. - Türkiye'nin çağdaşlaşması hızlanmıştır. - Din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır. - Türkiye'de akla, bilime, gerçeğe ve özgürlüğe dayanan bir toplum ve devlet sistemi kurulmuştur.

28 6. İnkılapçılık İnkılapçılık ilkesinin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar; - Türk toplumuna her yönden gelişme ve ilerle­ me yolunu açmıştır. - Kişisel egemenliğe son verilerek millet egemenliği kurulmuştur. - Türk Devleti, yeni kurumları ile çağdaş ve dinamik bir yapıya kavuşmuştur.

29 BÜTÜNLEYİCİ İLKELER 1. Milli Egemenlik Milli egemenlik, milletin yöneticilerini seçerek ken­di kendini idare etmesidir. Milli egemenlik, cumhuriyetçiliğin bütünleyicisidir. 2. Milli Bağımsızlık Bağımsızlık, "başka bir devlete veya milletlerarası bir müesseseye bağlı bulunmamak" demektir. Milli bağımsızlık hür bir şekilde yaşamayı gerektirir. 3. Milli Birlik ve Beraberlik, Ülke Bütünlüğü Milli birlik ve beraberlik, bir arada yaşamayı ifade eder. Böylece milletin sevgi ve saygı ile birbirine bağIanmasını, ortak ideallere yönelik olarak varlığını devam ettirmesini sağlar. Milli birlik ve beraberlik, milliyetçilik ilkesinin doğal bir sonucudur. 4. Yurtta Barış, Dünyada Barış "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesi bir taraftan yurt içinde huzur ve güven içinde yaşamayı amaçlarken, diğer taraftan da milletlerarası barış ve güvenliği hedeflemiştir. 5. Akılcılık ve Bilimsellik Türk inkılabının temel özelliği akla ve bilime dayanmasıdır. "Akılcılık", gerçeği arayıp bulmaya yarayan yoldur. "Bilimsellik" ise, devlet ve toplum hayatında bilime yer vermedir. 6. Çağdaşlık ve Batılılaşma Din ve devlet işlerinin ayrılması, medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılması, yeni hukuk sisteminin kabulü, şapka inkılabı, harf inkılabı, Milat takviminin ve pazar tatilinin kabulü, Batılı kıyafetlerin benimsenmesi, soyadı kanunu... Batılılaşmaya, dolayısıyla çağdaşlaşmaya yönelik olarak yapılmıştır. 7. insan ve insanlık Sevgisi Türk inkılabı'nın bir özelliği insana ve insanlık sevgisine değer vermesidir. Türk inkılabı da dayandığı temel ilkelerle hümanist bir karaktere sahiptir.

30 MİLLİ GÜVENLİK BİLGİSİ


"EGİTİM ALANINDAKİ İNKILAPLAR 1.Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924) Halifeliğin kaldırılması eğitim alanındaki inkılapların başlangıç noktası oldu.Çünkü," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları