Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

POZİTİF HUKUKUN AYRIMLARI Hukuku önce iç hukuk; sonra da dış hukuk ayrımına uyarak inceleyeceğiz. Bu hukuk kuralları, bir toplumda veya toplumlar arasında.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "POZİTİF HUKUKUN AYRIMLARI Hukuku önce iç hukuk; sonra da dış hukuk ayrımına uyarak inceleyeceğiz. Bu hukuk kuralları, bir toplumda veya toplumlar arasında."— Sunum transkripti:

1 POZİTİF HUKUKUN AYRIMLARI Hukuku önce iç hukuk; sonra da dış hukuk ayrımına uyarak inceleyeceğiz. Bu hukuk kuralları, bir toplumda veya toplumlar arasında yürürlükte bulunan hukuku da ifade eder. I. İç Hukukun Ayrımları A. Kamu Hukuku Kamu hukuku, devletin kuruluşu ve işleyişi ile ilgili Hukuk kurallarının bütünüdür. Bunlar 1) Maddi Hukuk Kuralları: a) Anayasa Hukuku, b) İdare Hukuku, c) Ceza Hukuku, d) Mali Hukuk'tur.

2 2) Biçimsel Hukuk Kuralları: a)Ceza Yargılama Hukuku b) Anayasa Yargısı ve İdarî Yargı Hukuku'dur. Medenî Yargılama Hukukunun karma bir nitelik taşıdığı genellikle kabul edilmekle birlikte İş Hukukunun Kamu Hukukuna mı yoksa Özel Hukuka mı girdiği konusu tartışmalıdır.

3 1. Maddi Hukuk Kuralları a. Anayasa Hukuku aa. Türk Anayasa Hukukunun Gelişimi Anayasa, bir devletin siyasal kuruluş düzenini gösteren kanundur. Bu düzeni ve yasayı açıklayan hukukun adı da Anayasa Hukukudur. Günümüzde yürürlükte olan Anayasamız 2702 sayılı, tarihli Anayasadır.

4 bb. Yazılı Anayasa –Yazılı Olmayan Anayasa Anayasalar, yazılı olan ve yazılı olmayan anayasalar diye bir ayrıma tabi tutulur. Yazılı olmayan anayasalar örf ve adet ile teamüle (öteden beri olagelen davranışlara) dayanır. Yazılı anayasalar monarşik devlet sistemlerinde ya yalnız monark tarafından yapılıp yürürlüğe konur; buna “ferman” denir.

5 Monarkın, halkın da devlet yönetimine ağırlığını koyduğu devrelerde, halk meclisleri ile ortaklaşa hazırladığı Anayasa metinleri ortaya çıkarılır. Bunlara da “misak”adı verilir. Örneğin “Kral Yurtsuz Jan’ın asiller lehine haklar tanıdığı Magna Carta Libertatum bir misaktır. cc. Yumuşak ve Sert Anayasalar Anayasalar yumuşak anayasa ve sert anayasa olarak başka bir ayrıma tabi tutulur. Yumuşak anayasa, yürürlükteki diğer kanunlardan farkı olmayan kanun metnidir. Sert anayasa ise, sıradan kanunlardan üstünlüğü olan Anayasadır.

6 Hiçbir kanun hükmü Anayasaya aykırı olamaz (AY m. 11). Bir kanunun Anayasaya uygun olup olmadığını denetlemek üzere Anayasa Mahkemesi kurulmuştur (AY m. 146–153). Bu mahkemenin tarihinde verdiği kararda (64, 22/54 sayı) Anayasa Mahkemesi, Anayasanın üstünlüğü ilkesi gereğince, iki kanundan birisinin uygulanması gereken hallerde kanun hükmünü değil, Anayasa hükmünü uygular. Sert anayasa değişmez bir kanun demek değildir. Yalnız, değiştirilmesi diğer kanunların bağlı olduğu yöntemden daha farklı biçimde gerçekleşir.

7 Anayasanın 175. maddesine göre, Anayasanın değiştirilmesi diğer kanunlardan farklı olarak, meclis üyelerinin 1/3 ünün yazılı önerisiyle, iki defa görüşülerek, üye tamsayısının 3/5 çoğunluğu ve gizli oylamayla mümkündür. Anayasayı değiştirecek organ da sıradan organ değil, değiştirme organıdır.

8 dd. Anayasayı Yaratan Organ Anayasayı hazırlayacak meclisler kurucu meclis şeklinde toplanabilir. Bu meclis işler, genel olarak bir siyasî rejimin son bulmasından sonra yerini başka bir siyasî rejimin alması üzerine yeni devlet düzenini belirlemek üzere toplanır. ee. Türk Anayasası’nın Temel Özellikleri Anayasa, devletin kuruluşunu gösteren temel kanundur.

9 Klasik anayasalar, devletin kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan organlarını düzenler. Bunlar, yasama görevini yapan yasama organı; kanunların yürütülmesini sağlayan yürütme organı ve kanunların uygulanmasından çıkacak uyuşmazlıkları çözecek olan yargı organıdır. Yargı organını mahkemeler (AY m.138 vd.), yürütme organını Cumhurbaşkanı ve hükümet (AY m. 101vd), yasama organını da TBMM (AY m.75 vd.) oluşturur.

10 Yeni Anayasamızda, bir bakanın milletvekili olması koşulu aranmamış; dışarıdan bir kişinin de bakan olabileceği kabul edilmiştir (AY m.112/IV). Yargı organı da yürütme organının denetiminden çıkarılarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun denetimine konmuştur (AY m.159).

11 Anayasamızda Devletin temel nitelikleri şu şekilde belirlenmiştir: BİRİNCİ KISIM Genel Esaslar I Devletin şekli MADDE 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. II Cumhuriyetin nitelikleri MADDE 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. III Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

12 5. Vergi Hukuku Yaptırımları Anayasa'nın 73. maddesi “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ancak kanunla konulur” hükmünü koymuştur. Vergi yükümlülüğünü yasa hükümlerine göre yerine getirmeyen yükümlü hakkında tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 331'inci maddesine göre vergi kaybı (vergi zıyaı) cezası ve usulsüzlük cezaları ile diğer cezalarla cezalandırılırlar.

13 HUKUK BİLİMİNİN AYRIMLARI §8. Hukuk Biliminin Ayrımları I. Genel Olarak Hukuk kuralları bir toplumu yöneten ve yaptırımı devlet gücü ile sağlanan kuralların bütünüdür; Medenî Hukuk, Ticaret Hukuku, Ceza Hukuku gibi. Bunlara “pozitif Hukuk kuralları” da denir.

14 MADDE 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır. IV Değiştirilemeyecek hükümler MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

15 V. Devletin temel amaç ve görevleri MADDE 5. – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

16 VI. Egemenlik MADDE 6. – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

17 VII. Yasama yetkisi MADDE 7. – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. VIII. Yürütme yetkisi ve görevi MADDE 8. – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

18 IX. Yargı yetkisi MADDE 9. – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. X. Kanun önünde eşitlik Madde 10.– Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek: /1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.

19 Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek: 7/5/ /1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. (Ek: 7/5/ /1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

20 Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü MADDE 11. – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

21 b. Genel Kamu Hukuku (Devlet Hukuku) aa. Genel Kamu Hukukunun Konusu Genel Kamu Hukukunun konusunu devlet olgusu ve devlet karşısında kişilerin hakları özgürlükleri, devlet otoritesinin kaynakları, devletin temel unsurlarının neler olduğu oluşturmaktadır.Genel Kamu (Devlet) Hukukunun öznesi, devletlerdir.

22 bb. Devlet Kavramı ve Devletin Unsurları Yeni çağlarda devleti açıklamaya çalışan öğretilerin çeşitli görüşleri vardır. Liberalizm, faşizm, sosyalizm gibi akımlar, devleti türlü yönlerden inceler ve tariflere varır. Bunların ayrıntıları Genel Kamu Hukuku –Devlet Teorileri derslerinde incelenmektedir. Çeşitli öğretilere göre tanımlanabilen devletin belli başlı unsurları şunlardır :

23 aaa. Ülke Ülke, sınırları belli ve üzerinde insan topluluğu bulunan maddi dünya parçasına denir. Bu parçanın kapsamına kara ülkesi girdiği kadar deniz ve hava ülkesi de girer. Devlet güvenliğinin sağlanması amacıyla kıyıdan itibaren belli genişlikte kabul edilen su şeridi, karasuları olarak adlandırılır. Önceleri her devletin karasuları kıyıdan itibaren 3 mil olarak kabul edilmekte iken, zamanla bazı devletler bu mesafenin 6 hatta 12 mil olduğunu ileri sürmüşlerdir.

24 bbb. İnsan Unsuru (Halk, Ulus) Devletin insan unsurunu halk ya da ulus olarak adlandırılan insan topluluğu oluşturur. Kural olarak ulus, ülke, dil, din, kültür birliği gibi etkenlerle kendisini diğer toplumlardan farklı bulan insan topluluğuna denir. Ancak günümüzde bu anlayış değişmiş kültürel birliktelik ön plana çıkmaya başlamıştır.

25 ccc. Egemenlik Egemenlik, toplumun içinde örgütlenmiş olan siyasî kudret ve hâkimiyeti, devletin egemenliğini oluşturur. Yalnız devlet egemen olabilir. devlet egemenliği, dışa karşı bağımsızlığı; içeride de uyruklar üzerinde devlet kudretini kullanmayı, hukuk düzenine göre toplumu yönetmeyi ifade eder.

26 c. Ceza Hukuku aa. Genel Olarak Ceza hukukunda ilkel devirlerden ve ilk çağlardan sonra ulaşılan orta çağlarda Avrupa Ceza Hukukunun gelişiminde Roma Ceza Hukukunun etkisi büyük olmuştur. Bugünkü ceza hukuku klasik ve pozitivist ekollerin ve bunları uzlaştıran düşüncelerin genel çizgilerine dayanmaktadır. Yani, bir taraftan manevi sorumluluk (kusur) esası, diğer taraftan da suçlunun kişiliğini göz önünde bulundurarak cezanın belirlenmesinde yargıca geniş takdir yetkisi tanınması;

27 cezanın kişiselleştirilmesi ilkesi kabul edilmiş ve bunun sonucu olarak, kusurlu kimseye suçu oranında, kişiliği de göz önünde tutularak bir ceza verilirken, suçun önlenmesi için de güvenlik tedbirleri getirilmiştir. Suç kavramı kanun koyucunun bir buluşu olmaktan çıkarılmış, suç sayılacak eylemler kriminolojinin (suç bilimi) konusu olmuştur. Kriminoloji: suç psikolojisi, suç sosyolojisi, suç biyolojisi gibi ana bölümlere ayrılmıştır. Bundan başka, adli tıp, adalet psikolojisi gibi, yardımcı bölümleri de vardır.

28 bb. Cumhuriyet Öncesi Dönem Ceza Hukuku Türk toplumu İslam Dinini kabul ettikten sonra ceza hukuku kuralları da bu dinin ceza kuralları olmuştur. Ceza Hukukuna Ukubat adı verilir. Şeriat Hukukunda Suçlar: A)İnsana karşı işlenen suçlar, Katil suçu (cinayet'ün nefis), Yaralama (cerh).

29 B)Allah'a karşı işlenen suçlar: Bunlar Kur'anda gösterilmiş olup, *İslam dinini bırakma (irtidat), *Zina yapmak ya da bu konuda iftirada (karalamada) bulunmak, *Şarap içmek ve *Hırsızlık yapmaktır.

30 İslam Hukukunda suç olarak gösterilmemekle birlikte, kişi ve kamu yararına aykırılık oluşturan suçlar; bunlar da taziren cezalandırılır. Bütün bu suçların cezaları: 1)İnsana karşı işlenen suçlar için kısas ve diyet; 2)Allah'a karşı işlenen suçlar için had; 3)Tazir cezaları ise azarlama ve uyarmadan ölüm cezasına kadar giden yaptırımlardır.

31 cc. Cumhuriyet Dönemi Ceza Hukuku Günümüzde, ceza hukukunun ülkemizdeki temel kaynağı, 1926 tarihli Türk Ceza Kanununun yerine 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunudur. Bu yasanın amacı ve içeriği “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, Hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir” denilerek ilk maddesinde vurgulanmıştır.

32 İlkel toplumlarda cezaya yükletilen öç alma amacı bugünkü ceza hukukunda değişmiştir. Ceza vermekle, suç işleyenin ıslah olacağı; bir daha suç işlemeyeceği umulur. Islah edilemeyecek suçlular hakkında ise toplumdan uzaklaştırıcı cezalar verilir: müebbet hapis, süreli hapis cezası gibi. Bundan başka, cezanın suç işleme eğilimini önleme özelliği de kabul olunmaktadır. Herkes suç işlediği takdirde ceza göreceğini bildiğinden, niyetinden vazgeçer.

33 dd. Modern Ceza Hukukuna Egemen Olan İlkeler Modern Ceza Hukuku, cezaların belirlenmesinde bazı ilkelere uyar: aaa. Kanunîlik İlkesi (nullum crimen nulla poena sine lege) Yürürlükten kalkan Ceza Kanununun 1. maddesinde bu konu düzenlenmiş olmasına karşılık 1961 ve 1982 Anayasalarımızdan önceki Anayasalarda ise bu konuda bir hüküm yoktu. Buna karşın cezaların Kanunî olması ilkesi, ceza hukukunun vardığı bir aşamayı gösterir.

34 Suçların yasa tarafından belirlenmesi (suçta Kanunîlik) ve cezaların yasa tarafından belirlenmesi (cezada kanunîlik) Ceza Hukukunun ana ilke ve özelliklerinden başta gelenini oluşturmaktadır. Bu ilkeye göre yasada açıkça suç sayılmayan eylemden dolayı kimse cezalandırılamaz. Aynı zamanda yasada bir eylem için öngörülmüş belirli cezadan daha fazlası suçluya verilemez. Yeni Türk Ceza Kanununun 2. maddesi bu ilkeleri içine alan bir hükümdür: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir eylem için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.”

35 bbb. Kıyas Yasağı İlkesi Bir eyleme kıyas yoluyla Ceza Kanunu’ndaki başka bir hüküm uygulanamaz. ccc. Belirlilik İlkesi: Suç ve cezanın belirlenmesinde, hukukun genel ilkelerine veya örf ve adet kurallarına başvurulamaz. Örf ve âdet hukuku ancak dolaylı bir kaynak olabilir. ddd. Bireysellik (Bireyselleştirme) İlkesi Cezalar bireyseldir. Nasıl aynı hastalığı çeken kimselere aynı dozda ilaç verilemezse, aynı suçu işleyenlere de aynı oranda ceza verilemez. Yargıç, suçlunun sosyal durumunu, suçu işlemesine yönelten etmenleri vs. değerlendirerek yasanın belirlediği aşağı ve yukarı ceza sınırları arasında takdir hakkını kullanır.

36 eee. Kişisellik İlkesi Cezalar kişiseldir. Anayasa (m. 38/II) “ceza sorumluluğu şahsîdir” kuralını benimsemiştir. Yani bir kimseye verilen ceza başkasına çektirilemez. İlkel toplumlarda, suçlunun yerine başka bir kimse (akraba, köle) cezayı çekebiliyordu. Bununla birlikte para cezalarının dolaylı olarak suçlunun yakınlarını ekonomik bakımdan etkilediği de bir olgudur. Ceza hukukçuları bunu, “dolaylı etki”; “kaçınılması mümkün olmayan arızî bir netice” olarak nitelemektedirler.

37 fff. Kanunu Bilmemek Mazeret Sayılmaz ilkesi “Bir kimse Ceza Kanunu’nun hükümlerini bilmediği için suç işlerse, cezasız kalmalı mıdır?” sorusu uzun Yüzyıllar boyunca tartışılmıştır. Pratik olarak, hem suçun işlendiğini, hem de eylemin suç oluşturduğunu, suçlunun bildiğini kanıtlama güçlüğü, kanunu bilmemenin mazeret olamayacağı (ignorantia juris non excusa) kuralının kabulü sonucuna getirmiştir. Yeni TCK’nın 4. maddesi de bu kuralı tekrarlamaktadır.

38 ee. Kabahatler Hukuku 5326 sayılı Kabahatler Kanunu da Türk Ceza Kanunu gibi 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın 2. maddesine göre kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır. Bu yasa ile güdülen amaç da 1. maddede belirtilmiştir.

39 Buna göre bu yasada toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; a)Kabahatlere ilişkin genel ilkeler, b)Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idarî yaptırımların türleri ve sonuçları, c)Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci, d)İdarî yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu, e)İdarî yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar, Belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.

40 Ceza Kanununda yer alan “kanunîlik ilkesi” aynı zamanda Kabahatler Kanunu için de geçerlidir. Kanunîlik ilkesi başlıklı 4. maddeye göre “Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir. Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.”

41 ff. Suç Hangi eylemlerin suç oluşturacağı sorunu, ceza hukukunun inceleme konusudur. Özet olarak denebilir ki, suçun bir genel unsurları; bir de özel unsurları vardır. Genel unsurlar kanunda suç sayılan bütün eylemlerde gerçekleşmesi gereken unsurlardır ve kanunun genel hükümlerinde düzenlenir. Özel unsurlar ise, her suçta kanun koyucunun aradığı özel niteliklerdir. Bunlar kanunun özel hükümlerinde düzenlenir. Örneğin hırsızlık eyleminin taşınır eşya üzerinde olabileceği gibi (TCK. m.141).

42 Suçun genel unsurları söyle belirlenebilir:

43 d. İdare Hukuku aa. Genel Olarak İdare Hukuku, devlet ile kişi arasındaki ilişkiyi, kamu hizmetleri açısından düzenleyen ve yargılama ile yasama hizmetleri dışındaki alana uygulanan hukuk kurallarını inceleyen kamu hukuku dalıdır. İdare Hukuku, hukukun diğer ayrımlarına oranla yenidir.

44 bb. İdare Hukukunun Özellikleri İdare Hukukunun özelliklerini şöyle özetlemek olanaklıdır : -İdare Hukuku bir ayrıcalık hukukudur. -İdare Hukuku bir eşitsizlik hukukudur. -İdare Hukuku kuralları kamu yararını sağlamaya yönelmiştir. cc. Kamu Hizmetlerinin Görülmesi İdare Hukuku, devletin toplumda en güçlü makam olarak ortaya çıkması ile, uygulama alanı çok genişlemiştir.

45 Devlet, kamu hizmetlerini yüklenmiştir. Bu hizmetler her gün çeşitli gereksinimler biçiminde ortaya çıkmakta ve uygar bir toplumda sayısız yönlerden belirmektedir. Devletin bu hizmetleri karşılayabilmesi için devlet örgütüne, devlet personeline ve devlet mallarına gereksinimi vardır. aaa. Devlet Örgütü Bu hususta iki sistem vardır: Merkezden yönetim ve yerinden yönetim. Merkezden yönetim kamu idaresi başında bulunanlar arasındaki hiyerarşik düzenin tek merkezden idare edilmesine denir.

46 Yerinden yönetim, kamu idaresi ile ilgili icrai kararların merkez örgütüne dâhil olmayan diğer organlar tarafından alınması demektir. bbb. Merkezden Yönetim Örgütü i. Cumhurbaşkanı Merkezden yönetim örgütünün başında yürütme organı; yani Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu bulunmaktadır.

47 ii. Bakanlıklar ve Bakanlar Bakanlıklar ve bakanlar, o hizmet alanında devletin tüzel kişiliğinin organlarıdır. Yani bu kuruluşlar devletin tüzel kişiliğinden ayrı tüzel kişiliğe sahip değildir.Bakana ve Bakanlığa verilen görevlerin yerine getirilmesinde Bakana yardımcı olmak üzere Bakan Yardımcısı atanabilir. Bakan Yardımcıları bu görevlerin yerine getirilmesinden Bakana karşı sorumludur.

48 Bakan Yardımcıları Hükümetin görev süresiyle sınırlı olarak görev yapar; Hükümetin görevi sona erdiğinde, Bakan Yardımcılarının görevi de sona erer. Bakan Yardımcıları gerektiğinde Hükümetin görev süresi dolmadan da görevden alınabilir. Bakan Yardımcılarına en yüksek Devlet memuruna mali haklar kapsamında yapılan ödemelerin yüzde yüzellisi oranında aynı usul ve esaslar çerçevesinde aylık ücret ödenir.

49 iii. Bakanlar Kurulu ve Başbakan Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Bakanlardan kurulur, (AY m.109). Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulunun üyesi değildir. Gerekli hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık yapar. (AY m. 104). Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından TBMM üyeleri arasından seçilir. Başbakan bakanları seçerek Cumhurbaşkanının onayına sunar. Bakanları Cumhurbaşkanı atar (AY m. 109 III).

50 ccc. Ülke Örgütü (Mülki Teşkilat) Merkezden yönetim örgütü (merkezî idare kuruluşu), Türkiye'nin coğrafî durumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere, illerin de diğer kademeli bölümlere ayrılacağı, Anayasada gösterilmiştir (AY m.126). a)Vali: İl yönetimlerinin başında vali bulunur. Valilerin görev ve yetkileri de 5442 sayılı Kanunda gösterilmiştir. (m. 9).

51 b)Kaymakam: İlçelerde Kaymakam bulunur. Kaymakamın görev ve yetkileri de 5442 sayılı Kanunun 27– 40. maddelerinde gösterilmiştir. c)Bucak Müdürü: Bucaklar, aralarında coğrafi ilgi bulunan kasaba ve köylerden meydana gelen yönetsel bolümdür. Başında Bucak Müdürü vardır. Bunlar, kaymakamın yetki ve görevlerin sahiptir.

52 Her il, ilçe ve bucakta, en büyük idare amirine (vali, kaymakam, bucak müdürü) yardımcı olmak üzere idarî şubeleri ve başkanlarıyla; il ve ilçelerde ayrıca birer idare kurulu bulunur. Bunlardan başka, 5442 sayılı Kanuna göre, bucaklarda bir de bucak meclisi ve bucak komisyonu vardır. ddd. Yerinden Yönetim Teşkilatı Bunlardan bir kısmı Anayasada “Mahalli İdareler“ deyimi ile geçer. Üç çeşit mahalli idare (yerel yönetim) vardır: İl özel idareleri, köy, belediye.

53 i. İl Özel İdaresi İl, bir taraftan coğrafî bölünüşü gereği merkezden yönetimin tüzel kişiliğine sahip, bağımsız bir kuruluştur. Diğer taraftan da Anayasanın 127. maddesine göre, il halkının ortak yerel gereksinimlerini karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişiliğidir.

54 ia. Vali 5302 sayılı Kanuna göre vali, il özel idaresini başıdır. Vali, il özel idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturup il özel idaresini bu doğrultuda yönetir. İl Daimi Encümeni’ne başkanlık yapar. Tüzel kişiliğin temsilcisi konumundadır. Vali, bir taraftan merkezden yönetim gereğince ilde Devleti temsil etmekte; diğer taraftan da, mahalli örgütün başı ve il tüzel kişisinin organı ve temsilcisi sıfatını taşımaktadır.

55 Valinin görev ve yetkileri şunlardır (5270 sayılı Kanun m.30): a) İl özel idaresi teşkilâtının en üst amiri olarak il özel idaresi teşkilâtını sevk ve idare etmek, il özel idaresinin hak ve menfaatlerini korumak. b) İl özel idaresini stratejik plâna uygun olarak yönetmek, il özel idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, il özel idaresi faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.

56 c) İl özel idaresini Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek. d) İl encümenine başkanlık etmek. e) İl özel idaresinin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek. f) İl özel idaresinin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek. g) Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak. h) İl genel meclisi ve encümen kararlarını uygulamak

57 i) Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışında kalan aktarmaları yapmak. j) İl özel idaresi personelini atamak. k) İl özel idaresi, bağlı kuruluşlarını ve işletmelerini denetlemek. l) Şartsız bağışları kabul etmek. m) İl halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.

58 n) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak. o) Kanunlarla il özel idaresine verilen ve il genel meclisi veya il encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak. ib. İl Genel Meclisi İl özel idaresinin diğer organı, il genel meclisi'dir. il genel meclisi yerel bir organ olup, halkın seçtiği kimselerden oluşur. Meclis üyelerini ilçeler halkı seçer. Meclis başkanı, meclisin ilk toplantısında meclis üyeleri arasından gizli oyla seçilir.

59 İl genel meclisi, il özel idaresinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre ildeki seçmenler tarafından seçilmiş üyelerden oluşur. iii. Belediye Belediye, beldenin ve belde sakinlerinin mahalli ve ortak ve medenî gereksinimlerim düzenlemek ve gidermek ile görevli, idarî ve mali özerkliğe sahip bir tüzel kişidir.

60 Nüfusu beş binden fazla olan yerlerde Belediye kurulabilir. Kanuna göre belediyenin kurulması için İçişleri Bakanlığı’nın önerisiyle müşterek kararname gereklidir. Belediye Kanunu, belediyelerin medenî ihtiyaçları karşılamak üzere yapmakla görevli kılındıkları işleri sayar. Kentsel altyapı, temizlik, zabıta, itfaiye, acil yardım, turizm ve tanıtım, ağaçlandırma, okul binalarının inşaatı ve bakımı, sağlıkla ilgili her türlü tesisin açılması vs.

61 eee. Hizmet Yerinden Yönetim Kuruluşları Yerinden yönetim teşkilatının diğer bir kısmı da, “hizmet yerinden yönetim teşkilatı” adını alır. Bunlar şöyle bir ayrıma tabi tutulur: i. Kamu Kurumları Bunlar, mahallî idarelerden, konularının sınırlı olmaları ile ayrılır. Kamu kurumlarının tüzel kişiliği vardır. Bunlara, 5 Haziran 1935 tarih ve 2262 sayılı Kanunla kurulmuş olan Vakıflar Genel Müdürlüğü, tarih ve 5590 sayılı Kanunla kurulmuş olan Ticaret ve Sanayi Odaları, 3460 sayılı Kanunla ve buna ek 23 sayılı Kanunla ve 233 sayılı KHK ile kurulu İktisadi Devlet Teşekküllerini, Ticaret ve Sanayi Odalarını ( tarih ve 5590 sayılı Kanun), Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Borsalar Birliğini örnek göstermek mümkündür.

62 ii. Üniversiteler Üniversiteler de hizmet yerinden yönetim kuruluşlarıdır. Bizde 1470 tarihinde kurulan üniversiteler (Medreseler), Tanzimat'tan sonra Darülfünun olmuş, 1919, 1922 yıllarında mali ve idarî özerkliğe kavuşmuş, 1933 yıllında reform yönüne gidilmiş; 13 Haziran 1946 tarih ve 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu daha geniş özerlik esasları getirmiştir. 27 Mayıs Devriminden sonra çıkarılan 27 Ekim 1960 tarih ve 115 sayılı Kanunla Üniversiteler Kanunu değiştirilmiş ve Anayasanın 120. maddesinde “Üniversitenin bilimsel ve idarî özerkliği, öğretim üyeleri ve yardımcılarının Üniversite organları dışındaki bir makam tarafından uzaklaştırılamayacağı” hükme bağlanmıştır.

63 fff. Kamu İdaresi Personeli Devlet hizmetlerinin görülmesi memurlarla mümkündür. Memurların seçimi, kaliteli memur yetiştirilmesi, tayinleri, terfileri, disiplinleri gibi sorunlar da İdare Hukukunun ilgilendiği konulardandır. Anayasanın 128. maddesi idareyi yöneten kişilere “kamu personeli”, “kamu görevlileri” demekte; bazen “kamu hizmeti görevlileri “ deyimi kullanılmaktadır.

64 Kamu görevlisi, kamu kesimindeki kamu kurum veya kuruluşunda çalışan kişidir. Her kamu hizmeti yapan kişi (eğer bir kamu kurum ve kuruluşunda görevli değilse) kamu görevlisi sayılmaz. Örneğin serbest meslek sahibi avukat, doktor, taksi şoförü de kamu görevi yapmakla birlikte, kamu görevlisi değildir. Anayasa'nın 128. maddesi, “Devletin, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” diyor. Bu suretle Anayasaya göre memurlar ve (özel hukuka göre değil) kamu hukuku kurallarına göre çalışanlar, asli ve sürekli görevleri yürütebilir. örneğin savcılar, hakimler, üniversite öğretim elemanları, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, Devlet memurlarından ayrı bir statüye sahip olup, memurlar gibi asli ve sürekli kamu hizmeti yaparlar.

65 ggg. Kamu Malları Bu mallar, kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış ve devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan mallardır. Yollar, köprüler, binalar, göl, ırmak, akarsular vb. Bu mallar devredilemez, zaman aşımı ile kazanılamaz ve kamulaştırılamaz. hhh. İdarî İşlemler İdarî işlemler devletin yasama ve yargı işlemler dışında kalan ve idarî fonksiyonun yerine getirilmesini sağlayan işlemleridir. İdarî işlemler tek yanlı işlem ve çok yanlı işlem olmak üzere iki ana bölümde ele alınır.

66 2. Biçimsel (Şekli) Hukuk Kuralları (Usul Hukuku Kuralları) Maddi hukukun nasıl uygulanacağını Usul Hukuku kuralları gösterir. Bu kurallar kamu hukuku ve özel Hukuk kurallarının uygulanmasını göstermek üzere ayrı ayrı gelişmiş ve kanunlaşmıştır. Kamu hukukunda, idarî, mali ve cezai hukuk kurallarının uygulanması hakkında; özel hukukta ise, medenî, ticari maddi hukuk kurallarının uygulanması hakkında ayrı usul kanunları vardır. Özellikle kamu hukukundaki usul kanunları çeşitlidir: Vergi Usulü Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, özel usul kurallarını kapsayan Danıştay Kanunu gibi.

67 a. Ceza Yargılaması Ceza Yargılaması Hukuku, özel hukuk yargılamasından ayrılmaya başlayınca, sadece ceza kurallarının uygulanması hakkındaki hükümler haline geldi. aa. Ceza Yargılamasının Yürüyüşü Ceza yargılaması suç haberinin alınmasıyla başlar. Yapılacak ön soruşturma aşamasında eğer bu haberin ciddi olmadığına karar verilirse bu durumda kovuşturmama (takipsizlik) kararı verilecektir. Savcılık suç haberinin ciddi olduğu kanısına varırsa, kamu davası hazırlanmaya başlanır. Bu aşamada suç haberi ciddi, eylemi yapan kişi (fail) ve yapılan eylem (fiil) belli ise savcı bir iddianame düzenleyecektir.

68 Bu aşamada dava koşulları olarak adlandırılan bazı durumların da varlığı gereklidir. Bütün koşulların varlığı halinde ara yargılama (muhakeme) denilen evre başlar. bb. Ceza Yargılamasına Egemen İlkeler 1- Hukuk Devleti İlkesi: Anayasa’nın 2. maddesinde de belirtilen Hukuk devleti ilkesi, “Egemenlik” adı verilen yasama, yürütme ve yargı gücünü Ulus adına kullananların, bu gücünü yalnızca hukukun genel ilkeleri, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde insan onurunu korumak, insan hakları ile temel hak ve özgürlükleri gerçekleştirmek,

69 adaleti ve hukuk güvenliğini sağlamak amacıyla kullanabilmesi temellerine dayanmaktadır. 2- İnsan Onurunun Korunması İlkesi: İnsan onuru öğretide “bilinçli olma, kendi kaderini tayin etme ve kendi çevresini şekillendirme yeteneği veren ve kişiliksizliği ortadan kaldıran ruh, manevi güç” olarak tanımlanmaktadır. Bu durum Anayasanın 5. maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,

70 Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır” denilerek bu temel ilkeye yer verilmiştir.

71 3- İşkence Yasağı: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin (İHEB) 5. maddesi, İnsan hakları Avrupa Sözleşmesinin (İHAS) 3 ve Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinin (MSHS) 7. maddeleri ile uluslararası alanda kabul edilen “hiç kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı” ilkesi Anayasanın bir önceki paragrafta değindiğimiz 17/III hükmü ve Türk Ceza Kanununun 148. maddesinde de açık bir biçimde ifade edilmiş yine 94. maddede işkence ağır bir suç olarak düzenlenmiştir.

72 4- Adil Yargılama İlkesi: Bu ilke, ceza yargılaması işlemlerinin, kandırma, yanıltma ya da zorlama gibi irade serbestîsini engelleyen ya da savunmayı kısıtlayan yollara sapılmadan, Hukuk devleti ilkesi gereğince, önceden kanunla öngörülmüş bulunan esaslar çerçevesinde yapılması anlamına gelir. Adil yargılanma ilkesinin, bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde yargılanma, hakkaniyete uygun yargılanma, aleni yargılanma ve makul sürede yargılanma gibi alt unsurları bulunmaktadır.

73 5- Bağımsız ve Tarafsız Yargıç İlkesi: Bağımsız ve tarafsızlık kimseden emir almamak, iddia ve savunma makamları bakımından nesnel davranarak birini ya da diğerini kayırmamak anlamına gelir. Bu ilke de Anayasa (m. 138 vd.) ve diğer uluslararası metinlerde düzenlenmiştir. 6- Meram Anlatma İlkesi: Bu ilke “her sanığın derdini anlatabilmesini, ne istediğini söyleyebilmesini, hiç veya gereği gibi dinlenilmeden mahkûm edilmemesini, öne sürülen iddiaları ve aleyhine olan delilleri çürütebilmesini” ifade eder.

74 7- Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi: Bir Hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkelerinden olan bu ilke, yapılan ceza yargılaması sonunda eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinde hiçbir kuşku kalmamışsa ancak o zaman mahkûmiyet kararı verilecek, eğer çok küçük de olsa bir kuşku varsa sanık hakkında beraat kararı verilecektir.

75 8- Halka Açıklık İlkesi: Bu ilke yargılamanın halkın girebileceği yerlerde yapılması ve yargılama tutanaklarının halka açıklanması anlamına gelir. Duruşmaların bir bölümünün ya da tamamının kapalı yapılması ancak ayrık durumlarda ve genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin sağlanmasının kesin gerekli kıldığı hallerde söz konusu olabilir.

76 9- Özel Yaşamın Gizliliği İlkesi: Anayasaya göre, özel yaşama ve özel yaşamın gizliliğine dokunulamaz (m. 20). Bireylere tanınmış maddi ve manevi varlıklarını diledikleri gibi geliştirip biçimlendirecekleri özgür bir yaşam alanı, devletin müdahalesine kapatılmıştır (Bkz. AY m. 20, 21, 22). 10- Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi: Ceza yargılaması Medenî yargılamadan farklı olarak biçimsel gerçekle yetinmeyip esas gerçeği bulup çıkarmayı amaçlar. Bu anlamdaki gerçek, “akla uygun, realist, olayın bütününü

77 veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına aykırıdır.” 11- Davasız Yargılama Olmaz İlkesi: Bu ilke, bir eylemin yargılanmasına başlanabilmesi için, kural olarak o eylemin suç oluşturduğunun ve eylemin cezalandırılması gerektiğinin ileri sürülmesi anlamına gelir.

78 12- Vasıtasızlık İlkesi: Bu ilke gereğince yargıç kararını kanıtlarla doğrudan doğruya kendisi temasa geçerek vermelidir. Buna göre kararı verecek olan mahkeme ya da yargıç, sözlü kanıtları dinleyerek, yazılı kanıtları okuyarak, eşya ve iz biçiminde ise görerek kararını oluşturacaktır (Bkz. CMK m. 217/1). 13- Sözlülük İlkesi/Yazılılık İlkesi: Duruşmada ancak sözlü olarak söylenenlerin karara temel kabul edilmesine sözlülük ilkesi;

79 yargılamada yazılı olarak ne söylenmişse ancak onun karara temel kabul edilmesine de yazılılık ilkesi denir. Ceza yargılamasında soruşturma evresine kural olarak yazılılık ilkesi egemendir. 14-) Kovuşturma Zorunluluğu ilkesi/Amaca (Maslahata) Uygunluk İlkesi: Kovuşturma zorunluluğu ilkesi, bir eylemin işlendiği haberinin alınmasıyla, bu eylemleri takibe yetkili makamlarca derhal soruşturma evresi başlamasını (CMK m. 160/1), bunun sonucunda ceza ve güvenlik tedbiri takibini gerektirecek konularda fiilin ve failin belli olması, kuşkuların ciddi olduğunun belirlenmesi ve dava koşullarının gerçekleşmiş olması durumunda, yetkili makam tarafından kamu davasının açılmasını (CMK m. 170) ve sonuç olarak açılan kamu davasının yargılama sonuçlanıncaya kadar savcılıkça yürütülmesini ifade eder.

80 b. Medenî Yargılama Hukuku aa. Medenî Yargılama Hukukunun Niteliği Devlet, hukukun uygulanmasında başlıca sorumlu olduktan sonra, Hukuk kurallarının, kanunların uygulanması için bir yargılama hukuku, muhakeme usulü gelişti. Bugünkü gelinen aşamada mahkemelerin işleyişi ile mahkeme ve taraflar arasındaki ilişkiyi düzenleyen Medenî Usul Hukuku ilkeleri ortaya çıkmıştır. Hukuk yargılamasında usul kuralları ceza yargılamasından ayrılık taşır: Savcının açtığı ceza davasında yargıcın görevi gereği (re’sen) davranma zorunluluğu daha geniş olduğu halde hukuk usulünde dava kural olarak ilgili taraflarca yürütülür.

81 bb. Medenî Yargılama Hukukunda İspat (Kanıtlama) Medenî yargılama hukukunda önemli olduğunu düşündüğümüz ispat konusunu daha yakından incelemeyi yararlı görmekteyiz. İki taraf, gerek dış dünyada ortaya çıkan gerekse iç dünyada gerçekleşen maddi veya manevi olgular üzerinde anlaşamayabilir; ya da bu olgular hakkında uyuşmakla birlikte, bunların hukukî sonuçlarını başka türlü düşünebilirler.

82 tarafların uyuşmazlığa düştükleri hususlarda yargıca kanaat vermek üzere iddialarını kanıtlamaları gerekir. Yani, tutundukları olguların veya bunlara ait sonuçların doğruluğunu göstermeye, kanıt yükümlülüğü adı verilir. Taraflar, yalnız olguyu ve sonuçlarını kanıtlamaya zorunlu olup, kanıtladıkları hususa uygulanacak hukukî neticeyi göstermek zorunda değillerdir. Bu görev, mahkemeye aittir.

83 cc. Deliller aaa. Kesin Delil Bunlara Kanunî deliller de denir. Bunlar koşulları ve hükümleri kanun tarafından saptanan ve bu koşulların varlığı halinde yargıcın bağlı olup bir takdir hakkının olmadığı delillerdir. Bunlar kesin hüküm (HMK m. 303), senet (HMK m. 199 vd) ve yemindir (HMK m. 225 vd.).Bu yöntem hakkın ancak belirli bir delille kanıtlanabilmesi anlamına gelir.

84 bbb. Takdiri Delil Takdiri delile, yargıcın mahkemeye sunulan delili takdir etmesi olanağı bulunan durumlarda başvurulur. Tanık, bilirkişi, keşif, takdiri delillerdir. ccc. Doğrudan Doğruya Delil- Dolayısıyla Delil Kanıtlanacak olgu hakkında açık ve kesin olarak gösterilen delile denir. Bunlar fiili karineler olup, olgunun tam anlamıyla kendisine değil, bir olgunun çıkarılacağı başka bir olguya ilişkindir.

85 dd. Kanıt (İspat) Yükü Davada bir olgunun kim tarafından kanıtlanacağı, kanıt yükü sorununu ilgilendirir. Fakat kanıt yükü bütünüyle Usul Hukuku konusu değildir. Nitekim bunun maddi hukukta da yer alması gerektiği kanısı Medenî Kanunun hazırlanmasında etkili olmuş ve Medenî Kanunun 6. maddesi kanıt yükü hakkında bir hüküm koymuştur.

86 ee. Medeni Yargılama Hukukuna Egemen Olan İlkeler Medeni Yargılama Hukukuna egemen olan ilkeler Hukuk Mehakemeleri Kanununun Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bunlar şu şekildedir: 1- Tasarruf ilkesi: Bu ilke gereğince yargıç, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Yine kanunda aksine bir düzenlem olmadıkça, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.

87 2- Taraflarca getirilme ilkesi: Kanunda öngörülen istisnalar dışında, yargıç, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. 3- Taleple bağlılık ilkesi: Yargıç, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Ancak takdir yetkisini kullanarak, duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Kanunda yargıcın tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin hükümler söz konusu olduğunda bu ilke uygulanmayacaktır.

88 4- Hukuki dinlenilme hakkı: Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.

89 5- Aleniyet ilkesi: :Bu ilke duruşma ve kararların bildirilmesinin kural olarak herkese açık olacağı anlamına gelir. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen mahkemece karar verilebilir.

90 6- Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü: Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler. 7- Usul ekonomisi ilkesi: Yargıç, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.

91 8- Hâkimin davayı aydınlatma ödevi: Yargıç, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. 9- Yargılamanın sevk ve idaresi: Yargılamayı, yargıç sevk ve idare eder; yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır. Okunamayan veya uygunsuz yahut ilgisiz olan dilekçenin yeniden düzenlenmesi için uygun bir süre verilir ve bu dilekçe dosyada kalır. Verilen süre içinde yeni bir dilekçe düzenlenmezse, tekrar süre verilemez.

92 10- Hukukun uygulanması: Yargıç, Türk hukukunu görevinden ötürü (resen) uygular. Yani tarafların bu konuda her hangi bir talepte bulunması gerekmeksizin bu görev yargıca kanunla verilmiş bir görevdir. B. Özel Hukuk Kamu hukukunda devlet ve birey arasında bir eşitlik gözetilmediği halde, özel hukuk eşit kişiler arasındaki ilişkileri düzenler. Özel hukuk da, kamu hukuku gibi bölümlere ayrılmıştır. Ancak, bu bolümler temel olarak Medenî Hukuku esas alır. Bütün özel hukuk kuralları kendilerine özgü kuralları dışında, Medenî Hukukun kurumlarına dayanır.

93 1. Medenî Hukuk Medenî Hukuk deyimi bütün dillerde ortaktır (Droit civil = Zivilrecht = Dritto civile = civil law). Bugün yürürlükte olan Türk Medenî Kanunu, İsviçre’den iktibas edilen 1926 tarihli “Türk Kanunu Medenîsi”ni temel almış, yasa koyucu geçen zaman içinde gerçekleşen değişiklikleri ve anlayışları yeni yasaya yansıtmaya çalışmıştır.

94 Eski ve Yeni Kanunlar arasındaki yakın ilişkiye karşın, yeni Medenî Kanun eskisine oranla pek çok yeni hükmü içinde barındırmaktadır. Bunların en önemlileri aile hukuku alanında gerçekleşmiştir. Günümüzdeki çağdaş anlayışa uygun olan bir kadın-erkek eşitliği olgusu ise kanunun her alanında gözetilmiştir. Kanun dilinin arılaştırılarak ifadelerin anlaşılabilir hale getirilmesi de önemli diğer değişiklik olarak ortaya çıkar.

95 2. Medenî Kanunun Sistematiği Medenî Kanun, bir başlangıç ile dört kitaba ayrılır. Aile Hukuku, Miras Hukuku ve Eşya Hukuku kitapları ayrıca kısımlara, kısımlar bölümlere, bölümler de ayrımlara ayrılmıştır. Birinci kitap olan “Kişiler Hukuku“ kitabında ise kısım ve bölümden sonra “ayrım”a yer verilmemiştir. Medenî Kanun toplam 1030 maddeden oluşmaktadır. a. Başlangıç Hükümleri Medenî Kanunun 1–7. maddeleri kanunun bütün maddelerinin uygulanmasında göz önünde bulundurulacak ilkeleri koymaktadır. Bu hükümler Medenî Hukukun kaynaklarını ve uygulanma yöntemini (m.1), dürüstlük (m. 2) ve iyi niyet (m. 3) kurallarını; yargıcın takdir yetkisini (m.4); Borçlar Kanunu ile olan ilişkisini (m. 5) ve ispat kurallarını (6, 7) içerir.

96 b. Kişiler Hukuku Bu kitap, 8–117. maddeler arasında düzenlenmiş olup, 109 maddedir. Kişi, bütün hukukun öznesi olarak, statüsü kanunda öncelikle ele alınmıştır. Kişi, haklara sahip olabilen ve haklardan yararlanabilen varlıktır. Medenî Kanunda iki çeşit kişi vardır: aa. Gerçek Kişiler Canlı olarak hak elde etmeye ve borç altına girmeye yalnız yetkilidir. Hayvanlar kişi değildir, kişilikleri yoktur. Eski devirlerde köleler, özgür kişilerden farklı bir toplumsal konuma sahip idiler.

97 Bugün böyle bir ayrım kalkmıştır. Medenî Kanun, gerçek kişilerin Medenî haklardan yararlanmaları ve bu hakları kullanmaları, eşit olmaları, ayırt etme gücü, yerleşim yeri, adı, doğumu, ölümü hakkındaki hükümleri içermektedir (MK m.8-35); ve kişisel hallerinin belirtilmesi için kişisel durum siciline ilişkin hükümler de içermektedir (MK m ).

98 bb. Tüzel Kişiler Medenî Kanun, gerçek kişilerin yanında, bunlara medenî ehliyetleri ile benzeyen; fakat yaş, cins, hısımlık gibi yalnız insana özgü niteliklere sahip olmadıkları için, onlardan ayrılan varlıklar hakkında da hükümler koymuştur. Kanun, tüzel kişileri gerçek kişiler gibi kabul eder. Bu varlıklar, organları aracılığı ile hukukî işlemler yaparlar. Tüzel kişiler dernekler (kişi toplulukları) ve vakıflar = (mal toplulukları) olmak üzere ikiye ayrılır.

99 c. Aile Hukuku Medenî Kanun, ikinci kitabında aile kurumuna düzen getirmiştir. Ailenin kuruluşu girişimi nişanlılık hükümlerinde düzenlenmiştir. (m ); bundan sonra evlenme ehliyeti ve engelleri (m ); evlenme başvurusu ve töreni ( m ); batıl olan evlenmeler ( m ); boşanma (m ); evliliğin genel hükümleri ( m ); ve ailenin mali yükü (eşler arasındaki mal rejimleri) ( m ) hakkında hükümler konmuştur.

100 d. Miras Hukuku Bir kişi normal olarak aile kurar, ekonomik faaliyetlere girişir ve bir malvarlığı (mamelek) edinir. Nihayet yaşama veda edip, ölünce bu malvarlığı onun terekesini oluşturur. Yani tereke, kişinin sağlığında elde ettiği hak ve borçlardan oluşan malvarlığına ölümden sonra verilen addır. Miras Hukuku bu terekenin hukukî geleceğini belirleyen, bir gerçek kişinin ölmesi veya gaipliğine karar verilmiş olması halinde, para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarını, yani malvarlığını düzenleyen hukuk dalıdır.

101 e. Eşya Hukuku Medenî Kanunun bu kitabı, insanın hukuken tasarruf edilebilen eşya üzerindeki haklarını açıklar ve hükme bağlar. Aynî hakların sayısı ve türleri bellidir. Bunlar, tarafların anlaşması ile azaltılıp çoğaltılamaz (numerus clausus =kapalı sayı ilkesi). Aynî haklar, mülkiyet (MK m ) ve sınırlı aynî haklar (MK m ) olarak iki kısma ayrılmıştır. Mülkiyet, taşınır ve taşınmaz mülkiyeti olarak ayrılır. Sınırlı aynî haklar ise, irtifak hakları (aynî irtifaklar, kişisel irtifaklar, karma irtifaklar), taşınmaz yükü ve rehinler (taşınır rehni ve taşınmaz rehni) olarak sınıflandırılabilir.

102 3. Borçlar Hukuku Borçlar hukuku iki veya daha fazla kişi arasındaki borç ilişkilerini düzenler. Yani Borçlar Hukukunun temel konusunu borç ve borç ilişkisi kavramları oluşturur. Bu hukukun temel kaynağı ise Medenî Kanunun ayrılmaz bir parçası olan Borçlar Kanunudur. Borçlar Kanunu İsviçre Borçlar Kanununun Fransızca metninin hemen hemen aynen Türkçeye çevrilmesi sonucunda ortaya çıkan metnin 1926 yılında yasa olarak kabul edilmesi ile yürürlüğe girmiştir.

103 4. Devletler Özel Hukuku Devletler Özel Hukuku, iki ayrı ülke uyruğu arasındaki hukukî uyuşmazlıklara uygulanacak kanunu belirleyen kuralları inceleyen hukuk koludur. Yani, bu hukuk dalının asıl konusu, “kanunlar çatışması”dır. a. Vatandaşlık Hukuku Uyrukluk, bir kişi ya da bir şeyi devlete bağlayan siyasî ve hukukî bağdır.

104 b. Yabancılar Hukuku Her yabancı, vatandaşlara tanınan haklardan yararlanamaz. Yabancıların hangi haklardan yararlanabileceklerini yabancılar hukuku inceler. Dar anlamda kanunlar çatışması, yasama yetkisi uyuşmazlıklarını kapsar. Yani bir uyuşmazlığa hangi devlet kanununun uygulanacağını gösterir. Geniş anlamda kanunlar çatışması ise, yargı yetkisi uyuşmazlıklarını da içine alır, yani bu uyuşmazlığın hangi ülkenin mahkemesinde görüleceği inceleme konusu olur.

105 c. Kanunlar Çatışması Kanunlar çatışması, kişi ya da yer açısından yabancılık unsuru taşıyan bir özel Hukuk ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde uygulanması gereken Hukuk kurallarının hangileri olduğu (hangi devlete ait olduğu) ve bu davalara nerede - hangi devlette bakılması gerektiği konularını inceler.

106 5. Ticaret Hukuku a. Genel Olarak Ticaret Hukuku, Medenî Hukuktan ayrı, üretim, değişim ve tüketime yönelik ticari faaliyetleri düzenleyen hukuk dalıdır. Ticaret Hukuku ticari işletmenin bütün konularıyla ilgilenir. b. Ticari İş, Ticari İşletme ve Tacir Kavramları “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.”

107 c. Tacir Kavramı Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimse tacirdir. Tacir, gerçek veya tüzel kişi olabilir. aa)Şirketler bb)Amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernekler ve vakıflar cc)İktisadi Devlet Teşekkülleri gibi, (Devlet, il, belediye vb.) tarafından kurulan (233 sayılı KHK) teşebbüsler (TTK m. 16). dd) Donatma iştiraki (TTK m. 1064) olarak sayılabilir.

108 d. Ticaret Şirketleri Ticaret Kanunun ikinci kitabı (m ), ticaret şirketlerini düzenlemiştir. Bu kitapta önce tüm ticaret şirketlerine uygulanması söz konusu olan genel hükümlere, bunu takiben de kollektif, komandit, anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve limited şirketlere ilişkin özel hükümlere yer verilmiştir yılında 5146 sayılı Kanunla Kooperatifler Kanunu hakkında yapılan değişiklikler gereği kooperatiflerin şirket olduğu açıklanmış ve bu konuda ileri sürülen tartışmalar sonlandırılmıştır.

109 En az iki kişinin ekonomik bir ortak amaca ulaşmak için emek ve/veya mallarını yapacakları bir sözleşmeyle (şirket sözleşmesi) birleştirmek yoluyla oluşturdukları topluluğa şirket (ortaklık) denir. Eğer meydana gelen bu topluluğun kendisini oluşturan kişilerden ayrı bir kişiliği yoksa ortada bir adi şirketin varlığından söz edilir.

110 e. Kıymetli Evrak aa. Genel Olarak Ticaret Kanununun üçüncü kitabında (m ) kıymetli evrak başlığı altında kıymetli evraka ilişkin genel hükümler, nama, hamile yazılı senetler, kambiyo senetleri, kambiyo senetlerine benzeyen senetler ve diğer emre yazılı senetler ile emtia senetleri düzenlenmiştir. Taşıma işleri adlı dördüncü kitapta taşıma işleri ve taşıma senetleri de ele alınmıştır. Kıymetli evrak olarak nitelendirilen kambiyo senetleri (ticari senetler) uygulamada en çok karşılaşılan kıymetli evrak türüdür. Bunlar, bono, poliçe ve çekdir.

111 bb. Nama – Hamile-Emre Yazılı Kıymetli Evrak Nama yazılı senet TTK m.654’ de: “Belli bir kişinin adına yazılı olup da onun emrine kaydını içermeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak nama yazılı senet sayılır. ” biçiminde tanımlanmıştır. Hamile yazılı senet ise TTK m. 658/I’de tanımlanmıştır. Bu tanıma göre “Senedin metin veya şeklinden, hamili kim ise o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak; hamile (hamiline) yazılı senet sayılır.”Emre yazılı senet ise TTK m. 824’de “Emre yazılı olan veya kanunen böyle sayılan kıymetli evrak, emre yazılı senetlerdendir” biçiminde tanımlanmıştır.

112 cc. Taşıma İşleri, Deniz Ticareti ve Sigorta Hukuku Türk Ticaret Kanununun dördüncü kitabı (m ) taşıma işlerine ayrılmıştır. Bu ksımda; eşya taşıma, taşınma eşyası taşıması, değişik tür araçlar ile taşıma, yolcu taşıma ve taşıma işleri komisyoncusu düzenlenmiştir. Beşinci kitap (TTK m ) ise deniz ticaretine ayrılmıştır. Bu kitapta gemi, donatan ve donatma iştiraki, kaptan, deniz ticareti sözleşmeleri, deniz kazaları, gemi alacakları, sorumluluğun sınırlanması ve petrol kirliliği zararının tazmini, cebri icraya ilişkin özel hükümler hakkında düzenlemelere yer verilmiştir. Altıncı kitabında ise, sigorta hukuku ile ilgili konular düzenlenmiş ve ilk olarak genel hükümler başlığı altında sigorta sözleşmesi tanımlanmış, uygulanacak hükümler gösterilmiş ve koruyucu hükümlere bağlanmıştır. Bundan sonra sırasıyla zarar sigortaları ve can sigortaları ele alınmıştır.

113 II. Dış Hukuk Kuralları A. Uluslararası Hukuk (Devletler Genel Hukuku) 1.Uluslararası Hukukun Temeli Uluslararası hukuk kuralları, iç hukuk gibi büyük bir kısmı ile yazılı kurallar değildir. Bu kurallar daha çok örf ve adetler halindedir. Fakat yazılı hukuk kuralları da kabul edilmeye başlanmıştır. Bu hukuku, iç hukuktan ayıran önemli farklardan biri, yaptırım konusunda ortaya çıkmıştır. Bir devletin, bir Uluslararası hukuk kuralını saymaması halinde ona yaptırım uygulanabilecek uluslararası bir organ kolayca kurulamamıştır. Bu yüzden kurallar sayılmadıkça taraflar bizzat hak alma yolunu seçmiş ve savaş tek yaptırım sayılmıştır.

114 2. Uluslararası Hukukun Kaynakları Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi, uluslararası andlaşmaları uluslararası hukukun en önemli kaynaklarından birisini oluşturmaktadır. Bu kaynağın yanı sıra uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan örf ve adetlerle, teamüller ve hukukun genel ilkeleri bu Hukuk dalının kaynakları arasında yer alır.

115 3. Uluslararası Hukukun Gelişimi Bu gelişim, devrelere ayrılarak incelenir. İlk devre, yazının icadından Batı Roma İmparatorluğunun yıkıldığı zamana kadar devam eder. Bu çağlarda devletlerarasında bir hukuk düzeni olduğunu söylemek kolayca mümkün değildir. İkinci devre Westfalya Barışına kadar olan zaman parçasıdır. Bu devrede devletler hukukunun prensipleri belli olmaya başlamış; eşitlik, ahde vefa, barış yoluyla uyuşmazlıkların çözümlenmesi gibi önemli konular tartışılmaya başlanmıştır.

116 Üçüncü devre 24 Ekim 1648 tarihli Westfalya Barış Antlaşmaları ile başlar. Bu antlaşmalar, Devletler Hukukunda geniş ufuklar açmış, devletler arasındaki eşitlik, devletlerin bağımsızlığı, din farkı gözetilmemesi gibi esasları güçlendirmiştir. Bu devrede 1789 Fransız Devrimi de yer alır. Bu devrim, eşitlik ve egemenlik gibi kavramların kökleşmesine yardım etmiştir.

117 Dördüncü devre 9 Haziran 1815 Viyana Kongresi ile başlar. Devletler arasında kongreler çağı bu devrenin ürünüdür. Nitekim 1818 tarihli Ex la Chappel Kongresi, 1820 Troupau Kongresi, 1856 Paris Kongresi Berlin Kongresi La Haye Barış Konferansları dördüncü devrede gerçekleşmiştir. Besinci Devre 28 Haziran 1919'da imzalanan Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) Misakı ile başlar. Birinci Dünya Savaşından sonra, devletlerin ilişkilerini savaşçı yoldan değil, barışçı bir şekilde çözümleme çabaları arttı. Locarno andlaşması ile savaşın yasaklanması sağlanmak istendi. Sömürgeciliğin denetlenmesi düşüncesi gelişti. Adalet Divanı kurularak devletler arası uyuşmazlıkların sürekli çözüm yeri yaratıldı.

118 Fakat bu iyi niyetler kısa sürdü ve ikinci dünya savaşı başladı. Yine devletler, savaşın bir çözüm yolu olamayacağına bir kez daha karar vererek 26 Haziran 1945 yılında San Francisco'da Birleşmiş Milletler Anayasasını imzaladılar. Bu anayasa, meşru müdafaa dışında her türlü savaşı yasaklamakta ve buna uymayanlar hakkında yaptırımlar öngörmektedir. Devletler arasındaki uyuşmazlıkların barışçıl yoldan çözümlenmesi için daha önce kurulmuş olan mahkeme, Milletler Arası Adalet Divanı adıyla faaliyetlere devam etmektedir.

119 B. Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri 1. Avrupa Birliğinin Gelişimi Avrupa birliği bağımsız bir devletin şartlarını taşımasa da, anayasası sayılabilecek bir andlaşması olan; Komisyon ve Bakanlar Konseyi yasama organı aracılığı ile tüzük, yönerge (direktif) çıkarabilen, tavsiyelerde bulunabilen ve karar alabilen, Adalet divanında bağımsız yargı işlevini kendine özgü bir şekilde yürütebilen bir kuruluştur.

120 1992 yılında imzalanan ve 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Andlaşması, Avrupa Birliği sürecinde önemli bir aşamadır ve Avrupa Birliği Andlaşması’dır. Maastricht Andlaşması ile topluluğun ekonomik birleşmeden sonra siyasal birleşme boyutu da ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu andlaşma ile artık Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun adı, Avrupa Topluluğu olarak değiştirilmiştir. Tek ve ortak para politikasının, siyasi bütünleşmenin temelleri atılmış; topluluğun yetki ve faaliyet alanları genişletilmiştir. Avrupa Birliği kavramı ilk kez bu andlaşmanın birinci maddesinde kullanılmıştır.

121 Birliğin uluslar üstü bir niteliğe de sahip olduğu bu andlaşma ile belirtilmiştir. Ortak dış ve güvenlik politikası belirlenmesinden ve adalet ve içişleri politikalarında işbirliğinden söz edilmiştir. AET’yi kuran ve Avrupa Birliği’nin temeli olan Roma Andlaşması bugün, Avrupa Tek Senedi, Avrupa Birliği Andlaşması (Maastricht Andlaşması) ve Nice Andlaşması ile yapılan değişikliklerden sonra altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde birliğin amaçları ve ilkeleri, ikinci bölümde birlik vatandaşlığı, üçüncü bölümde birlik politikaları, dördüncü bölümde denizaşırı ülke ve toprakların ortaklığı, beşinci bölümde birlik organları ve son bölümde ise, genel hükümler düzenlenmiştir.

122 Andlaşmanın ikinci bölümünde Maastricht Andlaşması ile getirilen AB vatandaşlığı kavramı, siyasal birlik için oldukça önemlidir ; ancak AB vatandaşlığı için ön koşul üye bir devletin vatandaşı olunmasıdır. Buna bağlılık ilkesi denmektedir. Birlik vatandaşlığı bu şekilde ulusal vatandaşlığı tamamlayan bir vatandaşlıktır.

123 Genişleme süreci nedeniyle gereksinim duyulan kurumsal değişikliklerin yapılması amacıyla 2000 yılında imzalanan Nice Andlaşması, 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Nice Andlaşması, AB kurumlarının işleyişini, genişlemeleri de dikkate alarak düzenleyen andlaşmadır. AB Anayasası yürürlüğe girene kadar da kurumların işleyişi bu şekilde olacaktır.

124 2. Avrupa Birliğinin Kurumları Topluluğu kuran Paris ve Roma Andlaşmalarıyla topluluk kurumları, yasama, yürütme ve yargı şeklinde oluşturulmuştur. Bu şekilde ulusal bir devletin kurumlarına benzeyen yapısının nedeni, ileride birleşik bir Avrupa devleti yapılanmasına gidilebileceği düşüncesidir. Birliğin kurumsal yapısında dikkati çeken nokta, kurumların uluslar üstü bir nitelik taşıdığıdır. Bunun nedeni de birliğin uluslarüstü (supranasyonal) bir örgüt olarak yapılanmasıdır. AB kurumları birbirinden bağımsız olarak çalışırlar. AB organlarına, organ yerine kurum denmesinin nedeni de organların bağımsız olarak çalışması ve uluslarüstü niteliklerinin olmasıdır.

125 Birliğin kurumsal yapısı, asli kurumlardan ve işlevsel kurumlardan oluşur. Asli kurumları, Avrupa Parlamentosu, AB Bakanlar Konseyi, Avrupa Komisyonu, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Avrupa Sayıştayı’dır. İşlevsel kurumları ise, Ekonomik ve Sosyal Komite, Bölgeler Komitesi, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Kamu Denetçisi (Ombudsman) ve Avrupa Merkez Bankası’dır.

126 a. Avrupa Birliğinin Asli Kurumları aa. Avrupa Parlamentosu Birliğin asli kurumlarından olan Avrupa Parlamentosu, üye devletlerin temsilcilerinden oluşan bir organdır. Üye devletlerin her biri beş yılda bir yapılan seçimle, parlamentoya temsilci gönderirler. bb. Avrupa Komisyonu Avrupa Komisyonu, birliğin uluslarüstü bir organ olduğunun en belirgin olduğu kurumdur. 20 üyeden oluşan kurumun üyeleri, Avrupa Parlamentosu tarafından atanır; ancak atamaları üye devletlerin uygun bulması aranır. Komisyon birliğin yürütme organıdır ve birlik hukukunun uygulanmasını gözetir. Mevzuatın hazırlanması ve uygulanması yetkisine sahiptir. Uluslararası toplantılarda birliği temsil eder.

127 cc. Bakanlar Konseyi Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi, bütünleşme sürecinde üye devletlerin ve birliğin yararlarının korunmasına hizmet eder. Nihai karar organıdır aynı zamanda. Üye devletler, bakan düzeyinde hükümet temsilcileri tarafından temsil edilirler. dd. Adalet Divanı Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, Avrupa Tek Senedi ile kurulmuştur ve birliğin yargı organıdır. ee. Avrupa Sayıştayı Avrupa Sayıştayı, Maastricht Andlaşması ile birliğin asli kurumu haline gelmiştir. Birliğin işlemlerini denetler, gelir ve giderlerini inceler.

128 b. Avrupa Birliği’nin İşlevsel Kurumları aa. Ekonomik ve Sosyal Komite İşlevsel kurumların başında ise Ekonomik ve Sosyal Komite vardır. Komite, Bakanlar Konseyine ve komisyona yardımcı olan bir organdır. Daha çok danışma organı niteliği vardır. bb. Bölgeler Komitesi Bölgeler Komitesi, başka bir işlevsel kurum olup Maastricht Andlaşması ile kurulmuştur. Yerel ve bölgesel nitelikli toplulukların temsilcilerinden oluşur. Yerel ve bölgesel sorunlara ve ihtiyaçlara yanıt verilmesini hedefler.

129 cc. Avrupa Yatırım Bankası İşlevsel kurumlardan Avrupa Yatırım Bankası, tüzelkişiliğe ve mali özerkliğe sahip bir kurumdur. Finans kurumu niteliğindedir. Birlik çalışmaları için gerekli yatırımları finanse eder. Projelere finansal destek sağlar. dd. Kamu Deneticisi Kamu deneticisi (Ombudsman), Maastricht Andlaşmasıyla kurulan işlevsel kurumdur. ATAD’ın yargı yetkisi dışında kalan konularda, üye devletlerdeki gerçek ve tüzelkişilerin kötü idare ve hukuka aykırılık iddialarını denetler. Avrupa Merkez Bankası ise birliğin para politikasını oluşturmak ve yönetmekle yükümlü olan bir kurumdur.

130 3. Avrupa Birliği Hukuku a.Birlik Hukukunun Genel Özellikleri Birlik kurumlarının çıkardığı tüzük, yönerge karar biçimindeki hukuk kuralları uluslar üstü bir nitelik taşırlar. Bu kurallar üye devleti ve aynı zamanda vatandaşlarını da bağlar. Yerel-ulusal- yargı yerleri ve yönetim millî hukuku ile bu tür uluslar üstü hukuk kuralları arasında çatışma varsa, öncelikle birlik kuralları uygulanacaktır.AB Hukuku dogmatik bir Hukuk olmakla birlikte içtihat hukuku özelliği de göstermektedir.

131 Birlik Hukuku her ne kadar birden fazla andlaşmaya da dayansa, bir bütünlük içindedir.Üye devlet hukuklarından bağımsız niteliktedir ve doğrudan uygulanabilirliğe sahiptir. Salt Birlik Hukukuna dayanılarak bir takım haklar elde edilebilir, yükümlülükler konulabilir. b. Birlik Hukukunun Temel Kaynakları Birlik Hukukunun birincil kaynağı kurucu andlaşmalardır. İkincil kaynak ise tüzükler (Verordnung, Regulation), yönergeler (Directives, Richtlinien), kararlar (Entscheidungen, decisions), tavsiyeler ya da görüş açıklamalarıdır (Recommendations or opinions; Empfehlungen oder Stellungnahmen).

132 AB Hukukunun ikincil kaynakları, birliğin kurumları tarafından düzenlenen kuralları kapsamaktadır. İkincil kaynaklardan olan tüzük, Bakanlar konseyi ya da komisyon tarafından çıkarılır. Üye devletler için kanun gücü taşırlar ve devletler tarafından ayrıca kabule ihtiyaç göstermezler, doğrudan doğruya uygulanırlar. Tüzükler, birlik kurumlarını, üye devletlerin vatandaşlarını bağlar. Üye devletlerin ulusal mahkemelerinde bu tüzüklerin uygulanması gerekir.

133 4. Türkiye’nin AB Üyeliği Süreci Türkiye 31 Temmuz 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ortaklık başvurusunda bulunmuştur. 28 Eylül 1959’ da başlayan görüşmeler sonunda, 12 Eylül 1963’te Toplulukla, Ankara Andlaşması, geçici protokol, mali protokol ve son senet imzalanmıştır. Ana metne eklenen geçici protokolle tarafların karşılıklı olarak izleyeceği ticaret politikaları düzenlemiştir. Mali protokolle ise Türkiye’ye sağlanacak mali olanaklar düzenlenmiştir.

134 Ankara Andlaşması, 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girdi. Andlaşmanın amacı, Türk halkı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu içindeki halklar arasında daha sıkı bağlar kurmak ve Avrupa Topluluğu arasında hızlandırılmış bir ekonomi ve uyumlu bir alışveriş ilişkisi içinde Türkiye’nin ekonomik durumunu düzeltmek ve topluluk üyesi devletlerle arasındaki mesafeyi, azaltmak; Türkiye’ye ekonomik yardım yapmak, Avrupa Topluluğu’nun Türk halkının yaşam seviyesini iyileştirme çabasına getireceği katkı ile ileride Türkiye’nin Topluluğa katılmasını kolaylaştırmak; bu doğrultuda Topluluk Andlaşması’ndaki amacı birlikte izleyerek barış ve özgürlük güvencesini pekiştirmektir.

135 Hazırlık döneminin sona ermesinden sonra 1973 yılında Katma Protokol imzalanmıştır. Katma Protokol geçiş dönemine ilişkin düzenlemeleri yapar. Ankara Andlaşması’nın 4. maddesine göre geçiş dönemi 12 yıl sürecektir. Bu dönemde kademeli olarak gümrük birliği oluşturulacak ve Türkiye’nin ekonomik politikası topluluk politikalarına yakınlaştırılacaktır. 1 Ocak 1996’da Türkiye ile AB arasıda Gümrük Birliği yürürlüğe girmiştir.

136 Türkiye, 14 Nisan 1987 yılında Avrupa Birliği’ne tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Bu başvuru, Roma Andlaşması’nın 237; Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Andlaşması’nın 98, Avrupa Atom Enerjisi Andlaşması’nın 205. maddeleri ile Ankara Andlaşması’nın 28. maddesi hükümlerine uygun olarak yapılmıştır. 17 Aralık 2004’te yapılan AB Konseyi Zirvesi’nde Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 ‘te başlayacağına oybirliği ile karar verilmiştir ve bu tarihte de müzakereler başlamıştır. Müzakere çerçeve belgesi oluşturularak görüşülecek konular kararlaştırılmış ve çeşitli başlıklar altında toplanmıştır.

137 AB’ye adaylık sürecinde Türk Hukuk sistemi ile AB hukuk sisteminin uyumlaştırılması çerçevesinde yasalarda değişiklikler yapılmaktadır yılında başlayan bu değişikliklerle ve uyumlaştırma çalışmalarının nedeni AB’nin her anlamda birliğin sağlanmasını istemesidir. Bugün uluslarüstü bir konumda olan Birlik, siyasal, ekonomik ve hukuki birliğini birliğini tamamlama yolunda ilerlemekte ve aday ülkelerden de bu doğrultuda beklentileri olmaktadır. Türkiye de üyelik sürecinde müzakere çerçeve belgesiyle belirlenen konularda kriterleri tamamlamaya çalışmaktadır.

138 D. Uluslararası Ceza Hukuku (Devletler Arası Ceza Hukuku) Bu hukuk kolu, devletlerin ceza hukuku kurallarının uygulanmasını inceler. Uluslararası alanda gerçekleşen gelişmeler sonucunda 15–17 Temmuz 1998’de Roma’da yapılan uluslararası konferans sonucunda 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlüğe giren, 139 ülke tarafından imzalanan Roma Statüsü ile Lahey’de bir Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kuruldu. Türkiye bu statüye çekimser oy kullanmıştır.


"POZİTİF HUKUKUN AYRIMLARI Hukuku önce iç hukuk; sonra da dış hukuk ayrımına uyarak inceleyeceğiz. Bu hukuk kuralları, bir toplumda veya toplumlar arasında." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları