Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

HAZIRLAYAN : AZİZ BALKAN. kitap Arabesk Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1-Nazife Güngör…….Arabesk.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "HAZIRLAYAN : AZİZ BALKAN. kitap Arabesk Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1-Nazife Güngör…….Arabesk."— Sunum transkripti:

1 HAZIRLAYAN : AZİZ BALKAN

2 kitap Arabesk Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1-Nazife Güngör…….Arabesk

3 NAZİFE GÜNGÖR: Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulundan 1986 yılında mezun oldu. Daha sonra A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde İletişim dalında master yaptı. Nazife GÜNGÖR iletişim ve popüler kültür konuları üzerinde çalışıyor.

4 FAYDALANILAN KAYNAKLAR 2-Martin Stokes :TÜRKİYE’DE ARABESK OLAYI Martin Stokes Çeviren: Hale Eryılmaz Yayın Yılı: Hm. Kağıt 328 sayfa 13x19 cm Karton Kapak ISBN:

5 1961'de doğdu. 1984'te Oxford müzik bölümünü bitirdi ve yine aynı üniversitede Sosyal Antropoloji masterini tamamladı. Aynı alanda araştırmalarını sürdürdü. 1989'da özellikle Türkiye'deki popüler kültür ve müzik üzerine hazırladığı doktora tezini tamamladı.Yazar, halen Chicago Üniversitesi müzik bölümü eğitim görevlisidir. Martin Stokes

6 FAYDALANILAN KAYNAKLAR 3- İrfan Erdoğan: SİNEMA VE MÜZİK

7 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültes Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun olduktan sonra yüksek lisans için ABD'ye gitti. Pitsburg Üniversitesinde doktora dereceleri alan Erdoğan, halen Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Profesör olarak görev yapmaktadır.

8 FAYDALANILAN KAYNAKLAR 4- Sinan Gündoğar :Muhalif Müzik 328 Sayfa 16x24 İstanbul basım ISBN:

9 FAYDALANILAN KAYNAKLAR 5-Cemal Yurga:20.YY Türkiye’de popüler müzikler

10

11 25 Ağustos 1990 da Gülhane parkın festival için düzenlenen ücretsiz Müslüm Gürses halk konserlerine gittim. Seyircilerin çoğunluğu yaşlarında, ucuz ama düzgün giyimli dörderli beşerli guruplar halinde gelmiş erkeklerden oluşuyordu. Zaman zaman çıkan kavgalar arasında müziğin güçlü sesine rağmen her taraftan Müslüm Müslüm sesleri duymak mümkündü.Temel eğlence kaynağı kalabalığın kendisiydi. Okay temiz’in davul şovunu kimse dinlemiyordu.

12 45 dakika boyunca tanınmış şarkılarını söyledi. Her şarkı başlarken kalabalık kendinden geçercesine alkış tutuyordu. Arkamdaki Gençler iki Elinin arasına başlarını almışlar, ileri geri sallanıyorlardı. İnsanlar ayakta öne doğru ilerliyordu. o ana kadar tek kelime etmeyen Müslüm bir şarkı daha okuyup programını bitireceğini söyledi. Çevremdeki herkes bir anda ayaklanıp ileri doğru atıldı. Pankart taşıyan adam şimdi birilerinin omzunda, ortadaki yolu kapatmışlar, Polis coplarla yolu açmaya çalışıyor.

13 Ertesi gün ki GÜNEŞ Gazetesi altmış bin kişilik konser izleyicisinin Müslüm konserini ARABESKE ZAFER Başlığıyla duyurdu. Çok fazla polisin olduğunu, birçok olayların çıktığını yazıyordu. Müziği geniş perspektifle ele alınırsa arabesk sorunun özünde yatar. Birçok gözlemci arabeskin artık sadece bir müzik türü değil, toplumsal ve kültürel bir var oluş biçimi olarak ele alınması gerektiğini söylüyor. Her şey arabesktir fikrinin giderek geçerliliği artmaktadır.

14 MÜZİKOLOJİK DEĞERLENDİRME: Arabesk ve Arap müziği

15 Müzikologlar arabeski Türk sanat ve halk müziğini etkileyen bir yozlaşma sürecinin sonucu olarak görürler. Arabesk köklerini özellikle müzikal filmlerle özdeşmiş Arap popüler müziğinin gelişiminden aldığı düşünülür. Bu görüşe göre Türk sanat müziğinde uzun bir basitleşme, klasik formun katı kurallarının dışına çıkma süreci başlamıştır.

16 Türk müzikologlar Türk sanat müziğini Osmanlı sarayında Arap, Fars, Türk müziği tarzlarının yüzyıllar süren birleşimi sonucu ortaya çıkmış kozmopolit bir Ortadoğu müziği olarak sunarlar. ‘’ İ stanbul’un fethine kadar Osmanlı çok sade bir dile sahipken; fetihten sonra dil de ğ i ş erek daha süslü olmu ş tur. Musiki de bu dönemde hüviyet kazanmı ş tır’’.( Gönül Tekin Harvırt üniversitesi)

17 Gerçekte özgün sanat yerine kullanılan arabesk sözcüğü bizim toplumumuzda olumsuz bir anlam yüklenerek toplumsal yaşam biçimimizin aksaklıklarını anlatmak için kullanılır olmuştur. Konfüçyüs’’ bir toplumda müzik bozulmuş sa o toplumda her şey bozulmuştur.’’ Başka bir deyişle bir toplumda müzik iyi ise o toplumda pek çok şey iyidir....(N.GÜNGÖR)

18 Mısır müziğini yeniden formüle edip popüleştirmesi 1920 yılını buldu. Mısır film endüstrisi 1933de Alwarda al- bayda ile başladı. Batılı opera dans müziği etkileriyle mısır müziğinin makamlarıyla birleştirilmesinden oluşuyordu. O günün mısır zevkine uygun olarak temelde vokale dayanırdı. Batılı orkestra ile mısırın geleneksel çalgılarının karışımı ve geleneksel vurmalı çalgılar kozmopolit orkestralar Mısır müziğini üretmeye başladılar.1934 yılında mısır müziği Doğu Akdeniz de büyük popülarite kazandı.

19 Türkiye’de Mısır müziğinin etkileri 1930lu yıllarda hissedilmeye başladı Türk sanat müziğinin radyolardan yasaklanmasına bağlanır. ‘ ’1930 yılarında sürdürülen kültürel politikalar sayesinde üretilen,yeni bir müzik olu ş turmak için yapılan çalı ş malar ilginç görüntülerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Klasik Türk müzi ğ inin saray müzi ğ i, halk müzi ğ inin ise çok basit müzik olarak nitelenmesi Cumhuriyet yönetimi tarafından ideal müzi ğ in olu ş turulması gereklili ğ i ortaya çıkmı ş, Her iki tür müzik yasaklanmı ş tır.

20 Rus be ş lilerinden esinlenerek Türk be ş lileri yurt dı ş ına gönderilip e ğ itim alındıktan sonra yurda dönülüp klasik batı formunda Türk halk türkülerini yeniden düzenledikleri fakat halk tarafından pek ilgi görmedi ğ i tespit edilir.’’MUHAL İ F MÜZ İ K Sinan Gündo ğ ar Sevdiği müziği dinlemekten yoksun bırakılan insanlar, yüksek yayın frekansından faydalanarak Mısır radyolarını dinliyorlardı.

21 Mısırlı Abdülvahabın Türkçeye çevrilmiş şarkıları, Türkiye’deki plak piyasasını ele geçirmişti. Türkiye’de en çok satan plaklar Abdulvahabın müzikal filmin içindeki şarkılardı. Arap Müzik yıldızları Türkiye’de meşhur oldular yılları arası 130 Mısır filmi Türkiye’de gösterime girmişti.

22 1946 Türk yapımı Yanık kavak 1950 yılında çekimi yapılan ‘’Söyleyin anama ağlamasın ‘köy filimler gerçekçi gösterimi sakıncalı görülüp yasaklandı. Trajik öyküler, Şeref uğruna işlene suçlar yıllarında arabesk sineması için model oluşturmuştur. Bu sinemaları Mısırın taklidi olarak görmek yanlıştır.

23 ’’1970 yıllarında Büyük kentlere göçün gecekondu bölgeleri kendi kültürünü yarattı, arabesk müzik bu kesimde büyük dinleyici kitlesine eri ş ti. Arabeskin TRT de yasaklanmasına ra ğ men devlet tarafından el altından destek gördü. Aynı dönemde resmi olarak yasaklanmasına ra ğ men patlak veren seks filmleri furyası birlikte ele alındı ğ ında Arabeskin de gençli ğ i muhalif müzikten uzak tutmak için kullanıldı ğ ı dü ş ünülebilir.’’ Muhalif Müzik Sinan Gündo ğ ar

24 Arabeski Türkçe sözlü Arap müziği olarak tanımlamakta yanlıştır. 1950lerde Hint müziği de popüler olmuştur. Orhan Gencebay her ne kadar yaptığı müziği arabesk saymasa da yaptığı müzik halk müziği sanatçısı olmasının sahip olduğu deneyimlere popüler batı müziği, Hint müziği ne dayanmaktadır.

25 Müzikologlar için arabesk: Osmanlı Türk sanat müziğinin bozulmuş bir hali Arap popüler müziğinin Türk versiyonudur. Onu geniş kitlelere ulaştıranda sinemaydı. Bozulma sürecinin Saadettin Kaynağın 1950 yıllarında Erman Kardeşlerin filmlerine bulaşmasıyla başladığı düşünülür. Kaynak halk müziğini bilir, hafız mevlithan olarak dini müziğini bilir, Arap dünyasının müziği hakkında derin bilgiye sahiptir. Sadettin Kaynak Türk sanat müziğinin bireysel popüler arayışıyla klasik formu çatlamasına sebep olmuştur.

26 Böylece zayıflayan Türk müziği, müzikal filmlere dayanamadı. Müzik türünün bozulmasının medya dağıtımı ile olan ilişkisi çoğu arabeski kötüleyen müzikologlar tarafından da kabul edilmektedir. Saygın bir müzikolog olan Yılmaz Öztuna: film müzikleri ile özdeşleşmiş arabeski övüp övmemek arasında kalmıştır. Onun için arabesk‘’sanat müziğinin ikinci benliğidir’’ ifadesini kullanmıştır.

27 Yılmaz Öztunaya göre övgüye değer yanları: sesin uzunluğu, berraklığı, tokluğu, davudiliği, gırtlak nameleri büyük kozmapolitan orkestrası, hafif çok sesliliği, insanı cezbeden müzikal atmosferidir. Üzüldüğü nokta ise: Klasik beste kurallarını göz ardı etmeleridir.

28 Türk sanat ve Türk halk müziği enstrümanları için önemli olan sistem ve mantıktır. İyi bir bağlama sanatçısından makine gibi işleyen bir ajilite beklenir.Sistem ve mantık sadece icrada değil,Türk müziğinin modernleşmesi programının tümünü içerir.Birinin çalış biçimi eleştirilirken sistemsiz ifadesi kulanınmış ise ağır bir eleştiri sayılır.

29 Öztuna Arap tarzının abartılı olduğu kontrolsüz duygu yükü içerdiği eleştirisini yapmıştır. Bu tarz Türkiye’ye geldiğinde, şehirlerde kök salmaya başladı en çokta zevki bozulmuşlara hitap etmeye başlamıştır. Arap tarzı ve Arabesk vokale aşırı bir ayrıcalık tanımıştır. Duyguların aşırı ifadesiyle birleşen müzikal en düşük zevke hitap eder olmuştur. Kısacası Türk sanat müziğinde güzel olan ne varsa bozulmuş haliyle Arabeskte mevcuttur. Öztuna sanat müziğini Türklerin önemli katkılarda bulunduğu uluslar arası müziğin yüksek kültürü olarak sunmakta. Arabeskte bu geleneğin sapkın biçimi olduğunu söylemektedir.

30 Eleştirmenlerin çoğu arabesk için Türk ruhunun olumsuz yönünü ifade eder. Türkler bu durumdan kurtulmak istiyorlarsa bir şeyler yapmak zorundadır. Arabeskçiler bu doğululuk söylemini tabii ki kendi yararlarına kullanmışlar, popülütesini Türklerin özlerinde kaçınılmaz olarak doğulu melankolik, duygusallığa meyilli olmalarına borçludurlar.

31 N.Güngör: Halkın gerçek müzik ihtiyacına duyarsız kalan bürokrasinin oluşturduğu boşluğu arabeskin doldurduğunu söyler. Öztuna arabeski Sanat müziğinin denge, düzen, uyum kitlesel ihtiyacı karşılamak için bozulmuş versiyonu olarak görüyor.

32 Birçok ki ş i tarafından arabesk müzi ğ in Arap etkisiyle olu ş tu ğ u sanılmaktadır. Arabesk ş arkılar Arap müzi ğ ine çalgılama, çalım ve ritim açısından benzeyebilir, ancak arabesk adını almasının asıl sebebi ezgilerindeki süslemelerin çoklu ğ undan, çalgıların çe ş itlili ğ indendir.

33 Ticari yönden büyük paralar kazandırması çalanında söyleyeninde bu türe yöneltmi ş tir. Ucuz maliyet, seri üretim, çok satım çok kazanç bu türü ba ş arıya götürmü ş tür.

34 Geleneksel THM üzerinde ara ş tırmalarıyla tanınan Alman Etnomüzikolog Prof. Dr. Kurt Rainhart 1978 yılında İ zmir de düzenlenen bir seminerde Ben arabeski Türkiye’deki müzik adamları gibi yoz müzik türü olarak görmüyorum. Aksine THM günümüz ş artlarının do ğ al tezahürü olarak de ğ erlendiriyorum. Demi ş tir.

35 Soruyu soran Prof. Dr. Necati Gedikli de bu konuda: Halk, müzik aydınları tarafından kendilerine sunulan reçetelere itibar etmeyerek, kendi ihtiyaç duydu ğ u müzi ğ e kendinin karar vermesidir. Arabesk olu ş umunun altındaki gerçek kanımca budur.

36 Bu gün toplumumda arabesk adı verilen bozuk müzik, yoz müzik, kötü müzik olarak adlandırılan ancak geniş kitlelerce dinleyici bulan müzik türü vardır. Bu müzik türünün sanatsal niteliği ne olursa olsun toplumun bir ürünüdür. Bizim toplumumuz üretmiştir. Caz müziğini Amerikalılar, Arjantinliler tangoyu ürettikleri gibi. Çünkü toplum değişiyor......(N.GÜNGÖR)

37 Gelenekselden çağdaşlığa eski ile yeni, yerli ile yabancı, yan yana yaşamaktadır. Geleneksel üretim biçimi ile kapitalistçe üretim biçiminin toplumsal ilişkilerinin zihinsel üretimi olan sanatlar karşı karşıya gelmiştir....(N.GÜNGÖR

38 Bu arada kalmışlık tüm sanat dallarında yaşanmakta özellikle müzikte ortaya çıkmıştır. Hiç biri olamayan sanat türü arabesk toplumsal kültürel sorun olma niteliğini kazanmıştır....(N.GÜNGÖR

39 Batıda özgün bir sanat olan arabesk bizde bütünlükten uzak bir yığma, karmaşa olarak anlamlanmıştır. Gülsün Karamustafa arabesk için uyumsuzluğu, kokuşmuşluğu anlatan bir terim olmuştur.....(N.GÜNGÖR

40 Arabesk müzikte Doğu sazlarıyla batı sazlarının bir arada kullanılması, THM-TSM motiflerinin birlikte kullanılmasından gelen karmaşa, yığma, giriftlik, Türk müzik geleneğinden sapma sözü edilen kavrama olumsuz bir anlam yüklenmesine sebep olmuştur....(N.GÜNGÖR

41 Buradan hareketle toplumsal yaşamda görülen her türlü bozulmaya, yozlaşmaya, karmaşaya verilen bir ad olmuştur. Başka bir ifade ile geleneksel yaşam biçiminin batıya özgü yaşam biçiminin değerlerinin karşılaşmasından doğan uyumsuzluk, karmaşalık, kozmopolit yapılanmanın adıdır arabesk....(N.GÜNGÖR

42 Arabeskin toplumsak yönden do ğ u ş una bakılacak olursa; 50 yıllarında ekonomik bunalım sonucu do ğ udan batıya özellikle köyden kente daha iyi ya ş am ko ş ullarını elde etme hayali ile ş ehire göç etmeye ba ş layan kırsal kesim insanının de ğ erlerini kente ya ş atamadı ğ ı, geriye dönü ş ü olmayan yolda de ğ erlerini yitirme korkusu eklenmi ş tir.

43 Arabesk kültür nedir? Arabesk kültür, içinde yaşadığımız, var olan kültürden yeni oluşan bir kültüre geçiş sürecidir. Günümüz itibarıyla ele alırsak geleneksel kültürden modern kültüre, Köy kültüründen kent kültürüne geçiş evresi denilen dönemde yaşanılan kültüre verilen bir isimdir.(Orhan Yağmur)

44 Arabesk Kültür dönemi sancılı bir dönemdir. Geçmiş ve gelecek kültürlerin birlikte var oluşudur. İki kültür arası diye adlandırılan sentez dönemidir. Her iki kültür de bu dönemde varlık göstermeden belirsizlik taşıdığını görürüz. Bu belirsizlik kimliksiz olmanın evresini taşır. Bu kimliksizlik bir bakıma kültürsüzlük anlamında algılanır ki, bu dönemi bazı araştırmacı ve yorumcular ‘’Kültürel Çöküş’’ diye adlandırıyorlar. (Orhan Yağmur)

45 Birey;Kendi değerlerine yabancı olarak bakmaya başlayınca, görülen manzarayı şöyle özetleyebiliriz: Bu dönem, yeni bir kültürel yaşamın başlangıcıdır. kendi öz yaşantılarını silik, mat olarak yorumlamaları, bireyin kendine güvensizliğini belirginleştirir. Felsefe kuramcıları derler ki, işte tam bu evrede, bilgisizlik, rüşvet, saldırı, zor kullanmak, şiddet, uyuşturucu ve toplum genelinde çirkin kabul edilen tüm olaylar bireysel başlayıp kitlesel olarak yaşanılır. Yaşanılan bu çirkin olayların genele yansıması tamamen bireyin kendi bünyesindeki çözülmenin ürünüdür. (Orhan Yağmur)

46 Bu geçiş sürecinde kendini yabancılaşmış gören birey, koruyamadığı değerlerinin kaybından dolayı, sürekli saldırgan ve acı çeken biri olarak varlığını tanımlar. Felsefecilerin belirlediği gibi, birey hem kendine, hem de, çevresine acı çektirme, yani, mazoşist denilen duygunun içine girebilir. Bu acı çekme ve acı çektirme duygusunun esiri olan birey suçluluk duymadan, suçluluk kavramını algılamadan zevk için kendisine, sevdiği insanlara sürekli acı çektirir. Çevresinde var olan güzellikleri kırıp dökmeye başlar. … Bu haz yaşanılan acının büyüklüğüne göre de önem taşır. Acı ne kadar büyük olursa haz olayı da o kadar keyif verici olur.(Orhan Yağmur)

47 ARABESK MÜZ İĞİ N TANIMI Öz çalgısı olan ba ğ lamasını bile kent etkisinden kurtaramamı ş elektro olmu ş özünü yitirmi ş tir. Sesini yükselterek daha çok insana sesini duyurmaya çalı ş an ba ğ lama zamanla ba ş ka de ğ i ş ikliklere u ğ ramı ş telleri azalmı ş, Sapı kısalmı ş, perdeleri azalmı ş tır. Çalım tekni ğ i bile de ğ i ş mi ş tavırlar kaybolmu ş tur. Elektronik manyetik düzenekler di ğ er halk çalgılarına da aktarılmı ş elektro kemane olmu ş tur. (C.Yurga Popüler müzikler)

48 Orhan Gencebay: Arabesk için,TSM-THM bunlara ek batı tekniğinin her türlü olanaklarına özgür sunumun eklenmesinden oluşan bir müziktir. der Araştırmacı Ergin Ergönültaş: Kentleşmeyle ortaya çıkan değerler karmaşasının bütün yansımasını içeren, THM-TSM doğulu dinsel seslerden batının elektronik aletleriyle elde edilen karmaşık seslerin oluşumudur (N.GÜNGÖR)

49 Tutarlı dayanaktan, ezgi yönüyle Arap müziğinden, çalgı yönlüyle batı müziğinden esintiler taşıyan taşradan başlayıp toplumun tüm kesimlerine yayılan bir türdür arabesk. Toplumun ekonomik, toplumsal, kültürel değişimin müziğe yansıyan boyutudur.(N.GÜNGÖR)

50 TÜRK MÜZİĞİ İÇİNDEKİ YERİ: Sanat değeri ne olursa olsun arabesk bu toplumda çıkmış bizim kültür ürünümüz sayılır. THM-TSM bu toplum nasıl çıkarmışsa arabeski de aynı toplum çıkarmıştır. Arabeskin ulaştığı dinleyici kitlesine bu gün THM ya da TSM ulaşamamıştır. (N.GÜNGÖR)

51 Arabesk müzik TSM, THM batı müziği, Arap müziği gibi çeşitli müzik türleri ve formları arasında gelip gitmektedir. Onlardan her birinde bir parça almakta ama hiç birine benzememektedir. Ne zaman toplum kendisine belirli bir yol seçebilir, seçtiği yolda tutarlı adımlarla yürümeye yönelirse arabesk tutarlı bir yola girerek özgün bir yapıya kavuşacak ya da yok olup gidecek. (N.GÜNGÖR)

52

53 SOSYOLOJİK DEĞERLENDİRME: GECE KONDU SORUNU VE DOLMUŞ KÜLTÜRÜ

54 ALICI KİTLE Tansu Şenyapılı’nın araştırmasından: 1-Arabesk müzik dinleyiciler taşra kökenlidir. 2-Genellikle gece kondular da yaşarlar. 3-Küçük çaplı işlerde, yardımcı hizmetlerinde çalışırlar. 4-düşük gelir düzeyine sahiptirler. Bu araştırmadan: yaşamlarını güçlükle sürdüren, toplumun mutsuz kesimidir. Arabeskin çizdiği mutsuzluk tablosuyla bütünleşen,kendi acılarını unutmak, şarkılarla gözyaşları dökmektedir dinleyici. (N.GÜNGÖR)

55 Her arabesk konserlerde rastlanan mazoşist ve sadist özelliklerin oranı yüksektir. Bireyler yalnızken yapamadıklarını dışa vurmaya cesaret edemedikleri davranışlarını kalabalık içinde çok rahat yapabilmektedir. (N.GÜNGÖR)

56 Arabeskin tüm kötü etkilerini dinleyici kitlesi olarak tanımladığı insanlara yüklemiştir. Bunlar 1950 den itibaren kırsal kesimden gelip şehirlerin çevresindeki gecekondulara yerleşenlerdir.

57 Türkiye’nin hızlı plansız gelişmesinden kaynaklanan sıkıntılardır. Eski düzenden yenisine geçişten kaynaklanan belirli bir sosyal dengesizlik durumu ile arabeskin ilişkisi vurgulanmıştır. Kaderciliğin dili olan arabesk dili ile ifade edilen bir kitlenin oluşum koşullarını yaratmıştır.

58 Türkiye’de göçün Menderes hükümetinin politikalarından daha öncelerine giden bir tarihi vardır. Ancak 1950 lerde politik sürecin demokratikleşmesi dış borç programının devreye girmesi Türkiye’de ekonomide dönüşümlere yol açmıştır..

59 Şehirlerde kontrol edilemez bir işçi talebi,35 yıl süren göç olayını hızlandırdı.Sosyolojik açıklamalar şehirlerin çekim gücünün artması olarak izah edilir. Şehirlerin fırsatları çoğu göçmenlerin beklentilerine karşılık vermekten uzak olsa da şehre göçü bir çare olarak devam etmiştir

60 1960 yıllarında Almanya, Libya, Suudi Arabistan gibi yeni alternatifler ortaya çıkmışsa da iç göç baskısı şehirlerin alt yapısını zorlamakta, günden güne çözümsüzleşmektedir.

61 Göç ve göçün algılanması biçimi gecekondudur. Gecekondu :Tek odalı şehrin etrafında birden bire ortaya çıkmış kiremitli evlerdir hazine veya vakıf arazilerinin üzerine izinsiz tüm aileleriyle göçen bir dönemdir ikinci dönem gecekonduları kendi emeğiyle yapmış yeni göçenlere kiraya verilen bir dönem Firmaların arsa arayıp bina inşa edip gece kondu yapımının ticarileştiği dönem

62 İstanbul’da gecekonduların ilk yerleşim alanları Rami- Koca Mustafa paşa-Ümraniye kartal’da ki fabrikaların çevreleridir. Fabrika sahiplerin de kolayca temin edecekleri iş gücüne gecekondu yapımında destek veriyorlardı.

63 Gecekonduları hukuksal olarak kontrol etme modeli 1966 da çıkarılan 775 sayılı gecekondu kanunu ile sağladı. Bu yasa: Ortadan kaldırma, Önleme, İyileştirme gibi üç temel esası vardı. İyileştirme: çevre yollarının yapımı, çöplerin toplanmasını, kamu taşımacılığı yoluyla şehrin altyapılarının genişlemesini hedefliyordu.

64 Bakımsızlıktan harap olmuş gecekonduları tarihsel yapıları bozduğu düşünülerek yıkılacak, sakinleri başka bir yere nakledilecektir. Önleme de hukuka aykırı hazine malını işkâl edenler yıkılacak. Arazileri Toplu konut yönetimine geçecekti.

65 Pratikte göç sorununa ilgilenmede devletin göçmenlerin bir adım gerisinde kalması, sorunla ilgilenme girişimleri gecekondu sakinlerine tapu dağıtma politik bir araç haline geldi.

66 1984 genel af la gecekondu sakinlerine tapu dağıttılar. Kalmasına izin verilen gecekondulara tapu, şehir hizmetlerinin gitmesi, içinde oturanların yakınlarına da cazip gelmiş göç daha da şiddetlenmiştir. Şehirler birden bire doğu, batı, her yönden plansız şekilde büyüdüler.

67 Arabesk kültürünün sorumlusu devlet olmuştur, Devlet kırsal kesimde Hayat standartlarını yükseltemediği için göç oldu. Planlı yapılaşmayı sağlayamadığı için gecekondular oluştu, Toplu ulaşım araçlarını devreye koyamadığından dolmuşlar devreye girdi. Göç, gecekondu, dolmuş Arabeskin ayrılmaz parçası olmuştur.

68 Gecekondular hukuksal yönü ne olursa olsun; İç göçün kentteki yerleşik halidir.

69 Sosyolojik araştırmalardan gecekondu sakinleri kendilerini şehirliden çok köylü hissettikleri ortaya çıkmasına rağmen, toplumsal değişime açık bir ortam olarak sunulmaktadır. Göçmenler şehirde ekonomik, sosyal, politik hayata katılırken köyle ilişkisini koparmadan ev hayatını devam ettirebiliyorlar.

70 Memleketini özleyen göçmenler, şehirde köy havasını yeniden yaratmaya çalışırlar. Hayvanları, atları, inekleri şehir sokaklarını doldurur. Çatal kaşık kullanmak yerine yerde elleriyle yemek yerler. Kazançlarını yatak odalarında saklarlar. Daha kötüsü şehri hiç görmemiş olanlar Batı Avrupa’ya gitmekte şalvarlarından, poşularından nadiren vazgeçmektedir. Böylece Avrupalılarda Türkler hakkında yanlış fikir edinmektedir

71 Bu hızlı değişim kimlik kriziyle sonuçlanmaktadır. Türkiye’de bu kimlik sorunu şiddet, irtica hareketlerini başlattı. Gecekondu eşikte duruyor; Ne biri nede diğeri olabiliyordu. Gecekondu bölgeleri,şehrin çözülmüşlüğünü, düzensizliğini yansıtmaktadır. Özal hükümetinin de açıkça ifade ettiği demokratikleşme, refah, üretiminden Türk nüfusu gittikçe artan dışlanmasıyla birleştiğinde arabesk kültürüyle özdeşen bir periferi ( çevre )kültürü yaratmıştır.

72 ‘ ’1970 yıllarında Büyük kentlere göçün gecekondu bölgeleri kendi kültürünü yarattı, arabesk müzik bu kesimde büyük dinleyici kitlesine eri ş ti. Arabeskin TRT de yasaklanmasına ra ğ men devlet tarafından el altından destek gördü. Aynı dönemde resmi olarak yasaklanmasına ra ğ men patlak veren seks filmleri furyası birlikte ele alındı ğ ında Arabeskin de gençli ğ i muhalif müzikten uzak tutmak için kullanıldı ğ ı dü ş ünülebilir’’Muhalif müzik Sinan gündo ğ ar

73 Arabeskle gecekondu arasındaki bağlantı en belirgin olarak dolmuş kültürü kavramında görülür. Kalkış noktalarını gecekondularla birleştiren küçük ulaşım araçlarıdır. Eski şehir surlarının hemen yanında Topkapı da yerleşmiş olan dolmuşlar, Mekansal, ahlaksal açıdan alacakaranlık kuşağı gibidir.

74 Duvarların içinde Osmanlı kültürü, dışında modern Türkiye’nin trash kültürünün günlük karmaşası İçerde saray, camii. Dışarıda birahaneler, genelevler. İçerde düzen, dışarıda kaos hakimdir.

75 Dolmuş şoförlüğü araba alacak kadar parası olan göçmenin ilk işidir. Sonuçta göçmeni oynayan arabesk yıldızları gerçek hayata da yaptığı kamyon, dolmuş şoför rolünü oynuyorlar. Çoğu filmlerde Topkapı garajında geçer. Arabeskle dolmuşun bütünleşmesi bütün dolmuşların arabesk sembolleriyle donatılmasından anlaşılır.

76 1986 yılında arabesk dolmuşlarda da yasaklanınca ;arabesk şarkıların mesajları yazı olarak dolmuşları süsler olmuştur. ’’Seni sevmeyen ölsün’’ ‘’ Gurbet kuşları’’ ‘’ Mavi mavi ‘’ ‘’ Sus gözlerin konuşsun’’ çıkartma yazılarının yanında renkli renkli plastik çıkartmalarla süslenmiş dolmuşlar hakimdi.

77 Dolmuşun da gecekondu gibi devletin sağlayamadığı ihtiyaçlara popüler bir yanıt sunabilmesidir. Gecekondu, göçmenlerin konut sorununa bulduğu çözüm.Dolmuşta toplu taşım araçlarının konamamasının sonucudur. Benzer biçimde arabeskte,halkın kültürel ihtiyacına yanıt veremeyen resmi ( özünde batılı) bir kültür oluşturma çabalarına verilen karşılıktır.

78 Arabesk kasetlerin önü alınamaz boyutlara ulaşması bu kültürün yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Buna karşılık bandrol uygulamasına geçen devlet korsan kasetçilikle uğraşmak zorunda kaldı.

79 Sonuçta arabesk İstanbul un hızlı kentleşmesinin ortaya çıkardığı tüm patolojik göstergelerle eş anlamlı sayılır oldu. Milliyette 15 Temmuz 1987 tarihli bir makalede ‘’ Gece kondu kültürünün özellikle gençleri etkilediği, arabesk filmlerin intihar olaylarını artırdığı yılarında Ankara’da 28 intiharın filmlerden etkilenerek açmazlardan kurtulmak amacıyla intihar ettikleri ortaya çıkmıştır.

80 Osmanlı İmparatorluğu bütünsel bir kültür yapısına sahipti (Birçok etnik kökenli topluluklar olmasına rağmen )Etnik toplulukların her biri kendi içinde uyumlu birer adacıklar biçiminde idi. Her etnik topluluk diğerlerini tanıyor aralarında çatışma olmaksızın birçok alt kimlik olarak bir karma kültür biçimindeydi. (N.GÜNGÖR)

81 Ancak 18. YY saray çevresinden başlayarak birtakım çözülmeler başladı. Ülkenin Avrupa ile girdiği savaşları kaybetmesi, devamlı toprak yitirmesi batının özellikle askeri yönünün üstün olduğu kanısı oluştu. Bu kanı çok geçmeden başka alanlarda da üstünlüğü kabul edildi. Osmanlıcılık tezine karşı Batıcılık tezini geliştirdi. (N.GÜNGÖR)

82 Tanzimat döneminde yenilik çabalarına girildi. Askeri alanda başlayan yenilikler eğitim, öğretim, saray dekorasyonu, giyim kuşam mutfağa kadar yeniden düzenleme hareketine geçildi.(Fransız mürebbiyeler-piyano hocaları- Fransız mutfağı gibi.) “Tanzimat kafası ”da denilen bu görüşü özellikle okumuşlar ve bürokratlar arasında yaygınlaşmış, ilericilik, devrimcilik sayılmıştır. (N.GÜNGÖR) Aktarımcı-taklitçi-yamacı yöntemler denendi (Türk kalarak çağdaşlaşma M.SUN)

83 Bunun için Yabancı kültür ürünlerine karşı geleneksel ürünlerin yeniden düzenlenmesi yâda tümüyle bir yana bırakılması gereği ortaya çıktı. Osmanlıdan başlayan batılılaşma, çağdaşlaşma umulduğu gibi olmadı, içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklendi. Bu kaos müzikte belirgin biçimde yaşanmaya başladı. TSM Meragalı Abdülkadir’den beri 19. YY kadar aralıksız gelişme sürecine girdi. Özellikle II. Murat döneminde önemli bir gelişme gösterdi. (N.GÜNGÖR)

84 19.YY da batı müzik formlarının saraya girmesiyle ilk adım çok güzeldi Avrupa tarzı bando uluşturuldu. Mızıkayı hümayun kuruldu. Avrupa’daki gibi orkestra kuruldu başına da DONİZETTİ PAŞA getirildi. Paşanın ölümünden sonra Padişah Abdülaziz’in müziğe ilgisizliği sebebiyle kadro dağıldı. (N.GÜNGÖR)

85 Bununla birlikte özellikle saray çevresi Türk müziği dinlemeyi bir kenara bıraktı batılı müziklere yöneldi.1838 lerde Dede Efendi ile başlayan saraydan ayrılma TSM inişe geçtiği bir dönem oldu. (N.GÜNGÖR)

86 TSM artık halk kesimlerinin beğeni düzeylerine uygun form arayışına girdi. Bu dönem Türk müziğinin kurallarının dışına çıkıldığı dönemdir. Hafif şarkılar, köçekçeler, türkülerle kent halkının daha düşük beğeni düzeyine seslenmeye özen gösterildi. Ardından Hacı Arif Beyin öncülüğünde ( ) yeni akım olarak kabul gören şarkı besteciliği görülür (N.GÜNGÖR)

87 H.A.Bey klasik üslubun ağır anlatımından sıyrılarak halkın anlayacağı, seveceği, yalın, içtenlik yüklü eserler besteledi. Bu nedenle yeni türe saray müziği yerine kentli müzik te denilir. Güfteler klasik gelenekte olduğu gibi divan şairlerinden değil günün şairlerinden seçilmiştir. Divan edebiyatına tepki ile Tanzimat; klasik Türk müziğine tepki ile de şarkı besteciliği ortaya çıktı. (N.GÜNGÖR)

88 Türk müziği nitelik olarak düşüş evresine girdi. Gerçek amacından saptırılan arayışlar değişim çabaları cumhuriyet döneminde uygulanan müzik politikaları ile içinden çıkılmaz bir duruma düştü. Atatürk devrimciliği ile Osmanlının batılılaşma çabalarında tümü ile farklı bir yol izlenme amaçlandı. Bu tür çabalar sonucu eskiye ait ne varsa tümünün ret edilmesi biçimine dönüştü. (N.GÜNGÖR)

89 Atatürk: Hiçbir millet aynen diğer milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği millet gibi nede kendine özgü olabilir. Onun için dünyanın her türlü halinden, zevkinden, ilminden yaralanalım, unutmayalım ki asıl temel kendi içimizden çıkarmak zorundayız. Gerçekten öz korunarak batılılaşma yapabildik mi? Bu çabalar yüzeyselliğin ötesine geçemiyordu.(N.GÜNGÖR).

90 MÜZİĞE İLİŞKİN KARARLAR.(N.GÜNGÖR) Atatürk devrimleri işiğında müzik alanında büyük atılımlar gerçekleştirildi ''Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü musikide değişikliği olabilmesi ve kavrayabilmesidir. ‘Şeklindeki sözleri müzik konusuna ne kadar çok önem verdiğinin göstergesidir.

91 Ancak bunun ne şekilde olacağı zaman zaman etkili olan düşünce akımlarına göre değişik savlar ileri sunulmuştur. Sözgelimi batıcılığı savunanlar batı müziğini alınmasını savunurlarken,Turancılık akımın Türk müziği dünyanın en üstün müziği olduğu düşüncesindedir. Doğu-batı sentezcileri,Türk müziğinin içeriği ile batı müziğinin tekniklerini birleştirmeyi savunuyorlardı.

92 Kasım 1934 yılı meclis konuşmasında ‘Bugün bize dinletilmeye yeltenilen müzik yüz ağartacak nitelikte değildir. Bunu açıkça bilmeliyiz.’ klasik Türk müziğinin saptırılmış biçiminden söz ederken, Batı müziğini baş tacı edenlerce Türk müziği aşağılanmasına 1934 yılından başlayarak TRT de yasaklanmasına sebep oldular.Halk kendi müziğini TRT den dinleyemedi. Kendine en yakın müzik olarak Arap ezgilerini Arap radyolarından dinler oldular.

93 Bütün bu yasaklar Türk müziğini hızla bir uçuruma götürdü. Arabeske giden yol hayli kısalacaktır.1930 yıllarından itibaren Arap sineması en küçük kasabalara kadar girmiş, Anadolu insanı sinemayı Arap filimler ile sevmeye başladığı bir gerçektir.

94 Türk izleyicilerinin Arap müziklerine ilgisi karşısında Türk bestecilerinde filmlere müzik yapmaya başladılar. Özellikle Saadettin Kaynak leyla adlı fantezisi ile bu çığırın açılmasına sebep oldu. Arap sineması gelişmekte olan Türk sinemasında olumsuz yönde etkiledi.

95 KLASİK TÜRK MÜZİĞİNİN YOZLAŞMASI. Sadettin kaynakla başlayan çatlama Gencebay ve Tayfur’la darma dağın oldu yıllarında Arap müziği etkisindeki halka filim müzikleri besteledi. Kaynakla başlayan bu çığır Münir Nurettin, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses tarafından sürdürülmüştür.

96 Toplumsal koşullar, siyasal düzen, kültürel ortam hızla değişmektedir. Bu değişime müzikte eşlik etmiştir. Ama asıl özünden uzaklaşmadan değişim yapılamaz mıydı? Dede Efendi, Hacı Arif, Şevki Bey gibi sanatçılar bunu yapabildiler. Arayışlar o yolda devam edilse idi belki müziğimiz çok farklı bir noktaya gelirdi.(N.GÜNGÖR)

97 HALK MÜZİĞİNİN YOZLAŞMA SÜRECİNE GİRMESİ Müziğe radyo yasağı sürerken Batı müziğini halka sevdirme adına radyolarda geniş yer verilirken,halk müziği üzerinde çalışmalara devam edildi. Macar besteci Bela Bartok- A.Adnan Saygun bir raporu kültür bakanlığına sundular. Basit kıskançlıklar yüzünden bu çalışmalara son verildi. Kaçırılan ikinci fırsatta POAL HİNDEMİTH OLMUŞTUR yıllarında müziğin ilerlemesi için bir dizi raporlar sundu onunda sonu diğerleri gibi oldu

98 T.H.M. üzerinde çalışan bir gurup Ziya Gökalp'in görüşlerinden yararlanarak T.H.M. ile Batı müziğinin birleştirilmesi ile çağdaş müzik elde edeceklerdi.Başarılı RUS modelide vardı.Ama batı müziği ile Rus müziği arasında sistem olarak benzerlik fazladır..Oysa bizim müziğimizin ses sistemi batıdan çok farklıdır. Onu özünden koparıp başka bir kulvara sokmak gelişme değil, olsa olsa bir yozlaşmadır.

99 Her ortam kendi estetiğini kendi yaratır.Onu değiştirmek yerine, ondan ders alınıp yeniyi eskisi üzerine yapılan eleştirmeler üzerine kurmak gerekirdi. Eğer çok sesliliğe geçmekse amaç bunun da niteliğini çok iyi belirlemek gerekir. Bartok ''Türkiye fiziki olarak batıya çok yakın olduğundan batı müziğine ilgisiz kalamaz. Bunula birlikte çağdaştır diye izlenmesi gereken tek yol olarak görmekte yanlıştır. Halk müziğine dayanarak yeni bir müzik biçimi yaratma yoluna gitmelidir.''Bu görüşüne rağmen tersine hareket edilmiş sorun çözme yerine soruna yeni sorun yaratılmıştır.(N.GÜNGÖR)

100 OLUŞAN SENTEZ PİYASA MÜZİĞİ

101

102 ARABESK VE DİNSEL TEPKİ

103 Çözülen ve yok olmaya başlayan kültürün içinde var olanların bireye göre en değerlisini seçip, ona sahiplenmesi ve onu kurtarmaya çalışması, gözlenen bir doğrudur. Çözülen kültürün içinde bireye göre en değerlisi din kültürüdür. Bu yüzden birey bu belirsizliğini dinsel görüntüyle belirginleştirmeye özen gösterir. fanatiklik olarak sergilenir. (Orhan Yağmur)

104 Bu geçiş sürecinde kendini yabancılaşmış gören birey, koruyamadığı değerlerinin kaybından dolayı, sürekli saldırgan ve acı çeken biri olarak varlığını tanımlar. Felsefecilerin belirlediği gibi, birey hem kendine, hem de, çevresine acı çektirme, yani, mazoşist denilen duygunun içine girebilir. Bu acı çekme ve acı çektirme duygusunun esiri olan birey suçluluk duymadan, suçluluk kavramını algılamadan zevk için kendisine, sevdiği insanlara sürekli acı çektirir. Çevresinde var olan güzellikleri kırıp dökmeye başlar. Bu eylemin içinde ki amaç, bireyin haz duyması… Bu haz yaşanılan acının büyüklüğüne göre de önem taşır. Acı ne kadar büyük olursa haz olayı da o kadar keyif verici olur.(Orhan Yağmur)

105 Arabeske karşı olanlar: şarkı sözleri hayat hakkında olumsuz düşüncelerle dolu, söyleniş biçimiyle de Araplaşma hissedilmektedir. En büyük suçlama ise sözlerinin saçma, belirli bir konudan yoksun oluşudur. Sözler bir şeyi açıkça ifade yerine dolandırıp durur. Genizden gelen seslerle, Türkçenin bozulmasına sebep olmaktadır.

106 Müzeyyen Senar, Bülent Ersoy, Devran Çağlar gibi şarkıcılarda bu bozulmanın doruğa çıktığı ortak kanıdır. TRT, konservatuarlarda diksiyona ayrı bir önem verilir. Arabeskin seslendirme biçiminde ve duygularda gerçeklerle yüz yüze gelmekten kaçınıldığı sonuçta aşırı duygusallığa kaderciliğe yöneldiği düşünülmektedir.

107 1986 sonlarında toplumsal ve dinsel tepkiyle arabeskin dolaylı bağlantılı olduğu düşünülür. İrtica ile arabesk arasında ki bağlantı kesinlik kazanmasa da popüler kültürün kötümser göstergesi olarak yorumlandı.

108 Arabesk: politik, ekonomik gücü kaderden başka açıklaması olmayan gerçekler olarak sunmuştur. Kadercilik geleneksel bir İslami değer olarak görülür. Teolojik açıdan büyük bir hatadır. İslam bilginleri kadere inanmakla kadercilik arasında kesin ayırımı yaparlar. Kadere iman: İnsan Özgür iradesini kullanarak seçimini yapar,seçiminin ne olacağını tanrı önceden bilir. Kadercilikte ise insan pasif olmayı gerektiren bir doktrindir.

109 Bütün dinsel otoritelerin haram dedikleri müzik türü arabesk:Sadece pasif kaderciliğin yanında içki, seksle bütünleşmesindendir.

110 Özal’ın reformlarından en çok faydalananlarında küçük işyeri açan hacılar, hocaların olması şaşırtıcı değildi. Özal hükümetinin Rabıta olayı ile ortaya çıkan dinsel bağlantıları merkez sol- laik taraftarlarını öfkelendirmiştir. TRT programlarında ‘’İslami değerlere’’ dönüşü simgeleyen değişikliklere destek veriyordu.1987 haber sunucularının kullandığı dil hissedilir biçimde Arapçalaşmıştı.

111 rabıta örgütü özellikle 12 eylül 1980 sonrasında Turgut Özal'ın ba ş bakanlı ğ a gelmesi ile birlikte Türkiye'de büyük bir güç kazanmaya ba ş lamı ş tır. yurt dı ş ındaki imamların maa ş larının ödenmesinden, Türkiye'de yasaklanan Süleymancılık, Kadirilik, Nak ş ibendilik gibi tarikatların yeniden organize bir hale gelmesine, devlet kademelerine ş eriatçı sempatizanların yerle ş tirilmesine kadar pek çok çalı ş maya maddi ve manevi destek vermi ş tir. ( Gazete kupürleri)

112 TRT yılbaşı programlarında yarabbi şarkısıyla sürpriz biçimde Orhan Gencebay’ı çıkarınca tatil programlarında arabesk yıldızlarının yer almasının başlangıcı oldu. Zeki Müren TRT de sık görülür olmuştu. Arabesk sanatçılarının izlenme oranı yüksek olunca TRT üzerindeki tekel için bir tehdit oluşturdu.Bu da Atatürk değerlerinin çiğnenmesi olarak algılanıyordu.

113 Özal ailesinin bir başkasının düğününde Orhan Gencebay’la yakın sohbetini Arabeske büyük katkı olarak algılandı skandal olarak nitelendi seçimlerinde Özal ‘’ seni sevmeyen ölsün ‘’ arabesk şarkıyı seçim kampanyası müziği olarak kullandı. TRT o güne kadar transseksüellerin varlığını kabul etmiyordu ;Semra Özal’ın 1989 yılındaki resmi resepsiyona ısrarla Bülent Ersoy çağrılınca ciddi karışıklıklarına sebep oldu.1980 Transseksüellerin sahneye çıkışı yasaklamıştı.

114 Hükümetle arabeskin yakınlaşmasının doruk noktasını 1989 Şubatın da Kültür bakanı Tınaz Titiz’in düzenlediği 1. Müzik kongresinde yaşandı. Sonuç acısız arabeskin desteklenmesi yönündeydi. TRT sözleri kaderci olmayan arabeski tanımaya hazırdı. İlk örneğini Hakkı Bulut tun söylediği Esin Enginin bestesi ‘’Sevenler kıskanır.’’şarkısıydı. Bu ilk deneyim ticari bir fiyaskoyla sonuçlandı. Bu olay da Hükümetin Arabeski kontrol etme çabası yatıyordu.

115 MÜZİSYENLER Arabesk starlarının güneydoğu Anadolu’dan İstanbul’a göç etmişlerden olduğu magazin haberlerinde oldukça açık seçik yer alır. Bu starların çevirdiği filmlerdeki adı gerçek isimleridir.

116 1980 den itibaren starlığını uzun süre koruyan İbrahim Tatlıses :Mavi Mavi,Gülüm benim, Allah Allah, Fosforlu Cevriye gibi kasetleri bir milyon satan nadir arabeskçilerdendir. İbrahim Tatlıses, şöhreti yakalayıncaya kadar, İstanbul’a göçmüş Urfalının hayatını konu alan birçok filmler yapmıştır. Filmlerinde sürekli acı çeker, şehre mağlup düşerken; gerçek hayatında yatırım yapmakta iş adamı olmaktadır. Arabesk starları milyoner hayatı yaşarken, hayranları halktan biri olarak yaşadıklarını sanırlar.

117 Gerçek ve kurgu bağlantısını arabeskçi sanatçı Bergen’de bulabiliriz. İlk kocasıyla yaşadığı şiddetli geçimsizlik en dikkat çekici özelliğidir. 17 yaşında PTT işini bırakmak zorunda kalır.Bir akşam Ankara da bir gece kulübünde içerken sahnede şarkı söylemesi istenir,gece kulübünün sahibi Bergeni işe alır.

118 Böylece Ankara, Adana, Mersin,İzmir’de sahnelere çıkar.1980 de Adana’da çalışırken Halis Serbestle tanışır, kıskançlık krizi geçiren Halis, Bergen’in yüzüne kezzap atar,Artık acıların kadını Bergen olarak arabeskin özgün dramının klasik unsuru içerir şekilde şarkılarını söyler. 15 Ağustos 1989 yılında eski koçası tarafından kaçırılır Mersine doğru Toroslar da öldürülür.

119 Bu tip arabeskçilerde nereli olduğu önemlidir.(Adana Ferdi Tayfur- Müslüm Gürses Urfa İbrahim Tatlıses Diyarbakır Coşkun Sabah-Emrah-Mahsun Kırmızıgül,Antakya Ceylan- Gökhan Güney). Bu bölgelerin Irak ve Suriye ye yakın olmaları sanatçıların Arapçada biliyor olmaları Arap havalarının etkisi altına germesine de sebep olmuştur.

120 Halk eşlik edenleri bilmez söz yazarlarından bazıları da kendi gayretleriyle tanınmıştır.Arabesk söz yazarlarından 500 şarkı sözü yazan Ahmet Selçuk İlkan ‘dır. Bu modelde müzik eğitimi yer almaz.Şarkıcılarda, söz yazarları da doğuştan yeteneklidir. Sonradan yetenekleri keşfedilmiş kişilerdir.

121 Müstesna sanatçılardan Orhan Gencebay’dır. Küçük yaştan itibaren sanat müziği,bağlama dersleri almış,1967 yılında TRT sınavlarını kazandı. Askerden sonra Ahmet Sezginle tanışarak birlikte çalışmaya başladılar çıkardığı Bir teselli ver kaseti ile starlığı yakalamıştır. Diğer arabesk parçalara bakıldığında Orhan Gencebay’ın arabeskin ciddi yönünü temsil ettiği görülür. Bu istisnai özellik onun beste teknik alanlarındaki ustalığına atfetmek gerekir.

122 Arabeskin alt yapısını profesyonel olarak farkı türde çalışan müzisyenler, düzenlemeciler, prodüktörler ve bestecilerden oluşur.

123 Müzisyenlerin efsaneleşmiş marjinalliği biri biriyle çelişen biçimleriyle ortaya çıkmaktadır. Erkek arabeskçiler ‘’Harbi erkekler –efemineler’’ diye ikiye ayrılırlar. Sanatçıların giyinişleri, konuşmaları, geleneksel erkek kimliğine uygun olanlar hakiki erkek sanatçı statüsünde görülür. Evliliğin getireceği evcilleştirme reddedilir. Erkek sanatçılar seçtikleri kadınlarla yaşarlar ama evlenmezler.

124 Dikkat çekecek sayıda erkek arabeskçiler, bıyıklarıyla birlikte erkekliğini de kaybetmiş travestiler, transseksüellerdir.(Zeki Müren, Bülent Ersoy) Transseksüeller,( Merve Sökmen, Zümrüt Canseli, Ertaç Ünsal, Noyan Barlas,Seyhan Soylu,Mimi Soner'in bulunduğu ) şarkıcılar rüzgarı esmeye başladı. İşin komik yanı polis salahiyetler kanunu gereğince kadınlar ve kızlar özel izinle sahneye çıkabileceklerinden Bülent Ersoy Türkiye’de sahnelere çıkamıyordu.Bülent Ersoy’a sahne izinin verilmesi politik bir kazanç gibi görülmeye başlandı.

125 Türkiye’de erkekler kadın gibi, kadınlarda erkek gibi şarkı söyleyerek toplumsal yozlaşmanın göstergesi olduğu muhakkaktır. Kimi zaman sadece ses aralıklarına bakarak bir erkeğin mi, bir kadının mı şarkı söylediğini çıkarmak neredeyse mümkün değildir..

126 Erkek sanatçılar efemine görülmemek için geldiği illerin lehçelerini kullanırlardı. Belkıs Akkale, Gülşen Kutlu, Can Etili, Nuray Hafiftaş gibi sanatçılar daha kalın rejistirden (erkek gibi) söylemeye meyillidirler. TRT kadın sanatçıları yüksek rejistirden söylemeye özel önem verirlerdi yıllarında Bu rejistir farklılıkları ortadan kalkınca yerini çocuk arabeskçiler aldı.Küçük Emrah, Küçük Ceylan gibi

127 Fantezi müzikte ağırlık elektro bağlama ve flüt yoğun olarak kullanılır. Arabeskte yoğun keman korosu yer alır. Ancak fantezi ile arabeskin sistematik ayırımı yapılamamaktadır.

128 DİNLEYİCİLER İç göçün,şehirli Türk toplumunda müziğin üretimi, desteklenmesi, tüketim kalıpları üstünde derin izler bıraktığı muhakkaktır. Menderes döneminin politikalarından kazançlı çıkmış zengin köy göçmeni şehirdeki eğlence kalıplarına kendini adapte edebilmek için gazinoları ortaya çıkarmıştır

129 Bunlar Beyoğlu, taksim civarındaki içki yemek sunan Hıristiyanların çalıştırdığı müdavimlerinin de Hristiyan olan yerlerden esinlenerek oluşmuştur. Oturmuş bir burjuvaların zevk aldıkları Münir Nurettin’lerden, Fehmi Egenin tangolarından zevk alındığı bir dönemde yeni yetme zenginlerin emellerinin O zaman Zeki Müren’in başını çektiği sanat müziğinde buluyordu. Arabesk ise daha ileri dönemde hızlı göçün olduğu gece kondu yapımıyla hızla artan nüfusun eşlik ettiği dönemdir.

130 Bağlamanın 1950 yıllarında popüler sanat müziğini andıran bir müzik türünde kullanılması köyden şehre göç edenlerce özel bir ilgi uyandırdı. Orhan Gencebay- Ahmet sezginin sunduğu en iyi örnekleriyle bu müzik gecekondu, gazinolarda olgunlaştı kitle kültürü teknolojisiyle yaygınlık kazanmıştır.

131 Arabeski şehre göçle hemşericiliğin kesişmesi olarak görülebilir. Ayrıca kitle iletişim araçlarıyla arabesk her yerde bulunmakta pasif dinleyiciler tarafından da dinlenmektedir yılında 200 milyon kaset üretilmekte bunun 150 milyonu arabesktir..

132 Arabesk müzik dinleyenler için gece kondu bölgeleri, dolmuşlarda güçlü bir şekilde bulunacağı teorisine rağmen arabesk müzik,şehrin göbeğinde bile duymak mümkündür. Gecekondularda daha fazla dinlendiği bir gerçektir

133 Batı pop müziği Beyoğlu Taksim civarındaki kasetçilerde bulunurken Topkapı civarında hemen hemen yok gibidir.Kaset tercihleri sınıflandırmada etken değildir.Bir tür müziği seviyor olmak başka tür müziği dinlemesine engel değildir.Belki belirleyici olan halk müziği ve arabeski tercih edenler in fazla oluşudur.Bu yüzden Sadece Arabesk sınıfın kültürel malı olarak tanımlanamaz

134 Arabesk; Dünya işlerinin bir süre ertelendiği, arkadaşlığın koyulaştırıp kutlandığı,erkeklerin rakı masası buluşmalarının vazgeçilmez elemanıdır.’ ’Rakı masası olmadan arabeski anlamak zordur.’ ’ Bu deyim rakı ile arabeskin yakınlığına dikkati çekiyor. Kaset için olduğu kadar canlı icralarda bunlar geçerlidir.

135 Gazinolar uzun zaman görüşememiş arkadaşların kutlandığı ve nadir yerlerdir. Buralara gelenler sahneye yüzü dönük oturma yerine masanın etrafında otururlar önemli olan star değil arabesk ortamdır.

136 Sesin hep kulağımda fakat yoksun yanımda Dediler ki aşıksın ben buna inanmadım Sana olan aşkımı sen gidince anladım ( Gazete kupürlerinden )

137 Müzisyenler çok düşük paraya, lütfen alkışlara çalışırlar. Ancak tanınmış zengin starlar taksimdeki gazinolarda astronomik ücretlerle çalışırlardı. Bu arabesk starlarını halk konserlerinde seyretmek halk için mümkündür.

138 Halk konserleri, ucuz biletlerin satıldığı konserlerdir. Bu programlara ilgi o kadar çoktur ki önceden reklamı yapılmaz. Halk konserleri belli yaş ve sosyal gurupların ilgisini çeker. Kontrolsüz davranış biçimini tarif ederlerken ARABESK TİPLER terimi kullanılır.

139 Halk konserlerinde herkes kendi iç dünyasına dalıp kaybolduğundan, atomize olduğu ve dağıldığı görülürken, Gazinolarda starların tek tek gelen kişilerle ilgilenmesi önemlidir. Sosyalleşme ortamına uygun olarak insanlara odaklanmış şekildedir.

140 Arabeski sevmediğini söyleyen kişilerde; Arabeski kötüleyen resmi söylemin dışında, birbirinden kopuk ifadelerle arabeski neden sevmediklerini anlatamıyorlardır. Zevklerini, eleştirileceğinden,tercihlerin aşağılanacağından endişe ediyorlar.

141 Arabesk: Göç, Güneydoğu, gecekondu dili, insanların sorunlarını, sıkıntılarını, hayal kırıklıklarını tanımlayıp sunabilecekleri bir tarz sağlıyordu. Bu sorunlarla ilgili duygular resmi söylem alanlarında yasaklanmışken arabesk altüst edici söylemleri kabul ediyor, tanımlıyordu. Bu söylemlerin müziksel, şiirsel, görsel düzeyde yaptıklarını bir arada tutuyordu.

142 Arabesk kültür de bireyin dünyası gibi, ikilem taşıyarak gündeme gelmesi demektir. İki tür arabesk kültürden söz edilmelidir. Bir: arabesk kültür. İki: protest arabesk kültür… Arabesk kültürü yaşayanlar sürekli kendi iç dünyaları ve ruh hallerinin sakinleşmesi anlamına gelen telkinlerde bulunurlar. Bu telkinlerin neler olduğunu ise, kısaca yazalım. Kendi ruhsal dünyasına acı çektirmek. Çekilen acıyla mutlu olmak... Kumar, kapkaç, uyuşturucu, içki, Yalan, hırsızlık, dolandırıcılık, tecavüz gibi suçları sayarken, bu suçları işlemenin tek gereği kendi ruh dünyasına acı vermek olayıdır. Bu yüzden bazen hiç çekinmeden açık açık bu suçları işleyebilir.(Orhan Yağmur)

143 İkincisi: Protest arabesk, birey kendi öz kültürü olarak benimsediği ve kent kültürüne yani, modern kültüre karşı koruyamadığını anladığı an, bütün hışmıyla saldırıya geçer, her şeyi protesto eder ki, işte günümüzde popülizmin en doruk noktasında yaşayan sanatçılar arabeskçi olarak on yıllardır zirvede duruyorlar.(Orhan Yağmur..)

144 Varoş kültürü denilen bu kültür toplumların mutlak ve mutlak yaşaması gereken bir kültür değildir. Yani arabesk kültür olayının, öylesi ya da böylesi olmamalı diyorum. Çünkü dengesiz bir çöküşün getirirsinden çok götürüsü olacaktır. Arabesk tam anlamıyla erdemli bir düşüncenin ötesidir. Kültürel yozlaşmadır. Çöküştür. Bu çöküşün politik şiddeti, toplumsal yada bireysel görünümü evrensel alanda tutarsızlığı, ruhsal olarak nefreti ardından da toplumsal, siyasal, politik, şiddeti getirir.(Orhan Yağmur)

145

146

147


"HAZIRLAYAN : AZİZ BALKAN. kitap Arabesk Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik FAYDALANILAN KAYNAKLAR 1-Nazife Güngör…….Arabesk." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları