Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

 On be ş yıldır görü ş medi ğ im arkada ş ım Simon Radevin'i görmeye gidecektim. Simon, bir zamanlar benim en iyi dostumdu. Onunla güzel günler geçirmi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: " On be ş yıldır görü ş medi ğ im arkada ş ım Simon Radevin'i görmeye gidecektim. Simon, bir zamanlar benim en iyi dostumdu. Onunla güzel günler geçirmi."— Sunum transkripti:

1

2  On be ş yıldır görü ş medi ğ im arkada ş ım Simon Radevin'i görmeye gidecektim. Simon, bir zamanlar benim en iyi dostumdu. Onunla güzel günler geçirmi ş tim. Yüre ğ imin en gizli yerinde saklı ve en gizli sırlarımı ona açmı ş tım. Uzun yıllar birbirimizden hiç ayrılmamı ş tık. Beraber ya ş amı ş, yolculuk etmi ş, dü ş ünmü ş, hayaller kurmu ş tuk. Aynı ş eyleri, aynı kitapları sevmi ş, aynı co ş kuları ya ş amı ş ve olaylara gülmü ş tük. Yalnızca bakı ş larımız bile, birbirimizi tümüyle anlamaya yeterdi.Daha sonra o evlenmi ş ti. Koca aramak için ta ş radan Paris'e gelmi ş bir kızla ansızın hayatını birle ş tirmi ş ti. Nasıl olmu ş tu da, zayıf, aydınlık fakat bo ş bakı ş lı, so ğ uk sesli ve binlerce benzeri bulunan bu soluk kumral kız, zeki ve akıllı arkada ş ımı avucunun içine almı ş tı?Bunları anlayabilir miydik? Ku ş kusuz arkada ş ım, sevecen ve kendisine ba ğ lı bir kızın kolları arasında basit, tatlı ve uzun sürecek bir mutlulu ğ u ümit etmi ş ti ve bunu da, soluk saçlı kızın parlak bakı ş larında hayal meyal görmü ş tü de...

3  Arkada ş ım, hiçbir ş eyi anlayamayacak derecede alıkla ş madı ğ ı sürece, canlı ve duyarlı bir erke ğ in, saçma gerçe ğ in farkına varır varmaz her ş eyden usanaca ğ ını hiç dü ş ünmemi ş ti.Nasıl bulacaktım onu? Her zamanki gibi canlı, nükteli, gülmesini seven ve co ş kulu muydu, yoksa ta ş ra ya ş amının etkisiyle uyu ş uk, tembel bir ki ş i haline mi gelmi ş ti? İ nsan, ister istemez on be ş yılda de ğ i ş ebilirdi.Tren, küçük bir istasyonda durdu. Trenden indi ğ imde, ş i ş man, çok ş i ş man, göbe ğ i iyice öne fırlamı ş, kolları iki yana açık, kırmızı yanaklı bir adam bana do ğ ru atıldı ve "Georges" diye ba ğ ırdı. Kucakla ş tık; fakat onu tanıyamamı ş tım. Sonra, ş a ş kınlıktan donakalmı ş bir durumda "Aman Tanrım, zayıflamamı ş sın" diye mırıldandım. Gülerek, "Daha ne olsun? İ yi bir ya ş am, iyi yemekler, güzel geceler, yemek ve uyumak... İş te benim ya ş amım!" diye yanıt verdi.Onu seyrettim; geni ş yüzünde, sevildi ğ ini belli eden çizgiler aradım. Yalnızca gözleri de ğ i ş memi ş ti; ancak o eski bakı ş larından eser yoktu. "E ğ er bakı ş lar dü ş üncelerin yansıması ise, ş u kar ş ımda duran insanın dü ş ünceleri, bir zamanlar çok iyi tanıdı ğ ım insanın dü ş ünceler de ğ il" diyordum kendi kendime.

4  G erçi gözleri parlıyordu, sevinç ve umut doluydu ama o gözlerde, bir kafanın de ğ erini en az sözler kadar ifade eden zekâ pırıltıları yoktu artık.Simon, birdenbire bana, "Bak i ş te, benim çocuklardan ikisi" dedi.14 ya ş ında neredeyse kadınla ş mı ş küçük bir kız ile ö ğ renci kılıklı 13 ya ş ında bir erkek çocu ğ u, sıkılgan bir edayla bana do ğ ru ilerledi - Bunlar senin çocukların mı? diye sordum. - Tabii, diye yanıt verdi gülerek. - Kaç çocu ğ un var? - Be ş. Üçü evde!

5  Bunu söylerken gururlu, memnun, hattâ muzaffer bir hava takınmı ş tı. Bense, yuvasındaki bir tav ş an gibi, ta ş radaki evinde gecelerini iki uyku arasında çocuk yapmakla geçiren bu aptal damızlık adam için, belli belirsiz bir hor ş görüyle karı ş ık derin bir acıma duygusuna kapılmı ş tım. Simon'un kullandı ğ ı arabaya bindik ve can sıkıcı kentin içinden geçtik. Burası, sokaklarında hiç canlılık olmayan, yalnızca köpeklerin ve bir iki hizmetçi kadının göründü ğ ü uyu ş uk ve donuk bir kentti. Zaman zaman, kapısının önünde duran bir dükkân sahibi ş apkasını çıkarıyor ve Simon da onu, ku ş kusuz kentteki bütün insanları adlarıyla tanıdı ğ ını göstermek için, adlarını söyleyerek selamlıyordu... Ta ş raya gömülüp kalan bütün insanlar gibi, Simon'un da milletvekili olmayı dü ş ledi ğ i izlenimi edindim. Kenti çabucak geçtik ve parka benzer bir bahçeye girdik; sonra da, ş ato görünümü verilmi ş kuleli bir evin önünde durduk.

6  Simon, iltifatta bulunmamı ister bir havayla, " İş te benim fakirhane!" dedi. "Çok güzel" diye yanıtladım.Evin önündeki basamaklı seki üzerinde, benim geli ş im için süslenmi ş, bu ziyareti için saçlarını taramı ş ve birtakım basmakalıp nezaket cümleleri hazırlamı ş bir kadın görünüverdi. Bu, on be ş yıl önce kilisede gördü ğ üm o kumral ve ilginç olmaktan uzak kızca ğ ız de ğ ildi artık. Kar ş ımda a ş ırı süslenmi ş, ş i ş man, lüle lüle saçlı, ya ş ı belli olmayan, silik ve zarafetten yoksun, dü ş üncesiz, kısacası bir kadında olması gereken bütün niteliklerden yoksun biri duruyordu. Nihayetinde bir anne, ş i ş man ve sıradan bir anne, sürekli do ğ uran anaç bir tavuk, içinde çocuklarından ve yemek kitabından ba ş ka bir kaygı ta ş ımayan bir kadındı o...Bana, "Ho ş geldiniz" dedikten sonra, Belediye ba ş kanının tefti ş ine hazır itfaiyeciler gibi bekleyen üç küçük çocu ğ un boy sırasıyla dizildi ğ i bir hole girdim.

7  - Ah, i ş te di ğ erleri, dedim. Simon, büyük bir mutlulukla, "Jean, Sophie ve Gontran" diye çocukların adlarını söyledi.Salonun kapısı açıktı. İ çeri girdim ve koltuklardan birinde felçli, titreyip duran ya ş lı bir adam gördüm.Bayan Radevin, bana do ğ ru ilerleyerek, "Bu, benim büyükbabam Mösyö, 87 ya ş ında" dedi.Sonra, yerinde sarsılıp duran ihtiyarın kula ğ ına, "Baba, Simon'un arkada ş ı" diye ba ğ ırdı. Ya ş lı adam, bana merhaba diyebilmek için büyük bir çaba gösterdi ve ellerini sallayarak, "Vay, vay, vay!" diye viyakladı. "Çok naziksiniz" diye kar ş ılık verdim ve bir sandalyeye oturdum.Simon içeri girdi; gülüyordu.

8  - Büyükbabayla tanı ş tın demek. Pek ho ş tur kendisi, çocukların e ğ lencesidir. Bo ğ azına çok dü ş kündür. Her yemekte çatlayacak derecede yer. Kendi haline bıraksan, ne kadar çok yiyece ğ ini tahmin edemezsin. Neyse, birazdan göreceksin zaten. Tatlılara sanki onlar birer genç kızmı ş gibi bakar. Ş imdiye kadar bundan daha gülünç bir ş eye rastlamamı ş sındır,birazdan göreceksin.Daha sonra, bana odamı gösterdiler. Ak ş am yeme ğ i saati yakla ş ıyordu. Merdivenlerde ayak sesleri duyunca arkaya döndüm. Babalarının arkasına dizilen çocuklar beni izliyorlardı. Hiç ku ş kusuz, bu ş ekilde beni selamlamak istiyorlardı. Bana verilen oda, ot, bu ğ day ve arpadan geçilmeyen uçsuz bucaksız bir ovaya bakıyordu. Ne tek bir a ğ aç, ne de bir tepe görünüyordu. Bu evde ya ş anmak zorunda olan yürek karartıcı ve içe i ş leyen ya ş amın bir görüntüsüydü bu...

9  O sırada bir çan çaldı. Ak ş am yemek vaktini haber vermek içindi bu. A ş a ğ ı indim.Madam Radevin, pek yapmacıklı bir edayla kolumdan tuttu ve birlikte yemek odasına geçtik. Bir u ş ak, tekerlekli sandalyesini iterek büyükbabayı masadaki yerine getirdi. Henüz sofraya gelen büyükbaba, bakı ş larını tatlıya dikmi ş, aç ve meraklı gözlerle bakıyor ve iki yana sallanıp duran ba ş ını güçlükle bir yemekten di ğ erine çeviriyordu. Simon ellerini ovu ş turarak bana döndü ve "Çok e ğ leneceksin" dedi. Bu sırada çocuklar, görece ğ im sahneleri dü ş ünerek, gülmeye koyuldular. Bayan Radevin ise, omuzlarını umursamazlıkla silkip gülümsüyordu sadece.Simon, ellerini a ğ zının iki yanında kavu ş turarak, "Bu ak ş am yemekte sütlaç var" diye ba ğ ırdı ihtiyara do ğ ru.

10  Ya ş lı adamın kırı ş ık yüzü aydınlandı; söyleneni anladı ğ ını ve memnun oldu ğ unu belli etmek için tepeden tırna ğ a iyice sarsıldı. Nihayet yeme ğ e ba ş ladık.Simon, bana dönerek, "Bak!" diye fısıldadı. Büyükbaba çorbayı sevmemi ş ti; yemek istemiyordu ama sa ğ lı ğ ı için gerekli oldu ğ unu öne sürerek ona zorla yedirmeye u ğ ra ş ıyorlardı. U ş ak, çorbayla doldurdu ğ u ka ş ı ğ ı zorla adamın a ğ zına sokuyor, ya ş lı adam ise, canla ba ş la kar ş ı koyuyor ve a ğ ına akıtılan çorbayı içmemek için masaya ve yanındakilerin üzerine püskürtüyordu.

11  Çocuklar gülmekten kırılırken, babaları da " İ htiyar ne kadar komik, de ğ il mi?" diye söyleniyordu.Bütün yemek boyunca yalnızca ihtiyarla me ş gul oldular. Büyükbaba, masaya konan yemekleri bakı ş larıyla yiyor, çılgınca salladı ğ ı elleriyle tabakları tutup kendisine çekmeye çalı ş ıyordu. Yemekleri hemen hemen ihtiyarın ula ş abilece ğ i uzaklı ğ a koyuyorlar ve burnuna gelen yemek kokularının kı ş kırttı ğ ı ihtiyarın tabaklara do ğ ru yaptı ğ ı titrek hamlelerini ve çılgınca hareketlerini seyrediyorlardı. İ htiyar, anla ş ılmaz biçimde homurdanıyor ve salyası boynundaki peçeteye akıyordu. Bütün aile de, bu tuhaf ve tiksinti verici i ş kenceden zevk duyuyordu.Daha sonra, büyükbabanın taba ğ ına biraz yemek kondu. Ya ş lı adam, taba ğ ına bir parça daha konması için önündekini büyük bir oburlukla silip süpürdü.

12  Sütlaç getirildi ğ i zaman ihtiyar çırpınmaya ba ş ladı. Sızıldanıp duruyordu. Gontran, büyükbabaya döndü ve "Bugün çok yediniz, size tatlı yok" diyerek, ona sütlaç verilmeyecekmi ş gibi davrandılar.Ya ş lı adam, bunun üzerine a ğ lamaya ba ş ladı; her tarafı titreyerek a ğ larken, çocuklar katıla katıla gülüyorlardı.Nihayet, büyükbabanın payını da taba ğ ına koydular. Adamca ğ ız ilk lokmasını yutarken bo ğ azından garip bir ses çıkardı ve çok büyük bir lokmayı yutan ördeklerinkini andıran bir boyun hareketi yaptı.Taba ğ ındaki bitirince, biraz daha tatlı vermeleri için tepinmeye ba ş ladı.Büyükbabanın çekti ğ i gülünç ve yürek parçalayıcı i ş kence kar ş ısında dayanamadım ve "Hadi, biraz daha tatlı verin ona" dedim.

13  Simon, "Yoo, dostum, diyerek söze karı ş tı, bu ya ş ta fazla yerse, rahatsız olabilir".Sözümü geri aldım ve sustum. "Neredesin mantık, ahlâk ve sa ğ duyu" diye geçirdim içimden. Sa ğ lı ğ ını öne sürerek ihtiyarı o ya ş ta tadabilece ğ i tek zevkten yoksun bırakıyorlardı. Ölgün ve titrek ihtiyar ne yapacaktı ki bundan sonra sa ğ lı ğ ı? Sayılı günlerine karı ş ıyorlardı onun. Kaç günü kalmı ş tı ki ş unun J ş urasında? On, yirmi, elli ya da yüz günü mü? Neden böyle yapıyorlardı? Sa ğ lı ğ ını korumak için mi, yoksa onun bo ğ azına dü ş künlü ğ ünün ortaya çıkardı ğ ı sahneleri bütün ailenin biraz daha seyretmesini sa ğ lamak için mi?Ya ş lı adamın artık hayatta yapaca ğ ı ba ş ka hiçbir ş ey kalmamı ş tı ki. Onun için tek bir istek, tek bir sevinç kayna ğ ı kalmı ş tı. Neden bu sevinç ona bütünüyle ya ş atılmıyordu?

14  Yeme ğ in ardından uzun bir süre kâ ğ ıt oynadıktan sonra yatmak için odama çıktım. Üzüntülü, çok üzüntülüydüm! Pencerenin önüne oturdum. Yakındaki bir a ğ açtan gelen yumu ş ak, tatlı ve güzel ku ş cıvıltılarından ba ş ka hiçbir ş ey duyulmuyordu dı ş arıda. Bu ku ş, kuluçkaya yatmı ş di ş isi için böyle yumu ş ak sesle gece boyu ötecekti. Bense, ş u sırada çirkin karısının yanında horul horul uyuyan zavallı dostumun be ş çocu ğ unu dü ş ündüm...

15  Metnin öznel ifadelerini bulur.  Temanın her okuyucuda uyandırdı ğ ı farklı duyguyu sorgular.  Metnin bilimsel metinlerden anlatım farkını ortaya koyar.  Ana tema dı ş ında ba ş ka yan mesajları bulur.


" On be ş yıldır görü ş medi ğ im arkada ş ım Simon Radevin'i görmeye gidecektim. Simon, bir zamanlar benim en iyi dostumdu. Onunla güzel günler geçirmi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları