Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

DAVA Doç.Dr. Abdullah Demir Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "DAVA Doç.Dr. Abdullah Demir Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi."— Sunum transkripti:

1 DAVA Doç.Dr. Abdullah Demir Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi

2  Dava, bir kimsenin hâkim huzurunda başka bir kimseden hakkını istemesidir. Davacıya müddei, davalıya müddeâ aleyh, dava konusuna müddeâ ya da müddeâ bih denilmektedir.  Dava sözlü veya yazılı olarak açılabilmektedir.  Davanın unsurları taraflar (davacı, davalı), dava konusu hak (müddeâ/müddeâ bih), irade beyanı ve yargı merciidir. Dava

3  Davanın tarafları, bir meseleden dolayı aralarında husumet ve niza bulunan kimseler yani davacı ve davalıdır.  Davacı, hâkim huzurunda başka birisinden hakkını isteyen kimsedir. Davalı ise yine hâkim huzurunda kendisinden hak istenen kimsedir.  Davada davacı ve davalının tespit edilmesi, ispat yükünün ve savunma hakkının kimde olduğunun belirlenmesi için şarttır  Davada taraflara ait davacı ve davalı sıfatları duruma göre yer değiştirebilir. Taraflar

4  Taraflardan sonra davanın ikinci unsuru, dava konusu haktır (müddea, müddeabih).  Davacının talep ettiği şey dava konusunu teşkil eder.  Dava konusu taşınır, taşınmaz ya da bir alacak hakkı olabilir.  Dava konusu, borçlar hukukundaki akid konusuna (mahallü’l-akd) benzemektedir.  Muamelat hukukunda açıklık (aleniyet), objektiflik, iyiniyetin korunması gibi ilkeler geçerli olduğundan, dava konusu hakkın belirli olması, mümkin olması, muhtemel ve meşru olması şarttır Dava Konusu

5  Davanın üçüncü unsuru olan irade beyanı, şahsi haklara ilişkin davalarda davacının iddia ve talebinin bulunması ve bunun kesin olmasıdır.  Davacı irade beyanını bizzat kendisi yapabileceği gibi vekili aracılığı ile de dile getirebilir.  Ceza davalarında ise Allah hakkını ihlal eden suçlar kural olarak re’sen kovuşturulduğu için kamu davası niteliği taşıyan bu davalarda davacının beyanı şartı aranmaz.  Bu davalar mustahfız, çavuş, subaşı, muhzır gibi kadı yardımcıları tarafından mahkeme huzuruna getirilir.  Buna karşılık kişi hakkını ihlal eden suçlar şikâyete tabi olduğundan bu tip davalarda davacının irade beyanı şarttır İrade Beyanı

6  Davanın dördüncü unsuru taraflarca uyuşmazlığın götürülebileceği bir yargı merciinin bulunmasıdır.  Osmanlı İmparatorluğu’nda tek dereceli yargı sistemi uygulandığı için uyuşmazlıkların götürüleceği asıl yargı kurumu şer’iye mahkemeleridir.  Şer’iye mahkemelerinin dışında yargılama yetkisine sahip olan diğer bir kurum ise Divan-ı Hümayun’dur.  Divan-ı Hümayun hem ilk derece mahkemesi hem de temyiz mahkemesi olarak görev yapmaktadır.  Şer’iye mahkemesinde görülmesinde sakınca bulunan bir kısım davalar, ilk derece mahkemesi olarak Divan-ı Hümayun’da karara bağlanır. Yargı Mercii

7  Mevcut hukukumuzda deliller kesin ve takdirî deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.  Kesin deliller, hâkimi bağlayıcı nitelikte olan delillerdir. İkrar, kesin hüküm, senet ve yemin kesin delillerdir.  Kesin delillerden biriyle ispat edilen bir olayı hâkim doğru kabul etmek zorundadır.  Buna karşılık takdirî delilleri hâkim serbestçe takdir etmekte ve değerlendirmektedir.  Takdiri deliller ise şahit, bilirkişi, keşif ve özel hüküm sebepleridir Deliller

8  Mevcut hukukumuzdan farklı olarak İslam ve Osmanlı hukukunda şahitlik kesin delillerdendir.  Güvenilir şahitlerin usulüne uygun olarak yaptıkları şahitlik hâkimi bağlayıcı nitelikte olup, hâkim buna göre hüküm vermek zorundadır.  Bunun yanında yazılı delil, kesin karine, ikrar, yemin, yeminden kaçınma diğer kesin delil çeşitleridir ve bunlar da hâkimi bağlayıcı niteliktedir.  Buna karşılık zayıf karine, aslî hal (istishabül’-hal) ve zilyetlik gibi durumlar hâkime olay hakkında fikir veren takdirî delillerdir ve kuvvetli delillerin bulunmadığı hallerde kullanılırlar

9  Şahitlik, bir kimsenin başka kimsede olan hakkını ispat etmek için hâkim huzurunda ve hasmının yüzüne karşı şahitlik sözünü kullanarak “şahitlik ederim” diye haber vermesidir.  Şahitlik delili mantık ilmindeki kesin bilgi (yakin) ifade eden kaynaklardan değildir.  İhtiyaç ve zaruret sebebiyle yargılama sırasında dava konusunun ispatlanması için şahitlik delili nasslarla ve icma ile yeterli görülmüştür Şahitlik

10  Çocuklar, deliler, bunaklar ve köleler  Dilsizler ve âmâlar  Saf  Uluorta söz söyleyen (mücazif) kimse  Yalan söylemekle meşhur olan kimse  Cimri kimse  Görgü ve ahlak kurallarına uymamayı alışkanlık haline getiren kimse  Gayrimüslimlerin Müslümanlar aleyhinde şahitliği  Müste’menlerin zimmîler aleyhinde şahitliği Şahitliği Kabul Edilmeyen Kimseler

11  İkrar, taraflardan birinin diğer tarafın ileri sürdüğü olayın doğru olduğunu bildirmesi olarak tanımlanmaktadır.  İkrar İslam yargılama hukukunda da kesin delillerden kabul edilmektedir. Bu sebeple usulüne uygun olarak yapılan ikrar hâkim için bağlayıcıdır. İkrar

12  Karine, görünürdeki belirti, işaret ve alâmetlerden hareketle görünmeyen bir şeyin açığa çıkarılması için yapılan bir akıl yürütme çabası olmaktadır.  Karineler aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilmekte ve yargılamada delil olarak kullanılmaktadır.  Kesin Karine: Kesin bilgi derecesine ulaşan bir emaredir. Kesin karine ayrı bir delil olarak kabul edilir ve hâkim aksini ispat eden bir delil bulunmadığı sürece kesin karineye göre karar verir  Zannî karine: Görünürdeki durum (zâhir-i hal, zâhir) olarak da adlandırılan zannî karineler, eşitlik durumunda tercih sebebi olarak kullanılan yardımcı delillerdir  Zayıf karine: Herhangi bir şekilde kendisine dayanılarak karar verilemeyen, delil olarak zayıf olan karinelerdir. Karine

13  Yazılı belgeler özellikle medeni yargılama hukukunda sıklıkla kullanılan delillerdir.  Şer’iye sicillerinde borç ikrarı, vekâletin ispatı, vasiyetname, vakfiye, fetva, tapu kaydı, hüccet ve ilam gibi yazılı belgelere rastlanmaktadır  Yazının insan hayatında daha fazla yer almaya başlamasıyla birlikte yazılı belgelerin önemi de artmıştır.  Mecelle’nin kabulünden önce bir yazılı belgenin mahkemede delil olarak kullanılabilmesi için iki şahit tarafından doğrulanması ya da belgenin sahibi tarafından ikrar edilmesi gerekmekteydi  Mecelle’de yazılı belgelerle ilgili olarak yapılan ayrıntılı düzenlemelerle birlikte, doğruluğu hakkında şüphe bulunmayan usulüne uygun hazırlanmış yazılı belgeler, mahkemede delil olarak kabul edilmeye başlanmıştır Yazılı Belge

14  Keşif, hâkimin dava konusunu beş duyusuyla inceleyerek bilgi sahibi olmasıdır.  İslam hukukunda keşif takdirî delillerdendir.  Osmanlı mahkemesinde keşiflerin kâtipler tarafından yapıldığı da görülmektedir.  Dava konusunun incelenmesi uzmanlık gerektiriyorsa keşfe bilirkişi de katılabilmektedir Keşif

15  Dava konusu meselenin çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi halinde, bilgi ve görüşüne başvurulan kişiye bilirkişi ya da ehl-i vukuf denilmektedir  Hâkim, aydınlatılması belli bir bilgi ve uzmanlık gerektiren her konuda bilirkişiye başvurabilir  Bilirkişilik takdirî delillerden olduğu için hâkimi bağlayıcı nitelikte değildir. Hâkim dilerse yeniden bilirkişi tayin edebilir Bilirkişi (Ehlivukuf)

16  Hâkimin karar vermede kullandığı ispat araçlarından diğer birisi de yemin ve yeminden kaçınmadır.  Yemin, taraflardan birisinin, verdiği haberin doğruluğuna Allah’ı şahit göstermesidir.  Kural olarak ispat yükü kendi üzerinde olan davacı iddiasını bir delil ile ispatlamakla yükümlüdür. Bu şekilde iddiasını ispatlayamayan davacı, davalıya yemin teklif edebilir. “beyyine müddei için ve yemin münkir üzerinedir”.  Kendisine yemin teklif edilen taraf yemin edebilir, yeminden kaçınabilir ya da üçüncü bir ihtimal olarak yemini karşı tarafa reddedebilir.  Yemin teklif edilen taraf yemin ederse hakkındaki dava reddedilmiş olur; yeminden kaçınırsa idiayı ikrar etmiş sayılır. Yemin

17  Taraflar mahkemeye gelince hâkim önce davacıya davasını anlatmasını söyler.  Hâkim davasını anlatmasında davacıya yardım edemez.  Benzer şekilde davacı dava konusunu ortaya çıkarmak için davalıdan yardım istese, davalı mahkeme tarafından buna zorlanamaz.  Davanın sıhhat şartlarında eksiklik olup düzeltilmesi mümkün değilse, hâkim davalıya her hangi bir şey sormadan davayı reddeder Yargılama ve Karar (Hüküm)

18  Davalı, davacının iddialarını ya kısmen ya da tamamen kabul eder veya reddeder veyahutta karşı dava (def’i) açar.  Davalı dava konusu şeyi ikrar ederse, hâkim onun ikrarına uygun olarak aleyhine kararını verir.  Davalının ikrarına dayanılarak verilen karar sadece davalıyı bağlar, üçüncü kişileri bağlamaz  Davalı dava konusunu inkâr ederse hâkim, davacıdan iddiasını ispatlayacak delil getirmesini ister.  Davalının susması ya da “ikrar da etmem inkâr da etmem” demesi de inkâr sayılır.  Bunun üzerine davacı davasını delil ile ispat ederse, hâkim davacının talebini kabul ederek lehine karar verir

19  Davacı davasını ispat edecek delil gösteremezse, hâkim davacının talebi üzerine davalıya yemin teklif eder.  Davalı yemin eder veya davacı yemin talebinde bulunmazsa hâkim davacıyı muarazadan men eder  Davalı yemin ettikten sonra artık davacı ile aralarındaki anlaşmazlık (husumet) sona ermiş olur.  Davalı yeminden kaçınırsa hâkim onun kaçınmasına göre karar verir  Davalı hâkimin sorusuna “evet, hayır” gibi bir cevap vermeyip susarsa, hakkındaki iddiaları inkâr etmiş sayılır

20  Mahkeme kararlarının kontrolü temyiz ve istinafta olduğu gibi olağan kanun yolu ile ya da karar düzeltme ve yargılamanın iadesinde olduğu gibi olağanüstü kanun yolu ile yapılmaktadır.  Olağan kanun yoluna henüz kesinleşmemiş mahkeme kararları için başvurulmaktadır.  Kesinleşmiş mahkeme kararlarının kontrolü ise olağanüstü kanun yolu ile yapılmaktadır. Kanun Yolları

21  İslam hukukunda mahkeme kararlarının temyiz ve yargılamanın iadesi yolları ile yapılacağı kabul edilmektedir.  Hz. Peygamber ve halifeleri itiraz halinde hâkimlerin verdiği kararları yeniden incelemiş ve hatalı ise düzeltmişlerdir  Bir davada karar verildikten sonra bazı hata ya da yeni delillerin ortaya çıkması halinde kararın bozulması ve yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilir

22  Yargılamanın yenilenmesi için aşağıdaki durumların söz konusu olması gerekir:  1.Yargılama usûlüne aykırı olarak karar verilmesi.  2.Hâkimin, kendisi, anne-babası veya yakın akrabasıyla ilişkisi veya düşmanlığı söz konusu edilen davalar.  3.Yeni delillerin ortaya çıkması.  4.Şahitlerin özelliklerinde tutarsızlığin tespit edilmesi.

23  kadı yargı çevresinde görevlendirdiği naibin vermiş olduğu kararları kontrol ederken, kadının verdiği kararlar da Divan-ı Hümayun’da kazaskerler tarafından kontrol edilebilmekteydi  Osmanlı mahkemesinde sistematik bir temyiz mercii olmadığı için kadıların usulüne uygun olarak vermiş oldukları kararlar, başka bir mahkemeye götürülmeden kesinleşmiş sayılırdı.  Ancak usulüne uygun verilmediği düşünülen kararlar, şikâyet yolu ile Divan-ı Hümayun’a götürülebilirdi  Usulüne uygun karar verilmediği için Divan-ı Hümayun’a götürülen davalardan bazıları, önemine binaen Divan-ı Hümayun’da ya da başka bir mahkemede asıldan yeniden görülebilmektedir


"DAVA Doç.Dr. Abdullah Demir Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları