Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla"— Sunum transkripti:

1 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
MÜRSELAT SURESİ 1

2 وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا ﴿١﴾
MÜRSELAT SURESİ وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا ﴿١﴾  1 ŞAHİT olsun birbiri ardınca gönderilen (bu vahiyler)! فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا ﴿٢﴾  2 Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar! وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا ﴿٣﴾  3 Ve (ilâhi mesajı) yaydıkça yayanlar! 2

3 فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا ﴿٤﴾
MÜRSELAT SURESİ فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا ﴿٤﴾ 4 Peşinden (hak ile batılı) seçip ayıranlar! فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا ﴿٥﴾  5 Derken (insanı) tarifsiz (güzellikte) bir öğütle buluşturanlar; عُذْرًا اَوْ نُذْرًا ﴿٦﴾  6 (O öğütle) imana yöneleni mazur addeden ve (tevbe için) uyarıda bulunanlar... 3

4 اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ ﴿٧﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ ﴿٧﴾ 7 ELBETTE, tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir: فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿٨﴾  8 Yıldızlar söndürüldüğü zaman; 4

5 وَاِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ ﴿٩﴾ 9 Ve gök yarıldığı (aralandığı) zaman;
MÜRSELAT SURESİ وَاِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ ﴿٩﴾  9 Ve gök yarıldığı (aralandığı) zaman; 5

6 وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾ 10 Ve dağlar un ufak edildiği zaman;
MÜRSELAT SURESİ وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾  10 Ve dağlar un ufak edildiği zaman; 6

7 وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ ﴿١١﴾
MÜRSELAT SURESİ وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ ﴿١١﴾  11 Ve bütün elçiler (tanıklık) vaktinde toplandığı zaman… لِاَىِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْ ﴿١٢﴾  12 Peki, bütün bunlar hangi gün gerçekleştirilecek? 7

8 وَمَا اَدْرٰیكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ ﴿١٤﴾
MÜRSELAT SURESİ لِيَوْمِ الْفَصْلِ ﴿١٣﴾ 13 (İyi ile kötü arasındaki) Ayrım Günü. وَمَا اَدْرٰیكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ ﴿١٤﴾  14 Sahi, bu Ayrım Günü’nün dehşetini sen nereden bileceksin? وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٥﴾  15 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 8

9 اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلٖينَ ﴿١٦﴾
MÜRSELAT SURESİ اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلٖينَ ﴿١٦﴾  16 Ne yani, Biz (o yalanlayanların) öncülerini helâk etmedik mi? ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِرٖينَ ﴿١٧﴾  17 Sonrakileri de onların peşine diziveririz: 9

10 كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖينَ ﴿١٨﴾
MÜRSELAT SURESİ كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖينَ ﴿١٨﴾  18 İşte günahı hayat tarzı haline getirenlere böyle davranırız. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٩﴾  19 O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların! 10

11 اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهٖينٍ ﴿٢٠﴾
MÜRSELAT SURESİ اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهٖينٍ ﴿٢٠﴾  20 Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı? 11

12 فَجَعَلْنَاهُ فٖى قَرَارٍ مَكٖينٍ ﴿٢١﴾
MÜRSELAT SURESİ فَجَعَلْنَاهُ فٖى قَرَارٍ مَكٖينٍ ﴿٢١﴾  21 Ki Biz o sıvıyı (rahim gibi) sağlam bir karar mahallinde korumaya aldık; 12

13 اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍ ﴿٢٢﴾
MÜRSELAT SURESİ اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍ ﴿٢٢﴾  22 Tabi ki önceden belirlenmiş bir süreye kadar… فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ﴿٢٣﴾  23 Bütün bunları Biz takdir ettik; ve ne muhteşemdir Bizim takdirimiz! 13

14 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٤﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٤﴾  24 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًا ﴿٢٥﴾ 25 Değil mi ki yeryüzünü bir arada yaşama alanı yaptık; 14

15 اَحْيَاءً وَاَمْوَاتًا ﴿٢٦﴾
MÜRSELAT SURESİ اَحْيَاءً وَاَمْوَاتًا ﴿٢٦﴾  26 (Manen) diri (mü’min)ler ve ölü (kâfir)ler için. 15

16 MÜRSELAT SURESİ وَجَعَلْنَا فٖيهَا رَوَاسِىَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا ﴿٢٧﴾  27 Ve başı yüce heybetli dağlar var ettik; ve size billur gibi suları sebil ettik. 16

17 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٨﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٨﴾  28 O gün vay haline hakikati yalanlayanların! اِنْطَلِقُوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٩﴾  29 HAYDİ artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü’ne) doğru ilerleyin bakalım! 17

18 اِنْطَلِقُوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖى ثَلٰثِ شُعَبٍ ﴿٣٠﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنْطَلِقُوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖى ثَلٰثِ شُعَبٍ ﴿٣٠﴾  30 (İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin! لَا ظَلٖيلٍ وَلَا يُغْنٖى مِنَ اللَّهَبِ ﴿٣١﴾  31 Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye); 18

19 اِنَّهَا تَرْمٖى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ ﴿٣٢﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّهَا تَرْمٖى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ ﴿٣٢﴾  32 O (alevin ateşi) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar; 19

20 كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ ﴿٣٣﴾ 33 Sanki akkordan halatlar gibi…
MÜRSELAT SURESİ كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ ﴿٣٣﴾ 33 Sanki akkordan halatlar gibi… 20

21 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٤﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٤﴾ 34 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! هٰـذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ ﴿٣٥﴾ 35 Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür; 21

22 وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾
MÜRSELAT SURESİ وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾ 36 (O gün) onlara, özür dilemeleri için dâhi izin verilmez. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٧﴾ 37 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 22

23 هٰـذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلٖينَ ﴿٣٨﴾
MÜRSELAT SURESİ هٰـذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلٖينَ ﴿٣٨﴾  38 İşte bu, Ayrım Günü’dür. (Onlara denilecek ki): “Sizi ve öncekileri bir araya topladık: فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكٖيدُونِ ﴿٣٩﴾  39 Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!” 23

24 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٠﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٠﴾  40 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 24

25 اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى ظِلَالٍ وَعُيُونٍ ﴿٤١﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى ظِلَالٍ وَعُيُونٍ ﴿٤١﴾  41 ŞÜPHE YOK Kİ muttakiler (huzur veren) gölgeler altında ve (ebedi saadetin) kaynağında bulunacaklar; 25

26 وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾
MÜRSELAT SURESİ وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾  42 Ve canlarının istediği her şey, onları neşe ve zevke gark edecek; 26

27 كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖيپًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾
MÜRSELAT SURESİ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖيپًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾ 43 (Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!” (deriz). 27

28 اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ﴿٤٤﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ﴿٤٤﴾ 44 Elbet Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!” وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٥﴾ 45 (Ne ki) o gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 28

29 كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلٖيلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾
MÜRSELAT SURESİ كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلٖيلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾ 46 SİZ de (dünyada) yiyip için ve geçici hazların sefasını sürün (ey yalanlayanlar)! Çünkü siz, günahı hayat tarzı haline getirdiniz. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٧﴾ 47 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 29

30 وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾
MÜRSELAT SURESİ وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾  48 Zira onlara Allah’ın huzurunda saygıyla eğilin denildiğinde eğilmezler. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٩﴾  49 O gün vay haline hakikati yalanlayanların! 30

31 فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾
MÜRSELAT SURESİ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾ 50 Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi habere inanacaklar! 31

32 MÜRSELAT SURESİ Nuzul Sıra 35 Ayet Sayısı 50 Nuzul Yılı 5 Mushaf Sıra
SURENİN KİMLİĞİ MÜRSELAT SURESİ Nuzul Sıra 35 Ayet Sayısı 50 Nuzul Yılı 5 Mushaf Sıra 77

33 NÜZUL YERİ

34

35 MÜRSELAT SURESİ KONUSU
Vahiy Vahiy aklın ruhu, Ahiret dünyanın ruhudur. Yeniden Diriliş Son Saat (ve o anda meydana gelecek bazı olaylar), Kıyamet, Yeniden diriliş, Hesap Günü, Ödül ve ceza gibi ayrıntılarıyla insanın ebedi istikbalini ele alır. O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların.

36 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
MÜRSELAT SURESİ

37 KUR’AN’DA YEMİNLER Yeminler
Kur’an’da, bir mesele ortaya konulurken sıra dışı metodlar uygulanır. Bunlardan biri yemin metodudur. Ne için yemin edilir?  Bir sözün daha inandırıcı olmasını sağlamak için yemin edilir.  Kur’an’da sure yeminle başlamaktadır. Yeminler farklı varlıklara tahsis edilerek yapılmaktadır.

38 KUR’AN’DA YEMİNLER Ne için yemin edilir?
Araplarda yemin geleneği vardır. Bu nedenle Kur’an da, hayata inmiş olması nedeniyle toplumun kullandığı uygulamaları kendisinde görebiliyoruz. Bunu uygularken; Bazen uygulamayı aynen alır. Bazen rötuş yapar. Bazen de mevcut uygulamayı red eder, yerine yenisini getirir.

39 KUR’AN’DA YEMİNLER Kur’an’da Niye Yemin Edilir?
Yemin edilen varlıkların (şeylerin) önemini kavratmak için. Maddi varlıklar Zaman kavramı Beldeler Nesneler Kitap Vahiy Gök cisimleri…. Vb.

40 KUR’AN’DA YEMİNLER Kur’an’da Niye Yemin Edilir?
Varlığa yemin etmek, o varlığın şahitliğini söz konusu etmektir.Neye yemin ediliyorsa mahşerde yemin edilen şeyler şahitliğe çağrılacaktır. Yani gizli kapaklı bir şey almayacak demektir. Yeminlerden sonra gelen cümlelerde, sıra dışı mesajlara yer verileceğini muhataba kavratmak. Sıra dışı bir mesaj vermek istediği zaman yemin edilir.

41 KUR’AN’DA YEMİNLER Kur’an’da Niye Yemin Edilir?
Yemin edilen varlıklar yada nesneler üzerinden dersler ve ibretler vermektir. Sure başında tek şeye yemin ediliyorsa, bu yemin, sonrasında gelen mesajla yakın bir ilişkisi var demektir. Birden fazla ve peş peşe gelen yeminlerde, yemin edilen varlıklar arasında mutlak surette bir anlam ilişkisi vardır. Tin Suresinde olduğu gibi….

42 Kendisi İle Yemin Edilenler -1-
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا ﴿١﴾  1 ŞAHİT olsun birbiri ardınca gönderilen (bu vahiyler)! El-Mürselat : Gönderilmişler. Urfen : Peş peşe Sûre, 7 âyetten oluşan yemin cümlesiyle başlamış ve 1–6. âyetler, 7. âyetteki “şüphesiz, tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir” iddiasının kanıtları olarak ileri sürülmüştür. Burada ilk dikkat edilmesi gereken husus, ardı ardına zikredilen altı niteliğin, henüz ortada bulunmayan "vaat edilmiş şey"in kesinlikle olacağının kanıtı olarak ileri sürülmüş olmasıdır. Bu durumda, sözü edilen nitelikleri taşıyan "şey"in herkes tarafından bilinen, görülebilen bir "şey" olması gerekmektedir. Bu da VAHİY’dir. 42

43 Kendisi İle Yemin Edilenler -2-
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا ﴿٢﴾  2 Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar! El-'âsifât: Bitkilerin kuru yapraklarının rüzgâr etkisiyle savrulması da Arapçada bu kelimeyle ifade edilmiştir. Daha sonra, bitkilerin kuru yapraklarını, samanı, tozu toprağı savuran kuvvetli rüzgâra (fırtınaya)  da 'asıf, 'asıfet denilmiştir 43

44 Kendisi İle Yemin Edilenler -2-
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا ﴿٢﴾  2 Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar! Âyetin başındaki  fe edatı, bu ayeti bir öncekine bağlar. Yani, 1. âyette bahsedilen "artarda ve bilgi kümeleri halinde dahası marufu emretmek için gönderilmiş olanlar", fırtına koparmışlar ve ortalığı kasıp kavurmuşlardır. Gerçekte de Kur’an âyetlerinin toplumda fırtınalar kopardığını; şirk, küfür ve batıl olarak ortada iğreti ne varsa hepsini silip süpürdüğünü, kökünden söküp attığını söylemek mümkündür. 44

45 Kendisi İle Yemin Edilenler -3-
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا ﴿٣﴾  3 Ve (ilâhi mesajı) yaydıkça yayanlar! . 45

46 Kendisi İle Yemin Edilenler -4- فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا ﴿٤﴾
4 Peşinden (hak ile batılı) seçip ayıranlar! el farikat: ifadesi ile kastedilenler, "Kur’an âyetleridir. Çünkü Kur’an âyetleri hak ile batılı, iman ile küfrü, iyi ile kötüyü, helâl ile haramı birbirinden ayırmaktadır. Katade'ye göre de "Hak ile batılın arasını ayıran Kur'an’dır. 46

47 Kendisi İle Yemin Edilenler -5-
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا ﴿٥﴾  5 Derken (insanı) tarifsiz (güzellikte) bir öğütle buluşturanlar; Zikr: İnsanı geçmişteki hatalarına tövbe ettirmeye yönelten ve geleceğe yönelik olarak ona uyarıda bulunan zikr, "öğüt" olarak anlamlandırılabilir. 47

48 Kendisi İle Yemin Edilenler -6- عُذْرًا اَوْ نُذْرًا ﴿٦﴾
 6 (O öğütle) imana yöneleni mazur addeden ve (tevbe için) uyarıda bulunanlar (şahit olsun)... Uzr: İnsanın, günahlarının kendisiyle silineceği bir şey aramasıdır. Veya yapmaya çalışmasıdır.(Rağıb) Nüzür: Uyarmak, korkutmak, sakındırmak manasına mastardır. 48

49 Kendisine Yemin Edilen اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ ﴿٧﴾
7 ELBETTE, tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir: Kendisi ile yemin edilenlerden sonra kendisine yemin edilen geldi. Bu âyet, müşriklerin “Bizi tehdit ettiğin (Son saat, Kıyamet, yeniden diriliş, hesap günü gerçeği) ne zaman, çürümüş kemikler tekrar dirilecek mi “ diyerek alaycı bir tavırla söyledikleri şeylerin gerçekleşeceğini söylüyor. Bunun içinde vahyi şahit tutuyor. Zaten böyle bir haberi de ancak vahiy verir. 49

50 Kendisine Yemin Edilen اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ ﴿٧﴾
7 ELBETTE, tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir: Zımnen şöyle deniliyor: Ey yeniden dirilişi inkâr edenler; bu altı âyette, nasıl vahyin hayata etkisini görüyorsanız, nelere kadir olduğunun farkındaysanız, öyleyse bilin ki onun verdiği haberler de gerçekleşecektir. 50

51 Son Saatte Yaşanacaklardan bazıları
فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿٨﴾  8 Yıldızlar söndürüldüğü zaman; Nucûm: Yıldızlar demektir Tumiset: "silmek, ortada iz bırakmamak, imha etmek, uzaklaştırmak« 51

52 Son Saatte Yaşanacaklardan bazıları
وَاِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ ﴿٩﴾  9 Ve gök yarıldığı (aralandığı) zaman; 52

53 Son Saatte Yaşanacaklardan bazıları
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾  10 Ve dağlar un ufak edildiği zaman; 53

54 وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ ﴿١١﴾
MÜRSELAT SURESİ وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ ﴿١١﴾  11 Ve bütün elçiler (tanıklık) vaktinde toplandığı zaman… Allah'ın haşr meydanında (Kendi huzurunda)  bütün insanları toplayacağı ve her kavmin peygamberini de şahit olarak çağıracağı, Kur’an'da pek çok yerde bildirilmiştir. İnkârcılar ve suçlular, Allah'ın kendilerine neyi ilettiğinin tanığı ve kanıtı olarak karşılarında peygamberleri bulacaklar ve böylece sapıklığa düşme sebebinin kendileri olduğu açığa çıkacaktır 54

55 لِاَىِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْ ﴿١٢﴾
Ayrıştırma Günü لِاَىِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْ ﴿١٢﴾  12 Peki, bütün bunlar hangi gün gerçekleştirilecek? لِيَوْمِ الْفَصْلِ ﴿١٣﴾ 13 (İyi ile kötü arasındaki) Ayrım Günü. Yevmul fasl: Bu tamlama Kur’an’da kıyamet (yeniden diriliş) günü için kullanılır. Bu konu bir çok âyette geçer: Bkz Nebe’ 17, Sâffât 21, Duhan 40, 55

56 وَمَا اَدْرٰیكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ ﴿١٤﴾
Ayrıştırma Günü وَمَا اَدْرٰیكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ ﴿١٤﴾  14 Sahi, bu Ayrım Günü’nün dehşetini sen nereden bileceksin? Bu ifade tarzı, insanın aklının eremediği, havsalasının alamadığı, zihnî yetilerinin boyutlarını aşan konularda kullanılmaktadır. 56

57 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٥﴾
Yalanlanan Hakikat -1- وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٥﴾  15 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! Veyl: Bu kelime, "kınama, öfke ve tehdit" ifade eder. Dilimizdeki "vay, yazık" kelimeleri gibi kaygılı olma ve dehşete düşme makamında da kullanılır. Veyl, uçuruma yuvarlanmak gibi kötü bir durum, helak olma ve zarar etme manasına azab kelimesi, çok üzüntü duyma veya beddua olarak kullanılır. 57

58 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٥﴾
Yalanlanan Hakikat -1- وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٥﴾  15 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! Mükezzibin: Bu kelime, yalanlayanlar demektir. Tekzib; “bir haberin tamamen yalan olduğuna kesin karar vermek’’ manasına gelir. Rabbimizin uyarı ve teşvik amaçlı bu mesajı, bu sûrede tam on kez tekrarlanmıştır. 58

59 1 Yalanlanan Hakikat -1- وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٥﴾
 15 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 1 O gün Vay haline bu ayrım gününü yalanlayanlara. 59

60 اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلٖينَ ﴿١٦﴾
Yalanlanan Hakikat -2- اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلٖينَ ﴿١٦﴾  16 Ne yani, Biz (o yalanlayanların) öncülerini helâk etmedik mi? ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِرٖينَ ﴿١٧﴾  17 Sonrakileri de onların peşine diziveririz: 60

61 2 Yalanlanan Hakikat -2- كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖينَ ﴿١٨﴾
 18 İşte günahı hayat tarzı haline getirenlere böyle davranırız. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٩﴾  19 O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların! 2 O gün Vay haline suçluların cezalandırılacağı gerçeğini yalanlayanlara. 61

62 اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهٖينٍ ﴿٢٠﴾
Yalanlanan Hakikat -3- اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهٖينٍ ﴿٢٠﴾  20 Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı? 62

63 فَجَعَلْنَاهُ فٖى قَرَارٍ مَكٖينٍ ﴿٢١﴾
Yalanlanan Hakikat -3- فَجَعَلْنَاهُ فٖى قَرَارٍ مَكٖينٍ ﴿٢١﴾  21 Ki Biz o sıvıyı (rahim gibi) sağlam bir karar mahallinde korumaya aldık; 63

64 اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍ ﴿٢٢﴾
Yalanlanan Hakikat -3- اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍ ﴿٢٢﴾  22 Tabi ki önceden belirlenmiş bir süreye kadar… فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ﴿٢٣﴾  23 Bütün bunları Biz takdir ettik; ve ne muhteşemdir Bizim takdirimiz! 64

65 3 Yalanlanan Hakikat -3- وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٤﴾
 24 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 3 O gün Vay haline Allah’ın İlmini ve Yeniden diriltme gücünü yalanlayanlara. 65 65

66 Yalanlanan Hakikat -4- اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًا ﴿٢٥﴾
25 Değil mi ki yeryüzünü bir arada yaşama alanı yaptık; 66

67 اَحْيَاءً وَاَمْوَاتًا ﴿٢٦﴾
MÜRSELAT SURESİ اَحْيَاءً وَاَمْوَاتًا ﴿٢٦﴾  26 (Manen) diri (mü’min)ler ve ölü (kâfir)ler için. 67

68 MÜRSELAT SURESİ وَجَعَلْنَا فٖيهَا رَوَاسِىَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا ﴿٢٧﴾  27 Ve başı yüce heybetli dağlar var ettik; ve size billur gibi suları sebil ettik. 68

69 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٨﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٢٨﴾  28 O gün vay haline hakikati yalanlayanların! اِنْطَلِقُوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٩﴾  29 HAYDİ artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü’ne) doğru ilerleyin bakalım! 69

70 اِنْطَلِقُوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖى ثَلٰثِ شُعَبٍ ﴿٣٠﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنْطَلِقُوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖى ثَلٰثِ شُعَبٍ ﴿٣٠﴾  30 (İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin! لَا ظَلٖيلٍ وَلَا يُغْنٖى مِنَ اللَّهَبِ ﴿٣١﴾  31 Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye); 70

71 اِنَّهَا تَرْمٖى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ ﴿٣٢﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّهَا تَرْمٖى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ ﴿٣٢﴾  32 O (alevin ateşi) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar; 71

72 كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ ﴿٣٣﴾ 33 Sanki akkordan halatlar gibi…
MÜRSELAT SURESİ كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ ﴿٣٣﴾ 33 Sanki akkordan halatlar gibi… 72

73 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٤﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٤﴾ 34 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! هٰـذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ ﴿٣٥﴾ 35 Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür; 73

74 وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾
MÜRSELAT SURESİ وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾ 36 (O gün) onlara, özür dilemeleri için dâhi izin verilmez. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٧﴾ 37 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 74

75 هٰـذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلٖينَ ﴿٣٨﴾
MÜRSELAT SURESİ هٰـذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلٖينَ ﴿٣٨﴾  38 İşte bu, Ayrım Günü’dür. (Onlara denilecek ki): “Sizi ve öncekileri bir araya topladık: فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكٖيدُونِ ﴿٣٩﴾  39 Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!” 75

76 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٠﴾
MÜRSELAT SURESİ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٠﴾  40 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 76

77 اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى ظِلَالٍ وَعُيُونٍ ﴿٤١﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى ظِلَالٍ وَعُيُونٍ ﴿٤١﴾  41 ŞÜPHE YOK Kİ muttakiler (huzur veren) gölgeler altında ve (ebedi saadetin) kaynağında bulunacaklar; 77

78 وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾
MÜRSELAT SURESİ وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾  42 Ve canlarının istediği her şey, onları neşe ve zevke gark edecek; 78

79 كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖيپًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾
MÜRSELAT SURESİ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖيپًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾ 43 (Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!” (deriz). 79

80 اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ﴿٤٤﴾
MÜRSELAT SURESİ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ﴿٤٤﴾ 44 Elbet Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!” وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٥﴾ 45 (Ne ki) o gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 80

81 كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلٖيلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾
MÜRSELAT SURESİ كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلٖيلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾ 46 SİZ de (dünyada) yiyip için ve geçici hazların sefasını sürün (ey yalanlayanlar)! Çünkü siz, günahı hayat tarzı haline getirdiniz. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٧﴾ 47 O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların! 81

82 وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾
MÜRSELAT SURESİ وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾  48 Zira onlara Allah’ın huzurunda saygıyla eğilin denildiğinde eğilmezler. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ﴿٤٩﴾  49 O gün vay haline hakikati yalanlayanların! 82

83 فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾
MÜRSELAT SURESİ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾ 50 Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi habere inanacaklar! 83


"Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları