Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SONSUZ YARIŞ (ses düğmesini açabilirsiniz) Hazırlıklarım tamam, az sonra anneme gideceğim; orada bir asansörle yarışımız var. Önce ikinci kitapta yer.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SONSUZ YARIŞ (ses düğmesini açabilirsiniz) Hazırlıklarım tamam, az sonra anneme gideceğim; orada bir asansörle yarışımız var. Önce ikinci kitapta yer."— Sunum transkripti:

1

2 SONSUZ YARIŞ (ses düğmesini açabilirsiniz)

3 Hazırlıklarım tamam, az sonra anneme gideceğim; orada bir asansörle yarışımız var. Önce ikinci kitapta yer alan bir 2001 yazısı, ardından da bir 2008 amansız yarışı yer alacak sunumumuzda. O, şimdi geleceğimi hissediyordur; o nasıl özlemiştir, halatlarını nasıl germiş, kim bilir nasıl bekliyordur?.. (giderken)

4

5 Sarı ışıklı bir asansör ile koca kafalı bir çocuğun öyküsü bu. Ömür boyu süren sarsılmaz bir dostluğun, amansız yarışın masalı. Hazır mısınız? Basıyorum “gönder” düğmesine Hadi, baban aşağıda kamyonda bekliyor; gidiyoruz. Sekiz yaşında, kasasında tüm eşyalar, kırmızı bir kamyonla uzaklaşıyordu küçük evlerin arasından. Ardında kalıyordu kafasını gözünü yardığı mahallesi. Elveda tahta kapılı kömürlük, elveda Nermin, Nesliş, Uğur, deli amca, boğazı hep sarılı macuncu. Gözyaşları yağmur olmuş akıyordu, bisikletle, nasıl duracağını bilmeden uçarak indiği Neyzen Tevfik Yokuşu’ndan aşağı. Artık bir “apartman”da oturacaklardı. O gittikten sonra, bugün hiçbir şey olmamış gibi bebeler yine buluşup oynayacak mıydı? Acaba ardından İstiklal Marşı okunur muydu? Gittiği apartmanda da merdivenlerde oturup birden ona kadar İngilizce sayabilecekler miydi? Diz boyu karlarda yine kardan adam yapabilecekler miydi; hem kar oralara da yağardı değil mi? Elveda Gölbaşı Sineması, elveda Ayşecik, sarı köpek, bisiklet yokuşu – hoş geldin İzmir Caddesi – İzmir Apartmanı. Ne vardı eski evimizde de “hoş geldin 6. kat”? Hangi top sahası arsaya bakar balkonun, hangi pencereden cama taş atarak çağırır arkadaşın? “Asansör”le tanıştırılmıştı. İçine girdiğinde, kapının kapanmasını bekleyecekti. İnecekse Z düğmesine, çıkacaksa 6’ya basacaktı. S ve A düğmelerine basması yasaktı. Asansörün içinde zıplamak, asansör durmadan kapıya el sürmek, içerisine çiş yapmak yasaktı. (eski yazı)

6 Yeni arkadaşıydı artık asansör. Birkanların, Uğurların yerini almıştı. Devamlı meşguldü apartmanın sarı ışıklı asansörü. Oyuncağa dönmüş, içinde kapılara el sürmeyen bir bebeyle sürekli bir yere, bir göğe kanat açıyordu. Asansörün zemin kat ve altıncı kat arasında top gibi sekmesinden bıkan komşular, annesine şikayet etmişti. Ve yasak geldi. Artık gidiş dönüş biletleri geçersizdi. Vardığı yerden yoluna yaya devam etmeliydi. Asansörün dışında, yeni bir dönem başlamıştı. Artık 6. kata çağrılan boş asansörün “gönder” düğmesine basılıyor ve derhal her biri on sekiz basamaklı merdivenlerden aşağıya uçarak inilerek, zemin kata asansörden önce varılıyordu. Apartmanın merdivenlerinde korkunç bir görüntü ve gürültü vardı. Bir çocuk inanılmaz bir süratle merdivenleri ikişer ikişer iniyor, son dört, hatta altı basamağı Jesse Owens gibi komple atlıyordu. Sonra muazzam bir merkezkaç kuvvetiyle 180 derece geriye dönüp yeni on sekiz basamaklardan çığ gibi zemin kata inmeye devam ediyordu. Bir dönemese, karşısına çıkan daire kapılarını “koşan çocuk şekli”nde delebilirdi. Asansörün sürati, asla zemin kattaki finiş ipini göğüslemeye yetmiyordu. Yıllar ilerledikçe bu garip yarışmanın yönü değişti. Artık yarış gökyüzünün altıncı katına doğru olmaya başladı Doğal olarak bu yarışın startı, bir “gönder” düğmesiyle olamıyordu. Zemin katta, merdivenin başında, tetikte asansörün çağrılmasını bekleniyor; yukarıya çağrılan asansörle, kaçıncı katta biteceği belli olmayan bir yarış başlıyordu. Fotofinişe bile gerek yoktu. Bu yarışın da galibi hep aynı yürek, hep aynı bacaklardı. Zaman ilerledikçe asansörün eskiyen motoru, halatları falan değiştiriliyor, ancak yarışın galibi hiç değişmiyordu. Sarı ışıklı eski dost, hep on bir - on bir maç yapan bıyıklar 6. kata nefes nefese vardıktan sonra kata varabiliyor; son bakımdan sonra ilave olan “ding-dang-dong” sesiyle yarışın galibini kutluyordu.

7 Yıllar süren bu yarışta, merdiven boşluklarında can ve mal emniyeti kalmıyordu. Merdivende o sırada olanların yanından “bir şey” geçiyor; korkunç ayak vurma, atlama ve yine koşma sesleri arasında uzaklaşıyordu. En fecisi gece yarışlarıydı. O koridorların ışığı söndüğünde, otomatın düğmesini aramak zaman kaybı olacağından, yarış karanlıkta, el ve ayak yordamıyla devam ediyordu. Aslında otomat düğmelerinin yeri de iyice bellenmişti; parmaklar ışık hızıyla ezberlenmiş koordinatlara dokunup yoluna devam edebiliyordu. Delikanlıydı. Kız arkadaşıyla bindiği asansör yolculuğu bitmesin istiyordu. O zamanlarda sarı ışık, “tamamen sönmemi ister misin, hatta iki kat arasında bozulayım mı?” der gibi göz kırpıyordu. Ah şu hanım arkadaş eve “hemen geliyorum” diye bırakılsa da, gizlice bir yarış patlatsalar n’olurdu? Asistan olmuştu. Kravat takması gerekiyordu, Apartmanda da artık pek aile maile kalmamıştı. Terziler, avukatlar, kitapçılar kürkçüler cirit atıyor, apartmana sürekli mal geliyor, mal gidiyordu. Merdivenler artık bir işhanı merdivenleri işlekliğindeydi. Kravatlı bir adam ya ceketini çıkartmış uçarak, son altı basamağı da atlayarak aşağılara doğru, ya da dikey bir hipodromda görülmez bir atla yarışır gibi yukarılara doğru gözden kayboluyordu. Arkasından söylenen insanların seslerinin hızı, ışık hızındaki tırmanışa yetişemiyordu. Sonra evlilik geldi, yollar ayrıldı. Emektar asansör, 6. kata vardığında gönülsüz “ding-dang-dong” sesiyle kapısı açıldığında, karşısında eski dostunu bulamaz olmuştu. Ama eğer zemin kattaysa ve dostunun apartmana girişini görürse, kabinine kimseler binsin istemiyordu. Derhal yukarılara, tercihan 6. kata çağrılmak, amansız bir yarışa daha başlamak istiyordu. Elinden gelse, eli olsa, kendisi basacaktı yazısı en az silinmiş 6. kat düğmesine.

8 Yine böyle bir gün, apartman girişindeki göz temasından sonra merdiven başında depar hazırlıkları yapıldı. Otomata basıldı ve asansörün çağrılmasıyla korkunç yarış yine başladı. Merdivenler bomboştu, yine katlar arasından fırıl fırıl dönülerek çıkıldı. 6. kata varmak üzereyken yukarılardan bir ses geldi; -“ding-dang-dong” Kaybetmişti yarışı. Bacaklar bu kadar yapabilmişti. Ve hep duyar olmaya başladı o “ding-dang-dong” sesini, 6.kata varmadan önce. Her duyuşunda daha uzaktan geliyordu o ses. “Üzgünüm, çok üzgünüm” diyemiyordu asansör, gözyaşları gizlice asansör boşluğuna akarken; 6.katta, dili bir karış dışarı çıkmış, kalbi deli gibi çarpan yaşlı adama bakarken. Sonra başka konuklarından duydu - 23 numaralı daireye hep gelen tonton amcanın ciddi bir kalp ameliyatı geçirdiğini. Gece el ayak çekildiğinde yine asansör boşluğuna aktı gözyaşları.

9 ** ** ** Kıpkırmızı gözleri, yün atkısı, şapkası ile soğuğa karşı iyice korunmuş tonton amca idi asansörün bu seferki konuğu. Yanında da bebekliğini bildiği kızı vardı. Hep anneyle binerlerdi asansöre; çünkü baba hep dışarıda, yukarılara doğru amansız bir yarıştaydı kendisiyle. Tonton amca çoook eskiden kalma bir alışkanlıkla, yine değmemeye çalıştı durmamış asansörün kapısına. Çıkarlarken hep birlikte yukarıya, dışarıda, merdivenlerde korkunç bir gürültü vardı. Önce gürültü kesildi, sonra “ding-dang-dong” sesi duyuldu. Varmışlardı 6. kata. Nefes nefese bir oğlan çocuğu bekliyordu karşılarında. Zafer kazanmış gözlerle bakıyordu konuklarına. Hep birlikte girdiler 23 numaralı daireden içeri. Tonton, bu akşam da başka bir masal anlatmalıydı torununa... Ekim sonu 2001 – 6. Kattan - “ding-dang-dong” henüz varmadan.

10 -Sen niye merdivenlerin fotoğrafını çekiyorsun? -Anne, içeri girer misin lütfen; biraz sonra anlatırım… -Hepsi bir enteresan bunların… (ablam da payını alıyor) ** ** ** (bugün)

11 Sırt çantamı çıkartmış, ağır kabanımı, fotoğraf makinemi de anneme bırakmıştım. Sürekli -Tamaaam; az sonra vallahi anlatacağım… diye botlarımın bağlarını sıkılaştırıyordum. Asansör de, ben de müthiş heyecanlıydık; bu dünyadan uzaklarda, müthiş bir yarış hazırlığındaydık. Yarış yine zemin kattan, 6. kata doğru olacaktı; ama iki dairesi hariç tamamen iş yeri olmuş otuz daireli apartmanda, 6. kata kadar tüm merdivenlerin bu yoğun iş gününde her bakımdan boş olması gerekiyordu. Hem yolda yarın Hürriyet’in Ankara ekinde yer alacak bir kaza olmaması, hem de beni kerli ferli bir ortodontist sanan bir hasta velisinin görmemesi gerekiyordu. Tişörtümle zemin kattaydım. Ne apartmana giren vardı, ne de yukarıdan gelen ayak sesleri. Büyük Yarış öncesi canım asansörümün kapısını açık tutuyordum.

12 Ve dışarıdan 6. kat düğmesine basıp kapısını kapatıyor, yaydan fırlamış bir ok gibi merdivenlerime koşuyordum , hooooop uçarak sola dönüp bir depar, ardından yine , hooooop uçarak sola dönüş. Bomboş merdivenlerde, sol elim dönüşlerde tırabzandan bir kayıp kurtulsa, aynen köşedeki bir dairenin kapısını kırıp içeri dalacaktım. Acaba paramparça kapının dibinde, içerdiklere durumu nasıl anlatacaktım? Ya o sırada muayenehaneyi arayanlara sevgili asistanım Eda ne yanıt verecekti? -Doktor Bey şu anda bir asansörle yarışıyor, az sonra gelir… mi diyecekti? Sanki her basamak bir ay olmuş, sanki yılları tırmanıp, geçmişe yol alıyordum.

13 Ne özgürdü çocuk olmak. Çocukken gece anneannemlerden dönüşlerde nasıl feci uykumun geldiğini, babamlarla asansöre bindiğimizde bir an önce yatağa yatabilmek için asansör hareket eder etmez soyunmaya başlayışımı, 6. katta asansörden elimde elbiselerim, bir beyaz don ve bir de beyaz atletle çıkışımı anımsıyordum. Şimdilerde, anneme geldiğim bir akşam, asansörden o kılıkta inmenin nerelere varabileceğini düşünmek dahi istemiyordum. “Asan-Sör” mahallede: “En asil cellat hangisidir?”in buzzz gibi cevabıydı. Kim bilir bunu bir Amerikan esprisi diye patlatan, ardından da: “Sıçtı Cafer, bez getir” diye kahkaha atan o çocuklar, şimdi hangi kulenin asil cellatında buzzz gibi bakışlarla hızla değişen rakamlara bakıyorlardı. Derken 5. katta köşeyi Gençlik Parkı’nın “Uçan Sandalyeler”indeki gibi dönerken, 6. kattan o acı sesi duyuyordum. -“ding-dang-dong” Kaybetmiştim yarışı. Bacaklarım bu kadarını yapabilmişti.

14 Annem söylenip dururken aklıma gelmişti, bu asansörü 3-5 sene önce bakıma almışlar, motorundan halatına her şeyini değiştirmişlerdi. Madem durum böyleydi, sonsuz yarışta şartlar değişmiş, rakip şimdilik güçlendirilmişti; ömür tükenişleri bekleyemezdi. Hiçbir yarış bitmez; ancak ara verilirdi. Emek verilmeli, o asansör yaz ortasına geçilmeliydi. Zaten bu, yaşamın her alanında böyle değil miydi; büyük düşleri, böyle küçük düşler beslemez miydi? ** ** ** Yoldaydım; bir kat fark atılmış, farkına varmış, hiçbir dersanenin veremeyeceği dersi almıştım. Kara tahtaya kaldırılıp: -Okuduğundan ne anladın? diye sorulsa: insanların son nefeslerine kadar atlayacak bir duvarları, anlatacak dostları, tırmanacak ağaçları, kurulacak salıncakları, yarışacak asansörleri, kurulacak düşleri eksik olmamalı… diye yanıtlardım… düş hekimi yalçın ergir Ocak sonu 2008 – 5. Kattan - “ding-dang-dong” son kez çalarken.

15 5 DAKİKA ARA Müzik: ‘Yalnız Çiçek’ - Derya Köroğlu - Musikarium / BMG Müzik A.Ş. düş hekimi yalçın ergir Ocak sonu 2008 – 5. Kattan - “ding-dang-dong” son kez çalarken.


"SONSUZ YARIŞ (ses düğmesini açabilirsiniz) Hazırlıklarım tamam, az sonra anneme gideceğim; orada bir asansörle yarışımız var. Önce ikinci kitapta yer." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları