Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

HZ.MUHAMMED’İN ÖRNEK AHLAKI SABIRLIYDI SÖZÜNDE DURURDU MERHAMETLİYDİ GÜVENİLİRDİ CESARETLİYDİ ADALETLİYDİ ZAMANI İYİ DEĞERLENDİRİRDİ HOŞGÖRÜLÜYDÜ DEĞER.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "HZ.MUHAMMED’İN ÖRNEK AHLAKI SABIRLIYDI SÖZÜNDE DURURDU MERHAMETLİYDİ GÜVENİLİRDİ CESARETLİYDİ ADALETLİYDİ ZAMANI İYİ DEĞERLENDİRİRDİ HOŞGÖRÜLÜYDÜ DEĞER."— Sunum transkripti:

1

2

3 HZ.MUHAMMED’İN ÖRNEK AHLAKI

4 SABIRLIYDI SÖZÜNDE DURURDU MERHAMETLİYDİ GÜVENİLİRDİ CESARETLİYDİ ADALETLİYDİ ZAMANI İYİ DEĞERLENDİRİRDİ HOŞGÖRÜLÜYDÜ DEĞER VERİRDİ HZ.MUHAMMED

5 EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL! (ŞURA 15) GÜVENİLİRDİ

6 Güvenilirdi Hz. Muhammed(SAV)gerek peygamberliği öncesinde gerekse peygamberliğinde son derece güvenilir bir insandı.Kendisine emanet edilen şeyleri korurdu.Yalandan,hileden her zaman uzak durmuştu.Mekkeliler ona Muhammedül emin(Güvenilir Muhammed) adını vermiştir.Mekkeliler Peygamberimize çok güvenirlerdi.Mekke dışına olan yolculuklarında eşyalarını hep Peygamberimize emanet ederlerdi.

7 EY MUHAMMED! SENİ ANCAK ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİK… (ENBİYA 107) MERHAMETLİYDİ

8 Merhametliydi Hz Muhammed(SAV) şefkatli ve merhametli bir insandı.O tüm canlıları çok severdi.Ama çocuklara ayrı bir ilgisi vardı.Peygamberimiz çocukları çok severdi.Her seferinde torunlarını kucağına alır severdi.Yoksul insanları korur,onların ihtiyaçlarını karşılardı.Peygamberimiz Müslüman olmayanlara da merhametli davranırdı.Ama Mekkeliler ona ilk dönemlerde baskı ve şiddet uygulamışlardır.İşte bunlar Peygamber efendimizin yüce merhametliliğinin sonuçlarıdır.

9 AND OLSUN BİZ İNSANI ŞEREFLİ KILDIK (İSRA 70) İNSANLARA DEĞER VERİRDİ

10 İnsanlara Değer Verirdi Yüze Allah insanı en kusursuz biçimde yaratmıştır.Peygamber efendimiz Allah’ın insanlara değer verdiğinin bilincindeydi.O insanlara ırk,dil,din,cinsiyet ayrımı yapmaz,herkesi eşit görürdü.Peygamberimiz karşılaştığı insanları saygıyla selamlar, hallerini hatırlarını sorardı.Başkasının sözünü kesmez herkesin fikrine değer verirdi.Topluluk içinde yer ayrıcalığı yapmaz boş bulduğu yere oturur,anlatılanı dinlerdi.

11 Peygamberimiz zamanında Mescit-i Nebi’nin temizliğini yapan bir kadın vardı.Peygamberimiz o kadını bir gün göremeyince oradakilere durumu sordu.İnsanlar ona kadını öldüğünü söylediler.Peygamberimiz;Niye bana söylemediniz! Diyerek sitemde bulundu.Daha donra kadını mezarına giderek dua etti.İnsanlar kadının ölümünü Peygamberimize söylemeye değer olarak görmemişlerdi.Oysa o Herkesin durumuyla ilgilenir,insanlara değer verirdi.

12 Bir gün,Medine sokaklarından bir cenaze geçiyordu.Peygamberimiz bunu görünce ayağa kalktı.Yanındakiler cenazenin bir yahudiye ait olduğunu söylediler.Bunun üzerine Peygamberimiz ‘O insan değil mi?’ diyerek arkadaşlarının fikirlerinin yanlışlığını onlara gösterdi.

13 ÜZÜLME ÇÜNKÜ ALLAH BİZİMLE BERABER. (TEVBE 40) CESARETLİYDİ

14 Cesaretliydi Hz.Muhammed(S.A.V.) efendimiz 610 yılında Hira dağında peygamberlik ile görevlendirilmişti.Yaklaşık 23 yıl peygamberlik yaptı.İnsanlara putlara tapmanın yanlış olduğunu sadece tek bir yaratanın olduğunu anlatmaya çalışmıştır.Peygamberimiz görevini yaparken mekkeliler tarafından baskı ve işkence görmüş,ama görevinden asla vazgeçmemiştir.Güçlüklere cesaretiyle göğüs germiştir.Mekkeliler Peygamberimize mal,mülk,mevki teklif ettiler ama Peygamberimiz yüce görevini yerine getirmekte çok kararlı davrandı.

15 Mekke’de İslamiyet’in yayılamadığını gören Peygamber efendimiz,Medine’ye göç etmeye karar verdi.Gizlice Ebu Bekir ile Mekkeden kaçtılar.Sevr Mağarasında saklandılar.Ebu Bekir çok endişeliydi.Peygamber Efendimiz ona ‘Korkma Allah bizimle beraber’ dedi ve korkularını dindirdi. Peygamber efendimiz savaşlarda da çok büyük cesaretler göstermiştir.Uhut savaşında iki dişi kırılmış ve yaralanmış olmasına rağmen kafirlerin hışmından kurtulmuştur.

16 İNSANLARIN MALLARINI VE HAKLARINI EKSİLTMEYİN (ŞUARA 183) ADALETLİYDİ

17 Adaletliydi Hakkı gözetmek demek; adil olmak herkesin hakkını vermek demektir. Hz. Muhammed (sav) Peygamberlikten önceki dönemde Mekke’de yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmak amacı ile kurulan Hılful Fudul (Faziletliler Antlaşması) cemiyetinde bulunmuştu. Peygamberliği döneminde yine böyle bir topluluğa davet edilse katılacağını belirtmiştir. Kureyş kabilesinden saygın bir aileye mensub bir kadın hırsızlık yapmıştı. Kureyşliler bu kadının ceza görmesini istememişler ve Üsame b. Zeyd'i aracı kılmışlardı. Bunun üzerine Allah Resulü “ Ey İnsanlar sizden önceki milletlerin yıkılmalarının sebebi şudur: Onların aralarında makam mevki sahibi kimselerden biri hırsızlık yapınca gereken ceza verilmezdi. Şayet makam ve mevki sahibi olmayan biri hırsızlık yapınca onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, kızım Fatıma aynı suçu işleseydi gereken cezayı verirdim” buyurmuştur.

18 Vefatından önce hastalanmıştı. Bu esnada Ashabına şöyle buyurmuştur. “ İşte malım kimin malını aldıysam alacağı varsa gelsin alsın. İşte sırtım kime vurdu isem gelsin vursun” Hz. Peygamber (sav) asla haksızlıklara tahammül edemez ve haksızlık karşısında susanı dilsiz şeytan olarak nitelendirirdi. Bir bedevi Rasûlullah (sav)’e gelerek, Efendimiz de bulunan alacağını istedi ve bunu yaparken sert davrandı. Hatta: "Borcunu ödeyinceye kadar seni tâciz edeceğim" dedi. Ashab-ı Kiram hazretleri bedeviyi azarlayıp: "Yazık sana! Kiminle konuştuğunu bilmiyorsun galiba!" dediler. Adam: "Ben hakkımı talep ediyorum" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm, ashabına: "Sizler niçin hak sahibinden yana değilsiniz?" buyurdu ve Havle Bintu Kays radıyallahü anhâ'ya adam göndererek: "Sende kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız gelince borcumuzu sana öderiz" dedi. Havle: "Hay hay! Babam sana kurban olsun Ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Kadın, Rasûlullah (sav)'a borç verdi, O'da bedeviye olan borcunu kapadı ve ayrıca yemek ikram etti. (Bu tavırdan memnun kalan) bedevi: "Borcunu güzelce ödedin. Allah da sana mükafatını tam versin" diye memnuniyetini ifade etti. Peygamberimiz (sav), adaleti uygularken din farkı gözetmezdi. Hak sahibi bir Yahudi de olsa, Müslümandan hakkını alır, ona verirdi. Sahabîlerden Ebû Hadrad, bir Yahudiden bir miktar borç almıştı. Vade dolmuş, Yahudi de ısrarla parasını istiyordu. Fakat Ebû Hadrad'ın sırtındaki elbisesinden başka bir malı yoktu. O sırada Peygamberimiz (sav) Hayber Savaşı için hazırlıkta bulunuyordu. Bu sefer Yahudilerin üzerineydi. Mesele Peygamberimiz (sav)’e iletildi. Ebû Hadrad, Yahudiden biraz süre istediyse de, Yahudi buna razı olmamıştı. Sahabîyi kolundan tutup Peygamberimiz (sav)’in huzuruna getirdi. Alacağını tahsil etmesini istedi.

19 Ebû Hadrad, verecek bir şeyinin olmadığını, Hayber'in fethinden sonra eline ganimet olarak bir şey geçerse vereceğini söyledi, ancak Yahudi diretiyordu. Sonunda Peygamberimiz (sav) fakir Sahabîsine sırtındaki elbisenin bir kısmını satarak borcunu ödemesini söyledi. Ebû Hadrad da öyle yaptı. İşte Peygamberimiz (sav) Yahudilerin üzerine bir sefer hazırlığı yaptığı sırada, gözü gibi koruduğu, evlatlarından daha fazla üzerlerine düştüğü Sahabîlerinden birine karşı, hak sahibi olduğu için Yahudinin hakkını arıyordu. Ebû Said el-Hudri'nin anlattığına göre, Peygamberimiz (sav) bir seferinde savaşta ele geçen malları Sahabîleri arasında paylaştırıyordu. Müthiş bir izdiham vardı. Çok kalabalıktılar. Öyle ki, Sahabîlerden birisi Peygamber (sav)’in sırtına çıkarcasına üzerine abanmıştı. Peygamberimiz (sav), elinde bulunan ince hurma çubuğuyla o kişiye işaret ederek bir tarafa çekilmesini istedi. Çubuğun uç kısmı adamın yüzüne gelerek birazcık çizdi. Bunun farkında olan Peygamberimiz (sav) elindeki sopayı o kişiye verdi ve, "İşte yüzüm, gel, sen de benden hakkını al" dedi. Fakat Resulullah (sav)’i canından fazla seven Sahabî, "Ya Resulallah, ben hakkımı helâl ediyorum, sizi bağışlıyorum" dedi ve vazgeçti.

20 “ Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisa Suresi 135

21 ŞÜPHE YOK Kİ ALLAH, SABREDENLERLE BERABERDİR. (BAKARA 153) SABIRLIYDI

22 Sabır; beklenmedik olaylar karşısında yılmamak, tedirgin olmamak, ümitsizliğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allahu Teala sabredenlere mükafatını hesapsızca vereceğini müjdelemiştir. Hz. Muhammed (sav) yetim olarak dünyaya gelmiş, küçük yaşta anne ve dedesini kaybetmişti. Yedi çocuğundan altı tanesi sağlığında vefat etmiş bütün bunları sabırla karşılamıştı. Peygamberliği döneminde çok sıkıntı çekmiş, üzerine pislik atılmış, öldürülmek istenmiş, geçeceği yollara dikenler atılmış, ilk Müslümanlar da sayısız işkencelere tabi tutulmuş, aç susuz bırakılmış ve hatta öldürülmüşlerdi. Ama Yüce Resul bunların hepsine tahammül göstermiş ve sabretmiştir. Taif seferi dönüşünde taşlanmış, her tarafı kan revan içinde kalmış, Uhud Savaşında mübarek yüzünden yaralanmış ve dişi kırılmıştı. Ama o yinede hepsine tahammül göstermiş ve bunları yapanlar hakkında bedduada bulunmamış, Mekke fethedildiği zaman hepsini affetmişti. İnsan geçici olan musibetlere dayanabilir, fakat peş peşe, arka arkaya gelen zincirleme felâketlere sabretmesi oldukça güçtür. İşte Peygamberimiz (sav), hayâtı boyunca her çeşit musibete uğradığı halde, sabır ve azminden, tevekkül ve itimadından hiçbir şey kaybetmemiştir. Felâketler arttıkça onun da dayanma gücü artmıştır.

23 Bu sabrı sonunda düşmanlar dize gelmiş, yılmışlar, bazıları da düşman oldukları İslâmı kabul ederek, sonunda Peygamber safında yer almışlardır. O Yüce Resul şahsına yapılan her şeyi affetmiştir. Ama dine ve Allah’a yapılan bir hürmetsizlik söz konusu ise, o zaman insanların en şiddetlisi olurdu. “ Doğrusu kim Allah’tan korkar ve düştüğü felakete sabrederse muhakkak ki Allah iyilik edenlerin mükafatını boşa çıkarmaz” Yusuf Suresi 90 “ Ey iman edenlere sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” Bakara Suresi 133 “ Muhakkak ki sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme gibi şeylerle imtihan ederiz, sabredenleri müjdele.” Bakara Suresi 155 “ Müminin hali ne güzeldir. Onun her işi kendisi için bir hayırdır. Bolluk içinde olur şükreder bu onun için bir hayırdır. Darlığa düşer sabreder bu onun için bir hayırdır.” Hadisi Şerif

24 Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu her zaman bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir. Allah, onun bu güzel tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır. Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e tevekkül etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca Rabbimizin bu emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle buyrulur: "Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yet onu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır. Hacı Nazif Bey. Kuran'dan bir ayet yazılı; "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma..." (İbrahim Suresi, 42) Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20) Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler." Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini, herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere teslim olduğunu zikretmelidir...

25 … VERDİĞİNİZ SÖZÜ DE YERİNE GETİRİN… (İSRA 34) SÖZÜNDE DURURDU

26 Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Ayette şöyle bildirilmektedir: Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40).Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir: Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)

27 Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır: "Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur." "... Bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar."Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve şedid olaylarla denenmiştir. Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak Peygamberimiz (sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler, peygamberden nefislerine uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz (sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha birçokları sürekli olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır. Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır. Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne bir örnektir: "Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır."

28 EĞER KABA VE KATI YÜREKLİ OLSAYDIN, ONLAR ETRAFINDAN DAĞILIP GİDERLERDİ (AL-İ İMRAN 159) HOŞGÖRÜLÜYDÜ

29 Hoşgörü bir şeyi anlayışla karşılamak, hoş görmektir. İnsanın kendisine yapılan kusur ve kabahatleri, kabalık ve görgüsüzlükleri insanların hatalarını onları kırmadan düzeltmeye çalışmaktır. Hz. Peygamber (sav) kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi, affeder, bağışlar ve hoş görürdü. Hiç kimseye beddua etmez herkesin iyiliğini isterdi. Hiç kimsenin kusurunu açığa çıkarmaz, kimsenin ayıbını ortaya koyup utandırmazdı. Bir kimsede uygunsuz bir davranış gördüğü zaman o kişinin adını anmaksızın düzeltmeye çalışırdı. “Bazılarına ne oluyor ki şöyle şöyle diyorlar, şöyle şöyle yapıyorlar” diyerek onun kaçınılması gereken bir davranış olduğunu belirtirdi. O Yüce Rasul “Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allah’ta Kıyamet günü onun ayıbını örter” buyurmuştur. Hz. Aişe Validemiz şöyle buyuruyor: ” Ben Hz. Peygamber (sav)’in kendi şahsına yapılan bir haksızlığın öcünü aldığını hiç görmedim. Yalnız Allah’a hürmetsizlik ifade eden durumlar hariç. Eğer biri Allah’a hürmetsizlikte bulunmuş ise Allah Resulü bu konuda insanların en öfkelisi olurdu.”

30 Enes b. Malik şöyle anlatıyor: “ Allah’ın Resulüne on sene hizmet ettim. Bana hiçbir zaman öf bile dememiştir. Yanlış bir iş yapsam niçin yapmadın demezler. Lüzumlu bir işi terk ettiğim zaman niçin terk ettin demezlerdi. Rasulullah (sav) insanların en güzel ahlaklısı idi” Hz. Enes, bir ihmalinden dolayı Peygamberimiz (sav)’in kendisini ikaz edişini şöyle anlatır: " Resulullah (sav), bir gün beni bir iş için bir yere gönderdi. Ben 'Vallahi gitmem' dedim. Halbuki içimden Resulullahın beni gönderdiği yere gitmek geliyordu. Dışarı çıktım, çocukların yanına uğradım, onlar sokakta oynuyorlardı. Ben de aralarına karıştım, oynamaya başladım. Derken Resulullah (sav) geldi, arkamdan başımı tuttu. Yüzüne baktım, gülüyordu: " Enescik, seni gönderdiğim yere gittin mi?' diye sordu. "Evet, gidiyorum yâ Resulallah' dedim." Bu üstün vasıflardır ki, düşmanları tarafından bile takdir edilmiş, sevilmiş ve sevgisini onların kalbine de ulaştırarak, ebedî kurtuluşlarına vesile olmuştur.

31 Peygamberimiz (sav) savaş dışında, düşmanlarından kendine sığınan, teslim olan ve bağışlanmayı dileyenleri yüz üstü çevirmemiştir. Ricalarını kabul ederek affetmiştir. Peygamber Efendimizin güzel ahlâkından birisi de affedici ve bağışlayıcı olmasıdır. Peygamberimiz kendi yakınlarına ve Sahabîlerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pekçoğunun iman etmesine vesile olmuştur. Hz. Aişe validemizin de buyurduğu gibi, Peygamberimiz yaratılışı icabı, kendisine kötülük edene kötülükle karşılık vermez; affeder ve intikam almaya da yanaşmazdı. Peygamber (sav) savaş dışında, düşmanlarından kendine sığınan, teslim olan ve bağışlanmayı dileyenleri yüz üstü çevirmemiştir. Ricalarını kabul ederek affetmiştir.

32 Peygamberimiz (sav) kalabalık ordusuyla Mekke'nin fethi için yola çıktığı, Mekke'ye yaklaştığı ve şehre girdiği sırada, düşmanlarının pek çoğu çaresiz kalarak eline düşmüş, zelil bir vaziyette önüne yığılmışlardı. Fakat Peygamberimiz (sav) imkânı olduğu, gücü yettiği halde, rahmet Peygamberi olduğunu bir sefer daha göstermiş, düşmanlarım affetme büyüklüğünü ilan etmiştir. Zaten Rabbi de kendisine böyle tavsiye etmiyor muydu? "Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et, cahillerden de yüz çevir." (Araf Sûresi, 199.) Peygamberimiz (sav)’in Mekke'yi fethe çıkan ordusunun şehre yaklaştığını öğrenen Mekke müşriklerinin içini bir korku sardı. Mekke'nin eski reisi Ebû Süfyan yanına iki kişi daha alarak ordu hakkında bilgi edinmek istedi. Ancak yolda giderken Müslüman askerleri tarafından yakalandı. Peygamberimiz (sav)’in amcası Hz. Abbas ellerinden alarak onu Peygamberimiz (sav)’in huzuruna getirdi.

33 Ebû Süfyan, Hicretten önce Peygamberimiz (sav)’e Mekke'de bulunduğu süre içinde her türlü işkence ve eziyeti yapmaktan geri kalmamıştı. Medine'ye hicretinden sonra da onu rahat bırakmadı. Peygamberimize karşı yapılan bütün düşmanca hareketlerin başında o bulunuyordu. Kureyş'in başına geçerek müşrikleri devamlı Müslümanların aleyhine geçiriyor, ordu kurarak savaşa hazırlıyordu. Uhud ve Hendek savaşlarında müşrik ordusunda başkumandandı. Bu savaşlarda pekçok Müslümanın kanını dökmüştü. İşte böyle bir müşrik reisi Peygamberimiz (sav)’in karargâhına getirildi. Bir gece bekledikten sonra da İslâmı kabul etti. Peygamberimiz (sav) kendisine yaraşan büyüklüğü gösterdi. Onu affetti. Bununla da kalmayarak, ona bazı imtiyazlar verdi. "Ebû Süfyan'ın evine kim girerse güvendedir" dedi. Peygamberimiz (sav)’in affı sayesinde baş düşman, dostlar sınıfına geçti. Peygamber ordusu Mekke'ye girince, İslâm safına giren pekçok insan bulunuyordu. Ebû Süfyan'ın hanımı Hind de Kureyş kadınlarıyla birlikte yüzü örtülü olarak Peygamberimiz (sav)’in huzuruna geldi. Müslüman olarak affını diledi. Peygamberimiz (sav) onu tanımıştı. Fakat belli etmedi. Yaptıklarını hiç yüzüne vurmadan affetti.

34 O Hind ki, Uhud Savaşında Kureyş kadınlarıyla birlikte def çalıp şarkı söyleyerek müşrikleri savaşa kızıştıranların başında geliyordu. Peygamberimiz (sav)’in sevgili amcası Hz. Hamza şehit düşünce, onu parça parça etmiş, kin ve ihtirasını yenemeyerek ciğerini çıkarıp dişlemişti. Bu hali gören Peygamberimiz (sav)’in içi parçalanmıştı. Fakat onun affı her zaman üstün geldi. En azılı can düşmanını bile, iman ettiği için affetti. Bu esnada nefreti sevgiye dönüşen Hind, "Bugün senin meclisinden daha sevimli bir meclis görmüyorum" diyerek takdirini gizleyememişti. Hz. Hamza'nın katili Vahşi de Mekke'den kaçarak bir müddet kabileler arasında gizlendi. Fakat emin bir yer bulamıyordu. Sonunda birisi kendisine "Sen kendin için en güvenli yeri ancak onun yanında bulabilirsin; git, Resulullah (sav)’den af dile" dedi.

35 Vahşi çekinerek ve sıkılarak Resulullah (sav)’in huzuruna girdi. Peygamberimiz (sav) Vahşi'yi görür görmez başını yere eğdi. Ona bakamıyordu. O anda amcasını hatırlamıştı. Hz. Hamza'nın al kanlar içinde bulunan başı gözünün önüne geldi. Mübarek gözlerinden yaşlar boşandı. Katil, karşısındaydı. Kısas yapabilirdi. Kimse de bir şey diyemezdi. Fakat o yine büyüklük göstererek Vahşi'yi affetti. Fakat bir daha gözüne görünmemesini söyledi. Çünkü her gördükçe gözünün önüne Hz. Hamza geliyor, içi yanıyordu. Ebû Cehil ve oğlu İkrime, Peygamberimiz (sav)’i her seferinde sıkıntıya sokan, ona eziyet vermek için elinden geleni yapan iki din düşmanıydı. Ebû Cehil, Peygamberimiz (sav) Kabe'de namaz kılarken üzerine deve işkembesi atan, arkasına geçip hücum ederek abasıyla boğmak isteyen, Peygamberimiz (sav)’i öldürmek için tuzaklar kuran, Müslümanlardan gelen bütün barış tekliflerini reddederek Bedir Savaşını körükleyen azılı bir düşmandı. Oğlu İkrime de babasıyla birlikte hareket ediyor, Peygamberimize düşmanlıkta önde gidiyordu. İslâm ordusu Mekke'ye girince İkrime korkusundan Yemen'e kaçtı. Fakat hanımı Müslüman olmuştu. Peygamberimiz (sav)’in büyüklüğünü tanıyor, bağışladığı insanları yakından görüyordu. Kölesini yanına alarak kocasının peşine düştü. Yemen'de buldu. Peygamberimiz (sav)’den kendisini affedeceği hususunda teminat aldığını söyledi.

36 İKİ GÜNÜ EŞİT OLAN ZİYANDADIR. (HADİS-İ ŞERİF) ZAMANI İYİ KULLANIRDI

37 Hz. Muhammed (sav) zamanının en iyi şekilde değerlendirirdi. O gününü üç bölüme ayırmıştı. Bir kısmını ibadet için, bir kısmını aile bireyleri için, bir kısmını da insanlar için ayırmıştı. Onun hayatı her zaman planlı ve düzenli idi. Müslümanlarla her konuda sohbet ederdi. Hatta zaman zaman onlara gönül alıcı şakalar da yapardı. Onun şakaları bile ders verici, öğretici idi. O Yüce Rasul şöyle buyurmuştur. “ İki nimet vardır ki çoğu zaman insanlar onun kıymetini iyi bilmezler. Sağlık ve Boş vakit ” “ Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini iyi biliniz. Ölüm gelmeden önce hayatın, Hasta olmadan önce sağlığın, Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, İhtiyarlıktan önce gençliğin, Yoksulluktan önce zenginliğin”

38 Medine'ye geldiler. Peygamberimiz (sav) İkrirne'nin geldiğini duyunca onu karşılamak için çıktı. Öyle acele etti ki, sırtından hırkası bile yere düşmüştü. Onu güleryüzle karşıladı. "Merhaba ey süvari muhacir" diyerek kucakladı ve iltifatta bulundu. İman eden İkrime, Peygamberimiz (sav)’e yaptıklarından dolayı mahcuptu. Fakat rahmet Peygamberi, Müslüman olan İkrime'ye şöyle dua etti: "Allah'ım, İkrirne'nin bana yaptığı bütün kötülükleri, Senin nurunu söndürmek için attığı her adımı affet. Yüzüme karşı ve gıyabımda söylediği sözleri de affet." Peygamberimiz (sav)’in affı en azılı bir düşmanını bile kuşatmıştı.

39 Hz. Muhammed (sav) zamanının en iyi şekilde değerlendirirdi. O gününü üç bölüme ayırmıştı. Bir kısmını ibadet için, bir kısmını aile bireyleri için, bir kısmını da insanlar için ayırmıştı. Onun hayatı her zaman planlı ve düzenli idi. Müslümanlarla her konuda sohbet ederdi. Hatta zaman zaman onlara gönül alıcı şakalar da yapardı. Onun şakaları bile ders verici, öğretici idi. O Yüce Rasul şöyle buyurmuştur. “ İki nimet vardır ki çoğu zaman insanlar onun kıymetini iyi bilmezler. Sağlık ve Boş vakit ” “ Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini iyi biliniz. Ölüm gelmeden önce hayatın, Hasta olmadan önce sağlığın, Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, İhtiyarlıktan önce gençliğin, Yoksulluktan önce zenginliğin”

40 …İŞ HAKKINDA ONLARLA DANIŞ… (AL-İ İMRAN 159) DANIŞIRDI

41

42 SEN ELBETTE YÜCE BİR AHLAK ÜZERESİN…

43 THE AND

44 DERS ÖĞRETMENİ: NECMİ KOBYA HAZIRLAYANLAR Nihat Mert ALPER Uğurcan KEÇELİOĞLU Ezgi BAYKUL Melisa YÜCETÜRK Oğuzhan Mert GÜRKAN


"HZ.MUHAMMED’İN ÖRNEK AHLAKI SABIRLIYDI SÖZÜNDE DURURDU MERHAMETLİYDİ GÜVENİLİRDİ CESARETLİYDİ ADALETLİYDİ ZAMANI İYİ DEĞERLENDİRİRDİ HOŞGÖRÜLÜYDÜ DEĞER." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları