Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

 Müslümanlar, ilk günden itibaren Kur’ân’ı anlamak için gayret sarf etmişlerdir. En başta, Kur’ân’ı tebyînle vazifeli olan Hz. Peygamber'den (s.a.v.)

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: " Müslümanlar, ilk günden itibaren Kur’ân’ı anlamak için gayret sarf etmişlerdir. En başta, Kur’ân’ı tebyînle vazifeli olan Hz. Peygamber'den (s.a.v.)"— Sunum transkripti:

1  Müslümanlar, ilk günden itibaren Kur’ân’ı anlamak için gayret sarf etmişlerdir. En başta, Kur’ân’ı tebyînle vazifeli olan Hz. Peygamber'den (s.a.v.) sorarak öğrenmişler, daha sonra gelenler sahabeden, arkadan gelenler sahabeden öğrenenlerden, daha sonrakiler ise kendi gayret ve uğraşıları ile öğrenmişler ve anlamaya çalışmışlardır.  Asırların geçmesiyle, Kur’ân'ı anlama, yani tefsîr metodları da değişmiştir. Başlangıçtan zamanımıza kadar lugat, belâgat, edeb, fıkıh, mezhep, felsefe, tasavvuf ve daha pek çok yönlerden tefsîrler meydana getirilmiş; böylece farklı tefsîrler ve farklı usûller oluşmuştur.

2 İCTİMÂÎ ve EDEBÎ TEFRSİR A. İctimaî Tefsîr:  Bu tefsir ekolünün en belirgin özelliği, ictimaî sahaya yani topluma bakan yanların öne çıkarılarak Kur’an’ın tefsir edilmesidir.  «Kur’ân, toplum için inmiştir. Bu yüzden tefsîr edilirken, çağın ictimaî problemleri Kur’ân âyetlerinin ışığında çözüme bağlanmalıdır.» demişlerdir.  Bu eğilime mensup olanlara göre önceki tefsîrler, fantazi türünden bazı konuları öne çıkarmış hayattan uzak tefsîrlerdir.  Kimi isrâiliyyâta dalarken, kimi dil kuralları üzerinde durmuştur. Kimi de mezhebî kavgalar ve nazarî çatışmalarla doludur. Halbuki tefsîr, Müslüman’ın günlük hayatını ilgilendiren meseleleri ele almalıdır. Çünkü, Kur’ân'da yer alan bilgilerin önemli bir bölümü insanın insanla olan ilişkilerine, bir başka ifade ile fert-toplum ilişkilerine aittir. Nitekim Kur’ân'da insanın sosyal yapısından, aile nizamından, evlenme ve boşanmadan, muhtaçlara yardımdan, miras ve özel mülkiyetten, kabileler ve milletlerarası ilişkilerden ve farklılıklardan, yönetim biçiminin dayandığı kurallardan, savaş ve barıştan ve daha pek çok sosyal konulardan bahsedildiği görülmektedir. o Tasvip edilen ve edilmeyen yönleriyle ilim çevrelerinde tahlile tâbi tutulan bu tefsîr hareketinin mümessili Muhammed Abduh'tur (ö.1905). Daha sonra Reşid Rıza(ö. 1935), Mustafa el-Meraği(ö. 1945), Seyyid Kutub (ö. 1967), Said Havva (ö. 1989) ve Mevdudî (ö. 1979) gelmektedir. o Ülkemizde ise Süleyman Ateş de bu yönelişin takipçisi ve uygulayıcısı olmuştur. Bu müfessirlerin yanında pek çok müfessir, şair, yazar hemen hemen bütün İslâmî bilimlere mensup birçok âlim de bu yönelişin etkisinde kalmıştır. Çünkü sosyal olaylarla her kesimin uzaktan veya yakından bir ilişkisi mevcuttur.

3 İctimai tefsir anlayışını benimseyen tefsircilerin özellikleri (Bu özellikler gerek olumlu gerekse olumsuz açıdan değerlendirilmektedir) : a)Kur’an’ı hiçbir mezhebe bağlı olmaksızın tefsir etmişler, mezheplerin taklit edilmesine karşı çıkmışlardır. b)Tefsirle alakalı bir çok rivayeti İsrailiyat iddiasıyla reddetmişlerdir. c)Önceki tefsirlere, Kur’an’ın maksadına engel oluyor gerekçesiyle itibar etmemişlerdir. d)Tefsir literatüründe yer alan bir çok rivayetin zayıf ya da mevzu olduğunu iddia etmişlerdir. e)Kur’an’ı ictimai ve edebi bir metotla tefsir etmişler ve kelime tahlilleri noktasında ayrıntıya girmekten uzak durmuşlardır.  İçtimai tefsir ekolü akılcıdır. O dönemde akla çok geniş bir özgürlük alanı tanımasından dolayı, o da Kur’an’daki bazı gerçekleri Mu’tezile’den iktibas ettiği akli kriterlerle te’vil etme yoluna gitmiştir. Bu yüzden “Modern Mu’tezile Ekolü” olarak da nitelendirilmiştir.  Reşid Rıza başta olmak üzere bu anlayışı benimseyen bir çok tefsirci cinlerin varlığından şüphe etmiş, insanların gördüklerini iddia ettikleri yaratıkların cin değil maymun gibi garip hayvanlar olduğunu iddia etmiştir.  Allah Resulü’nün Kur’an-ı Kerim dışında mucizesinin olduğunu da reddetmişlerdir.  Kur’an’ın hedefinin, fertlerin hidayeti ve toplumun ıslahı olduğunu iddia edip; pozitivist bilim mantığına (her şey fiziki-görünür-maddi gerçeklerle açıklanmalı) karşı olduklarını söylemelerine rağmen ayetleri söz konusu mantık çerçevesinde açıklamaktan da kurtulamamışlardır. Nitekim Muhammed Abduh Fil Suresi’nin tefsirindeki Kuşları, sinek; taşları da sineklerin ayaklarına bulaşan mikropvari toz zerreleri olarak tevil etmiştir. o Kur’an-ı Kerim’i, aklı referans kabul ederek tefsir eden ekol mensupları, insan bilgisine ilahi bilgi üzerinde bir otorite tayin etmiştir.

4 B. Edebî Tefsir  Kur’an’ı sırf edebi açıdan inceleyen anlayışa “Edebi Tefsir” denir.  Ekolün kurucusu kabul edilen Emin el-Hûlî’ (ö.1966), geliştirdiği tefsir tarzıyla alakalı şunları söylemektedir: “Çağımızdaki tefsirin asıl hedefi sırf edebi olmaktır. Tefsirden amaç ne olursa olsun bundan sonra gelir ve buna dayanır.” “Kur’an’ın ilk muhataplarının anladığı şekilde Kur’an anlaşılamlıdır.” Bu tefsir ekolü, Kur’an’da işlenen konulardan herhangi birine dair âyetleri bütüncül bir bakış açısıyla göz önünde bulundurarak Kur’an’ın o konudaki görüşünü ortaya koyma çabasıdır. Burada öncelikle bir konu veya kavram ele alınır, sonra nüzul sırasına göre âyetler tesbit edilerek bir araya getirilir. o T. İzutsu’nun “Kur’an’da Dini ve Ahlâki Kavramlar”, Mevdudi’nin “Kur’an’a Göre Dört Terim” ve Fazlurrahman’ın “Ana Konularıyla Kur’an” adlı eserleri bu yöntemin ilk ve ciddi örneklerindendir.  Edebî Tefsîr ekolünün kurucusu olan Emin el-Hûlî ve eşi de olan talebesi Dr. Aişe Abdurrahman ile birlikte, Muhammed Ahmed Halefullah (Halefullah “el-Kasasu’l-fenniyyu fi’l-Kur’ani’l-Kerîm” adlı teziyle Kur’an’ı Kerim’deki kıssaları “Edebi Tefsir” usulü çerçevesinde tenkit ve tahlil etmiş, onların gerçekte hiç olmadığını iddia etmiştir.) Tahîr b. Aşur, bu eğilime mensup olanların ileri gelenleridir.  Aişe Abdurrahman başta olmak üzere, Ahmed Halefullah ve “Edebi Tefsir” ekolünün diğer mensupları el-Hûlî’nin sistematize ettiği tefsir anlayışını Kur’an’a tatbik etmeye çalışmış, bu noktada eserler vermişlerdir. Fakat söz konusu anlayışın temellendirilmesi noktasında en kapsamlı çalışma, günümüz yazarlarından 1943 Mısır doğumlu Nasr Hamid Ebu Zeyd’e aittir.

5

6  Hz. peygamber, (s.a.v) olanları eşi Hz. Hatice'ye anlatıp "Canımdan korkuyorum." deyince Hz. Hatice, "Kesinlikle değil. Memnun ol. Allah'a yemin ederim ki, O seni rezil etmez. Sen akrabalarına iyi davranırsın. Doğru sözlüsün (Diğer bir rivayette emaneti yerine getirirsin), çaresiz olanların yükünü hafifletirsin, fakir ve yoksullara yardım edersin, misafirperversin, iyi işlerde yardımcısın..." dedi. (3 mağara arkadaşı örneği)  اِقْرَاْ : Melek "oku" dediğinde Rasulullah "Ben okuma bilmem" şeklinde cevap vermişti. Bundan anlaşılıyor ki, Melek vahyi yazılı olarak getirmiştir… (Razi)  İctimai tefsirlerde: okuma gönül ekranındandır; Cebrail kalbine, gönlüne indirmiştir. Tıpkı hafız gibi; farkları biri çalışarak diğeri direk gönle indirilerek. Veya bilgisayarda ki dosyayı tıklayıp açılması gibi; kimin yazdığını bilmiyoruz!  عَلَقٍ :«Pıhtılaşmış kan» durumu hamileliğin ilk birkaç günü içinde meydana gelir. Daha sonra et şeklini alır. Ve tedricen insan şekillenmeye başlar…  Çoğul sığasıyla (müfredi «alekatün») “Min alakin” buyurmuştur. Zira, "insan" sözü de, lafzen müfret, mana bakımından ise, çoğuldur. (Ferra)  Neden Yaratma? Çünkü, insanı aciz bırakan ve imana götüren bir güç. Bir de öğretimde tedricilik ve hazırlık süreci: Allah (c.c.), adeta: "Bunlar putperesttirler, şimdi sen beni över de, putlarından yüz çevirirsen, onlar bunu kabul etmeyebilirler. Ne var ki onlara, kendilerinin "bir 'alak"dan yaratıldıklarını anlat ki, böylece, onların bunu inkar etmeleri mümkün olmaz. Daha sonra da, "Mutlaka, her fiilin bir faili vardır" de. Nitekim "Şayet onlara, kendilerini kimin yarattığını soracak olursan, hiç şüphesiz onlar, "Allah" diyecekler" (Lokman, 31/25) buyurmuştur. Sonra, uluhiyyet (Allah olmak), yaratma vasfına varıp dayanıp, yaratamayanın ilah-Allah olmayacağı artık katiyyen arzedince de, Cenâb-ı Hak, "Yaratan, hiç yaratmayan gibi olur mu?" (Nahl, 16/17) buyurmuştur. (Ebu Hanife ve öğrencisi Züfer arasındaki diyalog)

7  «İnsan«: a)Hz. Adem’dir: "Adem'e bütün isimleri öğretti" (el-Bakara, 2/31) b)Hz. Muhammed (s.a.v)’dir: "Ve sana bilmediklerini öğretmiştir." (en-Nisa, 4/113) c)Tüm İnsanlık’tır: "Allah, sizi analarınızın karınlarından kendiniz hiçbir şey bilmediğiniz bir halde çıkardı" (en-Nahl, 16/78) İCTİMAİ ve EDEBİ YORUMLAR:  İslam’ın ilk okulu Hira Mağarasıdır…  Oku ile, Hz. Musa’ya Taha 13’te verilen «dinle» emri, bu öğretimde göz’e verilmiştir. Yani üstünlük, göze geçmiştir… Devrim gerçekleşmiştir denilmiştir…  Çocukluk yıllarında «kulak» öndedir; çocuklar duyarak öğrenirler; ama gençlikte gözlem öndedir. Musa dönemi çocukluk yıllarıydı (zorlama yorum)  Medeni toplumlar çok okuyanlardır… ve okumak bir ibadettir…  Nahl, 98’de İstiaze emredilmişti; burada ise Besmele ile okumak zorunludur diyor  Besmele ile okumanın Allah’ın yardımını celbedeceğine ve bereketine işaret ediliyor  Aynı zamanda besmele ile öğrenirse, kulluk artar diyor: Sure «oku» ile başlar, «secde et» ile biter  3 Kitabın okunması kastedilmiştir: Tabiat Bilimleri, İnsan ve Kur’an Kitabı Kur’an Okulunun ilk dersi; genelde Kainatın; Özelde insanın yaratılışı yani Embriyo Yaratma eyleminde genelden özele veya uzaktan yakına metodu kullanılmış: yaratmak ve insanı yaratmak. Ali İmran, 59’da detaylı anlatılıyor.  «İnsan» kelimesinin iki anlamına vurgu var: Unutkanlık (nisyan) ve Kaynaşma (ünsiyet)  Neden ilk ders Embriyo?  a) Yaratılış tesadüfi değil diyerek Allah’a varma..  b) Kibri ve gururu terbiye; çünkü ilk yaratılışı unutan Allah’a hasım kesilebilir (Yasin, 77-78)

8 Rab ( رَبِّ )’in 3 özelliğine vurgu: 1.Yaratan 2.İkram eden, Lütufta bulunan a) Okuyan ve araştırana bilgi hazinesinden cömert davranan b)Maddi olarak geçimini kolaylaştıran 3. Öğreten: Aynı şekilde daktilo ve bilgisayaraın bulunuşuna da ilham yoluyla işaret var; yani öğretim teknolojisinin temelleri atılmış oldu…  Dünya eğitim-öğretimine altın bir kural: Eskinin papağan gibi tekrar edilmesi değil; yeni analizler, bilgiler, düşünceler ve bakış açıları şart; aksi ilahi uygulamaya ters… Adeta her baharda çiçek açmalı… yoksa medeniyet sobasında odun olur o millet!  Ruh, bizim canımız olduğu gibi; bilgi de toplumların; insanların canıdır…  Bu ilk inen 5 ayet (sure değil) ; İnsanoğluna a.Okumayı, b.Düşünmeyi, c.Araştırmayı insan hayatına sokmaktadır.  Son Söz: Yüce Allah; Hükümranlığın;  Alak suresinde «Okumak»la,  Kalem suresinde «Kalem»le,  Bakara suresi, ayetlerde «Bilgi» ile,  Mülk suresinde de, «Aklı kullanmakla» elde edilir demektedir…


" Müslümanlar, ilk günden itibaren Kur’ân’ı anlamak için gayret sarf etmişlerdir. En başta, Kur’ân’ı tebyînle vazifeli olan Hz. Peygamber'den (s.a.v.)" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları