Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

FIKRAFIKRA. Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "FIKRAFIKRA. Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya."— Sunum transkripti:

1 FIKRAFIKRA

2 Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya da yazılı hikâyelerdir. Bu özlü hikâyeler tek başına olabildiği gibi, sözün gelişine uygun her hangi bir yazı içinde de düşünceyi daha çekici hâlde ifade etmek amacıyla kullanılır. Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait her hangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini, akıcı bir dille anlatan düz yazılara Fıkra denir.

3 Fıkraların Başlıca Özellikleri hareketli, ilgi çekici olması, savunulan bir düşünceyi içine almasından başka bir devrin, bir insanın, belli bir zamanın ya da sınıfın özelliklerini, siyasî, sosyal vb. günlük her türlü olay ve sorunları canlandırmasıdır.

4 Gazete fıkraları Genellikle, günlük gazetelerin belirli köşelerinde yayımlanan bu tür fıkralarda ortaya konan sorunlar kısa, yalın ve akıcı bir üslûpla anlatılır. Okuyucunun ilgisini sürekli olarak canlı tutabilmek için, fıkra yazarlarının konularında tekrarlara düşmemesi, kapsamlı bir kavrayış gücüne, derin bir kültür zenginliğine ve geçmişle günlük olayları kaynaştırabilme ustalığına sahip olması gerekir. Basit, bazen sözü edilmeyen bir mekân, anlamlı bir düşünce, karakteri canlandıracak kısa ve hareketli bir konuşma, dikkati çeken bir olay, fıkralar için yeterli malzemedir. Bugün için artık, gazete fıkra yazarlarının, istatistikî bilgilere de yer vererek, bilimsel bir yöntemle çalıştıklarını görüyoruz

5 Türk edebiyatında fıkra yazarlığı ne zaman başlamıştır? Türk edebiyatında fıkra yazarlığı, Şinasi’nin 1860 yılında Agâh Efendi ile birlikte çı-kardıkları Tercüman-ı Ahval gazetesindeki yazılarıyla başlamıştır Edebiyatımızdaki ilk fıkra yazarı Ahmet Rasim’dir.Eserin adı Eşkal-i Zaman’dır. O zamandan günümüze kadar fıkra yazan başlıca yazarlar şunlardır: Namık Kemal, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay, Burhan Felek, Peyami Safa, Refi Cevat Ulunay, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Bedii Faik, Necip Fazıl Kısakürek, Nazlı Ilıcak, Rauf Tamer, Ahmet Kabaklı, Çetin Altan, Oktay Ekşi, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, İlhan Selçuk, Ergun Göze, Hasan Pulur, Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Ta-ha Akyol, Gürbüz Azak, Ahmet Taşgetiren, Cengiz Çandar, Yavuz Gökmen, Gülay Göktürk.

6 Fıkra yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir Konu; okuyucunun duygu, düşünce ve zekâsını okşayan günlük olaylardan (= aktüaliteden) seçilmelidir. Yazının plânı hazırlanmalıdır. Gerekiyorsa, başkalarına ait deyişler saptanmalıdır. Anlatımın açık, fakat ustalıklı olmasına dikkat edilmelidir. Yazı, gereksiz yere uzatılmamalı; elden geldiğince kısa tutulmalıdır.

7 Makale ile gazete fıkra yazıları arasındaki en önemli fark: Makale; daha uzun yazılır, kesin bir yargı ve kanıtlamaya gider. Buna karşılık, fıkra; kısa, etkili ve dokunaklı bir sonuca varmak amacını güder. Gazete ve dergilerin fıkra yazarları; günlük olayları, özel bir görüşle inceleyip eleştirerek ya ciddî ya da güldürücü bir dille, sohbet biçiminde okuyucularına düşüncelerini aktarırlar.

8 Gazete ve dergi fıkralarında plân Fıkrada da tıpkı makaledeki gibi, (a) Giriş : Davayı ortaya koyma, (b) Gelişme: Konuyu açma ve çeşitli örneklerle açıklama, (c) Sonuç : Olumlu ya da olumsuz bir sonuca bağlama bölümleri yer alır. Fıkra; kısa ve öz yazıldığından yargılamaya, ispatlamaya ve ayrıntılara girilmez. Kısa, özlü, içinde derin anlamlar taşıyan bir fıkra yazabilmek ve bunu zevkle okutabilmek için yazarın, konuyu iyi kavrayıp ilginç noktaları gösterebilmesi, gereksiz sözlere yer vermemesi, duygu ve düşüncelerini inandırıcı, etkileyici ve akıcı bir dille anlatabilmesi gerekmektedir.

9 Falih Rıfkı Atay’ dan bir fıkra Hint yolculuğuna çıkarken, okuyarak veya dolaşarak bu memleketi tanıyan herkesten aynı hasretli sözü duyarsınız: "Demek Taç Mahal'i göreceksiniz". Ve arkasından şu tavsiye: - "Fakat oraya hele ay ışığında gitmelisiniz," Hindistan'a vardığımız zaman, sizi gezdirecek olanlardan biri şu müjdeyi verir: - "Talihiniz varmış, programda Ağra, tam mehtaba düşüyor." Aşra'da ise tavsiyeler üçe çıkar: - "Şafak vakti Taç Mahal'in seyrine doyum olmaz" yahut - "İçindeki işlemeleri, kakmaları görmek için öğle vaktini seçmelisiniz:" Dış kapının kemeri altından Taç Mahal'a bakıyoruz. Servili bir su kanalının sonunda onun klasik olduğu kadar esrarlı güzelliği ve bilhassa hatırası, bizi kendine doğru çekiyor. Geniş bir mermer taraça ortasında büyük bir kubbe ve yanında daha küçük kubbeler... Nisbetlerinde o kadar ahenk var ki uzaktan ezmeyici hafifliği, yaklaştıkça, bir ihtişam manasına bürünür. Kapı eşiğinde ise ulu ve baş döndürücü heybet alır

10 Taç Mahal'i kim yaptı? Bu, uzun müddet münakaşa edilmiştir. Türbedeki nisbetlerin ve çizgilerin temiz ahengini gören sanatçılar, onu bir tek mimara mal etmek lazımdır, derler. Halbuki Taç Mahal'de birçok mimar ve ustaların çalıştığını biliyoruz. İngiliz Ansiklopedisi ve birçok sanat tarihçileri İstanbul'dan gitme üstad İsa'nın adı üstünde birlikteler. Fakat şimdi daha sağlam bir vesikamız vardır. Evrak hazinelerinden Taç Mahal'e dair çıkan kağıtlara göre 28 mimar ve ustalar arasında şunlar var: 1- Türkiye'den giden Mehmet İsa Efendi. Mimar ve resmi (planı) yapan, 2- Türkiye'den gitme Settar, (Hattat), 3- Semerkandlı Mehmet Şerif, Resimci (plancı), 4- Belhli Mehmet Seccad (Dülger), 5- Türkiye'den gitme İsmail Efendi (Kubbeyi yapan), 6- Türkiye'den gitme Mehmet (Hattat), 7- Buharalı Ata Mehmet (Taş yontucusu). Görülüyor ki bu büyük Timur'un dokuzuncu göbekten torunu Şah Cihan gibi yapıcılar da Türktürler.

11 Ağra'da daha başka eserleri de dolaşacağız. Fakat sırası gelmişken burada 1899'da Hindistan'a umumi vali giden Lord Curzon'a bir minnet borcumuzu ödeyelim: Büyük bir tarih ve sanat kültürü ile yoğrulan bu zat, Hindistan'daki Müslüman ve Türk anıtlarını kurtarmıştır. Bu anıtların bir kısmı yıkık, bir kısmı çökmek üzere idi. Hala hepsinde taş yağmalarının hatta kubbe yağmalarının eseri görünür. Lord Curzon, vaktiyle koparılmış parçalardan bir haylisini İngiltere'den satın aldı, getirdi ve yerlerine koydu. Büyük anıtları geniş ve muntazam parklar içine aldı. Her birinin tamiri üstüne adeta titredi. Artık siz yalnız Taç Mahal'i veya herhangi bir saray ve türbeyi dolaşmazsınız. Eski Türk bahçeleri ile İngiliz bahçeleri üslubunda büyük parklarda gezinirken, bu anıtları da görürsünüz. Lord Curzon'un Hindistan'daki Türk eserleri için yaptığı, Türkiye'deki Türk eserleri için en iyi örnek olabilir. Bu işlerde çalışan vatandaşlarımız Hindistan'da gerek anıtları korumak, gerek onları değerlendirmek için neler yapıldığı tetkik etmelidirler.

12 Lord Curzon, yalnız bir kültürü kurtarmadı. Hindistan'a tükenen Golkonda elmas madenlerinden daha iyi ve ebedi bir maden hediye etti. Her tarafta oteller ve turizm tesisleri, bu eserleri görmeye gelenler için kurulmuştur. Nerede anıt varsa, ona giden yol ve oraya gidilecek kasabada otel vardır. Nerede anıt varsa, o geniş bir park içinde, etrafından ayrılmıştır. Seyrederken rahat, giderken rahat, bakarken rahat, içinde ve dışında rahatsınız. Hindistan usulü bir anıtlar siyaseti Türkiye'yi Hindistan'dan birkaç misli daha değerlendirir. Henüz el sürmediğimiz en büyük milli endüstrilerden biri bu, henüz kazma dokundurmadığımız en büyük madenlerden biri budur.

13 Küçük hikâye niteliğindeki nükteli ve güldürü fıkralar: Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa ve Bektaşî fıkraları bu türdendir. Tanınmış kişileri ya da hayvanları ele alıp, bir hikâye tarzında, kısa ve öz olarak, ince zekâ oyunları taşıyan nükteli bir dille, sohbet biçiminde, bir sonuca bağlanarak yazılan yazılardır, diyebiliriz. Fıkraların konularını, o çevrenin dikkatini çeken, iz bırakan sorunlar, olaylar, hareketler, sözler ve kişilik özellikleri oluşturur. Bu tür fıkralar, önce ağızdan ağza dolaşır; sonra bazı yazarlar tarafından çeşitli münasebetlerle yazıya geçirilir. Ayrıca bunlar, gerçeğe dayandığı için, araştırmalarda kaynak olarak da kullanılır.

14 Bektaşi Fıkrası Dilenci el açmış dileniyor, hem de dua ediyor. Bektaşi on para vermiş, "Duanı istemem!" demiş... Dilenci şaşırmış: "Niye duamı istemiyorsun?" "Ulan senin duan beş para etseydi, kendini kurtarır, dilenmezdin!"

15 Aşağıdakilerden hangisi "fıkra" ile "makale"nin ortak özelliklerinden biridir A) Düşüncelerini kanıtlama B) Nesnel davranma C) Gazete yazısı olma D) öznel davranma E) Güncel konulan işleme

16 cevap c

17 ) Gazetelerin ya da dergilerin belli sütunlarında gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan yazlılardır. Bu türde, yazar ele aldığı konuyu kanıtlamak zorunda değildir; okuyucu da yazarın görüşlerine inanıp inanmamakta serbesttir. Yukarıdaki parçada bahsedilen edebi tür aşağıdakilerden hangisidir? A) Deneme B) Fıkra C) Makale D) Eleştiri E) Röportaj

18 Cevap B

19 I. Günlük olaylarla ilgili yazılardır. II. Yazar inandığı düşünceleri ispatlamak zorunda değildir. III. Gündelik bir dil kullanılır. IV. Geniş yorumlara ve bilimsel açıklamalara girişilmez. Yukarıda özellikleri verilen edebi tür aşağıdakilerden hangisidir? A) Makale B) Anı C) Biyografi D) Mülakat (Görüşme) E) Fıkra

20 Cevap E

21 RABİA KARAMIZRAK 9/B 43 M.BÜŞRA ERKAL 9/B 44


"FIKRAFIKRA. Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları