Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ KÜLTÜR EĞİTİM VE SAĞLIK VAKFI www.ahev.org.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ KÜLTÜR EĞİTİM VE SAĞLIK VAKFI www.ahev.org."— Sunum transkripti:

1 MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ KÜLTÜR EĞİTİM VE SAĞLIK VAKFI

2 بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ إِنَّمَاالْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.

3 "Müftünüz olarak Cihad-i Mukaddes Fetvasını ilan ve tebliğ ediyorum. Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka fiili mukabelede bulununuz. (Müftü Ahmet Hulusi Efendi. 15 Mayıs 1915 Cihat Fetvası)

4 Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis şükrün anahtarıdır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnûiyeti cihetiyle, "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenâvülünde hür değilim. Demek başkasının malıdır ve in'âmıdır; Onun emrini bekliyorum" diye, nimeti nimet bilir, bir şükr-ü mânevî eder. İşte, bu suretle oruç çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer. (29 Mektup)

5 Ramazan'a riâyetsizlik musibeti getirir Bahçeye dikilen ağaç meyve vermese, eve alınan makine görevini yapmasa akıbeti ne olur? Ağaç kesilir, makine yenisiyle değiştirilir. Peki insan ….

6 İnsan, ebed için yaratılmıştır. onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u ebediyededir.(R.N.K.) İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır Okumaktan murat ne Kişi Hak'kı bilmektir Çün okudun bilmezsin Ha bir kuru ekmektir … Yunus Emre

7

8 Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî ders verirken diyordu: "Bütün tarîkarların en mühim neticesi hakáik-ı îmâniyenin inkişâfıdır. Ve birtek mesele-i îmâniyenin vuzuh ile inkişâfı, bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır." İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilir. (23 Söz)

9 İmân hizmeti hiçbir tarafgirliğe girmeden yapılır Eğer Risale-i Nur'u tenkit fikriyle tetkik eden adliye memurları, îmânlarını onunla kuvvetlendirip veya kurtarsalar, sonra beni îdam ile mahkûm etseler; şahit olunuz, ben hakkımı onlara helal ediyorum. Çünkü biz hizmetkârız. Risâle-i Nur'un vazifesi, îmânı kuvvetlendirip kurtarmaktır. Dost ve düşmanı tefrik etmeyerek, hizmet-i îmâniyeyi hiçbir tarafgirlik girmeyerek yapmaya mükellefiz. (Şûâlar)

10

11 Resul-ü Ekrem (asm) Efendimiz, "Senin sayende bir kişinin imana gelmesi, sahralar (büyük ovalar) dolusu kırmızı (değerli) koyunları Allah yolunda sadaka vermenden daha hayırlıdır« buyurmuştur. Ailemizin bir ferdi inançsız ise, ya da inancını son nefeste kaybetmesi son derece muhtemel bir halde ise, ölür ölmez ebedi bir ateşe düşeceğini düşünmemiz bizi korku ve telaşla onu kurtarmak için harekete sevketmez mi? Elbette ne kadar bunu anlarsak, bizi o kadar harekete ve bu uğurda fedakârlığa sevk edecektir.

12 “Başka değil, Müslüman olarak ölmeye bakın!” (Bakara, 2/132) “Nasıl yaşıyorsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” (Mirkât, 1/332) Sizden önceki devirlerde yaşayan bir adam, doksan dokuz kişiyi öldürmüş, sonra, “Buranın en büyük âlimi kimdir?” diye soruşturmuştu. Ona bir rahip gösterilmişti. Bunun üzerine o da rahibin yanına giderek ona, “Doksan dokuz adam öldürdüm, tevbe etsem kabul olur mu?” diye sormuştu. Buna karşılık rahip ise, “Tevben kabul olunmaz!” deyince onu da öldürmüş ve sayıyı yüze yükseltmişti. Daha sonra da oranın en büyük âlimini sorup soruşturup ona giderek; “Ben yüz adam öldürdüm. Tevbe etsem kabul olur mu?” demişti. Âlim ise ona: “Evet, senin tevbe etmene kim engel olabilir ki? Ancak filân yere git, orada Allah Teâlâ’ya ibadetle meşgul olan insanlar var; onlarla beraber sen de Allah’a ibadet et ve onlarla ol!” tavsiyesinde bulunmuştu. Bunun üzerine bu adam yola çıktı ve yarı yola vardığında da öldü. Rahmet melekleri de azap melekleri de bir araya geldi ve onun durumunu görüştüler. Rahmet melekleri, “Bu adam candan tevbe ederek buraya geldi.” Azap melekleri ise, “Bu kimse hiçbir iyilik yapmamıştır…” şeklinde mukabelede bulundular. Derken arkadan insan kıyafetinde bir başka melek bunların yanına gelerek onlara şöyle dedi: “İki belde arasındaki mesafeyi ölçünüz. Hangi tarafa daha yakın ise adam o tarafa aittir.” Bunun üzerine mesafe ölçüldü. Adamı varacağı yere daha yakın buldular.. ve adam rahmet meleklerine teslim edildi. (İbn Mâce)

13 "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" (Müslim, îman Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)

14 Bana “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder. Ben cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin îmanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet’i de istemem; Orası da bana zindan olur. Milletimizin îmanım selâmette görürsem, Cehennem’in alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur (B.S.N.)

15 VAKIF OLARAK FAALİYETLERİMİZ  AHEV’in temel amacı «iman hizmetidir»  Bu yolda birinci düsturumuz Rıza-i İlahiyi kazanmaktır.  İman hizmetleriyle Allah rızasını kazanmak için elimizde Kur’an-ı Kerim ve Kur’an-ı Kerim’in mucize bir tefsiri olan Risale-i Nur okuyor ve okutuyoruz. İlaveten,  Üniversite Öğrencilerine Barınma, Burs, Dünya genelinde iman hizmetleri, panel ve konferanslarla İslam'ın neşv-ü nemasına hizmet etme gayretindeyiz.  5 yaşından itibaren her yaştaki çocuklara gruplar halinde Kur’an-ı Kerim öğretimi, okul dersleriyle ilgilenme  Her yaş ve meslek grubuna yönelik Risale-i Nur okuma programları

16 "Risale-i Nur, Kur'ân'ın hakikî bir tefsiri ve hakikatinin bir tercümanı ve meselelerinin bürhanıdır (delilidir). (1. Şua)« “Sözlerdeki hakaik ve kemâlât benim değil, Kur'ân'ındır ve Kur'ân'dan tereşşuh etmiştir. Hattâ Onuncu Söz, yüzer âyât-ı Kur'âniyeden süzülmüş bazı katarattır (damlalardır). Sair risaleler dahi umumen öyledir. (28. Mektub)” RİSALE-İ NUR

17 Gayretli kardeşlerim, hamiyetli arkadaşlarım ve dünya denilen diyar-ı gurbette medar-ı tesellilerim, Bence bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanı kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır. Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir. Çünkü, bu asırda en büyük tehlike benlikten ve hodfuruşluktan ileri geldiğinden, ehl-i hak ve hakikat, mahviyetkârâne daima kusurunu görmek ve nefsini ittiham etmek gerektir. Sizin gibi ağır şerait içinde karamacasına imanını ve ubudiyetini muhafaza etmesi, büyük bir makamdır. RİSALE-İ NUR’UN MESLEĞİ, NEZİHÂNE VE NAZİKÂNE VE KAVL -İ LEYYİNDİR.

18 İşte biz, bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efrâdındanız. Ve husûsi vazifemiz de, Kur'ân'ın îmânî hakîkatlerini tahkîkî bir sûrette ehl-i îmâna bildirip, onları ve kendimizi îdâm-ı ebedîden ve dâimî ve berzahî haps-i münferidden kurtarmaktır; sâir dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medâr-ı ittihâmımız olan cemiyetpilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münâsebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz (Şualar)

19

20 3333 …bin lira ikramiye kazancı için bin adam iştirak etmiş bir piyango kumarına yirmi dört lirasından beş on lirayı veren ve yirmi dörtten birisini ebedî bir mücevherat hazinesinin biletine vermeyen, halbuki dünyevî piyangoda o bin lirayı kazanmak ihtimali binden birdir; çünkü bin hissedar daha var ve uhrevî mukadderat-ı beşer piyangosunda, hüsn-ü hâtimeye mazhar ehl-i iman için kazanç ihtimali binden dokuz yüz doksan dokuz olduğuna yüz yirmi dört bin enbiyanın ona dair ihbarını keşifle tasdik eden evliyadan ve asfiyadan had ve hesaba gelmez sâdık muhbirler haber verdikleri halde, evvelki piyangoya koşmak, ikincisinden kaçmak ne derece maslahata muhalif düşer, mukayese edilsin.(11. Şua) 24/1

21 Hayat bir yardımlaşmadır. Ey ikinci, bozuk Avrupa! Senin çürük ve esassız esaslarının bir kısmı şunlardır ki: "En büyük melekten en küçük semeğe kadar herbir zîhayat kendi nefsine mâliktir ve kendi zâtı için çalışır ve kendi lezzeti için çabalar. Onun bir hakk-ı hayatı var. Gaye-i himmeti ve hedef-i maksadı yaşamak ve bekasını temin etmektir" diyorsun. Ve Hâlık-ı Kerîmin kerem düsturlarından ve erkân-ı kâinatta kemâl-i itaatle imtisal edilen düstur-u teavünle, nebâtat hayvânâtın imdadına ve hayvânat insanların yardımına koşmasından tezahür eden o umumî kanunun rahîmâne, kerîmâne cilvelerini cidal zannedip, "Hayat bir cidaldir" diye, ahmakane hükmetmişsin. Acaba, o düstur-u teavünün cilvesinden olan, zerrât-ı taâmiyenin kemâl-i şevkle beden hücrelerinin gıdalandırılması için koşmaları nasıl cidaldir? Nasıl bir çarpışmaktır? Belki o imdat ve o koşmak, Kerîm bir Rabbin emriyle bir teavündür. (17 Lema)

22 Mâsumlara gelen felâketlerde, İnsanın anlayamadığı hikmetler vardır. … Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır. İhtar Kaplan gibi hayvanların halal rızıkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızık yapmak, şeriat-ı fıtriyece haramdır. (Mesnevi-i Nuriye) Mesnevi-i NuriyeMesnevi-i Nuriye

23 İsmail`in annesi, İbrahim`in(as) peşine düştü (ve ona Keda`da yetişti). "Ey İbrahim, bizi burada, hiçbir insanın hiçbir yoldaşın bulunmadığı bir yerde bırakıp nereye gidiyorsun?" diye seslendi. Bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Hz. İbrahim (as), (emir gereği) ona dönüp bakmadı bile. Anne, tekrar (üçüncü kere) seslendi. "Böyle yapmanı sana Allah mı emretti?" dedi. Hz. İbrahim bunun üzerine "Evet!" buyurdu. Kadın: "Öyleyse (Rabbimiz bizi korur), bizi burada perişan etmez!" dedi, sonra geri döndü. Hz. İbrahim de yoluna devam etti. Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. zira, hakkın hatırı alidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.(R.N.K.)

24 Güzel değil batmakla gâib olan bir mahbub. Çünkü, zevâle mahkûm, hakiki güzel olamaz; aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.

25 Üç çeşit dost vardır. 1.Ekmek gibidir; her gün ararsın. 2.İlaç gibidir; lazım oldukça ararsın. 3.Mikrop gibidir; o seni arar bulur…

26 Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!

27 Eğer ölümü öldürüp, zevâli dünyadan izâle etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle; dinleyelim. Yoksa sus! Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur'ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım.

28 اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz

29 İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaletü'n- Nur'dadır.

30 Madem dünya bir gün bize "Haydi, dışarı" diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak. O bizi dışarı kovmadan, biz hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız. MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ KÜLTÜR, SAĞLIK VE EĞİTİM VAKFI


"MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ KÜLTÜR EĞİTİM VE SAĞLIK VAKFI www.ahev.org." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları