Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

geri sarılmış bir kasetten (ses düğmesi açık olmalıdır)

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "geri sarılmış bir kasetten (ses düğmesi açık olmalıdır)"— Sunum transkripti:

1

2 geri sarılmış bir kasetten (ses düğmesi açık olmalıdır)

3 Merhaba Yalçın Bey; siz Ankaralısınız ve büyük ihtimalle Kocabeyoğlu’ndaki Orhan Plak’ı biliyorsunuzdur. Eğer biliyorsanız sizinle paylasmak istedim; Plakçı Orhan, yani babam vefat etti. Tanıyordunuzsa eğer, sadece bilin istedim. Saygılarımla, Gamze

4 Büyük ihtimalle bana ya “Atatürk’ün Ankara’daki Son Günü”, ya da Atatürk Bulvarı efsanesi “Piknik”in yazısını okuyarak ulaşmıştı Gamze Hanım. 1960’lı yılların sonlarında, 1970’li yıllarda Ankara’da çocukluktan gençliğe adım atmışların arasında kim bilmezdi ki, ön kapısı Atatürk Bulvarı’na, arka kapıları İzmir Caddesi’ne açılan güzelim Kocabeyoğlu Pasajı’nı? Pasajın alt katında plak satıp, liste yapılıp getirilmiş şarkıları 60’lık, 90’lık, hatta 120’lik kasetlere kaydeden Orhan Plak’ı ve sahibi Orhan Savan’ı? 2 okunmuş Tommiks’i, 1 okunmuş Tommiks’le değiştiren, kapağı yırtılmış Archie dergileri satan, paso rehin alıp paramparça Teksas’ları, Red Kit’leri kiraya veren dükkanların arasındaki müzik adasını? Ankara’nın en yaşanası döneminde; Atatürk Bulvarı’ndaki Tansel Plak, Ali Nazmi Pasajı’nın altındaki Sağyaşar Plak gibi, binbir çeşit taze müziğiyle ruhlarının lokantasıydı Orhan Plak. Ve kızının satırlarının hüznü, alıp götürüyordu beni o yıllara. Geri sarılmıştı tepesi bantlı yaşam kasetim, kuvvetle “Play” düğmesine basıyordum teybimin...

5

6 Çocuktum. 60’lı yılların sonlarında, 70’li yılların Ankara’sındaydım. Öyle internetin, cep telefonunun olduğu değil, ev telefonunun olmadığı yıllardaydım. Masumiyet yıllarını yaşayan, siyah beyaz filmdeki aşklarla dünyalar kuran, kendi halinde, kendi kabuğunda bir ülkedeydim. Dünyada olup bitenleri, mahallede duvar üzeri sobetlerinden, Hayat ya da Ses dergilerinden, lambası ısınınca çalan radyodan dinlediklerimden, Ulus Sineması’na iki sene gecikmeyle gelmiş filmlerden öğrenebiliyordum. Kasetin A yüzündeki: “Türkiye’den” olanları değil; B yüzündeki, dünyadan detayları, suratları, olayları çalıyordum. Fellini’nin Amarcord filmindeki gibi çocuk gözüyle anımsıyor, elerim ceplerimde, aklımın arka sokaklarında dolaşıyordum.

7 Soğuk savaş sürüyordu; sokağın ortasında kırmızı bir düğme duruyordu. Birisi yanlışlıkla basacak, üçüncü dünya savaşı çıkacak diye herkesin ödü kopuyordu. Acayip tok bir ses: diye geriye sayıyor, alevler içerisinde bir roket fırlatılıyor, ardından da yukarılarda bir yerlerde, insan için küçük, ama insanlık için büyük bir adım atılıyordu. Karşı kaldırımdan, kaybettiği gözünü korsan bağıyla kapamış Moşe Dayan gelirken, Müller Hollanda ceza alanında düşürülüyor, kasap İngiliz hakem penaltı noktasını gösteriyordu. Kanada Başbakanı Trudeaut’un hanımı hoştu ve Mick Jagger’ı seviyordu. Dr. Christiaan Barnard ise Afrika’nın dibinde, önce bir dişhekiminin kalbini, ardından da kendi kalbinin içindekini değiştirmişti. Manson’un çetesi, Sharon Tate cinayeti, Woodstock, çiçek çocukları derken, Katmandu’ya giden rengarenk minibüsler Menekşe Sokak’tan da geçerdi. İdi Amin yamyamdı, bir insan daha yemişti. Casius Clay artık Muhammed Ali Clay’di ve Vietnam’a gitmemişti. Lucy elmaslarla gökyüzündeydi..

8 Walt Disney’in çizgi filmleri dünyayı kasıp kavururken, Altan Erbulak, Şişko Nuri’li, Stelyo’lu, tavşan Yuki’yi çiziyor; radyoda Orhan Boran, “Tabiiiiiiii!..” diye bağıran Yuki’yle konuşuyordu. Concorde ses duvarını geçiyor, Hovercraft yere değmiyordu. Prenses Caroline büyürken, koca gözlüklü Jacqueline Kennedy de, Jacqueline Bouvier Kennedy Onassis oluyordu. Elektronik beyin ne sorsan biliyordu. Fonda “Pop Corn” çalarken, bir ülke siyah beyaz televizyonlara kilitlenmiş, ilk defa bir olimpiyatı canlı olarak izliyor; genç Uğur Dündar’ın anlattığı kulaçlarda, Speedo mayoyla, 7 altın madalyalı Mark Spitz’le tanışıyordu. Reklam aralarında ise Mintax’ın çizgi şarkıcıları sahneye çıkıyor; çamaşırları, bulaşıkları, ilk günkü gibi pırıl pırıl, tertemiz yapıyordu. Bir pilot kabininde eli silahlı birisi “Çek Küba’ya” diye bağırırken, Prag’da bahar kışa dönüşüyordu.

9 Twiggy çöp bacaklı, Adamo’nun Paola’sı çok tatlıydı. Sydney Poiter beyaz perdede Lulu’ya süskün manda gibi bakarken, karaborsadan bilet alınarak girilmiş Gölbaşı Sineması’nın locasındakiler, Dr. Jivago’nun Lara’ya yetişemeden kalpten gidişini izliyordu. Her hafta, onlarca sene sonra da aynı zevkle dinlenecek muhteşem müzik grupları, muhteşem parçalar ortaya çıkıyordu. Okul girişinde muavinler, ellerindeki makasla bu pop yıldızlarına özenmiş öğrencilerin saçlarını kesiyordu. Ayın karanlık yüzündeki kalp atışları buralardan da duyulurken, Kaliforniya Oteli’nde kimisi hatırlamak, kimisi de unutmak için dans ediyordu. Dodge Charger’lı bir adam polisten kaçarken, pen-friendler zarfların içine bir tutam saç koyuyordu. Zeki Yamani yaman adamdı; dünya petrol kriziyle daralmışken, yokluklarla tanışan bolluk ülkesinde, çay molası veren otobüslerden, yolcuların altından kıymetli Sana yağları çalınıyordu. Bir şarkı yarışması, bir ülke için olmak ya da olamamakla aynı anlamı taşırken, Avrupa “Seninle Bir Dakika”dan da bir şey anlamıyor, bir adam tekme tokat dünyayı kurtarıyordu.

10 Doğan Babacan, üç İspanyol’u kırmızı kartla atarken; Steagul Roşu, 0-2’nin rövanşında son üç dakikada Beşiktaş’a üç gol atıyordu. Beatles’ı, Dali’si, Pele’si, Delon’u, Bardot’su, Mao’suyla daha çok sokak varken kaset sarıyor; teybin içinde kalıyordu. Ve ardından asır geçiyor; bir sabah okunmuş iki satır, eksiği, fazlası, hatasıyla, şarkı listesi yapar gibi, iki yüz satır yazdırıyordu... düş hekimi yalçın ergir Atatürk’ün Ankara’daki Son Günü: Piknik: Müzik Alıntı: Hatasız Kul Olmaz / Orhan Gencebayhttp://www.ergir.com/Piknik.htm


"geri sarılmış bir kasetten (ses düğmesi açık olmalıdır)" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları