Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TAKVÂ Allah'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'anî bir terim. Bu şekilde titiz davranan insana, "muttaki" denir Kur'an'da.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TAKVÂ Allah'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'anî bir terim. Bu şekilde titiz davranan insana, "muttaki" denir Kur'an'da."— Sunum transkripti:

1 TAKVÂ Allah'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'anî bir terim. Bu şekilde titiz davranan insana, "muttaki" denir Kur'an'da takva üç mertebede ifade buyurulmuştur: 1- Ebedî olarak Cehennem azabında kalmamak için, imân edip şirkten korunmak. Bu hususla ilgili bir ayetin meâli şöyledir: "O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhilliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takvâ sözü üzerinde durdurdu. Zâten onlar buna pek lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir " (el- Fetih, 48/26).

2 2- Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları edâ etmek. Bu husustaki bir ayetin meâli de şöyledir: "O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve takva ile hareket edip (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (ve bolluk kapılarını) açardık. Fakat yalanladılar. Biz de kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik" (el-A'raf, 7/96). 3- Bütün benliği ile Allah'a dönmek ve insanı Allah'tan alıkoyan her şeyden uzak durmak. Hakiki takva budur ve Kur'an'da, inanan insanlardan bu takvaya sahip olmaları istenmektedir: "Ey imân edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilden korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin" (Âli İmran, 3/102). Bu ayetin açıklaması mahiyetinde olan diğer bir ayetin meâli şöyledir: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Dinleyin, itâat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden kurtulursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir" (et-Teğabun, 64/16),

3 İnsanın imân edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır ve üçüncüsü de, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imânıdır Bu ayette takvanın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de, İhsan nedir?" şeklindeki bir soruya, "İhsan, Allah'ı görüyormuş Bibi hareket etmendir. Sen O'nu görmüyorsan, şüphesiz O seni görmektedir" diyerek cevap vermiştir (Buhâr İman, 37; Müslim, İman 57; Ebu Dâvud, Sünne, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mace, Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, 1, 27, II, 7).

4 Hz. Muhammed (s.a.s) bir hadisiyle, burada söz konusu olan takvanın ikinci çeşidini şöyle açıklar: "Helâl belli. haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüphelerden korunan, dinini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüphelere düsen, harama da düşer. Nasıl koruluğun kenarında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın harama düşme ihtimali de öylece vardır. Haberiniz olsun ki, her hükümdarın koruluğu vardır. Allah'ın korusu da haramlardır" (Buhârı, İmân, 39; Müslim, Müsâkat, 107; Ebu Davud, Büyû', 3; Tirmizî Büyû', 1; Neseî, Büyû', 2; İbn Mâce, Fiten, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 267). Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'in baş tarafında, el-Bakara suresinin ilk ayetlerinde, takva sahibi olan muttaki insanları övmüş ve onların çeşitli vasıflarını belirtmiştir.

5 Buna göre takva sahibi olan insanlar, hiç tereddüt etmeden hidâyet ve kurtuluş yolu olarak Kur'an'ı seçerler; gaybe inanır, beş vakitlik namazlarını kılar ve helal yoldan elde ettikleri mallarını helal yolda, Allah'ın yolunda harcarlar. Bütün mukaddes kitaplara iman eder, özelikle ahiret inancı ve hazırlığı içinde olurlar. Bu şekilde hareket eden takva sahipleri, aynı zamanda Allah tarafından övülmüş, hak yolda bulunan ve felaha kavuşacak olan insanlar olarak haber verilmişlerdir (el-Bakara, 2/1 -5). Kur'an'da takvayı över mahiyette daha çok ayet vardır. Bunlardan bazılarının meâli şöyledir: "Kim takva sahibi olur (Allah'tan korkar)sa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur " (et-Talak, 65/2,3).

6 Hz. Muhammed (s.a.s) dualarında Yüce Allah'tan çeşitli nimetleri talep ederken, takvayı da istemiştir ve bu şekilde dua etmesiyle, takvanın önemine ifade etmiştir (Muhammed b. Allan es-Sıddîkî, Delilu'l-Falihin li turuki Riyazi's- Salihin, Mısır 1971, I, 252). İnsanlar, Hz. Âdem ve Havva'dan çoğalmaları veya her biri bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersizdir. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük takva üstünlüğüdür. Kur'an bu takva üstünlüğünü şöyle ifade eder: "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınız (Allah'tan en çok korkanınız)dır. Şüphesiz Allah bilendir. her şeyden haberi olandır ” (el- Hucurât, 49/13).

7 Hz. Muhammed (s.a.s) de veda hutbesinde aynı durumu şöyle izah etmiştir: "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdemdensiniz ve Âdem de topraktandır. Allah'ın yanında en üstün olanınız takvası en fazla olanınızdır. Araplarla Arap olmayanların birbirine karşı üstünlüğü ancak takva iledir" (Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi'l-Arab, Mısır 1962, I, 157). "İnsanın Cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun Allah'a karşı duyduğu takvasıdır" (Ahmed b. Hanbel, II, 392, 442). Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Birbirinize hased etmeyin. Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı medh edip fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın alış verişi üzerine alış verişe girişmesin. Ey Allah'ın kullan! Birbirinizle kardeşler olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslüman'a zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur. "Resulullah (s.a.s) "takva işte budur." sözünü üç defâ tekrarlamış ve her seferinde de eli ile göğsüne işaret etmiştir (Müslim, Birr, 32; Tirmiz, Birr, 18; Ahmed b. Hanbel, II, 325).

8 Hz. Muhammed (s.a.s) burada takvanın çok geniş bir mana ifâde ettiğini ve bunun da kalbe dayanan manevî bir duygu ile olduğunu ifâde etmiştir. 'Takvâ' kelimesinin anlamında 'korku, korkmak' unsuru da vardır. 'Takvâ' tek başına bir korku olayı olmadığı gibi, korku unsurundan da tamamen uzak değildir. Bu bakımdan takvâ kelimesi bazen, korku ve ürperti anlamında 'havf ve haşyet' kelimelerinin yerine kullanılmaktadır. Bu bir anlamda takvânın bir sonucu olarak Allah'tan havf ve haşyet duymak (korkmak) demektir. Şu âyette 'haşyet' ve 'ittika' beraber kullanılmaktadır: "Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat eder, Allah'tan korkarsa (haşyet duyarsa) ve O'ndan ittika ederse (korunursa); işte kurtuluşa erenler onlardır." (24/Nûr, 52)

9 İnsan psikolojisinde korku ve ümit duyguları beraber vardır. İnsan, bazı şeyler karşısında âciz (yetersiz) kaldığını bilir, ondan korkar ve sığınılacak bir kucak arar. Bu korku ve ümit çizgisi, onun çalışmalarına ve hayatına yön verir. Bu duygular onu hayata bağlar. İnsandaki korku hissi iyi yönlendirilmezse veya asıl korkulması gereken makam olan Allah'tan hakkıyla korkulmazsa; insanın hayatındaki denge bozulduğu gibi, bir sürü sahte otoritenin önünde boyun eğmek zorunda kalır. İnsan tarih boyunca böylesine lüzumsuz korkular yüzünden sayısız tanrı bulmuştur. Doğa güçlerinden korkmuş, ateşi, gökleri, karanlıkları; Firavunlardan ve diktatörlerden korkmuş, onları; açlıktan korkmuş, ekmek ve maaş verenleri; yalnızlık ve sahipsizten korkmuş, putları veya başka şeyleri ilâh edinmiştir

10 Kur'an, insan yaratılışındaki korku ve ümit duygularını yine fıtrata (yaratılışa) en uygun bir biçimde değerlendiriyor. Bu duyguları kulluk faâliyeti çerçevesinde, insana en faydalı bir şekilde yönlendiriyor. Asıl korkulması gereken makamı gösteriyor. 'Takvâ', korku duygusunu da içerisine alan bir çekinmenin, bir korunmanın ve bir saygının ahlâk ve ibâdet olarak gösterilmesidir. İslâm, insandaki bu korku ve ümit duygusunu işleterek, bu duyguların övülen bir sıfat haline gelmesini sağlıyor. Kur'an, insandaki sıradan korku ve sığınma hissini geliştirerek, kişinin mânevî olarak yücelmesinin yolunu açıyor. Evet takvâ duygusu, sıradan bir korku değil, belki yaratılıştaki korkunun düzene konularak, bir korunma ahlâkı, bir yücelme faâliyeti, bir sorumluluk bilinci haline getirilmesidir.

11 En geniş ve kapsamlı koruma Allah'ın korumasıdır. Allah'ın 'rahmet' sıfatı bütün yaratılmışları korur. Ancak insan, kendi isteği ile, kendine zarar veren şeylerden Allah'ın korumasını ister, ya da işlediği fiillerin kötü karşılığı hakkında Allah'tan korkar. Buradaki koruma isteği daha çok, yapılan amellerin sonuçlarından dolayı duyulan bir korkudur. 'Takvâ'; insanın kendisini Allah'ın koruması altına koyarak âhirette zarar ve acı verecek şeylerden sakınması, ya da günahlardan uzak durması ve iyiliklere sarılmasıdır. 'Takv^'nın birçok tanımı yapılmaktadır. Bu çeşit tanımlar arasında bir çelişki yoktur. Hepsi de aynı anlamı değişik kelime ve ifadelerle anlatmaktadırlar.

12 Sözgelimi 'takvâ'yı, 'Allah'ın emrettiklerini tutmak, yasaklarından kaçmak' diye tarif edenler olduğu gibi, 'yapılması günah olanı yapmaktan, terkedilmesi günah olanı terketmemekten çekinmektir', 'Allah'ın cezalandırmasından korkarak, O'nun verdiği bir nur ile O'na itaat etmektir', 'Allah'ın dışındakileri Allah'a tercih etmemektir' şeklinde tanımlayanlar olmuştur. İnsan, öncelikli olarak kendini var edeni tanımak ve O'nun râzı olacağı bir hayatı yaşamaktan sorumludur Bu bakımdan insan başıboş değildir ve hayatının hesabını vermek üzere ölecektir.

13 Kur'an, âlemlerin Rabbi Allah'ı bütün sıfatlarıyla, O'na âit en üstün yücelik ve makamlar ile tanıtıyor. Sonra da insanın bu yücelik karşısında kendine çeki düzen vermesini, kendini iyi amellerle korumaya almasını tavsiye ediyor. İnsan, her halde kendinden yüce gördüğü ve bir makam sahibi kimselerin gözü önünde kötü ve çirkin iş yapmaktan çekinir. Bu çirkin işleri daha çok gizli yapmayı tercih eder. Allah'a kuvvetli bir imanla bağlanan kimse, O'nun her yerde kendisini gördüğünü bilen, yaptığı her şeyin kayıt altına alındığının şuurunda olan bir kişi, şüphesiz kendine çeki düzen verir, Allah'ın yüce makamı karşısında çekinir, yaptığı hatalardan dolayı da O'na sığınır. Şüphesiz ibâdet, takvânın kendisi değil, fakat takvâya götüren davranıştır. İbâdet, İlâhî emir ve yasakları yerine getirmek, takvâ ise zarar verecek davranışlardan sakınmaktır.

14 İnsan, takvâya yaklaştıkça, ittika (korku) üzerinde yaşadıkça 'ihsan' derecesine ulaşır. İhasnın, Allah'ı görüyormuş gibi ibâdet etmek olduğunu hatırlayalım. Her ne kadar biz Allah'ı görmüyorsak bile Allah bizi görmektedir. (Bakınız: İhsan). Allah (cc) Allah'tan hakkıyla ittika eden ve ihsan sahibi 'muhsinlerle' beraber olduğunu kullarına haber veriyor (16/Nahl, 128). Kur'an'da 'takvâ'nın üç aşamada gerçekleştiğini görmekteyiz. a- İman edip şirkten kurtulmak, böylece ebedî olarak cehenneme gitmekten korunmak (19/Meryem, 97; 48/Fetih, 26; 39/Zümer, 27-28).

15 b- İslâm'ın emir ve yasaklarını yerine getirerek ibâdet etmek ve böylece kendini azaptan korumaya çalışmaktır. "Ey iman edenler! Allah'tan ittika edin ve sâdık kimselerle beraber olun." (9/Tevbe, 119) c- Takvânın en üstün mertebesi, Allah'ın emir ve yasaklarını yerine getirdikten sonra, bütün benliği ile Allah'a dönmek ve insanı Allah'tan uzaklaştıracak her şeyden sakınmaktır. "Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla ittika edin ve ancak müslüman olarak can verin." (3/Âl-i İmrân, 102)

16 Kur'an, 'takvâ' olayının üzerinde çok sık durmaktadır. Bütün peygamberlerin tebliğlerinin özünde takvâ vardır. Zamanlar ve mekânlar değişse bile 'takvâ' emri veya takvâ şuuru değişmemiştir. İslâm ümmetinden önce gelip geçen bütün ümmetlere 'takvâ' tavsiye edildiği gibi, Muhammed (s.a.v.) ümmetine de 'takvâ' emredilmektedir. Hatta, Allah (cc) son Peygamberine bile 'Allah'tan ittika et' demektedir (33/Ahzâb, 1). Mü'minler de 'Allah'tan ittika etmekten' sorumludurlar. Kur'an, mü'minlere bir şeyi haber verdikten veya bir İlâhî hükmü bildirdikten sonra onlara 'Allah'tan ittika etmeyi' emrediyor. (Ör. 3/Âl-i İmrân, 186; 7/A'râf, 35; 49/Hucurât, 3) İnsanlara göre farklı üstünlük dereceleri vardır. Kimilerine göre soy, kimilerine göre meslekler, kimilerine göre ülkeler, kimilerine göre giyilen kıyafetler, kimilerine göre derilerin rengi ve benzeri şeyler üstünlük sebebidir. Halbuki İslâm'a göre bütün bunlar üstünlük nedeni olamaz.

17 Allah (cc) insanı düzene koymuştur ve ona hem fücuru (günah işlemeyi) ve takvâyı (sakınıp korunmayı) öğretmiştir. İnsan aklını kullanarak ve İlâhî uyarıları dinleyerek fâcirlir yapmaz (günaha sürüklenmez) ve Allah'tan ittika eder. Ancak nefsinin isteklerine uyan, veya tâğutların dini üzerine giden takvâdan uzaklaşır. Fücur, din örtüsünü yırtıp atmak, takvâ ise onun zıddı olarak mü'mini koruyan, kollayan ve tehlikelerden sakındıran bir elbisedir (7/A'râf, 26). Bu elbise ne kadar sağlam, güzel ve gösterişli olursa, insanı o kadar zararlı şeylerden korur. 'Takvâ' aynı zamanda mü'minler için en hayırlı bir azıktır. "...Azık edinin, kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvâdır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden ittika edin." (2/Bakara, 197) Kur'an birçok âyette 'ittika' sahibi 'müttakîleri' övmekte ve onlara âit güzel özellikleri sıralamaktadır. Kur'an böylece insanları bu sıfatları kazanmaya, gerçek anlamda ittika sahibi olmaya dâvet ediyor (2/Bakara, 177; 21/Enbiyâ, 47-48; 3/Âl-i İmrân, 76, 134; 30/Rûm, 29-30; 9/Tevbe, 7; 11/Hûd, 49, vd.). (Bakınız: Müttakî)

18 Takvânın Kazandırdıkları 1- Dünyada Kazandırdıkları Takvâ sahibi olmak dünyada ve âhirette sonsuz faydalar sağlar. Allah takvâ sahibi olanların velîsi (koruyucusu ve dostu) olur (45/Câsiye, 19). Allah'ın dost (velî) olduğu kimselere korku ve hüzün yoktur, dünya ve âhirette onlar için müjdeler vardır (10/Yunus, 93-94). Allah'tan hakkıyla ittika edenler, iman etmeyen topluluklara verilen ceza ve sıkıntılardan kurtulurlar (27/Neml, 52). Allah (cc) yolunda sabreden ve ittika edenlere inkârcıların hilesi zarar vermez (3/Âl-i İmrân, 120). Allah (cc) böylelerine meleklerle yardım gönderir (3/Âl-i İmrân, 125).

19 2- Âhirette Kazandırdıkları Gerçek kurtuluşa ancak ittika edenler, müttakîler ulaşacaktır (5/Mâide, 35, 100; 3/Âl-i İmrân, 130, 200). "Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise takvâya erecekler için daha hayırlıdır." (6/En'âm, 32; 43/Zuhruf, 33-35). İnsan öyle veya böyle yaşar, çalışır, çabalar, bir şeyler elde etmeye uğraşır, nefsinin isteklerini karşılamaya çaba harcar, iyi şeyler yaptığını zanneder, sonunda ölür gider. Ancak ölümden sonra en iyi sonucu, en yüce dereceyi kazanacak olanlar, ittika eden müttakîlerdir (7/A'râf, 128; 11/Hûd, 49; 12/Yusuf, 56-57). Müttakîlerin varacağı Cennet yurdu ne güzel yurttur. Aklı başında olan kimseler, Allah'tan ittika ederler ve bu güzel yurdu kazanmaya çalışırlar (16/Nahl, 30-32). Onlara orada korku ve üzüntü dokunmayacaktır (10/Yunus, 63; 39/Zümer, 61).

20 Peygamberimiz de sürekli takvâyı tavsiye etmiş, kendisi takvâ ahlâkının yaşayan örneği olmuştur. O'nun şu güzel sözünü hatırlayalım "...Allah'a karşı takvâ sahibi olmanızı, başınızda Habeşî bir köle olsa bile (Allah'ın indirdikleriyle hükmettiği sürece onu) dinlemenizi ve itaat etmenizi tavsiye ederim..." (Ebû Dâvud, Sünnet, hadis no: 4607, 4/201; Tirmizî, İlim 16, hadis no: 2676, 5/44) Takva, nefsi korktuğu şeyden korumaktır. Kavram olarak, kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, nefsi günahlardan korumak demektir. Bu da, haramı terkle olur: Mü’minlere sürekli olarak “Allah’ın sınırlarını aşmayın” değil; “Allah’ın sınırlarına yaklaşmayın” diye emredilir

21 Yaklaşıldığında sınırların aşılması her zaman mümkündür. İşte, bu şekilde Allah’ın çizdiği sınırları aşma korkusuyla bu sınırlara yaklaşmamak, nefsi bu sahada korumak ve sınıra yaklaştırmamak takva’dır. Takva, haşyet (ta'zim ve saygıdan ileri gelen korkma) manasındadır. Takva alelâde bir korku değildir; Bu, sevginin azalmasından endişe duymak, Allah'ın rızasının gideceğinden kaygılanmak, bunun için sakınmak demektir. Takva, Hz. Ali'ye göre: "Günahlara devam etmeyi ve yaptığı ibadetlerle avunup aldanma-yı bırakmaktır." Yine şu söz de Hz. Ali'ye aittir: "Dünyada insanların efendisi cömertler; ahirette de müttakilerdir."

22 Hasan el-Basri'ye göre ise: "Allah'tan başkasını Allah'a tercih etmemek ve bütün işlerin Allah'ın kudretinde olduğunu bilmektir." Takva, Allah'tan uzaklaştıracak şeylerden uzaklaşmaktır. Takva Allah bilincine sahip olmaktır. Sorumluluk şuurudur takva. Allah'a karşı duyulan sevgi ve yakınlıktır. Allah'a yaklaşmak için her çeşit haramdan kaçınmak; O'nun rızasını, O'nun sevgisini yitirmekten çekinmektir. Cehennemle insan arasına engel koymaktır. Şeytanla ilahi emirler arasına, arzularla iman arasına, düşmanla dost arasına engel koymaktır. Tabbii, bu engelleri koyabilmek için, öncelikle Allah'la aramızdaki engelleri kaldırmak gerekir.

23 Pıtrak dikeninin çok olduğu bir yerde ayakkabı olmadan yürürken insanın ayaklarına diken batmaması için bütün vücudu dikkat kesilir, vücudunun her parçası göz olur. İşte aynen bunun gibi; elini, dilini, belini, gözünü, gönlünü, kulağını, ayağını haramlara dokundurmadan ömrünü geçirmeye takva denir. Takva, halk için insanın dışını süslediği gibi; İçini Hak için şirkten, her türlü haramdan, yalandan, kinden, iftiradan, hasetten, gıybetten arındırıp süslemesidir. Takva, haramları terketmek ve sevaplara yapışmaktır. Ömer b. Hattab (r.a.), Übeyy b. Kâb’a “takva nedir?” diye sorduğunda Übeyy: “Dikenli yolda hiç yürümedin mi?” dedi. Hz. Ömer: “Yürüdüm!” deyince, “o zaman ne yaptın?” dedi. “Paçalarımı sıvayıp gayret sarfettim.” Cevabını aldıkta n sonra: “İşte takva odur” dedi.

24 Takva, sakınmaktır. Sevdiğimiz, şeyin üzerinde nasıl titreriz. Onu korumak, onu kaybetmemek için veya ona zarar gelmesin diye nasıl sakınırsak, insanın en şerefli yeri olan gönül ve içindeki iman da öyle, hatta daha fazla sakınılmalı. İmanı korumak ve onun üzerinde titremektir takva. Küçük çocuğu balkondan veya odanın penceresinden dışarı sarkmış olsa, annesi-babası onu gözetip korumak için nasıl davranır ve düşme ihtimaline karşı nasıl tedbir alırsa, şüpheli ve haram olma riski olan tehlikeli davranışlara karşı en az öyle tedbir alıp sakınmaktır takva.

25 Şirkten sakınıp iman üzere olmaktır takva. (Fetih, 26) İsyandan sakınıp itaat üzere olmaktır takva. (Maide, 65; A'raf, 96) Her eylemde Allah'ın rızasını aramak için Allah'a layık bir kul olmaya çalışmaktır takva. (Al-i İmran, 102) Takva iman demektir. (Fetih, 26; Hucurat, 3; Şuara, 11) Takva tevbe demektir. (A'raf, 96) Takva tâat anlamına gelir. (Nahl, 2, 52; Mü'minun, 52) Takva günahları terketmek anlamında da kullanılır. (Bakara, 189) Takva ihlas manasında kullanılır. (Hacc, 32; Bakara, 41)

26 Kur’an’daki takva ile ilgili ayetlerden anlaşılmaktadır ki, Kur’anî tanımla takva, iman etmek ve Kitaba tâbî olmaktır. Takva, tevhid ve teslimiyettir. Kur’anî inanç ve salih ameldir. İttika’nın üç mertebesi vardır. Birinci mertebesi: İnsanın küfürden nefsini korumasıdır. Her mü’min bu anlamda müttakidir İkinci mertebe-si; haramlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durm ak ve farzları eda etmektir. Üçüncü mertebesi ise; Mü’minin, bütün benliği ile Allah’a dönmesi, kalbinden mâsivâyı (Allah’ın dışında herşeyi) çıkarması ve her an ibadet bilinci ile yaşayıp tefekkürle meşgul olmasıdır. (Bkz. Al-i İmran, 102; Teğabün, 16)

27 İnsanın iman edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe, kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır. Üçüncüsü ise, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imanıdır. Ele, dile, bele, göze, gönüle sahip olup, onları haramlardan korumak takva iken; haya perdesini yırtmak da, takvanın zıddı olan fücur demek oluyor. Takvaya ulaşmak için, başta haramları terketmek ve farzları ifa etmek gerekir Namaz, zekat, cihad, faize bulaşmamak... Sonra, nafilelere devam etmek gerekir. Namazların sünnetleri başta olmak üzere nafile namazlar, özellikle teheccüd namazı, zikir, tefekkür, sünnetlere sarılmak gibi şeylerle takva sağlanabilir.

28 Nafilelere önem verirken dikkat edilmesi gereken önemli bir durum vardır. O da; bazı insanlar, nafileyi farzların önüne geçiriyor, farz derecesinde mecbur tuttukları nafileleri yapacağım diye nice farzları ihmal ediyorlar. imandan sonra öncelikle yapılması gerekenin haramları terk ve farzları eda olduğunu unutmamak gerekir. Bununla birlikte, yaptıklarımızla yetinmeyip, iki günümüzü eşit geçirmeyen bir çaba ile takvanın zirvelerine tırmanmak için, sünnet ve nafilelerden yapabildiklerimizin sayısını artırmaya çalışmak; sırat-ı müstakim budur. Emr-i bilma'ruf nehy-i ani'l münker, bildiğimiz hakkı yaşayıp, bilmediklerimizi öğrenmeye çalışmak, namazı huşu ile ve imkân nisbetinde cemaatle ikame etmek, sabır, zikir, istiğfar ve tefekkür takvanın sağlamlaşması için önemli hususlardır. MUSAB


"TAKVÂ Allah'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'anî bir terim. Bu şekilde titiz davranan insana, "muttaki" denir Kur'an'da." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları