Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Nisan 2014. İstanbul Sermayesi Baronları’nın sandıkta sayısal değerlerinin olmamasına rağmen “iktidar oyuncusu” olmaya devam etmek istemeleri, ekonomik.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Nisan 2014. İstanbul Sermayesi Baronları’nın sandıkta sayısal değerlerinin olmamasına rağmen “iktidar oyuncusu” olmaya devam etmek istemeleri, ekonomik."— Sunum transkripti:

1 Nisan 2014

2 İstanbul Sermayesi Baronları’nın sandıkta sayısal değerlerinin olmamasına rağmen “iktidar oyuncusu” olmaya devam etmek istemeleri, ekonomik güçlerinden ve dış bağlantılarından kaynaklanıyor. Bu çevreler sandıkta karşılık bulabilmek için medyaları aracılığıyla toplumu ayrıştırıyorlar ve birbirlerine düşman yaparak çıkarları için kullanıyorlar.Bunu her dönemde yapıyorlar. Geçmişte “ekmek arası dönerle Uzan’lar” şimdi de “kasetlerle Cemaat” üzerinden Türkiye siyasetine hakim olmak istiyorlar. Millet ders vermekten yoruldu, onlar ders almaktan yorulmadı…

3 İçinde bulunduğumuz 76 milyon insanın “millet” değil, “yığınlardan oluşan küme” olduğunu görüyoruz. Yani; “Bu millet…” diye başlayan sözler, herkesi aynı oranda ilgilendirmiyor olmalı ki, herkes de aynı etkiyi göstermiyor … Yaradılışından gelen özellikler sebebiyle insan, diğer canlılardan (hayvanlardan) farklıdır. Bu farklılık, insanın “sosyal canlı” olma özelliğinden (birlikte yaşama zorunluluğundan) kaynaklanır. Bir diğer ifade ile; insan, kendisi gibi olanlarla birlikte olursa hayatını kolaylaştırmayı (ihtiyaçlarını gidermeyi) başarabilir… MİLLET Sucuk dış görünüş olarak “homojen” (her tarafı aynı) görünür. Çünkü dışında kılıf vardır, rengi ve görünümü o vermektedir… Zarı soyar ve dilimlemeye başlarsak, her kesitte görünüş değişir. Çünkü; sucuğu oluşturan et, baharatlar, et yağı, sarımsak gibi farklı maddeler tam olarak birbirlerine karışmazlar; yani, karışımın kalitesine bağlı olarak (birbirlerini az/çok etkileseler de) “ayrışık” dururlar. Sucuğun kalitesini; karışıma giren maddelerin kalite ve oranları ile dolumdan sonraki kurutma (bakım) şartları belirler… BUGÜN “Millet” olarak tanımlanan bir toplum; dini inanç, etnik yapı, gelir durumu, mezhep yapısı, eğitim durumu, felsefi inançlar, gelecek beklentisi, milli değerlere bağlılık vs. yönünden tasniflenirse, çok sayıda ve değişik oranda “dilimler” ile karşılaşılır. vs. Millet, bir bütündür; “dilimler” görevini yapmazsa, millet millet olmaktan çıkar. Sucuk, bir bütündür; içindekiler görevini yapmazsa, sucuk sucuk olmaktan çıkar. vs.

4 M. Turhan yıllar önce: “Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkının cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur” demişti. Bu yetersizlik kendini sadece “geri kalmışlıkta” değil, “kültürel bozulma”da da gösterdi. Bugün solcu denilince akla fakir-fukara-işçi sınıfı değil de “sosyete ve sermaye sınıfı” geliyorsa; Müslüman denilince akla “seküler”ler geliyorsa; cemaat denilince akla “İsrail’in menfaatlerini koruyan örgüt” geliyorsa; siyaset denilince akla “rant kavgası” geliyorsa (örnekler çoğaltılabilir) bu toplumda “HAYAT TARZINA DAYALI AYRIŞMA” var demektir… AYRIŞMA Doğup büyüdüğümüz bu topraklarda “anamızın dilini” dil bildik, kabullendik… Dedelerimizin bıraktığı sınırların içini “vatan” bildik, kabullendik… “T.C. Devleti” vatandaşı olduğumuzu söylediler, kabullendik… Bir “millet” olduğumuz söylendi, kabullendik… Ancak; bunca zaman geçmesine rağmen birbirimizi kabullenemedik. Ateist Feminist Komünist Kolejci Kemalist Seküler Yerli Casus Mason Baron Solcu SosyeteBatıcı MezhepçiIrkçı Vandal Diplomalı Cahil… vs. Faizci Dindar Rejim Mağdurları… vs. SanayiciKöylü Küçük Esnaf Töreci Sıradan Memur Emekli Ev Hanımı Her Çeşit Orta Direk LiderciMezhepçiMilliyetçi Horlanmış Radikal DEĞİŞENLER DEĞİŞENLER AB

5 Emperyalistler çok akıllı olduklarından değil, bazı ülkelerin insanın aptal olmalarından faydalanarak onları sömürürler… Batılılar yakın zamana kadar göz koydukları ülkeye “PARÇALA - YUT” stratejisini uygulayarak işgal eder ve kaynaklarını sömürürlerdi. Bu yolun pahalı olduğunu anladıklarından bu yana “AYRIŞTIR - İDARE ET” stratejisi uygulamaya başladılar. Bu yol ne asker, ne de çok para ister; hele Mısır’daki gibi sesi çok çıkan “Batıcı Grup” varsa, sonuç da alırlar… Sayılı zenginlerden biri gazeteciye; “Bu hükümette servetimi katladım, yine de yıkılması için servetimin yarısını vermeye hazırım” demişti… Demek ki, bazıları için kendi siyasi görüşünde olmayan hükümet (ülkesini büyütmüş olsa da) sanki işgalci hükümeti... Bunlar, AYRIŞMA ATEŞİNE “benzin” olurlar. İÇERİDEN İÇERİDEN AYRIŞMAYI SEVENLER Ateist, komünist, mezhepçi, ırkçı; adı ne olursa olsun, sayısal olarak az olanlar, seçimi metot olarak seçmeyip, ideolojilerinin merkezine daima sokağı (anarşiyi) koyarlar. Beklentileri, “sokakları savaş alanına çevirmek, buradan kendi paylarına düşenleri toplamak”… Bunlar, AYRIŞMA ATEŞİNE “kibrit” olurlar. İDEOLOJİK SİYASİ TİCARİ Masonlar, Kemalistler, Ergenekoncular toplumu sağ-sol üzerinden ayrıştırıp yıllarca ülkeyi kötü yönettiler. Bugün muhalefetteler ve iktidar olma şansları da yok. Koalisyon ortağı olarak da olsa tekrar yönetime gelebilmek için Türk-Kürt, Sünni-Alevi, Laikçi-Dindar farklılığını kullanarak manipüle edebilecekleri kesim oluşturuyorlar… Bunlar, AYRIŞMA ATEŞİNE “körük” olurlar.

6 ZEMİN AYRIŞMAYA MÜSAİT Yakın tarihe kadar ülkeyi keyfine göre yönetmiş “Batıcı Grup”, 2002’den beri seçim ve referandum kazanamamış olmasına rağmen “iktidar hayali”ni kaybetmemiştir. İktidar özlemi onları “sandığı kabullenme yönünde değiştirmiyor, daha da sandık dışına sürüklüyor”. Bir diğer ifade ile; “ayrıştırarak sivil darbe ortamı” hazırlıyorlar. Yasalarla ve uygulamalarla yasaklanıp bastırılan ancak yok edilemeyen (etnik, dini, mezhep, ekonomik vs.) haklar, son yıllarda “demokratikleşme” ile alınmaya başlandı. Bu serbestlik farklı kesimleri görünür hale getirirken beraberinde ayrışmayı da getirdi. Toplumdaki katmanların isteklerinden doğan baskılar veya “AB’ye uyum” Toplumdaki katmanların isteklerinden doğan baskılar veya “AB’ye uyum” olarak yapılan düzenlemeler; “fikir hürriyeti” adı altında “istediğini yazmak/ olarak yapılan düzenlemeler; “fikir hürriyeti” adı altında “istediğini yazmak/ söylemek” olarak, “eylem hakkı” adı altında “isteyenin istediğini yapması” söylemek” olarak, “eylem hakkı” adı altında “isteyenin istediğini yapması” gibi algılandı. Zaman içinde sivrilen/ayrışan bu gruplar, toplamda nüfusun gibi algılandı. Zaman içinde sivrilen/ayrışan bu gruplar, toplamda nüfusun % 25-30’luk kısmını oluşturdu. Bu gruplar ORTAK DÜŞMAN algısı üzerinden % 25-30’luk kısmını oluşturdu. Bu gruplar ORTAK DÜŞMAN algısı üzerinden kolayca manipüle edilir, bir araya getirilir ve topluca kullanılır hale getirildi… Günümüzde bu tavşanlara ‘uzun adam’ havuç olarak sunulmuş ve “Yiyin” denilmiştir.Örnek

7 HAYAT TARZLARI YOZLAŞMA HAVUZU TÜRKİYE’DEKİ HAVUZLARDAN BİRİ: “YOZLAŞMA HAVUZU” Çoğunluğu kolejlerde okumuş, batı müziğiyle büyümüş, dünyayı magazin haberlerinden tanımış, flörte izin veren, nikahsız birliktelikleri (zinayı) adeta teşvik eden, sahip olduğu “yüksek gelir” ile başkalarına hava atmak için pahalı evlerde lüks eşyalar içinde oturup pahalı arabalarla gezinmeyi meziyet sayan, inanç ve ibadet konusunda ateist veya seküler davranan, kadınlarının başını örtmediği gibi örtüye düşman olduğu, çıplaklığı, alkolü, israfı, faizi, “nasıl kazanırsan kazan”ı kendine totem yapmış tiplerin grubu… Kendilerini “Kemalist, Mason, Atatürkçü, devrimci, modern, çağdaş, ilerici, aydın vb.” olarak tanımlayanların grubu… Kendinden olmayanları “Haso, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam” olarak aşağılamaya çalışan “Beyaz Türklerin(!)” grubu… Bunlara benzemeye çalışan dar gelirlilerin (maymunların) grubu… Sel suyuna girene “ÇAMUR” bulaşır Yüzme havuzuna girene “İLAÇ” bulaşır Denize girene “TUZ” bulaşır Kaplıcaya girene “KÜKÜRT” bulaşır Foseptik havuzuna girene “PİSLİK” bulaşır Seçilen din, arkadaş grubu, dernek, siyasi parti, yaşanılan yer (vs) birer havuza benzetilirse, insan havuzlarının çocuğu olur; onların boyasıyla boyanır. Bir diğer ifade ile, insanı etkileyen mekân ve topluluklar insanın “YAŞAM TARZINI” şekillendirir… Ve insan havuzlarını kendisi seçtiğinden sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. 1

8 TÜRKİYE’NİN YENİ HAVUZU: “ÖZE DÖNÜŞ” Önceleri “Devrim adına” daha sonraları “rejim adına” yapılan hafıza silme operasyonundan “muhafazakarlık” şemsiyesi ile korunmaya çalışan Anadolu insanı, zamanla bazı şeylerin yanlış gittiğinin farkına vardı… Bugün Anadolu insanının önemli bir kısmı dünyaya vahiy penceresinden bakarak (en azından iman bazında) kendini “Özde Müslüman” olarak tanımlamaya çalışmaktadır. Bunun için de “Tarih, Osmanlı, Millet, Ümmet, Bağımsızlık” gibi olmazsa olmaz kavramların içini doldurmaya çalışıyor… Bu kesimin kabullendiği her fikir bir şekilde aksiyona geçiyor ve toplumda görünür hale geliyor. Bu görünürlük birilerine “Bunlar da nereden çıktı?” dedirtiyor… Hırlamaların sebebi budur. Önceleri “Devrim adına” daha sonraları “rejim adına” yapılan hafıza silme operasyonundan “muhafazakarlık” şemsiyesi ile korunmaya çalışan Anadolu insanı, zamanla bazı şeylerin yanlış gittiğinin farkına vardı… Bugün Anadolu insanının önemli bir kısmı dünyaya vahiy penceresinden bakarak (en azından iman bazında) kendini “Özde Müslüman” olarak tanımlamaya çalışmaktadır. Bunun için de “Tarih, Osmanlı, Millet, Ümmet, Bağımsızlık” gibi olmazsa olmaz kavramların içini doldurmaya çalışıyor… Bu kesimin kabullendiği her fikir bir şekilde aksiyona geçiyor ve toplumda görünür hale geliyor. Bu görünürlük birilerine “Bunlar da nereden çıktı?” dedirtiyor… Hırlamaların sebebi budur. BAKILAN YERE GÖRE DEĞİŞEN TAVIR Anadolu’nun muhafazakar kesimi 1950’de ‘siyasi’, 1970’den sonra da ‘ideolojik’ tavır aldı. Tavır; “sağ-sol kavgası”nda ‘sağ seçmen’ şeklinde iken, sonraları ‘tarih referanslı’ seçmene dönüştü. 2002’den sonra ise, muhafazakarlıktan dindarlığa geçenler devleti yönetmeye başladı… HAYAT TARZLARI ÖZE DÖNÜŞ HAVUZU2 Batıda din (tahrif edilmiş Hıristiyanlık), daima akılla çatışa gelmiştir. Orada; “Biri varsa diğeri yoktur”. Çünkü; kilisenin Hıristiyanlık tanımı ve uygulamaları “akıl” dışıdır. Hıristiyanlığın yaygın olduğu yerlerde “ateistlerin artmasının sebebi budur. Bizde ise; biri olmadan diğeri olamaz. Yani; “Aklı olmayanın dini, dini olmayanın da aklı yoktur.”

9 Elitler ittifaklar kurarak bazen sokaktan, bazen de bürokrasinin darbesinden hâlâ medet umuyorlar. Diğerleri ise, kazanımlarını korumak için yasal çerçevede kalarak “seçtiklerini yedirtmemekte” kararlı görünüyorlar. Türkiye’de statükodan beslenen Türkiye’de statükodan beslenen öyle bir “küstah azınlık” var ki, öyle bir “küstah azınlık” var ki, devleti kemirmekle yetinmeyip devleti kemirmekle yetinmeyip iktidara da sahip olmayı; bu iktidara da sahip olmayı; bu olmazsa, sahte korkularla uyuşturdukları kesimlerden oluşturacakları baskı grupları ile iktidara istikamet vermeyi istemekteler… Sayısal olarak sandık değeri sıfır olan bu sermaye çevresinin (Baronların) medya üzerinden türlü iftira ve şantaj çabaları yeterli olmamaktadır. Telafi için birikimleri ve dış bağlantıları ile sandık yoluyla iktidara gelemeyecek sol partileri de içine alan yapılar oluşturma çabasındalar. Bunlar, “iktidar çalma” heveslerini bırakacağa benzemiyor. olmazsa, sahte korkularla uyuşturdukları kesimlerden oluşturacakları baskı grupları ile iktidara istikamet vermeyi istemekteler… Sayısal olarak sandık değeri sıfır olan bu sermaye çevresinin (Baronların) medya üzerinden türlü iftira ve şantaj çabaları yeterli olmamaktadır. Telafi için birikimleri ve dış bağlantıları ile sandık yoluyla iktidara gelemeyecek sol partileri de içine alan yapılar oluşturma çabasındalar. Bunlar, “iktidar çalma” heveslerini bırakacağa benzemiyor. Baskıyla ayrıştırmanın ana kaynağı hep bu kesim olmuştur… Türkiye’nin bugünkü durumu düne göre çok iyidir; çünkü, devlet bütçesinden “faize giden oran” azaldıkça daha önce hayal dahi edilememiş projeler peş peşe uygulamaya sokulmuştur… Makro ekonomide misli misli büyüme, sivil ve askeri sanayide süper gelişmeler, sağlık, ulaştırma, konut edinme gibi halkın gündelik hayatına etki eden uygulamalar, vatandaşın refahtan aldığı payı artırmıştır. Sosyal harcamalar eğitimin önünü açmış ve aileler çocuklarını yüksek tahsile gönderebilir hale gelmiştir… En önemlisi ise, özgürlüklerin genişletilmesiyle vatandaş adam yerine konulmuştur… Nankör olmayanlar son yıllarda kazandıklarını kaybetmek istememektedir. HAVUZLAR SAVAŞI Mason Locası’nın panelinde konuşan Prof. Nur Serter: (Hani şu üniversitede ikna odaları kuran) “Türkiye’de iktidar olmak için halk oyu kâfi değildir. Halkın oylarını alıp iktidar olsanız bile, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi dışında kaldığınız zaman (ne demekse), iktidar yetkisini kullanma hakkına sahip olamazsınız”der. ( Yeni Şafak) TARAFLAR VARSA SAVAŞ, DOLAYISIYLA HASAR VAR DEMEKTİR.

10 HASAR TESPİTİ Sokakta “kaptıkaçtı” yapan veya eve/işyerine girip hırsızlık yapanın verdiği zarar sadece mal sahibini ilgilendirmesi gerekirken, konu medya tarafından görünür hale getirilir, topluma mal edilir. Böyle bir hırsızlıkta el değiştiren para, değerli maden veya emtia değer olarak hem küçüktür ve hem de yurt içinde kalır. Kültürümüzün çalındığını “bacadan giren Noel Baba” örneğinden biliyoruz. Tabii ki hırsızımız onunla sınırlı değil. Birikimlerimizi çalmak, topraklarımızı / kaynaklarımızı en az maliyetle kullanmak isteyen emperyalistler, içteki ortağı Baronları, onlarda ayrıştırarak hazır hale getirdiği kitleleri kullanıyor… Bir toplum “uşakları aracılığıyla” tokatlanır. Sokak Hırsızı (Küçük çalar) Ev / işyeri Hırsızı (Orta boy çalar) Ülke Hırsızı (BARON) (Büyük çalar) Emperyalist Hırsız (Dünya çapında çalar) Yıllardır hükümet kurup/yıkan Baronların ve dış ortaklarının döviz ve borsa oyunlarıyla bu güne kadar ne çaldıklarını, Uzan’larda olduğu gibi ne kadarını dışarıya kaçırdıklarını, bürokraside olan destekçilerinin kimler olduğunu bilen var mı? Üstelik bunların çaldıkları daha acıtıcı; hem çok büyük rakamlar ve hem de alıp götürüyorlar. SONUÇ: Yakın tarihe kadar “karton liderler” tarafından yönetildiğimiz, bu zavallıların iktidarda kalabilmek adına dış güçlerle ve Baronlarla işbirliği yaptıkları, bizim sırtımızdan onlara çok diyetler ödendiği, kurulan tezgahlarla yıllarca “tırtıklandığımız”, 1960 sonra da her on yılda bir (iç ve dış hırsızlarca) “tokatlandığımız” anlaşılmıştır… HASAR RAPORU

11 Bir tarafta “yapmak” için çalışanlar; diğer tarafta “yıkarak” başkalarının birikimlerini çalanlar… KÜÇÜK HIRSIZLAR: Gözünü hırs bürümüş biri (Allah korkusu da yoksa) başkalarının kazançlarına el atmaya çalışır ve onu kimse tutamaz… Paçasını çalıya (kanuna) kaptırmışsa korkmaz alacağı cezanın onu pişman edecek kadar çok olmayacağını bilir… Hatta, kış aylarını hapiste geçirmenin rantını yaşar. İçeri girer (namusluların vergisinden) hazırdan yer, dışarı çıkar (namusluların birikimlerini) çalar yer… BÜYÜK HIRSIZLAR: Bunlar için çalı yoktur, olsa da etrafından dolaşmayı bilirler. Birinin dediği gibi; “Bir sürü ideolojik nedenle, güvenlik gerekçesiyle veya bir başka gerekçeyle devletin etrafı örülüyor ve dolayısıyla hiç sorgulanmayan bir alanda müthiş yetkiler kullanılıyor. Bu denetlenemeyen yetkiler tabii ki dejenere olur, çürür, bozulur. Yetkiniz ve etkiniz ne kadar büyükse o kadar yolsuzluğa kayarsınız.” Bu sebeple Türkiye’de yolsuzluk yapmak (siyasiler ve bürokratlar için) çok kolaydır. Büyük çalmanın ceza olarak pek karşılığı yoktur. Ya kaçarlar, ya da rüşvetle örterler. Çünkü, adalet “vicdanla cüzdan” arasına girmişse çoğunlukla cüzdan (veya ideoloji) kazanır. Yani; haramlar, haramlara yol açar… SORUNUN KAYNAĞI MİLLET OLAMAMAKSA Çözüm: Kendimizden başlayarak sorumluluk taşımak ve hayat tarzımızı buna göre şekillendirmektir. Ve dua… Gerisi kendiliğinden gelir… BİTİRİRKEN Toplumu dağılmaktan koruyan ve geleceğe taşıyan tek mekanizma “devlet yapılanması” ve koyduğu “kanunlar”dır. Kanunlar, bireyin haklarını koruyabildiği sürece hukuktan bahsedilebilir... Bu ülkede birileri “birikimlerimizi çalabiliyorsa” devletin adalet mekanizması çalışmıyor veya yetersiz kalıyor demektir.

12

13 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle...


"Nisan 2014. İstanbul Sermayesi Baronları’nın sandıkta sayısal değerlerinin olmamasına rağmen “iktidar oyuncusu” olmaya devam etmek istemeleri, ekonomik." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları