Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ENERJİ SANTRALLERİNİN ÇEVREYE ETKİLERİ, ÇED RAPORLARI NE KADAR GERÇEKÇİ ALİCEM KAYA 2010292031.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ENERJİ SANTRALLERİNİN ÇEVREYE ETKİLERİ, ÇED RAPORLARI NE KADAR GERÇEKÇİ ALİCEM KAYA 2010292031."— Sunum transkripti:

1 ENERJİ SANTRALLERİNİN ÇEVREYE ETKİLERİ, ÇED RAPORLARI NE KADAR GERÇEKÇİ ALİCEM KAYA

2 Yenilenebilir ve Yenilenemez Enerji Kaynakları A. Yenilenemez Enerji Kaynakları: Fosil yakıtlar ve radyoaktif elementler yenilenemez enerji kaynaklarıdır. Bu kaynakların bu şekilde isim almalarının nedeni kullandıkça bitmeleri ve yenilerinin gelmesinin çok uzun sürmesidir. 1. Fosil yakıtlar: Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar en çok termik santrallerde elektrik enerjisi üretmek için kullanılmaktadır. Günlük hayatta kullandığımız benzin, mazot, LPG, plastik, naftalin, boya, teflon gibi maddeler petrol kaynaklıdır. Kömür, petrol, doğalgaz gibi binlerce yılda oluşmuş fosil yakıtlar insanlığın gelişmesi ile hızla azalırken atıkları ile hava su ve toprak kirliliğine yol açar. Fosil yakıtlardaki karbon yanma tepkimeleri ile atmosferde CO 2 ve CO bileşiklerinin birikmesine neden olur. Bu gazların havada çok fazla birikmesi sera etkisine ve küresel ısınmaya neden olması açısından oldukça tehlikelidir.

3 2. Nükleer Enerji: Uranyum, plütonyum gibi radyoaktif elementlerin çekirdeklerindeki proton ve nötronları tutan enerjinin ortaya çıkarılması esasına dayanır. Dünyadaki elektriğin %20 si nükleer santrallerde üretilir. Nükleer santraller Dünyanı pek çok yerinde bulunmasının yanında atmosferin kirlenmesine sebep olur. Nükleer enerji santrallerinde elektrik ucuzdur fakat santralin maliyeti oldukça pahalıdır.

4 B. Yenilenebilir Enerji Kaynakları : Yenilenebilir enerji gücünü güneşten alan ve hiç tükenmeyeceği düşünülen ve çevreye zara vermeyen enerji kaynakları yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.

5 1. Hidroelektrik Enerji : Nehirlere kurulan barajlar sayesinde suyun hareketinden yararlanarak elektrik üretilir. Bu üretim şu şekilde gerçekleşir: akarsuyun önü kesilir ve bir baraj gölü oluşturulur. Böylece suyun yüksekliği artırılarak potansiyel enerji kazanması sağlanır. Suyun potansiyel enerjisinden yararlanarak elektrik üretilir. Dünya enerjisinin % 20 si hidroelektrik santrallerde üretilir.

6 2. Jeotermal Enerji: Latincede “jeo =yer”, “termal=ısı” anlamındadır. Yeraltında magmada artan sıcaklık ile yeraltı sıcak sularından ve buhardan yararlanılarak elde edilir. Elektrik üretimi de jeotermal buharın gücü ile üretilebilir. Eski çağlardan günümüze jeotermal enerjinin ilk kullanım alanı kaplıcalardır. Jeotermal enerji ayrıca konutların ve seraların ısıtılmasını, dokuma sanayisi, konservecilik gibi birçok alanda yararlanılır. Jeotermal enerji kullanımı çevreye ve atmosfere atık madde verilmesine sebep olmaz.

7 3. Güneş Enerjisi: Güneş diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının da temelini oluşturur. Dünyadaki hayatın temel enerji kaynağı da güneştir. Güneş pilleri ışık enerjisini soğurarak elektrik enerjisine dönüştürür. Uzaya fırlatılan uydular ihtiyaç duydukları elektrik enerjisini güneş panellerindeki güneş pillerinden oluşturur. Güneş’in Dünya'ya gönderdiği bir günlük enerji, tüm insanlığın bir gün boyunca ihtiyaç duyacağı enerjinin neredeyse on bin katıdır.

8 4. Rüzgâr Enerjisi: Rüzgârın hareket enerjisinden geçmişte yel değirmenleri ile yararlanılırdı, günümüzde ise rüzgâr jeneratörleri ile elektrik enerjisi üretilmektedir. Bir rüzgâr jeneratörü bir evin, okulun hatta bir köyün elektrik enerjisini karşılayabilir.

9 5. Biyokütle ( Bitki ve hayvan atıkları) Enerjisi : Bitki ve hayvan atıklarından yararlanılarak elde edilen enerjiye biyokütle enerjisi denir. Örneğin çiftlik hayvanlarını dışkıları, ekinler, ölü ağaçlar, odun parçaları, talaş vb. maddelerden enerji elde edilir. Hayvan atıklarından biyogaz ve bitkilerden elde edilen biyodizel bu yöntemin uygulamalarından biridir. Peki, bu yöntemle nasıl enerji elde edilir? Enerji elde edilecek atık maddeler güç santraline getirilir. Burada santralin çukuruna boşaltılarak yakılır. Bu yanma sonucu ortaya çıkan gazlar çeşitli işlemlerden geçirilerek elektrik enerjisi elde etmek için kullanılır. Bir diğer yol ise; atık ve kalıntıları bekletme tankları denilen özel ortamlarda çürümeye bırakmaktır. Bu tanklarda zamanla çürüyen maddelerden metan gazı çıkar. Bu gaz toplanarak ısıtma amaçlı kullanılır. Aynı yöntem hayvanların dışkılarında da kullanılır.

10 ÇED Gerekli - ÇED Gerekli Değil Kararı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Çevreye önemli etkileri olabilecek faaliyetlerle ilgili projelerin planlama aşamasından başlayarak; faaliyetin inşaat, işletme ve faaliyettin sona erdirilmesinden sonra meydana gelebilecek etkilerinin, proje hakkında karar alınmadan önce bilimsel yöntem ve tekniklerle incelenmesi, projenin tüm uygulama aşamalarında bu etkilerin ve önlemlerin izlenmesi ve denetlenmesi sürecidir. ÇED’in Amacı Ekonomik ve sosyal gelişmeyi önlemeden, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerinin önceden tespit edilip gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktır ÇED Yönetmeliği’nin Dayanağı Çevre Kanunu’nun 10. Maddesi’dir. 10.madde; “Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açacak kurum, kuruluş ve işletmeler bir “Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu” hazırlarlar”.

11 ÇED Yönetmeliğinin Gelişimi tarihinde Yönetmelik yürürlüğe girmiştir , , ve son olarak tarihinde revize edilerek bugünkü şeklini almıştır. Valilikce Yapılan İşlem Adımları: 1)ÇED Yönetmeliği Ek II listesinde yer alan faaliyetler için hazırlanacak Proje Tanıtım Dosyası, faaliyet sahibine ait taahhütname ve vekaletname ile birlikte başvuru dilekçesi. Başvuru bedeli olarak İl Çevre ve Orman müdürlüğü Döner Sermaye hesabına yatırılması gereken TL'lik banka dekontu. 2)Tesisin incelenmesi, (Projenin yeri ve türü incelenir. İncelemede Ek 5 listesi dikkate alınır.İnceleme ve değerlendirmede gerek görülürse Yönetmeliğin 17. Maddesindeki işlemler yapılır.) 3) Eleme Kontrol Listesi doldurularak inceleme ve değerlendirme işlemi tamamlanır, 4)"ÇED Gereklidir" ya da "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilir, (Valilik, yapılan çalışmaları dikkate alarak proje hakkında “ÇED Gereklidir” veya “ÇED Gerekli Değildir ” kararını verir. ) 5)“ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilen projeler için ÇED Gerekli Değildir Belgesi düzenlenir,

12 6)“ÇED Gereklidir” Kararı verilen projeler için Yönetmeliğin 17. maddesinin son paragrafında yer alan ““Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı alınan projeler ( 7 nci madde uyarınca ) Çevresel Etki Değerlendirmesine tabidir. Bir yıl içinde( 8 inci maddeye göre) Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinin başlatılmaması durumunda başvuru geçersiz sayılır.” hükmü gereğince Bakanlığa müracaat etmeleri proje sahibine bildirilir, 7)Valilik, verilen kararı proje sahibine, diğer ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatlarına bildirir, 8)Maden Kanununa göre I.Grup (Kum, çakıl ) dışında ruhsatlandırılan projelere ilişkin verilen kararlar ve Proje Tanıtım Dosyasının birer nüshası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne de gönderilir. Valilikçe Yapılacak İşlemlerde Gerekli Belgeler * Başvuru dilekçesi * Çevre düzeni / İmar Planı (Bölgeye ait) * Vaziyet planı

13

14 Türkiye’nin enerji alanındaki başlıca sorunları şunlar: Enerjide yüksek oranda dışa bağımlılık Arz sıkıntısı Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan yeterli düzeyde yararlanılamaması Gerçekçi, uzun vadeli, yeterli, etkin enerji politikalarının olmayışı Enerji verimliliğinin etkin biçimde uygulanamaması Kamuda kurumlar arası koordinasyonun yetersizliği Özel sektör için yeterli destek ve teşvik mekanizmalarının uygulanamaması Sektörde uzman eksikliği

15

16  Nükleer enerjinin zararları nelerdir ?  Radyoaktivite nedeniyle gerek üretimden önce, üretim aşamasında ve gerekse atıklar nedeniyle tehlike arz eder. Atıklar zehirliliğinin %99’unu 600 yıl sonra kaybetmektedir.  Uranyum madeni hacimce hafif olmasına karşılık, çıkarım esnasında çok fazla arazi işlendiği için dev miktarlarda atık madde ortaya çıkar. Örnek olarak 1 ton uranyum elde edilmesinden sonra geriye 20 bin ton atık madde kalır.  Kullanılmış yakıtın reaktörlerden alınarak işleme tesislerine ve çıkan yüksek seviyeli atığın ise gömülmesi için taşınması gerekmektedir. Bu esnada da potansiyel tehlike söz konusudur. Öte yandan ticari nükleer reaktör atıklarının nihai depolanması uygulamaya geçmemiştir.  Nükleer santrallerde kaza riski yüksektir. Risk doğal afetlerle daha da artar. Nükleer santraller büyük kentler ve yoğun nüfuslu bölgelerden uzak konumlara kurulmalıdırlar. Teknik arızalar nedeniyle radyoaktif kirleticiler çevreye ve havaya yayılmak suretiyle büyük zararlara yol açarlar.

17 Nükleer güç insanlık için çok büyük tehlikedir. Atom, hidrojen ve nötron bombaları sırasıyla yakıcı etkileri artacak şekilde hep bu gücün eseridir. Örnek : Çernobil, Hiroşima ve Nagazaki…

18 Hiroşima’nın sonuçları !!! Çernobil’in sonuçları !!!

19 Türkiye’de Nükleer Enerjinin Durumu 1955 yılında “Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması” amacıyla toplanan 1. Cenevre Konferansını takiben, Türkiye’ de 1956 Yılında Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi Komisyonu” kurulmuştur. Türkiye’de elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santrallerle ilgili ilk etütler ise yılları arasında yapılmıştır. Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı olumsuz ortam dolayısıyla Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır. 12 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye ile Rusya Hükümetleri arasında “ Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine dair İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştır.

20 Tayyip, Japonya’da meydana gelen deprem ve daha sonrasında yaşanan nükleer kazalar zincirini yorumladı. Tüm Dünya’da nükleer santrallerin güvenliği sorgulanırken, Almanya bazı nükleer santrallerini kapatma kararı almışken ve Japonya Başbakanı, radyasyonu, tsunamiden daha tehlikeli ilan etmişken, Başbakan Erdoğan nükleer santralleri savundu. Erdoğan: Ha nükleer, ha tüpgaz, ha Erdoğan’a göre, risksiz bir yatırım yok ve nükleer santralin riski ile bir tüp gazın ya da boğaz köprüsünün riski aynı. Japonya’daki depremin ardından nükleer sızıntıyla ilgili büyük endişe yaşandığını ifade eden bir gazetecinin, “İsviçre, Almanya gibi bazı ülkeler de askıya alma, nükleer projeleri durdurma gibi kararları ardı ardına açıklıyorlar. Türkiye’nin nükleer projeleri askıya alma gibi bir düşüncesi var mı” sorusuna, “Şu anda bizim Rusya ile yaptığımız görüşmeler ve nükleer enerji ile ilgili atacağımız adım konusunda herhangi bir askıya alma gibi şu anda düşüncemiz veya böyle bir takvim söz konusu değil. Takvim şu anda işliyor ve bir an önce de biz programımızı gerçekleştirelim, bitirelim istiyoruz” yanıtını verdi. köprü…

21 Gazeteci de bunun üzerine, “Başa gelebilecek böyle bir radyasyon sızıntısı, deprem sonucu ya da tsunami sonucu Japonya’da olan burada da meydana gelebilir” dedi. Başbakan Erdoğan da “Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur. Bunların hepsi özellikle dünyada sanayileşme olsun, teknoloji olsun modern dünyanın bütün güzelliklerinin yanında bilelim ki birçok sıkıntıları da olacaktır. Yani kozmetik dünyanın içerisinde birçok sıkıntılar var. Ve bu kozmetik yaşamın içerisindeki sıkıntılar güzelliği getirirken bu güzelliğin yanında da bakıyorsunuz birçok sıkıntıları da getiriyor. Ama kimse ondan vazgeçmiyor. Yine kullanmaya devam ediyor. Bu ise çok daha farklı. Adeta bizim enerjideki sıkıntılarımızı büyük ölçüde aşmamıza vesile olacak. Ama böyle bir, Allah göstermesin fevkalade yüksek 8.9 büyüklüğündeki bir deprem bırakın nükleer enerjiyi, görüyorsunuz, televizyonlarda izliyoruz köprüler vesaire.. Yani biz köprüleri yapmayalım mı? Bütün o dev köprüler gördünüz gitti. Şimdi bizim 1. köprümüz, 2. köprümüz ne bileyim 3. köprü bunların hepsi hesapta. Bütün tedbirleri alacağız ve bu tedbirlerle de tabii bu tür adımları da atacağız” diye konuştu.

22 Çernobil Nükleer Reaktörü Kazası 26 Nisan 1986, saat 01:23’de olan bu kazanın etkileri çok büyük oldu. Dünyadaki, çoğunluğu 25 yıldan fazla işletme deneyimine sahip 400’den fazla nükleer reaktör içinde, çevredeki halk için ciddi olumsuz sonuçlara yol açan ilk kazaydı. 35 kişi kaza nedeniyle hayatını kaybetti. Uzun dönemde de binlerce kişi üzerinde olumsuz etkileri görülmeye devam etmekte.

23

24

25 Biraz da ağlanacak halimize gülelim.. Termik santraller yaşlı insanların yaşlanmasına ihtiyaç bırakmadığı için Bastona duyulan ihtiyacı ortadan kaldırır. Hemen nasıl dediğinizi duyar gibiyim… İnsanlar başta astım ve akciğer yetmezliği olmak üzere birçok solunum yolu rahatsızlıkları neticesinde genç yaşta ölümlere neden olduğu için insanlar yaşlanma fırsatı olmadığı içinde baston taşımaya ihtiyaçları olmayacaktır.. Baston deyince aklıma ormanları korunması geldi. Şöyle ki insanlar genç yaşta ölecekleri için bastona ihtiyaç duymazlar. Dolayısıyla baston yapmak için ağaç kesmezler. İnsanlar daha az yaşayacakları için ısınmak için daha az odun tüketirler dolaylı olarak Ormanlar korunmuş olur. Ormanlar karbondioksit soluyarak hava temizliğine katkıda bulunurlar. Termik santraller fazlasıyla karbondioksit üretir. Ormanlarımız gelişiyor, güzelleşiyor… diye düşünürsünüz ama termik santrallerin yaydığı diğer gazlar sayesinde gelişme göstermez asit yağmurları sayesinde kurur gider. Yani ormanların aşırı gelişimi engelleniyor.

26 Aşırı gelişme deyince termik santraller insanlarında aşırı gelişimine, kilo almasına yani obezite ye mani oluyor. Nasıl? Tarım arazilerinin verimliliği azalacağı için toplam üretimi düşürdüğünden dolayı insanlar fazla yemek yiyemez. Dolayısıyla obezite ye engel olur. Termik santraller insanların cilt kanseri olmasına da engel oluyor. Şöyle ki; gökyüzünü kaplayan dumanı sayesinde bir bulut tabakası (ozon tabakası) gibi güneşten gelen zararlı ve Zarasız bütün ışınlara engel olduğu için insanların cilt kanseri olmasına engel olur. Ama güneşten aldığımız D vitamini eksiklikleri ortaya çıkacaktır. Sudan bulaşan mikrobik hastalıklara yakalanmama şansını yakaladınız çünkü artık içecek temiz su bulamayacaksınız. Hazır su kullanmak zorunda kalacaksınız. Dünyada su zengini ülkeler arasında bulunurken bu gün artık tatlı su bulmakta zorluk çeken ülkeler arasındayız. Önlem alınmazsa yakın bir zamanda bütün ırmaklar derler çaylar kirlenme neticesinde susuzluğa doğru gitmektedir.

27  Türkiye’nin sahip olduğu en bol fosil kaynaklı yakıt, düşük-kaliteli ve yüksek derecede kirlenmeye yol açan linyittir ve en bol bulunduğundan ülke enerji üretiminin belkemiğidir. Ancak bu tür kömürün kullanımı çok yüksek miktarlarda kükürt dioksit (SO 2 ), azot oksitler (NO x ), karbonmonoksit (CO), Ozon (O 3 ), hidrokarbonlar, partiküler madde (PM) ve kül oluşturmaktadır. Bu atıklar, çevre sağlığına çok çeşitli biçimlerde etki eder.  Eğer herhangi bir filtre kullanılmazsa 100 megawatt gücünde kömürle çalışan bir termik santralın kirletici etkileri aşağıdaki tabloda görülmektedir. ZARARLARI! Kükürt dioksit (SO 2 ) Azot oksitler (NO x ) Karbonmonoksi t (CO) Katı partiküller (PM) HidrokarbonlarKül 45,000 ton/yıl 26,000 ton/yıl750 ton/yıl32,500 ton/yıl 250 ton/yıl5,660 ton/yıl

28  SO 2 ve NO x gazları asit yağmurlarının oluşumundan birinci derecede sorumludurlar. Asit yağmurları, yaprakların stomalarına girerek yaprağın su dengesini sağlayan stoplazmanın asitleşmesine neden olurlar. Bunun sonucunda sıvı kaybeden yaprak, kısa sürede ölür. Bu şekilde ağacın hastalıklara dayanıklılığı azaldığından zararlı böceklerin istilasına uğrar ve ölümü hızlanır. Ayrıca giderek zayıflayan ve yaprak kaybeden ağacın tepe çatıları seyrekleşerek rüzgar perdesi görevini yapamaz ve ağaç rüzgardan devrilebilir. Yatağan Termik Santralı 3 x 210 MW gücünde olup, birinci birimi 1982, ikinci birimi 1983 ve üçüncü birimi 1984 yılında çalıştırılmaya başlanmıştır. Bacaların yüksekliği 120’şer metredir. Kullanılan kömürün içinde ortalama %4 oranında toplam kükürt vardır. Yanabilen kükürtün oranı ise %2.7’dir. Üç birimin toplam kömür tüketimi 6.5 milyon ton/yıl olup, günlük tüketim yaklaşık 18,000 tondur. İşletilmeye başlanmasından bu yana 16 yıl geçmesine rağmen desülfürizasyon ünitesi, ancak 2001 yılında devreye girebilecektir. Diğer bir deyişle santral 16 yıldır yılda yaklaşık 270,000 ton SO 2 yaymaktadır.

29 Bu hava kirliliği güneydeki Bencik Dağı - Sepetçi Dağı yamaçlarında 40,000 ha alanda ormanların zarar görmesine ve 4,186 ha alan ormanın kurumasına neden olmuştur (Yöredeki orman ağaçları, özellikle kızılçam ağaçları µg /m 3 derişimde SO 2 içeren havada ölmektedirler.) Kerme Körfezi’nin kuzeyinde yeralan Yatağan’da kurulmuş olan termik santralın baca gazları, yöreye hakim kuzey rüzgarları altında Bencik Dağı ile Sepetçi Dağı üzerinde bulunan kızılçam ormanlarının ve çevredeki tarım alanlarının şiddetle etkilenmesine neden olmuştur. Bencik Dağı - Sepetçi Dağı arazisinde henüz kurumamış olan kızılçam ormalarında ise önemli bir artım düşüklüğü belirlenmiştir. Bu ormanlardaki kızılçamların yapraklarında kükürt oranı 1, ,800 ppm arasında olup, yıllık halkaları çok daralmıştır. Bu şekilde etkilenmiş olan kızılçam ağaçlarının kerestelik odun kalitesinde de önemli ve olumsuz değişiklikler olmaktadır. Asit yağmurlarından etkilenen toprakların reaksiyonunun yer yer 4.3 PH’ya (0.1 N KCl’ de) düştüğü bildirilmiştir. Bu da ağaçların beslenmesini etkileyen ve kurumalarını kolaylaştıran bir faktördür. Ayrıca çevredeki köylerde; zeytin, antep fıstığı, incir, badem ağaçları, üzüm bağları, sebzecilik ve yaygın tarım ürünü olan tütüncülük şiddetle zarar görmüştür. Ağaçların bir kısmı kurumuş, kurumayanların verimi % oranında azalmıştır. Tütün ise SO 2 gazından etkilendiğinden satın alınmamaktadır.

30 Türkiye’de Kadın Çevre Hareketleri: HES ve Tortum’lu HES Karşıtı Kadınlar Türkiye'de ekolojik ve yeşil hareketin yaklaşık 25 yıllık bir geçmişe sahiptir. Siyanürlü altından nükleere, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) suyun özelleştirilmesine karşı çıkışa kadar kadınlar tüm bu oluşumlara aktif katkı sağlamakta ve birçoğuna liderlik etmektedir. Son zamanlarda Türkiye’de özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar tarafından yükseltilen en büyük karşıt ses Hidroelektrik Santrallerine karşıdır. Peki neden? Hidroelektrik enerji nedir ve bu enerjilerin elde edimi için kurulan santrallerin kırsal kesimde yaşayan kadınlar için hayati önem teşkil etmesinin nedeni nedir?

31

32

33 Hidroelektrik santrallar; yenilenebilir kaynak olan sudan enerji elde etmeleri, sera gazı emisyonu yaratmamaları, inşaatın yerli imkanlarla yapılabilmesi, teknik ömrünün uzun olması ve yakıt giderlerinin olmaması, işletme bakım giderlerinin düşük olması gibi nedenlerle tercih edilir. Böylesi nedenlerle Hidroelektrik Santrallerini doğru ve yararlı bulmak oldukça antroposentrik bir bakıştır. Nitekim bu santraller, kuruldukları doğal çevreye ciddi zarar vermekte ve ekosistemini bozmaktadır. Bu santrallerin başlıca zararlarını şöyle sıralayabiliriz; - Yapılı olduğu bölgedeki iklim değişimine neden olur. - Bölgedeki ekosistemin bozulmasına sebep olur. - Akarsuya bağlı olarak yaşayan canlıların göç etmesine ve türünün tükenmesine sebep olur. - Akarsular tarafından taşınan alüvyalleri baraj tabanında biriktirerek alüvyal ovaların verimini düşürür. - Akarsuların suyunu ağız kısmına ulaşmasını engelleyerek su döngüsünü bozar. - Yer altı ve yer üstü suyu arasındaki denge bozulur

34

35 Türkiye’de devlet, Hes projelerine hız kazandırmak için, projeleri 2000 yılından bu yana özel sektöre devretmiş durumdadır. Özel sektör tarafından inşa edilen Hesler, 49 yıl yatırımcı firmaya kiralanmış olur, bundan sonraki yıllarda devlet bünyesine geçer yılı verilerine göre Türkiye’de genel toplamda Hidroelektrik Santralden bahsedilmektedir. İşletme halinde olan 158, inşa halinde olan 24, katı projesi hazır olan 15, planlama raporu hazır olan 175, Master Planı hazır olan 95, ilk etüdü yapılmış 259 ve tüzel kişiler tarafından geliştirilen adettir. Akarsular bakımından zengin olan ülkemizin dört bir yanında başlatılan Hes projeleri, Rize’den Mersine, Tokat’tan Trabzon’a kadar birçok coğrafyada yerli halk tarafından protesto edilmektedir. Yaşam alanlarını ve doğalarını korumak uğruna tıpkı Chipko hareketindeki gibi nöbetleşe akarsularının başında bekleyen köylülerin direnişi sayesinde bugün bir çok proje iptal edilmiştir. Hes’e karşı gösterdikleri direnişle, topraklarını, sularını, kısacası doğalarını korumaya çalışan çevreci hareketlerden biri de Erzurum Tortumlu Kadınlardı. Bu kadınların doğalarını korumak adına sürdürdükleri direnişin, yakın dönem Türkiye Kadın Çevre Hareketi literatüründe önemli bir yeri olduğu düşünülmektedir.

36

37 2011 yılın Ağustos ayında yapımına başlanılması hedeflenen Erzurum Tortum ilçesine bağlı Bağbaşı köyündeki Hes inşaatının 1 ay içerisinde çalışmaları 3 kez engellendi. Köyün kadınları, kullanımları 49 yıllığına şirketlere kiralanan akarsuların kullanımının kimseye satılamayacağını, kendilerinin ve tüm doğanın akarsuların suları üzerinde hakları olduğunu söyleyerek inşaatın yapılacağı bölge ve iş makinalarının çevresinde oturma eylemi yaptılar. Bu hareket tıpkı Chipko Hareketi gibi pasif bir direniştir. Köylü kadınlar dönüşümlü olarak inşaatın yapılacağı bölgede nöbet tuttular. İş makinalarının çalışmasına bu şekilde engel olunmasını “terörizm”le eş tutan idari makamların emriyle kadınlar kolluk kuvvetleri tarafından bu alandan biber gazı ve şiddet uygulanarak çıkarılmıştır. Bazı kadın milletvekillerinin de desteğini alan kadınların direnişi sürer. Bu direnişler esnasında, bir jandarmaya hakaret ettiği iddiasıyla 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya isimli genç kız gözaltına alınır ve önce çalışma alanlarına girmesi ve diğer eylemcilerle konuşması yasaklanır; daha sonra da hakkında 9 yıl hapis istemiyle dava açılır. Bu olayın ve Hes’e karşı direnen köylü kadınların medyadaki görünürlükleri arttıkça onlara destek de artar. Nitekim köylü halkın yaptığı, projenin çevreyi tahrip ettiğine yönelik suç duyurusu sonucunda 22 Mart 2012 tarihinde Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından proje durdurulur.

38

39 İster kadınının doğasından gelen psikolojik ve biyolojik özelliklerinin doğayla benzerlik taşıdığını düşünelim, ister kadın ve doğa arasındaki özdeşleştirmenin ataerkil söylem tarafından kadınları annelik, ilgi veren, hizmet eden vs. gibi toplumsal cinsiyet beklentilerine uydurmaya çalıştığını düşünelim, kadınların çevre konusundaki hassasiyetlerinin erkeklerden daha fazla olduğu bir gerçektir. Kadınların çevre hareketlerine katılımları, çevreci organizasyonlar içerisinde oynadıkları aktif rol, erkeklere oranla daha fazladır. Ataerkil yapının kadın ve doğa üzerinde kurduğu tahakküm, kadınları doğa konusunda daha hassas olmaya sevk eder. Kadının özgürlüğü doğanın özgürlüğüyle bağdaştırılır. Doğa kalıcı bir ekonomidir, sürekli devinim içerisinde hayatın devamlılığını sağlar. Kısa vadede doğadan edinilmesi planlanan faydalar, doğanının uzun vadede tahribatını ve neticesinde geri dönülemez hasarlara gebedirler. Çevreci gruplar, hayvan ve bitki türlerinin yok edilmesi, hava ve su kirliliği, ormansızlaştırma gibi ekosistemin devamlılığına engel teşkil edebilecek her türlü hareketin karşısında yer alırlar.

40

41 Kırsal alandaki kadın çevre hareketlerinin bir çoğunda kadınlar yaptıkları eylemi feminist bir eylem olarak adlandırmazlar. Karşı çıktıkları kendi üzerilerindeki ataerkil baskının doğa üzerinde de kurulduğunu ve bu yapıyı yıkmak değil, yaşam kaynağı olarak gördükleri doğalarını korumaktır. Kadın Çevre Hareketleri’nin arasında en akılda kalanları Hindistan’ın 1700’lü yıllardan günümüze uzanan Chipko Hareketidir. Pasif bir direniş örneği olan Chipho Hareketi’nde kadınlar Gandhi’nin politikalarını izleyerek kesilmelerini önlemek için ağaçlara sarılırlar. Bir diğer akılda kalan örnek İngiltere’de Nükleer başlıklı füzelerin Greenham Common üssünde konuşlanacağını duyan 36 İngiliz kadın 1 haftalık yürüyüş başlatırlar ve kendilerinin üssün kapısına zincirlerler. 10 yıl üssün çevresinde kamp kurarlar ve nihayetinde amaçlarına ulaşırlar.

42

43 Türkiye’de çevre bilincinin çok fazla gelişmemiş olmasının en önemli nedenlerinden biri ataerkil bir yapıya sahip eğitim sistemidir. Doğa her zaman insan için harcanması gereken bir kaynak olarak görülmekte ve bu görüş eğitim ve kültürle ileriki nesillere aktarılmaktadır. Nitekim Hes projelerinin yaygınlık kazandığı dönemde iktidar ve proje yetkilileri tarafınan en fazla dillendirilen gerekçe “Türkiye’nin sularının boşa aktığı”ydı. Böylesine bir bakış antroposentrik olmaktan öteye geçemez. Akarsularda akan suların çevresindeki doğayı beslediğinin ve sürekli yenilediğinin, içindeki ve çevresindeki canlı türlerinin yaşamasını, kısacası ekosistemin devamlılığını sağladığının bilincinde olan köylü halk ve özellikle köylü kadılar bunun için direnişe geçer yılı sonu itibariyle Türkiye’de inşaatı devam etmekte olan 575 Hes projesi vardır. Erzurum’dan Antalya’ya, Rize’den Adana’ya akarsu larının ve dolayısıyla kendilerinin ve doğanın yaşam kaynağının ellerinden alındığını düşünen kadınların direnişlerine hergün bir yenisi eklenmektedir.

44

45

46

47

48

49

50

51

52

53

54

55

56

57

58 HES inşaatı durdurulunca öyle bir şey yaptılar ki !!!!!!!! Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaattan sorumlu şirket elindeki dinamitleri meraya gömdü. Olay, köylülerin 13 ton dinamiti bulmasıyla ortaya çıktı Munzur Dağı eteklerindeki Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaatı yürüten şirket elindeki dinamitleri meraya gömüp gitti. Köylüler merada önce 12 ton daha sonra 1300 kilo dinamit bulup ilgililere teslim etti. Dinamitlerin gömüldüğü bölgenin 100 metre aşağısı piknik alanı ve bölgeden insanlar geçiyor, hayvanlar otluyor. Serkan Ocak'ın Radikal'de yer alan haberine göre, Erzincan’ın Kemah ilçesindeki Deliçay Nehri üzerinde yapımı durdurulan HES inşaatının yetkilileri, mahkeme kararının ardından ellerindeki 1300 kilogram dinamit lokumu ve fünyeyi köylünün maresına gömerek bölgeyi terk etti. Bölge sakinlerinden bir şirket çalışanının ihbarı ile ortaya çıkan olaya jandarma el koydu. Kutulardaki dinamitler tek tek gömüldüğü yerden çıkarıldı. Köylülerin anlatımına göre, daha önce de şirketin dinamitleri gömdüğü yere suçüstü yapılmış, 12 ton dinamit köylülerce çıkarılarak jandarmaya teslim edilmişti.

59 Munzur Dağı eteklerindeki Deliçay'da yapımı planlanan HES projesi durdurulunca, inşaatı yürüten şirket elindeki dinamitleri meraya gömüp gitti. Köylüler merada önce 12 ton daha sonra 1300 kilo dinamit bulup ilgililere teslim etti. Dinamitlerin gömüldüğü bölgenin 100 metre aşağısı piknik alanı ve bölgeden insanlar geçiyor, hayvanlar otluyor. Serkan Ocak'ın Radikal'de yer alan haberine göre, Erzincan’ın Kemah ilçesindeki Deliçay Nehri üzerinde yapımı durdurulan HES inşaatının yetkilileri, mahkeme kararının ardından ellerindeki 1300 kilogram dinamit lokumu ve fünyeyi köylünün maresına gömerek bölgeyi terk etti. Bölge sakinlerinden bir şirket çalışanının ihbarı ile ortaya çıkan olaya jandarma el koydu. Kutulardaki dinamitler tek tek gömüldüğü yerden çıkarıldı. Köylülerin anlatımına göre, daha önce de şirketin dinamitleri gömdüğü yere suçüstü yapılmış, 12 ton dinamit köylülerce çıkarılarak jandarmaya teslim edilmişti.

60 Araz, olayın devamını şöyle özetledi: “Gömdükleri yeri gidip kazdık. Jandarmaya tutanakla teslim ettik. Tam 12 ton dinamit vardı. Alay komutanı firma çalışanlarına çok kızdı. “Bu birilerinin eline geçse ne olur?” demişti. Geçenlerde Erzincan’da bu olayı konuşurken bir çalışan ‘ikinci bir yerde daha dinamit gömüldüğünü’ söyledi. Hemen jandarmaya bildirdik. Yer tespiti yapıldı. Geçen hafta jandarma geldi kilogramdan fazla dinamit çıkarıldı.” Dinamitlerin köyün mera alanına gömüldüğünü belirten Araz, “Orası günlük hayvanların bulunduğu yer. İnsanlar da gelip geçiyor. 100 metre aşağıda piknik alanı var. Ayrıca ziyaret edilen kutsal mekanlarımıza da çok yakın. Mera alanını işgal etmişler” dedi. Patlatma yapıldığı dönemlerde evlerinin camlarının kırıldığını anlatan muhtar Araz ayrıca HES’le ilgili de şunları söyledi:“Nehrin suyu köylüye, tarıma zaten yetmiyor. 65 yaşındayım. Bu yaşıma kadar nehrin suyunun kuruduğunu görmedim. Bu yıl 1. ve 2. aylarda alabalıklar kumun üzerinde kalmıştı. Derede tek damla su yoktu. Bir de buraya HES yapıyorlar. Amaçları köylüyü mağdur etmek.

61 Maaşı ödenmedi, o da ihbar etti Deliçay Platformu’ndan avukat Ümit Altaş, canlı yaşamının nasıl hiçe sayıldığının en iyi örneklerinden bir olduğunu söylediği olayla ilgili şunları anlattı: “Daha önce de dinamitle ilgili patlatma ve saklama ile ilgili ÇED’de belirtilen hususlara uymuyordu firma. 8 kez haklarında tutanak tutuldu. Ancak bugüne kadar hiç bir ceza kesilmedi. Jandarmanın tuttuğu tutanaklar halen davaya dönüşmedi. Keyfiyet söz konusu. ÇED gerekli değildir kararı ile inşaata başladılar. Kapasite arttırımı talep edip ÇED için başvurdular. Ancak ÇED olumlu kararı çıkana kadar önceki izinleri ile birlikte inşaata devam ettiler. ÇED olumlu kararı çıkınca dava açtık, HES durduruldu. Yer tespiti konusunda inceleme yapıldı. Ruhsatlı alanlarının dışına çıkıp köyün merasına şantiye kurmuşlar. Ve bu mera alanına da gitmeden dinamitleri gömmüşler. Muhtemelen ‘nasılsa yine geleceğiz’ diye düşündüler. O dinamitler bulunmasa ve proje esastan iptal edilseydi ne olacaktı? HES inşaatı durduktan sonra inşaattaki görevlilere maaşlar da ödenmiyor. Bir işçi dayanamayıp dinamitlerin gömüldüğü 2. yeri köylülere söylüyor. Köylülerin haber verdiği jandarma 25 Mart 2014’te bölgeye gelerek diğer dinamitleri de çıkardı. Yaklaşık 1300 kg dinamit lokumu ve fitil bulundu.”

62 Avukat Altaş, bölgenin aynı zamanda kutsal bir mekan olduğunu, eski bir Ermeni yerleşimi olan bölgede ‘Hasan dede ve ‘şehitlik’ diye iki ayrı ziyaret yeri olduğunu söyledi. Meraya gömülen dinamitlerin hem bu kutsal yerleri hem de köydeki insanları ve doğadaki canlıları tephit ettiğinin altını çizdi.Meyvanlı - Sarıyazı Köyü Derneği’nden Hüseyin Anik de, firmanın istimlaklar yapılmadan, mera alanlarını orman olarak göstererek kaçak çalıştığını, ancak mücadele ederek santralı durdurmayı başardıklarını anlattı. Santral durdurulduğunda köyde davullu zurnalı şenlik yaptığını belirten Anik, tam da o kutlamalar sırasında firmanını dinamitleri gömdüğünü söyledi. Şirket: Sorumlusu taşeron şirket Şirket yetkilileri ise söz konusu olayla ilgili inşaatı bir taşeron firmaya verdiklerini, proje sahibinin kendileri olduğunu ancak sahada tüm yapılan işlemlerden taşeronun sorumlu olduğunu, kendilerinin bunlardan haberdar olmadığını söyledi. Yetkililer, 25 Mart’ta jandarmanın yaptığı arama sonucu gümülü olarak bulunan dinamitlerle ilgili henüz taşeron firmadan detaylı bilgi almadıklarını da anlattı.

63 Video maille gelmeyecek kadar büyük olduğu için videonun internet sitesinden izleyebilirsiniz

64

65 BrPVI _ _n.jpg


"ENERJİ SANTRALLERİNİN ÇEVREYE ETKİLERİ, ÇED RAPORLARI NE KADAR GERÇEKÇİ ALİCEM KAYA 2010292031." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları