Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Hitabet Teknikleri Nejat Muallimoğlu’nun aziz anısına saygıyla…

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Hitabet Teknikleri Nejat Muallimoğlu’nun aziz anısına saygıyla…"— Sunum transkripti:

1 Hitabet Teknikleri Nejat Muallimoğlu’nun aziz anısına saygıyla…
Hasan Seçen Nejat Muallimoğlu yazar, çevirmen 1926 yılında İstanbul'da doğdu. ABD Pitsburg Üniversitesinde kimya okudu. Ayrıca hitabet dersleri aldı. Askerliğini Kore'de yaptı. İlk hitabet kitabı olarak adlandırılan Güzel ve Tesirli Konuşma'yı yazdı ve iş adamları için açılan ilk hitabet kursunu yönetti. Daha sonra Londra'ya gitti. Burada 'Kıbrıs Türk'tür' derneğinde çalıştı, BBC'de spikerlik yaptı. Otostopla dünya turuna çıktı. Bir süre yaşadığı New York'ta 800 sayfalık 'Deyimler, Atasözleri, Beyitler ve Anlamdaş Kelimeler'i hazırladı. Birçok yabancı gazetede Türkiye ve Türkler hakkında yazılar yazdı. 1972'de Türkiye'ye döndü. Ortadoğu gazetesinde yazmaya başladı yılında Hasan Ferit Cansever-Türk Ocakları Hizmet Ödülüne lâyık görüldü. Türk Ocağı İstanbul Şubesinde hitabet dersleri verdi. İstanbul'da yalnız yaşadığı evinde 28 Temmuz 2003 tarihinde öldü. ESERLERİ: Güzel ve Tesirli Konuşmak, Bir Türk Vatana Döndü, Sovyet Emperyalizmi- Balkanlar ve Türkiye, Bütün Yönleri ile Komünizm, Avrupa Sola mı Kayıyor?, Deyimler, Atasözleri, Beyitler ve Anlamdaş Kelimeler, İktidar, Çocuklara ve Gençlere Beden Eğitimi, 100 Büyük Roman, Bir Varmış Bir Yokmuş (33 ülkeden masallar), Herkes İçin Ekonomi, Yakın-Doğu Efsaneleri, Batı Dünyasında Siyaset Felsefeleri, Tarihten Alınacak Dersler, Şeytanın Avukatı, Bütün Yönleriyle Hitabet, Düşünen İnsana Hazine, Türkçe Bilen Aranıyor, Politikada Nükte. Eserlerinin birçoğu bin sayfanın üzerindedir. ABD'de yayınlanan eserleri: The Wit and Wisdom of Nasraddin Hodja, Turkish Delights A Treasury of Proverbs and Folk Sayings. Nejat Muallimoğlu'nun çok sayıda çocuk kitabı ve tercümeleri de vardır. HAKKINDA YAZILANLAR Bir yazar olduğu kadar önemli bir seyyah aynı zamanda. 1,5 yıl süren bir seyahat yaptıktan sonra Türkiye’ye döndü ve “Bir Türk Vatana Döndü” kitabını yazdı. 1960’ta 300 dolarla yola çıktı. Para daha Lübnan’a gelmeden bitti. Altın saatini, iki fotoğraf makinasından birini, dolma kalemini sattı. Japonya’nın en büyük gazetelerinden birinde 6 yazısı çıktı. Bu gezi esnasında İngiltere, Belçika, Hollanda, Almanya, Fransa, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Kıbrıs, İsrail, Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak, Şattül Arap, İran, Abadan, Afganistan, Pakistan, Bombay, Taç Mahal, Bangladeş, Burma, Tayland, Malaya, Singapur ve Hong Kong’u gezdi. Londra’da bulunduğu sırada “Kıbrıs Türktür” dergisini yayınladı. Muallimoğlu’nun “Bütün Yönleri ile Hitabet”, “Güzel ve Tesirli Konuşmak”, “Bir Türk Vatana Döndü”, “Sovyet Emperyalizmi”, “Balkanlar ve Türkiye”, “Bütün Yönleriyle Komünizm”, “Kütlelerin İsyanı”, “Politikada Nükte”, “Medeniyetin Temelleri”, “Yüz Büyük Roman”, “Deyimler, Atasözleri, Beyitler ve Anlamdaş Kelimeler”, “Dünden Bugüne Ezop”, “Bir Varmış Bir Yokmuş”, “Bütün Yönleri ile Hitabet”, “Düşünen İnsana Hazine” gibi telif ve tercüme eserleri bulunuyor. HAKKINDA YAZILANLAR Hitabet sanatı Mehmet Nuri Yardım Türkiye 10 haziran Nejat Muallimoğlu, Türkçe’nin daha iyi konuşulması ve hitabet sanatının geniş kesimler tarafından öğrenilebilmesi için ömrünü adamış bir araştırmacı yazar. Bugüne kadar pek çok eser kaleme alan, binlerce konferans veren Muallimoğlu insanların nasıl konuşması ve yazması, Türkçe’yi nasıl kullanması gerektiğini anlattı bize... Siyasilerimiz, aydınlarımız, üniversite öğrencilerimiz konuşamıyor, düşüncelerini aktaramıyor. Sizce bunun sebebi nedir? Muallimoğlu: Bizde hitabet sanatı önemsenmemiştir. Bizde ilk büyük öncüsü Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir. Tabii Atatürk’ün de gayet iyi bir hitabeti vardı. Hitabet sadece kürsüye çıkıp konuşmak değil. Önceden hazırlanıp ona göre konuşma yapmak gerektir. Sohbeti unuttuk. Hoşsohbet olan bir insan deyim kullanır, atasözü kullanır, mani kullanır, beyit kullanır. Artık insanlar Türkiye’nin ilimde, edebiyatta yetiştirdiği büyük şahsiyetlerin sözleriyle konuşmalarına başlamıyorlar. Konuşma ve yazma Bir yazınızda “İyi konuşabilmek için okumak şart. Türkler dünyada en az okuyan bir millettir” diyorsunuz. Konuşma ve yazma arasındaki münasebet nedir? Muallimoğlu: Tabii bir kişinin bir toplantıda yapacağı konuşmaya hazırlanırken onu gayet güzel bir Türkçe’yle yazması gerekiyor. Zengin bir kelime hazinesiyle onu kaleme almalı. Fakat hitap edeceği kitlenin anlayabileceği dili seçmesi lazım. Hatip, iktisatçı bir gruba hitap ederken farklı bir lisan, lise öğrencilerine hitap ederken değişik bir dil kullanmalı. Pratik yaparken devamlı okumalı, bir şeyler öğrenmeye çalışmalı. Mesela ben kimya mühendisiydim. Fakat mesleğimle alakalı olarak çalışmaktan ziyade okuma, konuşma ve hitabetle ilgilendim. Bunun da tabii sebepleri arasında hayatımda yaşadığım bir olay var. Ortaokul yıllarında iken ben kekeme idim. Bazen kendi adımı bile zor söyleyebiliyordum. Elime eski Yunanistan’ın ve halen tarihin büyük hatiplerinden Demosten’in bir eseri geçti. Demosten kekemeliğini düzeltmek için ağzına çakıl taşı koyuyor ve yüksek sesle okuyup yüksek sesle konuşuyormuş. Ben de bunu yaptım. Ege Denizi’ne bakarak ağzımda çakıl taşları okuyup konuşuyordum. Gerektiğinde bir cümleyi nefes almadan söyleyebilmek lazım. Gerektiğinde nefes alarak konuşacaksınız. Ben Amerika’da hitabet dersleri aldım. Ayrıca Dale Carnegie’nin kurslarına devam ettim. Dilimizin ahengi Medeniyet ile doğru konuşup yazma arasındaki münasebet nedir? Muallimoğlu: Nesiller devlerin omuzlarında oturmuş cüceler gibidir. Ancak o omuzlar üzerinde eskilerin gördüklerinden daha fazlasını ve daha ileridekileri görebilirler. Biz buna katiyyen riayet etmiyoruz. Önceki nesillerin mirasından birikiminden faydalanmak lazım. Devlerin omuzuna çıkamadığımız için bugün Cahit Sıtkı bile unutulmaya başlandı. Dilimizin ahengi, musikisi bir üstünlüğüdür. Türkçe dünyanın en güzel dillerinden biri. Ama iyi söylendiği zaman. Fakat maalesef bugün bu ahenk kaybolmuştur. İnceltme işaretlerini kaldırdık. Bir çok kelimeyi yanlış telaffuz ediyoruz.Türkçe’nin güzelliği uzun heceydi. Türkçe’yi kakafonik seslerle doldurduk. Göğüs var diye sadr, sine ve bağır kelimelerini atacak mıyız? Fakat attığımız takdirde biz “onu bağrıma bastım”, “onun sözlerini sineye çekemem” diyemeyeceksiniz. Mesela harp ve savaş kelimeleri farklıdır. İstiklal Harbi doğrudur. Ama Dumlupınar savaşı vardır. Türkçe’yi yanlış kullanıyoruz. Dilimiz çok yönden fakirleşti. Özellikle tercümelerde bunu daha yakından hissediyoruz. Kaynak:

2 Hitabet nedir? Konuşma hususunda insanlar üçe ayrılır:
Fikri olup ifade edemeyenler; Biteviye konuşan, ama, hiçbir şey söylemeyenler; Söyleyecekleri fikri olanlar ve bunu en etkili söz ve tekniklerle ifade edenler.

3 Neden Hitabet? Eski Yunan filozoflarının önem verdiği üç yetenek:
Retorik Gramer Diyalektik Retorik: Nutuk, konuşma sanatı Gramer: Dil bilgisi Diyalektik: Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi. Türkçe Sözlük, TDK, 2005.

4 Sözün gücünü kullananlar
Devlet adamları Kumandanlar Âlimler Din adamları

5 Malazgirt Meydanında Sultan Alparslan

6 Askerlerim! "Askerlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak cennete gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Eğer ben ölürsem, sırtımdaki elbise kefenim olsun!

7 Sakarya Savaşında Mustafa Kemal Paşa

8 Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır!...
O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için, büyük, küçük her cüz-i tam bulunduğu mevziden atılabilir fakat küçük, büyük her cüz-i tam ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip, muharebeye devam eder!”

9 Yunus Emre’nin “söz ola” şiiri
Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı Yağ ile bal eder bir söz!

10 Hitabet fıtrî bir yetenek değildir! Örnekler:
Demosten: Disraeli Nejat Muallimoğlu Demosthenes, (MÖ MÖ.322) Atina'lı ünlü politikacı. Atina'da doğmuştur. Babası zamanın silâh yapımcılarından, zengin bir kişiydi. Kekeme olan Demosthenes uzun zaman aksaklığını giderebilmek için ağzına çakıl taşları koyarak konuşma pratikleri yapmış ve nutuk yazarlığına merak salmıştır. Bu konudaki çalışmaları sırasında akıl hocası İsaios onu takip etmiştir. Dâvâları olanlara istenilen biçimde savunmalar hazırlamış ve böylelikle hem tanınmış hem de ünlü nutuklara sahip olmuştur. Atina'nın başına geçtiğinde de halkı Büyük İskender'in babası Philip'in hâkimiyetine karşı çıkmak ve ona karşı doldurmak için de nutuklar hazırlamış ve bizzat halka bunları kendi iletmiştir. Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Demosthenes Benjamin Disraeli, (d. 21 Aralık 1804 – ö. 19 Nisan 1881) İngiliz politikacı ve 19. yüzyıl'da birçok kez İngitere başbakanı olmuş devlet adamı. Bakınız:

11 Hatip konuşmaya nasıl hazırlanmalı?
İyi bir konu seçiniz. Konuyu en güvenilir, en yeni kaynaklardan araştırınız. Konuşmanızı tasarlayınız. Fikirlerinizi destekleyecek, vecize, atasözü, şiir vb. malzemeyi uygun yerlere değiştiriniz. Topluluk önüne çıkmadan prova yapınız. Hatalarınızı düzeltiniz. Konuşma yapacağınız salona yarım saat önceden gidiniz ve önceden kürsüye çıkarak salonla aşinalık sağlayınız.

12 Hatip nasıl takdim edilir?
Konunun önemini belirtiniz Hatibin bu konudaki birikimini ve ehliyetini dile getiriniz.

13 Hatip Nasıl takdim edilir? Muallimoğlu’nu takdimim:
Babası çok kötü konuşan çocuğuna “yavrum, bu konuşma tarzınla hayatta hiçbir sahada başarılı olamazsın. Kitaplığın üst rafında bulunan Muallimoğlu’nun Hitabet kitabını al ve her gün o kitaptan on sayfa oku” deyince çocuk babasına dedi ki “Babacığım, Muallimoğlu’nun Hitabet kitabını okumayı ben de düşündüm. Ama baktım ki, bırak hitabeti, herkes düzgün konuşmaktan bile vazgeçmiş, hitabet mitabet kimsenin umurunda değil, ben de vaz geçtim” Sevinelim ki, bu ülkede çocuğun söylediklerinin aykırı örnekleri hâlâ var: Güzel konuşma üzerine konferanslar tertipleniyor ve bu konferanslar, dinleyici bulabiliyor. Sayın Konuklar, “Hayat mı? Eser mi?” sorusuna “Eser!” diye cevap veren, dünyada kaç insan vardır bilinmez ama, biz bugün onlardan birini aramızda misafir etmenin bahtiyarlığını yaşıyoruz. Üniversitemiz Öğrenci Kitap Kulübü’nün Misafiri olarak aramızda bulunan Nejat Muallimoğlu, ortaokulda adını söyleyemeyecek kadar kekeme bir öğrenciydi. Bir gazete yazısında, Eski Yunan’ın ünlü hatiplerinden Demosten’in çakıl taşlarıyla kekemeliğini yendiğini okuduktan sonra, çakıl taşlarıyla talim yaparak kekemeliğini yendi ve lise talebesi iken İstanbul Halk Evi’nin tertiplediği ve jüri başkanlığını Hamdullah Suphi TANRIÖVER’in yaptığı bir hitabet yarışmasında birinci oldu. Pittsburg Üniversitesi’nde kimya tahsili yaparken de Hitabet kürsüsünden dersler aldı. 1955’de üniversite tahsilini bitirdikten sonra yalnızca üç ay kimyagerlik yaptı. “Ormanda yol ikiye ayrıldı Ben ise yürüdüm pek yürünmeyen yolda Bu oldu diğerleriyle farkım da…” diyen şair gibi yolun yürünmeyenini tercih etti, gazeteciliğe ve yazı hayatına atıldı. İlk eserini 1957 yılında yayınlayan Nejat Muallimoğlu, bu zamana kadar, Türk Edebiyatına toplam sayfa sayısı 12 bine ulaşan -telif ve tercüme- 26 kitap kazandırdı. Şimdi 76 yaşında olan Nejat Muallimoğlu, yaşadığı sağlık problemleri ve 8 numara gözlükleriyle, hâlâ yeni eserler üzerinde çalışıyor. Hitabet konusunda Türkiye’de eser veren insanlar arasında en önde gelen isim olan Nejat MUALLİMOĞLU, bugün bizlere “Nüktelerle, Şiirlerle, İktibaslarla Hitabet”i anlatacak . Nejat MUALLİMOĞLU!...

14 Hatip kürsüye çıkınca Kürsüde ve ayakta… Önce göz hakimiyeti…
Kendisini takdim eden kişiye ve/veya davet eden yetkiliye teşekkür …..ve ilk sözler

15 İlk cümleleriniz…. Dinleyicilerle aranızdaki yabancılığı yıkacak bir giriş yapınız!

16 Muallimoğlu’nun girişi
“Hasan Seçen bey kardeşim, sizin benim hakkımda söylediğiniz güzel sözler, bana, nihayet evlenme şayiaları çıkan evde kalmış kızın söylediklerini hatırlattı. Bu kız dedi ki: “İffet ve dürüstlük benim bu şayiaları derhal reddetmemi gerektiriyorsa da ben yine de bu şayiaların ne güzel şeyler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim!..” “Hasan Seçen bey kardeşim, sizin de benim hakkımda söylediğiniz sözler bir şayiadan ibaret olsa bile, ben böyle güzel şayiaları dinlemeye her zaman hazırım!..”

17 General McArthur’un girişi:
Douglas MacArthur (26 Ocak Nisan 1964), II. Dünya Savaşı'nda Pasifik Cephesi'ndeki Müttefik kuvvetlere komuta eden ABD'li 5-yıldızlı "Ordu Generali" ("General of the Army", Avrupa ordularındaki muadili Mareşal rütbesidir). Savaş sonrasında Japonya'daki Müttefik işgal kuvvetlerinin komutanı olarak bu ülkeyi yönetmiş ve Kore Savaşı'nın ilk dokuz ayında Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin komutanlığını yapmıştır. Daha ileri bilgi için bakınız: General McArthur, Amerikan Harp Akademisi’nde genç subaylara hitabına şöyle başladı: Bu sabah, kaldığım otelin kapısından çıkarken kapıcı bana sordu: Günaydın general, nereye gisidiyorsun? Dedi. Ben, “Amerikan Harp Akademisi’ne gidiyorum” deyince kapıcı tekrar sordu: “General, daha önce oraya hiç gitmiş miydiniz?”

18 Arif Nihat Asya’nın girişi
1950 seçimlerinde politikaya girdiğinde kürsüdeki ilk sözleri : Bana devlere karşı nasıl aday oldun, dediler. Ben de, bu millet karşısında bu zamana kadar hep dev gördü, şimdi de insan görsün diye aday oldum.

19 Süleyman Demirel 7 yıl siyaset yasağının arkasından Erzurum’da konuşuyor…
Süleyman Demirel, şehrin kenar mahallerinden birinde kendisine tahsis edilen çok küçük bir alanda seçim otobüsü SÜVARİ’nin üstünde fötr şapkasını halka salladıktan sonra belagatın en güzel örneklerinden birini verdi: Sevgili Erzurumlular, Ben bu Erzurum’da, serhat diyarı, dadaşlar diyarı, evliyalar diyarı Erzurum’da, size en son olarak 1979 yılında Cumhuriyet Meydanı’nda hitap etmiştim…. [Kendisine konuşma mahalli olarak bu kenar mahalleyi uygun görenlere hatırlatmada bulunuyor...] Aradan sekiz sene geçmiş, dile kolay…. [Uzun bir sükut…. Kendisine politikayı yasaklayanlara sükutla cevap veriyor… Daha sonra, öne, arkaya, sağa sola baktıktan sonra]: “Buluşturana şükür, buluşturana şükür…” [Demirel, bu sözleriyle, her şeyin üzerine bir çarpı atıyor…. Bu arada meydan alkıştan yıkılıyor.]

20 İlk sözler: İlk sözleriniz konuşmanızın özeti olsun!
Ana fikirlerinizi bütün yoğunluğuyla ilk cümlelerinizde verin Konuşmanızın bundan sonraki kısmı bu fikrileri açıklayıcı nitelikte olsun.

21 Nejat Muallimoğlu konuşuyor:
Konu: “İlkel bir kabile dili hâline getirilen Türkçe” Konfüçyüs’den bir alıntı… Ülkeyi düzeltmek için… Çin talebeleri bir gün hocalarına, şayet elinde ülkenin işlerini düzeltecek kudret olsa idi, işe nereden başlayacağını sordular. “Lisanın doğru kullanılmasına çalışırdım,” cevabını verdi. Talebeler, hocanın yüzüne şaşkın, şaşkın baktılar: “Fakat bu küçük bir şey. Niye çok önemli olduğunu söylüyorsunuz?” Âkıl hoca dedi ki: “Eğer lisan doğru kullanılmazsa, ağızdan çıkan kelimeler ifade edilmek istenen şeyler değillerdir; söylenenler, ifade edilmek istenen şeyler olmayınca da, yapılması gereken işler yapılmaz. Yapılması gereken işler yapılmayınca da ahlâk ve sanat soysuzlaşır; ahlâk ve sanat soysuzlaşınca da adaletsizlik başlar ve halk ne yapacağını bilemez, çaresizlik içinde bocalar durur.

22 Konuşma teknikleri İrticalen konuşunuz… Kağıttan okumayın…
Konuşmanıza özür dileyerek başlamayın. Karşınızdakilere ölçülü hitap edin. İrticalen konuşma hazırlıksız bir konuşma değildir. Bilakis, öylesine hazırlıklı bir konuşmadır ki, hatip hazırlığını hissettirmez de sanki her şeyi o anda irticalen söylüyormuş havasını verir. Hatip konuşmasına özür dileyerek başlarsa, dinleyiciler de özür dileyerek dinlerler. Sayın hocalarım, kıymetli büyüklerim gibi ifadeler hitabetin değerini düşürür.

23 Anekdot anlatabilirsiniz.
Eğitimin önemini anlatıyorsunuz: Bir vâdiden geçen atlılar. Önyargılı olmamın zararlarını anlatıyorsunuz. Mango ağacı Bir grup atlı bir akşam vakti bir vâdiden geçiyorlardı. Gaipden bir ses duydular: “Atlarınızdan ininiz, heybelerinizi de indiriniz!” Atlarından indiler ve heybelerini indirdiler. Ses yine emretti : “Yerden bulduğunuz taş, toprak ve çakılı heybelerinize doldurunuz!”. Kimisi az, kimisi çok, yerden bulduklarını heybelerine doldurdular. Ses yine emretti: “Atlarınıza bininiz ve yolunuza devam ediniz!” Gün ağarıp heybelerini açtıklarında akşam doldurdukları, taş toprak ve çakılın; altın, gümüş, zümrüt ve yakut gibi kıymetli mücevherler hâline geldiğini gördüler. Sevindiler : Hepsi zengin olmuşlardı!... Üzüldüler: Heybelerimizi niçin daha fazla doldurmadık, diye… İŞTE EĞİTİMİN HİKÂYESİ ! MANGO AĞACININ ÖYKÜSÜ: Bilge bir adam çocuklarına hayat boyu sürecek bir ders vermek istiyordu. Oğullarının öncelikle insanlar ve hayatta hemen her konuda çabuk hüküm ve karar vermenin yanlışlığını öğretmek istiyordu. Bir gün dört oğlunu yanına çağırdı. En büyük oğluna, ülke dışına kış mevsiminde çıkıp bir mango ağacını görüp incelemesini istedi. Daha küçük oğluna bahar mevsiminde yolculuğa çıkıp bir mango ağacını görüp incelemesini istedi. Üçüncü sıradaki büyük oğluna da yaz mevsiminde yola çıkıp göreceği mango ağacını iyice incelemesini istedi. Oğullarının en küçüğüne ise sonbaharda yolculuğa çıkıp göreceği mango ağacını incelemesini söyledi. Mevsimler geldi geçti ve bütün oğulları yolculuklarını tamamladılar. Bilge baba bütün çocuklarını yanına çağırdı ve: - Haydi, şimdi de görüp incelediğiniz mango ağacının özelliklerini bana anlatın, dedi. Kışın yolculuğa çıkan en büyük oğlu:- Baba, ağaç sanki yanmış, kuru bir kütük gibiydi. Ondan daha küçük olan, bahar mevsiminde yolculuğa çıkan oğul söze başladı ve:-Ağabeyim dediği yanlış, ağacın yemyeşil yaprakları her tarafını sarmıştı, dedi. Üçüncü sıradaki oğul ise ağabeylerine itiraz ederek,- Sizin söylediğiniz gibi değildi, dedi, ağaç gül gibi güzel çiçeklerle donanmıştı. Sıra en küçüğüne gelişti, o bütün ağabeylerine itiraz etti ve:- Siz hepiniz ne gördünüz bilmiyorsunuz, ağacın meyveleri vardı, ben tattım, tadı armudun tadına benziyordu, ağaçta armut ağacına benziyordu, dedi. Bütün oğullarını dinleyen bilge baba şöyle dedi:-Oğullarım, aslında hepiniz doğru söylediniz. Fakat hepiniz eksik söylediniz. Çünkü her biriniz, ağacı ayrı mevsimlerde gördünüz. İşte size hayat boyu aklınızda bulunması için öğüdümü vermek istiyorum: İnsanların hal ve tutum ve davranışları hakkında hüküm verirken, o insanların her mevsimini, her yönünü bilip bilmediğinizden iyice emin olduktan sonra karar verin!..

24 Şiir okuyabilirsiniz:
Liderliği anlatıyorsunuz: Akif’den bir şiir… Suyu anlatıyorsunuz Necip Fazıl’dan bir şiir… Empati’yi anlatıyorsunuz Can Yücel’den bir şiir… NOT: Hitabette şiirlerin en yoğun mesaj içeren kısımları okunmalıdır: Âkif’den liderlik üzerine: …. Adam ister yalınız etmeye bîr kavmi adam! Doğru yol işte budur, gel, diye sen bir yürü de, O zaman bak ne koşanlar göreceksiniz sürüde! Necip Fazıl’dan su üzerine: KAİNATTA NE VARSA SUDA YAŞADI ÖNCE ÜSTÜMÜZDEN SU GEÇER DOĞUNCA VE ÖLÜNCE... Can Yücel’den: Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın,  Kanatların çırpındığı kadar hafif..  Kalbinin attığı kadar canlısın,  Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...  Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü..  Ne renk olursa olsun kaşın gözün,  Karşındakinin gördüğüdür rengin..  Yaşadıklarını kâr sayma:  Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; , Ne kadar yaşarsan yaşa,  Sevdiğin kadardır ömrün..  ……… Çiçek sulandığı kadar güzeldir,  Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,  Bebek ağladığı kadar bebektir.  Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren,  Sevdiğin kadar sevilirsin... 

25 Nasıl bitireceksiniz? Heyecanın en yüksek olduğu yerde…
Dinleyicilerin “Keşke biraz daha konuşsaydı” dediği bir zamanda En yoğun bir mesajla bitirin.

26 Martin Luther King’in hitabetini bitirişi
Amerika’nı her dağında hürriyetin çanı çalsın! Hürriyetin çanı, Colorado’nun karla örtülü kayalık dağlarında çalsın! Hürriyetin çanı, California’nın göz alıcı tepelerinde çalsın! Ama hürriyetin çanı Georgia’daki Taş Dağı’nda da çalsın! Hürriyetin çanı, Tennessee’nin Gözetleme Dağı’nda da çalsın! Hürriyetin çanı, Missipi’deki her tepe ve köstebek tepeciğinde de çalsın! Her yerde hürriyetin çanı çalsın! Hürriyetin çanı çaldığı zaman, her köy, her kasaba, her eyalet, ve her şehirde çaldığı zaman, Allah’ın bütün kullarının siyah insanların ve beyaz insanların, Yahudiler’in , Protestanlar’ın ve Katolikler’in el ele tutuşarak eski bir siyahî ilâhisini söyleyecekleri günü daha çabuk getireceğiz: «Artık hürüz, Artık hürüz, Büyük Allah’a şükürler olsun, biz artık hürüz!»

27 “Kimya’dan kimya-yı saadete” konulu konuşmayı bir hikayeyle bitirmiştim:
Mısır Çarşısında Yusuf’u satın almak için gelen yaşlı kadının hikayesi: “Yusuf peygamberi köle olarak satmak için Mısır çarşısına çıkardıklarında çil çil altın dolu keselerle gelen Mısır zenginlerinin arasında, bir yaşlı kadın da el çıkrığıyla eğirdiği birkaç yumak iple gelmişti. Kadına sordular “Behey şaşkın kadın, hiç öyle güzel bir insanı, birkaç yumak ipe verirler mi?” Kadın dedi ki : “Vermeyeceklerini zaten biliyorum. Ama o güzel insan bilsin ki, ben de O’nu sevenlerdenim” Benim kimyadan yola çıkarak mutluluğun kimyasını yapma gayretim de işte bu yaşlı kadınınki gibi. Söylediklerimin ispatı ne yazık ki yok. Fakat, dünyanın ortasının ayağının bastığı yer olduğunu iddia eden Nasrettin Hoca ne demişti : “İnanmıyorsanız ölçün!”

28 Tanıştığım bir adama hangi dünya görüşüne mensup olduğunu sormuştum…..
“Müsbet Bilimler ve Sosyal Bilimlerin Kesiştiği Ortak Noktalar” konulu konuşmayı bir hikâyecikle bitirmiştim. Tanıştığım bir adama hangi dünya görüşüne mensup olduğunu sormuştum….. Tanıştığım bir adama hangi dünya görüşüne mensupsunuz diye sordum: Adam dedi ki, " Ben hem Türkçüyüm, hem sosyalistim, hem de tasavvufçuyum." “Türkçülük ile sosyalistlik bir arada nasıl oluyor?” dedim. Adam, dedi ki: “Türk milletinin bir mensubu olduğum için Türkçüyüm. İnsanların mutluluğunu sosyalizmde gördüğüm için sosyalistim.” “Peki tasavvuftaki mensubiyetiniz hangi tarikata?” dedim. Adam dedi ki " Tasavvuf görüşüm kendime aittir. Tanrı güzeldir. Ve yarattıklarına güzelliğiyle tecelli eder. Tanrı'nın güzelliklerle donattığı bu evreni bizler çirkinleştirmemeliyiz.” Benim fen bilimleriyle sosyal bilimleri kesiştirip ortak noktalar bulma gayretim de işte bu adamınki gibi. Geliniz, ‘asrımız ihtisas asrı’, ‘vakit bulamıyorum’ gibi bahanelerin arkasına sığınmayalım, amatörce de olsa uzmanlık alanımızın dışındaki ilim dallarından da bir şeyler öğrenelim. Bazı görüşlerimizi müsbet bilimlerden, bazı görüşlerimizi sosyal bilimlerden alalım. Bazı görüşlerimiz de “KENDİMİZ”e ait olsun!...

29 Nejat Muallimoğlu’nun bitirişi
Çok konuşan hatibin hikâyesi… “ Ben bu konuşmayı biraz daha uzatacak olursam, korkarım ki çok konuşan hatibin başına gelenler benim de başıma gelecek. Konuşmayı çok seven bu hatip, arkadaşını şöyle tembihledi: Sen, salonun en arkasına otur ve ben konuşmayı uzatacak olursam,ayağa kalkıp kol saatini çıkar ve bana doğru salla!.. Hatip konuşmasına başladı, konuştukça açıldı, açıldıkça konuştu… Bir ara, ‘acaba konuşmayı çok mu uzattım’ diye gözleriyle salonun arka sıralarındaki arkadaşını aradığında arkadaşı ayakta olduğu halde kendisine bir cisim salladığını gördü. Arkadaşının elinde salladığı cisim bir kol saati değil, bir duvar takvimiydi.”


"Hitabet Teknikleri Nejat Muallimoğlu’nun aziz anısına saygıyla…" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları