Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ."— Sunum transkripti:

1 İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ

2 DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI -DEPRESYON

3 Duygulanım (affekt): Bireyin olaylara, anılara, düşüncelere; neşe, öfke, üzüntü, keder gibi duygusal tepkiler vermesidir. Duyguların, gözlenebilen olay sırasındaki kısa süreli duygusal dışavurumudur. Yüz görünümü, mimikler ve sözel olarak dışa vurulur.

4 Duygudurum bozuklukları başlığı Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kullanılan bir başlıktır.Önceki yıllarda;Duygulanım(Affektif) Bozuklukları başlığı ile tanımlanmaktaydı. Ancak, duygulanım ve duygu durum sözcüklerinin tanımları değiştikten sonra bu bozukluk grubu duygudurum bozuklukları başlığı olarak nitelendirilmektedir. Duygudurum bozuklukları başlığı Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kullanılan bir başlıktır.Önceki yıllarda;Duygulanım(Affektif) Bozuklukları başlığı ile tanımlanmaktaydı. Ancak, duygulanım ve duygu durum sözcüklerinin tanımları değiştikten sonra bu bozukluk grubu duygudurum bozuklukları başlığı olarak nitelendirilmektedir.

5 Duygulanım (affekt): Bireyin olaylara, anılara, düşüncelere neşe, öfke, üzüntü, keder gibi duygusal tepkimelerle katılabilme yetisidir. Duyguların gözlenebilen, olay sırasındaki, kısa süreli duygusal dışavurumudur. Yüz görünümü, mimikler ve sözel olarak dışa vurulur. Duygudurum (mood): Bireyin bir süre belli bir duygulanım içinde bulunuşudur. Kişinin iç duygusal durumudur. Başkalarınca gözlenebilir, kendi tarafından anlatılabilir, yaygın ve kalıcı bir durumdur. Kişinin dünyayı algıladığı renkler olarak da tanımlanabilir.

6 Duygudurum bozukluklarında ana patoloji duygudurumdadır. Amerikan Psikiyatri Birliğinin 4. Ruhsal Bozukluklar Tanı ve İstatistiksel El kitabına göre (DSM-IV); 2 ana duygudurum bozukluğu tanımlanmıştır. 1. Major depresif bozukluk 2. Bipolar I bozukluk

7 DEPRESİF BOZUKLUKLAR; -DEPRESYON -DEPRESYON Kişide kalıtımsal, çevresel yada hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki belirtilerden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir.

8 BELİRTİLER 1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı, kederli hissetme hali). 2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm yada çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ). 3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı yada alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması yada azalması) yada hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması. 4-Hemen her gün uykusuzluk yada aşırır uyku hali.

9 5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik halinde azalma yada huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı tercih etme yada sıkıntıdan yerinde duramama) 6-Hemen her gün halsizlik,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme. 7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu yada günahkar hissetme hali. 8-Hemen her gün düşünme yada konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) yada kararsızlık hali. 9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.

10 DEPRESYONDA KLİNİK ÖZELLİKLER Depresyonda ana belirti çökkün duygudurum ve ilgi-istek azalmasıdır. Genel olarak depresyon tanımlandığında 4 alanda bozulma görülür. 1. Duygudurum alanı: Çökkün, kederli, üzgün ve acı verici duygular baskındır. Bu duygular hastanın kendisi tarafından söze dökülebilir. Yüz görünümünden, ses tonundan ve davranışlarından anlaşılabilir ya da yakınları üzgün ve mutsuz olduğunu anlatır. İlgi ve istek azlığı, hoşlandığı etkinliklerden ve yaşamdan zevk alamama (anhedoni) belirgindir. 2. Psikomotor etkinlik: daha sıklıkla psikomotor yavaşlama belirgindir. Devinimlerde yavaşlama, yorgunluk, bitkinlik, konuşmada yavaşlama, zamanın yavaş geçmesi görülür. Psikomotor ajitasyon da olabilir. 3. Bilişsel alan: Düşünce içeriğinde kayıp düşünceleri, umutsuzluk, karamsarlık, yetersizlik, değersizlik, suçluluk ve ölüm düşünceleri olur. Geçmiş hatalarla uğraşma, cezalandırılma düşünceleri ve depresif temalı sanrılar olabilir. 4. Vegetatif alan: Uyku ve iştah bozuklukları, menstürel düzensizlik, cinsel isteksizlik gözlenir.

11 Ruhsal Durum: Genel görünüm: Dıştan bakıldığında depresyondaki hastalarda psikomotor alanda yavaşlama sıktır. Devinimlerde yavaşlama, belli postürde kalma, kendiliğinden devinimlerde azalma ile kendini gösterir. Olguların dış görünümü ağır çekimde bir filmi izliyormuş izlenimi verir. Katatonik davranış görülebilir. Yüz görünümlerinde kaşlar çatık, kederli bir görünüm olabilir, buna “omega melankolika” denir. Özellikle yaşlılarda psikomotor ajitasyon görülür. Huzursuzluk, sıkıntı, ellerini ovuşturma, giysilerini çekiştirme, saçlarını oynama gibi görünümlerle dışavurulur. Konuşma ve ilişki kurma: Alçak ses tonu ve yavaş ritimde konuşurlar. Sorulan sorulara geç ve güç yanıtlar verirler. Konuşma ve ilişki kurma ağır durumlarda iyice bozulabilir, hiç konuşmayabilir. Konuşmaya karşı ilgisiz ve isteksizdir.

12 Düşünce akışı: Çağrışımlar belirgin olarak yavaşlamıştır. Düşüncelerin birbirini izlemesi azalmıştır. Ağır durumlarda çağrışımlar durabilir. Düşünce içeriği: Genel olarak dünyaya, kendine ve geleceğe karşı olumsuz bir bakış vardır. Geçmişe pişmanlıkla, geleceğe umutsuz bakarlar. Yetersizlik, işe yaramama, değersizlik düşünceleri yoğundur. Günlük iş ve sorumluluklarını yerine getiremediklerinden, işe yaramadıklarından yakınırlar. Karamsarlık ve umutsuzluk vardır. Kendini suçlama ve cezalandırma eğilimi yoğun yaşanır. İyileşmeyeceğini, iyileştirilmeye değmeyen biri olduğunu düşünür. Psikotik özellikli depresyonlarda bu temaları içeren sanrılar görülebilir. Ayrıca kötülük görme, nihilistik ve somatik sanrılar da olabilir. Depresyonların 2/3’sinde ölüm düşünceleri, %15’inde özkıyım girişimleri görülür. Psikotik depresyonda bu oran 5-6 kat daha fazladır. Depresyonlarda görülen özkıyım girişimleri özellikle yalnızken, başkalarının yardım ulaştıramayacağı ortamlarda (sabaha karşı, kapıları kitleyerek, gizli yerlerde), sonuca kesin ulaşacak yöntemlerle (ası, ateşli silah, yüksekten atlama gibi) gerçekleştirilir. Çünkü hasta kesin olarak ölmeyi istemektedir. Yaşam anlamsız ve gereksizdir, yaşamdan zevk alınamamaktadır, böylece yaşamanın da bir anlamı yoktur.

13 Duygudurum: Belirgin olarak çökkün duygudurum gözlenir. Elem, keder, üzüntü belirgindir. Hasta bunları sözel olarak dile getirebilir. Ya da yüz görünümünden, mimiklerinden anlaşılabilir. Sık ağlamaya görülür. Birlikte bunaltı olabilir. Özellikle sabaha karşı yoğun bunaltı depresyon için tipik kabul edilir (sabah bunaltısı). Belirtiler bu dönemde ağırlaşır. Bilişsel yetiler: Belirgin bir kayıp yoktur. Ancak ilgisizlik ve isteksizlik nedeniyle kayıp varmış gibi görünebilir. Bu durum özellikle yaşlı hastalarda demans açısından ayırıcı tanıda zorluk çıkarabilir. Bu tabloya “depresif yalancı demans” denir. Dikkat azlığı, dikkati yoğunlaştırmada güçlük, düşünme güçlüğü görülebilir. Ağır durumlarda algı bozuklukları görülebilir.

14 Fizyolojik değişiklikler: Uyku bozuklukları (sıklıkla uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, sabah erken uyanma), iştah bozuklukları (sıklıkla iştahta azalma ve kilo kaybı), cinsel isteksizlik, menstürel düzensizlik, enerji kaybı ve çabuk yorulma görülür. Uzun süreli ağrılar, kabızlık-ishal, bulantı kusma gibi bedensel belirtiler görülebilir. Bu tür depresyon “maskeli depresyon” olarak adlandırılır.

15 Ayırıcı Tanı : A. Tıbbi hastalıklar: Pek çok tıbbi durum depresyon benzeri tablolarla gidebilir. Bu nedenle iyi bir öykü, fizik bakı ve gerekli laboratuvar incelemeleri yapılmalıdır. Ayrıntılı bir öykü bize yol gösterici olabilir. Örneğin aşırı kilo kaybı ya da alımı, çarpıntı, terleme öyküsü varsa tiroid işlevleri değerlendirilmelidir. Hastanın sürekli kullandığı ilaçlar önemlidir. Sadece sürekli kullanılan ilaçlara bağlı olarak depresyon tablosu gelişmiş olabilir.

16 B. Diğer ruhsal durumlar 1. Psikotik durumlar 2. Yeme bozuklukları 3. Anksiyete bozuklukları 4. Somatoform bozukluklar 5. Uyum bozuklukları 6. Maddeye bağlı bozukluklarıdır.

17 C. Yas: önemli ve sevilen yakın bir kişinin ölümü ile ortaya çıkan yas belirtileri depresyona çok benzer. Birkaç haftadan birkaç aya dek sürebilir. Yasta bireyin kendisine saygı ve bağımlılığı kaybolmaz. Kişi kendini derin bir yitim içinde görse bile kendi değerini küçülmüş yitirmiş hissetmez. Uzadığı takdirde bir depresyon düşünülebilir.

18 Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayeti varsa ve bir süredir devam ediyorsa, çevredeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak, altta yatan nedenlerin araştırılmasında fayda vardır.

19 Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazen de yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır. Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir

20 DEPRESYONA YAKALANMA RİSKİNİZ NEDİR? Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25;e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, kadınların hormanal yapılarının etkili olduğu düşünülebilir. Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla görülmektedir.

21 Hastaların %7;si yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır. Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur. Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur. Kültürel etkenlerle depresyon arasında da ilişki yoktur. Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır. tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.

22 Türkiye’de de konu ile ilgili yapılmış araştırmalar vardır. Türkiye’deki epidemiyolojik çalışmaları gözden geçiren Küey ve Güleç (1993)'in tespit ettiği sonuçlara göre: a) Toplum içinde klinik düzeyde depresyon sıklığı %10 dolayındadır. b) Depresyonun somatik(bedensel) belirtileri yaklaşık %20, suçluluk duyguları gibi ruhsal belirtileri ise daha düşük (yaklaşık %10)tür. c) Kronik fizik hastalında seconder depresyonlar dikkat çekici düzeydedir (%4-8.8). d) hastaların yaklaşık üçte birinde depresyon kronikleşmiştir.

23 Ayrıca ülkemizde Dünya Sağlık Örgütü ile ortaklaşa yürütülen bir çalışmada, sağlık ocağına başvuran hastalarda %11,6 oranında depresyon saptanmış ve depresyonun üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ikinci sırayı aldığı bildirilmiştir (Rezaki, 1995a).

24 CİNSİYET Dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın, bütün araştırmalarda depresyonun kadınlarda erkeklere göre iki kez daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır. Cinsiyetler arası farklar her yaş grubunda mevcut olmakla birlikte gençlerde ve orta yaş grubunda bu farklılık çocuklar ve yaşlılar grubundan daha belirgindir.

25 Cinsiyetler arasındaki bu farklılığın akla yatkın sebeplerinden biri de psiko-sosyal faktörlerdir.Özellikle günümüz koşullarında kadınlar maddi manevi büyük yük altındadır. Endüstrileşmiş ülkelerde kadın hem anne, hem iş kadını, hem eş hem de ev hanımı rollerinin hepsini birden yüklenmek zorunda kalmıştır. Bir de buna depresif kadınların profesyonel yardım alma konusunda erkeklerden daha istekli olduğu göz önüne alındığında, cinsler arasındaki farklılık bu şekilde kısmen izah edilebilir. Bu durum özellikle ülkemiz için oldukça açıklayıcıdır. Kadınlar depresyonun bütün şiddetlerinde ve formlarında hekime gelirken; Erkekler daha çok ağır depresyonlarda -o da çoğu zaman ailenin zoru ile- yardım aramaktadır.

26 YAŞ Depresyon için başlangıç yaşı ortalama 40'tır. Vakaların büyük çoğunluğunda başlangıç yaşı 20 ile 50 arasındadır. Araştırmaların çoğu çocuklarda ve yaşlılarda depresyonun görülme ihtimalinin düşük olduğunu ileri sürmüştür. Depresyon için 65 yaş üzerinde %1.7; 75 yaş üzerinde %3.2; 79 yaş üzerinde %0.5; primer depresyon için %1.8; sekonder depresyon için %1.9 gibi oldukça düşük hızlar bildirilmektedir. Ancak son yapılan araştırmalarda özellikle sosyokültürel yapının değişimine bağlı olarak yaşlılardaki depresyonun arttığı gözlenmektedir. Yine son zamanlarda, depresyonun 20 yaş altında eskiye göre daha sık görüldüğü gözlenmektedir. Depresyon kadınlarda yaşlar arasında, erkeklerde yaşlar arasında en yüksek orana çıkmaktadır.

27 EVLİLİK DURUMU Kişiler arası ilişkiler depresyonun ortaya çıkmasında veya tetiklenmesinde önemli bir role sahiptir.Zira depresyon da kişiler arası ilişkilerii bozabilir. Depresyon en çok boşanmış yada ayrılmış kişilerde görülür. Depresyonun mu boşanmaya sebep olduğu yoksa yalnız yaşamanın mı depresyonu ortaya çıkardığı tartışmalıdır. Evli erkekler en düşük risk grubunu oluştururlar. Sırasıyla,evli kadınlar; yalnız yaşayan ve dul kadınlar; yalnız, dul, boşanmış olanlar ile evli erkekler; ayrılmış veya boşanmış erkekler artan oranda risk içersindedirler. Fakat bir başka araştırma yalnız erkeklerin ve evli kadınların en büyük risk grubunu oluşturduğunu ileri sürmüştür. Ülkemizdeki araştırmalarda 65 yaşın üzerindeki yaşlılarda, kadın olmanın;dul olmanın;günlük yaşam aktivitelerinde başkalarına bağımlı olmanın depresyon riskini arttırdığı bulunmuştur.

28 SOSYOEKONOMİK DURUM Kesin bir bulgu olmamakla birlikte düşük sosyoekonomik durum ile depresyon arasında bir bağlantı kurulmuştur. Özellikle düşük sosyoekonomik sınıfta çalışan kadınlardaki depresyon oranı, daha yüksek sosyoekonomik sınıfta olan hemcinslerine göre daha yüksek bulunmuştur.Kırsal kesimde şehirlere oranla depresyonun daha fazla görüldüğü öne sürülmüştür.Bu konuda ülkemizdeki araştırmalar kesin bir sonuç vermemekle birlikte bu görüşü desteklemektedir.

29 SOSYAL CEVRE Sosyal çevreye ait faktörler hem fiziksel hem de ruhsal rahatsızlıklara ait ait epidemiyolojik araştırmalarda önem kazanmıştır.Çevresinden tutarlı, anlamlı ve uygun destekler alan bireyler kendilerini yıkıcı çevresel streslere karşı daha iyi korurlar. Sosyal desteğin psikiyatrik durumlardaki önemini ilk kavrayanlardan biri Emile Durkheim‘ dir. Durkheim "Toplum ile bütünleşemeyen bireyler intihar için büyük risk altındadırlar" demiştir. Sosyal destek ağı kalabalık olan kişilerde psikiyatrik rahatsızlıkların görülme ihtimali azalmaktadır. Depresyonun sık görüldüğü bir başka durum da işsizliktir.İşsizlerde depresyonun işi olanlara göre üç kat daha fazla görüldüğü bildirilmiştir.Burada işin anlamı ekonomik olmaktan ziyade kişinin bir işe yaradığı duygusunu hissetmesidir.

30 DEPRESYONUN DEĞİŞEN YÜZÜ Majör depresif bozukluk görülme oranı yıllar geçtikçe artmaktadır. Özellikle 1940 yılından sonra doğanlarda bu artış belirgindir. Hastaneye yatışlar kıyaslandığında: arasında depresyon nedeniyle hastaneye yatan hasta sayısı daha önceki vakalarla kıyaslandığında üç kat fazla bulunmuştur.Hastalığın başlangıç yaşı aşağı çekilmiştir. Özellikle gençlerde depresyon görülme sıklığı artmıştır.Depresyon bütün yaş gruplarında artmakla birlikte özellikle 1960 ve 1975 yıllarda doğanlarda bu daha belirgindir. Depresyondaki artış cinsler arasındaki farkı kaldırmamıştır.Hala kadınlarda depresyon erkeklere göre iki ile üç kez daha fazla görülmektedir. Ancak bu farklılık yavaş yavaş ortadan kalkacak gibi görünmektedir. Çünkü özellikle genç erkeklerde depresyon görülme sıklığı çok artmıştır.Ailesinde depresyon hikayesi olan bireylerin depresyona yakalanma ihtimali normal populasyona göre iki ile üç kat fazladır.Bu genel eğilimler gelişmiş batı ülkelerinde yapılan çalışmalardan elde edilen verilerdir. Diğer ülkelerde yapılan araştırmalar bu verilerle uyumlu değildir. Ancak endüstrileşme arttıkça muhtemelen bu memleketlerde de durumun değişeceği düşünülmektedir.

31 SONUC Depresyon sanılanın aksine yıkımla seyreden bir hastalıktır. Daha önceleri depresyonun ataklar şeklinde geldiği ve ara dönemlerde tam iyileşme ile seyreden bir hastalık olduğu sanılmaktaydı. Ancak bugün tedavi edilmeyen depresyonun kronikleştiği atak sayısı arttıkça yıkımın da arttığı bilinmektedir.Tedavi edilmeyen depresyon kişiye direkt yada indirekt zararlar vermektedir. Depresyon alkol ve madde kullanmaya eğilimi arttırmaktadır. Depresyona bağlı intiharlar ölüm sebepleri arasında üst sıralara tırmanmaktadır. Depresyon birçok medikal hastalığın oluşumuna katkıda bulunmakta yada mevcut bir hastalığı kötüleştirmektedir.

32 İnsanlar arası ilişkilerin iyice azaldığı toplumsal ve ekonomik yapının kişileri yalnızlığa itecek şekilde dönüşüm gösterdiği günümüzde depresyon gelişmek için kendine uygun zemin bulmakta zorlanmamaktadır. Depresyonun kendisi de insanlar arası ilişkileri bozduğu için bir kısır döngü meydana gelmekte, durum daha da kötüye gitmektedir.Bir başka sorun kişilerin ve toplumun hastalara bakışı açısında yatmaktadır.Depresyon bir hastalık olarak görülmemekte, bir kişilik vasfı olarak kabul edilmektedir. Depresyonun başlangıç yaşının aşağılara inmesi, kişilerin hiçbir zaman normal bir hayat sürememeleri bu durumun kişinin doğası olduğu yanlış inancını körüklemektedir.Toplumun bu hastalara bakışı da depresyonun tedavi edilmeyerek kronik bir hal almasına sebep olmaktadır.Hala,antidepresan ilaçların uyuşturucu özelliği olduğu veya beyine zarar verdiği şeklindeki yanlış inançlarla yakınlarını hekime getirmemekte hatta tedavi altında olanların tedavilerini kesmeye zorlamaktadırlar. Bulgular gösteriyor ki,en azından bir süre daha depresyon görülme sıklığı daha da artacak ve ciddi bir halk sağlığı problemi olmaya devam edecektir.

33 KAYNAKLAR ● Özdemir.H.-Rezaki.M.,Depresyon Saptanmasında Genel Sağlık Anketi-12.Türk Psikiyatri Dergisi.S.18(1).2007 ● Rehberdogan.com,Duygudurum Bozuklukları-Psikolojik Danışma Ve Rehberlik. ● Savran.B.M.,Depresyonun Tanımı Ve Epidemiyolojisi.C.B.Ü.Tıp Fakültesi. ● Mete. L.,Psikiyatride Laboratuvar Ve Tanısal Testler Psikiyatrik Derecelendirme Ve Yan Etki Ölçekleri.Atatürk Eğ.Has.Psikyatri Kln.Seminerleri


"İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları