Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TARİH BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYANIN GENEL GÖRÜNÜMÜ 15. ve 16. Yüzyıllarda Avrupa'da önemli gelişmeler yaşandı, bu gelişmelerin en önemlisi "Coğrafî.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TARİH BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYANIN GENEL GÖRÜNÜMÜ 15. ve 16. Yüzyıllarda Avrupa'da önemli gelişmeler yaşandı, bu gelişmelerin en önemlisi "Coğrafî."— Sunum transkripti:

1 TARİH BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYANIN GENEL GÖRÜNÜMÜ 15. ve 16. Yüzyıllarda Avrupa'da önemli gelişmeler yaşandı, bu gelişmelerin en önemlisi "Coğrafî Keşifler, Rönesans (Bilimde deney-gelişim) ve reform" ( Dinde) idi. Coğrafi keşifler ile birlikte Avrupa Devletlerinde başlayan sömürgecilik hareketlerinin öncülüğünü Portekizliler ve İspanyollar yaptı. Portekizliler 15. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Afrika kıyılarına ulaşıp, 1587'de Ümit Burnu'nu keşfettiler de de Hindistan'a ulaşıp HİNT OKYANUSU kıyılarında ve Afrika'da birçok sömürgeler elde ettiler. İspanyollar ise; Kuzey Amerika'nın bazı yerlerini ve Güney Amerika'da Şili'yi ele geçirip sömürgeleştirdi.

2 16.Yüzyılda ise İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar, İspanyollara rakip oldular. Fransızlar Kanada'yı, İngilizler Virjinya'yı, Hollandalılar Malezya'yı sömürgeleştirdiler. 1763'ten sonra İngilizler Fransa ile yaptıkları mücadelelerden sonra üstünlüğü ele geçirdiler. İngiltere 19.YY da çok güçlenip büyük bir sömürge imparatorluğu ve çok güçlü bir donanma kurup, Hindistan, Hong Kong ve Yeni Zelanda'yı ele geçirdi, İngiltere'yi Hollanda ve Fransa takip etti. Ayrıca 18. Yüzyılda önce İngiltere'de başlayan daha sonra da Fransa olmak üzere diğer Avrupa ülkelerini etkileyen "Sanayi İnkılâbı" gerçekleşti ve "Sömürgecilik" iyice yaygınlaştı.

3 Sanayi inkılâbı, üretimde insan gücünün yerine makineyi kullanarak az kısa süre de çok fazla üretim yapılabilmesidir. Sanayide ki bu inkılâp ile çok fazla üretim yapıldığı için, ham madde ihtiyacı da o oranda arttı. Sanayi inkılâbını gerçekleştiren devletler bir taraftan ham madde kaynakları ararken, diğer taraftan da ürettikler malları satacak Pazar aramaya başladılar. Bu gelişmeler sömürgeciliği yaygınlaştırırken, devletlerarası ilişkilerde de önemli rol oynamaya başladı. Sanayileşen Avrupa Devletleri; Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Asya Kıtasının bir kısmını sömürge haline getirdiler. Sömürgecilik, bir devletin başka devletleri, milletleri, toplumları siyasal, ekonomik ve kültürel hakimiyeti altına alarak yayılmak istemesidir

4 18. YY da Rusya'da güçlenip geniş topraklara sahip oldu. Orta Asya'da ki Türkleri ve Kafkasları ele geçirip sömürgeleştirdi. Sıcak denizlere inebilmek için Osmanlı ile sürekli mücadele etti. Sıcak denizlere boğazlar vasıtasıyla inmelerine İngiliz ve Fransızlar izin vermeyince, Basra Körfezinden Sıcak Denizlere ulaşmak için Doğu Anadolu da ki Ermenileri kışkırttı ve ayaklanmalarına neden oldu. Kuzey Amerika İngiltere ve Fransa'ya karşı bağımsızlık mücadelesini kazandı ve ABD kurdu. (1783) Siyasi birliklerini 19.YY ın ikinci yarısında da kuran İtalya ve Almanya'da kısa sürede güçlenip sömürgeciliğe başladılar. Uzak Doğu'da ise Japonya sanayileşmesini tamamlayıp Avrupa ile rekabete başladı.

5 19. YY da topluları etkileyen değiştiren diğer bir olayda 1789 Fransız İnkılâbı sonucu özgürlük_hürriyet ve milliyetçilik fikirlerinin güçlenmesi ile insanların özgür olma istekleri ve milletlerin bağımsızlık duyguları güçlenmiştir. Bunun sonucu olarak imparatorluklar dağılmış, milli devletler kurulmuştur. Kısacası 19. YY da önceki yüzyıllara göre dünyada daha büyük değişiklikler olmuştur. Bunun en önemli sebebi Sanayi Devrimi ve Fransız ihtilalleridir. Sanayi devrimi sonucu sömürülecek ülkeye ve köle yapılacak insanlara ihtiyaç vardı.

6

7 OSMANLI DEVLETİ

8 XX.YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETİ Kuruluş, (Sokullu'nun ölümü) Yükselme, duraklama, (Karlofça-Yaş Anlaşmaları) gerileme, (Saltanatın Kaldırılması) Dağılma-Parçalanma dönemleridir.

9 - Türklerin tarih boyunca kurmuş oldukları en büyük devletlerden biri Osmanlı Devleti'dir ' da kurulan Osmanlı Devleti, kuruluşundan 150 yıl sonra dünyanın en güçlü devleti haline gelmiş, aynı zamanda en uzun ömürlü ve üç kıtada topraklan olan tek Türk Devleti olmuştur. Bu durum 16. Yüzyılın sonuna kadar sürdü. 17. Yüzyılda duraklama, 18. Yüzyılda gerileme devrine giren devlette önce yönetim de bozulmalar baş gösterdi. Avrupa'da ki sanayi devrimine ayak uyduramadı. Bilimsel çalışmalar durdu. Ekonomi olumsuz etkilendi.

10 Fransız devrimi sonucu çıkan ve gelişen milliyetçilik hareketleri ve hürriyet istekleri Osmanlı Devleti bünyesindeki milletler arasında yayıldı. Avrupa devletlerinin kışkırtmalarıyla çıkan bu milletler 19. Yüzyıl başlarında ayaklanmaya başladılar. Fransa, Rusya ve İngiltere'nin müdahaleleri yüzünden Osmanlı Devleti bu ayaklanmaları bastıramadı. Rusya, Panslavizm ( İslav asıllı milletleri Rusya'nın idaresinde birleştirme isteği) amacını gerçekleştirmek istiyor ve Osmanlı Devletini de yıkmaya çalışıyordu. Fransız, Rus ve İngilizlerin desteğini alan Sırplar ve Yunanlılar ayaklandı ve bağımsız oldular. Bu durum Osmanlıyı biraz daha zayıflattı.

11 1535'de önce Fransızlara, sonra da diğer Avrupa Devletlerine verilen "Kapitülasyonlar" Osmanlı Devletini Avrupa'nın açık pazarı haline getirdi. Sanayi inkılâbını yapmasını engelledi ve ekonomisini çökertti. Kapitülasyonların her yenilenişinde Osmanlı Avrupa'ya daha bağımlı hale getirdi. Avrupa'dan borç para alma yoluna gitti. Yüksek faizlerle alınan bu paralar ödenemediği için borç yükü giderek arttı.Borçların faizi bile ödenemez hale geldi.Alacaklı Devletler "GENEL BORÇLAR YÖNETİMİ" adında bir komisyon kurarak Osmanlı maliyesini denetim altına aldı.Osmanlı Devleti'nin bazı vergileri bu kurum tarafından toplanarak alacaklı devletlere verilmeye başlandı. Ancak bunlar da yeterli olmayınca Osmanlı Devleti'nin çöküşünü önlemek için 17.yüzyıldan itibaren çareler aranmaya başlandı. III. Selim ve II. Mahmut zamanında bir takım ıslahat hareketleri yapıldı.

12 19.yüzyılda 1839 "Tanzimat Fermanı" 1856'da "Islahat Fermanı", 1876'da " 1.Meşrutiyetin" ilanıyla daha düzenli ve programlı bir şekilde yapılmaya çalışılan ıslahat hareketleri, İmparatorluğun iç bünye rahatsızlıkları ve dış baskılar sebebiyle başarıya ulaşamamıştır. Toplum hayatı düzene girmemiş, "HASTA ADAM' iyileşmemiş. eski ve yeni mücadelesi bütün şiddeti ile devam etmiştir. Ancak XIX. Yüzyılın ikinci yarısından sonra devleti batmaktan kurtarmak amacını güden birtakım fikir akımları belirlemeye başlamış ve bu akımlar XX. Yüzyılın başlarında 1908 de II. Meşrutiyet inkılâbında daha belirli olarak ortaya çıkmışlardır. ( Meşrutiyet: Hükümdarın yetkilerinin bir kısmını parlamento ile paylaşması. )

13 Devletin birlik ve bütünlüğünü temine çalışan bu teorik görüşler, fikir akımları, "Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük" şeklinde ortaya çıkan bu akımlar, I. ve II. Meşrutiyet döneminde devlet hayatına hakim olmuşlar, tesirlerini göstermişlerdir. Bu Fikir akımlarının hepsinin ortak amacı Osmanlı Devletini yıkılmaktan kurtarmaktı

14 A-OSMANLICILIK Tanzimat devrinde Osmanlıcılık fikri doğdu.( ) Abdülaziz devrinde Genç Osmanlılar adındaki bir cemiyet bu düşüncenin savunuculuğunu yaptı. Bu cemiyet hükümetin icraatını kontrol edip, denetleyerek siyasi faaliyetlerini yürütmüş ve sonucunda da 1. Meşrutiyetin 1876 da II. Abdülhamit tarafından ilan edilmesin sağlamıştır. Osmanlıcılık görüşünü savunanlar, devletin sınırları içinde yaşayan fertler arasında, ırk, dil, ve din bakımından hiçbir fark gözetmeksizin, hepsinin aynı hak ve yetkilere sahip olduğunu kabulle, Osmanlı toplumu içinde tam bir kaynaşma, bir dayanışma sağlanacağı kanısındaydılar. Ancak. Osmanlıcılık görüşü çağın ihtiyaçlarına ters düştüğünden, milliyetçilik akımına değer vermediğinden 11. Abdülhamit' in de Osmanlıcılık fikir akımının zararlı olduğu kanısına varmasıyla, meşrutiyet idaresine son vermesi ve İstibdat devrini başlatmasıyla bu fikir akımı önemini kaybetmiştir

15 B- İSLAMCILIK İslamiyet'in yüksek değerlerine yeniden ulaşarak Osmanlı Devletinin siyasi, ve sosyal bütünlüğünün devamı için ortaya çıkmış fikir akımlarından birisidir. Tanzimat, I. Ve II. Meşrutiyet dönemlerinin fikir ve uygulama alanlarında görülmüş, ülke içinde ve ülke dışındaki bütün Müslümanları bir arada tutmak amaçlanmıştır. İslamcılık akımı, dini kurallara dayalı bir devlet yapısının benimsemekte, din ve devlet arasında tam bir kaynaşma ifade etmektedir. II. Abdülhamit önce meşrutiyeti ilan etmiş ve sonradan kendi ilan ettiği 1. Meşrutiyete son vererek istibdada dayanan İslamcılık sistemini kabul etmiştir. Ancak bunlar da yeterli olmayınca. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Halifesi "Cihat Fetvası" yayınladığı halde fazla bir etkisi olmamış. Arapların İngilizlerle birlikte Türk askerlerini arkadan vurduğu görülmüştür. Bu akımın da Osmanlı Devletinin bütünlüğünü korumada yeterli olmadığı görülmüş ve başka fikir akımlarının gelişmesine engel olamamıştır.

16 C-TÜRKÇÜLÜK Milli Coğrafya, Milli Dil, Milli Tarih yapılan araştırmalar sonucunda kültür hareketleri olarak başladı. Türkçülük akımı, devletin kuruluş ve yükselme çaresini, milli varlığını, milli şuur ve mefkûresi olan Türk unsurunun bir millet halinde oluşmasında, milli varlığı idrak etmesinde aramıştır. Kriterleri; soy, dil, din ve mefkûre ortaklığı olan bir Türk Milletimin varolmasıyla Osmanlı Devleti mevcudiyeti için kuvvetli, birbirine sıkı sıkıya bağlı ve aynı cinsten bir sosyal dayanak bulmuş olacaktır.

17 Böylece Osmanlı Devleti’nin bayrağı altında şuursuz bir hayat geçiren Türkler, milli şuur ve vicdanın uyandırılmasıyla bir millet haline geleceklerdir. Büyük fikir adamı Ziya GÖKALP, Türkçülük akımını II. Meşrutiyet Devrinde ilk defa sosyolojik bir metotla inceleyerek eksik, dağınık, çekingen fikirlerin toplanmasını ve bir sistem haline getirilmesini sağlamıştır. Bir taraftan Balkan Harbinin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar, diğer taraftan Osmanlıcılık ve İslamcılık idealinin çeşitli unsurları birleştirme görüşünün başarılı olamaması, Türkçülük akımının memlekette rağbet ve önem kazanmasına sebep olmuştur. Rus işgaline uğrayan Türk İllerinden gelen Türk göçmenlerin etkisi yüzünden Türkçülük giderek önem kazanmıştır.

18 Osmanlı Devletinin beşeri unsuru dışında kalan Müslüman Türkleri içine alarak genel ve yaygın bir görüşü savunmuştur. Pantürkizm veya diğer tabiri ile Panturanizm, Osmanlı Devletinin batmaktan kurtarmak ve yükseltmek gayesini kendisine rehber edinmişti. Turancılık namı altında yeni bir istikamet alan Türkçülük cereyanının ileri sürdüğü görüşe göre, Turan adı altındaki bu muazzam Türk devletinin mevcudiyeti karşısında Osmanlı Devletinin siyasi çehresi de değişikliğe maruz kalacak ve fakat bu keyfiyet Osmanlı Devletinin varlığı üzerine de olumsuz bir tesir meydana getirmeyecektir. Devlet yine İslam-i karakter taşıyacaktı. I. Cihan Savaşının çıkmasıyla bu fikir akımı da başarısızlığa uğramış, Osmanlı Devletimi dağılmaktan kurtaramamıştır. Ancak Kurtuluş Savaşı Milliyetçilik duyguları ve Türk Kimliğinin öne çıkmasının sonucunda kazanılmıştı

19 D- BATICILIK Batıcılık akımı ise, mahiyeti itibariyle temelleri batının sosyal, siyasi ve felsefi görüşlerinde aranması gereken bir devlet anlayışını ifade etmektedir. Bu görüştekiler, devletin ancak batılılaşmak suretiyle kurtulabileceğini ileri sürmüşlerdir. Batı medeniyetinden, bütün yönleri ile istifade etmek, bu medeniyetin semere ve imkânlarından onun sosyal, hukuki, ilmi ve kültürel gelişmesinden faydalanmak yani batılılaşmak geldiğini savunmuşlardır. Osmanlı Devletinin yeniden canlanması ve dirilmesi için ileri sürülen bu doktrin çatışmalarından bazı faydalı sonuçlar elde edilmiştir. Önce bu doktrin çatışmaları, siyasi şuuru olgunlaştırmış, sonra bu çatışmalardan en doğru, en faydalı yolu tespit edebilmek için edinilen tecrübe ile Türk İnkılâbının temel prensiplerinin hazırlık çalışmalarında faydalanılmıştır.

20 İttihat ve Terakki Partisi Önce cemiyet daha sonra siyasi bir parti olarak kurulan ve gelişen İttihat ve Terakki Partisi Türk tarihinde önemli rol oynayan ilk büyük siyasi partidir de" İttihat ve Terakki cemiyeti" (birleşme-ilerleme) oluşmuştur, M. Kemal'in Şam'da gizlice kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin Selanik Şubesi de M. Kemal'den habersiz İttihat ve Terakkiye katılmıştır Cemiyetin başlıca amacı, 1876 da Kanun-i Esasisini [anayasasını] tekrar yürürlüğe koymak, Osmanlı Meclisi'nin açılmasını sağlamaktır.

21 Bu birleşmeden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Rumeli'de büyük bir silahlı ayaklanma hareketine girişmiştir.Cemiyetin silahlı müfrezeleri halkı ayaklanmaya teşvik etmiş, isyanı bastırmak için gönderilen Osmanlı kuvvetlerine karşı gelinmiş, birçok Osmanlı Komutanı İsyancılarca öldürülmüştür. Cemiyet 23 Temmuz 1908 de Selanik, Rumeli ve Manastırda hürriyet ilan etmiş, bunun üzerine de II. Abdülhamit 17 Aralık 1908 de ikinci Meşrutiyeti ilan etmiş ve meclis açılmıştır. Bundan sonra da İttihat ve Terakki hükümete katılmış ve sorumluluğu almıştır. Daha sonra 5 Ekim 1908 de Bulgaristan, 6 Ekim 1908 de Avusturya-Macaristan Bosna Hersek'i ülkesine kattığını, Girit'te Yunanistan'a katıldığını ilan etmiştir. Tarihte 31 Mart Vak'ası olarak geçen ayaklanma başlamış bu ayaklanma 3 gün içinde bastırılmıştır. (13 Nisan 1909 )

22 Bu olaydan sonra 11. Abdülhamit tahtan indirilmiş ve IV. Mehmet Reşat tahta geçirilmiştir Anayasada değişiklikler yapılmış. Buna rağmen içte ve dışta büyük çıkmış. Arap ülkelerinde ve Arnavutlukta isyanlar çıkmış, 1911' de Trablusgarp Savaşı, 1912' de 1. Balkan Savaşı ve 1913'de de II. Balkan Savaşı patlak vermiştir yılında I.Dünya Savaşı patlak verdiğinden meclis 28 Eylül 1915 ten sonra çalışmasını tatil ettirmiştir. I.Dünya Savaşının idare ve sorumluluğu da böylece İttihat ve Terakki Partisine aittir. Genellikle II.Meşrutiyetin bütün iç ve dış olaylarda İttihat ve Terakki Partisi'nin damgası vardır.

23 Bir başka görüşe göre de, İttihat ve Terakki, demokratik manada bir siyasi parti olmaktan çok, bir nevi gizli bir cemiyet idi. Meşrutiyet idaresinin kurulması maksadıyla teşekkül etmiş, bu maksadı gerçekleştirdikten sonra da iktidara hükümet darbesi ile gelerek, azılı muhaliflerini ezip bir parti diktatörlüğü tesis etmekte tereddüt göstermemiştir. Partinin başlıca erkanı Enver, Talat ve Cemal Paşalar idi. Bu üç zat da, genç, vatansever, atılgan ve hamiyetli idiler. Enver Paşa üstelik halk nazarında hürriyet kahramanı idi. Bununla beraber memleketin içinde bulunduğu güç şartlan bertaraf etmek için gerekli bilgi ve tecrübeye malik değildiler.

24 B-Trablusgarp Savaşı (1911) Trablusgarp, Osmanlının Kuzey Afrika'da ki son toprağı idi. İtalya da diğer Avrupa ülkeleri gibi sömürgeler arıyordu. Bu nedenle Avrupa devletlerinin desteğini alıp Rusya ile 1909 da gizli bir anlaşma yaptı. Buna göre Rusya, İtalya'nın Trablusgarp üzerinde ki, İtalya da Rusların boğazlar üzerindeki menfaatlerini tanıyordu. İtalya 28 Eylül 1911'de Osmanlı İmparatorluğuna 24 saatlik süreli bir ültimatom verip Trablusgarp'ın kendisine teslim edilmesini istedi. Osmanlı Devleti İtalyanların isteklerini reddetti. Ama görüşme yolunu da açık bıraktı. Buna rağmen İtalya Trablusgarp'a asker çıkardı ve işgal etti..

25 Osmanlı yönetimi Gönüllülerden oluşan küçük bir grubu Trablusgarp'a gönderdi. Bunların arasında M. Kemal'de bulunuyordu. M. Kemal ve arkadaşları İtalyanlara karşı kahramanca direndi, yerli halkı örgütlediler. Yerli halk tarafından da hayranlıkla izlendiler. İtalyanlar Gemilerin top menzili dışına çıkamadılar. Bunun üzerine İtalyanlar Ege denizinde Limmi ve Akdeniz'de On iki Adayı işgal edip Çanakkale Boğazını ablukaya aldılar. İtalyanlar, Osmanlı Devletinin iç kargaşalarından ve Rusların Boğazlar üzerindeki isteklerinden yararlanarak Osmanlı Devletini barışa zorlamıştır. 18 Ekim 1912 de İsviçre'nin Lozan şehrinde imzalanan Uşi Barış Antlaşması ile Osmanlı devleti Trablusgarb'ı İtalya'ya terketti. Böylece İtalya Trablusgarb'ı kazanmakta ve ayrıca geçici olarak işgal ettiği On iki Ada üzerinde hak sahibi olmakta idi.

26 BALKAN SAVAŞLARI 1.Balkan Savası: ( 8 Ekim Mayıs 1913.) Osmanlı Devletinin Trablusgarp savaşı sonucu güçsüzlüğünün ortaya çıkması, Rusların iki temel politikasından birinin Slavları birleştirip Osmanlı İmparatorluğunun Balkan topraklarını Slav devletleri arasında paylaştırmak, ikincisinin de Boğazlara yerleşmek olması, milliyetçilik akımının balkan milletleri arasındaki etkisi İngiltere'nin Rusya'yı Osmanlı politikasında serbest bırakması bu savaşın nedenlerindendir.

27

28 Rusya önce Bulgarlar ile Sırpları uzlaştırıp ittifak yapmalarını sağladı. Sonra Karadağ-Bulgaristan ittifakı sağlandı. Daha sonra da Karadağ-Sırp ittifakı sağlandı. En sonunda da sırayla Karadağ, Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan Osmanlı Devletine savaş ilan edip bağımsızlıklarını ilan ettiler. Osmanlı Devleti bütün cephelerde yenildi. Bunun üzerine, Londra'da bir konferans düzenlendi. Buna göre: Midye-Enez çizgisi sınır kabul edilip batısında kalan topraklar Balkan devletlerine bırakıldı. Edirne Bulgarlara verildi. On iki ada Yunanistan'a kaldı.(1913) Bu anlaşma Osmanlı Devleti'nin sonunun geldiğini adeta haber veriyordu.

29

30 II.Balkan Savaşı: Osmanlı Devleti'nin Balkanlardan çekilmesi siyasi bir boşluk yaratmıştı. Balkan devletleri birbirine düştü. Birbirlerine saldırmaya başladılar.Bu karışıklıklardan yararlanmak isteyen Osmanlı Devleti ve Romanya birlikte Bulgaristan'a saldırdı. Bulgaristan'la İstanbul Antlaşması yapıldı ( 29 Eylül 1913). Buna göre: Edirne, Kırklareli ve Dimetoka Osmanlılara kaldı. Kavala ve Dede ağaç Bulgaristan'a verildi. Meriç Irmağı iki devlet arasında sınır olarak kabul edildi. Yunanistan ile yapılan Atina Antlaşmasına göre: Selanik, Yanya ve Girit'in Yunanlılara ait olduğu kabul edildi. ( 1913).

31 I. DÜNYA SAVASI ( ) 1.Birinci Dünya Savaşına Genel Bakış l.Dünva Savası Avrupa'da 4 merkezi devlete karşı, Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan 25 devletin giriştiği, o tarihe kadar görülmemiş ilk büyük savaştır. Almanya- Avusturya-Macaristan- Bulgaristan ve Osmanlı Devleti'nin bulunduğu ittifak Devletleri (Bağlaşma) ile Fransa- İngiltere-Rusya-Yunanistan-Sırbistan-Belçika-ABD- Japonya-Brezilya gibi 25 devletlerinin bulunduğu İtilaf Devletleri (Anlaşma) arasında olmuştur. (9-15 milyon arasında kayıp vardır.)

32 A) I.Dünya Savaşının Sebepleri a) Genel Sebepler 1-Savaşın başlıca nedenlerini ekonomik ve siyasi nedenler olarak iki bölüme ayırabiliriz. İngiliz ekonomisi geniş pazarlara sahipti. Güçlenen Alman ekonomisinin yeni pazarlara, sömürgelere ve ham maddeye ihtiyacı vardı. Fransızların Almanya'ya yenilmesinin acısını çıkarmak için fırsat kollaması, Rusya'nın küçük Balkan devletlerini Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan aleyhine devamlı kışkırtarak emeller gütmesi, Sırbistan'ın Avusturya ve Macaristan üzerinde haklar iddia etmesi, Rusların boğazlara ve sıcak denizlere sahip olma isteği, İtalya'nın Kuzey Afrika ve Osmanlı üzerindeki emelleri.

33 Fransız İnkılâbının ortaya koyduğu yeni fikirler özgürlük ve liberalizm hareketleri, yeni anlayış ve görüşler, başka bir deyimle yeni bir dünya anlayışı, devlet ve toplum hayatında değişikliklere yol açmış, yeni bir anlayışla siyasi ve sosyal müesseselerin kurulmasına sebep olmuştur. 3-XlX.YY da gelişen XX.YY'da da ilişkilerin temelini oluşturan. Milliyetçilik hareketleri Balkanlardaki milli duyguları kamçılamış, Balkanlar 1870'den sonra Avrupa diplomasisinin başlıca uğraşı alanı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı öncesinde milliyetçilik, bütün dünyada milli toplumların yalnız cankurtaran simidi değil, ideallerinin gerçekleşmesine imkân veren akım olmuştur.

34 4-Sanayileşmenin XIX. yüzyıl içinde kazanmış olduğu yeni hız ve bunun sonucu olarak gelişen ve genişleyen sömürgecilik, diplomatik münasebetlerin alanını, Avrupa'nın dar sınırlarından çıkararak yeni kıtalara, Afrika ve Uzakdoğu'ya yaymıştır. Ayrıca büyük devletlerin ekonomik çıkar çatışmaları karşılıklı siyasi rekabete ve uyuşmazsızlıklara yol açmıştır

35 b) Özel Sebepler 19. yüzyılın ikinci yarısında milli birliği sağlayan Almanya özellikle ekonomik alanda güçlenmesi, dünya pazarını ele geçirmek gayreti içinde olması, kara ordusunu güçlendirmesi, sanayileşmiş ülkeleri kuşkulandırmış, İngiliz-alman rekabeti politik alana taşınmıştır. Almanya, uyguladığı politika ile Güney-Doğu Avrupa'yı etkisi altına almak ve Ön Asya'yı nüfuzu altında bulundurmak ve böylece Panslavizm isteklerinin önüne set çekmek istemiştir. Almanya, izlediği politika nedeniyle Rus ve İngiliz düşmanlığına da hedef olmuştur. Fransa da 1871 de kaybettiği Alsas- Loren'i geri alma hevesine kapılmıştır.

36 Rusya ise Panslavizmin amaçlarına ulaşmasını sağlamak için, kendisine hem rakip, hem de engel olan Almanya'nın yıkılmasını, birçok Slav toplulukları sinesinde toplayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun da parçalanarak Slav topluluklarının, Rus Çarının tacı altında toplanmasını sağlayan bir politik tutuma yönelmiştir. Rusya'nın Boğazları ele geçirerek; Akdeniz'e ve Basra Körfezine inmek ve böylece tarihi emellerine ulaşmak istemesi. Avusturya-Macaristan imparatorluğu ise, kendisini tehdit eden en büyük tehlikenin, Rusların teşviki ile harekete geçen panislavizm akımı olduğunu müşahede ederek, bu akıma karşı güvenliğini sağlamak amacıyla Sırp topraklarını ele geçirmek istemesi.

37 Milli Birliğini kuran ve sömürgecilikte geç kalan İtalya'nın, yeni sömürgeler elde etmek gayreti içinde olması, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde ki emelleri, Kuzey Afrika ile Akdeniz'e hâkim olma isteği

38 SAVAŞIN BAŞLAMASI : 28 Haziran 1914'de karısı ile birlikte Saray Bosna'yı ziyaret eden Avusturya-Macaristan veliahdı bir Sırplı milliyetçisi tarafından tertiplenen bir suikast sonucu öldürüldü. Bu olay, sonuç olarak Avusturya'nın Sırbistan'a savaş ilan etmesini, Rusya'nın Sırbistan'ın, Almanya'nın da Avusturya'nın yanında yer almasını gerekli kılmıştır. Bu olay, önceden oluşmuş olan blokları karşı karşıya getirmiş ve bir hafta içinde Avrupa'yı dünya çapında bir savaşa sürüklemiştir. Bu savaş, Japonya'nın Asya'da ve Uzakdoğu'da yayılmasına fırsat tanıdı. Bu nedenle Almanya'ya 23 Ağustos 1914’te savaş ilan etti. Alman sömürgelerini ele geçirdikten sonra Kasım 1914'de savaştan çekildi.

39 OSMANLI DEVLETİMİN SAVAŞA GİRMESİ Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Balkan savaşların yenilgisinin yorgunluğunun atmamış ve yaralarını saramamıştı. Ayrıca yakın çağın başından 1. Dünya savaşına kadar da devamlı toprak kaybetmişti. Bu nedenle başta tarafsızlığını ilan etti. Osmanlı Devletinin İttifak devletlerinin yanında savaşa girmesi cephe sayısını arttıracak, İngiltere'nin sömürgeleriyle olan bağlantısını kesecek ve Rusya'nın boğazlardan yardım alamamasına ve içerisindeki Türklerin ayaklanmasına neden olabilecekti. Stratejik önemini itilaf devletleri çok iyi biliyordu. Bu sebeplerden dolayı İtilaf devletleri Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalmasını istiyordu. Osmanlı Devleti ise önce itilaf devletlerinin yanında savaşa katılmak istedi. İngiltere ve Fransa'nın kapısını bahriye Nazırı çaldı. Ama kabul görmedi. İtilaf devletleri Osmanlı Devletine bağımsızlığını garanti etti, para yardımında bulundu, tek taraflı olarak kapütilasyonları kaldırdı.

40 Osmanlı Devleti ise Yalnızlıktan kurtulmak, Kaybedilen toprakları geri almak, Rus, İngiliz ve Fransız sömürgelerinde ki İslam ve Türklerin bağımsızlığını sağlamak istiyordu. Almanların da savaşı kazanacağını inanarak 02 Ağustos 1914'de gizlice Almanlarla anlaşma imzaladı. Bu antlaşmada savaş çıkarsa karşılıklı yardım edeceklerini taahhüt ettiler. Bu antlaşmadan sonra Osmanlı Devleti savaşa girmek için bahane aramaya başladı. Bir süre sonra Akdeniz'de iki Alman gemisi İngiliz ve Fransız donanmasından kaçarak Osmanlı Devleti'ne sığındı. Aynı gemiler Midilli ve Yavuz ismini alıp Türk Bayrağı çektiler. Osmanlı Devleti gemileri satın aldığını bildirdi. Aynı gemiler Türk donanması adı altında 23 Ekim 1914 de Alman Amirali Souchon'un komutasında Rus limanlarını bombaladı. Böylece Enver Paşa'nın oldubittisiyle Osmanlı Devleti savaşa katılmış oldu.

41 Bu olaydan sonra Rusya İngiltere-Fransa 5 Kasım 1914 de Osmanlı Devletine savaş ilan etti. Osmanlı imparatorluğu da buna cihat ilan ederek karşılık verdi ve resmen 12 Kasım 1914 de savaşa dâhil oldu.

42

43 Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler a-) Kafkas Cephesi: Birinci dünya savaşında Osmanlılar KAFKAS CEPHESİNDE RUSLARA karşı kişi ile Enver Paşa komutasında Sarıkamış'ta 1916 da savaştı. DOĞA ŞARTLARI VE Enver paşa'nın yanlış yönetimi yüzünden Türk Askeri şehit oldu. Ruslar Erzurum, Erzincan, Trabzon, Muş, Bitlis’i aldı. Rusya'da 1917 Komünist İhtilali çıktı. Bunun üzerine barış anlaşması imzalandı. Ruslar Kars Ardahan, Batum ve İşgal ettiği yerlerden çekildi. Bu cephe kapandı. b-) Mısır cephesi: Sina-Süveyş Kanalı bölgesinde İngilizler Osmanlıyı yendi ve 1916 da Suriye'ye sınırına ulaştılar.

44 c-) Çanakkale cephesi: (19 Şubat 1915) 1. Dünya Savaşı'nın en önemli Cephesidir 18 mart 1915'de boğazı zorla geçmek isteyen İngiliz ve Fransız donanması Nusret gemisince döşenen mayınlardan 7 gemisini kaybetti. Daha sora karada Albay M. Kemal komutasındaki Türk Ordusu Conkbayır çevresinde kişilik düşman kuvvetler karşısındaki savaşı kazandı (9 Ocak 1916). Böylece düşman hedefe ulaşamadı ve İstanbul Kurtuldu. Her iki tarafta kayıp verdi. d-) Irak Cephesi: 11 Mart 1917 de Osmanlı Devleti Bağdat'ı boşalttı. Böylece Irak İngilizlerin eline geçti. e-) Yemen, Hicaz, Makedonya, Galiçya ve Romanya cephelerinde Türk askerleri başarılar kazanmışlarsa da sonunda hepsini terk etmek zorunda kalmışlardır.

45 I. Dünya savasında Osmanlılar dört yıl Çanakkale, Galiçya-Kafkasya, Suriye, Irak cephelerinde çok kahramanlıklar gösterdi. Çok kayıplar verdi. İtalya 1915 te itilaf devletlerine katıldı. Daha sora Romanya da katılmıştır. ABD savaşta itilaf Devletleri tarafında yer alması 1.Dünya Savaşı'nın kaderini değiştirdi.

46 SAVAŞIN BİTİŞİ VE ATEŞKES ANTLAŞMALARI I.Dünya savaşı, Almanya-Osmanlı ve müttefiklerinin mağlubiyeti ile sonuçlanmıştır. Birbirini izleyen bu mağlubiyetler, 1918 yılının yaz sonlarında İtilaf Devletleri bütün cephelerde taarruza geçince önce Bulgar kuvvetleri çözülerek ateşkes antlaşması imzaladı. Sonra Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 de, daha sonra da Avusturya-Macaristan en son da Almanya 17 Kasım 1918’de ateşkes antlaşmasını imzalayarak, silahlı çatışmaya son verdi

47 MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI (MÜTAREKESİ) 30 Ekim askere karşılık sadece tüfek bulunduğunu, memlekette eşkıya ile bile mücadele edecek güç kalmadığını bu şartlar altıda Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Anlaşmasının Başlıca Hükümleri: 1-Çanakkale ve İstanbul Boğazları uluslar arası trafiğe açılacak ve çevresindeki istihkâmların itilaf devletleri tarafından işgali sağlanacaktır. 4-İtilaf devletlerinin ve Ermenilerin bütün esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim edilecek. 7-İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durum olması halinde stratejik noktaları işgal edebilecekler.

48 İç asayişin temini dışında Osmanlı orduları derhal terhis edilecek, bütün harp gemileri, demiryolları limanlar ve Toros Tünelleri itilaf devletlerinin emrine verilecek. 11-İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri işgal ettikleri yerlerden geri çekilecek. 12-Hükümet haberleşme dışında, telsiz, telefon ve kabloların denetimine verilecek. 16- Yemen, Hicaz, Irak ve burada ki kuvvetler itilaf devletlerine teslim edilecek Trablusgarp ve buradaki subaylar İtalyanlara teslim olacak Askeri teçhizat, nakil vasıtaları ve devletin bilgiler istendiği taktirde itilaf devletlerine verilecektir. Bu emirler derhal yerine getirilecektir.

49 22-Osmanlı harp esirleri itilaf devletleri mahiyetinde kalacaktır 24-Altı vilayet adı verilen ( Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Sivas, Elazığ) yerde karışıklık olursa itilaf devletleri bu vilayetlerin herhangi birini işgal edebileceklerdir Sonuç: Bu anlaşma ile Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir. İtilaf Devletleri daha önce yaptıkları gizli anlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğunu Paylaşma Projelerini uygulamaya koymuşlar Buna göre Paris Barış Konferansı ile

50 1-Yunanlılar 15 Mayıs 1919 da İzmir'i işgal ettiler. Daha sonra doğu Trakya ve Batı Anadolu'yu da işgal ettiler. 2- Ruslar, Karadeniz ve Doğu Anadolu işgal ettiler. 3-Fransızlar Suriye, Musul, Çukurova yı işgal ettiler. 4-İngilizler Filistin, Irak, Urfa, Antep'i işgal ettiler. 5-İtalyanlar Antalya'yı ve on iki ada'yı işgal ettiler. 6-Boğazlar İtilaf Devletleri, İngilizler, Fransızlar işgal ettiler.

51 MİLLİ MÜCADELE ve KURTULUŞ SAVASI 19 Mayıs 1919 (Samsun) - 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması A-Memleketin İç Durumu ve Kurulan Cemiyetler: 1-Memleketin İç Durumu: Azınlıkların aşırı davranışları, itilaf devletlerinin işgalleri, halk arasında büyük üzüntülere yol açmıştır. Halkın can, mal, ırz ve namus güvenliği kalmamıştı. İstanbul ve Anadolu kan ağlıyor, yüzü gülmüyordu. 2-Zararlı Cemiyetler : Mondros mütarekesinin imzalanması ve memleketin işgali zararlı cemiyetlerin kurulmasına imkân vermiştir.

52 Bunu iki grupta toplamak mümkündür. Milli Varlığa Düşman Cemiyetler: ( Osmanlıcı hilafetçi cemiyetler içinde en önemlileri: Milli Amaçlara ve milliyetçiğe karşıdırlar 1-Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası: (Meşrutiyet ye demokrasi esaslarına dayanarak siyasi faaliyete atıldığını ilan etmiştir.) 2- Kürd Teali Cemiyeti (İngilizler ve Amerikalılarla ilişki içinde olmuşlar, ayrımcı-bölücü ve siyasi bir cemiyettir. Müdafaa-i hukuk cemiyetleri ile birleşmeyi reddetmiştir. Hürriyet ve itilaf fırkasını desteklemiştir.) 3-Teali İslam Cemiyeti: (Din ye devlet ayrılığına taraftar olmadan, ilmi, ahlaki ve sosyal yollarla siyasi hayata tesir etmek amacıyla kurulmuştur. Anadolu hareketine cephe almıştır, Hürriyet ve itilaf fırkasını desteklemiştir. Konya'da faaliyeti olmasına rağmen merkezi İstanbul'dur.)

53 4-İngiliz Muhripler Cemiyeti: ( Britanya -Osmanlı ilişkisini canlı tutmak gibi amaçları vardı. Ama aşıl gizli amacı memleket dâhilinde isyan çıkarmak, milli şuuru felce uğratmak, ecnebi müdahalesini kolaylaştırmaktır.) 5- Wilson Prensipleri Cemiyeti: (Amerika'ya yakınlığı ile tanınan kişilerce kurulmuş olup, kurucuları Amerikan Mandası taraftardır,) 6-Hürriyet ve İtlaf Fırkasıdır: (İttihat ye terakkiye karşıdır. Milli Kurtuluş Hareketinin şiddetle karşısında olmuştur.)

54 b -) Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler: Hepsi bağımsız devlet kurma sevdasına düşmüş, hepsi itilaf devletlerince desteklenmiştir. 1-Mavri Mira Cemiyeti : ( Bu cemiyet Trakya İstanbul, ve Batı Anadolu'yu içine alan Bizans ı kurmaya çalışan bir cemiyettir. Rum Fener Patrikhanesine bağlı olarak kurulmuştur. Yunan hükümetinden aldığı emirleri uyguladı. Rumları silahlandırıp ayaklandırdı.) 2-Pontus Rum Cemiyeti: Mavri Mira ile işbirliği yapmış olup, Doğu Karedeniz' de Bağımsız Rum Pontus Devleti kurmayı amaçlamıştır. Dışarıdan birçok Rum'u bölgeye getirmeyi ve Türklerin bölgeyi terk etmesi için çalışmıştır.) 3-Hımçak ve Taşnak Cemiyeti : ( Ermeniler tarafından kurulmuştur. Doğu Anadolu ve Çukurova'da bağımsız bir Ermeni Devleti kurmayı amaçlamış ve bir çok katliamlar yapmıştır.) 4-Alyans İsrailit ve Makabi Cemiyeti: Filistin Devleti kurmak için Yahudilere destek amacıyla kurulmuştur.

55 3-Milli Cemiyetler : Genel olarak Müdafaa-i Hukuk (Hakları Savunma) cemiyetleri adını aldılar. Vatanın ve milletin bütünlüğünü ve birliğini koruma haklarını savunma amacıyla kurulmuşlardır. Türkiye'nin kurtuluşunu sağlamak için her yönde bu amaçları gerçekleştirecek cemiyetler kuruldu. Her yerde vatanı kurtarmak amacıyla silahlı direnişleri örgütlemişlerdir. Bu Cemiyetlerin Ortak Özellikleri: Millidirler, Milli devleti gerçekleştirmek ve Milli hakları korumak amacıyla kurulmuşlardır. Ferdiyetçi değildirler, kaynağını bağımsızlık ve Milliyetçilikten almışlardır.

56 1. Trakya Paşaeli Müdafai Hukuk Cemiyeti 2. İzmir Müdafai Hukuk Cemiyeti 3. Kilikyalılar Müdafai Hukuk Cemiyeti 4. Doğu Anadolu Müdafai Hukuk Cemiyeti 5. Hareketi Milliye ve Reddi İlhak Teşkilatı 6. Trabzon Müdafai Hukuk Cemiyeti

57 4-M. KEMAL'İN SAMSUN'A ÇIKISI Tarihin acı cilvesine bakın ki işgal kuvvetleri donanmasının İstanbul'a girdiği gün M Kemal Paşa'da Suriye'den İstanbul'a gelmiştir. Gemileri görünce " Geldikleri gibi giderler " sözüyle büyük mücadeleyi başlatma kararlılığının göstermiştir. (16 Mart 1918) M. Kemal 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile 9.Ordu Müfettişi olarak İstanbul'dan Samsun'a, Pontus'lu Rumlar ve Türkler arasında ki çatışmalarla ilgili rapor hazırlamak üzere görevlendirilir. Zihninde ise İstiklal Mücadelesini başlatma fikri vardır. M. Kemal Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 da Anadolu'nun bir çok yerinde işgaller başlamıştı. Ordu birlikleriyle haberleşerek ateşkes anlaşması hükümlerine uyulmamasını ve silahların teslim edilmemesi ve sivil memurlarında askerlerle işbirliği yapması emrini verdi.

58

59 Samsun'un İngiliz askerleri ve Rum Pontuscular nedeniyle yeterince güvenli olmaması sebebiyle 25 Mayıs 1919'da Havza'ya ulaştı Mayıs 1919 da Havza'dan bütün memlekete komutanlara, milli teşkilatlara işgal kuvvetlerinin protesto edilmesi, birliğin koruması için miting yapmaları tamimini gönderdi.İlk Mitingi de 30 Mayıs 1919 'da Havza'da yaptı. M. Kemal 12.Haziran 1919'da Amasya'ya girdi. 13.Haziran 1919 'da Sultan Beyazit Camii imamı M. Kemal'i kurtarıcı ve Başbuğ olarak göstermiştir. Milli Bağımsızlık mücadelesinin ilk adımı atılarak Haziran 1919 da " Amasya Tamimi" yayınlanmıştır. Bu genelgede;

60 Yurdun bütünlüğü ve milletin birliği tehlikede olduğu belirtildikten sonra "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır."denilmek suretiyle Türk İnkılabı Aksiyon safhasına girmiş. Millet gerçeği ortaya konmuş, istiklali elde etme milli bir kararın ifadesi olmuştur. Milliyetçilik Amasya Tamiminden itibaren Milli mücadelenin özü, temel taşı olmuş, milleti harekete geçiren,ona milli şuur ve vicdanının sesini duyuran politik tutumun hedeflerini gösteren prensip olmuştur.

61 5-ERZURUM KONGRESİ ( 23 TEMMUZ-7 AĞUSTOS 1919) M. Kemal Paşa 3 Temmuz 1919 Pazar günü Erzurum halkının ve ordunun sevgi gösterileriyle karşılandı. M. Kemal Paşa'nın kurtuluş mücadelesinin önderliğini yaptığını gören İstanbul hükümeti onu resmi görevden aldı. Bu haberi alınca Kemal Paşa'da 7-8 Temmuz gecesi bütün resmi görevlerinden istifa ettiğini İstanbul Hükümetine, orduya ve Büyük Türk Milleti'ne bildirdi. 9. Kolordu Komutanı Kazım Kara Bekir Paşa “Ben ve Kolordum hepimiz emrinizdeyiz Paşam" demiştir.

62 A-ERZURUM KONGRESİNİN AÇILIŞI 23 Temmuz 1919'da açıldı ve oybirliği ile başkanlığa Mustafa Kemal Paşa'yı seçti.. Erzurum kongresinin ilk günü genel durum hakkında bilgi veren M.KEMAL PAŞA “Tarihin bir milletin varlığı ve hakkını hiçbir zaman inkar edemeyeceğini, milletimiz ve vatanımız hakkında verilen her türlü hükmün iflas edeceğini, vatanı ve milleti koruma ve kurtarma ruhunun elektrik şebekesi gibi yurda yayıldığını ve bu milli heyecanın son sözü söyleyeceğini” belirterek kongreyi açtı.

63 B-KONGRE KARARLARI Erzurum kongresi 7 Ağustos 1919'da sona erdi. Doğu Vilayetlerindeki Milli cemiyetleri teşkilatlandırdı. Ayrıca bir takım prensipler ve kararlarda aldı alının kararlar kısaca şunlardır. 1- Milli hudutlar içinde vatan bir bütündür, asla bölünemez. 2- Yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümetinin dağılışı halinde, millet hep birlikte savunma yapacak ve direnecektir. 3- Vatanın istiklalini korumaya İstanbul hükümeti muktedir olmadığı takdirde geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümetin üyeleri milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplantı halinde değilse seçimi temsil heyeti yapacaktır.

64 4- Kuvay-ı Milliye'yi amil ve milli iradeyi hakim kılmak esastır. 5- Hıristiyan ahaliye,siyasi hakimiyet ve toplum dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez. 6- Manda ve himaye kabul edilemez. 7- Milli meclis derhal toplanmalı ve hükümet çalışmaları meclis denetimine girmelidir.

65 C-ERZURUM KONGRESİNİN ÖNEMİ VE SONUÇLARI Doğu Anadolu Bölgesinin kaderini görüşmek için toplanan Erzurum Kongresi, memleketin bütününü ilgilendiren kararlar almış ve Milli mücadelenin esas programını hazırlamıştır. Programın da temel fikri "Kayıtsız şartsız istiklal,kavıtsız şartsız milli hakimiyet" idi. Bu kongre ile milli hareketin başı belirlenmişti. Mustafa Kemal Paşa da bu şeflik görevinin önemini kavrayan liderdi.

66 6-SİVAS KONGRESİ (4-11 Eylül 1919) M. Kemal Paşa 2 Eylül 1919'da halkın coşkun sevgi gösterileri arasında Sivas'a girdi. Kongre 4-11 Eylül 1919'da yapıldı. Sivas Lisesi salonunda açıldı. M. Kemal Paşa başkanlığa seçildi. M.Kemal Paşa "Vatanın ve milletin karşılaştığı tehlikeyi, İstanbul Hükümeti'nin aczini, İtilaf devletlerinin haksızlıklarını ve basının her şeye razı olarak düşmana teslimiyetini " açıklayarak kongreyi açtı. - Kongrenin Kararları: Vatanın bütünlüğü ile ilgili Erzurum Kongresinde alınan kararların tamamı kabul edilmiştir. -Kongrede ülke genelinde faaliyet gösteren tüm milli Cemiyetler birleştirilerek " Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı ile tek cemiyet haline getirdi. Bu şekilde milli teşkilat bütün vatana yayılmış oldu.

67 Sivas Kongresinin Önemi: 1-Mustafa Kemal Paşa'nın belirttiği gibi Sivas kongresi üyeleri seçimle işbaşına gelen temsilcilerdir 2-Erzurum Kongresi başta sadece Ermenilik ve Rumluk teşkiline karşı düşünülmüş iken, Sivas Kongresi İtilaf Devletlerine karşı da açıkça tavır alınmıştır. 3-Misak-i Millinin esasları belirlenmiştir. 4-Kongre İstanbul Hükümetinin açık muhalefetine rağmen toplanmıştır. 5-Sivas Kongresi de Erzurum Kongresi gibi ihtilalci bir karakter taşımaktadır. Çünkü İstanbul hükümetinin M. Kemal hakkında verdiği tevkif emrini dikkate almamıştır.

68 Sivas Kongresinin Sonuçları: Tam anlamı ile Milli bir kongre olmuş ve yurt çapında örgütlenmeye gidilmiştir.Bütün sivil askeri güçler bir otorite altında toplanmıştır. M.Kemal Paşa Kurtuluş Savaşı'nın lideri durumuna gelmiştir. İstanbul hükümetiyle haberleşme yasaklanmış, hükümet yanlısı vali ve yöneticiler İstanbul'a gönderilmiş İstanbul'da Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etmiştir. İstanbul hükümeti Sivas Kongresini dağıtmak ve M.Kemal Paşa ve arkadaşlarını yakalatmak için Harput Valisi Ali Galip'i görevlendirdi. Ali Galip kongreyi basmadan üzerine gönderilen askeri birliklerce yenilgiye uğratıldı. Böylece Anadolu’daki gelişmiş bulunan Milliyetçilerin de güçleri de ortaya çıkmış oldu.

69 Sivas'a gelen Amerikan Generali Harbord'la yaptığı söyleşide M. Kemal Paşa Türk Devletini kurma arzusunu şu sözlerle dile getirmiştir. "Her şeye rağmen yurdumuzu kurtarma, özgür ve uygar bir Türk Devleti Kurmak için insan gibi yasayabilmek için bunu yapacağım" demek sureti ile Anadolu'nun Cumhuriyete doğru gittiğinin ilk mesajını da vermişti. Türk Milliyetçileri Türkiye'nin Türklere kalmasını istiyor ve yabancı himayesini kabul etmediğini bu kongre ile açıkça Anadolu'ya ve İtilaf Devletlerine duyurmuş oluyordu.

70 7- SON OSMANLI MEBUSAN MECLİSİNİN TOPLANMASI VE MİSAK-I MİLLİ KARARLARI Son Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de açıldı ve 28 Ocak 1920'de yaptığı gizli oturumda Misak-ı Milli'yi kabul etti. Bu kararların en önemlileri; 1. Milli ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırlarının çizilmiş olmasıdır. (İnk.Tar: Sayfa : 200) 2. Arap topraklarının ve Batı Trakya Türklerinin geleceği bu topraklarda ve bölgede yaşayan halkın vereceği oy ile belirlenecektir. 3. Kars, Ardahan ve Batum için gerekirse halk oylaması yapılacaktır. 4. Ülke üzerindeki azınlıklara, çevre ülkelerde ki azınlıklara verilen haklardan fazlası verilemez. 5. Ekonomik gelişmeyi engelleyecek hiçbir karar kabul edilemez.

71 T.B.M.M. NİN AÇILISI

72 . T.B.M.M. NİN AÇILIŞI: Misak-ı Milli'nin ilan edilmesinden sonra İtilaf devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal ettiler ve Milli Mücadele yanlısı milletvekillerini Malta’ya sürgün ettiler. Bu durum M. Kemal Paşa'ya Türk Milleti adına karar verebilecek yeni bir meclis açma fırsatı vermiştir. M. Kemal Paşa'nın, 19 Mart 1920 tarihli genelgesi ile bütün ülkede seçimler yapılmış, Ankara'da toplanacak Millet Meclisi'nin tüm hazırlıkları tamamlanmış, nihayet 23 Nisan 1920'de saat 14.00'te milletin gerçek temsilcileriyle ve dualarla meclis açılmıştır.

73 Alınan 1 numaralı karar ile meclis kendi kuruluşunu düzenlemiştir ve M. Kemal Paşa'yı başkanlığa seçmiştir. Daha sonraki günlerde Atatürk'ün teklifi ile TBMM kendisinin üstünde güç olmadığına ve yasama ve yürütme yetkisini üstünde topladığına karar verdi. TBMM hükümeti kuruldu ve ülkenin geleceğine ilişkin birçok kararlar aldı. Meclis açıldıktan sonra birçok kararlar almış olmasına rağmen henüz anayasa yapmamıştı. Bu sebeple 20 Ocak 1921'de ilk Anayasa kabul edildi.

74

75 TBMM'NE KARŞI AYAKLANMALAR TBMM'ne karşı Anadolu'nun değişik yörelerinde çeşitli nedenlerle ayaklanmalar çıkartıldı. TBMM bu en kritik dönemde bir taraftan düşman işgaline karşı mücadele verirken, öbür taraftan da iç isyanları bastırmaya çalışıyordu. Bu ayaklanmaların çıkartılmasında; - Azınlıkların devlet kurma faaliyetlerine başlamaları, -İstanbul hükümetinin Milli mücadele ve M. Kemal Paşa aleyhine fetva yayınlayarak uçaklarla Anadolu'nun her tarafına attı ve Kuva-yi milliye ile savaşmak üzere " Kuva-yı İnzibatiye" adında bir ordu kurması, -Bazı şahsi çıkar peşinde koşanların fırsattan yararlanarak halkı ayaklanmaya teşvik etmeleri, -Düzenli ordunun kurulması aşamasında bazı Kuva-yı Milliyecilerin orduya katılmak istememeleri, -M. Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında gıyabında idam kararı verilmesi etkili olmuştur."

76 Bu olumsuz tutumlar sebebiyle; TBMM'ne karşı ülkenin çeşitli yerlerinde ayaklanmalar çıktı. Bu ayaklanmaların bir kısmını doğrudan İstanbul hükümeti yürütürken-yönlendirirken, bazıları da İstanbul hükümeti tarafından kışkırtılıp, İtilaf Devletlerince desteklendi. Ayrıca azınlıklar ve düzenli orduya katılmak istemeyenler de ayaklandılar. 1.istanbul Hükümeti ve ingilizler tarafından desteklenen ayaklanmalar. 2. Anzavur Ayaklanması: Balıkesir çevresinde çıkartılmış ve Çerkez Ethem küvetleri bastırmıştır. 3. Kuva-yi İnzibatiye Ayaklanması: İzmit Geyve yöresinde çıktı.Ali Fuat Paşa kuvvetleri bastırdı. 4.Bolu-Düzce-Hendek-Adapazarı Ayaklanması: 5000 kişiyi bulan asilerin ayaklanmasını Ali Fuat Paşa kuvvetleri bastırdı. 5- Yozgat-Yenihan Ayaklanması: Yozgat'ta Çapanoğulları Zile'de Aynacı oğulları ailesi çıkardı. Merkezden gönderilen kuvvetler bastırdı

77 Konya Afyon ve Urfa Ayaklanmaları Konya'da Delibaş, Afyon'da Çopur Musa ve Fransızların desteklediği Urfa'da Milli Aşireti ayaklandı.Kuva-yı Milliyece bastırıldı. 2-AzınIıkların Çıkardığı Ayaklanmalar: Azınlıkların yoğun olarak yaşadığı yerlerde bağımsız devlet kurmak ve itilaf devletlerinin himayesine girmek amacıyla önemli ayaklanmalar çıkartılmış ve Avrupa devletlerince desteklenmiştir. Rum Pontus Ayaklanması: Yunanlıların desteği ile Karadeniz Bölgesinde çıkartılmış ve kurtuluş savaşı boyunca sürmüştür.En uzun süreli ayaklanmadır. Ermeni Ayaklanması: Fransızların desteğini alarak özellikle güney doğu ve Erzurum yöresinde başlamıştır.Katliamlar yapmışlardır.

78 3.Kuva-yi Milliye Taraftarlarının Çıkardığı Ayaklanmalar: Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe Ayaklanması: Her ikisi de önceleri kuva-yi milliye taraftarı olmasına ve yararlı hizmetleri bulunmasına rağmen sonradan ayaklanmışlardır. Demirci Mehmet Efe Ayaklanmalarını Albay Refet Bey bastırdı arasında Ermeniler Anadolu’da sürekli katliamlar yaptılar. Katliam yapmayan Ermenileri de öldürdüler.

79

80 SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920) 1-İstanbul Osmanlı devletinin başkenti olarak kalacak fakat anlaşma hükümlerine uyulmazsa şehir Türklerin elinden alınacaktı. 2-Boğazlar her zaman bütün devletlerin gemilerine açık olacak ve boğazlar komisyonu adı verilen kurul tarafından denetlenecek. 3-Doğu Anadolu da 2 yeni devlet kurulacak. 4-İzmir ile batı Anadolu'nun büyük bir bölümü ve Trakya Yunanistan'a verilecek. 5-Suriye Fransa'ya bırakılacak, Suriye sınırı Mardin Urfa ve Osmaniye'nin kuzeyinden geçecekti. 6-Adana Malatya ve Sivas dolayları Fransızlara Antalya, Konya, Niğde, Aksaray İtalyan nüfus bölgesi olacaktı.

81 7-Arabistan ve Irak İngiltere'ye bırakılacaktı. 8-Askerlik mecburiyeti kaldırılacak sadece 50 bin kişilik bir ordu bulunacak bu ordunun ağır silahı bulunmayacaktı. 9-Azınlıklara çok geniş siyasi sosyal ve kültürel haklar verilecekti. 10-Kapitülasyonlardan tüm itilaf devletleri vatandaşları yararlanacaktı.

82 DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI VE SAVAŞ DÖNEMİ Kuva-i Milliye (Milli kuvvetler) Bütün Anadolu'da önce Milli Kuvvetler-Kuva-i Milliye işgalcilere karşı mücadele etmiştir. Daha sora güç bela düzenli ordu kurulmuş ve I.II.İnönü,Sakarya ve Başkomutanlık Meydan savaşları düzenli ordu ile kazanılmıştır. 1-Ermeni Sorunu ve Sonucu: Ermeniler Erzurum, Van, Adana yöresi başta olmak üzere İngiliz, Fransızlar ve Ruslarla işbirliği yaparak ayaklandı. Sadece Erzurum Yanık dere'de bir gece ani bir baskınla 3000 Türk'ü katletmişlerdir.

83 2-Güney Cephesi: Adana, Urfa, Antep, Maraş'ta Fransız kuvvetlerine karşı şiddetle direnen milli kuvvetler olağan üstü kahramanlıklar gösterdi. Bu mücadele sırasında Ermeniler sürekli Fransızlarla işbirliği yaptılar.Bu mücadele sırasında sadece Antep 6000 yiğit evladını kay betti. Maraş' ta Sütçü İmam halka "Kalelerinde hür bayrağı dalgalanmayan, esir memlekette Cuma namazı kılınmaz " diyerek halkı coşturdu ve Fransız Bayrağını indirip Türk Bayrağını çekti ve milli mücadeleyi başlattı. Adanalılar Toros dağlarında, Dağların eteklerinde ve Çukurova'da yiğitçe mücadele verdi. Bu bölge halkı sonradan Kahraman,Şanlı ve gazi unvanıyla ödüllendirildi.Ankara Anlaşmasıyla güney cephesi kapandı.Milli mücadele de ilk direniş hareketi Hatay Dörtyol'da başlamıştır.

84 Yunanlılara Karşı Yapılan Savaşlar 15 Mayıs 1919'da İzmir'i İşgal eden Yunana karşı ilk direniş ateşini gazeteci Hasan Tahsin yakmıştı. Daha sonra Yunan işgal kuvvetleri Aydın Ayvalık ve Ödemiş'i de hemen işgal ettiler. İşgal sırasında binlerce insanımızı katleden, köyleri yakan, kadınların ırzlarına geçen Yunan'a karşı koymak, katliamları durdurmak amacıyla bölgesel direniş milisleri kuruldu.Bu direnişler "KUVAY-I MİLLİYE" ruhunun- fikrinin ifadesiydi. Bu direnişleri vatansever vatandaşlar ve subaylar sevk ve idare etmekteydi.

85

86

87 -Birinci İnönü Muharebesi Bu işgallerle yetinmeyen Yunan Çerkez Ethem' in başkaldırmasından faydalanarak Bursa, Uşak mıntıkalarından Eskişehir-Afyon istikametine 6 Ocak 1921'de ileri harekete başladı. Yunan birlikleri İnönü'de birleşti.10 Ocak 1921 sabahı Yunan taarruza geçti.Yunan saldırısı kırıldı ve savaş kazanıldı. Yunan ordusu 11 Ocak 1921 günü Bursa'ya geri çekilmek zorunda kaldı. Bu zaferin önemi Batı Anadolu'da kazanılan ilk zafer olmasındandır. İkinci İnönü Muharebesi Birinci İnönü savaşını Yunan Ordusu'nun kaybetmesi itilaf devletlerini telaşlandırdı. Sevr Anlaşmasının uygulanmasında görüş ayrılıkları bu devletlerin tutumunu değiştirmelerine neden oldu. Savaşta elde edemediklerini masada almak amacıyla Londra konferansı düzenlendi. Ancak bundan da sonuç çıkmayınca Yunanlılar Servi zorla kabul ettirmek için tekrar taarruza geçti. 1 Nisan 1921 günü ağır kayıplar verip İnönü mevzilerini perişan bir vaziyette terk edip gittiler. Bursa'dan saldırmış olan Yunan kuvvetleri bozguna uğratılınca, Uşak'tan saldırıya geçen Yunan kuvvetleri üzerine gidildi. Yunanlılar tehlikeyi fark edip, işgal ettikleri Afyon'u boşaltıp hızla geri çekildiler. Bu ikinci İnönü savaşı ordumuzun ve devletimin itibarını arttırdı. Fransızlar Yunanlıları desteklemekten vazgeçip TBMM Hükümeti ile anlaşma yoları aramaya koyuldu.

88

89 SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ VE SONUÇLARI I.ve II İnönü zaferleri Türk Milleti'nin kurtuluş ümitlerini arttırmıştı.Buna karşılık İngilizlere güvenen Yunanlılar yeni bir saldırının hazırlıklarını yapıyordu.Yeni birliklerle takviye edilmiş Yunan ordusu,Türk Ordusunun toparlanmasına fırsat vermeden saldırmak istiyordu. Hatta Ankara'yı hedef alan Yunanlılar, zaferden emin oldukları için Kral Konstantin'de savaşı yönetmek üzere Anadolu'ya geldi kişilik Yunan Ordusu, kişilik Türk ordusuna 10 Temmuz 1921'de iki koldan saldırdı. Ordumuz tam hazırlanamadığı için Kütahya-Eskişehir savaşlarında yenilindi. Afyon-Kütahya Eskişehir Yunanlıların eline geçti. Türk ordusu müşgül durumdaydı. 18 Temmuz 1921'de Cephe karargâhına gelen M. Kemal, Ordunun Sakarya Irmağının doğusuna çekilmesi talimatını verdi.

90 Yunan ordusunun ilerlemesi halk, meclis ve ordu içinde büyük üzüntü yarattı. Yunanlılar geçtikleri yerleri yakıp yıkıyorlar halka her türlü zulüm yapılıyor, savunmasız insanlar öldürülüyordu. TBMM M. Kemal'in ordunun başına geçmesini istiyordu.M. Kemal Paşa3 ay süreyle meclisin bütün yetkilerinin kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı üzerine almayı kabul etti. Yunan ordusu ile savaş 23 Ağustos 1921'de 100 km'lik bir alanda yeniden başladı. Savaş 22 gün 22 gece sürdü. M. Kemal ve Genel Kurmay Başkanı F. Çakmak savunma savaşının en iyi taktiklerinin uyguladılar. Kahraman Mehmetçiğin ölümüne savaşı ile Yunan ordusunun büyük bir bölümü imha edildi.(13 Eylül 1921)

91 Bu savaşın en önemli sonuçları Yunan ordusunun büyük bir bölümünün imha edilirken Türk Milleti de kesin sonuca biraz daha yaklaşmıştı. Bu savaşta Atından düşüp yaralandığı için M. Kemal'e Meclis, GAZİ UNVANI ve MAREŞALLİK RÜTBESİ verdi. Ayrıca Sovyetlerle 13 Ekim 1921'de Kars anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile Türkiye ile Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan sınırları belli oldu. Fransa ile 20 Ekim 1921'de yapılan Ankara Antlaşma ile de Fransa Hatay dışında işgal ettiği yerlerden çekilmeyi kabul etti.

92 Büyük Taarruz ve Baş Kumandan Meydan Muharebesi Sakarya yenilgisinden sonra Afyon-Eskişehir hattına çekilen Yunan ordusu tutunabilmek için savunma hattı oluşturdu. Düşman kuvvetlerinin Anadolu'dan kesin olarak atılabilmesi için M. Kemal Paşa ve arkadaşları hazırlığa başladı. Değişik ülkelerden bir miktar Silah ve cephane alındı, siyasi hazırlıklar bitince M. Kemal Paşa'ya Başkomutanlık yetkisi TBMM tarafından süresiz olarak verildi.

93

94 M. Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa bütün hazırlıkları gizlilik içinde tamamlayınca 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başladı. 29 Ağustosta Yunan kuvvetleri kuşatıldı ve 30 Ağustos 1922'de büyük bir bölümü yok edildi. Geriye kalanlarda komutanları Trikopis ile birlikte esir alındı. M. Kemal “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir İleri!” emrini verdi. Türk Ordusu böylece 15 günde Kütahya, Afyon Dumlupınar hattından İzmir'e ulaşmıştı. 9 Eylül 1922'de İzmir düşman işgalinden kurtarmıştır. Başkomutanlık Meydan Savaşı'nın kazanılmasından sonra itilaf devletleri ile 11 Ekim 1922 de Mudanya Ateşkes ANTLAAŞMASI İMZA EDİLDİ.

95 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI 24 TEMMUZ 1923 Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra, kesin bir Barış antlaşması yapılması gerekiyordu. Bu amaçla İsviçre'nin LOZAN kentinde TBMM ile itilaf devletleri arasında 20 Kasım 1922'de barış konferansı toplandı. Türkiye İsmet Paşa'nın başkanlığında bir heyetle temsil ediliyordu. Anlaşma sağlanamayınca konferans 4 Şubat 1923'te kesildi. 23 Nisan 1923'te tekrar başladı ve 24 Temmuz 1923'te "Lozan Barış Antlaşması" imzalandı. Toplam 143 maddedir. 1-Yunanistan sınırı Meriç ırmağı olacak Karaağaç bölgesi savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verilecek, Gökçeada, Bozcaada Türkiye'ye, Ege denizindeki diğer adalar Yunanistan'a verilecek, Yunan adaları askersiz hale getirilecek.

96 2-Suriye sınırı) Ankara anlaşmasında belirlendiği şekilde olacak. (Hatay hariç bugünkü hali Hatay 23 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılmıştır.) 3-Irak sınırı barışın imzalanmasından sonra 9 ay içinde Türkiye ile İngiltere arasında belirlenecek(.Irak sınırı 5 Haziran 1926'da karara bağlandı.) 4-Boğazlardan barış zamanında ticaret gemileri serbestçe geçecek, Boğazın kıyılarında asker bulundurulmayacak. 5-Kapitülasyonlar kaldırılacak. 6-Osmanlı devletinin borçları eski Osmanlı topraklan üzerinde kurulan devletler arasında paylaşılacak. 7-Anlaşmanın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, itilaf devletleri kuvvetleri 6 hafta içinde Türk topraklarını terk edecekler.

97 8-Türkiye deki Rumlarla, Yunanistan da ki Türkler karşılıklı olarak yer değiştirecekler, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri bu değişimin dışında kalacak. Lozan barış anlaşması, Türk devletinin uluslar arası alanda varlığını onaylattığı çok önemli siyasi bir belgedir. Sevr anlaşması böylece geçersiz hale getirilmiş, Türk Milleti üzerindeki oyunlar bozulmuştur. Bu anlaşmanın TBMM tarafından onaylanmasından sonra itilaf devletlerinin askerleri 2 Ekim 1923'te İstanbul'u terk ettiler. Böylece düşmanlar geldikleri gibi gittiler.

98 CUMHURİYETİN İLÂNI

99 A — CUMHURİYETİN İLÂNI Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922 de aldığı tarihli kararında. Saltanata son vermekte, Osmanlı devletinin 16 Mart 1920’den itibaren edebî olarak tarihe intikal ettiğini ilân etmekte idi. Meclis daha önce de neşir ve ilân ettiği bir kanunla, İstanbul’un işgali olan 16 Mart 1920 den itibaren İstanbul Hükümetince aktedilen antlaşma ve sözleşmeleri yok saymasına rağmen, İstanbul Hükümetinin kendisinin hâlâ yaşamakta olduğunu sanması, 1 Kasım 1922 tarihli kararın alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu tarihî kararın da açık bir belirtisi olarak, 1921 Anayasası ile kurulmuş siyasî rejim geniş anlamı ile Cumhuriyetten başka şey değildi. Ancak Cumhuriyet resmen ilân edilmemiş ve devlet başsız bir devlet olarak kurulmuştu.

100 Tarihî vazifesini başarı ile yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Nisan 1923 de seçimlerin yenilenmesine karar vermiş ve yemi kurulan Mec­lis, Lozan’da elde edilen siyasî başarıyı bir zafer olarak kabulle akdedilen antlaşmayı tasdik etmiştir. Lozan Barış Antlaşmasının kabulü ve 1 Ekim 1923 de Türk Ordusunun İstanbul’a girmesi ile Türk vatanının bütünlüğü ve siyasî istiklâli de gerçekleşmiş ve böylece bir devir kapanmış ve ye­ni bir devir açılmıştır. Siyasî rejimin 23 Nisan 1920 den itibaren kaydettiği gelişmelere uygun devlet şeklini bulmak da bir zaruret halini almış­tır. Millî Mücadele devrinin zaruretlerinden ileri gelen Meclis Hükümeti sistemi artık işleyemediğinden ve hükümet buhranını çözmeye de elverişli olmadığından Cumhuriyeti ilân etmek en doğru bir çözüm tarzı idi.

101 Birinci Büyük Millet Meclisi seçiminin yenilenmesine karar vererek dağıtıldıktan sonra, Gazi Mustafa Kemal Paşa, yeni Meclis toplanıncaya kadar yetiştirilmek üzere, bir kısım uzman arkadaşlarımı yeni bir anayasa tasarısı hazırlamakla görevlendirilmişti. 13 Ekim 1923 de Anayasaya konan ek bir madde ile Ankara'nın Türkiye Devletinin idare merkezi olarak kabul edilmesi, Devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki münakaşalara son verdiği gibi, Cumhuriyetin ilânı içinde bir adımın daha atılmasına sebep olmuştu. Bu karar ayrıca Millî Mücadelenin başından beri uygulanan Ankara'mın İstanbul'a hakim olacağı esasının da bir sonucu idi. 22 Ekim 1923 günü meydana çıkan bir kabine buhranı, Büyük Millet Meclisinin çalışma güçlüğünü göstermesi bakımından ve başsız devletin olamayacağı zorunluluğunu da ortaya koyması sebebiyle, Cumhuriyetin ilânı sonucunu doğurmuştu. Yabancı memleketlerde de devlet başkanı ol­mayan bir devlet diye yeni Türkiye’den bahsediliş dikkati çekmekte idi

102 28 Ekim 1923 günü akşamına kadar kabine kurulmaması üzerine, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Çankaya köşkünde o akşam yemek sırasında arkadaşlarına “Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz” diyerek fikrini açıkladı, toplantıda bulunan arkadaşlarının da bu fikri uygun bulmaları ve hararet­le kabul etmeleri ertesi gün alınacak karara destek olmalarını sağladı. Yemekten sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa başbaşa kalarak bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladılar. Bu müsvedde ile o gün yürürlükte olan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasasının birinci maddesinin sonuna, “Türkiye Devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir” cümlesi ilâve edildi. Kanunun diğer maddelerinde yapılması gereken değişiklikleri de tespit ettiler.

103 29 Ekim günü Halk Fıkrası Meclis Grubu, Bakanlar Kurulu teşkil meselesi üzerinde tartışmalara başlamıştı. İşin halli güç bir safha arz ettiğinden Gazi Mustafa Kemal Paşadan fikirlerini öğrenmek ve meseleye bir hal çaresi araması istendi. Bunun üzerine, Gazi gruptan bir saat müsaade alarak gece hazırlanan müsveddeyi, bazı milletvekillerine gösterdi. Grup toplantısında da söz alarak Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğunu açıkladı. Cumhuriyetin İlânını hedef tutan tasarıyı Grup'un bilgisine sundu.

104 Fıkra toplantısında, Mustafa Kemal'in konuşmasından sonra söz alan İsmet Paşa, «Fıkra Reisinin (Mustafa Kemal Paşanın) teklifini kabule ihtiyaç kati'dir. Cihan bizim bir şekli hükümet görüştüğümüzü biliyor. Bu müzakeratımızı bir neticeye raptedip ifade etmemek zaif (zayıflık) ve teşettütü (aykırılık) idameden (devam etme) başka bir şey değildir. Avrupa diplomatları bu hususta beni ikaz ettiler. Devletin reisi yoktur dediler. Şekli hazırınızdaki reis Meclis Reisidir. Demek ki siz başka bir reis bekliyorsunuz. Avrupa düşüncesi işte budur. Hâlbuki biz, böyle düşünmüyoruz. Millet, hâkimiyetine, mukadderatına, bilfiil (fiilen) vazı ulyeddir (elinde bulundurmaktadır). O halde, bunun ifadei hukukiyesini söylemekten neden çekiniyoruz? Reisicumhur olmadan, başvekil intikabı teklifi, kanunsuz olur. Başvekilin intihabını, kanunî ve mümkün kılabilmek için, Gazi Paşa Hazretlerin teklifinin kanuniyet kasbetmesi lâzımdır'.

105 Lehte ve aleyhte cereyan eden uzun müzakereler sonunda Cumhuriyetin ilânı kabul edildi. Parti Grubundan sonra Meclis toplanarak, hazır­lanan kanun tasarısını kabul ederek ve «Yaşasın Cumhuriyet» sesleri arasında gece saat da Cumhuriyet ilân edildi. Cumhuriyet ilânı 1921 tarihli Anayasamızın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No. lu Kanunun kabulü ile olmuştur. Bu Kanunla Anayasanın 1, 2, 4, 10, 11 ve 12 nci maddeleri esaslı surette değiştirilmiştir.

106 1.maddeye, «Türkiye Devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir» fıkrası eklenmiştir. 2.madde, 1921 Anayasasında mevcut olmayan ek bir maddedir ve «Türkiye devletinin dini islâmdır. Resmî dili Türkçedir». 4. madde Türkiye Devletinin Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunduğunu, Meclisin icra ye idare yetkilerini muhafaza ettiğini, ancak bu yetkinin fiilen kullanılmasını ise İcra Vekillerine bıraktığını göstermektedir. 10. madde. Türkiye Cumhurbaşkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi umumî heyeti tarafından ve kendi azası arasından bir seçim devresi için seçileceği ve tekrar seçilmesinin caiz olacağını,

107 11.madde ise Türkiye Cumhurbaşkanının Devletin başı olduğu ve bu sıfatla Meclise ve Vekiller heyetine riyaset edeceğini ifade etmektedir. 12.madde, «Başvekil reisicumhur tarafından ve meclis azası meyanından intihap olunur. Diğer vekiller Başvekil tarafından yine meclis âzası arasından intihap olunduktan sonra heyeti umumiyesi Reisicumhur tarafından Meclisin tasvibine arzolunur. Meclis hali içtimada değil ise keyfiyeti tasvip Meclisin içtimaina talik olunur». Bu madde hükmü ile 1921 Anayasasından uzaklaşılmış Meclis hükümeti yerine parlamenter rejime doğru gidilmiştir. Bu önemli değişiklikler 29 Ekim 1923 günü yapılmış ve keza aynı gün, Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak, büyük kurtarıcı, eşsiz devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) yeni Türk Devletinin ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.

108 Cumhuriyetin İlânı, bir taraftan Anadolu’daki milli hâkimiyet ve istik­lâl mücadelesinin askerî ve siyasî sahalarda muzaffer olmasını ve demokratik prensiplere göre kurulan dini Devletin bu istikamette gelişmesini diğer taraftan da Osmanlı monarşisinin, Millî Harekete karşı takındığı tavır ve batıdaki siyasî gelişmeye de paralel olarak yeni bir zihniyetin yerleşmesi neticesinin zarurî ve kaçınılmaz bir halidir'. Türk devleti adından başka her şeyi ile Cumhuriyetti. Amacıyla da Cumhuriyete yönelmişti. Abdurrahman Şeref bey'e göre, «Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir; denildikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu, Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır», Nobert Von Bischoff'a göre de, «ihtilâl, üç buçuk yıldan beri gebe olduğu Cumhuriyeti doğurmuştur».

109 B — Hilâfetin Kaldırılması Hilâfet, Hazreti Peygambere vekil olarak İslâmları ve İslâmlığı koruma ve yönetme görev ve ödevidir. Halife ise, Hazreti Peygamber'in ölümünden sonra onun yerine geçen, ona halef olan kimsedir. İslâm dininin esaslarına göre, halife hem baş imam, ruhanî reis, hem de devlet başkanı, cismânî reisdir. Halife iki iktidarı birden temsil etmektedir. 1. Devlet Başkanı olarak dünyaya ait iktidarı temsil ettiğinden devlet sultasını, gücünü elinde bulundurmaktadır. 2. Halife, aynı zamanda uhrevî (ahjrete ait) iktidarı temsil etmekte olduğundan baş imam olarak islâm âleminin ruhanî reisidir.

110 ATATÜRK İLKELERİ 1. Cumhuriyetçilik 2. Milliyetçilik 3. Halkçılık 4. Devletçilik 5. Laiklik 6. İnkılapçılık

111 Cumhuriyetçilik Cumhuriyetçilik ilkesi Kemalist ilkeler arasında yer alan Cumhuriyetçilik esas itibariyle Demokrasinin devlet şekline uyarlanmış hali şeklinde tanımlanır. Arapça halk demek olan "Cumhur" kelimesinden gelir. Bu bakımdan halk ve yönetim kelimelerinin bir araya geldiği "Demos" ve "Kritos" yani demokrasi sözcüğünün eş anlamlısı kabul edilebilir. Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle ilgili bir devlet şekli demektir. (1933) Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir... (1925) Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı Cumhuriyet’tir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

112 Milliyetçilik Milliyetçilik veya Ulusçuluk, kendilerini birleştiren dil, din, tarih veya kültür bağlarından bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın gelişmesini sağladığına inanan görüştür. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. (1930) Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923) Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

113 Halkçılık Halkçılık, Mustafa Kemal'in TBMM'ye sunduğu ilke. Halkçılık 13 Eylül 1920'de uygun bulunularak 18 Eylül 1920'de TBMM'de kabul edildi. İlkede TBMM'ni halkın sorunlarını, sıkıntılarını yeni bir örgütlenmeyle ortadan kaldırmak olarak ifade edilir. İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamızla tespit edilmiştir. (1921) Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya ve hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921) Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)

114 Devletçilik Devletçilik, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesini öngören ilkedir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936) Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930) Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. (1937)

115 Laiklik Laiklik, "din" in kendisini değil, din adına baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır; uzun bir evrim süreci içinde, koşulların zorlamasıyla doğmuştur.Laikliğe göre, insan yaşamında ibadetin dışında her türlü tasarruf, dîne, daha doğrusu kutsal kitaba göre değil, Anayasaya, yasalara ve kurallara göre yapılır. Din, kişinin özel yaşamının bir parçasıdır. Laiklik ise din ve dünya işlerinin ayrılmasıdır. Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930) Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930) Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)

116 İnkılapçılık İnkılapçılık, en kısa anlamı ile yenilik demektir. Atatürk inkılapçılığı, eski ve faydası olmayan bir çok kurumların yıkılarak yerlerine çağın gereklerini yerine getirebilecek kurumların konulması anlamını taşır. Atatürk inkılapçılığı, faydalı olana yönelmeyi istemektir. Eski geçerliliğini yitirmiş faydasından çok zararı olacak işleri bir düzene sokmak demektir. Atatürk her zaman yenilikçi bir insandı, onun istediği ülkenin sürekli ilerlemesi ve kalkınmasıydı. Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925) Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)

117 ATATÜRK İNKILAPLARI SİYASİ ALANDAKİ DEVRİMLER Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) Ankara'nın Başkent Olması (13 Ekim 1923) Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923) Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924) Çok Partili Rejim Denemeleri ( Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1924, Serbest Cumhuriyet Fırkası, 1930) Kadınlara siyasi hakların verilmesi (1930 Belediye Muhtarlık Milletvekili)

118 TOPLUMSAL VE SOSYAL ALANDA YAPILAN DEVRİMLER Kadınların Erkeklerle Eşit Haklara Sahip Olması(1934) Şapka ve Kıyafet Devrimi (Şapka Kanunu), (25 Kasım 1925) Lâkap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934) Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934) Laiklik (1928) Milletlerarası Takvim ve Saatin, Yeni Rakamların Kabulü ve Ölçülerde Değişiklik (26 Aralık Mart 1931) Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)

119 EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDAKİ DEVRİMLER Millet Mekteplerinin Açılması (1928) Öğretimin Birleştirilmesi (3 Mart 1924) Medreselerin Kapatılması (1924) Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926) Harf Devrimi (1 Kasım 1928) Güzel Sanatlarda Yenilikler(1928) Türk Tarih ve Dil Kurumlarının Kurulması (12 Nisan 1931, 12 Temmuz 1932) Dil Devrimi Üniversite Reformu (1933) Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)

120 EKONOMİ ALANINDA DEVRİMLER İzmir İktisat Kongresi (1923) Aşar(Öşür) Vergisinin Kaldırılması (17 Şubat 1925) Çiftçinin Özendirilmesi(1925) Örnek Çiftliklerin Kurulması (1925) Tarım Kredi Kooperatifleri'nin Kurulması (1925) Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926) Sanayi Teşvik Kanunu (28 Mayıs 1927) Toprak Reformu (1929) I. ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937) Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün Kurulması (1935) Ticaret ve Sanayi Odalarının Kurulması (1935)

121 HUKUKSAL DEVRİMLER Mecellenin Kaldırılması ( ) Türk Medeni Kanunu ( ) Türk Ceza Kanunu (1926). Yeni Anayasanın Kabulü (1924) Teşkilat-ı esasiye Kanunu (1921) Şer'iyye Mahkemelerinin Kapatılması (1924)


"TARİH BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYANIN GENEL GÖRÜNÜMÜ 15. ve 16. Yüzyıllarda Avrupa'da önemli gelişmeler yaşandı, bu gelişmelerin en önemlisi "Coğrafî." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları