Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

6 Eylül 1917 Saat 16.30 6 Eylül 1917'de Haydarpaşa cehennemi yaşadı… Filistin Cephesi'ndeki 4’cü Ordu'ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "6 Eylül 1917 Saat 16.30 6 Eylül 1917'de Haydarpaşa cehennemi yaşadı… Filistin Cephesi'ndeki 4’cü Ordu'ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete."— Sunum transkripti:

1

2

3 6 Eylül 1917 Saat Eylül 1917'de Haydarpaşa cehennemi yaşadı… Filistin Cephesi'ndeki 4’cü Ordu'ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete hazır bekleyen trenle, yolcu dolu bir banliyö treni ateş aldı… Gar harabeye döndü. Yüzlerce insan öldü… İlkinden saniyeler sonra duyulan ikinci bir patlama ortalığı yeniden sarstı ve bunu daha küçük çapta infilaklar izledi. Biraz cesaretlenip sahillere çıkanlar gördükleri manzara Karşısında dona kaldılar. Haydarpaşa alev alev yanıyor, her patlamayla birlikte çevreye taş ve toz bulutu yağıyordu. Binaya ayrı bir güzellik katan sivri kuleleri uçmuş, çatısından yükselen alevler önüne gelen her yeri yutmaya başlamıştı.

4 Cephane stoklarının peş peşe infilakı sürerken; peronlar, alevlerin arasında kendilerini can havliyle dışarı atmaya çalışan insanlarla dolmuştu. Her geçen dakika, ölü sayısını artırarak iyice yayılan yangın, ambar, silo gibi diğer tali binaları da etkisi altına alarak günboyu sürmüştü...

5 Kadıköy'de korku ve panik: İlk patlamayla birlikte Kadıköy'de, özellikle sahil kesiminde tüm evlerin camları kırılırken sokaktaki insanların üzerlerine yağmur gibi, irili ufaklı taşlar, ahşap vagon parçaları yağıyordu. Kadıköy Çarşısı'nda alışveriş yapanlar, kendilerini bir anda böylesi bir felaketin içinde bulunca, can havliyle çevredeki binalara sığınmaya çalıştılar. Bu kargaşa içinde, ayaklar altında kalıp ezilenler de oldu. Birer şarapnel gibi ortalıkta uçuşan taş parçaları, yalnız Kadıköy'de değil, olay yerine bir hayli uzaktaki Kuşdili Çayırı'nda bile yaralanmalara yol açtı. Örneğin Kuşdili Çayırı'nda sevgilisiyle kol kola gezmekte olan Gümrük komisyoncusu Dimitri, acı bir feryatla yere yığılmış, yüzü gözü kan içinde kalarak bayılmıştı. Daha sonra hastanedeki tedavisi sırasında, bir mermi parçasının yanağını parçalayarak dilini kopardığı ortaya çıkacaktı.

6 Korkunç patlamalar yalnız Haydarpaşa ve Kadıköy'de değil, şehrin hemen her kesiminde duyulmuş, halk arasında paniğe yol açmıştı. Olay sırasında denizde sefer halinde olan gemilerdeki yolcular arasında da büyük panik yaşanmıştı. Köprü-Kadıköy seferini yapan bu gemilerden birinde bulunan ve patlamanın kaza sonucu meydana geldiğini iddia eden Alman doktor Wilhelm Feltman, yaşadıklarını şöyle anlatıyordu:

7 “6 Eylül 1917'de öğleden sonra saat 15 ile 16 arasında tanıdığım bir Türk subayıyla birlikte Galata Köprüsü'nden vapurla Asya sahilindeki Kadıköy'üne geçiyordum. Bu subay bana bir şeyler anlattığı sırada ben Haydarpaşa'ya bakıyordum; İstasyonun önünde birçok mavna boşaltılıyordu. Birdenbire tam karaya çıkarken, bir hamalın sırtındaki büyük bir sandığın yere düştüğünü gördüm. Akabinde bir şey parladı ve patladı. Yanımdaki subaya tek kelime bile söylemeye zaman kalmadan müthiş bir infilak bizi sarstı. Gemimizde bir kargaşa oldu ve infilaklar birbirini izlerken dört tarafımızda suya kopan parçalar düşmeye başladı. Gemideki herkes gardaki cephanenin havaya uçtuğunu anlayarak kanepelerin altına saklanıyordu Kaptan şaşırmış kalmış ve gemiyi infilakların olduğu yere doğru sevk ediyordu. Bir Türk deniz subayı, kaptanı uzaklaştırarak kumandayı eline aldı ve vapuru tehlikeli bölgeden uzaklaştırdı. Demiryollarındaki vagonlar birbirini müteakip patladığı için infilaklar gece yarısına kadar devam etti. Savaştan kısa bir süre önce açılan güzel istasyon binası, bütün gece alevler içinde kaldı. Felaketin kaç kişinin hayatına kıydığı anlaşılamadı."

8 Yapımı yıllar süren muhteşem gar binası acınacak haldeydi; sivri kuleleri uçmuş, çatısı tamamen yanmış, tüm camlar kırılmış ama yine de ayakta kalmıştı. Bunun yanısıra liman tesisleri, ambarlar, personel binaları da yerle bir olmuştu. Haftalardan beri Yıldırım Orduları’na gönderilmek üzere Haydarpaşa'da toplanan yüzlerce ton cephane ve erzak da yok olmuştu. Bu durum, Kanal Harekatındaki Türk-Alman Cephesi'ni olumsuz etkileyecek hatta Filistin’in kaybına yol açan etkenler arasında yer alacaktı. Korkunç bilanço: Yangın kontrol altına alındıktan sonra facianın bilançosu da ortaya çıktı. Olay sırasında, biri banliyö, diğeri asker dolu iki tren, içindekilerle birlikte yanmış, aralarında gar personelinin de bulunduğu çok sayıda insan da ölmüştü... İstasyon, yakınlarından bir haber alabilmek ya da cesetlerini bulabilmek İçin İstanbul'un dört bir yanından gelenlerle dolup taşıyordu...

9 Farklı iddialar ve söylentiler: Hükümetin koyduğu sansür ve bu konudaki suskunluğu, halk arasında facianın nedenleri hakkında türlü dedikoduların yayılmasına yol açtı. İngiliz Savaş Uçakları mı? Kimileri, garı İngiliz savaş uçaklarının bombaladığını öne sürüyordu ama o gün İstanbul'a bir hava akını yapılmadığı belirlenmişti. Denizaltı mı? Bazılarına göre de Çanakkale'yi aşıp İstanbul'a gelmeyi başaran bir düşman denizaltısı, Haydarpaşa'yı top atışına tutmuş, cephanelerin ateş almasıyla facianın boyutları büyümüştü.

10 Alman ordusundaki Fransız ajanı: Fransız istihbaratı baştan beri İstanbul’dan Doğu’ya sevk edilen silah, cephane ve askeri birlikleri sıkı sıkıya takibe almıştı. Almanların içine sızmış olan Georg Mann adlı Alsace’lı bir denizci, aslında bir Fransız casusu idi… Alman karargâhının faaliyetini İtilaf güçlerine bildiriyor, onlar da özellikle İngilizlerin Filistin cephesinde ellerini rahatlatacak tedbirleri İstanbul’da almanın yollarını arıyorlardı Casus Georg Mann, ekibiyle çalışarak patlayıcıların ateşlenmesini sağlamıştı. Sabotaj mı? Bazı görgü tanıkları ise olayın 'sabotaj' olduğunu iddia ediyordu. Bu iddiaya göre limanda vinçleri kullanmakta olan bazı Ermeni işçiler mavnalardan aldıkları cephane sandıklarını kasti olarak yere atmış, patlayan cephane sandıkları diğerlerinin de tutuşmasına ve facianın büyümesine yol açmıştı. İlk patlamaların burada meydana gelmiş olması, yine bu kesimin büyük zarar görmesi de bu iddiaları güçlendirmekteydi. O zaman da akla başka bir soru geliyordu: Ermenilerin arkasında hangi devletin gizli örgütü ya da ajanları vardı?

11 Haydarpaşa Eylül 1917'deki infilaktan sonra Haydarpaşa Garı, yıllarca çatısı ve kuleleri yok olmuş bir halde, onarılacağı günü bekledi. Ancak Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın başlamış olması bu onarımı bir süre daha geciktirecekti...

12 Cumhuriyet'in ilanından sonra, çözüm bekleyen birçok sorun gibi, Haydarpaşa'nın onarımı da gündeme geldi ve bu amaçla tüm mimarların çağrılı olduğu bir proje yarışması açıldı senesinde sonuçlanan bu yarışmaya Mimar Kemalettin ile Mimar Nihat Beyler de katılmış, Nihat Beyin eserinin birinci olduğu açıklanmıştı... Bu projede, Gar'ın aslına uygun kalınmakla birlikte, sivri kulelerin yerine yuvarlak tavanlar yapılması ve çatının eğiminin azaltılması öngörülüyordu. Mimar Kemalettin Beyin projesi Mimar Nihat Beyin projesi Ancak bilinmeyen bir nedenle, bu projenin uygulanmasından vazgeçildi ve yapı, 1930'larda başlayan çalışmayla tamamen aslına uygun şekilde onarıldı. Ancak Nihat Beyin projesine uyularak çatı yüksekliği alçaltılmıştı...

13 1933'te, Cumhuriyet'in 10. yılına Haydarpaşa eski güzelliğine kavuşmuş olarak girdi.

14 Zamanın içinden Renoir’ın yağlıboya tablolarını andıran bir Haydarpaşa çayırı fotoğrafı... Adını III. Selim’in sadrazamlarından Haydar Paşa’dan alan bölge, demiryolu yapılmadan önce geniş bir çayırlıktı... Özellikle yaz günleri halkın rağbet ettiği bir mesire yeri olan bu kırlık alan aynı zamanda sefere çıkan orduların da toplanma noktasıydı.

15 Anadolu-Bağdat Demiryolları'nın yapımına karar verildiği zaman, başlangıç noktası alarak Haydarpaşa seçildi ve Haydarpaşa Çayırı'nın şiirsel sessizliği, 24 Ağustos 1871 günü başlayan çalışmalarla bozuldu. Bugünkü Haydarpaşa Köprüsü'nün bulunduğu yere küçük bir istasyon binası yapılırken, bir yandan da Haydarpaşa-İzmit demiryolu'nun inşaatı sürüyordu yılında hattın ilk bölümü hizmete açıldığında, henüz o görkemli gar binasından en ufak bir iz bile yoktu.

16 Haydarpaşa’da ilk tren düdüğü 22 Eylül 1872 günü çalmıştı... Haydarpaşa – Pendik hattının tamamlanarak hizmete açılmasından sonra 4-5 ahşap vagondan oluşan katarlar yolcu taşımaya başlamışlardı... Giderek önemli bir merkez haline gelmeye Başlayan Haydarpaşa’nın ilk zamanlar Kadıköy ile olan bağlantısını sandallar, Üsküdar ile olanı ise taksi ve dolmuş gibi çalışan faytonlar sağlamaktaydı

17 Alman imparatoru II.Wilhelm ve eşi imparatoriçe Auguste Victoria’nın Haydarpaşa rıhtımına çıkışlarındaki karşılama töreni 1898 Ekim O tarihte bugünkü Haydarpaşa gar binası ve iskelesi henüz yoktu… Tekneler denize doğru dikine uzanan bu taş iskeleye yanaşmaktaydılar.

18 Haydarpaşa'ya yeni ve görkemli bir gar binası yapma fikri ilk trenin çalışmaya başlamasından yıllar sonra, 20 Yüzyıl'ınbaşlarında gündeme geldi. Bu amaçla hazırlanan projeler arasında Alman mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Conu'nun eseri beğenildi ve uygulamaya konuldu. 30 Mayıs 1906 günü inşaatına başlanan ve mimarisi Alman 'Yeni Rönesans' üslubunda gerçekleştirilen binanın planı bir yanı uzun 'U' şeklindeydi. Ortadaki geniş koridorların ise iki yanında geniş ve yüksek tavanlı odalar sıralanıyordu Bu odaların tavanları tek tek kalem işi nakışlarla süslenmiş, tavanların dört köşesine de o zamanlar demiryollarının amblemi olan kanatlı tekerlekler resmedilmişti İnşaatın ilk günlerinde denizden görünüşü İnşaatın ilerlemiş hali

19 İnşaatın son safhaları Aylar süren çalışmalar sonucu denize çakılan her biri 21 metre uzunluğunda 1100 kazık üzerine oturtulmuş olan binanın temelinde Hereke'den getirilen pembe granitler, dış yüzünde ise Bilecik-Osmaneli‘nden getirilen açık renkli Lefke taşları kullanılmış, inşaatta 1500 İtalyan taş ustası çalışmıştı... Ön cephenin şatafatlı ve de görkemli görünüşüne karşılık, peronlara bakan yüzüne sadelik hakimdi. Binanın çatısı Alman mimarisinde çok kullanılan 'dik çatı' üslubunda ve ahşap olarak yapılmış, kaplamasında da arduaz çatı örtüsü kullanılmıştı İç mekanları süsleyen göz alıcı vitraylar ise Linneman tarafından özenle hazırlanmıştı.

20 Gar binası 19 Ağustos 1908 günü işletmeye açıldı… Ancak bazı eksikliklerinin tamamlanması bir yılı aşkın bir süre devam etti ve resmi açılış 4 Kasım 1909 günü Sultan Reşat’ın (V. Mehmet) tahta çıkış yıldönümünde gerçekleşti...

21 Haydarpaşa İskelesi: 1908'de inşası sona eren Haydarpaşa Garı önüne, yılları arasında Mimar Vedat Tek tarafından ahşap kazıklar üzerine oturtulan yığma taştan iskele ve binası inşa edildi. İçinde ve kısmen de dışında yer alan en nadide Kütahya çinileri ve ünlü sekizgen bilet gişesiyle özgün bir mimari yapı özelliğinde olan iskele binası önündeki su derinliği; 6.5 metre olup, Köprüye uzaklığı; 1.90 deniz milidir.

22 Haydarpaşa garı önündeki dalgakıran 1899 yılında yapıldı ve baş tarafına, tasarımı Mühendis Mustafa Lütfü’ye ait olan ve halen mevcut olan bir deniz feneri yapıldı yılında dalgakıranın ortasına zamanın padişahı II.Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılı münasebetiyle Mimar Vallury tarafından bir anıt dikildi Haydarpaşa mendireğinin müdavimlerinden bir karabatak...

23 Gar binasının dış cephesinden muhtelif ayrıntılar

24 Binanın içinden ve dışından sanatsal ayrıntılar

25 Haydarpaşa Garı, Kurtuluş Savaşı sonunda İstanbul’u terk etmek zorunda kalan işgal güçlerinden kurbanlar kesilerek teslim alınıyor zorunda kalan işgal güçlerinden kurbanlar kesilerek teslim alınıyor 1923

26 1 Temmuz 1927 Büyük Atatürk’ün Milli Mücadeleden sonra İstanbul’a ilk gelişi ve Haydarapaşa’da karşılanışı

27 Ve Haydarpaşa Garının Türk tarihi ile yeniden kucaklaştığı yıllar...

28 Haydarpaşa – Manhattan Projesi Ve... Haydarpaşa’ya yeniden idam fermanı !!! yorumsuz

29 Ey, o boz yapının, o kıyıda Ayrılış gününü beklediği yer Babanın, oğulun acılarını İçine çekip Elli yıl arayla sakladığı yer Haydarpaşa! Söyle, kimler gitti düğüne Kimler savaşa? Söyle, babamın da binip gittiği Söyle, gençliğimin başlayıp bittiği Ah söyle, çöllerde düşümün tuttuğu Gördükçe yüreğimin attığı Güneşin doğduğu battığı İçinde geçmişin yattığı Önünde yolların bittiği Altından rayların geçtiği yapı Kıyıda ayrılık akşamını bekleyen On üç yaşımı kapıp saklayan kapı Gerçek mi söyle... On üçünde miydim buradan binip Ver elini Konya askeri rüştiyesi diye Soğuk vagona uzandığım gün O mutsuz savaşın son yılı Çölden son yaralıların döndüğü akşam? Söyle, sen bütün Türkiye’yi tanırsın Ah... O boz yapının oraya çöküp Ayrılış gününü beklediği yer Bütün bir ulusun dünlü-yarınlı Türlü acılarını sakladığı yer Haydarpaşa Kimler gitti düğüne Kimler savaşa? Şeref Tipi 21-Ocak Kadıköy HAYDARPAŞA

30 Haydarpaşa ! Şairin dediği gibi.... Sen, bütün Türkiye’yi tanırdın Haydarpaşa ! - son - Müzik: Yemen Türküsü Kaynak : Ertan ÜNAL - Popüler Tarih - Eylül 2002 Ama artık degil !!!


"6 Eylül 1917 Saat 16.30 6 Eylül 1917'de Haydarpaşa cehennemi yaşadı… Filistin Cephesi'ndeki 4’cü Ordu'ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları