Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

● “İnternette dolaşırken” kendilerini materyalist, komünist veya devrimci olarak takdim edenlerle karşılaşıyorum. ●Bu kesim,çoğunluğu eçen yüzyılda batıda.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "● “İnternette dolaşırken” kendilerini materyalist, komünist veya devrimci olarak takdim edenlerle karşılaşıyorum. ●Bu kesim,çoğunluğu eçen yüzyılda batıda."— Sunum transkripti:

1

2 ● “İnternette dolaşırken” kendilerini materyalist, komünist veya devrimci olarak takdim edenlerle karşılaşıyorum. ●Bu kesim,çoğunluğu eçen yüzyılda batıda ortaya çıkmış ve zaman içinde önemini kaybetmiş “teorileri / fikirleri” bugüne taşıyıp taraftar kazanmaya çalışıyor. ● Bu kesim, çoğunluğu geçen yüzyılda batıda ortaya çıkmış ve zaman içinde önemini kaybetmiş “teorileri / fikirleri” bugüne taşıyıp taraftar kazanmaya çalışıyor. ● Çoğunluğu ateist olan bu kesim; “Yaratıcı-İnsan-Ahiret” ilişkisini “kendi iç dünyasında” tam kuramamış gençler üzerinde etkili olmak için “misyoner azmi” ile çalışıyor. ●Etki altına alınmak istenen genç nesle (günlük hayatından örnekler/deliller vererek) ateistlerin fikirlerinin yanlış olduğunu anlatmamız gerekiyor. ● Etki altına alınmak istenen genç nesle (günlük hayatından örnekler/deliller vererek) ateistlerin fikirlerinin yanlış olduğunu anlatmamız gerekiyor. ■ Ahirete inananların maddi delillere ihtiyacı yoktur. Çünkü; İMAN, GÖRMEDEN İNANMAKTIR. Çünkü; İMAN, GÖRMEDEN İNANMAKTIR. ■ Deliller, kararlı bir ateistti yolundan çevirmez. ■ Deliller, kararlı bir ateistti yolundan çevirmez. Çünkü; İMAN, BİR TALEP VE NASİP İŞİDİR. Çünkü; İMAN, BİR TALEP VE NASİP İŞİDİR. Bu seminerin hedef kitlesi, sınır üzerinde olanlardır.

3

4 “Barkod okuyucu” ile barkot tarandığında, cihazın yayınladığı lazer ışığı barkod çizgi ve boşluklarından yansır. Okuyucu cihaz, yansıyan ışığı bilgiye dönüştürür ve değerlendirmesi için bilgisayara aktarır. ● Barkod ile “bir verinin” hızlı ve doğru alınması sağlanır. ● Barkod ile bir ürüne ait “tüm hareketler” izlenebilir. ● Barkod ile pek çok “veri toplama sistemi” yapılabilir. ● ● Barkod: Çeşitli kalınlık, aralık ve sayıdaki çizginin yan yana gelmesiyle oluşmuş bir “simge”dir. (Kalınlık, aralık ve sayının kendisinin ve yerinin değiştirilmesi ile trilyonlarca birbirine benzemeyen barkod yapılabilir.) ● ● Barkod, kağıt üzerine matbaada baskı yapılarak hazırlanır ve her tür ambalajın üzerine konulabilir. (Bir işletme barkod kullanma iznini ilgili bakanlıktan alır. Bakanlık, yeni barkodun mevcutlara benzememesi için şeklini belirler ve kullanıcıya verir.)

5 Bir barkod da bu ürüne ait bilgiyle eşlenirse, bu barkod o ürünün bir tür “kimlik numarası” olur. Bir ürüne ait gerekli bilgiler bilgisayara önceden yüklenir, Ambalaj içine bakmaya gerek kalmadan; ürünün cinsi, özellikleri ve fiyatı ekrana gelir. O barkod nerede okunursa okunsun, o ürünün bilgileri “saniye içinde” ekrana gelir.

6

7 Elin parmakları eşit uzunlukta olmadığı gibi, baş parmağın yeri de diğerlerinden farklıdır. Elin yapısındaki denge, (kemik sayısı ve şekli, kasların yeri ve özelliği, mafsalların konumu vb.) onu “en kullanışlı” hale getirmektedir. BUNLARABİNLERCESİEKLENEBİLİR Şu anda bilgisayarınızın klavyesini kullanarak birkaç satır yazı yazmak isteseniz, elinizin ve parmaklarınızın binlerce değişik hareketi kolayca yapacağını tecrübelerinizle bilirsiniz. Bundan iyi örnek olur mu?

8 İnsan elini bir başka canlının eli ile kıyaslamak istersek; akla insan eline benzeyen maymun eli gelir. Ancak, fiziki bu benzerlik becerilerinin de aynı olduğu anlamına gelmez.

9 ● ● İnsan beyniyle tasarlayabilen, tasarısını elini kullanarak üretime dönüştürebilen bir canlıdır. ● ● İnsan faydalı - zararlı niyetlerini elini kullanarak uygulamaya geçirebilen bir canlıdır. ● ● Vücudu biyolojik bir makine kabul edersek, onu üretken yapan “el”dir. El tutar, el kavrar, el sıkar, el dokunur,... Eli el yapan ise parmaklardır. ● ● Normal şartlarda el, beynin talimatlarına (onun sinir sistemiyle gönderdiği uyarılara) bağlı olarak çalışır. EL KARAR VERİCİ DEĞİL, UYGULAYICIDIR EL KARAR VERİCİ DEĞİL, UYGULAYICIDIR.

10 ● ● Bir kullanıcı bilgisayarın karşısına geçip istediği tuşlara basabilir. Örnek olarak (A) tuşuna bastığını kabul edelim. ● ● Basılan tuşa bağlı devre “anahtar görevi” görerek üzerinden akımın geçmesini sağlar. Bu akım (sinyal) bilgisayarın hafızasına giderek onu uyarır. Hafıza bu akımı değerlendirdiğinde “kendisinden (A) nın istendiği bilir ve İlgili birimlere (A) yı oluşturacak akımı” gönderir. ● ● Ekran, gelen akıma uygun işleri yaptığında ekranda bir şekil oluşur; bu şekil (A) dır. Bir başkası olamaz… ● ● Bu işleri yapan bilgisayar olmasına rağmen, yaptıran (kullanıcı) insandır. İnsan (A) yerine (B) ye de basabilirdi. Bilgisayar bu defa (B) işlemini yapacaktı. ● ● Bilgisayar tasarımı gereği; kendisinden istenen tüm işlemleri yapar ve hafızasına kaydeder.

11 ● ● Önümüzdeki masada iki şişe; birinin içinde “su”, diğerinin içinde “alkollü içecek” olsun. ● ● Hangisinin içileceğine RUH KARAR VERİR ve beyine “… şişesini ağza getirmesini” söyler. Beyin ilgili organlara (sinir sistemiyle) yapması gerekenlerin sinyalini gönderir. Göz mesafeyi belirler, kol uzanır, bilek kıvrılarak el ayasının şişeye temasını sağlar, parmaklar kıvrılarak şişeyi sıkar, kol kıvrılarak şişe tutan eli ağza doğru götürür… ● Tüm bu işlemler olurken beyin sürekli olarak organlarla ilişkidedir. O, gözden gelen bilgileri sürekli değerlendirerek konum (koordinat) değerlendirmesi yapar ve kaslara yeni sinyaller göndererek şişenin ağza ulaşmasını sağlar. İnsanın vücut hareketleri, ruhun isteklerini yerine getiren organların faaliyetlerinin bir sonucudur. AÇIKLAYALIM

12 Beden, insanın maddi yapısıdır; biyolojik bir makinedir, verilmiş kararları uygular, sorumluluğu yoktur. Yöneticinin (ruhun) bedenden ayrılmasıyla (ölümle), bedenin dünyadaki görevi bitmiş olur ve çürüyerek toprağa karışır, yok olmaz. Nefis, bir yönüyle ruha, bir yönüyle bedene bağlıdır. Bunun sonucu olarak; nefis, ruhun ve bedenin (kimyasal değişimlerin) etkisi altında kalır. Ruh, önceden yaratılıp daha sonra “cenin”e yerleştirilen, mahiyeti tam olarak bilinemeyen bir varlıktır. Ruh, emrine verilen bedeni, hem doğrudan hem de nefis aracılığıyla etkileyerek yönetir. İnsan davranışları bu yönetimin bir sonucudur ve sorumluluk ruha aittir. İnsan öldükten sonra “ruhunun (hesap vermesi için) yaşatılması” bu sebepledir. Her insanın “kuyruk sokumu” denilen kemiği (kemik hücreleri) ve özel insanların bedeni hariç. EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

13 ● ● Parmak en uç boğumundan tırnak ucuna kadar olan bölgede deri kabartılarının teşkil ettiği; birbirini kesen, birbirine paralel, oval veya dairevî çizgilerin ortaya çıkardığı desenler vardır. ● ● Bu desenler, anne karnında (insanın DNA programına uygun olarak) oluşur. Her insanın DNA’sı farklı olduğundan, parmak ucu desenleri de farklıdır. ● ● Bu desen, o insan ölünceye kadar değişmeden ve kaybolmadan kalır. Bir şekilde parmağın üst derisi kopsa, yerine gelen yeni deride de (mucizevi bir şekilde) aynı desenler oluşur.

14 ● ● İnsanın parmak uçundaki ter bezlerinin salgıladığı sıvının yoğunluğu farklıdır. ● ● Parmak, düz bir yüzeye dokunduğunda ter bezlerinden çıkan sıvı (dokunulan yere) parmak ucundaki desenin birebir kopyasını çıkarır. ● ● Bu ize “parmak izi” denir. Mühür basmaktan maksat, mühürdeki deseni kağıda aynen kopyalamaktır. Bir diğer ifade ile; mühür sahibinin “onayının” kağıda aktarılmasıdır.

15 ● ● Parmak uçlarındaki bu değişmez ve herkes için farklı olan özellik, sahibi için doğal bir "kimlik kartı" dır. ● ● Bu öyle bir kart ki ; bir yerde unutulamaz, çalınamaz, eskimez, devredilemez, sahtesi yapılamaz, “bana ait değil” denilemez,…

16 ● ● Tüm insanların DNA’sının farklı olduğunu söylemiştik. (Tek yumurta ikizlerinin DNA yapılarında bile farklılıklar vardır.) ● ● Bir insanın her hücresinde (kan, sperm, deri, dokular, organlar, kas, beyin, diş, kemik, saç, tırnak, ter, sümük, tükürük, idrar, dışkı,…) DNA’sı birebir aynıdır… Bu özellik polis teşkilatı tarafından suçluyu teşhis etmede kullanılmaktadır. ● ● Tüm insanların parmak izlerinin farklı olduğunun anlaşılması, suçluların tespitinde yeni tekniklerin geliştirilmesinin yolunu açmıştır. ● ● Bugün olay yerinde bulunan bir parmak izi, bilgisayarın hafızasındaki parmak izleri ile karşılaştırılmakta ve saniyeler içinde bu parmak izinin kime ait olduğu bulunabilmektedir.

17 ● ● Elimizdeki kemiklerin sayısı, şekli ve konumu; “evrimle” izah edilemez. El, mükemmel bir tasarımın sonucudur. ● ● Ateist bir mantıkla yaklaşıp “tesadüfen oluştu” diyen varsa; iddiasını ispat etmesi gerekir… Bizim maddi delilimiz, matematik biliminin “ihtimaller hesabı”dır. Bu oluşumun tesadüfen gerçekleşebilme ihtimali 5x10 20 de birdir; yani yüzde sıfırdır. ● ● Eldeki kemikler tesadüfen oluşamadığına göre; bugün yaşayan milyarlarca insanın parmak izlerinin birbirinden farklı olmasını, ateistler nasıl izah edecekler? ● karnındaki bebeklerin parmak izlerinionlardan farklı ● Onlara sormak lazım; “Kim!.. Ölmüş olanların ve yaşayanların parmak izini biliyor da; şu anda hamile olan milyonlarca kadının karnındaki bebeklerin parmak izlerini onlardan farklı yapıyor?”

18 YANLIŞ İDEOLOJİLER, HURAFELER VE SAFSATALARIN YAYGINLAŞMASININ TEMEL SEBEBİ BUDUR.

19 Kimileri de çocukların taze beynine; “seni Allah yarattı” yerine “leylek getirdi” fikrini sokmakla meşgul… Çünkü; günümüz materyalistleri önder seçtikleri bu kişilerin“teorilerini” kendilerine “din” yapmışlardır. “İnsanın maymundan türediği”ni savunarak “yaratılma inancı”nı çürütmeye çalışan ateist Darwin’in fikirleri, “her devrin dinsizleri” tarafından (tüm fırsatlar değerlendirilerek) “güncel” tutulmak isteniyor.

20 Maymun, maymun olarak yaratıldı, maymun olarak da kalacak. İklim, beslenme vs. değişikliklerle maymunun boyunun kısalması veya uzaması, kemik yapısının değişmesi, onu “maymun sınıfı”ndan çıkarmaz; hele insan gibi özellikleri olan bir canlı haline getiremez. Modern Genetik Bilimi, bu konuda bize yeterince deliller sunuyor. Evrimcilerin “saplandıkları bataklıkta debelenmeleri kendilerini kurtarmıyor, daha da batırıyor”.

21

22 ● ● Her yaratılan bir kurala göre hareket etmekle görevlidir. İnsan için de kurallar vardır. İnsan, sınırları belirlenmiş bir hayatı “imtihan için” yaşayacaktır. ● kulluk tanımı ● Sınırlar “kulluk tanımı” ile çizilmiştir. ● Allah’a iman etmek O’na ibadet etmektir. ● Kulluk: (eş koşmadan) Allah’a iman etmek; (yap dediklerini yaparak ve yapma dediklerini yapmayarak) O’na ibadet etmektir. Daha geniş bilgiyi; ●İNSAN ÖLÜR MÜ? ● İNSAN ÖLÜR MÜ? ●KÂİNAT ve İNSAN ● KÂİNAT ve İNSAN isimli seminer konularında verdiğimizden burada tekrar etmeyeceğiz.

23

24 ● ● İnsanın “dünya hayatı” için gerekli her türlü “alt yapı” (kâinat / dünya / beden) ile onu kullanabilecek “üst yapı” (akıl / irade / his /…) Yüce Allah tarafından hazırlanmış (yaratılmış) ve insanın (ruhun) emrine verilmiştir. ●Tüm alt yapı, insan için bir imtihan alanı olup, ruh hariç hepsi ölümlüdür. Kâinatın ölümü kıyamet, bedenin ölümü ise ruhun bedenden çıkmasıdır. ● Tüm alt yapı, insan için bir imtihan alanı olup, ruh hariç hepsi ölümlüdür. Kâinatın ölümü kıyamet, bedenin ölümü ise ruhun bedenden çıkmasıdır. ● ● İnsan, ahiret (cennet - cehennem) hayatında ebedi olarak yaşatılmak için yaratılmıştır. Yüce Allah, cennet ve cehenneme giden yolların haritasını (vahiy ile) insana göndermiş ve tercihi insana bırakmıştır. ●İnsan, tercihlerinin hesabını verecektir. Bu sebeple onun her anı (niyeti, sözleri, davranışları,…) ahirette “lehinde ve aleyhinde” delil olarak kullanılmak üzere kaydedilmektedir… ● İnsan, tercihlerinin hesabını verecektir. Bu sebeple onun her anı (niyeti, sözleri, davranışları,…) ahirette “lehinde ve aleyhinde” delil olarak kullanılmak üzere kaydedilmektedir…

25 ●Vahiyden, insanın tüm davranışlarının kayda alındığını öğrendik. ● Vahiyden, insanın tüm davranışlarının kayda alındığını öğrendik. ●Yapılan bu kayda halk arasında “amel defteri” denir ● Yapılan bu kayda halk arasında “amel defteri” denir. ●Amel defteri (bilgisayar lisanıyla) insanın “harddiski”dir. Bir bilgisayarın yaptığı işlemler (ekrandan silinmiş olsa bile) “harddisk”e kaydedilir. İnsanın yaptıkları da (sahibince unutulmuş olsa bile) “amel defteri”nde kayıtlıdır. ● Amel defteri (bilgisayar lisanıyla) insanın “harddiski”dir. Bir bilgisayarın yaptığı işlemler (ekrandan silinmiş olsa bile) “harddisk”e kaydedilir. İnsanın yaptıkları da (sahibince unutulmuş olsa bile) “amel defteri”nde kayıtlıdır. ●İnsan hesaba çekilerken bu kayıtlar “delil” olacaktır. Buna organların şahitliği de eklenince “mahkemenin ne kadar güçlü delillere dayanarak yapılacağı” ortadadır. ● İnsan hesaba çekilerken bu kayıtlar “delil” olacaktır. Buna organların şahitliği de eklenince “mahkemenin ne kadar güçlü delillere dayanarak yapılacağı” ortadadır.

26 Görevli meleklerin nasıl kayıt yaptıklarını bilmiyoruz. Çünkü, melekler bizim dışımızdaki bir alemin varlıklarıdır. O alemle ilgili tek bilgi kaynağımız ise “vahiy”dir. Bilgimiz vahiyle sınırlı kalacaktır. Bir mümine düşen; “vahyin mesajını” sorgusuz kabullenmek, doğru anlamaya ve uygulamaya çalışmaktır. Ateist ve yandaşı (türevi) fikir sahiplerinin “görmediğime inanmam” tezlerine cevap olması açısından, kendi gözleriyle gördüklerini kendilerine hatırlatmak için “kayıt altına alma” olayının dünyevi boyutunu ele alalım.

27 Kamera ve Film Şeridi Sesli ve görüntülü kayıtın yapılabildiği ilk sistem. Video Kamera ve Kaseti Yukarıdakine göre göre daha küçük ve daha kapasiteli bir sistem (CD’ye kayıt yapanları daha da küçük) Bilgisayar Disketi (kapasitesini 1 birim kabul edersek) Bilgisayar CD’si (kapasitesi 400 birim demektir) Bilgisayar Flash’ı (kapasitesi birim demektir) Taş ve Kağıt Bilgi ilk kez; iz yapmak şekliyle taşa, daha sonra da kağıdın keşfiyle sayfalara depolandı. Fiziki Kayıt Kimyasal Kayıt Manyetik Kayıt Elektronik kayıt Biolojik kayıt İnsan, üzerinde çalışıyor; henüz başaramadı...

28 İlk olarak; taşa yazarak bilgi depolayan insan, boyu büyüklüğündeki taşa yazdıklarını bir sayfa kağıda sığdırmayı öğrendi. Bugünün insanı; bir kütüphane dolusu bilgiyi birkaç gram ağırlığındaki CD’ye kaydedip, saklayabilmektedir.

29 Bugünün insanı; küçük bir düğme büyüklüğündeki alıcılar ile elde ettiği binlerce sabit ve hareketli görüntüyü, küçük tırnağı kadar bile olmayan hafıza kartlarına kaydedip, saklayabilmektedir.

30 ● ● Çeşit çeşit giyinmiş insanlar; yiyor, içiyor, hopluyor, zıplıyor, bağırıyor, kahkaha atıyor… ● ● Düğün sahibi de “hatıra kalsın, ilerde seyrederiz” diye “kamerayla” kayıt yaptırıyor. ● ● Kim “ne yedi, ne içti, ne giydi, ne söyledi,... hepsi perdeye (ekrana) dökülecektir. ● ● Katılanlar “ben yoktum, ben içmedim, ben söylemedim,..” diyebilir mi? YAPILAN HER KAYIT, AYNI ZAMANDA BİR DELİLDİR.

31 İnsan; “kapasitesi sınırlı aklıyla” bunları başarabiliyorsa; tüm kâinatı yaratan (sonsuz güç sahibi) Yüce Allah’ın “Ol” demesiyle nelerin olabileceğini kabullenmek; “akıl sahipleri için” hiç de zor değildir.

32 SONUÇOLARAK “…İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde…” (Kur’an 24/23-24) “İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.” (Kur’an 50/18)

33

34 İnsan; hayatının hangi döneminde olursa olsun, her geçen saniye, ölümüne biraz daha yaklaşır. Kendine takdir edilen “dünya hayatı süresi” dolduğunda, ölümü gerçekleşir. Ölüm; bir yok oluş değil, boyut değiştirmektir. ● Ölüp de dirilen ve yaşadıklarını bizlere anlatan olmamış ve olmayacaktır. ●“Ölümün ne olduğunu, ruhun neler yaşadığını” akılla bulmak ve teknik olarak ispatlamak mümkün değildir. ● “Ölümün ne olduğunu, ruhun neler yaşadığını” akılla bulmak ve teknik olarak ispatlamak mümkün değildir. ● Bu durum; kabir, kıyamet, mahşer, hesap verme, cennet- cehennem için de geçerlidir.

35 “İnsan nesli” için takdir edilen zaman dolduğunda, maddi kâinat alemi de işlevini bitirmiş olur. Kâinatı kusursuz bir şekilde yaratan ve işleten Yüce Allah, yine olağanüstü bir kapanışla (kıyamet denilen o son günde) insan neslinin ve kâinatın maddi anlamdaki varlığına son verecektir. NOT: Kıyamet gününde; tüm kâinatta ve yeryüzünde olacaklar (insanların büyük şaşkınlık, korku ve panik halleri) Kur‘an'da anlatılmıştır. NOT: Ahirete inanmayan insan, (Kur’an ve Peygamberi inkar ettiğinden) Müslüman olamaz, kâfir olur.

36 “İnsan ölüp toprak olduktan sonra onu kim diriltecek?” diyenlere Kur'an’ın cevabı: O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır…” “O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır…” (Kur’an 22/66) Ruh ölmediğinden, diriliş beden için söz konusudur. ● ● Kendi yarattığı ruha, dünyada beden verip onu insan yapan Yüce Allah; ahirette de aynı ruha bir beden vererek, onu (insanı) sonsuza kadar yaşatacaktır. ● ● Bunun için; ölen her insanın bütün özelliklerini bilen Yüce Allah’ın “Ol” demesi (süreci başlatması) yeterlidir. ● ● İnsanın dünyadaki bedeni, ahirette en küçük parçasına kadar yeniden yaratılacaktır. (Parmak izleri bile aynı olacak. Kur’an 75/4) SONUÇ “Ruh yeni bedeniyle birleşecek” ve insan hesaba çekilmek üzere “mahşer yerine götürülecek.”

37 ● ● İyiler, mükâfat olarak mahşerin sıkıntı ve ızdıraplarından korunacak… ● ● Kötüler, mahşerin her türlü sıkıntı ve ızdıraplarına maruz kalacaktır… Mahşer yerinde toplanan insanlar, “ilahi mahkeme” ye çıkıncaya kadar burada bekletilecektir. insan Yeni bedenine kavuşan ruh; yani, insan; ahiret hayatına (ikinci hayatına) başlamıştır. Önce dünya hayatının (birinci hayatının) hesabını verecektir. EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

38 YENİDEN DİRİLİŞLE BİRLİKTE İNSANIN AHİRET HAYATI BAŞLAR maymundan gelmediğini, insan olarak yaratılıp dünyada imtihan olduğunu, şimdi hesaba çekileceğini ve yaptıklarının karşılığını göreceğini kendi hesabının görüleceği anı beklemek “Görmediğime inanmam diyenler” gözleriyle görür olmuşlardır. Kendisinin maymundan gelmediğini, insan olarak yaratılıp dünyada imtihan olduğunu, şimdi hesaba çekileceğini ve yaptıklarının karşılığını göreceğini anlamıştır. Hemen “iman etmek” istese de bunun ona bir faydası olmayacaktır. Çünkü, ahiret hayatı; “iman ve ibadet yeri değil, hesap verme - ceza / mükafat alma yeridir”… Dünyaya dönüp iman etmek istemesinin karşılığı da yoktur. Bu şartlar altında “kendi hesabının görüleceği anı beklemek” zorundadır… BU ONUN SON DERECE ZOR DURUMDA KALDIĞI DEHŞET ANLARIDIR… Kıyamet günü yeni bedeniyle mezarından kalkan her insanın yanına (onu tanıyan, onu teşhis edebilen) iki melek gelecektir (Kur’an 50/21). Bu meleklerin dünya hayatında onun amellerini yazan melekler mi, yoksa başkaları mı olduğunu bilmiyoruz. Ancak birinin onu Allah'ın huzuruna (mahkemesine) doğru götüreceği, diğerinin de onun amel defterini taşıyacağını VAHİYDEN öğreniyoruz. EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

39

40 ● ● Yüce Allah, diğer hiçbir canlıda olmayan üstün özelliklerle donattığı ve tüm kâinatı hizmetine sunduğu insandan (dünya hayatında) “gönüllü kulluk” yapmasını istemişti. ● ● Yüce Allah, insan için neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu en iyi bilen olarak; insanın yanlış yapmaması için, Kur’an’ı göndererek insanlara “yol haritası” çizmiş ve Peygamberini de rehber yapmıştı. ● görev yetkisorumluluk ● Yüce Allah, insana “görev” verirken “yetki”de vermiş, yetkinin “sorumluluk” doğurduğunu (sorgulanacağını) da söylemişti.

41

42 ● Yüce Allah, cennetlikleri doğrudan cennete gönderecektir. Çünkü onların amel defterleri O’nun beğenisini kazanmıştır. ● Yüce Allah, cehennemlikleri doğrudan cehenneme göndermeyip, adaleti gereği onlara bir tür “savunma hakkı” tanıyacaktır. ● Kişi, “amel defteri” ve “organlar”dan oluşan deliller karşısında neyi inkar edebilir ki? ● Dünyada peşinden gittiği “batıl fikirlerin” sahipleri de kendisine yardım edemez. ● Kendisine dünyada “ayırt edebilme yeteneği” ve “tercih hakkı” verilmişken; şeytanı suçlamasının da ona bir faydası olmayacaktır. EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

43 İnsan, dünya hayatında yapıp unuttuğu “doğru - yanlış” her şeyin ve yapması gerektiği halde yapmadıklarının da kayıt altına alınmış olduğunu görecektir. Her insan, kendisi için görevlendirilmiş melekler nezaretinde, Yüce Allah’ın huzuruna çıkarılacaktır. Şahit melekler, amel defteri ile birlikte kişiyi Yüce Allah’a arz edeceklerdir.

44 En doğrusunu ALLAH bilir. İnsan, delillerin bazılarına mazeret aradığında, “kendi organları” kendisine yaptırılan yanlışlıkların neler olduğunun şahidi olarak dile gelecektir. Şahit olarak dünyada iken kayıt yapan melekler ve delil olarak insanın kendi organları varken hiçbir şey gizli kalamaz. İnsan, dünyada yaptığı gram iyilik ve kötülüğün kaybolmadığını, kendisinin yapıp/yapmadığı ibadetlerin neler olduğunun bilindiğini görecektir. Yüce Allah, imtihanın sonunda isterse kulunu affeder, isterse cezalandırır. Takdir tümüyle ona aittir.

45 “İnkar edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkarcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.” “Onlara şöyle denir: “İçinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!” “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selam olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.” “Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren ve bizi cennetten dilediğimiz yere konmak üzere bu yurda varis kılan Allah’a mahsustur. Salih amel işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!”

46 “Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış halde görürsün. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.”

47

48 ● ● Dünyacılar için; “hukuki ve ahlaki” sınırlar yoktur. Bir engelle karşılaşırsa onu aşmak için “ne gerekiyorsa yap ve yakalanma” anlayışıyla “adamını bul, rüşvet alanı bul,…” yollarına başvurur; çoğunlukla da başarır. Bu başarı(!) kendisini azdırdığı gibi, bir başkalarına da “teşvik” olur. Toplum, böylelerinin çoğalmasıyla bozulur… ● ● Ateizm’i “Bir yaratıcı gücün varlığını kabul etmemek” olarak tanımlarsak; ateistlerin “öldükten sonra dirilme yoktur” görüşleri kendi açılarından meşrulaşır. Bu meşruluk, onları dünyaya hapseder ve yaşam felsefeleri dünya ile sınırlanır. ● fayda elde etmek için her şey meşrudur ● Bu dünyaya kendini hapsedenlerin; “materyalist / maddeci” olmaları ve “fayda elde etmek için her şey meşrudur” anlayışını “yol haritası” yapmaları kaçınılmazdır.

49 Kayıt cihazları yapabilen insan vücudu, kendi organlarının davranışlarını da kaydediyor olamaz mı? Hayır mı diyorsun? Öldükten sonra yeniden dirilmeye niçin inanmıyorsun? Sen gözle görülmeyen “iki hücrenin rahimde çoğalarak insan şeklini alması ve dünya hayatına çıkması”nın bir sonucusun… Ölen insanın (ister toprağa gömülsün, ister suda kalsın, ister yakılsın,…) bedeninin bir kısım hücreleri asla yok olmayacaktır. Bu hücrelerin taşıdığı (DNA), insanın “tohumu” olabilir ve şartlar oluşunca çoğalarak yeniden insan bedenini oluşturur. Sen de bilirsin; duyu organlarımızın çevreden aldığı verileri beyin hücrelerimiz kayıt altına alır; yeri geldikçe de kullanır. Diğer organlarımıza ait hücrelerde kendi yaptıklarını kayıt altına alıyor olabilir. Örnek mi? Bilgisayar yaptığı işlemleri kendi hafızasına kaydettiği gibi, istenilen yere de bilgi gönderebilir. İnsanı, anne karnından “dünya hayatına” bedeniyle çıkaran; aynı insanı, mezarından “ahiret hayatına” bedeniyle çıkarır.

50 Her insanın iki santimetrekarelik parmak uçuna; silinmez çizgiler halinde “kişiye özel parmak izi” koyan Yüce Allah, vahiy ile (1400 yıl öncesinden) “parmak uçlarına” dikkatimizi çekiyor. İnsanların parmak uçları; ilk insandan bugüne kadar var olmasına rağmen, sırrının çözülmesi ve teknolojide kullanılması “son yüzyıl”da gerçekleşti. Parmak izi, “kişi hırsızlık yaparsa kolay yakalansın” diye var olamaz. ● ● Parmak izinin kriminolojide kullanılması yenidir. Bu durumda; daha önce yaşamış insanların parmak izi olmasa da olurdu. ● ● Hayatında polisle hiç muhatap olmayacak kişilerin parmak izi olmasa da olurdu. ● ● Dünyanın ıssız bölgelerinde yaşayıp parmak izinden bihaber olanların “izi” olmasa da olurdu. Başka örneklerde verilebilir.

51 ● ● Günümüzde insanın yaptığı “parmak izi okuyucusu”nu herkes bilir. “Parmak okuyucu”ya parmağınızı koyduğunuzda cihaz parmağınızın desenlerini tarayarak sizin “kimliğinizi” tespit eder. Yani o parmak sahibinin kim olduğu artık bellidir. ● ● Ahirette her insan (parmak uçlarına varıncaya kadar) yeniden var olacağına göre, sizin parmak iziniz “sizin kimlik kartınız” olarak orada kullanılabilir. ● ● Bilgisayar kullananlar bilirler; “Google” bir kelime yazıp tuşa basıldığında, milyonlarca dosya taranır ve içinden ilgili dosya (binlerce olsa dahi) ekrana gelir; hem de dünya zamanıyla birkaç saniye içinde. ● ● Hücrelerimizin yaptığı kayıtları kişisel dosyamıza (harddisk’e) benzetirsek, içindeki bilgilerin taranmasının ne kadar kolay ve hızlı olacağını, beynin çalışma sisteminden veya bilgisayar örneğinden kolayca anlayabiliriz.

52 Bana ait bilgilerle parmak izim eşlenirse özel bilgilerimin ortaya çıkacağını kabullenebilirim; çünkü, örneklerini görüyorum. Günlük hayatımın meleklerce kayıt altına alındığına inanıyorum. Melek kavramına inanmam; kendim biyolojik bir makine olduğumdan kumanda merkezim (hafızam) kayıt yapıyor olabilir. O da yok olacak. Tüm parmak izlerim silinse, parmaklarım kopsa dahi, ahirette parmak izime varıncaya kadar yeniden yaratılacağımdan kimlik kartım (barkod) kaybolmamış olacaktır. Ölüm sonrası hayat yoktur; çürüyüp yok olacağız. Parmak ucum ile amel defterim bir şekilde eşlenirse, tüm hayatım ortaya çıkar.

53 Birkaç derece daha sıcak suyla banyo bile yapamıyorum; cehennem varsa ateşine nasıl dayanırım? Bence yok… Ahiret hayatı yok diyorsun, ya varsa ? Bulunduğun noktadan bir adım öne çıksan ne kaybedersin? Hayatını yeniden düzenlemek çok mu zor?

54 ● ● Kâinatı, yaratansız ve sahipsiz kabul edenler, senin bütün insani özelliklerini silip, seni robotlaştırmak ve inkarcı yaparak hayvandan daha aşağı dereceye düşürmek istiyorlar. ● ● Her insan yaratılış itibariyle telkine açıktır ve etkilenebilir; sen de etkilenmiş olabilirsin. Kalbini ve beynini olumlu fikirlere açmadığın için, hurafe ve safsatalar seni sarmış olabilir. Bundan kurtulmanın yolu Allah’a ve Peygamberine (Kur’an’a ve sünnete) kulak vermendir.

55

56 Hadis- i Şerif: Kul tövbe ettiğinde, Allah onun günahlarını amelleri kaydeden hafaza meleklerine unutturur. Aynı şekilde onun günahı işleyen organlarına da unutturur. Günahı işlediği yerdeki suç, delil ve izlerini de yok eder. Ta ki, Allah’ın huzuruna vardığında günah işlediğine dair, aleyhinde şahitlik edecek hiçbir şey bulunmasın. Hz. Muhammed Hz. Muhammed (sav) ÖZÜR DİLEYEBİLMEK İnsan insana karşı hata yapınca ondan özür dilemelidir. Özür dileyebilmek “asil” bir davranıştır. TÖVBE EDEBİLMEK İnsan, mevcudiyetini ve kullandığı her nimeti Yüce Allah’a borçludur. O’nun verdiklerine karşı bizin şükrümüz daima yetersiz kalacaktır. Tövbe ile arayı kısaltmamız gerekir. ALLAH

57 Mümin, Yüce Allah’ın yap dediklerini yapar, yapma dediklerini yapmaz. Bu davranış biçimi, aynı zamanda bir ibadettir. Mümin, insanlarla Yüce Allah’ın çizdiği sınırlar içinde doğru ilişkiler kurar. Bu tutum; “kul hakkına saygı” olup, aynı zamanda bir ibadettir. Mümin, doğanın sahibi değil; kullanıcısıdır. Onu israf edemez, kirletemez. Doğayı doğru kullanmak, aynı zamanda bir ibadettir. MÜMİN: Allah’a, Hz. Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere gönülden inanıp, kabul ve tasdik eden kimsedir. “Allah’a inanıyorum” demek yeterli değildir. Bu inancın eylemle (ibadetle) gösterilmesi gerekir.

58

59 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle...


"● “İnternette dolaşırken” kendilerini materyalist, komünist veya devrimci olarak takdim edenlerle karşılaşıyorum. ●Bu kesim,çoğunluğu eçen yüzyılda batıda." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları