Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İ van Aleksandroviç Gonçarov (1812- 1891) Oblomov Sayfa 89-119.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İ van Aleksandroviç Gonçarov (1812- 1891) Oblomov Sayfa 89-119."— Sunum transkripti:

1

2 İ van Aleksandroviç Gonçarov ( )

3 Oblomov Sayfa

4 Zahar, Tarantyev ’le Alekseyev ’in arkalarından kapıyı kapattıktan sonra, sobanın üzerine çıkmaktan tereddüt etti:Yazı yazmaktan söz eden efendisi her an kendisini çağırabilirdi. Fakat efendisinin odasında mezar sessizliği vardı. Merak edip kapıdaki yarık yerden içeri bir göz attı. İlya İlyiç, çenesi avucunda, yanı başında da bir kitap, sedire uzanmış yatıyordu. Zahar kapıyı açıp, efendisine mektup yazmasını hatırlatmak isteyince efendisi tarafından rahatsız edilmek istenmediği cevabını almıştı. Oblomov elindeki kitabın bir aydan beri açık durmaktan sararmış sayfasını okuyup bitirdi. Kitabı kapadı, esnedi, sonra “iki büyük derdini” düşünmeye daldı. Ayaklarını kâh uzatıp, kâh altına alarak: ---- Aman ne sıkıntı, diye mırıldandı. Düşlere ve tatlı hayallere dalmak ihtiyacını duyuyordu. Sırtüstü döndü, ellerini ensesine kenetleyerek, kafasında, çiftliğin yerini bir düzene sokacak planlarını tasarlamaya başladı. Kendi kendine birçok esaslı noktayı ölçtü biçti: İşleri, borçları, köylüleri, verecekleri kirayı, tembelliklerine, kaçıp gitmelerine karşı alınacak sert önlemleri, Sonra çiftlikte nasıl yaşayacağını düşünmeye başladı: Hayalinde bir ev kurdu. Odaların biçimini, yemek odasının pencerelerinin ne yöne bakacağını, hatta içine koyacağı eşyaları, halıları, ek binaları nereye yaptıracağını, kaç kişi konuk edeceğini, ahırların, ambarların, hizmetçi odalarının nerede bulunacağını tasarladı. Oradan bahçeye geçti; meşelerle ıhlamurlar olduğu gibi kalacaktı, yalnız elmalarla armutları kestirecekti, yerlerine akasya dikecekti. Meyvelerle ilgili planına o kadar kaptırmıştı ki, uzakta sararmış bir buğday tarlası, bir kayın ormanının arkasında batan güneş, gölün uykuya dalmış, durgun sularını tutuşturuyordu.

5 Şarkılar, kahkahalar, uzaklarda balalayka sesleri geliyor. Çevresini saran mini yavrular, yanında bütün çiftliğin tanrıçası oturuyordu. O sırda yemek odasının ışıları yanıyor, mükellef bir akşam yemeği. Çocukluk arkadaşı, sadık dostu Ştolts ve daha başka tanıdık çehreler de oradaydılar. Oblomov’un çehresinde birdenbire mutluluk fışkırdı; hülyası ona o kadar canlı, o kadar renkli, o kadar şiirli geldi ki, yüzünü yastığa çevirdi. İçinde ansızın aşka, sakin bir mutluluğa, doğduğu yerin kırlarına, tepelerine,evine,karısına, kendi çocuklarına karşı derin ve belirsiz bir özlem duydu….. Mutluydu. O sırada sokaktan gelen “patates, kömür, hayır sahibi bayanlar, baylar, yapılacak bir kilise için para!” gibi sesler kendine gelmesine nede oldu. İlya İlyiç acı acı içini çekti Ah! Ne hayattır bu! Ah, bütün bunlara ne zaman kavuşacağım. Birdenbire hatırlayarak içinden bağırdı.” Hani plan? Kâhyaya ne yazacağım? Ev işi ne olacak? Hemen doğruldu, kanepeye oturdu, sonra ayaklarını indirdi, hiç aramadan terliklerini ayaklarına geçirdi, bu durumda bir süre oturdu, ayağa kalktı, bir iki dakika düşündü, masaya ve hokkaya bakarak Zahar, Zahar! diye seslendi. Gelen Zahar’a Hokkayı gösterdi, cümlesini bitirmeden tekrar düşünmeye daldı. Kolları yukarı, dizleri aşağı gitti, gerinip esnemeye başladı. Kahvaltı yapmak için bir şeyler istedi.

6 İlya İlyiç uşağın getirdikleriyle kahvaltı yapmaya başladı. Zahar biraz uzakta durmuş, yan yan efendisine bakıyordu. Herhalde söyleyecek bir şeyi vardı. Ama Oblomov hiç aldırış etmeden yemeğe devam ediyordu. Zahar bir iki defa öksürdü; para etmedi. Nihayet çekine çekine: Ev sahibinin vekili gene haber gönderdi, dedi. Müteahhit geldi. Daireye bakacakmış Biliyorsunuz ya gene o yıkmak meselesi….. İlya İlyiç hiç cevap vermeden yemek yiyordu. Zahar biraz sustu, sonra daha hafif bir sesle: İlya İlyiç, dedi. İlya İlyiç duymazlıktan geldi Gelecek hafta çıkmamızı söylüyorlar Ne yapacağız İlya İlyiç? diye mırıldandı. Oblomov kalkıp Zahar’a doğru yürüyerek sert sert: Bana bundan söz etmeyeceksin demiştim sana, dedi Ya ben ne yapayım ki? Ev sahibine yazacağım dememiş miydiniz? Evet, evet yazacağım; dur bakalım. Her şey birden olmaz ki.

7 ------İşte şimdi yazabilirsiniz Şimdi, şimdi mi? Yapılacak çok önemli işlerim var. Kalemini kurumuş hokkanın içine daldırarak Bak, işte bak! Mürekkepte yok. Nasıl yazayım dedi. Zahar: Durun, içine biraz kvas koyayım, dedi. Oblomov: Eyvah, kağıt da yok!… Evet, yok. Ah, şu Zahar! Zahar: İşte kağıt, buyurun. Oblomov kağıdı yere attı: Bu kağıda nasıl yazayım? Dün gece onunla bardağımı kapadım; içine…. Zehirli bir şey düşmesin diye. Zahar geri döndü ve duvara baktı. Biraz düşündü, sonra yeniden yazmaya koyuldu: “Evinizin ikinci katında işgal etmekte bulunduğum ve sizin, içinde bazı tadilatlar yapmak niyetinde bulunduğunuz daire, benim yasayış tarzıma ve uzun zaman bu evde oturmakla edindiğim alışkanlıklara uygundur. Uşağım Zahar’dan öğrendim ki, siz kendisine söylemişsiziniz ki, işgal ettiğim daire…” Oblomov durdu ve yazdığını okudu: Olmadı, dedi. İki defa “bulunmak”, iki defa da üst üste “ki” kullanmışım.

8 Biraz mırıldanıp kelimelerin yerini değiştirdi, sabırsızlandı: Bu “ki”lerden kurtulmak imkânı yok. Tanrı kahretsin bu mektubu, böyle saçma şeylerle kafamı patlatacak değilim ya. Ben resmi mektup yazmaya alışığım. Bak saat üçe gelmiş, al mektubunu Zahar. Oblomov mektubu dört parça ederek yere attı Gördün mü ? diye sordu. Zahar parçaları toplayarak: Gördüm, dedi Gör de bir daha bana evden bahsetme. Nedir o elindekiler? Bunlar hesap iki aylık pusulaları Ah, Tanrı müstahakkını versin! Sen beni öldüreceksin. Nedir bunlar çabucak söyle? Kasap, manav ve ekmekçinin hesabı Peki nediyor hepsi? Hesapla Kasap seksen altı ruble elli dört kapik, ekmekçi ile manav yüz yirmi bir ruble on sekiz kapik. Oblomov: Ne oluyor bu hesaba? dedi. Her sefer başka bir şey çıkıyor. Sen ne buldun? İki yüz değil mi? Senin dünyada bitireceğin yok haydi git de bana hesapları yarın getirirsin. Kaç defa söyledim, borçları sık sık ödeyelim diye, illa da hepsini birden verecek. Ne adam! Zahar, hesaplarını bitirdi: ruble 75 kapik. Lütfen parayı verin Baş üstüne, derhal! Beklesin biraz be! Yarın veririm.

9 ----- Ama İlya İlyiç, istiyorlar Haydi, haydi, git başımdan. Yarın dedim yapacak önemli işlerim var. Çalışacağım. İlya İlyiç, koltukta, ayaklarını altına alıp oturdu. Tam düşünceye dalmak üzereyken, kapının çıngırağı çaldı Buyurun doktor, sizi böyle hangi rüzgâr attı? dedi Sizin üst kattaki komşuya gelmiştim, geçerken uğradım Teşekkür ederim. Komşum nasıl? Sonu belli. Siz nasılsınız? Çok fenayım doktorcuğum, diye cevap verdi. Bende sizi çağırmak niyetinde idim. Ne yapacağımı bilmiyorum… Midemde bir ağırlık hissediyorum, yanmalar duyuyorum, zor nefes alıyorum. Oblomov sızlandı durdu. Doktor muayene ederek bir takım sorular sorduktan sonra kesin bir ifade ile: Eğer bu şartlar içinde iki üç yıl daha yaşayacak olursanız, bu iklimde, böyle boyuna yatarak, bu yağlı, ağır yemekleri yemekte devam edecek olursanız, çok sürmez, kalp sektesinden ölürsünüz, dedi. Oblomov ürperdi: Ne yapayım öyleyse? Söyleyin Tanrı aşkına! Herkes ne yapıyorsa onu..Yabancı ülkelere yolculuğa çıkın Yolculuğa mı? diye bağırdı Öyle ya ne var? İnsaf doktor, yolculuk yapmama imkân var mı? Ne gibi bir engel var? Ne gibi mi ? Her türlüsü var Paranız mı yetmiyor? Elbette hayır, baksanıza şu kahyanın yazdıklarına….

10 Doktor sözünü kesti: O beni ilgilendirmez…. Benim ödevim, size gerekli olan hava değişimini salık vermek. Sonra okumadan, yazmadan vazgeçmelisiniz. Doğaya çıkmalısınız, et ve hamur işlerinden kaçınmalısınız. Hafif çorbalar, sebzeler. Koleraya dikkat etmeli ve yürüyüş yapmalısınız. Oblomov haykırarak: Aman Tanrım! dedi. Oblomov, öfkesini zor tutarak: Başka emriniz? Dedi. Doktor biraz düşündü: Deniz havası deneseniz fena olmaz. Doktor ayağa katlı, gitmeye hazırlandı Bütün bu dediklerimi harfi harfine yaparsanız….. Oblomov onu uğurlarken, alaycı bir eda ile: Oo, şüpheniz olmasın, mutlaka yapacağım, dedi, Doktor gidince pek acınacak hale düştü. Gözlerini kapadı, ellerini yüzüne götürerek, sandalyesine büzüldü; hiçbir şey görmeden, hiçbir şey duymadan böylece oturdu kaldı. Arkasından ürkek bir ses çağırdı: İlya İlyiç Ne var? Ev sahibinin vekiline taşınma meselesi hakkında ne diyeceğim? Sen ! Ben sana taşınmaktan bahsetmeyeceksin demiştim, oysa sen günde beş defa bunu bana hatırlatıyorsun. Anlamıyorsun? Sağlığımı bozuyorsun. Zaten berbat bir durumdayım. Oblomov koltuğu Zahar’a doğru çevirdi: Taşınmamın ne olduğunu acaba hiç düşündün mü ? İmkanı yok düşünmemişindir.

11 ----- Dinle! Taşınmak demek ne demek, biliyor musun? Efendinin bütün gün sokaklarda dolaşması, sabahtan akşama kadar elbiseni sırtında taşıması… Zahar: Evde oturmak sağlığa zararlı bir şeydir. Durumunuza baksanıza? Biraz sokaklarda dolaşsanız, insanlara, öteye beriye baksanız… Tiyatroya, bir maskeli baloya gidebilirsiniz. Biz iz yokken evi taşırız Bırak bu afları sen efendinin rahatını böylemi düşünüyorsun? Yemekten sonra nereye uzanıp kestireceğim? Bunları düşündüğün yok… Bensiz taşınabilirlermiş. Ben bakmayacak olursam her şey alt üstüne gelir. Taşınmak demek gürültü patırtı demektir, oturmak istersin oturamazsın, yıkanmak istersin yıkanmazsın, beş on defa gidip gelmek. Yeni evde sabahleyin kalkmak felaket, su yok, kömür yok, kışı donarsın, odalar buz gibi, eşyalar on beş günde yerine yerleşmez. Öldürür insanı bunlar, hayatını zehir eder. Ya masraflar? Çocuk oyuncağı değil bu iş, sen ne söylüyorsun! Sora yeni evde insan kendini ne kadar yabancı bulur; alışıncaya kadar bir hayli zaman geçer. Yeni bir yerde en az beş gün uyku uyuyamam ben. Kalktığım zaman marangozu, yemekten önce kesik saçlı ihtiyar kadını görmezsem içimde bir eksiklik duyarım… Anlaşıldı mı şimdi efendine hallere düşürmek istediğini? ---- Anladım, anladım Ne diye açtın bu konuyu öyleyse? Hiç kimse dayanamaz bu sıkıntıya Başkalarının canı da bizimki gibi can değil mi canım? İlya İlyiç sandalyesinden fırlayıp hayretle bağırdı: Ne? Ne? Ne dedin?

12 Zahar efendisinin niçin bu kadar afalladığını anlamayarak utandı, sustu. İlya İlyiç dehşet içinde tekrarladı: Başkalarının canı da bizimki gibi canmış! Şunun söylediği lafa bak. Demek sen beni başkalarından hiç ayırt etmiyorsun, öyle mi? Defol karşımdan, diye bağırdı. Oblomov ‘un öfkesi bir türlü yatışmıyordu. Yattı, kalktı odanın içinde gitti geldi, tekrar yattı. Zahar ’ın onu başkalarıyla bir tutmasını bir türlü hazmedemiyordu. “Zahar” diye bağırdı. Zahar sesi işitince her zamanki gibi gürültüyle atlamadı. Öte beriye sürtünerek yavaşça indi. Kabahati keşfedilmiş bir köpek gibi azar işitmeye hazırlanarak istemeye istemeye kapıya yürüdü. İlya İlyiç: Gir ! dedi Zahar buraya gel! Zahar efendisini görmezlikten geliyor gözlerini resim çerçevesindeki örümcek ağına çeviriyordu Ne düşünüyorsun bakalım yaptığını beğenmedin değil mi ? İşlediğin kusurun farkında mısın? Yemin ederim, İlya İlyiç, dedi, ben bir şey söylemedim, sadece… Oblomov, sözünü keserek:

13 ----- Efendinin kalbini kırdın, Zahar, dedi Zahar büsbütün şaşkına dönerek: Evet, kırdım, diye mırıldandı.” Ah, yerin dibine girsem! Ölsem de kurtulsam! “ diyordu. Sonunda efendisine: Sizi nasıl kırdım İlya İlyiç? diyebildi. Oblomov: Nasıl olacak, dedi, başkaları sözünün ne demek olduğunu düşünmedin mi sanki? Durdu, Zahar’ a bir süre baktı: -----Söyleyeyim mi sana bu sözün ne demek olduğunu? -----Başkaları dediğin, tavan arasında pislik ve sefalet içinde yaşayan kaba, cahil, allahlık insanlardır. Bu gibiler yol kıyısında bir kilimin üstünde rahat rahat uyurlar. Hiçbir şey umurlarında değildir. Tuzlu balıkla, patatesle karınlarını doyururlar. Fakirlik belası, oradan oraya gider, bütün gün dolaşır dururlar Onlar için yeni bir eve taşınmak işten değildir. Onlar ayakkabılarını kendileri giyerle;bazen efendiye benzerler ama sadece gösteriştir.Uşak nedir bilmezler; dışarıya gönderecek kimseleri yoksa kendileri giderler. Sobaya odun atmaktan, hatta bazen toz almaktan çekinmezler… Başkalarının nasıl yaşadığına bir bak? Durup dinlenmeden çalışırlar, konuşurlar; çalışmadılar mı yemek yiyemezler. Herkesin önünde eğilir, alçalırlar… Ya ben? Bir düşün de söyle bakalım, ben onlar gibi miyim? -----Beni başkalarına benzetmek ha! Benim çalıştığım, didindiğim var mı? Az mı yemek yiyorum? Cılız, perişan bir halde miyim? Bir şeyim mi eksik? Bana bakacak, işlerimi gördürecek adamlarım var sanıyorum, Tanrıya şükür, hayatımda hiçbir zaman çoraplarımı kendim giymedim.

14 -----Ne diye kendimi derde sokacakmışım? Ne diye? Çocukluğumdan beri beni sen büyüttün bunları sen biliyorsun. Soğuktan, sıcaktan korudular. Ben hiç ekmek parası kazanmadım, kaba işler yapmadım. Nasıl olur da beni başkalarına benzetebilirsin? Benim sağlığım onlarınki gibi mi? Onların yaptıkları işleri yapabilir miyim? Onların katlandıkları sıkıntılara katlanabilir miyim? Zahar artık Oblomov’ un sözlerini anlamak gücünü iyice yitirmişti. Ama dudakları heyecandan titriyordu. Pişmanlık duydu: Bağışlayın, İlya İlyiç, bir aptallık ettim, sizi… Oblomov: -----Ben burada bütün gün bütün gece çalışıyorum, bazen baş ağrılarıyla uyanıyorum, kalbim durur gibi oluyor, sağa dönüyorum, işleri nasıl düzelteceğim diye kafa patlatıyorum, dedi. Bütün bunlar kimin için? Kimin için olacak? Hep köylüler için, yani sizin için, senin için. Şurada battaniyeyi başıma çekip bir kütük gibi yattığım zaman beni uyuyor mu sanıyorsun? Hayır, uyumuyorum, düşünüyorum:Nasıl edeyim de köylülerim yoksulluk çekmesin,gözleri başkalarında olmasın, kimseyi kıskanmasınlar, kıyamet gününde Tanrıya benden şikayet etmesinler, hayır duaları alayım?... İşte benim arpacı kumrusu gibi düşündüğüm bu. Zahar bu dokunaklı sözlerle büsbütün perişan oldu. Hıçkırmaya başladı. Kısık nefesleri, boğuk sesi birbirine karışıyor, göğsünden hırıltılı sesler çıkıyordu. Zahar hıçkırmaya devam etti. İlya İlyiç de artık kendi sözleriyle heyecana gelmişti. Zahar’ ı azarlarken köylülere ettiği iyiliklere kendisi de inanmış, sonra acı sitemlerini gözlerinde yaşlarla, titrek bir sesle söylemişti. Nihayet gönül alıcı bir sesle:

15 ----- Haydi, git, tanrı taksiratını affetsin, dedi. Zahar kvası getirince İlya İlyiç: umarım ki, yaptığını anladın, dedi. Bir daha beni başaklarına benzetmeyeceksin. Suçunu bağışlatmak için ev sahi bulup anlaş da rahat bıraksın beni. Efendinin rahatını sen böyle mi düşünürsün? Beni böyle bir hale soktun ki, yeni, yararlı hiçbir şey düşünemez oldum. Bundan zara görecek kim? Sizler. Ben bütün hayatımı size verdim, sizin için işimden ayrılıp bu dört duvar arasına kapandım.Neyse yapacak bir şey yok saat üçe geliyor.yemeğe iki saat kaldı ne kadar iş yapılabilir ki?. Oysa ne kadar iş var. Ne yapalım, mektubu gelecek postaya bırakalım artık; planı da yarın yaparım. Şimdi biraz uzanayım. Bitkin bir haldeyim. İndir şu perdeleri, kapıyı da kapat, kimse gelip rahatsız etmesin. Belki bir saat Kadar uyurum; beni dört buçukta kaldır. Zahar efendisini iyice sardı sarmaladı, üstüne bir battaniye örttü, kapıları sıkı sıkı kapadı, odasına çekildi. Gözyaşlarını silerek sobanın üstündeki yerine çıktı. İlya İlyiç sırt üstü uzandı. Ama hemen uyuyamadı düşündükçe düşündü, canı sıkıdı. Battaniyeyi kafasına çekti: -----İki bela birde! İnsan nasıl kalkabilir altından? Kâhyanın uğursuz mektubu, ev taşıması onu artık üzmüyordu. Bunlar yalnızca birer sıkıcı hatıra olmaya başlamıştı Kâhyanın, gözünü korkutmak için ileriye sürdüğü tehlikeleri henüz pek uzak sayıyordu. O zamana kadar kim bilir neler olur. Belki yağmur yağar, ekin kurtulurdu. Kâhya açıkları kapar, kaçan köylüler yazdığı gibi yurtlarına dönerdi.

16 ---- Taşınma işi onu daha çok üzüyordu. Taşınmaktan kurtulamayacağını için için seziyordu. Ama belalı işi düşüncesinden en az bir hafta ileri atmış, böylece bir haftalık rahatını sağlamıştı.”Belki Zahar bir çaresini bulur, belki çıkarmazlar, işi gelecek yaza bırakırlar ya da büsbütün vazgeçerler” diye düşündü. İşte böyle kâh sıkılarak, kâh ferahlayarak sonunda her zamanki gibi, Oblomov “umarım, belki, herhalde” gibi yumuşak, ferahlatıcı kelimelerle türlü türlü avuntular, umutlar buldu; atalarının yadigârı olan bu sözler başındaki ki belayı birden def etti. Üstüne hafif, tatlı bir rehavet çöktü; uyku bütün duygularını bir bulut gibi sardı;tıpkı sabah karağısının suları hafifçe kaplaması gibi.. Az sonra düşüncesi kim bilir nerde yüzecekti? Ama birdenbire İlya İlyiç kendine geldi gözlerini açtı, durdu düşündü: “Nedir bu hal? Başkaları olsa bütün bunları yapardı, değil mi? Başkaları.. “ Oblomov nerde ise ağlayarak kendi kendine, “Ben niçin böyleyim” diye soruyor, başına yeniden battaniyenin altına saklıyordu.”Niçin? Kendini başkaları gibi yaşamaktan alıkoyan kötü kuvvetin ne olduğunu boşuna aradıktan sonra içini çekti, gözlerini kapadı; birkaç dakika sonra uyuşukluk yeniden vücudunu sardı. ----ben de… İstedim… Güzel şeyler… Tabiat bana pek mi cimri davrandı? …Yo… Tanrıya şükür, şikâyet etmeye de hakkım yok. Daha fazla şey söyleyemedi. Sonra rahat bir uykunun horultusu başladı…

17 KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM YÖNETİMİ VE TEFTİŞİ PLANLAMASI VE EKONOMİSİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI (Tezsiz Levent YAZICI


"İ van Aleksandroviç Gonçarov (1812- 1891) Oblomov Sayfa 89-119." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları