Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Şam Şam toprakları Filistin, Ürdün, İsrail topraklarından, Hatay, Gaziantep’e kadar olan toprakları içine alan bölgedir. Arapça telaffuz edilen Dımeşk.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Şam Şam toprakları Filistin, Ürdün, İsrail topraklarından, Hatay, Gaziantep’e kadar olan toprakları içine alan bölgedir. Arapça telaffuz edilen Dımeşk."— Sunum transkripti:

1 Şam Şam toprakları Filistin, Ürdün, İsrail topraklarından, Hatay, Gaziantep’e kadar olan toprakları içine alan bölgedir. Arapça telaffuz edilen Dımeşk ise bugünkü Suriye’nin başkenti Şam’dır. İslâm tarihinin önemli olaylarına şahitlik yapmış, Peygamberler, Sahabe ve İslâm âlimleri diyarıdır. Şam, Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) devrinde, 635’te Hazret-i Halid bin Velid (radıyallahu anh) tarafından fethedilmiştir. Emeviler devrinde hilafetin merkezi olmuştur. Aynı anda 100 bin kişinin ibadet edebildiği İslâm tarihinin ilk ibadet yerlerinden biridir Şam’daki Emeviye Camii. Hazret-i Yahya’nın (aleyhisselâm) Beyrut’taki kabrinden başı getirilerek buraya gömülmüştür. Cami içinde Hazret-i Hud (aleyhisselâm) ve Hazret-i Hızır’ın makamları vardır. Hazret-i Hüseyin’in (radıyallahu anh) Kerbela’da şehit edildikten sonra getirilen mübarek başı Emeviye Camii’nde medfundur. Camide beyaz minarenin altında İslâm tarihinin müceddidlerinden İmam-ı Gazâlî 11 yıl yaşamış ve İhyâ’u Ulûmid’Dîn’i burada yazmıştır. Emeviye Camii’ne çok uzak olmayan Ehl-i Beyt Mezarlığı’nda Hazret-i Bilal-i Habeşi ve Hazret-i Abdullah İbni Ümmü Mektum (radıyallahu anhum) gibi İslâm tarihinin önemli isimleri, Sahabîler bulunuyor. Sahabîlerden Hazret-i Peygamber’in (aleyhissalâtu vesselâm) hal-i hayatında Kur’an’ın kayd ve tedvinine en çok itina edenlerden olan ve Hazret-i Ömer’in (radıyallahu anh) ilerlemiş yaşında Şam’a kadı olarak atadığı Hazret-i Ebu’d Derda (radıyallahu anh), Allah’ın izniyle yenilmeyen kumandan Hazret-i Halid bin Velid (radıyallahu anh) ve Hazret-i Dıhyetü’l-Kelbi (radıyallahu anh) bu topraklarda fani aleme göçmüştür. Ünlü âlim ve mutasavvıflardan Muhyiddin-i Arabî türbesi Şam’da bulunmaktadır. Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubi’nin kabrinin hemen yanı başında ilk Türk hava şehitleri Üsteğmenler Nuri ve Sadık ile Yüzbaşı Fethi’nin kabirleri vardır. 1.Dünya Savaşı da haçlı savaşı olarak algılandığı için o dönemde buraya defnedilmişler.

2 Busra, Şam’ın güneyinde Şam’a yaklaşık 130 km. mesafede bir şehir. Busra, 15 asır önce Şam’dan daha meşhur bir şehirmiş. Kainatın Efendisi (aleyhissalâtu vesselâm) 12 yaşında iken amcası Ebû Talib ile Kureyş’in o sene tertiplediği ticaret kervanına katılarak Şam’a gittiler. Kervan, çölleri aşa aşa Busra’ya vardı ve burada mola verdi. Busra panayırına yakın küçük bir manastırda rahip Bahîra yaşıyordu. Kureyş ticaret kabilesi her sene olduğu gibi o sene de rahibin bu manastırına yakın bir yerde (yaklaşık 300 metre) konakladı. Daha önceki senelerde oraya gelen Kureyş kervanıyla ilgilenmeyen Bahira, bu sefer beklenmedik bir süprizle yakın alaka gösterdi, hatta kendileri için bir ziyafet de tertipledi. Manastırda Kureyş kabilesini seyrederken, bir bulutun Efendiler Efendisi’ni (aleyhissalâtu vesselâm) gölgelediğini görmüştü. Kafile gelip bir ağacın altına konunca, aynı bulutun ağacı da gölgelediğini; ağacın dallarının nur çocuğun üstüne adeta eğilip gölge ettiğini müşahede etmişti. Davete icabet edildi ve sofraya oturuldu. Nur çocuk yaş itibarıyla en küçükleri olduğundan, kafilenin eşyalarını beklemekle vazifeli olarak ağacın altında oturuyordu. Mukaddes kitapları dikkatle inceleyerek Son Peygamber’in (aleyhissalâtu vesselâm) özellik ve alametlerini öğrenmiş olan Bahira sofrada aradığı nurlu simayı göremedi ve Efendimiz’i (aleyhissalâtu vesselâm) de sofraya çağırttı. Nur çocuğun her halinin ve hareketlerinin Son Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) sıfatlarına uygun olduğunu gören Bahira sorduğu sorulara da Son Peygamber (aleyhissalâtu

3 vesselâm) hakkında bildiklerine uygun cevaplar aldı. Kainatın Efendisi’nin (aleyhissalâtu vesselâm) sırtındaki mührü de gördü. O’nun beklenen Son Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) olduğuna kesin kanaat getirdi. Hasetçi yahudilerin O’na zarar verebileceği endişesiyle Ebû Talibe Efendimiz’i (âleyhissalâtu vesselâm) memleketine geri götürmesi tavsiyesinde bulundu. Bu tavsiye üzerine Ebû Talib, mallarını orada satarak aziz yeğeni ile Mekke’ye geri döndü. Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) devesinin bıraktığı izler muhafaza edilmiş. Selahaddin Eyyubi, devenin ilk çöktüğü yere bir cami yaptırmış. Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) oturup yaslandığı sırada yeşeren kuru ağacı sembolize eden bir mihrap yapılmış. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) 25 yaşında tekrar Şam seyahatine çıktı. O manastırda Bahîra ölmüş, yerini Nastura adındaki rahibe bırakmıştı. Efendimiz’in (aleyhisalâtu vesselâm) Kureyş ve Mekke halkından bir zat ve gözünde biraz kırmızılık olduğunu Hazreti Hatice’nin (radıyallahu anh) kölesi olan Meysere’den öğrendi ve Meysere’ye: “O ağacın altına şimdiye kadar peygamberden başka kimse inmemiştir.” dedi. Teşhisi kesinleştirerek: “O, peygamberdir. Hem de peygamberlerin sonuncusudur.” dedi. İstikbalin Peygamber’inin hizmetinde bulunma saadet ve sevinci bunları duyan Meysere’nin vücudunun bütün zerrelerine bir anda yayıldı.

4 Rahip Bahîra, Efendimiz’i (aleyhissalâtu vesselâm) işte bu mekanda görmüş ve tanımış.

5 Şam tarihi insanlığın tarihiyle başlar. İnsanoğlunun ilk çocukları Hazret-i Adem (aleyhisselâm)’in oğulları, Habil ve Kabil’in hadisesi Şam’da olmuştur. Kabil, Habil’i Şam Dağı olan Kasiyun Dağı’nda şehit etmiştir. Mezarı hala bellidir. Ziyaret açıktır. Şam, ayrıca teslimiyette başlara taç, “Hasbunallahi ve ni’mel vekil” kahramanı Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)’in ilk hicret durağıdır. Şam, yine Hazret-i İsa (aleyhisselâm)’nın nezihe annesi Hazret-i Meryem ile Mısır’dan hicret ettiği, on yıl gibi uzun bir süre kaldığı ve peygamberlik gibi ulvi ve ağır vazifeyi alıp tekrar Kudüs’e hicret ettiği mekândır.

6 Emeviye Camii, Emevi Hilafetinin başkenti olan Şam’da Emeviler devrinde yapıldı. İslâm’ın ilk mimari eserlerindendir. Bugünkü halini Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik tarafından yapılan genişletme ile aldı ( ). Aynı anda 100 bin kişinin ibadet edebildiği İslâm tarihinin ilk ibadet yerlerinden biri olan Şam’daki Emeviye Camii’nin üç minaresi vardır. Mimari özellikleri ve süsleme güzelliğinin yanı sıra, Şam’ın sosyal, siyasal, ilmi ve dini hayatında önemli bir mekan oldu. Birçok medreseyi içinde bulunduran cami, İslâm tarihi boyunca eğitim ve öğretim alanlarında önemli bir rol oynadı. Birbirinden farklı dini ilim meclislerinin olduğu medreselerde ilmi sohbetler yapılmış ve diğer İslâm ülkelerinden gelen meşhur âlimler ilmi sohbetlere katılarak görüşlerini aktarmışlardı. Hazreti Yahya’nın (aleyhisselâm) Beyrut’taki kabrinden mübarek başı getirilerek buraya gömülmüştür. Cami içinde Hazreti Hud (aleyhisselâm) ve Hazreti Hızır’ın makamları vardır. Hazreti Hüseyin’in (radıyallahu anh) Kerbela’da şehit edildikten sonra getirilen başı Emeviye Camii’ndeki türbede medfundur. Camide beyaz minarenin altında İslâm tarihinin müceddidlerinden İmam-ı Gazâlî 11 yıl yaşamış ve İhyâ’u Ulûmid’Dîn’i burada yazmıştır.

7 Hazreti Yahya Aleyhisselâm’ın Türbesi

8 Hazret-i Yahya (aleyhisselâm) Hazret-i Zekeriyya (a.s.)’nın oğludur. Babasının tertemiz ve hayırlı bir nesil için yaptığı duya Allah Teala tarafından kabul buyuruldu. Hazret-i Zekeriyya (a.s.) mihrapta namaz kılmakta iken melekler kendisine seslenip: “Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi tasdik edecek, hem efendi, hem gayet zahid, hem peygamber olacak Yahya’yı müjdeler.” dediler (Al-i İmran, 3/39). Müfessirlerin ekseriyetine göre kelimeden maksat, Hazret-i İsa (a.s.)’dır. Hazreti Yahya (a.s.)’ın çocukken bile çocuklar arasında ağırbaşlı bir yaşayışa sahip olduğu nakledilir. Bir defasında yaşıtları ona “haydi oyun oynayalım” demişler, ondan “biz oyun oynamak için yaratılmadık” cevabını almışlardı. İncil’in inmesine kadar Tevrat’ı öğrenmek ve insanlara öğretmekle meşgul olmuş, tertemiz bir hayat yaşamış ve Beyt-i Makdis’in imamlığını yapmıştır. Hazret-i İsa (a.s.)’ya peygamberlik gelince ona ilk defa iman eden Hazret-i Yahya (a.s.) olmuştu. Hazret-i İsa (a.s.)’nın getirdiği din, Hazret-i Musa (a.s.)’nın dininde bulunan birtakım hükümleri yürürlükten kaldırdı. Bu hükümlerden biri de kardeş kızıyla evlenmenin artık yasak ve haram oluşuydu. Zamanın emiri olan kişi, kardeşinin kızıyla evlenmek istiyordu. Hazret-i Yahya (a.s.)’dan Hazret-i Musa (a.s.)’nın dinine göre fetva almak için çok baskı yaptı. Saraya davet edilen Hazret-i Yahya (a.s.) bir defa daha zorlandı ve kabul etmedi. O, bir peygamberdi. Allah’ın emri ve razı olduğu ahkam dışında hüküm vermesi mümkün değildi. Cellatlar, onun mübarek başını kesmek suretiyle şehit ettiler. Babası Hazret-i Zekeriyya (a.s.) gibi hak yolunda İsrailoğullarınca şehit edildi.

9 Kerbelâ’da şehit edilen Hazret-i Hüseyin’in (radıyallahu anh) kâinata bedel mübarek başı bu caminin avlusunda defnedilmiştir.

10 Bediüzzaman Hazretleri 1911’de Emeviye Camii’nde ulemanın ısrarı üzerine yüz ehl-i ilim ve yaklaşık on bine yakın cemaat karşısında bir hutbe irad etmiştir. Hutbe-i Şamiye adıyla anılan bu hutbede Bediüzzaman Hazretleri, İslâmiyet’in maddî-manevî üstünlüğünü önemle vurgular ve İslâmiyet’in geçmişte de, günümüzde de, gelecekte de bütün hâdiselere mutlak sûrette hâkim olduğunu ispat eder. Bediüzzaman Hazretleri; Avrupalılar ve ecnebilerin maddî cihette yükseldiklerini, Müslümanların ise bu seviyede ilerleme- mesinin altı hastalıktan kaynaklandığını ifade eder: 1- Ümitsizlik, 2- Doğruluğun ölmesi, 3-Adavete muhabbet, 4- Ehl-i imanı birbirine bağlayan nurânî bağları bilmemek, 5- İstibdat, 6- Şahsî menfaat düşkünlüğüdür. Bu altı hastalığa, altı maddede çareler sunar Said Nursî Hazretleri: Ümitsizliğin çaresi emeldir. Yani Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemelidir. Doğruluğu sosyal hayatımızda ihyâ etmeliyiz. Muhabbete mutlak sûrette muhabbet duyulmalı; adavete adavet beslenmelidir. Müslüman’a adavet asla beslenmemelidir. Millet ve memleket menfaati mutlak sûrette şahsî menfaatin önünde tutulmalıdır. Meşveret, şûrâ ve hürriyet muhakkak tesis edilmelidir.


"Şam Şam toprakları Filistin, Ürdün, İsrail topraklarından, Hatay, Gaziantep’e kadar olan toprakları içine alan bölgedir. Arapça telaffuz edilen Dımeşk." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları