Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

6. Hafta: Saussure, yapısalcılık ve Sembolik Sistemler Tevfik Okan SAYGILI 1.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "6. Hafta: Saussure, yapısalcılık ve Sembolik Sistemler Tevfik Okan SAYGILI 1."— Sunum transkripti:

1 6. Hafta: Saussure, yapısalcılık ve Sembolik Sistemler Tevfik Okan SAYGILI 1

2 Ferdinand De Saussure hakkında genel bilgi  Feğdinan Dö Saşşuğö veya Sossüğr gibi bir telaffuz mümkün…  Sürekli olarak reklamlarda karşımıza çıkan İsviçreli bilim adamlarından biri.  Dilbilimin bir bilim dalı olmasını sağladığı söyleniyor. Ama 20. yüzyılın dilbiliminin ‘babası’ 2

3  On beş yaşında, Fransızca, Almanca, İngilizce ve Latince dillerine Yunancayı da eklemiş.  21 yaşında yazdığı Hint-avrupa dillerindeki ünlülerin ilk dizgesi üstüne inceleme adlı kitabı yazmış.  Önsözünde, ‘anlaşılmaz kuramsal sorunlar üstüne düşünceler kurmuyorum; konunun temelini, yokluğunda her şeyin başıboş, nedensiz ve belirsiz kalacağı temeli sorguluyorum’ demekteymiş.  Ayna Metaforu ?? 3

4 Ön bilgi olarak ortaya koyduğu ilkeler (detay az sonra)  Göstergenin nedensizliği. a-ğ-a-ç kelimesi ile gerçek ağaç arasında bir benzerlik, bir neden sonuç ilişkisi yoktur.  Her gösterge bir diğeri olmadığı için kendisidir, ör. kahverengi kırmızı olmadığı için kahverengidir.  Dil ve söz yani langue ile parole arasında bir ayrım vardır. dil temel yapıdır, söz ise onun kişi tarafından pratik hayatta uygulanan şeklidir. önemli olan dil'i anlamaktır.  Dil incelemesi eşsüremli bir metodla yapılır. yani dil dizgesi zaman göz önünde alınmadan kendi içinde kapalı bir sistem olarak kabul edip incelemektir.  Dil bir toplumsal uzlaşımın sonucunda var olur. 4

5 Bazı terimler:  dil (langue)  söz (parole)  ses (gösteren)  Gösterge  Kavram (gösterilen)  Eşsüremli - eşzamanlı (synchronic)  Artsüremli – ardzamanlı (diachronic) 5

6 Ferdinand De Saussure - Genel Dilbilim Dersleri Birinci Bölüm: Dil Göstergesinin Öz Niteliği Gösterge – Gösterilen - Gösteren  Genel görüşe göre, dil temel ilkesine indirgendiğinde bir ad dizini niteliğiyle ortaya çıkar, buna göre de dil bir terimler dizelgesidir ve burada yer alan her öğe bie nesnenin karşılığıdır. Ör: Ağaç, at gibi…  Bu görüş eleştiriliyor, çünkü sözcüklerden önce var olan hazır kavramlar bulunduğu varsayımı var. Sonrasında da adın ses özellikli mi yoksa anlıksal mı olduğu belli değil. 6

7  Saussure’e göre, dil göstergesi bir nesne ile bir adı değil, bir kavramla bir işitim imgesini birleştirir. (İşitim İmgesi: salt fiziksel nitelikli özdeksel ses değil, sesin anlık izidir ve duyular sayesinde kişilerde oluşan tasarımdır.)  Dil göstergesi iki yönlü anlıksal bir kendiliktir diyen yazar bunu da şu şekilde göstermektedir: 7

8  Bu iki öğe birbirine sıkı sıkıya bağlıdır ve birbirini çağrıştırır.  Burada da önemli bir terim sorunundan bahsediliyor, kavram ile işitim simgesinin birleşimine gösterge deniyor. Bu terim yalnız işitim imgesini (örnekte arbor) belirtiyor. Burada arbora gösterge deniyorsa bunun tek nedeni sözcüğün ağaç kavramına taşıyıcılık etmesidir, duyumsal bölümün uyandırdığı kavram bütünün de varlığını içerir. 8

9  3 kavram karşıt olmakla beraber, birbirini çağrıştıran adlar ile belirtilirse anlam belirsizliği de sona erecektir. Öneri olarak da;  Bütünü belirtmek için gösterge sözcüğü kullanılmalı,  Kavram yerine gösterilen sözcüğü kullanılmalı  İşitim imgesi yerine de gösteren terimi kullanılmalı  Dil göstergesinin de 2 özelliği vardır. Bu özellikler ile birlikte ilkeler de incelenecek. 9

10  Birinci ilke, Göstergenin Nedensizliği:  Gösteren gösterilen ile birleştiren bağ nedensizdir (rastlantısal, özgür ilişki).  Göstergeyi bir gösterenin bir gösterilenle birleşmesinden doğan bütün olarak gördüğümüzden daha yalın olarak şöyle de denebilir: Dil göstergesi nedensizdir. Örneklemek gerekirse kardeş kavramı ile kendisine gösterenlik yapan k-a-r-d-e-ş ses dizilişi ile hiçbir iç bağlantısı yoktur. 10

11  Genel olarak gösteren öğesi yerine simge kelimesinin kullanılması da bu açıdan sorun içermektedir. Simge hiçbir zaman nedensiz değildir.  Bu ilkeye karşıt görüşler: gösteren seçimleri her zaman nedensiz olmayabilir – yansıma sözcükler – Ancak bu kelimeler bir dil dizgesinin örgensel öğeleri değildir. İkinci olarak da yansımalara çok yakın olan ünlemler de benzer gözlemlere yol açmaktadır. Bunlar da sav için pek sorun oluşturmamaktadır. 11

12  İkinci ilke, Göstergenin Çizgiselliği:  Gösteren işitimsel nitelikli olduğundan yalnız zaman içinde yer alarak gerçekleşir ve zamandan kaynaklanan özellikler taşır: bir yayılım gösterir ve bu yayılım da tek bir boyutta bir çizgide ölçülebilir.  Gösterenler tek bir boyutta ilerlemektedir ve o da zaman çizgisidir. Bunların öğeleri bu çizgi üzerinde birbirlerini izler ve zincir oluşturur. 12

13 İkinci Bölüm – Göstergenin Değişmezliği ve Değişebilirliği 1. Değişmezlik  Gösteren belirttiği kavram açısından özgür bir seçim ürünü olmakla beraber, kendisini kullanan dilsel topluluk bakımından özgür değildir, sorunlu olarak benimsenmiştir. Bu konuda topluma görüşü sorulmaz, dilin seçtiği gösterenin yerine başkası kullanılmaz.  Dil her zaman bir önceki çağın kalıtı olarak ortaya çıkmıştır. Adları nesnelere bağlayan kavramlarla işitim imgeleri arasında uyum sağlayan edim kafada tasarlanabilir. Ancak bu edim hiçbir zaman gözlemlenmemiştir. 13

14  Dil hep eskiden böyleydi, bugün de böyledir şeklinde açıklanmış, olduğundan kökeni de çok önemli değildir. Dilbilimin önemli konusu önceden oluşmuş bir dilin düzenli ve olağan yaşamının sağlanmasıdır.  Önemli olan Özellikler şöyle sıralanabilir. 1. Göstergenin Nedensizliği: Bu özellik ile değişimin kuramsal bakımdan gerçekleşebileceği görüşü daha önce belirtildi. Ancak bu özellik dili değiştirmeye yönelik her türlü girişimi engellemektedir. Toplum bilinci artsa da dil tartışılamaz. Çünkü bir şeyin tartışılabilmesi için akla uygun bir kurala dayanması gerekir. Ancak nedensiz göstergeler dizisi olan dilde böyle bir dayanak yoktur. 14

15 2. Herhangi bir dilin gerektirdiği göstergelerin çokluğu: Bu olgunun sonuçları önemlidir. Yaklaşık olarak arasında yazaçtan (sanırım harf kastediliyor) oluşan bir yazı dizgesi (alfabe) yerine farklı biri de benimsenebilir. 3. Dizgenin karmaşık niteliği: her dil bir dizge oluşturur. Bu yön de dilin tümüyle nedensiz olmadığı, görece bir nedenlilik taşıdığı yöndür, ama toplumun dili değiştiremeyeceğini yine bu düzlem ortaya koyar. Çünkü dil dizgesi karmaşık bir düzenektir ve ancak mantıksal düşüncelerin ışığında kavranabilir. 4. Toplumsal devinimsizliğin her türlü dilsel yenileştirmeye karşı direnmesi: Dil her an herkesi ilgilendirir. Toplumca kullanılan dilden her gün herkes yararlanır. 15

16 2. Değişebilirlik  Dilin sürekliliğini sağlayan zamanın görünüşte değişmezlik ile çelişen bir etkisi de dil göstergelerini değişime uğratmasıdır. Bazen daha hızlı, bazen de daha yavaş ortaya çıkan bu duruma göre göstergelerin anlamları özelleşebilir. Örneğin Latince öldürmek anlamındaki necare Fransızcaya noyer biçiminde girmiş ve suda boğmak anlamını edinmiştir. Almanca’daki üçte bir anlamını taşıyan dritteil kelimesi de drittel olmuştur. Örnekleri çoğaltmak da mümkündür.  Bu şekilde gösterilen ile gösteren arasındaki bağıntıyı her an değiştiren etkenlere karşı dil savunmasız sayılabilir. 16

17  Diğer insanların, kurumların, yasaların, törelerin vb. tümü de değişik oranlarda da olsa nesneler arasındaki doğal bağıntılara dayanır. Buna göre de nasıl giyineceğimizi saptayan moda bile tümüyle nedensiz değildir. İnsan gövdesinin gerekli kıldığı bazı koşullara da belli bir ölçünün ötesinde uymamazlık edemeyiz. Ancak dil araç seçiminde hiçbir sınır tanımaz.  Peki ama değişim neden zorunludur? – Zaman her şeyi bozar ve dilin de bu evrensel yasanın dışında kalması için hiçbir neden yoktur. 17

18  Tanıtlamanın (??) aşamalarına özetle değinecek olursak, 1. Dil, dilyetisinden söz çıkınca kalan şeydir. Bireylerin söylenenleri anlamasını ve konuşurken de anlaşılmasını sağlayan dilsel alışkanlıkların tümü. 2. Konuşan topluluk, bu dili yaşatan kullanan topluluktur. 18

19 3. Dil zaman içinde, ama konuşulan topluluk dışında ele alınırsa belki bozulma olmayacaktır ve dil değişmeyecektir. Ama tersine konuşan topluluk zaman dışında ele alınırsa bu sefer de toplumsal güçlerin dil üzerindeki etkileri görülmez. Bu nedenle de gerçeklik düzleminde kalabilmek amacıyla üstteki çizime zamanın akışını eklemek gereklidir. 19

20  Bu durumda da dil özgür değildir. Çünkü zaman toplumsal güçlerin dil üzerindeki etkilerini geliştirmelerine olanak sağlar. Böylece de özgürlüğü ortadan kaldıran süreklilik ilkesine varılır. Süreklilik de zorunlu olarak bağıntıların bozulmasını ya da bir miktar değişmesini içerir. 20

21 Üçüncü Bölüm – Dural Bilim ve Evrimsel Dilbilim 1. Değerlerle uğraşan tüm bilimlerdeki iç ikilik  Az sayıda dilbilimcinin zaman etkeninin dilbilimde büyük etkilere sahip olduğunun ve bu alanda birbirinden ayrı iki yol karşısında bıraktığını fark ettiğini söylüyor.  Bu ikilik diğer bilimlerin çoğunda yoktur. Zaman onlarda özel sonuçlar doğurmaz.  İnceledikleri olguların üstünde yer aldığı eksenleri belirlemeleri bütün bilimler için yararlıdır. 21

22  AB süremdeş olgular ekseni, CD ardışık olgular eksenidir. AB aynı anda bir arada bulunan olguların bağlantılarına ilişkindir, zaman işe karışmaz. CD’de ise, aynı anda tek bir olgu incelenebilir. 22

23  Değerler ile uğraşan bilimlerde bu ayrım uygulamadan kaynaklanan bir zorunluluktur. Kimi durumlarda salt bir nitelik taşır. Bu konuda iki ekseni göz önünde bulundurmadan zamandan soyutlanmış değerler dizgesi ile bu değerlerin zaman açısından sunduğu görünümü birbirinden ayırmadan araştırmaların düzenlenemeyeceğini savunuyor yazar.  Bu ayrım en çok dilbilimci için zorunludur. Çünkü dil öğelerinin bir anlık durumu dışında hiçbir şeyin belirlemediği katışıksız bir değerler dizgesidir. Değer kökünü bir yönüyle nesnelerden alırsa bu belli bir noktaya kadar zaman içinde takip edilebilir. Oysa dilbilimde doğal verilerin yeri yoktur.  Dili bir durumdan ötekine geçiren olguları ayrı ayrı ele almak gerekir. Evrim ve evrimsel dilbilim terimleri daha açık ve kesin durumlarda, karşıtında ise dil durumları bilimi ya da dural dilbilim olarak kullanılacak. Eşsürem ve artsürem de bu amaçla kullanılmış. 23

24 2. İç ikilik ve Dilbilim tarihi  Dil olgularında konuşan birey açısından bunların zaman içindeki ardışıklığı söz konusu değildir. Bu nedenle de değinilen durumu anlamak isteyen dilbilimci onu yaratan şeyi yok saymalı, artsüremi bilmezlikten gelmelidir. 3. İç ikiliğe örnekler  Biri eşsüremli, biri artsüremli iki görüş açısı arasında karşıtlık salt niteliklidir ve uzlaşma kaldırmaz. Bunların örnekleri kitapta yer almaktadır ( ) 24

25 a) Hiçbir zaman artsüremli olgular bir değeri başka gösterge ile belirtmek amacına yönelmez. b) Artsüremli olgular dizgeyi değiştirmeye bile yönelmez. Bir bağlantılar dizgesinden başkasına geçmek gibi bir amaç güdülmez. Değişiklik düzeni değil, düzende yer alan öğeleri ilgilendirir. c) Gözlem dil durumunun her zaman rastlantısal nitelikte olduğunu daha iyi anlamamızı sağlar. d) Değişimler herhangi bir amaç güdülmeksizin gerçekleşir. 25

26 4. Karşılaştırmalı Örneklerle iki düzey arasındaki ayrılık  Eşsüremli olgu ile artsüremli olgunun hem birbirinden bağımsız hem de birbirlerine bağımlı olduklarının örneği için ilk olguyu bir cismin düzlem üzerindeki izdüşümüne benzetmek mümkündür. 5. Yöntemleri ve ilkeleri bakımından birbirine karşıt iki dilbilim  Artsüremli boyut ile Eşsüremli boyut arasındaki karşıtlık her noktada açıktır. Her ikisi de aynı oranda önemli değildir. Eşsüremli yön daha üstündür çünkü konuşulan topluluk için gözle görülen tek gerçeklik odur. Dilbilimci için de durum böyledir. Artsüremli bakış açısını benimseyen dilbilimci dilin kendisini değil, onu değiştiren olaylar dizisini görür. 26

27  İki düzeyin yöntemleri de ayrıdır: a) Eşsüremde tek bir bakış açısı söz konusudur. O da konuşan bireylerin bakış açısı. Yöntemi de bireylerin tanıklığına başvurmak olacaktır. Artsüremlide ise iki bakış açısını ayırmak gereklidir. Bunlardan biri zamanın akışını geçmişten bugüne gören öngörümlü, diğeri bugünden geçmişe bakan artgörümlü. b) Diğer bir ayrılık alanların sınırlarından kaynaklanır. Eşsüremli incelemede konu süremdeş olan her şey değil, yalnızca her dildeki olgular bütünüdür. Ayrım lehçelere ve alt lehçelere uzanabilir. Burada özeşsüremli terimi ortaya konuyor. Artsüremli dilbilimde ise aynı dil sınırı yoktur, farklı dillere geçiş yapılır. 27

28 6. Eşsüremli yasa ve Artsüremli yasa  Yaygın şekilde dilbilim yasalarından söz edilmekte, peki dilbilimi yasalar mı yönetir, bu yasalar ne tür yasalardır.  Bunlardan 1, 4, 5 ve 6 artsüremli yasa, 2 ve 3 ise eşsüremli yasalardır. 28

29  Eşsüremli yasalar geneldir ama buyurucu değildir. Ama artsürem belli bir sonuç doğuran bir şey gerçekleştiren devimsel bir etken içerdiğinden buyurucu sayılabilir. Ancak, artsüremli olaylar rastlantısal ve özel niteliklidir.  Eşsüremli olgular belli bir düzenlilik gösterirler, ama buyurucu bir özellikleri yoktur. Artsüremli olgular ise kendilerini dile zorla benimsetirler ve her türlü genellikten yoksundurlar. 29

30 8. Tümsüremli bir görüş açısı ?  Olabilir, örneğin sesler her zaman değiştiğine ve değişeceğine göre bu olgu dilyetisinin sürekli görünüşlerinden sayılabilir. Ancak özel ve somut olgulardan söz edildiğinde tümsüremlilik de kalmaz. 9. Sonuçlar  Eşsüremli Dilbilim: bir arada bulunan ve dizge oluşturan öğelerin aynı toplumsal bilincin algıladığı mantıksal ve ruhbilimsel bağıntıları ile uğraşacak, aynı toplumsal bilinç onları nasıl görüyorsa o da öyle görecektir.  Artsüremli Dilbilim: Aynı toplumsal bilincin görmediği ve aralarında dizge oluşturmadan birbirinin yerini alan ardışık öğelerin bağıntılarını inceleyecektir. 30

31 Serpil Sancar Üşür – İdeolojinin Serüveni «Toplumsal Pratik Olarak Dil ve Yapısal Dilbilimin Kuramsal Mirası»  Dilbilimdeki gelişmelerin ilk evresi dilin kendisinin yapısal özelliklerinin eşzamanlı (senkronik) incelenmesi ile ortaya çıkan ve “dil”in kendine özgü işleme yasalarına sahip özgül bir sistem olduğunu düşünmeyi olanaklı kılan evresidir.  Buna göre de bir toplumsal bütünlüğü meydana getiren bütün pratikler dil içinde varolduğu için dili toplumsal bireyin inşa edildiği yer olarak görmek mümkündür. 31

32  Bu nedenle de dil üzerine yapılan çalışmalar insanı özne olarak yani bir topluluğun dili kullanan bireyi, toplumsal ve tarihi bir varlık olarak ele alırlar.  Dilbilimdeki bu gelişmeler neticesinde de ideoloji dilde üretilen öznenin kendi kendisini temsil edebilme yolu ve böylelikle de toplumsal bütünde eylemde bulunabilmesini olanaklı kılan dolayım olarak tanımlanır. Temsil edişlerin sabitliği de ideolojinin işlevi olur.  Dil kendi dışında oluşan gerçekliğin insan zihninde yansıtılmasına olanak sağlayan bir araç değil, doğrudan gerçeğin kuruluşunda bulunan bir toplumsal pratik olarak tanımlanmaya başlar. Bunu anlayabilmek için Saussure’ün dilbilime kattıklarına tekrar değiniyor yazar. 32

33  Saussure dilin kullanım özelliklerinden ve dil yetisinden gelen sorunlar ile bilimsel bir çalışma nesnesi olan dil’i (langue) birbirinden ayırıyor. İlkine söz (parole) diyor.  Saussure’e göre dil anlatım araçları bütünü, bütün bireylerde ortak bir kod olarak görülür, söz bu kodun bireysel kullanım biçimidir. Dil birey tarafından yaratılmayan onun tarafından değiştirilremeyen kendi kurallarına sahip yapısal bir bütünlük nesnesidir.  Daha önce açıklandığı üzere gösterge (im - sign), gösteren (signifier) ve gösterilen (signified) kavramları ortaya konur. Bunların arasındaki ilişkiler incelenir. Bu kavram ikiliği ad/nesne ikiliğinden farklıdır. Bir gösteren farklı psikososyal bağlamlarda farklı gösterilenlere işaret edebilir, tersi de ortaya çıkabilir. Bu da yine dil göstergesinin nedensizliği özelliği ile açıklanmaktadır. 33

34  Ayrıca, yine göstergenin çizgisel olduğuna değiniliyor. Bir göstergeler sistemi olan dil içinde bir göstergenin değeri komşu göstergeler ile ilgilidir. Buna Saussure dilsel değer demektedir. Önceden belirlenmiş anlamların dil tarafından temsil edilmesi ile değil, dilin sistematik işleyişi ile yaratılan dilsel değerlerden bahsedilmektedir.  Bu noktada da ideoloji kuramlarının tartışmalı konusu olan dil-içi gerçek ile dil-dışı gerçek arasındaki ilişki sorunu açığa çıkar. Dilsel değer de dil-dışı baskılar ile ortaya çıkmaz, dilsel öğelerin birbirleri ile kurdukları karşıtlık ya da fark sayesinde oluşur. 34

35  Saussure’e göre, özne yapının bir figüranıdır ve yapı neye izin verirse ya da neye yönlendirirse özne onu söyleyebilir ve anlamlandırabilir. Dilin bireyler tarafından gündelik kullanımlarının ardında yatan yapı öznenin bilinci dışında kalır.  Dilbilim için kitabın yazıldığı dönemde gerçekleştirilmekte olan bazı çalışmalara da değinen yazar, artsüremli (ardzamanlı – diachronic) çözümlemelerin gerçekleştirilmeye çalışıldığından, bahsediyor ve farklı yazarların görüşlerine de değiniyor. 35

36  Bunlardan örnekler vermek gerekirse;  Dil ve ideoloji arasında doğrudan birbirini yansıtmayan dolayımlı bir ilişkinin varlığı iddia ediliyor. Buna göre de kültürel olgular simgesel sistemler olarak okunabilir, anlaşılabilir. Modern dönemlerde ideoloji ve bilimler bile mitlerin işleyiş tarzına göre varolurlar.  Bazı araştırmacılara göre anlamı ğreten yapıdır ve yapılar da simgesel sistemlerdir.  Vs. 36

37  Yapısalcı dilbilime paralel olarak farklı modellerin bazılarında da özne homojen ve kendi kendini denetleyebilir olmaktan uzaktır. Özne varlığının farkında bile olmadığı bir yapı tarafından inşa edilir.  Göstergebilim’e (semioloji) de değinen araştırmacılara (Barthes) göre de toplumsal olan göstergesel olandır ve toplumu anlamak için göstergelerden oluşan dizgelerin anlamlandırmayı nasıl oluşturduğunu çözümlemek gerekir.  Ayrıca, dil ve ideoloji ilişkisini simgesel olanın alanında tanımlar. Burada da Saussure’ün dil/söz ayrımından ayrılan Barthes ‘söz’ün çözümlemesini ön plana alır. Dili sözden ayırmak Serpil Sancar Üşür’e göre anlamla ilgili olarak oluşun ortaya konması demektir. Barthes anlamlama edimini incelerken gösterge’yi de tekrar inceler. Anlamlama gösterilen ile göstereni birleştiren ve ürünü de gösterge olan edimdir. 37

38  Barthes sonrasında da yaptığı çözümlemeler ile Foucaut’nun söylemin soykütüğü, Derrida’nın yapı bozum’u gibi eserlerin yöntemlerinin gelişiminin de önünü açacaktır.  Barthes ayrıca 1 inci, 2 nci gösterge düzeylerini ve yananlamı ortaya koyar. Buna göre de aşağıdaki örnek incelenebilir. 38

39  Bu kapsamda da Barthes’e göre yananlamlar düzeyinde ortaya çıkan ideoloji dilin özelliği sayesinde düzanlamlara bağlanarak doğallaştırılmış ve normalleştirilmiş olur. Barthes’in ideoloji tanımının ortaya çıktığı ve bu noktada da dilin işlevinin ideolojiyi doğallaştırmak ve egemen sistemin çıkarları ile bağdaştırmak olduğu görülebilir. Barthes’e göre ideoloji egemen çıkarların hizmetinde bir gizleme ve doğallaştırma olarak işleyen mitsel anlamlardır. Yine Barthes’e göre ideolojiyi belirleyen de yönetici sınıfın iktidarını tanımlayan yapıdır. 39

40 Jorge Larrain – The Concept of Ideology Ch 5 – Ideology and Structural Analysis  İdeoloji her türlü söylem içerisinde bulunabilecek bir anlam seviyesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İdeolojinin geleneksel yaklaşımında söylemin içerisinde dilin yeri önemlidir. Dili detaylı olarak incelersek, dilin içerisinde sadece ideolojinin bulunduğunu değil, ideolojinin temelini oluşturan gösterge ve malzemenin içerisinde dilin ve anlamlandırmaların bulunduğu görülecektir. Bu nedenle de ideoloji çalışmalarında dilsel anlamlandırmalar ve söylemler önem taşımaktadır. 40

41  Larrain’de de Saussure’ün tanımlamalarından bahsediliyor yine.  Larrain dilin yapısal analizini yaparken, öncelikle göstergebilim (semioloji) tarafından yaklaşıyor konuya sonra da antropolojik tarafından yaklaşıyor ve son olarak da tel quel’in semiolojik yaklaşımlarını inceliyor. Barthes ve Greimas  Barthes’in yaklaşımına az önce değinmiştik. Yananlam mitsel anlam ve düzanlam konularında detaylı yaklaşımlarda bulunuyor Larrain.  Greimas ise, bir metni bilimsel olarak katı şekilde karakterize etmeyi amaçlıyor. Analiz öncelikle semantik evreni mikro evrenlere ayırarak parçaların anlamlarından büyük resme ulaşmaya çalışıyor. 41

42 Levi-Strauss ve Godelier  İdeoloji her türlü söylem içerisinde bulunabilecek bir anlam seviyesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İdeolojinin geleneksel yaklaşımında söylemin içerisinde dilin yeri önemlidir.  Dili detaylı olarak incelersek, dilin içerisinde sadece ideolojinin bulunduğunu değil, ideolojinin temelini oluşturan gösterge ve malzemenin içerisinde dilin ve anlamlandırmaların bulunduğu görülecektir.  Bu nedenle de ideoloji çalışmalarında dilsel anlamlandırmalar ve söylemler önem taşımaktadır. 42

43  Larrain’de de Saussure’ün tanımlamalarından bahsediliyor yine. (değinmiyorum)  Larrain dilin yapısal analizini yaparken, öncelikle göstergebilim (semioloji) tarafından yaklaşıyor konuya sonra da antropolojik tarafından yaklaşıyor, Althusser’in yapısalcı yaklaşımına değiniyor ve son olarak da Fransız entellektüellerin oluşturduğu dergi “tel quel” de yer alan semiolojik yaklaşımlarını inceliyor. 43

44 Barthes ve Greimas  Barthes’in yaklaşımına az önce değinmiştik. Yananlam mitsel anlam ve düzanlam konularında detaylı yaklaşımlarda bulunuyor Larrain.  Greimas ise, bir metni bilimsel olarak katı şekilde karakterize etmeyi amaçlıyor. Analiz öncelikle semantik evreni mikro evrenlere ayırarak parçaların anlamlarından büyük resme ulaşmaya çalışıyor. 44

45 Levi-Strauss ve Godelier  Levi-Strauss bilinç dünyasının altında insan davranışlarını ve kültürel aktiviteleri belirleyen bir bilinçsiz (unconscious) yapının bulunduğunu söylemektedir. Bu kapsamda da analizlerinin merkezi yer değiştirmiş ve genel kanunların amaçlarından, antropoloji, akrabalık çalışmalarına, totemizme ve mitlere kaymış. Bu alanların dil sistemlerinin özel bir formu olduğunu, iletişim sistemleri içerdiğini belirtiyor yazar.  Levi-Strauss bilinçsizlik ve sosyal gerçeklik konusunda, altyapıların önceliği olması gerektiği hususunda da diretmekte. 45

46  Levi-Strauss’un mit konsepti ile Marx’ın ideoloji konseptinin analog yani birbirini andıran benzerlikler taşıyan yapılar olduğunu belirtiyor yazar. Buna göre Marx’ın ideolojisindeki bozulmuş bilinç çözüm bulma konusunda başarısız kalmaktayken, Levi-Strauss’un mit’i de gerçek bir sorunla karşılaştığında başarılı olamayan mantıksal bir modeldir diyor Larrain.  Bunlarla birlikte, Levi-Strauss’un mit konsepti insan doğasının mantıksal problemine yanıt vermekteyken, Marx’ın ideoloji konsepti tarihi karşı çıkmalara yanıt olmaktadır.  Godelier’de yine modern antroploji üzerine ve akrabalık ilişkileri konusunda detaylı çalışmalar gerçekleştirmiş. İlkel bilinç ile Marx’ın materyalizm yaklaşımı nı modern antropoloji çerçevesinde karıştırmış. Ancak çeşitli sorunları olduğundan bahsediyor Larrain. 46

47  Althusser konusunda da geçen hafta oldukça değinme imkanı bulmuştuk. Tel Quel  Çok net anlayamadığım bu kısımda da Text – Metin üzerinden, gösteren ve gösterilen arasındaki ilişkiye değinen yazarlar, gösterenin gösterilenin oluşturulmasında ya da üretiminde etkisi olabileceğine değiniyor. (kitap 165) 47

48 Teşekkürler… 48


"6. Hafta: Saussure, yapısalcılık ve Sembolik Sistemler Tevfik Okan SAYGILI 1." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları