Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI NÂS SÛRESİNİN TEFSİRİ KONUSU Sûrede sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI NÂS SÛRESİNİN TEFSİRİ KONUSU Sûrede sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve."— Sunum transkripti:

1

2 GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI NÂS SÛRESİNİN TEFSİRİ KONUSU Sûrede sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve İnsanların şerrinden Allah'a sığınılması öğütlenmektedir.

3 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ (1) مَلِكِ النَّاسِ (2) اِلهِ النَّاسِ (3) مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ (4) اَلَّذى يُوَسْوِسُ فى صُدُورِ النَّاسِ (5) مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (6) De ki: " Cinlerden ve İnsanlardan oluşan, insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların İlâhına, insanların Hükümdarına ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım.

4 BU SÛREDE BULUNAN KELİMELER مَلِكِ : Hükümdar; اِلهِ : İlah; الْوَسْوَاسِ : Vesveseci, vesvese veren,Kuruntulu olan,Yanlış ve yersiz düşünen, Evhamlı; الْخَنَّاسِ : Sinsi, Gizli, Çekingen; يُوَسْوِسُ : Vesvese veriyor; صُدُورِ : Gönüller, göğüsler, kalpler; الْجِنَّةِ : Cinler.

5 ÂYETLERİN TEFSÎRİ a)-Mu’avvizetân’ın Ortak Noktaları Felak Sûresinde olduğu gibi, bu sûrede de insanları rahatsız eden asılsız bazı konulardan sığınmanın adresi öğretilmekte, adeta insanların nelerden, kime sığınacağı noktasında bilgilendirilmektedir. Yüce Allah, Felak Sûresinde kendisini sabahın Rabbi olarak takdim ederken, burada ise insanların Rabbi, meliki ve ilâhı olarak tanıtmakta, kendisinden sakınılacak varlığı ise insan ve cinden oluşan şeytan sembolü olarak belirlemektedir. Mushaf’ın bu son sûresinde, âyet sonlarında sîn harflerinden kaynaklanan musiki, insan ve cin şeytanlarının insana verdiği vesveseyi hissettirmekte, adeta onların fısıltıları hakkında dikkatli olunmasını tenbih etmektedir.

6 b)-Yüce Allah’ın Üç Sıfatı Sûrenin ilk üç âyetinde, Yüce Allah Kendisini üç sıfatıyla tanıtmakta ve O’na sığınılmasını emretmektedir. Birincisi; "Rabb'in nas'tır" yani insanları yetiştiren, mürebbisi, sahibi ve efendisi olan Allah’tır. İkincisi; "Melik'in Nas"tır; yani bütün insanların padişahı ve hükümdarı olan Allah’tır. Üçüncüsü; "İlah'in Nas"tır. Yani, insanların gerçek mabudu olan Allah (İlah'ın Kur'an-ı Kerim'de iki anlamda kullanıldığı bilinmelidir.

7 Birincisi, mabud olmadığı halde, kendisine ibadet edilen şahıs veya bir şeydir. İkincisi, kendisine ibadet edilmesi gereken gerçek mabuddur. O'na ibadet edilse de, edilmese de O ilahtır. Allah (c.c.) için nerede ilah kelimesi kullanılmışsa, bu ikinci anlamda kullanılmıştır. Bu üç sıfatın zikredilmesinin nedeni; "İnsanların Rabbi, Melik'i ve Mabud'u olarak kâmil iktidar sahibi ve kullarını korumaya kadir olan Allah'a sığınırım. Ancak O, insanların kendi kendilerini kurtaramayacağı şeyden onları kurtarır." inancının pekişmesi içindir.

8 Sadece bunun için değil O'nun (c.c) ; Rabb, Melik ve İlah olduğunu vurgulamak içindir de. O'nun dışında hiç kimseye sığınılmayacağını ve gerçek sığınağın O (c.c) olduğu inancını güçlendirmek de bu nedenler arasındadır. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ اِلهِ النَّاسِ “De ki: İnsanların ilahına, hükümdarına,yani Rabbine sığınırım.” Âyetteki مَلِكِ melik kelimesi “hükümdar, Sahip, Yönetici” النَّاسِ sözcüğü ise “insanlar” demektir. Allah Teâlâ insanları yaratıp maddî ve manevî nimetleriyle hem bedenen hem de ruhen beslediği, yetiştirdiği, eğittiği için kendi zâtını Rab ismiyle anmıştır. Râgıb el-Isfahânî, "mâlik ve hâkim" diye çevirdiğimiz 2. âyetteki "melik" kelimesini özetle şöyle açıklar: Melik, emir ve yasaklarla insan topluluğunu yöneten kişidir. Bu kelime özellikle akıllı varlıkları yöneten için kullanılır; meselâ "insanların meliki" denir, "eşyanın meliki" denmez.

9 Yönetilen bütün insanlar olunca kanunlarıyla, buyruk ve yasaklarıyla onların yöneticisi, mâlik ve hâkimi de Allah'tan başkası değildir. "İnsanların İlâhı"ndan maksat da sadece kendisi ibadete lâyık olan Allah'tır. Allah Teâlâ bütün mahlûkatın rabbi olduğu halde burada üç âyette de "insanların” tekrarlanması, onların mahlûkatın en üstünü ve en şereflisi olduğuna vurgu yapar. Ayrıca dünyada insanları yöneten hükümdarlar, krallar ve bunları tanrı sayıp tapan kavimler geçmişte görülmüştür, bugün de farklı boyut ve tezahürlerde görülebilmektedir.

10 Bu sebeple sûrede insanların rablerinin de hükümdarlarının da ilâhlarının da sadece Allah olduğu ve yalnızca O'na sığınmak, O'na tapmak O'nun hükümranlığını tanımak gerektiği vurgulanmıştır. Yüce Allah, Nâs Sûresinde bu ilk üç âyetinde Hz. Peygamber’in şahsında bütün insanlara seslenmekte ve çeşitli kötülüklerin kaynağı olan insan ve cin şeytanlarının vesvesesinden Kendisine sığınmalarını istemektedir. Yüce Allah, burada Kendisini insanların rabbi, meliki ve ilâhı olarak tanıtmaktadır. Şimdi bu üç kelimeyi açıklamaya çalışalım.

11 1.Rabb “sahip, idare eden, yetiştiren, terbiye eden, büyüten”; melik “hükümdar, padişah, hükmü altında tutan, meleke ve güçlerini hayır üzere kullandıran, sahip”; ilâh ise “üstün güç” gibi anlamlara gelmektedir. Bu haliyle söz konusu kelimeler, Yüce Allah’ın insanlar özelinde bütün mahlûkatın sahibi ve yaratıcısı olduğunu hatırlatmaktadır. 2.Kendisine sığınılacak varlık, her şeyin sahibi olursa, o sığınma gerçek sığınmadır; başka ilavelere ihtiyaç hissettirmez. Bu nedenle Yüce Allah, görünür-görünmez, hissedilir-hissedilmez, maddî-manevî, insan-cin kaynaklı her türlü vesveseden Kendisine sığınılmasının gerçek bir korunma isteği olacağını beyan etmektedir. Sıkıntıdaki insanlar ancak bu şekilde kurtulabileceklerini bilmeli ve Yüce Allah’a güvenmelidirler.

12 3.Rabb, melik ve ilâh kelimelerinin her üçü de Yüce Allah’ı nitelendirmekte ve birbirinin açıklayıcısı olmaktadırlar. Bu nedenle âyetlerde ki anlam, “De ki: İnsanların Rabbine, yani melikine, yani ilâhına sığınıyorum” şeklini almaktadır. Âyetlerde üç defa en-nâs kelimesinin gelme nedeni de bir tekrar değil, insanın sığınmasındaki tek doğru yerin ilâhî makam olduğu gerçeğini insana her defasında hatırlatmaktır. Mademki üç âyette Yüce Allah’ın başka bir sıfatı zikrediliyor, o halde insanın da üç defa zikredilmesi bu ifade üslubuna uygunluk oluşturmaktadır.

13 4.Ayrıca, ilk üç âyette üç kez geçen en-nâs kelimesi, insanın değerini hatırlatmaya yönelik olarak da anlaşılabilir. Âyette, وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنَى اَدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلًا “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsra:70) başka bir âyette de لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فى اَحْسَنِ تَقْويمٍ “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Olarak ifade edilmektedir. Bu değeri nedeniyle kendisine sığınılacak varlık olan Yüce Allah üç sıfatıyla anılınca, ona sığınacak varlığın, yani insanın da üç defa zikredilmesi daha etkileyici bir üslup oluşturmaktadır.

14 a)-Sığınılması Gereken Şer Nedir? Yüce Allah, sığınılacak varlığın Kendisi olduğunu beyan ettikten sonra, şimdi de sığınmaya konu olan şerrin kaynağına dikkat çekmektedir. Sinsi Vesvesecinin Şerrinden مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ “ Vesvese veren sinsi vesvesecinin şerrinden” Âyetteki اَلْوَسْوَاسِ kelimesi, “vesvese oluşturabilecek her tür vesvese kaynağı” اَلْخَنَّاسِ kelimesi ise “sinmek, geri kalmak” demektir.

15 a) اَلْوَسْوَاسِ kelimesinin anlamı çerçevesinde “bilinen bilinmeyen, hayal veya gerçek, bilinçaltı veya bilinç üstü, duyular veya güdüler, vehim veya endişe, insan kaynaklılık veya cin kaynaklılık, görülebilirlik veya görülemezlik, hissedilebilirlik veya hissedilemezlik” gibi unsurlar vardır.” Bu nedenle, âyetteki el-vesvâs kelimesini izah eden Taberî, bunun “şeytan” olduğunu beyan etmekte ve sürekli vesvese vermenin onun özelliği olduğunu belirtmektedir. "Vesvas"ın anlamı, "tekrar tekrar vesvese veren"dir. Vesvesenin anlamı insanın kalbine ona hissettirmeden peş peşe kötü düşünce sokmaktır. "Vesvese" kelimesinde yapılan fiilin sürekliliği, tekrarı söz konusudur. "Zelzele" kelimesindeki tekrarda olduğu gibi Çünkü insanı bir zerre kışkırtmak yeterli olmaz. Ona bir fiili işletebilmek için onu tekrar tekrar kışkırtmak gerekir. İşte bu çalışmaya "vesvese", vesveseyi verene de "vesvâs" denir.

16 “Vesvâs” kelimesi, "vesvese"den türemiş ve aşırılık ifade eden bir sıfat olup "çokça vesvese veren" demektir. Vesvese "şüphe, tereddüt, kuruntu, gizli söz, kişinin içinden geçen düşünce" demektir; terim olarak, "zihinde irade dışı beliren ve kişiyi kötü ya da faydasız bir düşünce ve davranışa sürükleyen kaynağı belirsiz fikir, şüphe ve kuruntu" anlamına gelir. Bir kimseye böyle bir düşünceyi telkin etmeye de "vesvese vermek" denir. Vesvese genel olarak insanı kötü, din ve ahlâk dışı davranışlara yönelten bir iç itilme olarak hissedilir. Bu anlamdaki vesvesenin kaynağı şeytandır. Nitekim birçok âyette şeytanın insana vesvese verdiği ifade edilmiştir. Kötülük sembolü olan şeytan, gerçek bir varlığa sahip olmakla birlikte onun insan üzerindeki etkisini psikolojik yolla gerçekleştirdiği söylenmektedir. Vesvesenin bir diğer kaynağı ise kişinin nefsidir; Kaf sûresinin 16. âyeti de bunu şöyle ifade etmektedir.

17 وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَاتُوَسْوِسُ بِه نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَريدِ “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf:16) Şeytanın vesveselerinden kurtulmak için, Yüce Allah’a sığınmak gerekir. O’na sığınmayanlar bu defa şeytanın oyuncağı olmaktan kurtulamazlar. Âyetlerde özellikle, insanoğlunun bu vesveseciden uzak durmaya gayret etmesinin kendi menfaatine olacağı ortaya konulmaktadır. Allah’a sığınmayanlar mutlaka kendilerine başka bir sığınak ararlar. Böylece ilgili varlıklara hakkı olmayan özellikleri nispet ederek, onların da sapmalarına ve haktan uzaklaşmalarına neden olurlar. Allah'a sığınmanın ne anlama geldiği üzerinde duralım. Bu şerden Allah'a sığınmanın anlamı, şerrin kalbe yerleşmemesi için Allah'a dua etmek ve sığınma isteminde bulunmaktır. İkinci anlamı; Allah (c.c.) yolunda çalışanın aleyhinde halkın kalbine vesvese verene karşı daima Allah'a sığınmaktır.

18 Hakka davet edenler için, kalplerine vesvese verilenlerin her birine tek tek ulaşıp bu olumsuzluğu düzeltmenin mümkün olamayacağı açıktır. Hak davetçilerinin, Allah'a daveti bırakarak her bireyin davetçiler hakkındaki yanlış düşünceleri düzeltemeyeceği ve ithamlara cevap veremeyeceği ve bunlar için vakit ayıramayacağı bilindiğine göre, tek çare bütün bunlardan Allah'a sığınmaktır. Ayrıca muhaliflerin seviyesine inerek kendini savunmak için onlara cevap vermesi de uygun değildir. Onun için Allah, hak davetçilerine yol gösterir ve şöyle buyurur: "Şerre karşı Allah'a sığınarak hiçbir şeye aldırmadan davete devam edin. Çünkü buna karşı çıkmak sizin göreviniz değildir. Bu; Rabb'in nas, Melik'in nas ve İlah'in nas'ın işidir."

19 Burada vesvesenin, şer fiilinin başlangıcı olduğu sonucu da çıkmaktadır. Vesvese, gafil ve zihni boş olan bir insan üzerinde önce etkili olur ve kalbinde kötülüğe istek meydana getirir. Bu kötü niyet daha sonra irade haline gelir ve vesvesenin de etkisiyle irade pekişir. Son adımda ise şer amel ortaya çıkar. Vesvese verenin şerrinden Allah'a sığınmanın anlamı, Allah'ın henüz başlangıcında şerri yok etmesidir. Olaya başka bir açıdan yaklaşırsak, vesvese verenlerin çabasını şu şekilde sıralayabiliriz: İnsanı, önce küfür, şirk, ateistlik, Allah (c.c.) ve Resulüne isyan ve Müminlere karşı düşmanlık için kışkırtırlar.

20 Eğer bunda başarılı olamamışlarsa ve kışkırtılan kişi oyuna gelmeyerek İslam'a girmişse, bu kez onu İslam içinde bid'ata teşvik ederler. Bunda da başarılı olamazlarsa, onu günaha teşvik ederek, bunlarda bir sakınca olmadığını telkin ederler. Böylece küçük günahların birikerek büyük günahlara dönüşmesini isterler. Bunda da başarılı olamazlarsa, söz konusu kişinin müminliğinin kendisi ile sınırlı kalmasına ve galip gelmek için çalışmasına çaba gösterirler. O şahıs tüm bunlara rağmen hiç bir oyuna gelmezse, cin ve insanlardan bütün şeytanlar saldırıya geçerek halkı onun aleyhine kışkırtırlar. Bu noktada şeytan, mü'min insana gelerek şöyle kışkırtır: "Bunlara tahammül etmen korkak olduğunu gösteriyor. Aslında senin de onlara karşılık vermen gerekirdi." Bu, şeytanın son silahıdır. Şeytan böylece Hak davetçilerini saptırmak ve verimsiz bir alana itmek ister.

21 Davetçi eğer bu tuzaktan da kurtulursa, şeytan çaresiz kalır, Bu konuda Kur'an'da şöyle buyurulur: وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ اِنَّهُ سَميعٌ عَليمٌ “Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (Araf:200) (Yani şeytan emrolunduğun şeylere aykırı düşen, gazap ve benzeri hallere seni sevk ederse hemen Allah’a sığın. Bu hitap, görünüşte Resulullah’a olmakla beraber bütün Müslümanlara şamildir. Bu şekilde şeytandan herhangi bir vesvese geldiğinde onun şerrinden Allah’a sığınmak lazımdır.) (Araf: 200, Fussilet: 36),

22 وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطينِ "De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım." (Mü'minun: 97) اِنَّ الَّذينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ “Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.” (A'raf: 201) Şeytanın son tuzağından da kurtulanlar hakkında Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

23 وَمَا يُلَقّيهَا اِلَّا الَّذينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقّيهَا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظيمٍ “Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.” (Fussilet: 35) Burada bir başka noktaya da dikkat edilmelidir. O da, insanın kalbine sadece dışarıdan cin ve şeytanlardan vesvese gelmediğidir. İnsanın kendi nefsi de vesvese verir. Yanlış düşünce ve sapmış aklın da vesvese vereceği ihtimal dışında değildir. İnsanın gayri meşru istek ve hevesleri, irade gücü ve muhakemesinin de onu saptırabileceği bilinmelidir. "Vesvâs" kelimesi hem insanlara vesvese veren görünmez şeytanı hem de insanları yoldan çıkarmak ve onlara kötülük yaptırmak için gizlice tuzak kuran insan şeytanlarını ifade eder.

24 Burada, Felak sûresinde anlatılan şerlerin benzeri büyük bir şerden Allah'a sığınılması emredilmektedir. Fakat bu şer insanlara bilemedikleri bir yolla, yani gizli güçler ve nefsanî arzular yoluyla geldiği için insanlar bazen gafilce hareket edip buna karşı tedbir almazlar; kötülük yaptıkları halde iyilik yaptıklarını sanırlar. Bu şer, şu âyet-i kerimede فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَاوُرِىَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاتِهِمَا وَقَالَ مَانَهيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ “Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.” (A’raf:20)

25 anlatıldığı üzere insanın manevî varlığını, ebedî mutluluğunu yok etmek isteyen ve onu ruhen zehirleyerek ebedî hüsrana düşürmeye çalışan şeytanların şerridir. Sûrede bu şerden Allah'a sığınmayı isteyen buyruk, bizce belirsiz bir kaynaktan veya içimizden gelen arzu, duygu ve düşünceler karşısında uyanık olmayı, bunları akıl, vicdan ve dinî değerler süzgecinden geçirmeyi de içermektedir. Son âyet-i kerimeden de anlaşıldığı üzere İnsanları aldatmaya ve doğru yoldan saptırmaya çalışan iki tür şeytan vardır: Birincisi cin şeytanlarıdır ki bunlar insanların içine vesvese düşürerek onları yanlış yola sürüklemek isterler.

26 Her insanın, kendisini kötülüklere sürüklemeye, kötü işleri onun gözünde güzel göstermeye çalışan bir şeytanı vardır. Nitekim Hz. Peygamber, her insanın kendine ait bir cini (şeytanı) bulunduğunu bildirmiştir. (Dârimî, "Rikak", 25; Müsned, 1,385) Başka bir hadiste de "Şeytan Âdemoğlunun kan damarlarında dolaşır“ buyurulur. (Buhârî,Ahkâm,21) İkincisi ise, İnsanları doğru yoldan saptıran diğer şeytan ise insan şeytanlarıdır. Bunlar, gerçeklik ve değer ölçülerini kaybetmiş, kendilerini nefsanî haz ve arzuların akıntısına kaptırmış, bu mânada şeytanın esiri olmuş insanlardır. Bunlar insana çoğu zaman sureti haktan görünerek yaklaşır, sonu hüsranla biten davranışlara yöneltirler.

27 b) اَلْخَنَّاسِ kelimesi ise, yukarıda ifade ettiğimiz gibi “sinmek, geri kalmak” demektir. "Hânnâs" kelimesine gelince, bu kelime Hunus'tan türemiştir. "Hunus"un anlamı açığa çıktıktan sonra saklanmak veya ileri çıkıp geri çekilmektir. "Hannas" "hunus"un mübalağa sığasıdır. Bu nedenle "hannas" kelimesi söz konusu fiili çokça yapan, tekrarlayan anlamına gelir. Burada vesvese verenin vesvese vermek için insana tekrar tekrar geldiği açıktır.

28 Bunun yanına "hannas" kelimesi gelince anlam şöyle olur: Vesvese veren ve geri çekilen, tekrar tekrar gelerek vesvese vermeye çalışan. Diğer bir ifadeyle birincisinde başaramadığında vesvese vermek için tekrar tekrar ikinci, üçüncü, dördüncü defa gelen. Tekvîr: 15. Âyette فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ “gezegenlerin sinmesi ve görünmemesi” anlamında kullanılan bu kelime, burada şeytanın sinsiliğini ortaya koymaktadır.

29 Sa’îd b. Cübeyr, İbn Abbas’ın şöyle dediğini nakletmektedir: “İnsan, Rabbini hatırladığı zaman, şeytan geri çekilir ve kaçar (siner); ama Rabbini unuttuğu zaman ona vesvese verir.” (Râzî, Tefsir-i Kebîr, c.23, s.599) Bu rivayetten anlaşılıyor ki, el-hannâs kelimesi, şeytanın sinmesi veya geri durması anlamlarına gelmektedir. Bu durum, bir çekingenlik ve güçsüzlük nedeniyle üstün güç olan Yüce Allah’ın huzurunda haddini bilme halidir. "Sinsi" diye tercüme ettiğimiz "hannâs" kelimesi ise "gizli hareket eden ve geride kalmayı âdet haline getiren" anlamında bir sıfattır.

30 VESVESECİ VARLIK CİN DE İNSAN DA OLABİLİR اَلَّذى يُوَسْوِسُ فى صُدُورِ النَّاسِ. مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ. “Cinlerden ve insanlardan oluşan, insanların gönüllerine vesvese veren (vesvesecinin şerrinden).” Nas: 5-6 Âyetteki يُوَسْوِسُ fiili “vesvese vermek”, صُدُورِ kelimesi “gönüller” اَلْجِنَّةِ sözcüğü “cinler”, اَلنَّاسِ kelimesi ise “insanlar” demektir. Burada sinsice vesvese vererek insanları huzursuz eden iki kaynağa gönderme yapılmaktadır. Bunlardan ilki cinlerden olan vesvesecidir yani şeytandır, diğeri ise insanlardır.

31 a)Şeytanın vesveseleri hakkında Kur’an’da çeşitli ifadeler vardır. Şeytanın vesvese vermesi anlamında istizlâl/istezelle “kaydırmak” şu âyette geçer. اِنَّ الَّذينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللهُ عَنْهُمْ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ حَليمٌ. “(Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı. Yine de Allah onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.” (Al-i İmran:155)

32 tahvîf/yuhavvifü “korkutmak” ta şu âyette geçer اِنَّمَا ذلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ “İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Al-i İmran:175), tadlîl/yüdıllü “saptırmak” âyette geçer. اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ امَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُريدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه وَيُريدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعيدًا “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” ( Nisa:60) keyd “tuzak” şu âyette geçer.

33 اَلَّذينَ امَنُوا يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللهِ وَالَّذينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعيفًا “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise Tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa:76), nezğ “fitlemek” âyette geçer وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ اِنَّهُ سَميعٌ عَليمٌ “Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (A’raf:200)

34 tâif “vesvese, olumsuz müdahale” şu âyette geçer. اِنَّ الَّذينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ “Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.” (A’raf:201), Ve hemezât “kışkırtma” şu âyette geçer. وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطينِ “Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! “Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!” (Mü’minûn:97) kelimeleri kullanılmaktadır. İnsanların bunlardan kurtulması içi Yüce Allah’ı hatırlamaları ve O’na sığınmaları kendilerine emredilmektedir.

35 Kuruntu verdirir. لَعَنَهُ اللهُ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصيبًا مَفْرُوضًا (118) وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَامُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَامُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبينًا (119) يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً “Allah onu (şeytanı) lânetlemiş; o da: "Yemin ederim ki, kullarından belli bir pay edineceğim" demiştir. "Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler" (dedi). Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür. (Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.” (Nisâ: )

36 Kin ve düşmanlık meydana getirmek ister. اِنَّمَا يُريدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِى الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللهِ وَعَنِ الصَّلوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ “ Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? (Mâide:91) İnsanların yaptığı yanlışları onlara süslü ve doğru gibi gösterir. فَلَوْلَا اِذْ جَاءَهُمْ بَاْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını süslü gösterdi.” (En’âm:43)

37 Onlara görevlerini unutturur. وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِى اَيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فى حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ “Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.” (En’âm:68) İnsanları saptırıp şaşırtır.

38 قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدينَا اللهُ كَالَّذِى اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِى الْاَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ اِنَّ هُدَى اللهِ هُوَ الْهُدَى وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ “De ki: Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri, arkadaşlarının ise: "Bize gel! " diye doğru yola çağırdıkları şaşkın kimse gibi gerisin geri (inkârcılığa) mı döndürüleceğiz? De ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir. Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.” (En’âm:71)

39 Kendi dostlarına süslü sözler, aldanma içerikli mesajlar ve Müslümanlarla mücadele etmelerini fısıldar, onları bu işlere teşvik eder. وَكَذلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَاطينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحى بَعْضُهُمْ اِلى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.” (En’âm:112)

40 وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ وَاِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ اِلى اَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ “Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlar olursunuz.” (En’âm:121) İnsanların arasını açar.

41 وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا اَبَتِ هذَا تَاْوِيلُ رُءْيَاىَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّى حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِى اِذْ اَخْرَجَنِى مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنى وَبَيْنَ اِخْوَتِى اِنَّ رَبِّى لَطيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ “Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Yûsuf:100)

42 وَقُلْ لِعِبَادِى يَقُولُواالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُبِينًا “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (İsrâ:53)

43 Yanlış vaatlerde bulunur. وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ الْاَمْرُ اِنَّ اللهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِى فَلَا تَلُومُونِى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ اِنِّى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ “(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim." Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.” (İbrahim:22)

44 Sadece aldanma vaad eder. وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا “Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vâdetmez.” (İsrâ:64)

45 Vahyi bozmak ve ona bir şeyler katıştırmak ister. وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِىٍّ اِلَّا اِذَا تَمَنّى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِى اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللهُ مَا يُلْقِى الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللهُ اَيَاتِهِ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ “(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Hacc:52)

46 İnsanı yüzüstü bırakıp rezil eder. لَقَدْ اَضَلَّنِى عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَاءَنِى وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا “Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.” (Furkan:29) İnsanı ateş azabına çağırır. وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ابَاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ “Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan; onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!” ( Lokmân:21)

47 İnsanları kötülüğe sürükler ve onlara boş ümit verir. اِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَاتَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَاَمْلَى لَهُمْ “Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.” (Muhammed:25) İnsanı etkisi altına alır ve Allah’ı hatırlamayı ona unutturur. اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسيهُمْ ذِكْرَ اللهِ اُولئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ “Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah'ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.” (Mücâdele:19)

48 c)Kur’ân, şeytan kavramını sadece cinlerden ibaret saymaz, insanlardan da şeytanlar olduğu haberini verir. Meselâ En’âm 112’de hem insan hem de cin şeytanların peygamberlere düşman olduklarından söz edilmektedir. Ayrıca, tefsirini yaptığımız Nâs Sûresinin bu son âyeti, bu konuda son derece açık bir delildir. İnsanı en çok ve en etkili şekilde azdıran varlık, insan şeytanlardır, insan kılığındaki şeytanlardır, başka bir ifadeyle şeytanlaşmış insanlardır.

49 Yüce Allah, insanı Kendisinin yarattığını ve nefsinin ona neleri vesvese verdiğini gayet iyi bildiğini, çünkü insana şah damarından daha yakın olduğunu beyan etmektedir. Demek ki, insana vesvese veren varlık sadece şeytan değildir; insan nefsi de vesvese vermekte ve insanı Hakk’tan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Hz. Yûsuf kıssasında Züleyha’nın itiraf ettiği gibi âyette وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَارَحِمَ رَبِّى اِنَّ رَبِّى غَفُورٌ رَحِيمٌ “(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” (Yûsuf:53)

50 Şeytanın insandaki şubesidir. İnsan, bununla şeytanlaşır, şeytanca işler yapar, azar, sapar ve çevresindekileri saptırmaya çalışır. e)İnsana yine insandan veya diğer varlıklardan gelebilecek sıkıntılardan Yüce Allah’a sığınmak onlara önemli bir kapı olarak sunulmaktadır. Böylece insanoğlu, bir taraftan her türlü vesvese veya tehlikeye açık bir varlık olarak tanıtılmakta, diğer taraftan tehlikelerden korunmasının yolu da kendisine gösterilmektedir. İnsanlara sahipsiz bırakılmadıkları hatırlatılmakta, yanlış yerlerde çözüm aramamaları gerektiği onlara öğretilmekte, başka varlıklara ve yanlış kapılara müracaatın sonuçsuzluğu daha başından kendilerine bildirilmektedir.

51 Bu âyetlerden ve sûrelerden anlaşıldığına göre, peygamberler dâhil hiç kimse, kendini her şerden korunmuş gibi algılamamalıdır. İnsanlar, bu tür cin veya insan kaynaklı vesveseler konusunda şarlatanlara değil, asıl sahibimiz olan Yüce Allah’a sığınmalıdırlar. Allah adına O’nun adını, dinini, kitabını ve ilâhî mesajını menfaatlerine kurban edenlere asla müracaat etmemelidirler. Sadece ve sadece Yüce Allah’ı sığınak bilmeli ve bu doğrultuda davranmalıdırlar. Burada sûreyle ilgili son söz olarak şunu söyleyelim: Bu sûrede, âyet sonlarındaki nâs kelimelerinin her âyetin sonunda gelmesi sûreye değişik bir ses ve bir armoni katmakta, sanki fısıltı veya vesvesenin oluşturduğu garip etki hissettirilmeye çalışılmaktadır. Kısa kısa gelen her âyetin sonundaki sesle, bu tür vesveselerin insanı çepeçevre kuşatabileceği, etkileyebileceği veya kuşatılmışlık duygusuna kaptırabileceği hissi verilmek istenmiş olabilir.

52 NÂS SÛRESİNİN GENEL MESAJLARI 1.Yüce Allah, el-mu’avvizetân diye isimlendirilen Felak ve Nâs sûrelerin de, Kendisini bir sığınak ve sahip olarak tanıtmaktadır. 2. İnsanlar, değişik sıkıntılarından dolayı rabb, melik ve ilâh sıfatlarının sahibi Yüce Allah’a sığınmalıdırlar. 3. “Sürekli olarak insanların gönüllerine vesvese veren ve sinen cin ve insan şeytanlarının” şerrinden Allah’a sığınmak, başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün insanlara emredilmektedir.

53 KAYNAKLAR 1.Fahreddin Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr (Mefâtihu’l-Gayb) 2.Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’ân. 3.Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir. 4.Mehmet OKUYAN, Kısa Sûrelerin Tefsiri.

54 HAZIRLIYAN MUSTAFA GÜLEÇ GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ MESLEK DERSLERİ ÖĞRETMENİ


"GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI NÂS SÛRESİNİN TEFSİRİ KONUSU Sûrede sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları