Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde."— Sunum transkripti:

1

2

3 Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde iki farklı tarzda gelişme göstermiştir 1.Saray, konak, medrese ve bunlara yakın çevrelerde tahsilli kişilerin yarattığı ve Arap ve Fars geleneğine dayanan Klâsik Türk Edebiyatı veya Divan Edebiyatı. 2.Eğitimleri daha çok sözlü kültür birikimine dayanan, daha çok kırsal kesime ve yeniçeri ocaklarına has olan kişilerin, din ve tasavvuf çevrelerinden olan kişilerin ve halkın kendisinin oluşturduğu ve Orta Asya geleneğine dayalı Türk Halk Edebiyatı.

4 Bugün de bir ölçüde yaşamakta olan Türk Halk Edebiyatı geleneği, Türklerin Orta Asya edebiyat geleneklerinin İslâmiyet ve yeni yaşayış şart ve şekilleri içinde tekabül etmiş millî edebiyatlarıdır. Türk Halk Edebiyatı, dış yapıda ve bir ölçüde icra töresinde müştereklik gösteren muhteva ve fonksiyonları ile farklı olan Anonim (din dışı), Aşık tarzı (din dışı) ve Tekke (dinî) edebiyatından oluşur.

5 Türk Edebiyatı içinde yer alan ve aynı zamanda folklorun da bir alt disiplini olarak değerlendirilen Halk Edebiyatı; edebî zevk, düşünce ve anlatım gücüne ulaşmış âşık ve tekke tarzı sahibi belli eserlerle, malzemesi dile dayalı destan, efsane, halk şiiri, mani, ağıt, türkü, bilmece, masal, halk hikâyesi, fıkra, atasözü, deyimler, tekerlemeler gibi sözlü gelenekte yaşayıp kuşaktan kuşağa aktarılan anonim ürünlerden oluşur.

6 Halk Edebiyatı kavramı içinde toplanan bu türlerin bir bölümü günümüzde de bazı bölgelerde dinamik olarak yaşamaktadır. Çok zengin ve çeşitlilik gösteren sözlü edebiyattaki anlatım türleri ve manzum eserler özellikle kırsal kesimde yaşayan halkın kültür birikimini sağlamakta, duygu, düşünce ve hayal hazinelerini zenginleştirmektedir.

7 Doğu Anadolu bölgesinde canlı olarak devam eden Âşıklar geleneği, kahvelerde, düğünlerde, bayramlarda, sohbetleri zenginleştirirken, aynı zamanda dinleyenleri düşündürmekte ve eğlendirmektedir. Nasrettin Hoca, Bektaşî, Laz ve benzeri tipler etrafında teşekkül etmiş ve etmekte olan fıkralar güldürürken düşündürmekte toplumu ve kişileri eleştirirken anlatanı ve dinleyenleri daha iyiye, daha güzele yöneltmektedir.

8 Bilmeceler yetişen genç nesillerin zihin gelişimine yardımcı olmaktadır. Atasözleri ve deyimler eski nesillerin tecrübelerini ve tavsiyelerini yeni nesillere aktarmaktadırlar. Millet hayatındaki, savaşlar, göçler, destanlarda anlatılmış, ölenlerin ardından yakılan ağıtlar ve her konuyu işleyen türküler kederi, neşeyi ve sevgiyi yansıtmaktadır. Dini ve kutsî yaşayıştaki heyecan ve vecd ilâhîlerle anlatılmış, âşıklar Türk dilinin anlatım gücünü, inceliğini musiki ile dile getirerek yüzyıllarca yaşatmışlardır.

9 Dil ve anlatımda süslü söyleyişe yöneliş yoktur. Genellikle yalın anlatım kullanılır. Söylendikleri, yaşatıldıkları devir ve çevrenin yaygın Türkçesi kullanılmıştır. Halkın içinden doğan eserler, konu, tema ve duyarlık bakımından halkın hayatına sıkı sıkıya bağlıdır. Türk Halk Edebiyatının Özellikleri

10 Şairler, genellikle okumamış kişilerdir. Aşk, doğa, ayrılık, özlem, ölüm, din, tasavvuf konularının yanı sıra toplum hayatını ilgilendiren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla ilgili eleştiriler getirirler. Daha çok somut konular işlenir. Biçimden çok konuya ağırlık verilmiştir. Âşık edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır.

11 Âşık veya saz şairi denilen sanatçılar tarafından daima müzik eşliğinde söylenir. Şair şiirlerini saz eşliğinde, belli bir ezgi ile söyler. Âşıklar, bu edebiyatın mensur kısmını oluşturan halk hikâyelerinin oluşumu, gelişimi ve aktarılmasında da önemli rol oynarlar.

12 Şiirde nazım birimi dörtlüktür. Yaygın olarak hece ölçüsü kullanılmıştır. Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır. Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar aruzu da kullanmışlardır. Şiirler işledikleri konuya göre güzelleme, koçaklama, ağıt ve taşlama, ilahi gibi adlar almışlardır.

13 Koşma, türkü, mani, destan, semâî gibi değişik nazım şekilleri kullanılmıştır. Âşık edebiyatı doğaçlamaya (irtical) dayanır. Âşıklar, eserlerini bir ön hazırlık olmaksızın, doğrudan sözlü olarak meydana getirirler. Bu yüzden şiirlerde derin bir anlam, kusursuz bir biçim görülmez. Dinî-tasavvufî edebiyatın etkisinde kalmıştır.

14 Halk deyimlerine ve güzel halk söyleyişlerine yer verilir. Azda olsa benzetmelerden faydalanılmıştır. (Boy serviye, yüz aya, kaş kaleme, diş inciye, yanak güle) Şiirlerin başlığı yoktur, Nazım şekilleri ile adlandırılır. Genellikle yarım kafiye kullanılır. Daha çok redifle ahenk sağlanır. Kafiyenin yanı sıra “ayak” da söz konusudur.

15 Konu, şekil ve dil bakımından dış tesirlerden uzaktır. Nesir alanında da eserler verilmiştir. Nesir halk edebiyatında nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır. Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır. Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, atasözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir.

16 Bunlardan en yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir. Atasözü, bilmece ve deyimler zaten -halkın ürünü olmakla beraber- her alanda herkes tarafından kullanılmaktadır. Halk edebiyatı gözleme dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır.

17 Özellikle 18. yüzyıldan itibaren halk şairleri, divan şairlerinden etkilenerek aruzun belirli kalıplarıyla şiirler yazmayı denemişlerdir. Hatta divan şiirinin mazmunlarını da kullanmışlardır. Bu durumun ortaya çıkmasında halk şairlerinin, aydınlar ve divan şairlerince hor görülmelerinin, değersiz ve güçsüz sayılmalarının etkisi de vardır.

18 Nazım birimi dörtlüktür. Ölçü, millî ölçümüz olan hece ölçüsüdür. Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır. Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar aruzu da kullanmışlardır. Genellikle yarım kafiye kullanılır. Daha çok redifle ahenk sağlanır. Kafiyenin yanı sıra “ayak” da söz konusudur.

19 Şiirler (önceleri kopuz, şimdilerde) bağlama eşliğinde okunur. Dil halkın kullandığı Türkçedir. Konu, şekil ve dil bakımından dış tesirlerden uzaktır. Nazım şekil ve türleri arasında türkü, koşma, mani, ninni, semai, varsağı, destan, ilâhî, nefes sayılabilir.

20 Şiirlerin konuya göre özel başlıkları olmaz. Türe ve şekle göre genel adları vardır: koşma, destan vb. Konular, halkın sürekli iç içe olduğu, aşk, tabiat, ayrılık, hasret, ölüm, yiğitlik, din, şikâyet gibi konulardır. Daha çok somut konular işlenir. Halk edebiyatının da kendine özgü mazmunları, mecazları vardır. Sevgilinin kaşı, gözü, yanağı, boyu her şiirde aynıdır.

21 Nesir halk edebiyatında nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır. Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır. Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, ata sözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir.

22 Bunlardan en yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir. Ata sözü, bilmece ve deyimler zaten - halkın ürünü olmakla beraber- her alanda herkes tarafından kullanılmaktadır.

23 Halk Edebiyatı üç bölümde incelenir. 1. Anonim Halk Edebiyatı 2. Âşık Tarzı Türk Halk Edebiyatı 3. Dini - Tasavvufi Halk Edebiyatı

24

25 Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu, sözlü geleneğe dayalı edebiyattır. Sözlü olduğu için, ürünler; halk arasında dilden dile geçtikçe zaman, kişi, yer unsurlarına bağlı olarak değişikliğe uğramıştır. Anlatım, sözlü edebiyat geleneklerine uygundur. Süsten uzak, açık, net, anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Daha çok; aşk, hasret, yiğitlik, ölüm gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenmiştir.

26 Özellikleri şunlardır 1. Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur. 2. Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir. 3. Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır. 4. Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır. 5. Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.

27 6. En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür. 7. Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez. 8. Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir. 9. Sözlü geleneğe dayanır. 10. Anonim halk edebiyatı ürünleridir; mani, ninni, türkü, destan, tekerleme, bilmece, masal v.b.

28 A.ŞİİR (NAZIM) BİÇİMLERİ 1. Mani 2. Türkü 3. Ninni 4. Ağıt 5. Destan B.AN0NİM HALK EDEBİYATI DÜZYAZI TÜRLERİ 1. Masal 2. Halk Hikayeleri 3. Fıkra 4. Bilmece 5. Tekerleme 6. Efsane 7. Atasözü ve Deyimler 8. Seyirlik Oyunlar

29 A.ŞİİR (NAZIM) BİÇİMLERİ 1. Mani Biçim Özellikleri : Nazım Birimi: Dörtlük ; Ölçü: 7'li Hece ölçüsü; Uyak Dizilişi: a a x a ( x a x a şeklinde uyaklanan da vardır.) İçerik Özellikleri : Yazarları belli değildir. Anlatılmak istenen duygu ya da düşünce son iki dizede bulunur.ilk iki dize son iki dize ile yalnız ölçü ve kafiye bakımından ilgilidir. Konular : aşk, ayrılık, özlem, ölüm, doğa... Türleri : Birinci dizesi yedi heceden az olan mâniler de vardır. Dizeleri cinaslı uyaklarla kurulduğu için böyle mânilere “Cinaslı Mâni” ya da “Kesik Mâni” denir.

30 Mani Örnekleri Bugün al Yarim giymiş bugün al Şad edersen bugün et Can alırsan bugün al A benim bahtiyarım Gönülde tahtı yârim Yüzünde göz izi var Sana kim baktı yârim Can işte canan hani Dert işte derman hani Gönül sarayı bomboş Beklenen sultan hani Sürüne Madem çoban değilsin Ardındaki sürü ne Ben bir körpe kuzuyum Al kat beni sürüne Beni böyle yandıran Sürüm sürüm sürüne

31 2. Türkü Biçim Özellikleri : Nazım Birimi : Dörtlük, Ölçü : 7'li 8'li 11 'li Hece ölçüsü İçerik Özellikleri : Türkünün yazarı ve söyleyeni belliyse aşık edebiyatı içerisinde değerlendirilir. Anonim Halk edebiyatının en yaygın türüdür. Kendine özgü bir ezgisi vardır. Nazım türlerinin tümü türküye dönüştürülebilir. Bunda tek ölçüt ezgidir. Her konuda söylenebilir. Ait olduğu bölgelere göre adlandırılır. Varsak boylarının türkülerine "Varsağı", Türkmen türkülerine "Türkmani" denir. Çoban türkülerine "kayabaşı", dokunaklı bir müzikle söylenenlere "ezgi" denir. Türkünün asıl bölümüne bend, nakarat bölümüne kavuştak (bağlama) denir.

32 Türkü Örnekleri HAVADA BULUT Havada bulut yok bu ne dumandır Mahlede ölüm yok bu ne figandır Adı Yemen’dir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir Burası Muş’tur yolu yokuştur Giden gelmiyor acep nedendir ….. ZEYNEBİM Zeynep bu güzellik var mı soyunda Elvan elvan güller biter bağında Arife gününde bayram ayında Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im Zeynep'e yaptırdım altından tarak Tara zülüflerin bir yana bırak Zeynep'e gidemem yollar pek ırak

33 3. Ninni Biçim Özellikleri : Nazım Birimi: Dörtlük ; Ölçü: 7'li 8'li 9'lu Hece ölçüsü; Uyak Dizilişi: Genellikle dörtlüğün dört dizesi de birbiriyle uyaklıdır. İçerik Özellikleri : Bebekleri uyutmak için söylenen bir nazım biçimidir. Her zaman bir ezgi ile söylenir. Anne çocuğuna ilişkin isteklerini, iyi dileklerini, kendi sevincini, üzüntülerini anlatır. Divan-ı Lügati’t Türk’ te “Balubalu” olarak geçer. Dandini dandini danalı bebek Elleri kolları kınalı bebek Benim oğlum nazlı bebek Uyusun da büyüsün ninni

34 4. Ağıt Biçim Özellikleri : Nazım Birimi: Dörtlük; Ölçü: 7'li 8'li 10'lu Hece ölçüsü; Uyak Dizilişi: a a a b, c c c b... İçerik Özellikleri :Ölen kişilerin ardından duyulan acıyı, üzüntüyü dile getirmek için söylenen şiirlerdir. Deprem, yangın, sel gibi doğal afetlerle ilgili de ağıtlar yakılmıştır. Ağıtın yazarı ve söyleyeni belli değilse anonim bir ürün sayılır. Ağıtın İslamiyet Öncesi Türk edebiyatında karşılığı "sagu", Divan edebiyatında karşılığı ise "mersiye"dir. İbişimin kazalarıSarıkamış ne aralı Battın avşar kozalarıKimi ölmüş kimi yaralı Sarıkamış'ta kırıldıBunu duymuş var mı ola Koç yiğidin tazeleriYalan dünya kurulalı

35 5. Destan Biçim Özellikleri : Nazım Birimi: Dörtlük (Dörtlük sayısı sınırsızdır.) ; Ölçü: 11 'li Hece ölçüsü İçerik Özellikleri : Toplumu etkileyen olaylar anlatılır. Doğal destanlarımızın tümü anonimdir. Doğal destanlarımız uzun manzum öykülerdir.

36 B.AN0NİM HALK EDEBİYATI DÜZYAZI TÜRLERİ 1. Masal Türk ve dünya edebiyatının en eski ve en yaygın türlerindendir. Hayal gücüyle derlenen ve olağanüstü olaylarla dolu anlatılardır. Yer ve zaman kavramı yoktur. Temel amaç, insanların düşsel dünyalarını zenginleştirerek insanlara ders vermek, yol göstermektir. İyiler sürekli yüceltilir; kötüler sürekli cezalandırılır. Genellikle bir tekerlemeyle başlar. Masal kahramanları şunlar olabilir: İnsanlar (padişah, keloğlan...), hayvanlar (yılan, tilki,güvercin...), bitkiler (ağaç, çiçek...) düşsel yaratıklar (dev, cin, peri...) Türk edebiyatında La Fontaine'in masalları Şinasi tarafından "Tercüme-i Manzume" adıyla çevrilmiştir.

37 2. Halk Hikayeleri Halk arasında söylenen, söyleyeni belli olmayan hikayelerdir. Destanla hikaye arasında bir geçiş görevi üstlenmiştir. Hem destan, hem hikaye, hem de masal özelliği taşımaktadır. Nesir bölümlerinin arasında nazım parçaları da bulunmaktadır. Oluştukları çağdaki sosyal yapıyı ve iç mücadeleleri yansıtmaktadır. Sevgi ve kahramanlık işlenmektedir. Anlatıcıları okur-yazar, az çok kültürlü kişilerdir. Kişiler gerçek yaşamdakilere yakındır; olağanüstülükler oldukça sınırlıdır. Ünlü halk hikayeleri şunlardır: Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Köroğlu Hikayeleri, Battalgazi Hikayeleri...

38 3. Fıkra Genellikle gerçek yaşam olaylarından yola çıkarak hisse kapmayı amaçlayan ve temelinde nükte, mizah, eleştiri ve hiciv öğesi bulunan düzyazı biçimindeki kısacık öykülere denir. Nasrettin Hoca, İncili Çavuş ve Bektaşi fıkraları bu türün en tipik örnekleridir.

39 4. Bilmece Bütün uluslarda örnekleri görülen çok eski bir sözlü Halk edebiyatı türüdür. Her toplumda hoşça vakit geçirmek amacının doğurduğu yaygın bir biçim ve söz oyunudur Türk bilmecelerinin çoğu ölçülü, uyaklı, aliterasyonlu, cinaslı bir sanat yapısı gösterir. Bilmecenin iç özellikleri; değer yargılarını, dünya görüşlerini, akıl seviyesinin üstünlüğünü, günlük yaşayışı şakacı ve nükteci bir şekilde yansıtır.

40 5. Tekerleme Ses ve sözcük benzerliğinden yararlanılarak meydana getirilen yarı anlamlı, yarı anlamsız cümlecik veya sözlerdir. Çocuk oyunlarında ve masalların girişinde söylenir. Diksiyon eğitiminde tekerlemelerden yararlanılır. Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Deve tellal iken Pire berber iken Ben annemin beşiğini Tıngır mıngır sallar iken …

41 6. Efsane Bir olayı akıldışı ve olağanüstü yoldan gelişmiş gösteren söylenti. Efsane türleri: -Tarihi, dini, olağanüstü kişileri, varlıkları ve güçleri konu alan efsaneler -Dünyanın yaratılışını anlatan efsaneler -Tabiat olaylarının meydana gelişini -anlatan efsaneler -Kıyamet gününü anlatan efsaneler Türk edebiyatında Genç Osman, Boş Beşik, Çoban Çeşmesi, Cennet Dağı gibi efsaneler yıllardır söylenegelir.

42 ŞAHMARAN Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab bir gün ormanda bir kuyu dolusu bal bulmuş. Balı çıkarmak üzere kuyuya inen Camsab'ı, bütün balı yukarı çeken arkadaşları aç gözlülükleri yüzünden kuyuda bırakmış. Yalnız başına feryat eden Camsab tam da ümidini kesmişken topraktan iğne deliği büyüklüğünde ışık sızdığını farketmiş. Işığın geldiği deliği büyüten Camsab, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girmiş. Bu bahçede dünyada eşi benzeri olmayan çiçekler, ortasında bir havuz ve çevresinde oturaklar ile bir yığın yılan bulunuyormuş. Havuzun başındaki taht üzerinde insan başlı, süt beyaz vücutlu bir yılan Camsab'a kendi diliyle hitap etmiş; 'Hoşgeldin insanoğlu, çevrendekilerden korkma sen bizim misafirimizsin' Şahmaran Camsab'a türlü türlü yiyecekler ikram edip kendi ülkesine nasıl ve neden geldiğini sormuş. Camsab hikayesini uzun uzun anlatmış... Camsab'ı dinleyen Şahmaran başını sallayıp 'İnsanoğlu nankördür, hilekardır. Küçücük menfaatleri karşısında muazzam zararlarına razı olur' demiş. Şahmaran'ın güvenini kazanan Camsab uzun yıllar bu bahçede yaşamış. Yıllar sonra bir gün Şahmaran'a yaklaşan Camsab, ailesini çok özlediğini söyleyip 'Nolur beni aileme kavuştur' diye yalvarmış. Bunun üzerine Şahmaran kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine ve asla hamama girmeyeceğine dair söz vermesini istemiş. Çünkü Şahmaran'la karşılaşan her kim olursa hamama gittiğinde vücudu pullarla kaplanırmış.

43 Şahmaran'a söz verip ailesine kavuşan Camsab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmaran'ın yerini kimseye söylememiş ve hiç hamama gitmemiş. Derken bir gün Camsab'ın yaşadığı ülkenin hükümdarı Keyhüsrev hastalanmış. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmaran'ın etini yemek olduğunu söylemiş ve herkesin hamama getirilmesini istemiş. Önceleri direnen sonra zorla hamama götürülen Camsab'ın vücudu hamama girince pullarla kaplanmış. Sonunda da yapılan işkenceye dayanamayarak canını kurtarmak için kuyuyu göstermiş. Hemen kuyunun başına gidilmiş ve Şahmaran dışarı çıkarılmış. Camsab'ı gören Şahmaran 'İşte Camsab nihayet kanıma girdin. Ben insanoğluna itimat edilmeyeceğini biliyordum. Fakat ne çare ki yine aldandım' demiş. Ölüme giderken de Camsab'a 'Beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirecekler sakın içme zehirlidir. İkinci suyumu iç gövdemi de hükümdara yedir' demiş Şahmaran'ın söylediklerini harfiyen yerine getiren Camsab ilk suyu vezire içirip ikincisini kendisi içmiş. Etini de hükümdara yedirmiş. Vezir ölmüş hükümdar da kısa sürede iyileşip Camsab'ı veziri yapmış. Efsaneye göre Şahmaran'ın öldürüldüğünü yılanlar bilmemekte. Şahmaran'ın öldürüldüğünü öğrenen yılanların şehri basacağı rivayet edilir

44 7. Atasözü ve Deyimler Atasözleri halka mal olmuş, söyleyeni belli olmayan, uzun deneme ve gözlemler sonucu oluşmuş özlü sözlerdir. Sav, mesel, tabir, darbı mesel olarak anılırdı. Ağaç yaş iken eğilir atasözü Orhun abideleri’nde “Yuyka erikli toplağalı ucuz ermiş Yinçge eriklig üzgeli Yuyka kalın bolsar toplağuluk alp ermiş, Yinçge yoğon bolsar üzgülük alp emiş. (İnce ve dayanıksız iken onu büküp toplamak kolay imiş derler. Fakat kalın olursa onu büküp toplamak, kırıp parçalamak güç olur imiş.) şeklinde geçer. Divan-ı Lügati’t Türk’te “Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur.” atasözü “Tag taga katışmaz, kişi kişigga katışır.” şeklinde geçmektedir. Deyimler genelde gerçek anlamın dışında kullanılan,en az iki sözcükten oluşan ve bir düşünceyi etkili bir biçimde anlatan kalıplaşmış sözlerdir.

45 8. Seyirlik Halk Oyunları a.Meddah: Taklitçilikle hikayeciliğin birleştiği tek kişilik halk tiyatro türüdür. Hikayeler, konularını halkın günlük yaşamından alır. Anlatılarda, konuşma diline özgü yapı ve sözcük öğeleriyle okumuşluk özentileri göze çarpar. Sansar Mustafa, Hançerli Hanım, Letaifname bu türün örnekleridir. Seyirlik halk oyunları adı altında toplanan ürünler şunlardır: meddahlık, kukla, karagöz, orta­oyunu, tuluat tiyatrosu, köylü oyunları.

46 b.Karagöz: Muhavere, Karagöz ve Hacivat'ın karşılıklı konuşmalarıdır. Fasıl bölümünde belli bir olay anlatılır. Abdal Bekçi, Kanlı Nigar, Kanlı Kavak, Yalova Sefası önemli karagöz oyunlarıdır. Bir sanatçının oynattığı gölge oyunudur. Başlanqıc ve bitiş bölümleri dışında muhavere ve fasıl adlı iki ana bölümden oluşur.

47 c. Orta oyunu: 18. ve 19. yüzılda yaygınlaşmıştır. Seyircilerle çevrilmiş bir alanda belli bir konu çevresinde, yazılı bir metne bağlı kalınmadan oynanan tuluata dayalı oyundur. En önemli kişiler Pişekar ve Kavuklu'dur. Başlangıç ve bitiş bölümleri dışında muhavere ve fasıl olmak üzere iki ana bölümü vardır. d. Tuluat Tiyatrosu: Metinli tiyatro ile Orta oyunu'nun birleşmesinden oluşan bir tiyatrodur.

48 e. Köy Tiyatrosu Geleneği Kırsal bölgelerde, köylerde görülen, daha çok yöresel yaşamdan konularını alan oyunlardır. Kökleri geçmişe dayanır. Bolluk, sevgi, savaş, kıskançlık, yoksulluk gibi konular işlenir. Sözlü gelenek içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı, yörelere göre farklılıklar gösterebilir. Oyuncular genellikle profesyonel değildir. Kılık değiştirme, kişileştirme, maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir. Oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur.

49

50 Şiirini, aşk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen şairlere İslâm’dan önce “ozan”, “baksı”, “kam” denilirken, İslâm’ın kabulünden sonra “âşık” ya da “saz şairi” denmiştir. Âşık, bir yönüyle eski destan (epope) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır. Bu âşıkların oluşturduğu edebiyata da “âşık tarzı Türk edebiyatı” denir.

51 Âşık tarzı Türk edebiyatı (şiiri), Anadolu’da XVI. yy.dan sonra -daha önce de var olmasına rağmen- anonim halk şiirinin etkisinde gelişen ve saz şairlerinin meydana getirdiği bir edebiyattır. Önceleri anonim halk şiirinin etkisinde ve dili sade iken zamanla klâsik şiirin etkisine girmeye başlamış ve dili de buna paralel olarak kısmen sadeliğini kaybetmiştir. Âşık edebiyatı şiirden ibarettir. Bu şiir din dışı bir şiirdir; âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura, tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat türüdür.

52 Gelişme alanları arasında kahvehaneler, asker ocakları, kervansaraylar, bozahaneler, tekkeler, konaklar vardır. Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı" ifadesi de kullanılır. Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler bırakmışlardır. Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümü de cönklerle, yazılı olarak korunmuştur. Âşık, Türk Halk Edebiyatında XVI. yy’ın başından itibaren görülen şair tipidir.

53 Âşığın şairlik gücünü rüyasında pirin sunduğu “aşk badesini” içmekle ve “sevgilisinin hayalini” görmekle kazandığına inanılır. Rüyada genellikle âşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır. Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir bazen üç dolu bardaktır. Bardağın rüyada tas hâlinde görülmesine de sık sık rastlanır. Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere “aşk dolusu” denir. Fars Edebiyatı’nın etkisiyle bâde adını da almaktadır. Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar.

54 Âşıklar, saz şairliğini usta âşıkların yanında öğrenir, sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye, ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar. Âşıklarımız genellikle bir usta âşığın yanında yetişirler. Ondan hem usta deyişlerini hem de sanatın icrasına ilişkin yol ve yöntemleri öğrenirler. Âşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alırlar ve gelenek bu şekilde devam eder.

55 Âşık, bilgi, duygu ve becerisini yaptığı atışmalarda gösterir. Atışmalardaki amaç; yarışmak ve kazanmaktır. Atışmalarda en az iki âşık karşı karşıya gelir. Mecliste bulunan saygın bir kişinin ya da usta bir ozanın ayak söylemesiyle atışma başlar. Ayağa uygun dörtlük söyleyemeyen âşığın yenilgisiyle atışma sona erer.

56 Âşık Edebiyatının başlıca unsurlarından birisini hikâye anlatma oluşturur. Saz şairleri içerisinde geleneğe bağlı olanların çoğu âşık meclislerinde hikâye anlatırlar. Bir kısım usta saz şairleri ise, bir yandan usta malı halk hikâyeleri anlatırken bir yandan da kendi düzdükleri hikâyeleri anlatırlar. Çıldırlı Âşık Şenlik, Ercişli Emrah, Sabit Müdami geleneğe bu yanıyla katkıda bulunmuş saz şairleridir.

57 Tunguzların, “şaman”; Moğolların ve Boryatların “bo” veya “bugue”; Yakutların “oyun” (ouioun); Altay Türklerinin “kam”; Samoyetlerin “tadibei”; Finovaların “tietoejoe” (bakıcı); Kırgızların “baksı/bakşı”, Oğuzların “ozan” dedikleri ve halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri olan bu temsilciler, toplumun yaşam biçimlerini düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını şiirleriyle dile getirmişlerdir. Aşıklık geleneği Anadolu coğrafyasında bugün de canlı olarak yaşatılmaktadır.

58 Özellikleri: Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur. Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini “cönk” dedikleri defterlerde toplamışlardır. Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır. Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.

59 Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir. Nazım birimi dörtlüktür. Koşma, semai, destan, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır. Hece ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarına ağırlık verilmiştir.

60 Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir. Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer. Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b, ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.

61 Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır. Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir. Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür. Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.

62 Divan Edebiyatı’nda görülün kalışlaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı’nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır. Şiirler, işlenen konulara göre “koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt” gibi adlar alır.

63 Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı’nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı’nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı’nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe...) vardır. Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.

64 Âşık Edebiyatı’nın yüzyıllara göre en önemli temsilcileri şunlardır: 16. yüzyıl:Köroğlu, Kul Mehmet, Aşık Garip, Aşık Kerem 17.yüzyıl: Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Aşık Ömer, Kuloğlu, Ercişli Emrah 18.yüzyıl: Gevheri 19.yüzyıl: Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati 20.yüzyıl: Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet, Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhanî, Âşık Şeref Taşlıova.

65

66 Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır. İslâmiyet’in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır. Tasavvuf, fizik ötesi gerçekleri, insanı, insanlığı ve evreni kapsayan bir düşünce düzeni, bir din felsefesidir. Kalbi dünya alâkalarından ayırarak, Allah sevgisiyle doldurmayı amaçlayan tasavvuf, bir düşünüş ve inanç sistemidir. İçinde yaşadığımız âlemin esrarı nedir? Niçin yaşıyoruz? Niçin geldik bu dünyaya? Biz neyiz? Yaşamanın anlamı, var olmanın aslı, gerçek başlangıç ve son nelerdir? İşte tasavvuf bu sorulara cevap vermeye çalışır.

67 Tasavvufa göre her şeyin kaynağı Tanrı’dır. Evrenin varlığı Tanrı’nın güzelliğinin yansımasıdır. Tanrı tek güzelliktir ve tek varlıktır. İnsanlar da Tanrı’nın birer parçasıdır. İnsan yaratılmakla, dünyaya gönderilmekle aslında gurbete gönderilmiştir. Herkes ona kavuşmak için çalışmalıdır. O’na kavuşmak için çabalayanlara ve O’nun mutlak ve eşsiz güzelliğine hayran olanlara âşık denir. Mutasavvıf ise âşık olmanın yanı sıra, tasavvuf felsefesini yazı ve şiirlerinde işleyen, insanlara tasavvufu, dolayısıyla insan ve Allah sevgisini aşılayan kişilerdir.

68 Bunlardan Hoca Ahmet Yesevî (Öl.1167), Anadolu Türklerinin geliştirdiği tasavvuf edebiyatının ilham kaynağıdır. Onun Divan-ı Hikmet adlı tasavvufî eseriyle ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gönderdiği öğrencileriyle Türk Tasavvuf edebiyatının XIII. yy.da temelleri atılmıştır. Bu edebiyat, Bektaşîlik tarikatiyle gelişmiş, Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır.

69 Yunus Emre’yi bu kadar üne kavuşturan bir başka özellik de dinî-tasavvufî konuları ayrımsız bir insan sevgisiyle anlatmış olmasıdır. XIII asrın ikinci yarısıyla XIV. Asrın başlarında yaşamış olan Yunus Emre, şiirde çığır açmış büyük sufî ve şairdir. Yunus Emre; Divan, Aşık, Tekke ve Tasavvuf Edebiyat tarzlarının her üçünde de etkili olmuştur. Eserlerini sade bir dille söylemiş, hem heceyi hem aruzu kullanmış, lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir.

70 Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-tazavvufî düşünceyi yaymaktır. Şair, mensup olduğu tarikatın düşünce sistemini, felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır. Bunda anonim halk edebiyatının büyük etkisi olmuştur.

71 Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Onlar dinî inançları yasaklama ve korkutma yöntemiyle değil, insanı, Allah’ı, tabiatı, cenneti vb. sevdirmekle yaymışlardır. Tekke şiir, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır. Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır. Dil sadedir, çünkü halka yöneliktir.

72 Özellikleri: Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’dir. Tekke Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir. Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir. Nazım birimi genellikle dörtlüktür. Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır. Şiirlerin çoğu ezgilidir.

73 Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir. İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır. Dili Aşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edb.na göre sadedir. Aşık, maşuk, şarap, saki gibi mazmunlara yer verilmiştir.

74 V. ŞİMŞEK


"Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları