Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Çağımızda doğal dengeyi, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden en önemli tehlikelerin başında çevre sorunları gelmektedir. Hızla artan dünya nüfusunun.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Çağımızda doğal dengeyi, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden en önemli tehlikelerin başında çevre sorunları gelmektedir. Hızla artan dünya nüfusunun."— Sunum transkripti:

1

2 Çağımızda doğal dengeyi, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden en önemli tehlikelerin başında çevre sorunları gelmektedir. Hızla artan dünya nüfusunun beslenmesi, gelişen endüstrilerin ve daha uygar yaşama düzeyi sağlama amacı ile sürdürülen çabaların İstenilmeyen bir sonucu olarak ortaya çıkan bu konu günümüzde de giderek artan boyutlarda önemini korumaktadır. Metaller ve diğer artıklardan oluşan kirleticiler çok çeşitli kaynaklardan ortaya çıkabilmeleri, yaygın kirlenme nedeni oluşturmaları, çevre koşullarına dayanıklı olmaları, daima biyolojik sistemlere yönelik etki göstermeleri ve kolaylıkla besin zincirine girerek canlılarda artan yoğunluklarda birikebilmeleri nedeniyle diğer kimyasal kirleticiler arasında ayrı bir önem taşırlar. Çevre ve besin kirlenmesine yol açan metaller arasında arsenik, civa, kadmiyum, kurşun ve çinko gibi metaller kirletici özelliklerine göre İlk sırada yer alırlar.

3 ARSENÎK (As) Arsenik, yer kabuğunun doğal oluşumuna katılan elementlerdendir. Bu nedenle tüm canlılarda ve ekosistemlerde iz halinde bulunurlar. Ancak canlılardaki yoğunlukları; endüstriyel etkinliklere, canlının beslenme koşulları ve beslenme şekline göre değişir. Bu doğrultuda İnsan ve hayvanlara yansıyan arsenik yoğunlukları giderek artmaktadır. Arsenik tabiatta farklı bir çok bileşiğin yapısına katılır. Bileşikleri genellikle üç ve beş değerlidir. İnorganik üç değerli bileşiklerin başlıcaları arsenik trioksit, sodyum arscnit ve arsenik trikloridtir. Beş değerli inorganik bileşikler ise arsenik asit ve Ca-arsenat gibi arsenatlardır. Arsenik organik bileşiklerde de üç ve beş değerlidir

4 Arseniğin üç değerli bileşikleri beş değerli olanlardan daha toksiktir. Üç değerli arseniğin 70 kg'lık bir insan İçin mİnİmalletal dozu (MLD)* mg'dır. Duyarlı kişilerde l mg arsenik bile zehirlenme yapabilir. Arsenik elementel halde toksik değildir; ancak bileşikleri toksiktir. Doğada genellikle diğer madenlerle birlikte bulunur.Kullanıldığı başlıca alanlar şunlardır: -Pestisit, herbisit ve akarisiı formülasyonlannda, -Yağlı boya sanayinde, -Seramikçilik ve ağaç prezevervatifi olarak,

5 -Sülfirik asit üretiminde, -Kanatlı ve domuz yemlerinde katkı maddesi olarak. Tüm bunlar besinlerin arsenikle bulaşmasının kaynağını oluşturur. Arseniğin bir sistemden diğer bir sisteme geçişi genellikle su İle olur. Havada bulunan arseniğin önemli bir kısmı endüstriyel kaynaklıdır. Genellikle arsenik trioksit formunda olup havada asılı partiküler tarzda bulunur ve akciğerler tarafından emilerek vücuda girer. Bu yolla vücuda giren arsenik ilk etapta kanda yoğunlaşır. Eritrositlere girerek hemoglabinin globulini ile birleşir. 24 saat içerisinde eritrositleri terk ederek karaciğer, böbrek, dalak gibi dokularda birikir.Başlıca İdrar, gayta, ter ve süt ile atılır. Arsenikli zirai ilaçlarla ilaçlanmış bitkilerle beslenen ineklerin sütlerinde İnsan için zararlı olabilecek düzeyde arsenik bulunabilir.Vücuda giren arseniğin serum proteininin sülfidrİl (-SH) grupları ile birleşmesi sonucu hücre metabolizmas inhibe edilir. Buna bağlı olarak kapillar permeabilite bozulur ve dolaşım bozuklukları görülür. Arseniğin bir kısmı deride toplanır. Buradan derinİn epitel katının dökülmesi (desquamasyon) ve ter ile uzaklaştırılır. Ayrıca saç ve tırnakta da birikir. Tırnaklarda transversal beyaz çizgiler oluşturur.

6 İnsanlar tarafından yüksek dozda alınan arsenik( mg/kişi) öldürücü nitelikte olabilir. Zehirlenmede ilk önce ateş, anoreksî, karaciğer büyümesi gibi semptomlar görülür. Akut olaylarda ağız kuruluğu, ishal, yutkunma güçlüğü, kusma, abdomİnal ağrı, dehİdrasyon,kan basıncında düşme, oliguri, albüminuri, ekstremİtilerde soğuma, göz kapağı ödemi ve kollaps görülür.Müköz membranlarda irritasyon, vezikül oluşumu ve nekroz dikkati çeker. Konvülsiyon, baş ağrısı,şuur kaybı, görme sinirinde dejenerasyon; merkezi sinir sistemine bağlı diğer belirtilerdir.

7 Kronik olaylarda, karaciğer tahribatı karakteristikdir. Başlangıçta sarılık görülür. Sonraki aşamalarda ise siroz ve asİtes oluşur. Karaciğer paranşim hücrelerinin etkilenmesi sonucu kanda karaciğer enzimlerinin seviyesi yükselir. Ayrıca kronik zehirlenmelerde ekstrem itelerde gangren ve artritis gözlenir. Arsenik içeren sularla oluşan kronik zehirlenmelerde ve mesleki maruziyetlerde değişik deri lezyonları görülür. Ayak tabanı ve avuç içinde oluşan simetrik verrukoz hyperkeratozis karakteristik bir bulgudur. Hyperpigmentasyon ve melanoziste yaygın olarak görülür. Son 20 yılda yapılan çalışmalar, mesleki maruziyetler sonucu oluşan deri kanseri insidensinde artış olduğunu göstermiştir. İnsanlarda gıdalarla alınan arseniğin deri kanseri ve angiosarkom, solunum yolu ile alınan arseniğin ise akciğer kanseri oluşumunda rol aldığı belirlenmiştir.

8 Kadmiyum 1817 yılında keşfedilmiş toksik bir metaldir. Endüstriyel kullanımı 50 yıl öncesine dayanır. Nonkorroziv özelliği sebebi ile genellikle kaplama ve galvanizasyon sanayinde kullanılır. Ayrıca nükleer santrallerde nötron absorblayıcı olarak, nonkorroziv özelliği sebebi ile uçak sanayinde, insektisit formülasyonlarında, plastik yapımında stablizatör olarak kullanılmaktadır. Bunlardan başka boya ve nikelkadmiyumlu pil sanayinde de yaygın olarak kullanım alanı bulmaktadır. Kurşun üretiminde ise yan ürün olarak oluşur. Bu durum çevre kirlenmesi açısından önemlidir. 1946'da Japonya'da "İtai-İtai" hastalığı olarak belirtilen epidemik olayın kadmiyumdan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Hastalığın görüldüğü bölgede bulunan Jintzu nehrinin, çinko, kurşun ve kadmiyum filizlerinin çıkarıldığı maden ocaklarının atık suları ile kirlendiği belirlenmiştir. Bölge halkının bu suları sulama ve günlük ihtiyaçlarında kullanması sonucu şiddetli romatizmal ağrılarla karakterize hastalık tablosunun ortaya çıktığı kaydedilmektedir.

9 Endüstriyel atık ve artık maddeler yoluyla toprak ve suya geçen kadmiyum, su ve toprağı kirletir. Toprak ve suda biriken kadmiyum, önce sudaki mikroroganizmalara,buradan da besinlerle hayvan ve insanlara yansımaktadır. Pil imalathaneleri civarında bulunan havadaki kadmiyum yoğunluğu 4-5 mg/m gibi yüksek düzeylere ulaşabilir. Normalde havadaki yoğunluğu 0.02 mcg/m3'tür. Bu değerler kırsal kesimlerde mcg/m3'e ulaşır. Et, balık ve sebzelerde 1-50 mcg/kg, tahıllarda mcg/kg ve daha yoğun konsantrasyonlarda da hayvan karaciğer ve böbreklerinde bulunur. Öte yandan midye istiridye gibi kabuklular için bu değerler mcg/kg'a kadar çıkabilir. Kabuklulardaki kadmiyum birikimi, kadmiyumu bağlayan peptidlerden ve sudaki kadmiyum konsantrasyonundan kaynaklanır. Kadmiyum, vücuda solunum ve sindirim yolu ile girer. Solunum ile alınan kadmiyumun % 15-30'u absorbe edilir. En önemli kadmiyum kaynaklarından biriside sigaradır. Bir sigadara 1-2 mcg kadmiyum bulunur.Bu miktarın % 10'u ( mcg) inhalasyon yolu ile alınır.

10 Gıdalarla yüksek düzeylerde kadmiyum alınması akut toksikasyona neden olur. 16 mg/lt kadmiyum içeren suların içilmesi ile abdominal ağrı, kusma ve bulantı gibi semptomlar şekillenir. Kadmiyumun teneffüs edilmesi ile de akut pnömoni ve pulmoner ödem oluşur. Düşük miktarda kadmiyum alınmasına bağlı olarak kronik obstrüktif akciğer hastalıkları amfizem ve kronik renal tübüler bozukluklar şekillenir. Ayrıca kardiovasküler sistem ve iskelet sisteminde de bozukluklar oluşur.

11 Solunum sistemindeki etkileri, alınan kadmiyum miktarı ile orantılıdır. Obstrüktif akciğer hastalıklarının başlıcaları kronik bronşitis, progressif fibrozis ve alveoler tahribata bağlı olarak oluşan amfizemdir. Akciğer hastalıkları dispne, vital kapasitenin azalması ve rezidüel volümün artması ile kendini belli eder. Akciğerlezyonları alveoler makrofajların nekrozisi ile başlar.

12 Kadmiyumun etkisi en çok proksimal tubuler fonksiyonu üzerinde görülür. Etki sonucu idrar ile atılan kadmiyum miktarı artar; proteinuri, aminoasiduri, glikozuri ve renal tubuler fosfat abrorbsiyonunda azalma görülür. Tubulus hücrelerinde dejenerasyon, bağ dokuda yangı ve fibrozis oluşur.

13 Kadmiyum toksisitesi sonucu kalsiyum metabolizması etkilenir. Bireylerde şiddetli kalsiyum nefropatileri meydana gelir. Bununla birlikte kronik olaylarda idrardaki kalsiyum seviyesi normalden daha az olabilir. İskelet sistemindeki bozukluklar osteoperozis ve/veya osteomalasi ile neticelenir.

14 1965'te İngiltere'de pil yapımında çalışan işçilerde prostat karsinomlarının belirlenmesi üzerine yapılan çalışmalarda, kadmiyumun karsinojenik aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Metalik kadmiyum, kadmiyum sülfat veya sülfit subkutan ve intramuskuler verildiğinde enjeksiyon bölgesinde tümör oluşumu dikkati çekmiştir. Oluşan tümörlerin malignat karakterde olduğu gözlenmiştir. Ayrıca akciğer lenf düğülerine metastaz yoluyla ulaşabilirler.

15 Kurşun kullanımının tarihçesi eski romalılara kadar uzanır. Günümüzde boya, pil, seramik, porselen, kauçuk sanayi, benzin katkı maddesi, oyuncak yapımında ve matbaacılıkta kullanılmaktadır. Kurşun vücuda başlıca sindirim ve solunum yolu ile girer. Kurşun, atmosferde katı (toz ve özellikle PbO2 partikülleri) ve gaz (Alkil-Pb, egsoz gazlarından çıkar) halde bulunur. Atmosferdeki kurşunun % 90'ıakciğerler tarafından emilir. Emilen kurşunun % 90'ından fazlası kırmızı kan hücrelerinde toplanır. Genellikle havadaki kurşun konsantrasyonu l mcg/m3 düzeyinde olduğunda kandaki kurşun oranı l mcg/dl'ye yükselir. Vücuttaki kurşun başlıca iskelet sisteminde birikir. Burada kurşunun yan ömrü 20 yıldan fazladır. Kurşunun yoğun olarak bulunduğudiğer birikim yeri yumuşak dokudur. Böbreklerde kurşun birikimi yaşa bağlı olarak değişir

16 En belirgin toksik etkiler çocuklarda ve fötüste izlenir. Erişkinlerde genellikle mesleki maruziyet durumlarında periferal nöyropati ve/veya kronik nöyropati şeklinde ortaya çıkar. Ayrıca hemoglobin metabolizmasında aksamalar ve anemi belirlenen diğer önemli bozukluklardır. Bunlardan başka etkilenen diğer sistemler arasında gastrointestinal sistem (kusma, kolik, abdominal ağrı, ishal) ve reprodüktif sistemdir (gebelerde ölü doğumlar) (6,7). Kronik olaylarda koyu gri renkte "Burton çizgisi" olarak isimlendirilen çizgiler oluşur. Kurşun sülfürün mukoza altında birikimine bağlı olarak oluşan bu durum daha çok ağız temizliğinin yetersiz olduğu durumlarda daha belirgindir (6). Çevrede bulunan ve gıdalara yansıyan kurşun bileşiklerinin tamamı inorganik yapıdadır.

17 Civa, yer kabuğunun oluşumuna katılan temel elementlerdendir. Çoğunlukla yüzeysel katmanlarda bulunur ve doğal dispersiyon sonucu kolaylıkla serbest hale geçerek tüm eko-sistemlere yayılır. Bu nedenle su, toprak, hava ve canlılarda iz halde civaya rastlamak mümkündür Kapalı denizler ve iç sular, kirlenmeyi kolaylaştıran organik maddeler yönünden daha zengin, pH değerleri bakımından daha uygun, kirliliklerin arınma imkanlarından yoksun kaldıkları için özellikle civa ile kirlenme bakımından açık denizlere oranla daha büyük bir kirlenmeyle karşı karşıyadırlar. Ayrıca endüstriyel kuruluşların büyük bir kısmı bu tip denizlerin çevresinde toplanmakta ve kirlenmenin zararlı etkileri esas bulaşma bölgesinden diğer kesimlere ulaşabilmektedir Su ortamındaki organik civa bileşikleri toksisite yönünden ayrı bir önem taşımaktadır. Bu bileşikler suda erimedikleri için kolayca diffuzibl hale geçebilmektedir. Bitkisel ve hayvansal yağlarda kolaylıkla erimekte ve özellikle suda yaşayan ilkel canlıların (diatome) üzerinde pasif adsorbsiyon yolu ile toplanmaktadırlar. Daha büyük canlılarda ise kolaylıkla absorbe edilmelerine karşın çok zor metabolize olmaktadırlar.

18 Organik civalı bileşiklerin fungusit olarat tarımsal mücadelede kullanılması çevre ve besin kirlenmesi açısından ayrı bir önem taşır. Çünkü civalı fungusitler bitkiler ve bitkisel yiyecekler üzerinde birikirken diğer taraftanda uygulama artığı olarak çevrede birikerek kalıcı kirlilikler oluşturur. Ülkemizde tüketime sunulan gıda maddelerinde civa rezidülerinin tespiti amacı ile çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalardan birinde numune olarak kullanılan un ve tahılların tümünde civa kalıntısı bulunmuştur. Bunlardan % 65'inde saptanan civa değerleri 0.06 ppm'lik doğal değerlere en yakın olan düzeylerden daha yüksek, geri kalan % 35'inde daha düşük düzeyde bulunmuştur. Toplumsal beslenmemizde tahıl ve tahıl esasına dayanan yiyeceklerin büyük bir payı vardır. Kesin istatiksel veriler bulunmamakla beraber, ülkemizde birey başına günlük 500 gr dolayında buğday tüketilmektedir. Belirlenen ortalama buğday tüketim miktarı üzerinden, buğday ve un örneklerinde tespit edilen ortalama civa yoğunluğu (2.281 ppm) dikkate alındığında, Ağrı yöresinde kirlenmiş tahıl tüketen bireylerde günlük ortalama 1.14 mg düzeyinde civa alabilecekleri ortaya çıkmaktadır.

19 Civa bileşikleri toksikolojik karakterlerine göre üç grupta incelenirler. Bunlar elementel, organik ve inorganik civa bileşikleridir. En büyük civa kaynağı yer kabuğunun tabi gazlandır. Madencilik, tasfiye fınnları ve endüstriyel kaynaklar çevresel kontaminasyonlarda önemli rol üstlenirler. Civa fosil yakıtlarda da bulunur. Civanın çeşitli formlannın toksisitesi; çözünürlüğüne, biyotransformasyonuna ve dokuda dağılımına bağlı olarak değişiklik arzeder. İnorganik civa tuzları bir (merkuroz) veya iki (merkürik) değerli olabilirler. İnorganik civa tuzları veya civa buharı ile oluşan toksikasyonlarda en yoğun civa içeren organ böbreklerdir. Bununla birlikte organik civanın afinite gösterdiği organ beyindir. Bu durumözellikle posterior korteks için spesifiktir. Civanın organizmadan atılışı idrar ve feçes ile olur. Civa buharı ile oluşan toksikasyonlardan sonraki dönemde küçük miktarlarda da olsa civa solunum yolu ile de atılır. Yapılan çalışmalarda, tipik zehirlenme belirtileri göstermeyen 400 anneye ait çocukta mental retardasyon (geç gelişim), konvülsiyon ve serebral felçlerle karakterize beyin hasarı görülmüştür. Aynca bu tür etkilerin insanlarda nesillere intikal eden kromozom hataları, fötüste kendini gösteren somatik hücre tahribatı ve karsinojenik bozukluklara yol açabileceği bildirilmektedir.

20 Civa buharının inhalasyonu sonucunda akut korrozi bronşitis ve interstisyel pneumonitis oluşur. Eğer ölüm şekillenmemişse merkezi sinir sistemi semptomlan (tremor, eksitabilitenin artması) görülür. Civa biklorid, en iyi bilinen organik civa tuzudur. % 10'dan fazla konsantrasyonda alındığında çokönemli toksik etkiler yapar. Sonuçta şiddetli abdominal kramp, kanlı ishal ve idrar tutukluğu oluşur. Bu etkiler civa tuzlarının sindirim yolu ile alınmalanna bağlı olarak şekillenir. Merkuroz bileşikleri, merkürik tuzlardan daha az korroziv ve daha az toksiktir. Bu durum merkuroz bileşiklerinin çözünürlüğünün daha düşük olmasından kaynaklanır. Muhtemel toksikasyonlarda doza bağlı olarak değişen hipersensitiv reaksiyonlar oluşur. Bunların başlıcaları; deri üzerinde vazokonstrüksiyon, hiperkeratoz ve ter bezlerinde oluşan hipersekresyondur. Aynca deride pembelikler, dalakta ve lenf düğümlerinde büyüme gözlenir. Organik civa toksikasyonlannda görülen en önemli bulgular nörolojik bozukluklardır. Bunlann başlıcaları parestezi, ataksi, disaıtri ve sağırlıktır. Organik civa kökenli (metil merküri) zehirlenmelerin en ciddisi yıllannda Irak'ta meydana gelmiş ve 500'den fazla kişi ölmüştür. Irak'ta meydana gelen bu olayın ithal buğdaylardan yapılan ekmeklerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

21 Çinko beslenme açısından esansiyel bir metaldir. Yetersizliği neticesinde önemli sağlık problemleri oluşur. Diğer taraftan çinkonun aşırı maruziyetleri nadiren şekillenir. Çinko, pekçok besin maddesinde, suda, havada ve kısacası çevrede hemen her yerde bulunan bir metaldir. Galvanize bakır boru veya plastik boru ile temas sonucu sudaki çinko içeriği daha da artar. Deniz ürünleri, et, tahıl, kanatlılardan elde edilen ürünler ve kabuklu yemişler yüksek oranda çinko içerirler. Sebzelerdeki miktar düşüktür. Çinkonun atmosferdeki düzeyleri ise endüstriyel alanlarda daha fazladır. Gıdalarla alınan çinkonun yaklaşık %20-30'u gastrointestinal sistemden absorbe edilir. Absorbsiyonda prostoglandin E2, p2 etkilidirler. Kandaki çinkonun 2/3'ü albümin ile, geri kalan kısım ise 2-makroglobulin ile kompleks oluşturur. Bir insanda böbrekler yoluyla günde mcg çinko atılır. Renal tubuler geri emilim çoğunlukla tiazid diüretikler ve benzeri ilaçlar tarafından zayıflatılır. Çinkonun dokulardaki konsantrasyonu genellikle değişiktir. Vücutta alıkonan çinkonun yaklaşık %40'ı karaciğerde bulunur. Bunun %25'i beş gün içerisinde karaciğerden uzaklaştırılır. Karaciğerdeki çinko konsantrasyonu adrenokortikotropik hormon, paratiroid hormon tarafından etkilenir

22 Aşırı çinko alımına bağlı zehirlenmeler yaygın değildir. Galvanize kaplarda uzun süre saklanan yiyecekler ve içeceklerin tüketimine bağlı olarak gastrointestinal sistem bozuklukları ve diare oluştuğu bildirilmektedir. Bununla birlikte elementel çinkonun 12 gr'ının iki günlük peryotta tüketimi sonucu hematdlojik, hepatit ve renal bozukluklar gözlenmiştir. Endüstriyel alanlarda çinko dumanının inhalasyonu sonucu önemli bozukluklar oluşur. Bu durum özellikle çinko oksit dumanı için söz konusudur. Bunun yanında diğer metal dumanlarının inhalasyonu neticesinde de benzer bozukluklar görülebilmektedir. Sözkonusu bozukluklar genellikle 4-8 saat sonra ortaya çıkar. Ateş, terleme, üşüme ile karakterizedir. Katlarda ve tavuklarda direk testiküler enjeksiyon sonucu testiküler tümör oluşumu gözlenmiştir. Çinko tuzlarının hayvanlara değişik yollarla uygulanması sonucu karsinojenik etkisi görülmemiştir.

23 Agır metaller atom agırlıgı ile arasında olan elementlerdirler. Agır metallerin özgül agırlıkları 4’ten büyüktür. Canlı organizmaların vücutlarında Cu, Co, Fe Mn, Mo, V, Se ve Zn gibi agır metaller eser miktarda bulunur. Ancak kadmiyum, krom, cıva, kursun, arsenik gibi bazı agır metallere gereksinim göstermezler ve yapılarında bu metaller yoktur Gelismis ve gelismekte olan ülkelerde agır metallerin üretiminin ve gereksiniminin sürekli artıs göstermesi, bunların çevreye yayılma ve bulasma olasılıgını artırmaktadır. Bir element gerek maden cevheri halindeyken gerekse islenirken dogaya karısabilmektedir. Ayrıca, tarımda yüksek üretim için gübre kullanımının artması yukarıdaki olasılıgı daha da artırmaktadır. Son hesaplamalara göre günümüze kadar yaklasık 0.5, 20, 240, 250 ve 310 milyon ton As, Cd, Pb, Zn ve Cu çıkarılmıs ve biyosfere bırakılmıstır. As, Cd, Pb, Cu ve Zn’un antropojenik kaynaklarının ise sırasıyla 22000, 73000, , ve ton civarında oldugu hesaplanmıstır. Genel olarak antropojenik kaynaklardan agır metal girisi, dogal kaynaklardan olan girisin birkaç kat üzerindedir. Bu durum, insan etkenliklerinin tüm dünyadaki agır metallerin döngülerini arttırdıgı göstermektedir. Japonya'da tai-itai ve Minamate hastalıklarının ortaya çıkmasıyla agır metaller ilgi odagı haline gelmis bu konuda yapılan çalısmalar son 30 – 40 yılda artıs göstermistir.

24 Günümüzde çevreye verilen toksik maddeler doganın dengesini bozacak düzeye ulasmıstır. Antropojenik islevlerin yogun oldugu kentsel alanlardan ve çesitli endüstri kuruluslarından çevreye yayılan toksik maddeler su, hava ve toprak kirliliginin baslıca nedenlerindendir. Cu, Zn ve Fe gibi elementleri canlılarda normal gelisim ve biyolojik islevlerinsürdürülebilmesi için gerekli olan eser derisimlerin üstünde bulunmaları durumunda sucul organizmalarda olumsuz etkiler yapmaktadırlar. Cd ve Pb gibi gerekli olmayan elementlerin düsük derisimlerde bile toksik etki yaptıkları çesitli arastırmacılar tarafından bildirilmistir. Bazı temel metabolikfonksiyonların yürütülebilmesi amacıyla az miktardagereksinim duyulan Cu ve Zn gibi agır metallerin ortamdaki derisimlerinin artması, öncelikle metabolik aktivitesi yüksek olan organlarda birikmesine, diger taraftan da enzimlerin aktif bölgelerini bloke ederek organizmada toksik etkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

25 Sekil agır metallerin dogada yayılma yolları

26 Çevrenin kirlenmesi artarak devam etmektedir, buna karsın kaynakların gittikçe daraldıgı günümüzde özellikle ekonomik önemi olan canlıların kirlilikten nasıl etkilendiginin bilinmesi zorunluluk haline gelmistir. Günümüzde çevreye verilen toksik maddeler doganın ekolojik dengesini bozacak düzeye gelmistir. Kirliligin önemli kaynaklarından birisi olan agır metal içeren atıklar en çok su ortamlarına verilmektedir. Su ortamına giren agır metaller, ortamdaki canlılar ve dip sedimentinde birikirler veya suda asılı partiküllere baglı olarak bulunurlar. Sudaki birçok canlının dokularındaki agır metal birikimi, söz konusu metalin sudaki derisiminden daha yüksek olabilir.. Periyodik tablodaki 105 elementin yaklasık 80’ini metaller olusturur. Birçok metal, insan ve hayvanlar için esansiyeldir. Esansiyel olanlar, eksikliklerinde oldugu gibi fazla miktarlarda alındıklarında da vücut homeostazını bozarak toksik etki olusturabilirler. Bugün “endüstriyel metaller” olarak nitelendirilen yaklasık 50 metal ve alasımı çesitli amaçlarla kullanılmaktadır. Ayrıca metaller ve tuzları tıpta ve veteriner hekimlikte ilaç, pestisit (fungusit, insektisit, herbisit, rodendisit gibi) olarak da kullanılmaktadır.30 civarında metalin insanlarda toksisite olusturdugu bilinmektedir. nsan vücudu için esansiyel olan ve olmayan metaller basta besinler olmak üzere diger bazı yollarla (su, hava gibi) alınmaktadır. Böylece “vücut metal yükü “ olusmakta; bazıları ise (alüminyum, kursun ve kadmiyum gibi) yas ile birikerek vücuttaki konsantrasyonları artmaktadır.

27 Aberhart, A.R., Larson, G.L., Mathews, J.R. (1984). Heavy metals in surficial sediments of Fontana Lake, North Carolina. 18,(13), Castaing, P., Assor, R., Jouanneau, J.M., Weber, O. (1986). Heavy metal origin and concentration in the sediments of the pointe apitre bay (Guadeloupe-Lesser Antilles). Environ. Geol. Water Sci. 8, Ceylan, S., Şanlı, Y. (1980). Çevre ve besin kirlenmesi. Gıda Bil. Teknol. Derg. 3, (1-2), Cheville, N.F. (1983). Celi pathology. The Iowa State University, Ames, Iowa, USA. Eduljee, G., Badsha, K., Price, L. (1985). Enviromental monitoring and heavy metals in the vicinity of a chemical waste disposal Facility-1. Chemosphere. 14, (9), Bigersson, O. Sterner, E. Zimerson, Chemie und Gesundheit “Eine Verst 2ndliche Einführung in die Toxikologie”, VCHVerlagsgeselschaft, 1988, ISBN


"Çağımızda doğal dengeyi, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden en önemli tehlikelerin başında çevre sorunları gelmektedir. Hızla artan dünya nüfusunun." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları