Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

EMEK ORTAOKULU BİR EĞİTİMCİNİN BAŞUCU KİTAPLARI.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "EMEK ORTAOKULU BİR EĞİTİMCİNİN BAŞUCU KİTAPLARI."— Sunum transkripti:

1 EMEK ORTAOKULU BİR EĞİTİMCİNİN BAŞUCU KİTAPLARI

2

3 ÖĞRETMENLER HANGİ KONULARDA KİTAP OKUMAYA İHTİYAÇ DUYUYORLAR? Öğrenci davranışlarını anlamaya ve tanımaya yönelik kitaplar (Ö=40,%100) İletişim (Ö=35, % 88), Öğretim yöntemleri (Ö=32, % 80), Yaşama dair kitaplar (Ö= 32, % 80), dır. Sınıf uygulamaları (Ö=31, % 78), 5 Velilere yönelik kitaplar (Ö=25, % 63), Okula ilişkin kitaplar (Ö=24, %60), Çağdaş eğitimli içerikli kitaplar (Ö=15, %38), Alana özgü pratik kitaplar (Ö=11, % 28),

4 ÖĞRETMENLERİN İHTİYAÇ DUYDUĞU OKUMA KİTAPLARINA İLİŞKİN KENDİ İFADELERİ Öğretmen yetiştirme dönemlerinde teorik olarak almış olduğumuz dersleri uygulamaya aktaramıyorum. Sanırım bu alanda okumaya çok ihtiyacım var. Öğretmen olarak sınıfta uygulamalarda tıkanıyorum. Hangi kitapları okumam gerektiğini bilmiyorum.

5 ÖĞRETMENLERİN İHTİYAÇ DUYDUĞU OKUMA KİTAPLARINA İLİŞKİN KENDİ İFADELERİ Sınıf disiplini konusunda çok yetersiz hissediyorum. Öğrencileri ne kadar tanısam da bazen tanımadığımı hissediyorum. En çok Öğrenciyi tanıma kitaplarına ihtiyaç duyuyorum.

6 ÖĞRETMENLERİN İHTİYAÇ DUYDUĞU OKUMA KİTAPLARINA İLİŞKİN KENDİ İFADELERİ Bir veliye ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Velilere yönelik kitaplara ihtiyacım var. Sınıf içi etkinliklere yetişemiyorum. Yöntem kitaplarına ihtiyacım var.

7 ÖĞRETMENLERİN İHTİYAÇ DUYDUĞU OKUMA KİTAPLARINA İLİŞKİN KENDİ İFADELERİ Dersimin zor olduğu algısını nasıl yok edeceğimi bilmek istiyorum. Öğrencilerin nasıl öğrendikleri konusunda okumalara ihtiyaç duyuyorum.

8 KONUYA İLİŞKİN ÖNERİLER * Alanında okuryazar insan yetiştirme konusunda özellikle öğretmen yetiştiren kurumlarda duyarlılık geliştirilebilir. * Öğretmenlerin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulan liste, öğretmen adaylarına ve tüm öğretmenlere okuması için teşvik edilebilir. * Okullarda öğretmenler odasında öğretmen kitaplığı oluşturularak listedeki kitaplar temin edilebilir ve okunmaları sağlanabilir. Böylece meslek içerisinde öğretmenlerin geliştirilmesi sağlanabilir.

9

10 GRİGORY PETROV Finlandiya'nın tarihinin son aşaması Fin Kültürü'nün hayranlık uyandıran gelişimini ve düşünce gelişimini yakından incelemiş bir yazarın izlenimleridir. Bu izlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal çalışmaların anlatımıdır. Bu çalışmalar arasında Finli aydınlarla halk arasındaki sıcak ilişki ve yakınlaşmanın büyük yeri vardır. BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE

11 Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar,diye düşündü ve hemen çevirisini yaptırdı.

12 BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya'yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

13 BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Eğitim sisteminin bir ülkenin temelleri olduğunu bize anlatır. Eğer eğitim sistemi kötü ise o ülkede hırsızlar, katiller, yobazların çoğalacağını ve ülkenin gün gelip yok olabileceğini bize göstermek istemiştir. Eğitim seviyesi çok düşük olan Finlandiya ülkesinin Snelmanın etkisiyle aydın kesimin halkı eğitmesi sağlanarak eğitim ve öğretime önem verdiğinde yükselişini konu almıştır. Ayrıca yazarların ve düşünürlerin bu konu hakkındaki düşüncelerini kitapta yer vermiştir. Bataklıklar ülkesinden beyaz zambaklara dönüşen bir ülkenin hikayesidir bu kitap.

14 BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Finlandiya’nın başarı serüvenindeki ilk ve en önemli adımı atam kişi Snelman; aydınları, köylüleri, mühendisleri, öğretmenleri herkesi bir araya toplayarak el birliğiyle ülkeyi kalkındırmayı hedeflemiş ki bu hiç de kolay olmamış. Finlandiya’dan ortaya çıkan bilgili insanları ve halkının ülkeyi nasıl geliştirdiği ve ülkenin güçlenmesini sağladığını kitapta anlatmıştır. Bu gelişimin diğer ülkelere örnek olması ve o ülkelerin eğitim sisteminde benzer uygulamaları yapmalarını sağlamasıyla ülke örnek konuma gelmiştir. Bu da bize şunu gösterir ki; Her kademede eğitim şarttır.

15 BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Bugün dünyanın en iyi eğitim veren ülkelerinden biri olarak kabul gören Finlandiya'da halk duyarlı, bilinçli, eğitimli...Temel değerlerin öneminden, alkol ve sigaranın zararlarına kadar, çok önemli konularda çok kıymetli fikirler edinebileceğiniz ve hayat boyu hatırlayabileceğiniz bir kitap...

16

17 İNSAN NE İLE YAŞAR? Bu kitapta yer alan öyküler, özellikle de kitaba adını veren öyküde; Mikhael'in öyküsünde derin mesajlar vardır, yaşam ve insan üzerine ve hepsinden de olumlu dönütler alınmaktadır. Kitapta yer alan diğer öyküler de, sevgi, insan ve insanın bitmeyen hırsları üçgeninde yer alır. Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de, gerçekte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır; Allah da ona yaklaşır. Çünkü o sevgiyi yaratandır !

18 İNSAN NE İLE YAŞAR? Yaşadığımız müddetçe maddi ve manevi birçok ihtiyacımız olur. Maddi imkansızlıklar içinde yaşasak da manevi yönden güçlü isek maddi sıkıntıların hepsi gözümüze bir incir çekirdeği kadar küçük görünebilir, bu bizim irademizdedir. Yaşarken en çok ihtiyaç duyduğumuz şey sevgidir. Zorlukların üstesinden gelmemizi sağlayan, bize kendimizi iyi hissettiren ve daha birçok güzel şeye vesile olan sevgidir. Bu kitabı okuduktan sonra sevginin her türlü güçlüğün üstesinden gelebileceği fikrine ulaşırsınız. Bu yüzden öğrencilerimize en başta sevgi göstermeliyiz ki seven ve sevdikçe maneviyatı güçlenen nesiller yetiştirebilelim. Çünkü biz öğretmenler öğrencilerimiz için en iyi rol modelleriz, onlar bizde sevgiyi gördükçe sevmeyi de öğreneceklerdir. Okuyun ve Tolstoy'un ağzından dinleyin insanın hikayesini...

19

20 Ailesinden baskı gören ve bu yüzden aradığı değerleri başkasında bulan bir çocuğun,ilk başta korkması ve sonra da onu babası olarak görmesi. Çocukların çocuk olduğu unutulmayıp gereken ilgiyi ve şefkati göstermenin önemi vurgulanmıştır. Bu kitapta sadece minik bir çocuk olan Zeze'nin ailesini ve yaşayışlarını değil; minik bir aklın ve kalbin hangi durumda ne hissettiğini öğreneceksiniz. Okulda öğrencilerinize Zeze'ye baktığınız gibi bakacaksınız. Hepsini birer Zeze gibi düşüneceksiniz. Anlamayı, çocuğa baktığınızda aslında ne demek istediğini okuyacaksınız. Empati yeteneğiniz gelişecek. Bu yüzden bu müthiş kitap benim şahsi olarak ilk tavsiyemdir. Yazarının kitap hakkındaki söyledikleri de etkileyicidir: "12 günde yazdım, ama 20 yıldan fazla yüreğimde sakladım." ŞEKER PORTAKALI- (J OSE M AURA D E V ASCONCELOS )

21 Her çocuğun çocukluğunu doyasıya yaşama hakkı vardır çünkü çocukken çocuk gibi yaşayabilmek bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaçların başında ise sevilme ihtiyacı vardır. Sevilmediğini hisseden bir çocuk aslında hayatı boyunca bunun eksikliği ile yaşar. Çocukluğunda büyük acılar yaşayan bir çocuğun büyüdüğünde kalbinde derin yaralar olacaktır. Öğretmen olarak bir çocuğa umut olmak, herkesin inanmayıp bir köşeye attığı bir çocuğa inanmak, o çocuğu güçlü kılacak ve özgüvenini geliştirecektir. ŞEKER PORTAKALI

22 Her çocuk çocukça taşkınlıklar yapabilir ancak bir öğretmen her şeyden önce onun bir çocuk olduğunu ve özünde çocukça duygular barındırdığını unutmamalıdır.Acı çekmeye alıştırılan bir çocuğun hayatı boyunca bu izlerin etkisinde kalacağı unutulmamalı, onlara her zaman sevgi ile yaklaşılmalıdır. ŞEKER PORTAKALI

23

24 KÜÇÜK PRENS- Antoine de Saint-Exupéry Antoine de Saint-Exupéry tarafından New York’ta bir otel odasında yazılan Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam ediyor. Küçük Prens’in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

25 Çocukların gözünden büyüklerin dünyasının anlatıldığı bir roman. Küçük Prensin ağzından insanların hatalarını ve büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurgulamaktadır. Küçük Prens Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint Exupéry’nin en ünlü hikayesidir. 1943′te yayımlanmıştır. Hikaye New York’ta bir otel odasında yazılmıştır. Kitapta Exupéry’nin çizimleri de bulunur. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens’te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır. Sahra Çölü’ne düşen pilotun Küçük Prens’le karşılaşması ile başlayan kitapta Küçük Prens’in ağzından Saint-Exupéry insanların hatalarını ve aptallıklarını büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurgular.

26

27 Bir Kızılderili çocuğun hayat hikayesini anlatır. Yazar kendi otobiyografisini yazmıştır. Kitabın giriş kısmında Küçük Ağaç (Büyükbabasının taktığı ad) isimli 5 yaşındaki çocuğun anne ve babasını kaybetmesi ve büyükbabasıyla büyükannesinin yanına taşınması anlatılmıştır. Çocuğun birinci ağızdan kendi hikayesini kendisi anlatması ve çocuk dilinde ve aklında devam eden bir kitap olması kitabın etkileyiciliğini artırmıştır. Artık büyükbabası ve büyükannesiyle yaşamaya başlayan çocuğun birçok yeni bilgi öğrenmesi ve hayatı büyükbabasının anlatımı ve düşünceleriyle yönlenmesini anlatan kitapta bir insanın kendi ayakları üzerinde durabileceği kadar bilgiyi yine kendi tecrübeleriyle öğrenmesini konu almıştır. KÜÇÜK AĞACIN EĞİTİMİ Forest CARTER

28 Öğrendiği bilgilerin çocuğu hayata hazırlama amaçlı olduğu bize anlatılmak isteniyor. Buda eğitimde yaparak yaşayarak öğrenmenin ne kadar etkili bir yöntem olduğunu bizlere gösterir. Ayrıca en iyi bilginin gösterip yaptırma yöntemi olduğunu, bir insana balık vermek yerine balık tutmayı öğretmenin insan hayatına katkısının daha fazla olduğunu anlatır. Küçük Ağaç'ın Eğitimi, insana kendisiyle, çevresiyle ve bütün evrenle dost ve barışık olmayı öğreten bir hayat hikayesi... İlişkilerin yüzeyselleştiği, algılamanın mekanikleştiği, kalabalıkların bunalttığı, niceliğin egemen olduğu dünyamızda, sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap. KÜÇÜK AĞACIN EĞİTİMİ

29

30 Çocuklar neden başarısız olur?" sorusu ilk anda başarısızlığın nedenlerini çocuklarda aramayı amaçlayan bir soru gibi çıkıyor karşımıza. Ancak John Holt’un sorunu bambaşka bir yerde, verilerin akıllarının ucundan bile geçiremeyecekleri bir yerde aradığını çok geçmeden anlıyoruz: Okullarda Aslında okullarda verilen eğitimle, velilerin eğitimden bekledikleri şeyler arasında pek bir fark yoktur Holt’a göre. Hatta okulları öğretmenlerle veliler arasındaki danışıklı döğüşün alanı gibi görür. ÇOCUKLAR NEDEN BAŞARISIZ OLUR? John HOLT

31 Kendisi de öğretmendir, ama öğretmenlerden çok öğrencilerin yanındadır. Çünkü öğrencilerin sorunlarının giderilmesinin ancak onları anlamakla, onları kendi dünyasında tanımakla mümkün olduğunu düşünür. Öğrencilerin yaptığı ve birçok yetişkine komik gelebilecek hataların kaynağını analiz ederken, aslında çoğu insanın günlük yaşamında varolan beceriksizliklerin kaynağına iner, yani zekâya. Bu anlamda mevcut eğitim sisteminin zekâyı geliştirmeye yönelik olması gerektiğini savunur. Samimi bir dille yazdığı ve günlüklerden oluşan bu kitabında John Holt, baştan sona eğitim sorununu kendi deneyimlerinden yol çıkarak herkese tanıdık gelebilecek örneklerle gözler önüne seriyor. ÇOCUKLAR NEDEN BAŞARISIZ OLUR?

32

33 Rasim Özdenören bu eserinde, insanların her şekilde birbirleriyle iletişim kurabildiğini, ancak söylemek istedikleri şeyi tam olarak ifade edemediklerini ve bunun sebepleri dairesinde Türkiye ve dünyadaki sözcük oyunlarına dikkat çekiyor. Günümüz Müslümanlarının bu oyunlara gelmemesi için kitabını herkesin anlayacağı bir dille kaleme alıyor. KAFA KARIŞTIRAN KELİMELER Rasim ÖZDENÖREN

34 İnsanlar kelimelerden başka araçlarla da birbirleriyle iletişim kurabilirler; bunlar genellikle sonradan uydurulmuş yapay işaretlerdir: jest ve mimikler, özel kodlar (Morse alfabesi gibi), yazılı işaretler, renkli ve resimli işaretler, sesli işaretler (zil, boru, kampana) hemen ilk anda akla ilk gelebilen yapay işaretler kümesinde yer alır. Geçmişte İslam’ı yaşamış ve Türkçe konuşulan bir ülkede, batılılaşma süreciyle anlam kaymalarına uğrayan kelimelerin kafa karıştırıcı niteliklerine değinerek onları İslami düşünce yönünden irdelemedir. Bu kitap aslında Müslüman düşünebilmenin kapılarını aralıyor bizlere. Kullandığımız kelimelerin, kavramların ışık tutma niyetini taşıyor.. Bir tasarruf sahibi olmadıkça ortaya çıkabilecek müessif hataların ve karışıklıkların önlenemeyeceğine işaret ediyor. KAFA KARIŞTIRAN KELİMELER

35 Başında da belirttiğimiz gibi insanlar kelimelerden başka şeylerle de iletişim kurabilir. Fakat gerçek iletişimin insanlar arasında dil ile gerçekleştirilebileceğini ve bununda ancak dilin doğru kullanılmasıyla mümkün olabileceğini dile getiriyor. Dil kelimelerin mantıklı bir şekilde sıralanmasından meydana gelir. Anlatmak istediğimizi karışıklığa yer vermeden bunlara yüklenen manalarla anlatırız. Yazarımız bunu anlaşılır bir şekilde şöyle örnekliyor: ’’Bir çocuk ’’ ANNE ’’ dediğinde onun ses tonuna bakarak annesinin nerede olduğunu mu sorduğu, annesini mi çağırdığı yoksa annesini sevdiğini ya da ona kızdığını anlarız. Gerçek ve sağlıklı iletişimin yolu kelimelere ve kavramlara yüklenen mananın herkesçe bir bilinmesidir. Yoksa birinin ’’top’’ dediğinden diğeri ’’değnek’’ anlıyorsa insanlar arasındaki bağ kopmuş birbirine yabancılaşmış ve nihayetinde insanlar anlaşamıyor demektedir.’’ KAFA KARIŞTIRAN KELİMELER

36

37 Millet bünyesinde inkılaplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Milli mektep, zihniyet ve örfler ile, metodları ve müfredat ile, terbiye prensipleri ve psikolojik temeller ile, hatta binasının yapı tarzıyla kendini başka milletlerinkinden ayırır. Bizde vaktiyle medrese milli mektepti. Lakin milletin ruhu ve içtimai inkişafını takip edememiş ve cihanın fikir ve irfan hayatıyla bağlarını çoktan koparmış olduğundan, olduğu yerde enkaz halinde yıkıldı, çöktü. Öbür taraftan, Batı'da tekamül eden insan düşüncesinin seyrini biz kendi alemimizde devam ettiremediğimizden, açılan yeni mektep, hakikat aşkının mabedi olmadı. TÜRKİYE’NİN MAARİF DAVASI

38 Parça parça bilme hevesi, evrensel ve ilahi hakikat aşkının yerini tutamazdı. Hakk'a götüren yol diye kendini hakikate adamak, gerçek mektebin yoludur. Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatin ihtirası cemaat içerisinde bir umumi cereyan, büyük bir hareket haline gelmedikçe, milli mektep gerçekten var olmayacaktır. TÜRKİYE’NİN MAARİF DAVASI Nurettin TOPÇU

39

40 BM taburunda binbaşı olarak görev yapan Albert Knag’ın okullarda verilen felsefe eğitimi yetersiz ve toplumun felsefenin önemini yeterince benimsememesinden dolayı Sofi adındaki bir kızın felsefe tarihi içindeki heyecanı ve bir o kadar da düşündürücü olan serüvenini yer aldığı felsefe tarihi üzerine bir roman yazıp bunu onbeşinci yaş gününde kızı Hilde’ye armağan etmesi anlatılmaktadır.Sofi SOFİE’NİN DÜNYASI Jostein GAARDER

41

42 Eğitimde fırsat eşitliği için, herkese, her yerde, dünya standartlarında, ücretsiz eğitim. Geleceğin okulları nasıl olacak, eğitim nasıl dönüşecek, öğretmen – öğrenci ilişkisi nasıl yeniden şekillenecek, sınıflarda hangi teknolojik yöntemlerle ders işlenecek? Tüm bu konuların yanı sıra bu kitapta Khan Academy’nin hikayesini de en samimi şekilde kurucusunun kaleminden okuyacaksınız. Khan Academy’nin nasıl teknoloji ve eğitimi bir araya getirerek insan faktörünü ön plana çıkarttığını anlatan “Dünya Okulu”, eğitim reformunun geleceğine ışık tutuyor

43

44 CAHİL HOCA 1. Basım: Ekim 2014 sürgünde bir devrimci olan Jacotot, Belçika'da Fransız edebiyatı okutmanı olarak yarı-zamanlı bir iş bulur. Tek kelime Fransızca bilmeyen Flamanlara, kendisi de tek kelime Flamanca bilmediği halde hocalık etmek zorundadır... Fénelon'un ikidilli birTelemak baskısı koşar imdadına; "öğrencileri"nin kendi kendilerine Fransızcayı ve kitabı öğrenmelerine kılavuzluk eder. İnsanın bilmediğini de öğretebileceğini gösteren bu tuhaf deneyin sezdirdiği kaçınılmaz sonucu anlamakta hiç gecikmez Jacotot: Bilen ile bilmeyenin, öğreten ile öğrenenin, kol emekçisi ile zihin emekçisinin, kısacası zekâların eşitliği.Bu şaşırtıcı hikâyeyi ve Jacotot'nun felsefesini anlatan Jacques Rancière hem eğitim üzerine çok özgün bir düşünce sunuyor hem de zekâların eşitsizliğini ve bilgi hiyerarşisini bahane eden toplumsal eşitsizlik tasavvurlarına önemli eleştiriler getiriyor. "Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır," diyen Cahil Hoca, eğitimciler ve eğitim sistemi üzerine kafa yoranlar için olduğu kadar siyaset felsefesiyle ilgilenenler için de ufuk açıcı bir kitap.

45

46 Okul Sıkıntısı, tembel bir öğrenci olan Daniel Pennac’ın kendi deneyimlerinden ve yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldığı otobiyografik bir roman. Günümüz Fransız edebiyatının en başarılı kalemlerinden biri olan Pennac, okulu, bir öğrencinin, hem de kötü bir öğrencinin bakış açısından ele alarak yeniden yorumluyor; başarısızlığın yarattığı hüsran duygusunun, “anlamamanın acısı”nın kırıklarla dolu karnelerin ve üzgün anne babaların kıskacındaki bu evreni son derece sıcak ve mizah dolu bir yaklaşımla aktarıyor. Eğitim ve okullar konusundaki yaklaşımıyla bilindik tabuları yıkan Okul Sıkıntısı, Fransa’da Renaudot Ödülü’nü kazandı.

47

48 JOSEPH NEEDHAM “DOĞUNUN BİLGİSİ BATININ BİLİMİ” adlı eserinden: “Bilim için tek bir felsefi-metafizik modelin, örneğinfizikalist Batı modelinin geçerli olmadığı, tarih içinde başkaca toplumsal, kültürel çerçevelerde denenmiş bilgi üretme yol ve yöntemlerini de dikkate almak gerekir”.

49

50 McCourt uzun süredir beklenen yeni eserinde otuz altı yıllık öğretmenlik mesleğinin yaşamına bir yazar olarak nasıl yön verdiğini anlatıyor. Öğretmen, McCourt’un dünyadaki tüm öğretmenlere adadığı bir armağan...Frank McCourt, ilk kitabı Angela’nın Külleri’ni 1996 yılında yazdığında altmış altı yaşındadır. İkinci romanı Tis’ı ise 1999 yılında altmış dokuz yaşında yazar. Pulitzer Ödüllü yazar yeni romanı Öğretmen’de otuz altı yıllık öğretmenlik mesleği anlatmaya karar vermiş ve bu uzun yılların anılarını, kara mizah ve muhteşem bir diyalog yeteneği ile anlatmayı başarmıştır. McCourt, Angela’nın Külleri’nin çok satan bir kitap olacağını asla hayal etmemiştir. Onun istediği tek şey, kitabının bir kitapçının rafında durması ve gizlendiği yerden, güzel kadınların gelip sayfalarını karıştırması, ara sıra da gözyaşı dökmeleridir. İkinci kitap Tis’te ise Amerika’daki yaşantısı ve nasıl öğretmen olduğunu okurla paylaşmıştır.

51 İrlandalı bir öğretmen Kitabın yazarı ve kahramanı olan Frank McCourt Öğretmen’de mesleğinin ilk yıllarına döner. Bu dönüşün en dramatik yanı, onun, İrlandalı bir öğretmen olduğu hatırlaması ve bu hatıralar içinde yer alan İrlandalılığın zorlukları… Bu anıların tek paylaşımcısı okurları değildir. McCourt, mesleğine başladığı ilk yıllarından itibaren İrlandalı bir öğretmen olarak öğrencilerininin ilgi odağı olmuştur. McCourt’un Öğretmen’de çocukluğunu geçirdiği İrlanda’nın fakir ortamından çıkıp New York kenti devlet okullarında lise öğretmenliğine yükselişini komik bir bakış, büyük bir açık kalplilik ve usta bir öykücünün mükemmel kurgu yeteneğiyle dile getirir. Öğretmen, yazarının, bir öğretmenin kişisel anılarının yanında, yüzlercesine İngilizce öğrettiği öğrencilerinin kişisel anılarını da içerir. Öğretmen, tüm dünyadaki öğretmenlerin ve politikacıların okuması gereken bir kitap…

52

53 Hekim, tıp tarihçisi, ressam ve müzehhip Ahmed Süheyl Ünver, geleneksel sanatlara ilgi kapısını açmış olması ve genç nesillere bu geleneği aktarması; Hukukçu, fikir ve siyaset adamı Ali Fuad Başgil, hukuk ve demokrasiye adanmış bir ömür yaşamış olması, haksızlığa ve tepeden inmeciliğe karşı tavır alması ve gençlerin yetişmesi için özel kitap yazması; Mimar-mühendis ve mimarlık tarihi araştırmacısı Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı kültür ve medeniyet coğrafyasının keşfedilmesine öncülük etmesi ve bu alanda gençleri yetiştirmesi; Fikir-dava adamı,yazar ve şair olan Fethi Gemuhluoğlu anlatıcı, temsilci ve yaşatıcı yönleriyle, Anadolulu kaynağından uzaklaşmayan bir İstanbullu ve Osmanlı bilgesi olması; Muallim, şair, müellif, mütefekkir ve mutasavvıf Mâhir İz, Osmanlı eğitim ve medeniyetinin son temsilcilerinden, muhafazakâr şehirli münevverliğin gösterişten uzak ve riyasız bir uygulayıcısı olması; nedeniyle ilk beş isim olarak belirlenmiştir.

54

55 "Okullaştırma, eğitimle aynı anlama mı gelmektedir? Kesinlikle hayır. Herkes gün be gün bir şeyler öğrenmektedir. Dürüst olmak gerekirse, çoğumuz, yaşamımızda okullaşmanın direk ve derin bir etkiden son derece yoksun olduğunu görürüz. Bu durumda iki soru ortaya çıkmaktadır: Her toplumda okullaşmaya bu derece büyük bir önem ve prestij kazandıran nedir? Eğitimin işlevi bir şüphe içeriyorsa, okullaşma gerçekte ne anlama gelmektedir?Ivan Illich, bu eserinde okulun, statükonun korunmasına vesile olan araçlardan biri olduğundan dolayı bu prestije sahip olduğu yolundaki tezini kanıtlamaya çalışmaktadır. Ona göre günümüzdeki okullar eğitimi açısından etkisiz olduğu kadar, bölücü bir nitelik de taşımaktadır.

56 GRİGORY PETROV Finlandiya'nın tarihinin son aşaması Fin Kültürü'nün hayranlık uyandıran gelişimini ve düşünce gelişimini yakından incelemiş bir yazarın izlenimleridir. Bu izlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal çalışmaların anlatımıdır. Bu çalışmalar arasında Finli aydınlarla halk arasındaki sıcak ilişki ve yakınlaşmanın büyük yeri vardır.

57

58 DERGAH YAYINLARI Sıbyan mektebi, Mekteb-i sıbyan, Taş mektep, Muallimhane, Muallimhane-i sıbyan gibi adlarla da anılan Mahalle mekteplerinin merasimleri, gelenekleri, eğitim-öğretim tarzı, mimarisi, folkloru, binaları, eşyası...hep merakımı celbetmiştir. Bu sebeple olmalı, onları anlatan metinlere, fotoğraflara, karikatürlere ve çizgilere de her zaman özel bir ilgi duydum. Çocuksuluk; gürültü, kalabalık neşe ve yaramazlık ile dolu anlar; din ve ahlak kültürünün kişiliklere sirayeti; zengin ve renkli tipler, eşyalar, teamüller; geleneksel hayatımızda okumaya, okuyana atfedilen değer; dini inançların ve kültürün hayatın her alanına derinliğine nüfuz etmesi... gibi yan yana duran, birbirini besleyen ögelerden hangileri beni daha çok cezbediyordu, bunu tam olarak bilemiyorum.

59

60 Kitap son derece ilginç anekdotlara sahip, Carl Sagan'ın eski eşinin veya Darwin'in torunun evlenme teklif ettiği bir bayanın ya da Anna Freud ile beraber çalışma yürütmüş aile bireylerinin, Feynmann'ın diyagramlarını modern bilime kazandıran kişilerin hikayeleri hem samimi bir uslüpla kaleme alınmış kendileri tarafından hem de çok güzel sosyal referanslar sunmuş. Akademik yobazlıklara, farklı ırk ve milletten olan kişilere dair görüşler, evren ve insanı anlamaya çalışan bu insanların kaleminden bize ulaşmış. O kadar ilginç arkaplanlar var ki... Kiminin babası casus, kiminin ailesi tamamen bilim ve sanat dünyasına ait insanlardan oluşmuş, kiminin ailesi fakir, kiminin zengin, kiminin ailesi eğitimsiz. Son derece aydınlatıcı bir çalışma olmuş. Kaleme alan kişilerin de mesleki geçmişleri çok farklı; kimi benzin istasyonunda çalışmış kimi daha 10 yaşında bilgisayar programları yazıyormuş.

61

62 “İnsanın içerisinde gelişmemiş halde bulunan birçok nüveler vardır. Doğal yeteneklerini [birbirlerine göre] uygun nispetler içerisinde inkişaf ettirerek bu nüveleri geliştirmek, ve [böylelikle] kaderini gerçekleştirmesini sağlamak bizim işimizdir... İnsan kendisini iyiye götürecek her türlü eğilimi-istidadı geliştirmelidir; İnsanın ödevi kendisini geliştirmektir; [ruhunu-dimağını] inceltmektir; ve kendisini yoldan sapmış bulduğunda [yoldan çıkanı] ahlâki yasanın boyunduruğu altına sokmaktır... [İ]nsanın bir ödev olarak üstlenebileceği ve kendisini adayabileceği en büyük ve en güç sorun eğitim meselesidir. Çünki anlayış-kavrayış eğitime, eğitim de sırasında anlayışa-kavrayışa bağlıdır.

63

64 Yazarı: JEAN JACUES ROUSSEAU Yazar, romanında 5 ana bölüm oluşturmaktadır. Bu bölümleri de alt başlıklara bölerek, çocuğun tüm alanları ile incelemektedir. Birinci bölümü ‘Doğuştan İlk Çocukluk Çağının Sonuna Kadar’ ana başlığı ile başlayarak; Her şey aslında iyi olarak yaratılır, Alışkanlık kişilik değildir, Ruhsal karmaşa nerede başlıyor, Kundak bebeğin özgürlüğünü sınırlar, Kadınlar anne olmak istemezlerse, Çocuğu kötü eğitme yolları, Çocuk hastalanmayı bilmeli, Kır havası çocuğa iyi gelir, Yıkanma, Yatma, İnsanın algılaması, ilk hali ve gelişimi, Çocukların kazanması gereken alışkanlıklar, Çocuk dili, Çocukların ağlaması nedensiz değildir, Bebeğinizi susturmak için pışpışlamayın, Ağlamaya karşı, Dişleri iyi çıksın diye, Konuşması için acele etmemeli, Çocuk grameri bizden iyi sezer, Kekelemek olmak üzere yirmi alt başlıkta toplamıştır yazar anlatmak istediklerini.

65

66 Kitap daha adıyla hem çekiciliği (Ezilenlerin), hem de iticiliği (Pedagojisi) ile karşıtlığı içinde barındırıyor. Buradaki karşıtlık, Türkçe ve yabancı terim olurken, içeriği iki farklı düşünce ve davranış biçimini anlatıyor. Kitabın kapağını açtığınız anda, kendini ele veren bir yaşam ve duruşla karşılaşırsınız. İçinde bulunduğumuz sistemi (kapitalizm-emperyalizm), hem kişilerin hem de toplumların düşünce ve davranış biçimlerini anlatmak için öylesine yerinde ve anlamlı sözcükler kullanılmış ki susup kalırsınız; başka ne söylerseniz boştur artık. Bununla birlikte kitap akademik bir çalışma olduğundan her okuduğunuzu öyle kolay anlayamazsınız; tekrar tekrar okumak zorunda kalırsınız, eğer kendinize bir şeyler katma gönüllüsüyseniz tabi.

67

68 Modern dünya, bu ölümcül inişle uçurumun ta dibine mi inecek, yoksa Greko-Latin uygarlığının çöküşünde olduğu gibi sürüklendiği uçurumun dibine varmadan önce, bu defa da gene yeni bir diriliş mi olacak? Öyle görünüyor ki, yarı yolda duruş artık hiç mümkün değildir. Ayrıca geleneksel öğretilerce verilen bilgilere göre Kali-Yuga’nın son safhasına, bu “karanlık çağ”ın en karanlık dönemine gerçekten girmiş durumdayız. Çünkü gerekli olan basit bir doğrulma değil, bütünsel bir yenilenmedir. Her alanda bir düzensizlik ve bir bunalım hüküm sürmektedir. Eskiden görülmüş olan bunalımların sınırını aşan bir noktaya gelinmiştir. Şimdiyse Batı’dan başlayarak bütün dünyayı istilâ edecek gibi gözükmektedir.

69 Çok iyi biliyoruz ki onların zaferi ancak geçici ve görünüştedir. Ama öyle bir aşamada, insanlığın güncel çevrim boyunca geçireceği en ciddi bunalım işareti de olabilir. Hindistan’ın kutsal kitaplarınca bildirilen “kastların karışacağı, ailenin bile artık olmayacağı” o korkunç döneme gelmedik mi? Bu durumun gerçekten dünyanın bugünkü durumu olduğunu anlamak, her yerde İncil’in “umutsuzluk belası” dediği derin düşkünlüğü görüp saptamak için, insanın çevresine şöyle bir bakması yeterlidir. Durumun ciddiyetini görmezlikten gelmemelidir. Hiçbir “iyimserlik” ya da “kötümserliğe” kapılmadan, onu olduğu gibi ele almak uygun olur. Çünkü, daha önce de söylediğimiz gibi, eski dünyanın sonu yeni bir dünyanın başlangıcı olacaktır...

70

71 "Cliff Conner'ın Halkın Bilim Tarihi, bilim tarihine fikir tazeleyen, keyifli, yeni bir bakış sunuyor. Böyle bir eserle daha önce hiç karşılaşmadım; bu kitap tarihe seçkinci önyargılardan arınmış bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve yaratıcı bir üslupla sıradan insanların, çalışan insanların bilimin gelişiminde oynadığı rolü anlatıyor. Yeni tarihsel verileri, bizleri şaşırtarak, gelenekselliğin saraylarında bir heyecan dalgası yaratarak sunuyor." Howard Zinn Kepimiz Okul Kitaplarından öğrendiğimiz bilim tarihine aşinayız: Galileo'nun dünyanın evrenin merkezi olmadığını kanıtlamak için teleskopu nasıl kullandığını. Nevvton'un ağaçtan düşen elma sayesinde yer çekiminini nasıl keşfettiğini, Einstein'ın basit bir denklemle zaman ve uzamın gizemlerini nasıl çözdüğünü biliyoruz. Bu geleneksel cesaret öyküsü, Büyük Fikirleri olan birkaç Büyük Adamı tüm insanlığın karşısında öne çıkarır ve bilimi tamamıyla bunlara borçlu olduğumuzu salıklar. Oysa Bilim her zaman kolektif bir çabanın ürünü olmuştur.

72 Halkın Bilim Tarihinde ise dikkatler, sonunda, avcı-top- layıcılara, köylü çiftçilere, denizcilere, madencilere, demircilere, halk şifacılarına ve günlük yaşam mücadelesinde var olma çabası içerisinde sürekli doğa ile yüzleşen sıradan insanlara yönelmiştir. Tıp bilimi, okuryazar olmayan antik çağ insanının bitkilerin iyileştirici özelliklerini keşfetmesiyle başlamıştır. Kimya ve metalürji antik çağlarda yaşamış madencilerin, demircilerin ve çömlekçilerin çalışmalarıyla ortaya çıkmış; jeoloji ve arkeoloji de yine madenlerde doğmuştur. Matematik varoluşunu ve, büyük ölçüde, gelişimini binlerce yıl boyunca arazi etütçülerine, tüccarlara, muhasebecilere ve tamircilere borçlu olmuştur. Bilimsel Devrime damgasını vuran ampirik (deneysel) yöntem de, bu yöntemin faydalandığı çok sayıdaki bilimsel veriler de Avrupalı zanaatkarların atölyelerinden doğmuştur.

73

74 “Hızır” dendikte bir Müslüman zihinde “Musa” imgesi kendiliğinden beliriverir. Çünkü Kehf Suresi’nin 65. Ayetinde Musa ile arkadaşının bulma eylemi, buldukları kişinin niteliğiyle birlikte verilir: O, Allah’ın kendi indinden rahmet verdiği ve ledün ilmini bahşettiği bir kuldur. Müfessirlerin çoğu Kehf Suresinin 60­. Ve 82. Ayetlerinde o kulun adı verilmeksizin anlatılan kıssayı (el­Hıdr’ı) tefsir ederlerken, ilgili Hadislere de dayanak bu “kul”un adının Hızır olduğunu söylemişlerdir.

75

76 Gençlik ve üniversite, dünyanın her yanında, cemiyetin en canlı ve canalıcı kesimidir. Vazifelerini bihakkın yerine getirebilen üniversiteler milletin güçlenme ve yükselmesinin ana kaynağı olur. İyi eğitilmiş bir gençlik ise, milletin bugününün de, istikbalinin de temitanı ve en büyük imkanıdır. Gençliğin meseleleri nelerdir, nasıl eğitilmelidir; gençliğin milli meselelere bakışı ne olmalıdır, meseleler karşısında tavrı ne olmalıdır; gençlikten beklenen ve ona verilmesi gereken nedir? Sunduğumuz bu ciltte, bunlar ve benzeri soruların ihtiva ettiği meseleleri Üstad'ın kaleminden okuyacaksınız. Peyami Safa'nın bütün ömrünce en yakın ilgi sahalarını teşkil eden bu konularda, gençliğimiz milli, ülkücü ve ciddi bir rehber bulacak, eğitimciler ve yöneticilerimizin de alacakları çok şey olacaktır.

77

78 Roman iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mustafa İnan’ın doğumundan eğitim hayatı bitene kadarki dö­nem; İkinci bölümde ise hocalığından ölümüne kadarki süreç anlatılmaktadır. Eser, Mustafa İnan’a şivesi ve görüntüsüyle çok benze­yen bir çocuğun Fen Fakültesi’ne giriş sınavının sonuçlarını öğrenmek için beklediği bir kuyrukta başlar. Kuyruktaki diğer öğrenciler, çocuğa taşralı olarak bakmakta; onun sınavı kaza­namayacağını düşünmektedir. Yan blokta ise Türkiye Bilim­sel ve Teknik Araştırma Kurumu’ ödülleri dağıtılmaktadır. Or­ta yaşlı bir adam çocuğun yanına gelir. Bilimle uğraştığı belli olan bu orta yaşlı adam, Mustafa İnan’dan bahseder çocuğa. Törende ‘Bilim Hizmet Ödülü’ ölümünden dört yıl sonra Mus­tafa İnan’a verilecektir. Törende çocuk, Mustafa İnan hakkın­da pek çok şey öğrenir. Oğuz Atay, bu orta yaşlı adam vası­ tasıyla Mustafa İnan’in hayatını anlatmaya başlar.

79

80 Bu kitapta bir üniversitenin nasıl olması gerektiği, nasıl yönetilmesi gerektiği ayrıntılarıyla anlatılıyor. Ayrıca Amerikan üniveritelerinin neden dünyanın en iyi, en ileri ve en popüler üniversitleri olduğu da. Aslında bunları yapmak imkansız mı? Değil, Zor mu? O da değil. Peki neden yapılamıyor? (Otuz üç yıldır üniversite havası soluduğum ve 3 büyük üniversitede bulunduğum için söyleyebilirim ki..) Çünkü işimize gelmiyor. Sadece yöneticilerin mi, rektör ve etrafının mı? Hayır, kimsenin işine gelmiyor. Çalışanların, en başta diğer öğretim üyelerinin işine gelmiyor: Daha çok ve daha dürüst çalımaları gerektiği için, Siyasilerin işine gelmiyor, kanun ve yönetmelik dışı işlerini yaptıramayacakları için. Öğrencilerin bile işine gelmiyor, hakkıyla çalışmadan sınıf geçemeyecekleri için. Peki kimin işine geliyor: sadece tek tük bulunan ve kendi çıkarını, ülke çıkarı iiçin feda etmeyi göze alan nesli kurumakta olan kişilerin. Ümit var mı peki? Var ama büyük bir siyasi ve eğitim reformu yapılırsa var.

81

82 "IQ" ile ölçülen zeka, insanların okul ve iş yaşamındaki başarısını belirleyen değişmez bir etken midir? Öyleyse, neden yüksek IQ'lu çocuklar, ortalama IQ'ya sahip arkadaşlarına göre hayatta daha başarısız olabiliyor?Dr. Daniel Goleman, psikoloji alanında çığır açan bu kitabında, "EQ"nun "IQ"dan daha önemli olduğunu kanıtlıyor. "Duygusal zeka"yı, özbilinç, azim, dürtülerini frenleme, başkalarının duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlıyor.Araştırma bulgularına göre, duygusal zeka yoksunluğu, kişinin aile yaşamından mesleki başarısına, toplumsal ilişkilerinden sağlık durumuna kadar birçok alanda çok kötü sonuçlar doğurabiliyor.

83 Ancak, Dr. Goleman'a göre, duygusal zeka doğuştan gelen bir özellik değil. İnsan beyninin yapısı dolayısıyla, çocuklukta alınan duygusal dersler, yaşam boyunca davranış tarzını belirliyor.Başta eğitimciler ve ana-babalar olmak üzere, herkesin ufkunu açan bu kitabın çok önemli bir toplumsal mesajı da var: Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zeka düzeyiyle doğrudan bağlantılı.

84

85 Günümüzde İnsan ve İnsanlar, İnsan ve İnsanlar'ın en son güncelleştirilmiş revizyonudur. Bu güncelleştirme ve revizyonu yaparken, temel bir ilkeyi gözettim. O da yenilikleri yansıtırken, geçerli özü de koruyarak birikimli bir gelişmeyi ortaya koyma gereğidir.Türkiye'de kullanılan bir sosyal psikoloji kitabının bir çeviri olması, ya da salt Amerikan sosyal psikoloji kitaplarındaki bilgileri içermesi uygun değildir. Farklı kültürel ortamlarda elde edilen farklı bulgular konusunda en azından genel bir bilgilendirme gerekir. Böyle bir bilgilendirme, okuyucunun konuları bir kültür süzgecinden geçirmesine ve örneğin Türkiye'de aynı bulguların bulunup bulunmayacağını düşünmesine yardımcı olabilir. Bu kitap, bunu gerçekleştiriyor.

86

87 William Glasser William Glasser Düşünmeye önem verir, ezberi vurgulamazsak; esasen ilgiyi arttırırsak, eğitimin potansiyeli ne olur? Beyinlerimizin en önemli kullanımı olan düşünmenin, eğitimin ana görüşünü nasıl belirlediğini inceleyelim. Karşılaştığımız sosyal ve teknik sorunları çözmek için daha fazla düşünmek gerekmektedir, ancak ırk ayrımcılığı sorununu çözmeden insanı Ay’a gönderdik gibi görünmektedir. Sosyal sorunların çözümüne götüren düşünce tarzı zor olmasına rağmen, teknik sorunların çözümüne götüren düşünce tarzından daha az öğretilmektedir. Okullarda toplumsal sorumluluk öğretilen, yaşam koşullarında hem kişisel hem de toplumsal sorunları çözmekte birbirlerine yardım etmeyi öğrenen çocuklar, toplumun büyük sorunlarını çözmeye yardım etmekte ya da en azından bunlarla uğraşmakta daha iyi olurlar. Eğitim sisteminde daha çok öğrencinin birbirleriyle ilgilenmesini sağlamalıyız, bu onlar için yeterince önemli gibi gözükmektedir; böylece düşünmeyi, sorunları çözmeyi ve toplumsal olarak sorumluluk sahibi olmayı öğrenmeye çalışacaklardır.

88

89 “Bilginin sosyal olarak kurulmuş olması gerçeği, daha geçerli bilgiye ulaşmanın da ancak sosyal olarak mümkün olması anlamına gelir. Bilginin sosyal temelleri olduğunu kabul etmek, nesnellik kavramıyla çelişkili değildir. Tam tersine, biz, geçmişteki uygulamalara yönelik eleştirileri değerlendirerek ve hakikaten daha çoğulcu ve evrenselci yapılar kurarak yapılacak bir yeniden yapılandırmanın, sosyal bilimlerin nesnelliğini artırabileceğine inanıyoruz.

90

91 Bürokratlar, alışılmış bir anı kitabı, bir öykü ya da roman değildir. Daha sonra edebiyat dilimize girmiş olan ilk olarak Erhan Bener'in kullandığı bir deyişle, mizahi bir roman gibi keyifle okunan bir "anı-öykü"dür.İlk olarak Milliyet gazetesinde tefrika edildiğinde büyük yankı uyandırmış olan Bürokratlar'ı okurken, aradan geçen yirmi beş yıla karşın, isimler değişmiş olsa bile, ülkemizde, özellikle büyük bürokrat-politikacı ilişkilerinin fazla bir değişikliğe uğramadan sürüp gittiğine siz de, acılı bir gülümsemeyle tanık olacaktır. Kaldı ki, bu isimlerin birçoğunun bugün hala bürokrat ya da politikacı olarak sahnede yer aldıkları da üzerinde durup düşünülmesi gereken bir olgudur.

92 Ne var ki, 21. Yüzyılın başlarında içine düştüğümüz ekonomik kriz ve gerek yönetsel gerekse politik olarak yaşamakta olduğumuz olağanüstü karmaşa döneminde, bürokrasiden yakınmanın, ekonomik krizin faturasını sadece birtakım yeni ya da eski yüksek yerlerde oturan kişilerin sırtına yükleyip sorumluluktan kaçmanın, ne ülke ne de ülkeyi bu hale getirenler bakımından, çıkar yol olmadığı ortadadır. Ama öte yandan, bütün bu karmaşada önemli rolleri bulunan ve kötü gidişin sorumluları arasında yer alan büyük bürokrat ve teknokratları kişisel boyutta değil, işlevsel düzeyde irdelenmenin, kimi sorunları daha iyi anlamamızda yararlı olacağı kuşkusuzdur. Bürokratlar, bu çabamıza ışık tutacak, aynı zamanda keyifle okunacak bir kitaptır.

93

94 Kazım Karabekir Paşa'nın özellikle görev yaptığı Doğu vilayetlerinde bakımsız çocuklara yönelik yapmış olduğu çalışmaları ve raporlarını topladığı bu 2 ciltten oluşan eser günümüz idarecileri için iyi bir kaynak, tarih meraklıları için ise ibret verici bir çalışmadır. Paşa bu eserine başlarken şunları söylüyor: Bir taraftan çocuk sefaleti, bir taraftan da şahane çocuk balolarını okudukça ve işittikçe bende duygularımı kaybettim. Bakımsız çocuklar millet enerjisinin, bakımsız topraklar da vatan enerjisinin kaybedilmesi demektir.

95 Bakımsız çocuk milli tehlikedir. Çünkü her yıl maddi manevi bir sürü düşkün halk arasında kaynaşacak ve ordu saflarına karışacaktır. Demek milletin ve ordusunun keyfiyet bakımından kıymeti her yıl bir derece daha düşecektir. Vatanın geleceğinin sahipleri bugünün çocuklarıdır. Şu halde bakımsız çocukların bu vatana nasıl sahip olacakları bugünden düşünülecek bir meseledir. Bazı kimselerden esefle duydum ve duymaktayım da: Madem ki bakmayacaklar ne diye çocuk yapıyorlar. Ben de cevap veriyorum ki: Ailelerin vatan borçları, fakir de olsalar, mümkün olduğu kadar çok çocuk yapmalarıdır.

96

97


"EMEK ORTAOKULU BİR EĞİTİMCİNİN BAŞUCU KİTAPLARI." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları