Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İKTİSAT: Orta yol, orta hâl. Tutumlu olma, gereği kadar ölçülü harcama. İsraf, Allah’ın nimetlerinin kadrini, kıymetini bilmeme, onları ulu orta saçıp.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İKTİSAT: Orta yol, orta hâl. Tutumlu olma, gereği kadar ölçülü harcama. İsraf, Allah’ın nimetlerinin kadrini, kıymetini bilmeme, onları ulu orta saçıp."— Sunum transkripti:

1

2 İKTİSAT: Orta yol, orta hâl. Tutumlu olma, gereği kadar ölçülü harcama. İsraf, Allah’ın nimetlerinin kadrini, kıymetini bilmeme, onları ulu orta saçıp savurma demektir. Zaten şimdilerde ona “savurganlık” diyorlar. Bir yerde israfın hayat bulması orada “kaht” denilen kıtlığın boy göstermesini de beraberinde getirir. Bu bazen bereketin kesilmesi şeklinde tezahür eder ki, Bediüzzaman Hazretleri bu meseleye temas ederken, aynı noktaya parmak basar ve “iktisad sebeb-i bereket, israf ise bereketin kesilmesine vesiledir” der. M.F. Gülen’in «Prizma 1» Kitabından Alınma Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allahü telaya has kılarak, ihlâsla O'na yalvarırlar. Allahü Teâlâ onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı iktisat yolunu tutar. (Lokman sûresi: 32) M.F.Gülen’in “Prizma 1” Kitabından Alınma

3 KANAAT BİTMEZ BİR HAZİNEDİR.. Hadîs-i Şerif.. İsraf, hırsı netice verir. Hırs, insana kanaatsizlik verir ve insanın tatmin olamamasından çalışma azmini kırar.. Şükredeceğine halinden devamlı şikayet ettirir. İnsanı tembelliğe atar. Millet tüketim toplumu haline gelir.. Herkes gözünü hükümet kapısına diker. O vakit sosyal hayatın gereği olan san'at, ticaret, ziraat azalır. O millet de fakir düşer. İnsanlar gayr-ı meşru, külfetsiz bir mal arar olur. O yolda şerefini, haysiyetini feda eder. İktisat ve cimriliğin çok farkı var. Tevazu, nasıl ki kötü ahlaktan ve alçalmadan manen ayrı fakat şeklen benzer özelliktir. Aynı zamanda vakar dahi kibirlenmeden manen ayrı fakat şeklen benzer bir özelliktir.. Onun gibi Peygamber ahlakından olan iktisat da cimrilik ve tamahkarlık, hırs gibi kötü huylarla ilgisi yoktur.. Yalnız, şeklen bir benzeyiş var. Bediüzzaman’ın 19.Lem’asından sadeleştirilmiş

4 Kanaat, bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise, bir maden-i hasaret ve sefalettir. Hırs ihlası kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. Bir insanda hırs varsa insanların kendisine iltifat etmesini ister. Hangi müsrif ile görüşsen halinden şikayetler işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da, yine dili şikayet edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen; şükür işiteceksin. Bediüzzaman’ın 19.Lem’asından sadeleştirilmiş Abdullah İbnu Amr r.a. anlatıyor: "Resülullah a.s.v., abdest almakta olan Sa'd'a uğramıştı: "Bu israf da ne?" buyurdular. Sa'd: "Abdestte dahi israf olur mu?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Evet! cevabını verdi, akan bir nehir üzerinde olsan bile! «İktisat geçimin, güzel ahlâk da dînin yarısıdır.» (Hadîs-i şerîf) Kütüb-ü Sidde Lokman Hakîm, oğluna şöyle nasîhat etti: Oğlum! Masrafları gelirine göre ayarla..! İktisat et..! Aşırı gitme. Her şeyde îtidâl sâhibi ol, yâni orta yolu tut..! Cömertliği âdet edin! Dini Sözlükten

5 Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Buyurdular ki; “İman iki parçadan ibarettir. Bir parçası sabır, öbür parçası şükürdür. Beyhaki ve Deylemi Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Buyurdular ki; “Sabır imanın yarısıdır.” Ebu Nuaym, Hatib. Yine buyurdular ki; Sabır ile şükür, Allah'ın vasıflarından iki vasıf ve en güzel isimlerinden iki isimdir; zira Allah kendisine Sabur ve Şekur ismini vermiştir. Deylemi, Müsned'ül-Firdevs. Hz. Peygamber'i iman sorulduğunda, cevap olarak şöyle buyurmuştur: “İman, sabır ve cömertlikten ibarettir. Taberani, İbn Hibban, (Cabir'den)

6 Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Buyurdular ki; “Yakin ve sabrın azimeti size verilenlerin en üstünlerindendir. Şehr b. Havşeb, (Ebu Umame'den) Haberde şöyle varid olmuştur: Yeryüzünün en fazla şükredeni getirilir. Allah Teala ona şükrünün mükâfatını verir. Yeryüzünün en sabırlısı getirilir. Ona denilir ki: 'Şükredene verdiğimiz gibi sana da mükâfat versek razı olur musun?' O 'Evet ya Rabbi! Razıyım' der. Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurur: “Ben ona nimet verdim, o şükretti. Seni belaya giriftar ettim, sen sabrettin. Muhakkak ki senin ecrini onun ecrinden kat kat fazla yapacağım.” Bu bakımdan sabredene, şükredenlerin mükâfatının birkaç katı verilir. İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

7 Sabır iki türlüdür. Onlardan biri, bedenidir. Bedenen meşakkatlere göğüs gerip tahammül etmek gibi... O da ibadetler veya başka şeylerden meydana gelen zor amelleri yapmak gibi ya fiille olur veya korkunç yaralara, ağır hastalığa ve şiddetli darbeye sabretmek, göğüs germekle olur. Bu da eğer şeriata uygunsa bazen güzel olur. Fakat tam güzel olan sabır, öbür çeşididir. O da heva-i nefsin isteklerine ve tabiatın iştahlarına nefsin sabretmesidir. Hz. Peygamber'e imandan sorulduğunda şöyle demiştir: 'O, sabrın ta kendisidir'. Çünkü imanın çoğu ve en aziz amelleri sabırdır. İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

8 Hz. Peygamber'in 'Yedirip şükreden, sabreden oruçlunun mertebesindedir.' hadisine gelince bu hadis, faziletin sabırda olduğuna delildir; Zira Hz. Peygamber bunu, şükrün derecesinin yüceliğindeki mübalağa için söylemiştir. Bu bakımdan şükrü sabra ilhak etmiştir. Bu ise şükrün derecesinin en son noktasıdır. İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4 Efendimiz bazı Hadis-i Şeriflerinde bu şekilde benzetmeler yapmıştır. Ezcümle; “Cuma, fakirlerin haccıdır.” “Kadının cihadı ise güzel kadınlık yapmasıdır.” İdris b. Ebi Usame, Müsned “İçki içen puta tapan gibidir.” İbn Mace

9 Cüneyd-i Bağdadi'ye, 'sabır ve şükürden hangisinin daha üstün olduğu' sorulduğunda; 'Zengin varlığı ile övülmediği gibi fakir de yoklukla övülmez. Övgü ancak ikisinin de üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmelerine bağlıdır'. Diye cevap verir. Ebu Abbas b. Ata[1], bu hususta Cüneyd'e muhalefet ederek 'Şükreden zengin, sabreden fakirden daha üstündür' der.[1] Bunu duyduğunda Cüneyd, ona dua ederek, “bunun hakikatini göster Allah’ım demiştir”. Bunun üzerine Ebu Abbas, çocuklarının ölmesi, mallarının yok olması ve on dört sene aklının gitmesi gibi bazı bela ve musibetlere düçar oldu. Sonunda düzeldi.. Kendisi 'Bütün bunlara Cüneyd'in bedduası yol açtı' derdi. Sonunda 'sabreden fakir'in 'şükreden zengin'den daha üstün olduğu fikrine döndü. [1] Adı Ahmed b.Muhammed b.Selh'dir.Cüneyd-i Bağdadi'nin çağdaşlarındandı. H.309'da vefat etmiştir. [1]

10 Şükür ancak hoşa giden ve sevindirici şeyler için yapılır. Şükrün de birçok dereceleri vardır. Mesela kulun, Allah Teala'nın kendisine arka arkaya verdiği nimetlerden haya etmesi şükürdür. Şükrünü eda hususunda kusurlu olduğunu bilmesi şükürdür. Şükrünün azlığından dolayı özür dilemesi şükürdür. Allah'ın günahlarını gizlediğini bilmesi şükürdür. Hak etmediği halde nimetlerin Allah'tan geldiğini itiraf etmesi şükürdür. Şükrün de Allah'ın nimetlerinden birisi olduğunu ve Allah tarafından hibe edildiğini bilmek de şükürdür. Nimetlere karşı tevazu göstermek de şükürdür. Aracılar için şükür de şükürdür; zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İnsanlara teşekkür etmeyen kimse Allah'a şükretmemiştir.” İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

11 Bir zat şöyle anlatıyor: Yolculuklarımın birinde bir ihtiyarla tanıştım. Yaşı oldukça ilerlemişti. Halini sordum. Bana şunları söyledi: "Gençliğimde amcamın kızına âşık olmuştum. O da bana âşıktı. Sonunda evlendik. Zifaf gecesinde ona 'Gel! Bizi birleştirdiğinden dolayı bu geceyi Allah'ın şükrüyle ihya edelim' dedim. O geceyi namazla geçirdik ve birbirimize dokunma fırsatı bulamadık. İkinci gece de böyle oldu. Bütün gece boyunca namaz kıldık. Yetmiş veya seksen seneden beri her gece biz bu hal üzerinde devam ediyoruz". Sonra hanımına dönüp 'Ey kadın! Öyle değil mi?' dedi. Kadın da İhtiyarın dediği gibidir' karşılığını verdi. Şunların haline bakın! Eğer Allah onları bir araya getirmeseydi ayrılık belasına nasıl sabredeceklerdi? Bu duruma bakarak ayrılık sabrını varlık şükrüyle kıyaslayın! Burada şükrün daha faziletli olduğu açıktır. Bu bakımdan bu duruma göre hangisinin daha faziletli olduğu ancak tafsilatla bilinebilir. Allah en doğrusunu bilir! İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

12 İman, ikiye bölünmüştür. Biri sabır öbürü de şükürdür. Sabır üç şeyin bir araya gelişi sonunda meydana gelir: İlim, hal ve amel... Sabrı bir ağaca benzetirsek, ilim gövdesi; hal, dalları; amel de meyveleri olur... Şükretmenin en büyük değeri, Allahü Teala'nm kula, zatını anmayı nasip etmesidir. «Allah’ı anmak en büyük iştir.» (Ankebut, 45) buyurulduğuna göre, şükür edebilmek de en büyük iş olmalı... Çünkü diğer ayet-i kerimede, şöyle buyurulur- «Beni anınız ki, sizi anayım. Bana şükrediniz, küfür yolunu tutmayınız.» (Bakara, 152). «Allah, şükreden kullarına mükâfat verecektir.» (Al-i imran, 144). Diğer ayet-i kerimede ise, «Kullarımdan şükreden azdır.» (Sebe, 13) buyurmak suretiyle, şükrün oldukça güç bir iş olduğuna işaret etmiştir. Bir hadis-i şerifte ise, şükür yolunu tutan şöyle övülmektedir: «Yemeğini yiyip, şükreden kimse, oruç tutup sabreden gibidir...» Şükrün hakiki manası odur ki, Allah'tan başka iyilik ve ihsan eden olmadığı biline... İmam-ı Gazali

13 (Hadis-i şerif-Keşf-ül-Hafa) Sabr eden zafere kavuşur. (Hadis-i şerif-Müsannef fil-Hadis) Her kim sabr ederse, Allahü teala o kimseye sabrın hakikatini ihsan eder. Hiçbir kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir ihsan verilmemiştir. Sabrın başı acı, sonu bal gibi tatlıdır. Sabr dinin yarısıdır. Sabrın alameti.. Şikayeti terk, musibet ve sıkıntıları gizlemektir.

14 Bakara Suresi 155. Ayet.. Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Kur’an-ı Kerim Ahkaf suresi 35. Ayet.. O halde ey Resulüm..! O üstün azim sahipleri olan peygamberler nasıl sabrettilerse.. Sen de öyle sabret.

15 Bediüzzaman Hazretleri “Lemalar” da buyurduğuna göre.. Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir.. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati, bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden şekva değil, şükretmek gerektir. Evet ibadet iki kısımdır: Bir kısmı müspet, diğeri menfî. Müspet kısmı malûmdur. Menfî kısmı ise..%

16 Hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za'fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, O’nu düşünüp, O’na yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer. Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hâfız Ahmet isminde bir zâtın müthiş bir hastalığına ziyade merak ettim. Kalbime ihtar edildi: "Onu tebrik et. Her bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçiyor." Zâten o zât sabır içinde şükrediyordu.

17 M.Fethullah Gülen Hocaefendinin “Fasıldan Fasıla” Kitabından.. Bu dünyada çeşitli belâ ve musibetlere uğrayanlar, maruz kaldıkları bu belâ ve musibetler karşılığında ahirette kendilerine verilen cennet meyvelerini görünce, “Keşke belâ ve musibetlerimiz daha çok olsaydı!” diyecekler. Ne var ki.. Belâ ve musibet istenilemez. “Dünyada ve ahirette hasene, iyilikler, ver Allah’ım” denilmesi daha uygundur. Belâ, musibet ve sıkıntılarla temizlenen ve saflaşan mü’minler, cehennemin üzerinden geçerken, cehennemin “çabuk geç, ateşimi söndürüyorsun” diyeceği hadis-i şeriflerde rivayet edilir.

18 Bediüzzaman Hazretleri “Lemalar” da buyurduğuna göre.. Âdeta (hâşâ) Cenab-ı Hakk'ı insanlara şekva eder. Hem çok haksız bir surette ve divanecesine şekva edip sabırsızlık gösterir. Nasıl şükür, nimeti ziyadeleştiriyor; öyle de şekva (halinden şikayet etmek), musibeti ziyadeleştirir hem merhamete liyakatı selbeder (ortadan kaldırır).

19 ŞÜKÜR Verilen nîmetleri yerli yerinde kullanma. Allahü teâlâya, verdiği nîmetlerle isyân etmeme. Nîmetleri kullanırken sâhibini unutmama. Görülen iyiliğe karşı teşekkür. (Hazret-i Ali Buyuruyor ki) Nîmetlere şükreden, onun elden çıkacağından korkmasın. Nîmete şükredenlere, onu arttıracağını Allahü teâlâ vaat ediyor. Nîmetin kıymetini bilmeyip, nankörlük edenlerin elinden o nîmet, ama burada ama ötelerde, alınır. Nîmetin kıymetini bilmemek onun elden çıkmasına sebeptir. Şükür ise, onu devamlı kılar ve arttırır.

20 Hırs ile, hak etmediği ve ücretini ödemediği şeyler hakkında, “Niçin sahip değilim?” diyerek haddini aşmamalıdır. Şükrün ölçüsü kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün ölçüsü hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.

21 Allah Teala sabredenleri birçok sıfatlarla vasıflandırmış, Kur'an'ın yetmiş küsur yerinde sabrı zikretmiştir. Derece ve hayırların çoğunu sabra izafe etmiş ve onları sabrın meyvesi olarak göstermiştir. Kur’an-ı Kerim’de buyruldu ki; “Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik.” Secde/24 “Biz sabredenlerin mükafatını, yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz.” Nahl/96 “Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir. Zümer/10 “Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Enfal/46

22 Hz. Ömer'in Ebu Musa el-Eş'ari'ye göndermiş olduğu bir mektupta şunlar yazılıydı. “Sabra yapış! Bilmiş ol ki sabır, iki çeşittir: Biri diğerinden daha üstün ve faziletlidir. Musibetler hususundaki sabır güzeldir. Ondan daha üstün ve faziletlisi, Allah'ın haram kıldıklarına sabretmektir. Bil ki sabır, imanın temelidir.” Hz. Ali şöyle demiştir: “İman dört direk üzerine bina edilmiştir: 'Yakin, sabır, cihad ve adalet.” Yine şöyle demiştir: “İmanda sabrın yeri, vücuttaki baş gibidir. Başı olmayanın vücudu yok demektir. Sabrı olmayanın imanı yoktur.” İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

23 Sabır mı şükür mü üstündür? Bunların manaları düşünüldüğü zaman her iki sözün de bazı durumlarda yeri olduğu anlaşılır; Zira nice sabreden vardır ki şükreden zenginden daha faziletlidir. Yine nice şükreden zengin vardır ki sabreden fakirden daha üstündür. Bu zengin, nefsini fakir gibi gören zengindir; zira nefsine ancak zaruret miktarı mal ayırır; geriye kalanı ise hayırlara sarf eder ya da ihtiyaç sahipleri veya fakirler için muhafaza edip saklar. İhtiyacı gözetir ki malını oraya sarf etsin. Malını nam ve şöhret için veya minnet yapmak için sarf etmez. Bilakis Allah'ın kullarının halini gözeterek O'nun hakkını eda etmek için sarf eder. İşte böyle bir zengin sabreden fakirden üstündür. İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

24 Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Buyurdular ki; “Cennete girmek bakımından peygamberlerin en sonuncusu Hz. Davud'la oğlu Hz. Süleyman'dır. Bu da hükümdar oldukları içindir.” “Ashabımın cennete girmek bakımından sonuncusu ise Abdurrahman b. Avf tır. Çünkü zengindi.” Taberani Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Buyurdular ki; “Süleyman (a.s) diğer peygamberlerden kırk sene sonra cennete girecektir.” Deylemi Cennetin bütün kapıları iki kanatlıdır. Ancak sabır kapısı bu hükmün dışındadır. Çünkü o bir kanatlıdır. O kapıya ilk girecek bela ehlidir. Onların önünde Eyyub (a.s) vardır. İmam-ı Gazali İhyau- ulumi-din cilt 4

25 Fakirliğin faziletleri hakkında her ne varid olmuşsa, bunlar aynı zamanda sabrın faziletine de delalet eder. Çünkü sabır fakirin, şükür de zenginin halidir. İşte halk tabakası bu makamla ikna olunur. Sabrın birçok dereceleri vardır. Bu derecelerin en küçüğü, hoşa gitmemekle birlikte şikâyeti terk etmektir. Bunun arkasından rıza gelir. Rıza sabrın ötesinde bir makamdır. Onun arkasından belaya şükretmek gelir ki bu da rızanın ötesindedir; Zira sabır elemlerle beraberdir. Rıza ise, içinde ne elem, ne de sevinç olmayan bir şeyle mümkün olur. İmam-ı Gazali İhyau-ulumi-din cilt 4

26 Şükür: Verilen nîmetleri yerli yerinde kullanmadır. Sabrın meyveleri: Nefis, şeytan ve şehvetler insan için birer düşmandır; akıl, marifet ve hayrı ilham eden melek de kulu hayra davet eden dost tarafıdır. İki grup arasında sürekli bir savaş vardır. Kim şeytanın askerlerini etkisiz hale getirip Allah'ın askerlerini desteklerse, Allah onu cennetine koyar. Riyazat, sabrın meyvesidir. Riyazat, nefsi hayra alıştırmak, onu yumuşaklıkla yavaş yavaş kolay işlerden ağır işlere adım attırmak, böylece devam ederek önceleri zor gelen bütün iş ve hallerin kendisine kolay geleceği bir dereceye kadar onu ilerletmektir. Nefsi güzelleştirmek de sabrın meyvesidir. İmam-ı Gazali “Hak Yolun Esasları” Kitabından Alınmıştır.

27 Sabır, acı bir ilaçtır. Fakat faydalı bir şerbettir. Kullanışı mübarektir. Nice zararları yok eder. Nice menfaatler sağlar. Sabrın bu derece faydalı bir ilaç olduğunu bilenler onun bir anlık acısına dayanırlar. Çünkü bir saatlik acılığı nice yılların rahat ve huzurunu sağlar. Sabrın faydası dört şeyde toplanır. 1)Allah'a itaatle sabr-u sebat etmek. 2)Günah işlememekte sabretmek, dayanmak. 3) Dünyanın lüzumsuz zevk-u sefasından çekinmede sabırlı olmak. 4) Çeşitli bela ve musibetlere karşı sabırlı ve metin olmak. Bu dört şeyde sabırlı olan kimse Rabbına taat' ve ibadetini huzur içinde yapar. Güzel sevaba, büyük manevi mükâfata nail olur. Günah işlemekten ve bu sayede Ahiret azabından kurtulur. Dünyaya bağlanma ve ona tapma belasını başarıyla atlatır. Züht ve takva rütbesini almaya, ilahi ihsan ve ikramlara nail olmayan hak kazanır. İmam-ı Gazali “Abitler Yolu” adlı kitabından alınmıştır.


"İKTİSAT: Orta yol, orta hâl. Tutumlu olma, gereği kadar ölçülü harcama. İsraf, Allah’ın nimetlerinin kadrini, kıymetini bilmeme, onları ulu orta saçıp." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları