Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Harry Stack Sullivan. Yaşam Öyküsü Yaşam Öyküsü Fakir İrlandalı katolik bir çiftin hayatta kalan tek çocukları olarak 21 Şubat 1982’ de New York’un güneyindeki.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Harry Stack Sullivan. Yaşam Öyküsü Yaşam Öyküsü Fakir İrlandalı katolik bir çiftin hayatta kalan tek çocukları olarak 21 Şubat 1982’ de New York’un güneyindeki."— Sunum transkripti:

1 Harry Stack Sullivan

2 Yaşam Öyküsü Yaşam Öyküsü Fakir İrlandalı katolik bir çiftin hayatta kalan tek çocukları olarak 21 Şubat 1982’ de New York’un güneyindeki Norwich’in küçük çiftçi kasabasında doğdu. Annesi Sullivan’ı tek çocuğu için koruyup kollayarak yetiştirmiştir. Babası utangaç ve içe kapanık olduğundan karısının ölümüne ve Sullivan’ın önemli bir hekim oluşuna kadar onunla hiçbir zaman yakın bir ilişki geliştirememiştir.

3 Annesi Sullivan üç yaşına gelmeden önce bilinmeyen bir nedenle evden uzaklaşmış olduğu için Sullivan İrlandalı aksanı bozuk anneannesi tarafından bakıldı. Annesi bir yıl sonra eve geri döndü. Bu süre içerisinde bir ruh sağlığı hastanesinde tedavi görmüş olabileceği söylenmektedir.

4 Okul öncesi dönemde çevresinde arkadaşı olmayan Sullivan, okula başladıktan sonra da protestan toplumunda Katolik bir çocuk olarak kendisini yabancı gibi hissetmeye devam etti. 8 yaşına kadar arkadaşları tarafından dışlanan Sullivan, komşu bir çiftlikten 13 yaşındaki bir çocukla arkadaşlık kurdu.

5 Bu arkadaşı Clarence Bellinger’dir. Bellinger ve Sullivan yaşıt olmamalarına rağmen sosyal ve entelektüel olarak çok fazla ortak noktaya sahipti. İkisi de ilerde psikiyatrist olmayı tercih etti ve asla evlenmedi. Sullivan ve Bellinger arasındaki ilişki Sullivan’ın hayatı ve geliştirmiş olduğu kişilik kuramında da önemli etkileri olmuştur.

6 16 yaşında liseyi sınıf birincisi olarak bitirdi ve psikiyatriye ilgi duymakla birlikte, fizikçi olmak amacıyla Cornell Üniversitesi’ne girdi. Bu üniversitede akademik başarısı çok düşüktü. Okuldan uzaklaştırıldı ve bu olaydan sonra gizemli bir şekilde iki yıl kadar ortadan kayboldu. Chicago College Of Medicine and Surgery’ e kayıt oldu ve tıp derslerini 1915 te bitirmesine rağmen diplomasını 1917’de aldı.

7 1. Dünya Savaşı yıllarında ve savaştan sonra bir süre orduda doktor olarak görev yapmıştır. 1912’de psikkiyatride resmi bir eğitimi olmadan ABD’nin en iyi bilinen nöropsikiyatristlerinden biri olan W. Alanson White’ ı çok yakından tanımaya başladığı Washington DC’ deki Elizabeth hastanesinde çalışmaya başladı.

8 Burada çok sayıda şizofreni hastasıyla çalışma fırsatı buldu. Sullivan şizofreni hastalarının konuşmalarından anlam çıkarmaya çalışırken, bu rahatsızlığın hastaların sosyal ve kişiler arası etkenlerden kaynaklanan kaygıyla ilişkili olduğu sonucuna vardı.

9 Kendisi çok az terapi yapmasına rağmen profesyonel olmayan hastane görevlilerinin insancıl ilgi ve saygı göstermeleriyle şizofreniyi tedavi etmeye çalıştığı bir sistem geliştirdi. Bu program ona şizofreni tedavisi konusunda iyi bir şöhret kazandırdı yılında görevinden istifa ederek diğer hastalıkları araştırmak ve kişiler arası ilişkiler anlayışını geliştirmek amacıyla New York’a taşınırak burada özel bir klinik açtı.

10 New York onu Avrupa geçmişi bulunan Eric Fromm ve Karen Horney ile tanışma fırsatı buldu. Psikanalitik Hareketin bir parçası olmamakla birlikte Freud’un kuramını da benimsemiştir. 14 Ocak 1949’da Amsterdam Dünya Ruh Sağlığı toplantısından eve dönerken Paris’te bir otelde beyin kanaması geçirerek ölmüştür.

11 KİŞİLER ARASI KURAM Temel Kavramalar ve İlkeler Kişiliğin sosyal bir çevrede geliştiğini ve insanların diğer insanlar olmadan bir kişiliğe sahip olmayacaklarını iddia etmiştir. Kişilik asla kişinin içinde yaşadığı ve varlığını bulduğu karmaşık kişiler arası ilişkilerden soyutlanamaz

12 Kişiliğe ilişkin bilgi elde edebilmenin tek yolu insanların kişiler arası durumlarda nasıl davrandıklarını bilimsel olarak incelemektir. Sullivan’nın kişiler arası kuramı; bebeklik, ilk çocukluk, ikinci çocukluk, ön ergenlik, erken ergenlik, geç ergenlik ve yetişkinlik gelişim dönemlerini içerir.

13 Sağlıklı insan gelişimi kişinin diğer insanlarla yakınlık kurma yeteneğine dayanır. Kaygı her yaşta tatmin edici kişiler arası ilişkileri engelleyici bir güce sahiptir. Gelişimin en önemli safhası çocukların yakınlaşma potansiyeline ilk kez sahip oldukları ancak yakın ilişkilerin şehvetli ilgilerle karmaşıklaştığı yaşlara henüz ulaşmadıkları bir dönem olan ön ergenlik dönemidir.

14 İnsanın Doğası Kişiliğin bireyler arası doğasına ağırlık vermiştir. Daha çok kişiliğin gelişimi ve şizofreni üzerinde durmuştur. İnsanların kronolojik olarak yetişkinlik dönemlerindeki kişiliklerine nasıl ulaştıklarını ayrıntılı bir şekilde incelersek yaşam hakkında bilgi sahibi olmuş oluruz.

15 Şehveti ve yakınlığı aynı kişiye hissetme yeteneğine sahip olanlar ağırlıklı gelişimi başarmıştır.

16 Tek Tür Önermesi Kişilik üzerinde kalıtımın etkisi pek yoktur. Açlık, susuzluk, cinsellik vb. fizyolojik güdüler tarafından etkileniriz. Bu hayvansı yön duygusal yetenekler, zeka ve olgunlaşma hızıyla ilişkili bireysel farklılıkların oluşmasını sağlar.

17 Kültür, sosyal çevre, akıl sağlığı ve diğer faktörlere bağlı bireysel farklılıklara rağmen insanlar arasındaki benzerliklerin farklardan daha fazla olduğunu söylemiştir. Tek tür önermesiyle belirtmek istediği nokta örnek verilecek olursa; ruhsal açıdan sağlıklı olan bir insanla ruhsal sağlığı bozuk olan kimselerde görülen belirtilerin düşük ölçüde de olsa zaman zaman ikisinde de görülmesidir.

18 Diğer İnsanlar İçin Gereksinim Duyma Freud’un libido kavramına karşı çıkmaktadır. Davranışlarımızın iç güdüler tarafından belirlendiği varsayımı tamamen mantıksızdır. İnsanın doğası son derece esnek ve uyumsaldır. Uzun süren bağımlılık dönemi onu başkaları tarafından etkilenmeye daha da yatkın kılmaktadır.

19 Buna bağlı olarak da kişiliğin temel olarak sosyal güçler tarafından şekillendiğini söylemektedir. Kişiliğin ortaya çıkması için bir ya da daha fazla sayıda insanla ilişki durumunda olunması gerekir. Bu kişiler gerçek olabileceği gibi hayal ürünlü kişiler de olabilir.

20 Gerilim Azaltma İnsanların ruh sağlığını korumaya yönelik bir eğilime sahiptir. Freud’un insanın gerilimlerini azaltmaya yönelik güdüleri olduğu fikrini kabul eder. Kişiliği bir enerji sistemi ele almıştır. Enerji ya gerilimler ya da doğrudan hareketler (enerji dönüşümleri ) olmak üzere iki şekilde var olmaktadır.

21 İnsanın ideal durumu tamamen dengede olduğu durumdur (mutlak öfori). İç ve dış uyarıcılardan ulaşır. Mutlak gerilim ise bireyin yaşadığı yoğun dehşet duygusudur. Enerji dönüşümleri gerilimleri açık ya da örtük davranışlara dönüştürür. İhtiyaçların doyurulması ve kaygının azaltılmasında etkilidir.

22 İhtiyaçlar ve kaygı olmak üzere iki tür gerilim vardır; İhtiyaçlar: kişi ve fiziko kimyasal çevre arasındaki biyolojik dengesizliğin yol açtığı ve kişinin öfori düzeyini düşüren gerilimlerdir. Bir kere tatmin edilince geçici olarak güçlerini kaybederler ve sonra tekrar oluşurlar. İhtiyaçlar ve gereksinimler gerilime yol açabilirler. Bu gerilimler çoğu durumda bilinç düzeyinde yaşanır.

23 En temel ihtiyaç şefkattir. En az ikinin davranışlarını gerektirir. Annenin şefkat göstermesi için uyarılması, bebeğin şefkat için ağlaması… İhtiyaçlar genel ve bölgesel olarak ikiye ayrılır. Genel ihtiyaçlar: yemek, su, şefkat… Bölgesel ihtiyaçlar: vücudun belirli bir bölgesinde ortaya çıkan ihtiyaçtır. Örneğin ; ağzın oral faaliyetleri.

24 Yaşamın ilk dönemlerinde vücudun çeşitli bölgeleri kişiler arası ilişkilerde çok önemli bir rol oynar. Çocuk genel ihtiyaçlarını tatmin ederken daha çok enerji sarfeder ve dinamiklere yani tutarlı tipik tarzlarına dönüşür. Kaygı: gerilimin ikinci türüdür. Bu uramda merkezi öneme sahiptir. Kaygı ile kastedilen suçluluk, utanç, korku gibi acı verici duygulardır. Kaygının ana kaynağı çocuğun annesiyle etkileşimidir.

25 Sullivan kaygının ebeveynden çocuğa empati yoluyla geçtiğini varsaymıştır. Annedeki kaygı kaçınılmaz olarak çocuktaki kaygıya neden olur. Ağlayan bebek- açlık ve anne kaygısı Kaygının azalması için çocuğun kaygısı olmayan yetişkinlerle güvenli ilişkiler kurmaya ihtiyacı vardır. Kaygı diğer gereksinimlerin karşılanmasını da engeller.

26 Şiddetli kaygı insanları öğrenme açısından yeteneksizleştirir, algısını daraltır ya da tam bir bellek yitimi amnesia ile sonuçlanabilir.

27 Enerji Dönüşümleri ve Dinamikler Gerilimlerin bir ihtiyacı karşılayacak açık ya da örtük davranışlara dönüşmesine enerji dönüşümü denir. Enerji dönüşümleri yaşam boyunca bir insanı tanımlayan tipik davranış modelleri olarak organize olurlar. Bunlara dinamik denir. Enerji dönüşümü kavramında vurgulanmak istenen nokta kişiliğin dinamik bir süreç olduğudur. Dinamikler doğuştan gelir. Tüm insanlarda temel dinamikler aynıdır.

28 Dinamik Türleri 1. kişiler arası ilişkilerimizle ilgili dinamiklerdir. Öforiyi bozan gerilimleri azaltmada etkili olurlar. ( şehvet, korku, nefret, suçluluk, gurur.) 2. etkileşim girişleriyle ilgili olan dinamiklerdir. (ağız, anüs, genital bölge.) 3. kendilik sistemi denilen dinamiktir. Gerilim kaygıdan arınmış olma gereksinimimizle ilgili işleve sahiptir. (temel ihtiyaçlara doyum sağlama)

29 Yaşantı Modları 1. Prototaksik yaşantı: yeni doğmuş bebeğin çevreyi anlama ile ilgili kullandığı tek yol ilkel prototaksik yaşantıdır. Zihinde geçici olarak ortaya çıkan imgeler ve duygulardır. İlk ve en ilkel deneyimler bu düzeyde gerçekleşir. Bilinçli hatırlamanın ötesindedir. Yetişkinlerde anlık izlenimler, hisler, yansımalar ve duygular şeklini alır.

30 2. Parataksik yaşantı: genellikle mantık dışıdır. Tesadüfen aynı anda gerçekleşen aralarında mantıksal bir ilişki bulunmayan iki olay arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurduğunda ortaya çıkar. ( merdiven altından geçmenin uğursuzluk sayılması) 3. Sintaksik yaşantı: düşüncenin en gelişmiş biçimidir aylarda ortaya çıkar. Sosyal semboller ( dil gibi ) ile diğerlerine iletilebilir. Ayrıca neden-sonuç ilişkisi de içerir.

31 Ortaya kabul edilmiş deneyimlerden oluşur. ( kelimeler, jestler, en genel semboller)

32 KİŞİLİĞİN YAPISI Kişileştirmeler Kişinin kendisi ve diğerleri için oluşturduğu bu zihinsel imgelere kişileştirmeler adını vermiştir. Kişileştirmeler öğrenilmiş duygu ve inançlardan oluşur. Bunlar çoğu kez gerçekle bağdaşmazlar. Örn; anne çocuğu ile ilgili kişileştirme yaparken… Sullivan bebeklikte gelişen üç temel kişileştirmeyi tanımlamıştır.

33 Kötü-anne, iyi-anne: kötü-anne kişileştirmesi bebeğin kötü meme ucu deneyimine yani açlık ihtiyaçlarını tatmin etmeyen meme ucu deneyimine dayanır. İyi- anne kişileştirmesi ise annelik yapan kişinin işbirlikçi davranışlarına ve şefkatine dayanır. Ben kişileştirmeleri: kendilik kişileştirmesinin yapı taşlarını oluşturur. Kötü ben, iyi ben ve ben olmayan olarak 3 biçimde görülür.

34 İyi ben kişileştirmesi: geçmişte ödüllendirilmiş olan ve kaygı duygusu yaşamadığımız yönlerimizdir. Kötü ben kişileştirmesi: bebeğin annesi tarafından aldığı ceza ve onaylanmama deneyimlerinden şekillenir. Bu kişileştirmeler bilinç düzeyinde yer alır. Ben değil kişileştirmesi: çocuklukta yaşanan yoğun kaygılar ben değil kişileştirmesine neden olur.

35 Ben değil kişileştirmesi, tehdit edici bir unsur olarak görüldüğünden kaygıyı arttırmaktadır. Bu yüzden çözülme ile bilinçdışına itilir. Bunun için sürekli enerji harcanır.

36 Hayali kişileştirmeler:çocukları ilişki kurduğu hayali arkadaşlarıdır. Bunu öz saygısını korumak için yapar ve kişiliğin gelişmesinde çok önemlidir.

37 Kendilik Sistemi Sullivan’ın bu sistemle anlatmak istediği kendini koruma sitemidir. Kendilik sistemi kaygıyı azaltmak ve güvenliği güvenliği sağlamak amacıyla faaliyet gösterir. Benlik sisteminde tutarlı bir simge oluşturmak ve özsaygılarını korumak için bazı mekanizmalar vardır.

38 Çözülme : kişinin bilincine girmesine izin vermeyi reddettiği dürtü arzu ve ihtiyaçları içerir. Freud’un bastırma kavramına benzer. Çözülmüş imgeler rüyalarda ve gündüz düşlerinde ortaya çıkar. Seçici dikkatsizlik : kendilik sistemi kendi dengesini tehdit edecek bilgiyle karşı karşıya gelirse bu uygunsuz veriyi

39 Örneğin kendilerini trafik kurallarına uyan kişiler olarak kabul eden insanlar hız sınırını aştıkları bir çok durumu tamamen unutabilir. Kaygıyı azaltmak başlıca görevidir.

40 Kişiliğin Gelişmi Sullivan gelişim psikolojisinin insan davranışının anlaşılmasında anahtar bir rol üstlendiğini düşünmüştür. Sullivan’ a göre kişilik her dönemde değişebilir ancak en çok bir evreden diğerine geçerken değişir. Yedi gelişim evresi vardır.

41 Bunlar Bebeklik İlk çocukluk İkinci çocukluk Ön ergenlik Erken ergenlik Geç ergenlik Yetişkinlik

42 Bebeklik Doğumla başlar ay civarı konuşma ile biter. Anne şefkati ve kaygısı bu dönemde önemlidir. Oral girişler ve temel ihtiyaçların doyurulması bireyin kişiliği açısından önemlidir. Anne ve bebek arasında empatik bir bağ vardır. İyi meme-kötü meme ayırımı bu dönemde yapılmaya başlanır. İhtiyaçlar doyurulmazsa doğuştan gelen

43 Kendilik sistemi orta bebeklik döneminde gelişmeye başlar. 2 etkeni vardır. Parmak emme, koşulsuz anne sevgisi vb. durumların yerini ödül ve cezaya bırakır. Orta bebeklikte (12-18 ay) çevredeki seslerin taklit edilmesi ile dil aracılığıyla iletişimi öğrenmeye başlar. Bu durum kişilik gelişiminin ikinci dönemine öncülük eder.

44 İlk çocukluk Bu evre sintaksik dilin ortaya çıkmasıyla başlar. Oyun arkadaşlarına duyulan ihtiyacın ortaya çıkmasına kadar sürer. Bu dönemde anne çocuğun yaşamındaki en önemli kişidir. Anne algılaması gerçek anne ile daha uyumludur. Bu dönemde baba da bir otorite figürü olarak çok önemlidir.

45 Cinsiyet kavramı gelişmeye başlar. Ben kişileştirmesi de teke iner. Daha çok “iyi ben” kişileştirmesinin gelişimine yardımcı olur. Bu dönemin diğer surunu yalnızlık duygusudur. Yalnız çocuk aşırı derecede hayal kurar. Hayalle gerçek arasındaki ayırımı yapamayacak duruma gelir. Hayali arkadaş bu dönemde ortaya çıkar. Bu da ön ergenlik dönemi için yaşanacak gerçek arkadaşlıklara hazırlık olarak algılanmalıdır.

46 İkinci çocukluk Bu dönem bir oyun arkadaşı ihtiyacının ortaya çıkmasıyla başlar. Aynı cinsten bir arkadaş bulduğunda sona erer. 5-6 yaşlarında başlar 8,5 yaşında biter. Bu dönemde anne babaların geçmiş dönemlerdeki yaptıkları hataları telafi edebileceklerini söylemiştir. Yeni otorite figürü özelliği taşıyan öğretmenler ve diğer yetişkinler çocuğun hayatına girer.

47 Okul aynı zamanda sosyal grupların oluştuğu bir ortamdır ve arkadaşları tarafından dışlanmanın getireceği acı verici sonuçları da yaşama ortamıdır.

48 Ön ergenlik 8,5 yaşında başlar. Ergenlikle sona erer. Toplumsallaşma süreci bu dönemde başlar. Bu dönemin en önemli gereksinimi aynı cinsten biriyle yakın ilişkiler kurabilme, sevme kapasitesinin başlamasıdır. Sullivan bu dönemin yaşamın en kaygısız ve sorunsuz zamanı olduğunu söyler. Bu dönemde içtenliğin kazanılması gerekir.

49 Gelişimin ilk aşamalarında yapılan hatalar bu dönemde düzeltilebilir ancak bu dönemde gerçekleşen hataların sonraki aşamalarda düzeltilmesi zordur.

50 Erken ergenlik Güçlü bir şehvet dinamiğinin ortaya çıkmasıyla başlar ve bir kişiyle cinsel aşk ihtiyacının ortaya çıkmasıyla son bulur. Bu dönemde içtenlik, şehvet ve güvenlik sürekli birbiriyle çarpışarak ergene stres ve çatışma yaşatır. İçten arkadaşlıkla ilgili hiç deneyimi olmayan bir erkek çocuk kızları seks nesnesi olarak görebilir. Ciddi uyumsuzluklara açık bir dönemdir.

51 Geç ergenlik Genç insanların aynı kişiye karşı hem içtenlik hem de şehvet hissedebilmesiyle başlar. Yetişkinlikle son bulur. 15 yaştan yaşına kadar sürer. En önemli özelliği içtenliğin ve şehvetin birleşmesidir. Sintaksik yaşantı modu iyice gelişir. Yetişkinler dünyasında nasıl yaşanacağını öğrenirler. Ergen bu dönemde çalışma üretken olma gibi davranışlar sergiler.

52 Yetişkinlik Geç ergenliğin başlamasıyla tamamlanması insanların önemli bir başka kişiyle bir aşk ilişkisi geliştirebildiği bir dönem olan yetişkinlikle sonuçlanır. Sullivan yetişkinlik dönemine fazla ağırlık vermemiştir. Yetişkinlik döneminde kişiler arası davranışlarda olgun bir tarz ve gerçek sevgi için uygun kapasiteye sahip olmaktır.

53 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMADA HEDEFLER Bu kurama göre, davranış bozuklukları kişilerarası ilişkilerden kaynaklanır. Yanlış insan ilişkileri sonucu ortaya çıkan bozuklukların tedavisi yine toplum içerisinde düzeltilebilir. Amaç yanlış iletişimin yerine bireye sa ğ lıklı iletişim kurma davranışı kazandırmak, bunu da toplum içerisinde yapmaktır.

54 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMADA İ LKELER Terapist katılımcı gözlemci olmalı. Terapist, hastanın anlattıklarını kendi yaşıyormuşcasına de ğ erlendirmelidir. Bunun için aynı kültürden gelmesi gerekir. Tedavide çözümlenmesi gereken en önemli sorun, ikili ilişkilerde iletişimin kurulmasını engelleyen parataksik sapmalardır. Tedavide hasta bir bütün olarak ele alınır. Tedavide başarı sa ğ lanması için, hastanın yaşamı incelenmelidir.

55 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMANIN ROLÜ Terapist insan ilişkilerini çok iyi kavrayabilme yetene ğ i ile normal ve normal dışı davranışlar hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Terapist, terapi sürecinde danışana yönelik ilgisini ve dikkatini canlı tutmalıdır. Terapist, yeni olguları fark edebilmeli ve karmaşık ilişkileri anlayabilmeli.

56 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMANIN ROLÜ Terapist sempati kurmamalı. Empatik olmalı Terapist, farklı özelliklere sahip danışanlarla zengin bir çeşitlilikte yapıcı bir iletişimi kolaylıkla kurabilmelidir. Terapist, kendi tepki biçimlerini tanımalı ve fark etmeli

57 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMA EVRELER İ Sullivan, uzun süreli ve derinli ğ ine uygulanacak psikoterapilerde dört evre belirlemiştir. Başlangıç: Bu evre hastayla tanışmayı, tedavi olanın iste ğ i do ğ rultusunda amacı belirlemeyi, hastayı tedaviye ısındırmayı, hasta hakkında izlenim edinmeyi, kısaca terapiyi yapılandırmayı ve kuralları belirlemeyi amaçlar.

58 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMA EVRELER İ Araştırma: Terapist, hastanın yaşamının toplumsal yönlerini ve ana çizgilerini derlemeye çalışır. Hastanın kişilik özellikleri ve alışkanlıklarını ö ğ renmeye çalışır. Bu elde edilen bilgiler hastaya sunulur ve hastaya kendi yaşantısının yansıtılması yeni ve anlamlı bakış açısı kazandırır.

59 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMA EVRELER İ Ayrıntılı Soruşturma: Tanıma döneminde edinilen bilgilerin pekiştirilmesine çalışılır. Güven ortamı güçlendirilir. Bu dönemde hastanın yetersizliklerine ilişkin bilgi toplanır. Hastanın kendi hakkında geliştirilmiş oldu ğ u benlik imgesi hakkında veri toplanır.

60 PS İ KOLOJ İ K DANIŞMA EVRELER İ Sonlandırma: Hastanın gösterdi ğ i gelişme ve sa ğ ladı ğ ı kazançlara göre tedavi sonlandırılır. Tedavide elde edilen bilgiler özet halinde hastaya sunulur. Gelecek hakkında davranışların yönelimine ilişkin formüller verilir ve veriler de ğ erlendirilir.

61 KURAMIN ELEŞT İ R İ S İ Sullivan, kendisinden önce gelen kuramcıların bıraktıkları önemli boşlukları dolduran çalışmalar yapmış, özellikle görüşme tekni ğ ini ustaca inceleyerek psikolojik tedavi alanında çalışanlara önemli bir hizmette bulunmuştur. Sullivan’ın bireyin analizinde kişiler arası ilişkilere vurgu yapmış olmasa terapötik alana önemli bir yenilik getirmiştir. Çünkü bu yaklaşım davranışın şekillenmesinde organizmanın dışındaki faktörlerde dikkat çekmiştir.

62 KURAMIN ELEŞT İ R İ S İ Sullivan’ın getirdi ğ i “tansiyon” veya “gerilim” kavramı soyut bir kavramdır. Sullivan, hemen hemen tüm davranışları insan ilişkileri açısından ele almıştır. Do ğ uştan gelen içsel ögeler üzerinde yeterince durmadı ğ ı ileri sürülür. Freud’un kuramı kadar kapsamlı olmadı ğ ı ve yetersiz, sönük bir kuram oldu ğ u ileri sürülmüştür.

63 Eleştiriler…… Kuramsal görüşlerini açıklarken kullandığı karmaşık dil, özgün kavramlar oluşturma çabası nedeniyle eleştirilmektedir. Kuram içerdiği gelişim evreleri açısından uygulamaya dönük olarak anne babalara ve öğretmenlere çocuk eğitiminde kullanabileceği kuramsal öneriler içermekle birlikte bu iddiaların bilimsel olarak kanıtlanmamış olması kuramın uygulamaya dönük tarafını da kısıtlamaktadır.


"Harry Stack Sullivan. Yaşam Öyküsü Yaşam Öyküsü Fakir İrlandalı katolik bir çiftin hayatta kalan tek çocukları olarak 21 Şubat 1982’ de New York’un güneyindeki." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları