Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1 Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek- öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1 Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek- öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak."— Sunum transkripti:

1 1 Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek- öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak kabul edilirler. Meksika topraklarında ilk insan topluluklarına ait izler, tarihçilere göre, yaklaşık yıl öncesine dayanır.AztekMayalarMeksika "Toltekler" sözcüğü Nahuatl dilinde "inşaatçı üstatlar" anlamına gelir. Hakkında fazla bilgi sahibi olunmayan kadim Amerika uygarlıklarından biri olan Toltekler'in kökeni ve yaşadıkları dönem hakkında çeşitli varsayımlar bulunmaktadır. Şimdilik en kabul gören varsayım, nereden geldikleri bilinmeyen bu halkın günümüzden 3300 yıl önce mevcut olduğudur. İleri bir uygarlık oluşturdukları sanılmaktadır. Başkentleri arkeologlara göre, Mexico'dan yaklaşık 80 km. uzaklıkta bulunan, Teotihuacan yakınlarındaki, Tula olarak belirtilen bir kenttir. Bir Toltek efsanesine göre Tula adı, aslında anavatanlarındaki, "ak dağ"ın bulunduğu bir adaydı.NahuatlTeotihuacan AzteklerAztekler, terkedilmiş mükemmel Toltek yapıları ya da kalıntılarıyla karşılaştıklarında bu yapılara çeşitli yönlerden hayran kalmış ve onları ulu bir toplum olarak nitelendirmişlerdir. Mimarlık başta gelmek üzere bilgelik, adalet ve hoşgörü konusundaki ileri düzeyleri kendilerinden sonraki kuşakları öylesine etkilemiştir ki, Aztek hükümdarları dahil, Meksika topraklarındaki hemen hemen her hükümdar soyunu Toltekler'e dayandırma çabasında bulunmuştur. Kaynaklar Toltekler'de, kendilerinden sonraki kuşaklarda görülen dinsel ayinlerin bulunmadığını göstermektedir. TOLTEKLER

2 2 Nahuatl efsaneleri Toltekler'i tüm halkların ataları olarak kabul eder. Toltekler'in kökeni hakkındaki varsayımlardan biri onları Teotihuacan'da yaşamış olduğu ileri sürülen Şişimekler (Chichimèques) ile ilişkilendirir. Şişimek, Nahauatl dilinde "köpek kaynaklı, köpek kökenli, köpekten doğan" anlamlarına gelir. René Guénon ve James Churchward ve birçok arkeolog tarafından desteklenen bir başka varsayıma göre Toltekler, yitik bir kıtadan Amerika'ya göç etmiş bir halkın torunlarıdır. Guénon'a göre Tula adı, binlerce yıl önce batmış olan bir kıtadaki orijinal inisiyatik merkezin adıydı ve bu kıtadan göç etmiş olanlar, diğer kıtalarda kurduklara inisiyatik merkezlere anavatandaki merkeze ithafen bu adı vermişlerdir. Fakat bu yitik kıtanın hangi kıta olduğu konusunda görüşler aynı değildir. Amerika'ya ilk göç edenleri Quetzallar olarak adlandıran J. Churchward'a göre, bu, Mu kıtasıdır. Edgar Cayce, Amerika'ya bu yitik kıtanın yanı sıra Atlantis'ten de göçler yapılmış olduğu düşüncesindedir. Aztek efsanelerine göre Amerika'ya göç ettikleri anavatanları Aztlan adı verilen deniz aşırı bir ülkedir.René GuénonJames ChurchwardMu kıtasıdırEdgar CayceAtlantis Toltekler'in yaşadığı topraklar olarak, bugünkü Meksika'nın Tlaxcala, Hidalgo, México, Morelos ve Puebla eyaletleri gösterilir. Mayapán ve Matlazinca seramiklerinde halen Toltek sembollerine rastlandığı belirtilir ki, Toltekler'e ait bazı seramikler, yaşadıkları bölgeden çok uzak olan Kosta Rika'da keşfedilmiştir.Kosta Rika

3 3 BİLGİNİN SESİ – DON MİGUEL RUIZ ADEM İLE HAVVA Hemen herkesin duymuş olduğu güzel ve kadim bir efsane Adem ile Havva’nın hikayesidir.Gelmiş geçmiş en büyük öğretilerden biridir. Hikaye bizim, hepimizin hakkındadır. Biz bir zamanlar cennet bahçesinde yaşardık, her şey sevgiyle ilgiliydi.Tanrı ile ilişkimiz kusursuz ve karşılıklıydı. Efsaneye göre Cennet Bahçesi’nin ortasında Yaşam ve Ölüm ağcı denilen iki ağaç vardı.Yasak olan ölüm(bilgi) ağacında yaşayan yılan daha önce en güzel melek olan düşmüş melekti.Düşmüş meleğin mesajı artık sevgi değil korkuydu, Gerçek değil yalandı.Bu meleğin adı YALANLAR PRENSİYDİ… Hikayeye göre yılan ağacın yalanlarla zehirlenmiş olan meyvesini yemişti. Biz masumduk ve hiçbir şey bilmiyorduk.Elmayı ısırdığımızda bilgiyle beraber yalanları da yedik. BİR YALAN YENİLDİĞİNDE NE OLUR? Ona inanırız ve artık o yalan bizim içimizde yaşamaya başlar…

4 4 Bilgi ağacı güçlü bir semboldür.Meyveyi yiyen herkes iyi-kötü,doğru- yanlış,güzel-çirkin arasındaki farkı bilecektir.Tüm bilgileri yargılayacaklardır. Elma sembolizmi her yalanın tohumlu meyve olduğunu ifade eder. Tohum verimli bir toprağa yerleştirildiğinde başka bir ağaç yaratır.O ağaç daha fazla meyve üretir ve biz bir ağacı meyvesinden tanırız. Şimdi her birimizin kendi Bilgi Ağacı var ki o da bizim KİŞİSEL İNANÇ SİSTEMİMİZ…Her kavram,her görüş ağacın bir dalını oluşturur ve yalanlar prensi de bizim zihnimizde yaşar.Biz de onu imanımızla besleriz. Elmayı yedikten sonra;  Cehennem rüyasına düştük  Ruhsal gözlerimiz kapandı  Gerçeği kaybettik  Sevgi ve huzuru yitirip, suçluluk ve utanç duymaya başladık  Yargıyla beraber kutupluluk, ayrılık,cezalandırılma-cezalandırma ihtiyacı doğdu  Istırap ve Tanrı’yı suçlamayla Tanrı’dan ayrıldık. İlk günahın cinsel ilişki olduğu da bir başka yalandır.Günah işlemek kavramı karşı gelmektir.Kendimize karşı yaptığımız her şey günahtır.Günah işlemek yalanlara inanmak ve o yalanları kendimize karşı kullanmaktır.

5 5 Kafamızda ne kadar çok yalan işitiyoruz.Kim yargılıyor,konuşuyor, tüm o görüşlere sahip olan kim? O ses yargılamayı hiç bırakmaz.Yaptığımız-yapmadığımız, hissettiğimiz- hissetmediğimiz her şeyi ve başkalarının yaptığı şeyleri yargılar. BÜYÜKBABAYA BİR ZİYARET Gerçeği algılama fırsatları bize hep gelir. Çoğu insan evrende büyük bir çatışmanın, iyi ve kötü arasında bir çatışmanın olduğuna inanır. Bu doğru değildir.Çatışma vardır ancak o sadece insanın zihnindedir ve gerçek ile gerçek olmayan arasındadır. Kişisel yaşamda ıstırabı çekilen tüm dram yalanlarına inanılması esasen kendimiz hakkında ki yalanlara inanmamızın bir sorucudur.Ve inandığımız ilk yalan bizim “ ÖYLE OLMADIĞIMIZDIR” Biz olmamız gerektiği gibi değilizdir, yeterince iyi ve kusursuz değilizdir. Oysa biz kusursuz doğar,büyür ve ölürüz.

6 6 Bizler gerçekten ne olduğumuzu hiç bilmiyor ancak NE OLMADIĞIMIZI biliyoruz. Ne olmadığımızı o kadar uzun zamandır uyguluyoruz ki o imajın biz olduğuna gerçekten inanıyoruz. Bizi gerçekten güçlü kılan şey “İMAN”dır. İMAN tüm insanların sahip oldukları yaratma gücüdür.İman o kadar güçlüdür ki eğer yeterince iyi olmadığımıza inanırsak yeterince iyi olamayız. Biz gerçeği duygularımızla algılayabiliriz.O bizim hikayemizdir. Her insan Picasso gibidir. Her insan bir hikayecidir ki bu her insanın bir sanatçı olduğu anlamına gelir. Tüm insanlar kendilerine özgü bakış açısıyla hikayeler anlatan hikayecilerdir. Bunu anladığımızda, artık kendi hikayemizi başkasına kabul ettirme ya da inandığımız şeyi savunma ihtiyacı duymayız. Haklı olmak veya başkalarını haksız çıkarmak önemli değildir.Onlar neye inanıyorsa bu sadece onların bakış açısıdır.Bunun bizle hiçbir ilgisi yoktur.

7 7 KUSURLU OLDUĞUMUZ YALANI Çocukken hepimizin başına bir şey gelir. “BİLGİ” gelir. Dil öğrenildikçe ve anlaşılmaya başladıkça hemen herkes bize ne olduğumuzu söylemeye başlar. Kendi hakkımızda bir şeyler öğrenmemizin yolu çevremizdeki hikayecilerin bizimle ilgili görüşlerini işitmektir. Annemiz ne olduğumuz hakkındaki imajına dayanarak bizim bir imajımızı yaratır. O bize ne olduğumuzu söyler, biz inanırız. Sonra babamız da bize ne olduğumuzu söyler ama bu tamamen farklı bir görüştür ve biz buna da inanırız. Sonra kardeşler vs…Bunların hiçbiri mantıklı gelmez ama yine de eğlencelidir. Sonra biraz büyür ve okula gideriz.Öğretmenimiz bize ne olduğumuzu söyler, bunda da bir sakınca yoktur.Sorun nasıl olmamız gerektiği ama “OLMADIĞIMIZ” söylendiğinde başlar. Birisi olmak için çok çalışmamız gerektiğini öğreniriz ve böylece KAZANAN kavramını da öğrenmiş oluruz.Bir kazanan olmamız gerektiğini kabul ederiz ve o belleğimize yerleşir. Evlerde de aynı şey devam eder.”İYİ” olduğumuzda ödülümüzü alacağız.Biz küçüğüz onlar büyük, mücadele ederiz ama onlar kazanır. Cezadan kaçınmak ve ödülü kazanmak için “OLMADIĞIMIZ” şeymiş gibi davranmaya başlarız.

8 8 Tüm bu mesajların ardında hiç söylenmeyen ama sessiz mesajlar bulunur. “OLMAM GEREKTİĞİ GİBİ DEĞİLİM, BEN YETERİNCE İYİ DEĞİLİM ÇÜNKÜ KUSURSUZ DEĞİLİM…” Böylece kusursuzluk imajı beyinlerimize sokulur. İşte o zaman olduğumuz gibi olmayı bırakır, olmadığımız olmaya çalışırız. Bu bizlerin düşüş anı, cennetten çıkıp yalana olan imanın başladığı an’dır. Gerçek dram ergenlikte başlar. Artık sadece başkaları için iyi olmamakla kalmayıp, kendimiz için de yeterince iyi değilizdir. Bu noktada sahiciliği tamamen kaybederiz. Başkalarını ve onların görüşlerini tatmin etmek daha önemlidir. Birilerinin bize iyi, zeki, harika olduğumuzu söylemelerine ihtiyacımız vardır. Kendimizle yalnız kalmaya dayanamayız.Yalnızken kendimizi bir kaybeden olarak görür ve acımasızca yargılarız. Kendimizi hep “diğer insanlarla” kıyaslama eğilimimiz vardır ve hep onlar bizden daha iyidirler. Daha sonra kendimizi toplumda kanıtlamak için gerçekten uğraşır ve bir meslek sahibi oluruz.Yalnızken kendimiz hakkında inandığımız bir imajımız vardır ancak diğerlerinin neye inanmalarını istememize bağlı olarak, diğer insanlarla birlikteyken farklı imajlar yansıtırız. Tüm bu imajların da savunulması gerekir. Tüm bu yalanları gizlemek için çok zeki olmamız gerekir.

9 9 Tüm imajlarmışız gibi davranmayı sürdürdükçe büyük bir aktör oluruz. Ve böylece eğer kendi kusursuzluğumuzu görmüyorsak, bunun nedeni dikkatimizin hikayemize odaklanmış olmasıdır. Hikayemizdeki yalanlar gerçeği görmemizi engeller ama farkındalıkla hikayeyi değiştirip, gerçeğe dönebiliriz. Her insan,her nesne sonsuz olanın bir parçasıdır. Biz tek bir varlığız, çünkü her şey ışıktan oluşur. Işık maddesel evreni yaratmak için kendini milyarlarca formda ifade eder. Evrenin tüm tüm bilgeliğini içerir ve canlıdır. Dinlerimizde bize sadece Tanrı’nın kusursuz olduğu öğretilir. İnsanlar hariç tüm yaratılış da kusursuzdur. Aynı zamanda bize Tanrı’nın yaratımında insanları yaradılışında en tepesine koyduğu da öğretilir. Eğer Tanrı kusursuzsa ki her şeyi yaratandır, o zaman hepimizin kusursuz olduğunu ya da eğer bizler kusurluysak Tanrı’nın kusursuz olmadığı çelişkisiyle karşılaşırız. ÇÖLDE BİR GECE Yaşam, yani yıldızları yaratan ve değiştiren dönüşüm kuvveti, fiziksel bedenimizde ki atomları da yaratan ve dönüştüren kuvvettir. Bu kuvvet daima mevcuttur, ancak dikkatimizi yalanlara odakladığında onu göremeyiz. İnsanlar gerçek olan hakkında bir hikaye yaratır. Zihnimizin aynasında sürüp giden yansımalara Toltek felsefesi “RÜYA GÖRMEK” der.

10 10 Rüya görme sanatı yaşama sanatıdır. Söylediğimiz ve yaptığımız her şey, yaşam kuvvetini ifade eder. Yaratılış devam eder ve o sonsuzdur. Atılması gereken ilk adım hikayemizden doğru olmadığını hissettiğimiz şeyleri çıkarıp, doğru olanı bulmaktır. Ancak soyut olan hemen her şey yalandır. Doğru-Yanlış,İyi-Kötü,Güzel-Çirkin. HİKAYECİ Sorun gerçekte bilgi değildir.S orun bilgiyi kirleten şeydir ve yalan da budur. Bizler yaşam kuvvetinin kendini bizim vasıtamızla ifade ettiği araçlarız. Etrafımızdaki nesneleri adlandırmalarımız doğrudur. “A” harfi bir “A”dır. Bu şekilde kullanılan bilgi sadece bir iletişim aracıdır. Özellikle kendi hakkımızda inandığımız kavramlar yalanlara dayanır. “Ben bunu yapabilirim”, ”şunu yapamam”… HİKAYELERİMİZ YARATMAYI NASIL ÖĞRENİRİZ?  Bizden önce burada bulunan insanlar bize nasıl insan olacağımızı öğretirler.  Bize bir isim, kimlik verir ve onların hikayelerinde oynadığımız rolü söylerler  Bizi rekabete, birbirimizi yönetmeye, irademizi başkalarına kabul ettirmeye ve kendi türümüzle dövüşmeye hazırlarlar.

11 11 Hikayelerimizi inceledikçe her şeyin aslında kendimizle ilgili olduğunu fark ederiz. Çünkü algının merkezi bizizdir ve hikaye bizim tarafımızdan oluşturulmuştur. Biz karakterimizi yaratır ve onu diğer insanlara yansıtırız ve diğerleri onu algılayıp, biraz değiştirip ve kendi hikayelerine göre bize tepki gösterirler. Bizim hikayemizde diğer insanlar ikincil karakterlerdir. Diğerleri kendi haklarında neye inanmamızı istiyorlarsa onu yansıtırlar ve biz onu inandığımız şeylere dayanarak biraz değiştiririz. Diğerine “seni tanıyorum” deriz, oysa gerçek onu hiç tanımadığımızdır. Bildiğimiz tek şey karşıdaki hakkında yarattığımız hikayedir. Kendimiz hakkında da sadece inandığımız şeyleri biliriz ve bildiğimiz tek şey kendi hikayemizdir. Annelerimizin bizi çok iyi tanıdığına yemin edebiliriz. Oysa o bizim hakkında inandığı şeyi bilir. Annemiz bizim bir imajımızı yaratır ve bizim yarattığımız imaja uymamızı ister. Bu imaja uymadığımızda yine bizi kendi imajına uydurmaya çalışır. İşte bu yüzden ne yapıp ne yapmayacağımızı söyler, nasıl yaşamamız gerektiği hakkındaki tüm görüşlerini aktarır.

12 12 Biz bunun sadece annemizin hikayesi olduğunu bildiğimizde, kendi bakış açımızı savunmak zorunda kalmayız. Sorun hikayemizdeki ikincil karakterle ilgili değildir. Onlarda gördüğümüz şey inandığımız şeyin projeksiyonudur ve bu ikincil sorundur. Eğer hikayemizden hoşlanmıyorsak bunun nedeni ana karakter hakkında inandığımız şeyden hoşlanmamızdır. Hikayemizi değiştirebilecek tek kişi biziz ve bunu kendimizi değiştirerek yaratırız. İnsanlar bizim hakkımızda ne derse desinler, bu sadece onların bizimle ilgili imajlarının projeksiyonudur. Bunların bizimle hiçbir ilgisi yoktur. Bu nedenle herhangi bir şeyi kişisel olarak algılamamıza gerek yoktur. Dikkatimizi kendi hikayemizi yaratmaya odaklamalıyız. Fiziksel bedende yaşam çok kısadır. Bu nedenle sevdiğimiz insanlarla çatışarak zamanımızı boşa harcamamalıyız. Kendimize saygı duyup, kimsenin hikayemizi bizim yerimize yazmasına izin vermemeliyiz. Hikayemiz bizim sorumluluğumuzdadır ve biz sanatçıyız bu nedenle kendi eserimize saygı duymalıyız.

13 13 Sekiz yaşındayken dünyayı algılama biçimimiz, on beş yaşında ki dünyayı algılama biçimimizden farklıdır. Eğer aynı olayı yüz kişi izlerse yüz farklı hikaye duyulabilir ve herkes kendi hikayesinin doğru olduğunu iddia edebilir. Bu nedenle herkes diğerini inandığı bilginin sesi kendini haklı çıkarsın diye ikna etmeye çalışır. Diğerlerinin hikayelerinin haksız çıkarmamız gerekmez çünkü onlar kendi hikayelerinde haklıdırlar. Bu farkındalık düzeyine erişildiğinde diğer kişilerin söylediklerini kişisel olarak algılamamak kolaylaşır. Bu bağlamda biz hikayelerimizdeki ikincil karakterleri de değiştiririz. On yaşındayken anne-babamızı görme biçimimiz yirmi,otuz,kırk yaşındayken değişir. Geçmişte yaşadığımız bir şey hakkında konuşulduğunda babamız, annemiz, kardeşlerimiz farklı bir hikaye anlatır. Çünkü biz rüyanın çerçevesini paylaşırız. Hikayelerimiz her gün yeniden yazılır. Hikayelerimizi yaratımımız çok ilginçtir. Algıladıklarımızı çoktan inandıklarımıza uydurmak için her şeyi çarpıtma eğilimindeyizdir. Çocuklarımızın, eşimizin ve hatta kedimizin bile imajını çarpıtırız.

14 14 Kendi tarzına sahip sanatçılar olarak, kendi hikayemizi çarpıtmaya hakkımız vardır ve zaten yapabileceğimiz en iyi şey budur. O çarpıtma zaten bizim bakış açımızdır. İnsanlar Tanrı’nın hikayecileridir. Hikayenin bir sesi vardır.Konuşanın biz olduğuna çoğumuz eminizdir. Konuşan ses bizsek,dinleyen kimdir? Yeni biriyle tanıştığımızda hemen onun hikayesini bilmek isteriz. Hoşlandığımız bir şeyi deneyimlediğimizde herkese ondan söz etmek isteriz. Yalnızken bile hikayemizi paylaşmak isteriz. Güzel bir gün batımı gördüğümüzde “Ah ne kadar güzel bir gün batımı”deriz. Bizi hiç kimse duymaz ama biz yine de kendi kendimizle konuşuruz. Çoğunlukla kendi yaratımımızı görmeyiz, kendi yalanlarımızı görmeyiz. Ancak bazen başkasının yansımasında kendi ihtişamımızı görebiliriz. Farkındalık olmadan yapabileceğimiz bir şey yoktur çünkü hikaye kendini yazacak kadar güçlüdür. İÇSEL HUZUR Bilginin sesi kafamızda yaşayan yalancı olarak da adlandırılabilir.Yalancının sesi bizim dilimizde konuşur. Oysa bütünlüğümüzün, ruhumuzun, gerçeğin dili yoktur.

15 15 Biz gerçeği sadece biliriz, onu hissederiz. Bilginin sesi bize ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı söyler. Öfkelendiğimizde, kıskandığımızda ve nefret ettiğimizde “Ben böyleyim” deriz. Doğru mudur? “Ben böyleyim” diyen bilginin sesidir. Bilginin sesi bizi kendi istediği yere götüren vahşi bir at gibidir. Bizim at üstünde hiçbir kontrolümüz yoktur. Eğer atı durduramazsak en azından onu uysallaştırmayı başarabiliriz. Toltek felsefesi yalancının sesini bulaşıcı bir zehir olarak görür. Çünkü o bilgi yoluyla insandan insana geçer. Hastalığın belirtileri korku, öfke, nefret, üzüntü, kıskançlık, insanlar arasında çatışma ve ayrılıktır. Çoğumuz “hayır” demek istediğimiz pek çok sefer içimizde ki ses yüzünden “evet” demişizdir. Bir çok kez o ses kalben hissettiğimiz şeyden kuşkulanmamıza neden olmuştur. O sese uyarak defalarca sevdiklerimizi yönetmeye çalıştık, öfkelendik, kıskandık, kontrolümüzü kaybettik ve sevdiğimiz insanları incittik.

16 16 KENDİNİZE İNANMAYIN: Zihninizi ve kalbinizi açık tutun, kendinizi ve hikayenizi dinleyin ama ona inanmayın. Özellikle o ses kendi aleyhinize konuşurken kendinize inanmayın. İnanmamalıyız ancak dinlemeliyiz ve yargılamadan dinlemeyi öğrenmeliyiz çünkü bazen bir ilham ya da fırsat anı bir başkasının sesiyle gelebilir. Gerçeğin kimsenin ona inanmasına ihtiyacı yoktur. Biz inansak ta inanmasak ta gerçek gerçektir. Oysa yalanlar, sadece biz onlara inandığımız sürece varlıklarını sürdürebilirler. Birinci kural: İkinci kural: HİÇ KİMSEYE İNANMAYIN: Eğer biz kendimize yalan söylüyorsak, diğer insanların da kendilerine yalan söylediklerini biliriz. İnsanlar konuşurken onların söylediklerini kim söylemektedir? Söylenenler kalpten mi yoksa kafalarında yaşayan yalanlar prensinden mi gelmektedir? Bilemeyiz. Söylenen şeyleri kişisel olarak algılamazsak diğerlerinin görüşleri bizi eskisi gibi etkilemez ve daha sabırlı oluruz ve bu bizi bir çok gereksiz çatışmadan korur. Yalancıyı zararsız kılmak için onun söylediği şeylere inanmayı bırakmak gerekir. Eğer ona inanılmazsa, yalan bizim kuşkuculuk sınavımızdan geçemez. Bu meydan okumaya hazır olduğumuzda aşağıdaki basit iki kural inanç sistemini arındırmamızı hızlandıracaktır. Yalancının sesini durdurmak için iki basit kural:

17 17 Kendimizi değersiz hissettiğimizde kendimizi diğer insanlara ifade ediş biçimimiz “Utangaç”lıktır. Kendi hakkımızdaki inancı diğer insanlara yansıtırız ve onlar da buna inanır ve bize değersizmişiz gibi davranır. Bu bizim değerli olmadığımız inancını daha da pekiştirir. Yaşamımızı kim yönetmektedir? Duygularımız gerçektir ve hissettiğimiz duyguda hiçbir yanlışlık yoktur. Öfke ya da kıskançlık vs. bütünlüğünüzden gelir. Üzüntü ve depresyon olsa bile eğer onu hissediyorsak bunun daima bir nedeni vardır. Eğer sevgi dolu bir ilişkiye sahip olamayacağımıza inanıyorsak, inandığımız gibi olacaktır. DUYGULAR GERÇEKTİR Örneğin sahipleri tarafından çok sevilen bir köpek, dünyanın en tatlı hayvanı ve en harika köpeği olur. Fiziksel bedenimiz de duygusal tepkiler gösterir. Biz öfkeyle tepki gösteririz çünkü biri tekmelemiştir. Ama kim tekmelemiştir? Tekmeleyen kafamızdaki ses, hikayenin ana karakteri, biz olduğuna inandığımız şeydir. Bilginin sesi duygusal bedene kötü muamele eder. Etki bir yalana inanmaktır. Tepki ise duygusal acı hissetmektir.

18 18 Bilginin sesi duygularımız hakkında bir hikaye uydurur. Biz hikayeyi algılar ve duygularımızı bastırmaya çalışırız. Bu bastırma bir başka duygusal tepki yaratır ve böylece hissettiğimiz duyguları bastırmaya çalışırız. Duygusal acı, kötü muamele görmenin bir sonucudur. Acı bize bu kötü muameleyi durdurmak için bir şeyler yapmamız gerektiğini söylemektedir. İnsanlar bize neden kötü muamele ederler? Çünkü bunu yapmalarına izin veririz, çünkü bunu hak ettiğimize inanırız. Nefret tamamen normaldir. O sadece bizim inandığımız şeye gösterdiğimiz bir tepkidir. Eğer inancı değiştirirsek, nefret de dönüşüme uğrayacaktır. Biz o sese inanmadığımızda duygularımız da değişecektir. Kendimize her yalan söylediğimizde kendimize kötü muamele etmiş oluruz. Kendimizi lanetlediğimiz, yargıladığımız, reddettiğimiz her sefer elbette duygusal tepki hissederiz. Duygusal tepkimizden hoşlanmıyorsak yapmamız gereken duyguyu bastırmak değil, tepkiye neden olan yalanları temizlemektir. Biz çocukken insanlar bize olduğumuz gibi olmamamız gerektiğini söylediklerinde, sahici benliğimizin ifadesini bastırmaya çalışırız. Bütünlüğümüzü ve duygusal bedenimizi bastırırız. Biz kendimizin çarpıtılmış imajı tarafından zapt edildik ve artık özgür değiliz.

19 19 Duygularımızı gizler ve onları hissetmiyormuş gibi davranırız. Duygularımızdan utandıkça yalanlara sığınırız. Bir duygu hissedildiğinde o, algıladığımız şeye tepkidir. Duygularımız bize hayatımızın nasıl olduğunu söyler. Onları izleyerek içinde bulunduğumuz koşulları değiştirebiliriz. Hikayemizin ana karakteri biziz ama oynadığımız rol biz değiliz. Biz herkesin istediği gibi olmak zorunda değiliz. Hikayemiz kendi yaratımımızdır. Eğer biz kendimizi seversek kimse kalbimizi kıramaz. Sevgi incitmez. İnciten şey korkudur, bencilliktir, inandığımız yalanların üstümüzdeki kontrolüdür. Ailemiz sözcükleri öğretir, biz bunu kabul eder ve dili öğreniriz. Dil ile bilgi yapımızı inşa ederiz. İnsan formu kişisel bilgi ağacının yapısıdır. Bu yapı fiziksel bedenimiz kadar somuttur. İman bütünlüğümüzden gelen bir kuvvettir.O gerçek varlığımızın bir ifadesidir.Yaratma gücümüzdür. SAĞ DUYU VE KÖR İMAN Her alışkanlık, ana karakterin rolünü sergilemek için bir düzendir..

20 20 Sadece değişmeyi isteyerek kendimizi değiştiremeyiz. Kendimizi yargılamak, reddetmek, küçültmek için kullandığımız her inanca meydan okumalıyız. Kör iman farkındalıktan yoksun imandır. İman farkındalığa sahip olduğunda onun gücünü kendimize karşı kullanamayız. Sözümüzde kusursuz oluruz. Sözde kusursuzluk hikayeyi yaratırken asla sözü aleyhimize kullanmamaktır. Eğer imanı içimizde bulamazsak dışarıda da bir hayli imanlar vardır.  Ritüellerde iman ritüeli takip eder ve dikkatin çekilmesiyle iman tekrar kazanılabilir,  İnsanlar bir araya gelip sevdiklerinde muazzam iman duyarlar,  Dua edildiğinde Tanrısal güç ile iletişim kurulur.  Dinler kendimizi sınırlayan anlaşmalardan bazılarını bozacak gücü toplayacak yolu sunarlar. Yaşamımızın rüyasını yaratmak mümkündür ama önce imanımız özgürleşmelidir. İman sadece gerçek vasıtasıyla özgürleşir. Bir anlaşmanın bozulduğu her sefer, o anlaşmaya yatırılmış iman bize döner ve imanı biraz daha kazanmış oluruz. Kendimizi incitmek,ıstırap çektirmek, kendimizi reddetmek, kötü davranmak bizim bilinçli seçimlerimiz değildir.

21 21 İrademiz özgür olduğunda biz sevgiyi,mutluluğu,huzur ve uyumu seçeriz. Artık dramı seçmeyiz. Eğer şimdiki anda dramı seçiyorsak bu bir alışkanlıktır. Artık insanları, yaşamı ve her şeyi yönetmeye çalışmadan yaşarız bütünlüğümüz kimsenin bizi yönetmesine izin vermez. Sağduyu bilgeliktir ve bilgelik bilgiden farklıdır. Biz kendi aleyhimize davranmadığımızda bilgeyizdir. Artık bilmek umursanmaz. Yaşamda uygulama ustalaştırır. Fark yaratan şey eylem, etkidir. HİKAYECİYİ DÖNÜŞTÜRMEK Dönüşümde ustalaşmak her zaman şimdiki anda yaşamaktır. Hikayeyi değiştirmek için 4 anlaşma: Sözümüzde kusursuz olmak: Hikaye sözle yaratılır.Sözün gücü gerçek ve sevgi yönünde kullanılır. Sözde kusursuz olunduğunda, kendi aleyhimizde konuşmadığımız gibi kendi aleyhimize olan bir inancımız da olmaz ve başka kimsenin aleyhimizde davranmasına yardımcı olmaz.

22 22 Sözü nasıl kullandığımızı ölçmenin yolu duygusal tepkilerimizdir.Sözde kusursuz olduğumuzda mutlu oluruz,kendimizi iyi hissederiz. Sevgi duyarız. Her şeyi kişisel algıladığımızda tepki gösterir ve incindiğimizi hissederiz, duygusal zehir yaratırız. O zaman intikam almak ister ve sözü başka insanlara karşı kullanırız. Sözü aleyhimizde kullandığımızı; kıskançlık,öfke,üzüntü duyarak ıstırap çekmemizden anlarız.Her türlü ıstırap sözü kötüye kullanmanın sonucudur. Bize bir şey projekte edildiğinde bunun sadece o hikayecinin hikaye anlatması olduğunu anımsamalıyız. Hiçbir şeyi kişisel algılamamak: Bizim yaşamdaki en büyük görevimiz kendimizi mutlu etmektir. Hikayemizi yalanlar yerine gerçeğe dayandırmak için dikkatimizi tekrar kullanabiliriz.T oltekler buna “ikinci dikkatin rüyası” derler. Çevremizde olup bitenleri kontrol edemeyiz ama hikayeyi anlatma biçimimizi kontrol edebiliriz.

23 23 Biz varsayımda bulunduğumuzda hikayeci bir hikaye uydurmaktadır. Biz bu hikayeye inanır ve gerçeğe ışık tutacak soruları sormayız. Varsayımlarda bulunmamak: Hayatta verdiğimiz her kararın sorumluluğunu almamız önemlidir. Hiç bir karar doğru ya da yanlış değildir, önemli olan seçimimizi izleyen eylemlerimizdir. Yaşamımızın en iyi anları sahici olduğumuz, kendimiz olduğumuz anlardır. Yaptığımız şeye dikkatimizi verdiğimizde bilginin sesi orada değildir. Hayatta ki her şey seçimdir ve biz rüyalarımızı seçimler yaparak yönetiriz. Bizim algıladığımız şeyler doğrudur. Ancak hikayecinin algılanan şeyi haklı çıkarma, onun hakkında varsayımlarda bulunma biçimi gerçek değildir. Farkındalıkta ustalaştıkça yaşamı görmek istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görürüz. Artık her şeyi söze dökmeye ve kendimizi açıklamaya çalışmayız. Bu varsayımlarda bulunmamızı da önler. Sözü artık sadece başkalarıyla iletişim kurmak için kullanırız. Daima elimizden gelenin en iyisini yapmak: Bilginin sesi mutluluğu daima baltalar. Yapılacak en iyi şey önce küçük inançlar karşısında imanımızı yeniden kazanmamızdır.

24 24 Kendimizle ilişkimizi düzeltmeye doğru ilk adım; kendimizi olduğumuz gibi kabul etmektir. Böylece kendimizden zevk almaya başlarız. Artık kendimizi en sona bırakmayız. Yapabileceğimiz bir anlama “kendimize karşı saygılı” olmaktır. Sevginin yolunu kullandığımızda başkalarının bizi reddetmesi önem taşımaz. Sevgi ve aşka dayanan bir hikaye yazabiliriz ama o sevgi kendimizle başlamalıdır. Yaşamımızın her faaliyeti bir sevgi ritüeli olabilir. Nefes almak, yemek yemek, iletişim… HİKAYEMİZİ SEVGİYLE YAZMAK Tek yol vardır… “SEVGİ YOLU” Sevgi içinde yaşamak canlı olmaktır. Bütünlüğümüze geri dönmektir. Kendimizi sevdiğimizde başkalarını sevmek kolaylaşır. Kendimizle ilişki çok önemlidir. Kendimizle çatıştığımızda,hoşlanmadığımızda hatta nefret ettiğimizde içsel konuşmamıza zehir bulaşır. Kendimizi sevdiğimizde bilginin sesi kafamızda bulunsa bile bize iyi davranır.

25 25 Romantik ilişkilerdeki tüm mücadele sadece saçmalıktır. En güzel ve romantik ilişki bizimle başlamalıdır. Sevmek için kalbimizi tamamen açma cesaretine sahip olduğumuzda, bir mucize olur ve her şeyde sevginin yansımasını algılamaya başlarız. Eğer sevgiyi algılamıyorsak ve onu tanıyamıyorsak bunun nedeni içimizdeki zehri tanımamızdır. USTALAŞTIĞIMIZI NASIL BİLECEĞİZ? Kendimize anlattığımız hikaye, sürüp giden bir aşk hikayesi olduğunda… Kendimizi huysuz etmeye hakkımız vardır ama bu sevdiğimiz insanları incitmemizi gerektirmez. Biz kendimize bencilce davrandığımızda başkalarına da bencilce davranırız. Kendimizi sevip saygı duyduğumuzda kimsenin bize saygısızlık ya da kabalık yapmasına izin vermeyiz. Yaşam aldığımız en büyük armağandır ve yaşamak en büyük sanattır. Ustalaşmak için uygulamak gerekir. Bir an gelir yaptığımız her şey sevginin ifadesi olur.

26 26 Eğer dikkatimiz bilginin sesi tarafından çekilmişse sadece kendi bildiğimizi görürüz. Sadece hikaye ile ilişki kurarız. Hikayelerimiz gibi fiziksel bedenimiz de bizim yaratımımızdır çünkü biz gerçekte o yaşam kuvvetiyiz.. Ruhsal gözlerimizi açabilirsek, olanı yalanlar olmadan algılayabileceğiz ve duygusal tepkimiz çok büyük olacaktır. Yalanlarımız çok ayartıcıdır. Kalbinize inanın. Soru şudur; Biz hikayemizle ne yapacağız? Seçimimiz hikayeyi sevgi ve gerçekle yazmak mıdır?.. SEÇİMİMİZ NEDİR? RUHSAL GÖZLERİMİZİ AÇMAK YAŞAM AĞACI


"1 Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek- öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları