Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

KÜLTÜR-İNSAN İLİŞKİSİ RANA ÖZEN KUTANİS. Kültür, toplumun üyesi olarak insanın geliştirdiği tüm bilgi, inanç, sanat, ahlak, adet, yetenek ve alışkanlıklarla.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "KÜLTÜR-İNSAN İLİŞKİSİ RANA ÖZEN KUTANİS. Kültür, toplumun üyesi olarak insanın geliştirdiği tüm bilgi, inanç, sanat, ahlak, adet, yetenek ve alışkanlıklarla."— Sunum transkripti:

1 KÜLTÜR-İNSAN İLİŞKİSİ RANA ÖZEN KUTANİS

2 Kültür, toplumun üyesi olarak insanın geliştirdiği tüm bilgi, inanç, sanat, ahlak, adet, yetenek ve alışkanlıklarla toplumsal kuramları kapsar. Kültürün nesilden nesile geçerek devam etmesinde sosyalleşmenin rolü büyüktür. Bir toplumun yerleşme düzeni, yani ekonomik, politik ve sosyal organizasyonu, toplumun çocuk yetiştirme yollarını etkiler. Çocuk yetiştirme ise kişiliği etkiler. Kişilik özellikleri de din, batıl inançlar vb. gibi çeşitli inanç sistemlerine yansır.

3 Kültür-İnsan İlişkilerine Çeşitli Kuramsal Yaklaşımlar Kültür – Kişilik Yaklaşımına Karşıt Görüş Psikolojik İndirgeme Yaklaşımı Kişilik Kültürdür Görüşü Kişiliğin Ara Değişken Olduğu Görüşü İki Sistem Görüşü

4 Kültür – Kişilik Yaklaşımına Karşıt Görüş (K  k) Toplumlar arasında bir takım farklılıklar görülse dahi (toplumdaki bireyler arasında psikolojik benzerlik olsa bile) bu, temel ortak bir kişilik türünden değil, o toplumdaki kurumsal, kültürel ve çevresel benzerliklerden ötürüdür. Bir toplumun bireyleri aynı kanun, eğitim, dil gibi aynı kurumların ve benzer ekolojik çevrenin etkisinde oldukları için benzer karakter özellikleri göstereceklerdir. Bu sebeple, o kültüre ait bir temel kişilikten söz edilmesi anlamlı olamamaktadır.

5 Psikolojik İndirgeme Yaklaşımı (k  K) Bireysel psikolojik etkenler, kültürel – sosyal davranışın bağımsız nedenleridir. Toplumun sanat, din, inanç sistemleri gibi kültürel yapıtları, hatta politik ve ekonomik durumu, toplumdaki bireylerin kişilik özellikleri ile açıklanabilir. Burada Mc Clelland’ın başarı güdüsü bir örnek olarak verilebilir. Mc Clelland, projektif bir kişilik testi yardımıyla, birey düzeyindeki başarı güdüsünü ölçmüş, kişilik düzeyinden toplum düzeyine genelleme yaparak, bir toplumun nüfusunun başarı güdüsü ortalaması ile o toplumun ekonomik ve kültürel başarısı arasında bir ilişki olduğunu öne sürmüştür. Ekonomik ve kültürel gelişme gibi toplumsal olguları, psikolojik nedenlerle açıklamıştır. Bu görüşün geçerliliğini denemek için o toplumdaki başarı düzeyini, çocuk ve halk hikayeleri ile edebi eserlerindeki başarı konularının ve simgelerinin sayısı ile ölçmüştür.

6 Kişilik Kültürdür Görüşü (K=k) Bu yaklaşım kültürel görecelik kavramı ile ilişkilidir. Kültürel görecelik yaklaşımına göre her kültür birbirinden farklı olduğu için kişilik gelişimi, çocuk yetiştirme gibi sosyo–psikolojik olgu ve süreçlerin kültürler arası genelliği olduğu ileri sürülemez. Bunlar da kültürden kültüre değişir ve kişilik de kültürün bir parçasıdır. Bu görüşü savunan araştırmacılar “kültürel karakter” ve “biçimlendirilmiş kişilik” kavramlarına atıfta bulunarak, her kesimde (edebiyat, adetler, inançlar, iletişim, kişiler arası ilişkiler vb.) kültür ile kişiliğin aynı yapıda belirdiği, bu sebeple bu iki kavramı birbirinden ayırmanın gereksiz olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu yaklaşıma eleştiri olarak, kültürün kendi içinde iç bütünlüğünü abarttığını ve ispat edilmesi veya çürütülmesinin güçlüğü nedeniyle bilimsel olmadığı öne sürülmüştür. Ayrıca kişilik ve kültürün aynı şeyler olmasına rağmen, toplumda temel kişilik yapısına uymayanların olması bu görüş için zayıf noktalardan biridir. Sebep ve sonucun yeri tam olarak net değildir. Örneğin sanat ve çocuk yetiştirme yolları hem kültürü meydana getirici hem de kültürün ürünleri olarak ele alınmaktadır.

7 Kişiliğin Ara Değişken Olduğu Görüş (K 1  k  K 2 ) Psikanalist Kardiner ve antropolog Linton tarafından ortaya atılmıştır. Bu görüşe göre kişilik, kültürün hem sonucu hem de nedenidir. Bu yaklaşım şu şekilde gösterilebilir; Kültürün Birincil Kurumları ( K 1 Sosyo-Ekonomik yapı, çocuk yetiştirme) Temel Kişilik Kültürün ikincil kurumları ( K 2 din,sanat,folklor vb.)

8 İki Sistem Görüşü (k  K) Inkeles ve Levinson tarafından ortaya atılan bu görüş, bir toplumda en sık görülen tipik kişilik üzerinde durmuştur. Kişilik ve sosyo-kültürel kurumlar birbirleriyle ilişkili iki ayrı sistem olarak ele alınır. İki sistem kişinin davranışlarını etkiler. Bireyin davranışları aynı anda hem psikolojik gereksinimlerine hem de sosyal – kurumsal rol beklentilerine cevap verirse bu iki sistem birey açısından tam bir işlevsel uyuma sahiptir. Sosyal normlara uyma davranışı bireye aynı zamanda psikolojik tatmin de sağlıyorsa, iki sistem bu bireyde birbirleriyle uyum halindedir. Inkeles ve Levinson toplum – kişi ilişkilerini yani uyumu dört açıdan ele almışlardır.

9 a) İdeal Uyum Bu durumda sosyo–kültürel sistemin, toplumdaki önemli mevkilerle ilgili rol beklentileri ile o mevkileri işgal edip o rolleri oynayan bireylerin kişilik yapıları arasında tam bir uyum vardır. Az rastlanan bir durumdur. Çok az değişen geleneksel toplumlarda görülebilir. Örneğin Çin toplumunda sosyal yapı geniş aileye dayalıdır kişilik yapıları da bu geniş aile içinde bireyci olmayan, ahlaki değerlere ve sadakate dayanır. Geleneksel Çin karakteri de bu sosyal yapıya çok uygundur.

10 b) Yerleşik Olmayan Uyum Bu durumda, durağan bir sosyal sistem bulunmakla birlikte, bu sistem içinde sosyal değişme eğilimi gösteren bir güç kaynağı da vardır. Bundan ötürü toplumdaki rol beklentileri ile en sık görülen (modal) kişilik tipleri arasında bir uyum varsa da, bireyler bazı huzursuzluklar hisseder. Fromm’un modern kapitalist toplumlarda görülen özgürlükten kaçma eğilimi. Özgürlüğü artan birey yalnızlaştığı için yeniden bir güven ve kimlik bulabilmek için bazı totaliter gruplarda aidiyet ve benlik arayabilir.

11 c) Kurumsal Değişme Sonucu Ortaya Çıkan Uyumsuzluk Bu durumda toplumda ortaya çıkan önemli kurumsal değişimlere, toplumun yerleşik ve kendi içinde tutarlı tipik kişileri, yeni kurumsal rol ve beklentilere uymakta zorluk çekerler. Özellikle kısa sürede büyük toplumsal değişim geçiren toplumlarda böyle bir durum söz konusu olabilir. Bu durum için örnek olarak Inkeles ve Levinson Rus devrimi sonrası Rusya’daki durumu göstermektedirler. Geleneksel Rus kişiliği, arkadaşlık ve birincil ilişkilere önem veren, bağlı, duygusal rahat bir yapıya sahipti. Devrimden sonra kurumsal düzen ikincil ilişkilere dayanan, bağımsız, özerk, akılcı vb kişiliğe dayanmaktadır. Bu sebeple toplumun büyük kesimi için bu yeni kurumsal düzene uyumsuzluk sorun olarak ortaya çıkmıştır. Her değişimin uyumsuzluk oluşturması gerekmez. Uyumsuzluk, ancak kurumsal beklentilerin, durağan kişilik özellikleri ile çatıştığı durumlarda söz konusudur. Buna karşılık, yeni kurumsal düzen geleneksel kişilik yapısına ters düşmüyorsa, toplum önemli değişimleri dahi benimseyebilir.

12 d) Karakter Nedeniyle Ortaya Çıkan Uyumsuzluk Bu durum, kurumsal değişme sonucu ortaya çıkan uyumsuzlukta olduğu gibi, bir kurumsal düzenle toplumdaki tipik kişilik yapısının uyuşmaması durumudur. Ancak burada duruma, kişinin açısından, onun huzursuzluğu bakımından değil de, kurum açısından bakılmalıdır. Belirli bir çalışma düzenine dayanan bir kuruma, bu düzene ters düşen bir kişilik yapısı dahil olursa, o kurumun işlerliğinde sıkıntılar olacaktır. Türkiye’de özellikle köyden kente göç eden köylü, fabrika işçisi olduğu zaman, kendi uyum sorunları yanında, onu çalıştıran fabrikanın da verimi bir sorun oluşturabilir.

13 Kültürel Farklılaşma, Evrensellik ve İnsan Kültür temelde bütüncül özellikler sergilemektedir. Kültürü bütünleştirme çabası evrensel kültür düzeyine çıkıldığında önemli engellerle karşılaşmaktadır. Yerel kültürlerdeki bütünleştirme çabaları önemli sonuçlar verirken, evrensel boyuttaki engellerin yarattığı sorunlar daha da büyümektedir. Çünkü, değişik toplumların ürettikleri kültür, zaman içinde farklılaşır. Yerel kültürler arasındaki farklılaşma “kültürel görecelik” kavramını da beraberinde getirmektedir. Kültürler farklılaşıyorsa, kültürler arasında düşünüş, davranış, bilgi üretme, eğitim, tören biçimleri bakımından da bir görecelikten bahsetmek gerekir. Kültür-insan ilişkisini incelerken kültürel görecelik kavramını incelemek gerekir. İnsan kültürünü üretir ve biriktirir. Sonuçta ortaya, kendisi üzerinde etkili, insan yapısı bir simgeler evreni oluşur. Bu yapı eğitimde önemli bir görev üstlenir. Bu bakımdan kültür insan ilişkisi incelenirken simgeler evreninin etkisi de göz önüne alınmalıdır.

14 Kültürel Görecelik ve İnsan Kültürel görecelik (relativism) genelde doğru ve iyi kavramlarının kültürden kültüre değişebileceği görüşünden kaynaklanır. Özellikle değerlemeye dayalı inanç ve ilkelerin evrensel olmadığını, zamana bağlı olduğunu, topluluktan topluluğa, insandan insana değişebileceğini öngörür. Bilim: Bilim yapmadaki değişiklikler, kültürel farklılaşmadan ileri gelir. (Batı-Doğu farkı) Zeka: Zeka kültürel çevreden de etkilenir. Bu sebeple zekayı evrensel bir öğe olarak almak yanıltıcı olabilir. Örneğin Batı’da zekanın ilişkileri ve simgesel düşünceyi kapsıyor olması farklı kültürlerdeki zeka kavramının da aynı ölçütlerde değerlendirilmesini gerektirmemektedir. Özellikle zeka seviyesini ölçmede kullanılan IQ testlerinin değişik kültürlerdeki ölçme yeterliliği tartışmalıdır. (EQ)

15 Dil: Dil, toplumdan topluma bilgiyi kavramada farklılaşmaya neden olur. (teyze, hala, yenge=aunt) Sanat: Perspektif anlayışı batıda var, doğuda yok. Paralel çizgileri, uzakta birleştiren perspektif anlayışını Japon sanatçıları gerçek dışı bulmaktadır. Bilgiyi şifrelemek ve bilgiyi soyutlamak da perspektif anlayışına göre farklılaşır. Çocuk yetiştirme: Çocukların itaatkar ya da girişken olmaları buna bağlı. Amerika’da girişkenlik, Japonya’da itaat ve sadakat daha önemlidir. Japon anne bebeğini sakinleştirip ninni söyleyerek, kucağına alarak onunla iletişim sağlamaya çalışırken; Amerikalı anne sürekli konuşarak iletişim sağlar, onun girişken olmasını ister.

16 Doğa: Batılı toplumlar doğa ve çevreyle çatışmayı ve bu yoldan onu değiştirmeyi öngörmüştür. Doğu düşüncesi ise doğa ve çevreyle uyum (ahenk) içinde yaşamayı bir felsefe olarak geliştirmiştir. Ülkemizde doğaya karşı kaderci bir yaklaşım vardır. Doğanın kaçınılmaz güçlerine karşı çıkılamayacağı varsayılır ve teslimiyetçi bir tavır izlenir. Diğer İslam ülkelerinde de böyledir. Kişisel Davranışlar: Bazı kültürlerde insanların birbirine dokunması doğal sayılırken diğerlerinde hoş karşılanmamaktadır. Türk toplumunda, ısrarcılık, içtenliği gösterir. Yasallığa başvurma: Amerikalılar bireyci ve bağımsızdır. Sorun olunca yasal yollara başvururlar. Japonlar kendi aralarında halletmeye çalışırlar. Japonlar, topluluk içinde yaşamaya eğilimlidirler ve başkalarıyla ilişkilerinde içe bağımlılığa önem verirler. Amerikalı bireyci ve bağımsızdır. Japon sözcük iletişimine karşı duyarlıyken Amerikalı söze dayalı iletişimi daha iyi algılar. Amerikalılar haklı olduklarına inandıkları konularda hemen yasal yollara başvurmayı yeğlerken Japonlar aralarındaki anlaşmazlıkları Batıllıların anormal dedikleri yöntemlerle çözmeye çalışırlar. Japon kültürü Amerikan kültürünün aksine açıkça çatışmayı özendirmemektedir. Temel ilkeler açısından Japon toplumunda uzlaşma vardır. İnsanlar mahkemelere son çare olarak giderler.

17 Öncelikli çalışma biçimi: Bu boyuttaki kültürel yönelişler denetim, eylem ve var olma biçimindedir. Amerikalılar eylemden, yapmaktan; Japonlar denetimden yanadır. Toplumumuzda arzularımızı zaman zaman özgür bırakma ve keyfimize düşkün olma eğilimi vardır. Zamana ilişkin yönelim: Geleceğe dönük kültürlerde planlar, gelecekte getirecekleri yararlar çerçevesinde değerlendirilir. Japon ve Amerikan toplumları geleceğe yönelik, Türk toplumu ise hem geçmişe hem geleceğe dönüktür. Zaman, batı toplumları arasında kesinliği tartışılmayan bir ölçü iken doğu toplumları için oldukça esnek bir kavramdır. Doğu toplumları zamanı batı toplumları gibi çok küçük parçalara bölmezler. Alana ilişkin yönelim: Alanın kullanımı kamusal, özel ve ikisinin karışımı olarak gerçekleşir. Amerikalılar kişiye özel alanlar; Japonlar ve Türklerde de kamusal özellikler ağır basar

18 Dinsel özelikler: Dinsel özellikler, göz önüne alındığında Türk toplumu Japon toplumundan çok batı toplumlarına yakındır. Müslümanlık da Hıristiyanlık gibi tek tanrılı bir din olduğu için ruhani değerlere yönelir. Amerika ve Türkiye’de dinsel değerler insanın üstünde yer alır. Japonya’da ise tek tanrılı bir din var olmamıştır. Bunun sonucunda insancıl değerler ruhani değerlerin yerini almıştır. İnsanların doğası: Japonlar insan doğasını iyi (güven), Amerikalılar iyi-kötü karışımı olarak değerlendirir. Türkiye’de kötü (kuşku ve güvensizlik). Karar alma işlevi: Batılılar sürece düzen ve akılcılık noktasından yaklaşmaktadır. Doğulu ise daha dinamik ve değişken bir çevre ile karşı karşıya olduğunun bilinci içindedir ve yeni seçeneklerin oluşacağı düşüncesiyle karar alır. Doğulu yöneticiler sezgilerine; batılı yöneticiler ise yaptığı hesaplara güvenmektedir.

19 Kültürel Faklılaşmanın Kökeni Keesing’e göre kültürel faklılaşmanın kökeni ile ilgili özellikleri dört tanedir; 1) Uyumlu Sistemler Olarak Kültür: Bu yaklaşıma göre kültürler toplumsal olarak aktarılan davranış örgüleridir. Söz konusu davranış örgüleri insan topluluklarının ekolojik koşullara uymalarını sağlar. Koşullara uyum doğrudan olmaz. Özellikle kavrayış yeteneğine ilişkin sistemler bu arabuluculukta önemli bir rol oynar. 2) Bilişsel Sistemler Olarak Kültür: Bu yaklaşımda kültürün, dilin bulunduğu alanda var olduğu öngörülür. Kültür, gözlenebilir olayların gerisinde yer alan kavranış yeteneğine ilişkin bir şifre olarak değerlendirilir. 3) Yapısal Sistemler Olarak Kültür; Bu yaklaşımda kültür, aklın biriktirilmiş yaratıları olarak tanımlanır. 4) Simgesel Sistemler Olarak Kültür; Bu yaklaşımda kültür, paylaşılan simge ve anlamlar olarak değerlendirilir, insanların simgesel eylemleri çerçevesi içinde tanımlanır.

20 Simgeler Evreni ve İnsan Simgesel çevre insanın oluşturduğu simgelerin bütünü olarak ortaya çıkar. Simge: Kavrama sürecine yardımcı olan herhangi bir nesne, eylem, olay, nitelik ya da ilişkidir. Kendilerinden çok daha büyük kavramları anlatırlar. Durkheim’ın simgeler listesinde amblemler, yerler, gün ve tarihler, sözcükler, önemli insanlar vb. yer alır. Bu simgelerin çoğu insan davranışlarını kendisi farkında olmadan etkiler. Simgelerin, sürekliliği sağlayıcı ya da sistemlerdeki değişimi yönlendirici özellikleri vardır. Simgeler, sistemlerin içindeki roller arasında bulunan ilişkileri daha anlamlı kılar, ilişkilerin sürekliliğini sağlar. İşaret ve simge arasında fark vardır. Her işaret belirli bir nesneyi anlatır ve değişmezlik gösterir. Simgeler ise hem evrensel hem de değişken özellikler gösterir. Esnek ve hareketlidir.

21 Simgeler toplumdan topluma farklı algılanabilmektedir. Bunun nedenlerinden biri, simgelerin birbirleri ile olan ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Bir simgenin anlamlı olabilmesi için diğer simgelerle ilişkisinin bir düzen içinde gerçekleşmesi gerekir. Simgeye anlam veren bu düzendir. Böylece düzen içinde yer alan hiçbir simge, kendisini diğerlerinden yalıtarak anlamlılığını tek başına sürdüremez. Bu ilişkinin doğal sonucu olarak kültürler arası, tüm insanlığı kapsayan simgeler düzeninden söz edilemez. Her simgesel sistem, özerk bir biçimde kendi kurallarına göre gelişir. Kültürel çevre ve toplumsal yapı bu farklılıkları artırmaktadır. Simgesel evrenin önemi, bilgi taşıyıcı ve iletici özelliğinden kaynaklanır. Birey çocukluğundan itibaren, simgesel evrenin aşamalarından geçerek kültürel çevreyi öğrenir. Kişinin eğitiminde simgesel evren önemli bir işleve sahiptir. Birey çoğunlukla, çevresindeki soyut ya da somut simgelerle öğrenir. O toplumun dini, felsefesi, sanatı ve bilimi tarihsel anlamda önemli simge sistemleridir. Dilin taşıyıcı özelliğiyle de kişi simgeler dünyası ile ilişki içindedir ve bilgisini bu yolla artırır. Simgesel evren toplumlar arasında farklılık gösterdiğinden bireyler de bu farklılıklara göre eğitilmektedir (Bye bye Türkçe). Simgesel evrenin kavranması, toplumun ve onu düzenleyen kurumsal yapıların daha etkin işlemesine yardımcı olur.

22 Kültürler Arası Psikoloji Kültürler arası psikolojinin araştırma alanı, insan davranışlarının evrensel yasalara dayandırılıp dayandırılamayacağıdır. Psikolojik ilkeler, sanayileşmiş toplumlarda yapılan araştırmalardan elde edilmekte ve farklı kültürlere uygulanmaya çalışılmaktadır. Oysa kültürel görecelik bu açıdan önemli sorunlara yol açar. Kültürel psikoloji alanı, temel psikolojik süreçlerde kültürel ve etnik grupların farklılıklarının, benzerliklerinin tanımlanması; yetenek ve davranış açısından bireysel farklılıkların belirlenmesinde kültürel öğelerin rolü; farklı kültür ve uluslarda değerler, davranış biçimleri bakımından kollektif farklılıklar; dil değişikliklerinin davranış üzerindeki etkisi gibi olgulardan oluşmaktadır. Kültürel psikolojinin temel sorunsalı “evrenselcilik–kültürel farklılık” karşıtlığıdır. Kültürler arası araştırmalar doğallık içerdiği, tümüyle kültüre bağımlı ve elde edilen bulguları açıklayıcı biçimden çok, tanımlayıcı bir özellikte olduğu için bu temel sorun kaçınılmazdır. Psikolojideki temel bir süreç olan pekiştirme incelendiğinde kültürel göreceliği güçlendiren bulgular saptanmıştır. Pekiştirme, kültürel öğelerin etkisinden yalıtılamamaktadır. Japonlar ile Amerikalıların pekiştiricilere verdikleri tepkiler çok farklıdır.

23 Öğrenme ve pekiştirme arasında evrensel bir ilişki olmasına karşın kültürel farklılıklar bu iki süreci etkilemektedir. Örneğin Japonlar daha az bireyci olduklarından, başka birine pekiştirme uygulandığında kendilerine uygulanmış gibi tepki göstermektedirler. Bu örneklerden anlaşılacağı üzere algılama ve öğrenme gibi temel süreçler de kültürel öğelerden etkilenmektedir. Kültürel farklılaşmanın algılamayı nasıl etkilediği bir örnekle açıklanabilir; sık ormanlık bir bölgede yaşayan bir pigme, açık arazide birkaç mil uzaklıkta bulunan buffalo sürüsünü gördüğünde yanında bulunan antropolog Turnbull’a buffaloları kastederek bunların ne çeşit bir böcek olduğunu sormuş, aldığı yanıtı komik bularak gülmüştür. Fakat yanlarına yaklaştıkça bunların büyüdüğünü görünce dehşet içinde kalmıştır. Sonunda bunların buffalo olduklarını anlayınca rahatlamış, fakat bunları o denli küçülten büyünün ve hilenin ne olduğunu anlayamamıştır. Görüldüğü gibi sık ormanlık arazide uzak mesafelere bakma şansı çok sınırlı olan pigmelerde algısal yanılmayı anlamak çok güç olmaktadır. Bizler için sıradan olan bir olay, pigmeler için ürkütücü olabilmektedir. Kültürler arası psikolojiyi iki görüş (evrensellik ve farklılık) olarak savunan bilim adamları vardır. Gözden kaçırılmaması gereken nokta, kültürler arası farklılıkların yadsınamaz olması ve genellemelerden kaçınılması gereğidir.

24 TEŞEKKÜRLER…


"KÜLTÜR-İNSAN İLİŞKİSİ RANA ÖZEN KUTANİS. Kültür, toplumun üyesi olarak insanın geliştirdiği tüm bilgi, inanç, sanat, ahlak, adet, yetenek ve alışkanlıklarla." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları