Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Rabbim rahimdir, veduddur. Kur’an-ı Kerim Hud Suresi 90. Ayet. Bu âyette, bir Peygamberin ağzından Cenab-ı Allah vedûd olduğunu bildiriyor. İslâm’da Allah.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Rabbim rahimdir, veduddur. Kur’an-ı Kerim Hud Suresi 90. Ayet. Bu âyette, bir Peygamberin ağzından Cenab-ı Allah vedûd olduğunu bildiriyor. İslâm’da Allah."— Sunum transkripti:

1

2 Rabbim rahimdir, veduddur. Kur’an-ı Kerim Hud Suresi 90. Ayet. Bu âyette, bir Peygamberin ağzından Cenab-ı Allah vedûd olduğunu bildiriyor. İslâm’da Allah ile kul münasebetlerinde sevginin yerinin ne derece yüksek olduğunu, tek başına bu isim göstermeye yeter. Zira Allah’ın yaratıklarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen olduğunu bildirir. Kulların en ideal vazifeleri Rabbe ibadetleri olup ibadet, duyulan sevginin ifade edilmesinin en ileri şeklidir. Allah’ı çok seven, O’na daha çok ibadet eder. Bu sevgi gerçeğini ispatlayan daha nice âyet ve hadis varken, bunu görmezlikten gelen bir çok müsteşrikin (Dini araştıran batılının) bulunması oldukça tuhaftır. Suat Yıldım’ın Açıklaması.

3 Bir şeyi anlayabilmek için insanda üç önemli kuvve vardır. Birincisi, his ve duyu organlarındaki özellik olup, insanın bu kuvvesinin, algılama kabiliyetinin iyi olması gerekir. İkincisi akıl kuvveti olup, insanın iyiyi kötüden ayıran, tecrübe eden ve faideliyi bulan kuvvesinin iyi olması gerekir. Üçüncüsü kalp kuvveti olup, insanın basiretinin, idrakinin iyi olması demektir. Bazı insanlar çok kısa zaman büyük mesafeler alır. İşte burada kalbin temiz olması yani hasta olamaması çok önemlidir. Yani önce kalbin temizlenmesi gerekir. İmam-ı Rabbani “Mektubat (46. Mektub)” Kitabından Alınmıştır.

4 Kalbin inanılması gereken şeyleri kabul edebilmesi için, bozuk olmaması, manevi hastalığı bulunmaması lazımdır. Kalp hasta ve bozuk olunca, kişinin inanması için onu düşündürmek, incelemesini sağlamak gerekir. Ancak bu suretle kalp temizlenebilir, hastalıklardan kurtulur. Kalp gözünden manevi perde kalkarsa, seve seve inanılır. Mesela, tat alma hissi bozuk kimse, şekerin tadını duymaz. Şekerin tatlı olduğunu ona anlatmak, ispat etmek zordur. Fakat, hastalıktan kurtulunca, ispat etmeğe lüzum kalmaz. Tattırırsınız iş biter. İmam-ı Rabbani “Mektubat (46. Mektub)” Kitabından Alınmıştır.

5 Müslüman olmak için, yalnız kalbin iman etmesi, inanması lazımdır. Fakat, her Müslüman’ın kalbine, dahili düşmanı olan nefsinden ve harici düşmanları olan şeytanlardan ve kötü arkadaşlardan hastalık gelmektedir. Nefis, yaratılışta İslami kurallara düşmandır. Kalbin hasta olması, nefse uyması demektir, yani İslamiyet’e uymak istememesidir. İslamiyet’in emirlerinin tadını duymamak, yasak ettiklerinden zevk almaktır. Bu yasaklara dünya denir. Dünyaya düşkün olmak, kalpteki imanı zayıflattırır. İmam-ı Rabbani “Mektubat (46. Mektub)” Kitabından Alınmıştır.

6 Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Denize düşenin ıslanmaması mümkün olmadığı gibi; dünyaya dalanın da kirlenmemesi mümkün değildir. Ibnu Ebi'd-Dünya, Zemmü'd-Dünya, No: 89; Beyhaki, Şuabu'l-iman, No: 10583; Zebidi, ithaf, 9/599; Ğazali, İhyau Ulumi'd-Din, 3/266. (Beyrut, 2000) Hz. İsa (a.s), şöyle demiştir: "Dünyanın peşinden koşanın durumu, denizden su içen kimseye benzer; o ne kadar çok içse o kadar susar ve harareti artar. Bu kişi ölene kadar içer, fakat susuzluğu gitmeden kendisi helak olur gider." Bil ki, dünyanın işleri ilk göründüğünde, insan onların hemen biteceğini ve fazla devam etmeyeceğini zanneder; Halbuki onun işleri ve halleri birbiri peşi sıra gelir, hiç bitmez; bu uğurda bir ömür sermayesi harcanır.

7 İsa (a.s) keşfiyat âlemini seyri sırasında dünyayı yaşlı bir kadın suretinde gördü; Ona: "Kaç kocan var?" diye sordu, dünya: "Çok, sayıları belli değil" dedi. Hz. İsa: "Ölüp gittiler mi yoksa seni boşadılar mı?" diye sordu; dünya: "Hayır beni boşamadılar, onları ben öldürüp yok ettim" dedi. O zaman Hz. İsa (a.s): "Senin halin ve insanların başına getirdiğin bu felaket ne tuhaf. Onlar sana rağbet ediyorlar, senin için savaşıyorlar, gelip gidenlerden ibret almıyorlar; sen de seni sevenlere böyle yapıyorsun!“ İmam-ı Gazali “Yöneticilere Altın Öğütler” Kitabından Alınmıştır.

8 Dünya, kıyamet günü elleri ve ayakları çirkin, dişlerini sırıtır bir vaziyette, gözleri çakır mavi bir ihtiyar kadın suretinde gelir. Onu gören insanlar: "Bu çirkin yüzden Allah'a sığınırız!" derler. Onlara: "İşte kendisi için birbirinize kin ve haset beslediğiniz, haksız yere kan döktüğünüz, akrabalarınızla ilişkilerinizi kestiğiniz, süsleriyle aldandığınız dünya budur" denilir. Sonra onun ateşe atılması emredilir; dünya: "Ey Allah’ım! Benim dostlarım nerede?" diye sorar. Bunun üzerine onu sevenlerin kendisiyle birlikte ateşe atılması emredilir. İmam-ı Gazali “Yöneticilere Altın Öğütler” Kitabından Alınmıştır.

9 Rivayet edildiğine göre; Bir gün iblis, Hz. Musa'yı (a.s) gördü ve ona şöyle dedi: "Ey Musa! Sana üç şey öğreteyim, buna karşılık benim için Allah'tan (c.c) bir ihtiyacımın giderilmesini iste. Hz. Musa: "Nedir o üç şey?" diye sordu; İblis şöyle dedi: "Ey Musa, öfkelenmekten sakın; çünkü öfkelenen kimsenin aklı hafif olur; ben onunla çocukların topla oynadıkları gibi oynarım. Cimrilikten sakın; çünkü ben cimrinin dünyasını ve ahiretini bozarım. Yabancı kadınlarla bir arada olmaktan sakın; çünkü insanları içine düşürdüğüm şirkin ve günahın çoğunu kadınları kullanarak yaptırırım.“ İmam-ı Gazali “Yöneticilere Altın Öğütler” Kitabından Alınmıştır.

10 Kur’an-ı Kerim Araf Suresi 156. Ayet “Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır.” Bu ilahi müjdenin içinde yer aldığı A’raf suresinin 156. ayetinin meali şöyledir: “Bize bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Çünkü biz (tövbe ederek) Sana döndük. Allah buyurdu: “kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise, her şeyi kuşatmıştır. Onu kötülükten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” Burada rahmetin her şeyi kuşattığı, geçmiş zaman kipiyle, azabın ise gelecek zaman siğasıyla beyan edilmiştir. Bu demektir ki, önceden rahmet sahasına girmiş olanlardan daha sonra azab çekecek olanlar bulunabilecektir. Tabii, bağışlanıp rahmet sahasında kalacaklar da bulunacaktır. Dünyada rahmetle muamele görmüş olmak, ahirette de aynı muameleyi görme garantisi değilse de ümididir. Riyaz-u Salihin Açıklaması

11 Resulullah A.S.V. buyurdular ki: “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın Resulüdür” diye şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram kılar.” Müslim İman 47. Müslim’deki rivayette “Sekiz cennet kapısından hangisini isterse ondan cennete koyar” ifadesi bulunmaktadır. Buhari’deki rivayette ise “ameli ne olursa olsun..” beyanı bulunmaktadır. Mü’min olanın cennete girme bahtiyarlığını mutlaka tadacağını, bunun ise ya doğrudan veya işlediği günahların cezasını cehennemde çektikten sonra gerçekleşeceğini bildirmektedirler. Riyaz-u Salihin Açıklaması

12 Kur’an-ı Kerim Zümer Suresi 53. Ayet “De ki: Ey nefislerine karşi haksızlık yapmakta aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü o, yarlığayıcı ve bağışlayıcıdir.” Ayet-i kerimede geçen israf kelimesi, insanın yaptığı herhangi bir işde haddini aşması demektir. Burada günahta aşırı giderek kendi öz nefislerine haksızlık edenlere hitabedilmektedir. Kul kusursuz olmaz. Bazılarının kusuru ise gerçekten büyük, çok büyük olabilir. Ama bir de Allah’ın rahmeti vardır. Allah’ın engin rahmeti karşısında, işlenen bütün kusur ve günahların önemini kaybedeceğini ve her insanın o ilahi rahmetten istifade edebileceğini ifade buyurmaktadır. Ayette, Allah’ın mağfiretinden değil de rahmetinden ümidinizi kesmeyin, buyurulmuş olması, çok daha büyük ümit kaynağıdır. Riyaz-u Salihin Açıklaması

13 Zekat, bela ve musibetlere karşı bir siper konumundadır ki, bu da Rahmet-i İlahi’nin tecellisidir. Zekat farizasının yerine getirilmediği durumlarda, Allah’ın rahmetinin de kesileceğini, yine Allah Rasulü (sav) bildirmektedir: “Mallarının zekatını vermeyen topluluğa semadan rahmet kapıları kapanır, yağmurdan mahrum kalırlar. Şayet hayvanlar da olmasa, onlar yağmurdan nasip alamazlar.” Hem dünya hem de ukba adına, Allah’ın rahmetini celbedecek önemli hususlardan birisi de zekattır ve zekatın gerçekleştiği ortamda, insanların yanında diğer mahlukat bile İlahi rahmetten istifade eder. Mes’elenin diğer bir yönü de, zekat verilmeyen toplumlarda şayet diğer canlılar olmasaydı, insanlar, İlahi rahmetin tezahürü olan yağmurdan bile mahrum kalırlardı. M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Adlı Kitabından Alınmıştır.

14 Şirke bulaşmadan ölen kimsenin zina ve hırsızlık gibi büyük günah işlemiş bile olsa, cennete gireceğine dair Hz. Peygamber’in kesin beyanları bulunmaktadır. Allah Teala, inkardan kaynaklanmayan günahları dilerse baştan affederek kulunu cennete koyar, dilerse cezasını cehennemde çektirdikten sonra cennete koyar. Ama sonuç, cehennemde temelli kalmamak, cennete girmektir. Öte yandan kesin olan bir başka gerçek de küfür ve şirkin insanı ebediyyen cehennemde hapsedeceğidir. Böyle olunca, Sevgili Peygamberimiz, cennet ve cehennemi gerekli ve devamlı kılan asıl meselenin, iman ve şirk olduğuna dikkatimizi çekmiş olmaktadır. Bu da ümitli olmak, Allah’ın rahmetini ummak bakımından oldukca güven veren bir husustur. Zira şirke düşmemek, cennete kavuşmak için yetmektedir. İbadetler, hayır ve hizmetler, bunların hepsi, cennetteki derecelerle ilgilidir. Riyaz-u Salihin Açıklaması

15 Resulullah A.S.V. buyurdular ki: Bir kul bir günah işledi de “Allah’ım, günahımı bağışla” dedi mi, Allah Tebareke ve Teala: -“Kulum bir günah işledi ve (fakat) Günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi” der. -Sonra kul tekrar günah işledi de “ Rabbim, günahımı bağışla” dedi mi, Allah Tebareke ve Teala: - “Kulum bir günah işledi ve (fakat) Günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi” der. Sonra kul tekrar günah işledi de “Rabbim, günahımı bağışla” dedi mi Allah Tebareke ve Teala:- “Kulum bir günah işledi ve fakat günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben kulumu affettim, artık dilediğini yapsın.” buyurur. Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29

16 Resulullah A.S.V. buyurdular ki: “Canım, kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, siz hiç günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip Allah’dan bağışlanma dileyecek bir millet getirir de onları bağışlardı.” Müslim, Tevbe 11 Allah Teala, iyilik yapanlara iyi davrananlara ecir ve sevap vermekten hoşnut olduğu gibi günahkarları bağışlamaktan da aynı şekilde hoşnut olur. Allah’ın gaffar, halim, tevvab ve afüv gibi güzel isimleri bunu gösterir. İşte bu sebeple yüce Rabbimiz affetmek için tövbe eden günahkar arar. Yeryüzü günahkarların vatanıdır. Kulun, annesinden günahsız doğduğu gibi günahsız yaşayıp öylece ahirete göçmesi hüner değildir. Kendisinden böyle bir şey de istenmemektedir. Kuldan beklenen, günahlarının farkında olması ve onlardan samimiyetle tövbe etmesi ve böylece hatalarını bağışlatmış olarak dünyayı terketmesidir. Riyaz-u Salihin Açıklaması.

17 Resulullah A.S.V. buyurdular ki: “Beş vakit namaz, herhangi birinizin kapısı önünden gürül gürül akan ve içinde günde beş defa yıkandığı ırmağa benzer.” Müslim, Mesacid 284 Her namazın, bir önceki namazdan itibaren işlenecek günahlara keffaret olduğunu göstermektedir. Hadisimizde büyük günah küçük günah ayırımı bulunmamaktadır. Ancak başka bir hadis-i şerifte “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde beş vakit namaz, bu namazlar arasındaki günahlara keffarettir” Müslim, Taharet16Müslim, buyurulmaktadır. Günde beş vakit namaz kılmak, maddeten ve manen “temiz müslüman olmak” demektir. Riyaz-u Salihin Açıklaması.

18 Enes radıyallahu anh şöyle dedi: Bir adam Peygamber (S.A.V.)’e geldi ve: - Ey Allah’ın Resulü! Ben (Had) cezayı gerektiren bir iş işledim, cezamı ver! dedi. Tam o sırada namaz vaktiydi. Adam, Resulullah ile birlikte namazı kıldı. Namazdan sonra: - Ey Allah’ın Resulü! Ben cezayı gerektiren bir iş yaptım, cezamı ver! dedi. Hz. Peygamber: - “Sen bizimle birlikte namaz kıldın mı?” Buyurdu. Adam: - Evet, dedi. Hz. Peygamber de: -“Öyleyse sen affolundun” buyurdu. Buhari, Hudud 27; Müslim, Tevbe 44, 45. Ayrıca bk. Ebu Davud, Hudud 10 Bu olayda görüldüğü gibi, ibadetler, bizlere sadece sevap kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda işlediğimiz günahlara keffaret de oluyor.

19

20 Kainatın İftihar Tablosu, hiçbir şey bilmeyen, okuma yazmadan anlamayan, mektep ve medreseye sırtı dönük bir toplum içinde zuhur etmişti. İrtihal buyurduğu zaman ise, arkada bıraktığı cemaat içinde, rüştüne yeni ermiş insanlardan, mezara girmeyi bekleyen en yaşlıya kadar bu toplum içinde, okuyup yazma bilmeyen tek fert kalmamıştı. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

21 Allah Resûlü ise 20 küsur sene gibi kısa bir zamanda, inandırmış, bilgilendirmiş ve herkese okuma yazma öğretmişti. Efendiler Efendisi irtihal-i dar-ı beka buyurduklarında, arkada bıraktığı arkadaşlarından Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmeyen kalmamıştı... Hatta değil Kur’an okumak, Medine’nin çiftçileri, ellerinde sabanları tarla sürerken dahi, Kur’an’ı yedi veya on vecihle okumasını biliyorlardı. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

22 O insanlar fıtri olarak çok zekiydiler.. Hafızaları da yorgun değildi. Ancak, bu büyük işi halleden, sadece onların zeka ve hafızaları değildi. Belki Allah Resûlü’nün öğretme adına getirdiği sistemdi ki, onları Kur’an’la böyle bütünleştirmişti. Halbuki bu insanlar, daha önce kötü ahlakın her çeşidine açık insanlardı. Allah Resûlü, o müthiş icraatıyla bunlardaki bütün kötü huyları söküp attı ve onları yepyeni bir var oluşa ulaştırdı. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

23 (İsra suresi 23. ayet) “Allah hükmünü verdi. O’ndan başkasına kulluk yapmayacak ve anne babaya da iyi davranacaksınız.” Bu emir, düne kadar, anasını babasını doğrayan, kırıp geçiren bu insanlar üzerinde öyle bir tesir icra ediyordu ki.. Bunlardan biri, Allah Resûlü’ne müracaat ediyor ve babası kendisine baktığında, ona tebessümle karşılık veremediyse, bunun cezasının ne olacağını soruyordu. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

24 (En’am suresi 152. Ayet) “Yetimin malına yaklaşmayın.” mealindeki ayet, Müslümanlara öyle dokunuyordu ki, birçoğu Allah Resûlü’ne gelerek, elindeki, yetime ait malı almasını ve sahiplerine vermesini istiyordu. Dikkat edilirse ayet, “yetimin malını yemeyin” demiyor, “o mala el uzatmayın” diyordu. Böyle hassas bir mevzuda, Sahabe kendine has hassasiyeti gösteriyor ve zimmetindeki yetim malından sıyrılmak istiyordu. Yetime hayat hakkı tanımayan ve onun bütün mal varlığını elinden almaya çalışan bu insanlara ne olmuştu ki, böyle birdenbire başkalaşmışlardı. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

25 Zina çok yaygındı ve o toplumda tamamen meşru hale gelmişti. O cemiyette bu kötü hareketi yadırgayan sanki yok gibiydi. Derken Kur’an, belli bir süre sonra: (İsra suresi 32. ayet) “Zinaya yaklaşmayın.” emriyle geldi, geldi ve gayr-i meşru ilişkiler bütünüyle bıçakla kesilmiş gibi oldu.. O devrede bir-iki zina hadisesi ya vaki olmuş veya olmamıştır. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

26 Hırsızlık, yağmacılık cesaret maratonculuğuydu.. ve bunlar şecaat emaresi kabul ediliyordu. Kur’an’da: (Maide suresi 38. Ayet) “Kadın veya erkek, hırsızlık yapanın elini kesin!” Fermanı gelince her şey birdenbire değişti. Benim bildiğim, bu ayetten sonra, bilinen ve el kesme ile neticelenen bir-iki hırsızlık hadisesi oldu; hepsi o kadar... M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

27 23 sene gibi bir zaman zarfında ve Allah Resûlü’nün hayat-ı seniyeleri içinde, itiraflı bir tek zina hadisesine; bir Yahudi’nin öldürülmesi ve bir kadının elinin kesilmesi gibi birkaç vakaya şahit oluyoruz.. Bu topluluk, “leş yerdik, kan içerdik” diyen adeta vampir bir topluluktu. İşte bu topluluk içinden Allah Resûlü zülal gibi (saf, berrak) insanlar çıkarıyor.. Ebu Bekir Efendimizi, Ebu Hureyre Efendimizi hatta Maiz Efendimizi, Gamidiyeli Kadınefendimizi ve daha nicelerini.. evet, çıkarıyor. Bu çamurdan, bu bataklıktan ve bu çirkeften, nurani bir topluluk zuhur ediyor. M.F. Gülen’in Sonsuz Nur Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

28

29 Bir kimse, nefislerinin esiri olan gafil insanların sohbetlerinden, sözlerinden, yazılarından, kitaplarından, radyolarından, televizyonlarından uzaklaşırsa ve nefsi inkar hastalığından kurtulursa, bu dahili ve harici düşmanlardan kalbe hastalık gelmez. Mevcut hastalık da, İslamiyet’e uyarak, tasfiye edilince, kalp hakiki imana kavuşur. Nefsin hastalıktan kurtulması, kamil kişinin sohbetinde bulunmakla, kitaplarını okumakla ve İslami kurallara uymakla olur. İmam-ı Rabbani “Mektubat (46. Mektub)” Kitabından Alınmıştır.

30 Din bilgilerini, akıl ile ispat ederek kalbe inandırmak, kolay değildir. Yakini, vicdani bir iman elde etmek için, ispat yoluna gitmektense, kalbi hastalıklardan kurtarmak lazımdır. Önce yaşayış şeklini etkileyecek işler yapılmalıdır. Nitekim, tat alma organı hasta olana, şekerin tatlı olduğuna inandırmak için, ispat etmeğe kalkışmaktansa, onu hastalıktan kurtarmak lazımdır. Dili hasta olana, şekerin tatlı olduğu, ne kadar ispat edilirse edilsin, yakin hasıl edemez. Çünkü, şeker ağzına acı gelmektedir, vicdanı acı olduğunu bilmektedir. İmam-ı Rabbani “Mektubat (46. Mektub)” Kitabından Alınmıştır.

31 Her türlü ilmi ve özelliklede dini, hakiki alimlerden öğrenmemek toprağa zehirli tohum ekmek gibidir. Ne bir faydası olur ne de meyvesi yenir. Gençlere din öğretilirken önce onların kafasında bulunan yanlış bilgileri temizlemek gerekir. Sonra, yaşlarına, anlayışlarına göre, dinin meziyetlerini, faydalarını anlatmak ve emirlerindeki, men’lerindeki hikmetleri, incelikleri ve insanlığı saadete ulaştırdığını, onlara bildirmek gerekir. Böylece gençlerin ruh bahçelerinde dertlere deva, ruhlara gıda olan nefis çiçekler yetişir. İmam-ı Rabbani “Mektubat (23. Mektub)” Kitabından Alınmıştır.


"Rabbim rahimdir, veduddur. Kur’an-ı Kerim Hud Suresi 90. Ayet. Bu âyette, bir Peygamberin ağzından Cenab-ı Allah vedûd olduğunu bildiriyor. İslâm’da Allah." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları