Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1 ANALİTİK PSİKOLOJİ VE CARL GUSTAV JUNG. 2 CARL GUSTAV JUNG 1875-1961.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1 ANALİTİK PSİKOLOJİ VE CARL GUSTAV JUNG. 2 CARL GUSTAV JUNG 1875-1961."— Sunum transkripti:

1 1 ANALİTİK PSİKOLOJİ VE CARL GUSTAV JUNG

2 2 CARL GUSTAV JUNG

3 3 HAYATI Jung İsviçre'nin kuzeyinde, küçük bir kasabada doğmuştur. Kendi ifadesine göre çocukluğunda yalnız, izole edilmiş ve mutsuzdu. Babası inancını kaybettiği açıkça belli olan, huysuz ve alıngan bir rahipti. Annesinin duygusal rahatsızlıkları vardı ve davranışları dengesizdi. Anne ve babasının evlilikleri oldukça mutsuzdu. Jung oldukça erken yaşlarda özelde ebeveynine, genelde ise dış dünyaya güvenmemesi ve onlara açılmaması gerektiğini öğrenmişti. Bunun sonucu olarak rüyalarından, hayallerinden ve tasavvurlarından oluşan iç alemine bilinçaltı dünyasına yönelmişti.

4 4 Kız kardeşinin doğumundan sonra onunla da ilgilenmedi ve yalnız başına oyunlarını sürdürdü. İçedönük bir çocuktu ve yaşamı boyunca da öyle kaldı. Çevresindekilerden sıkıldığında tavan arasında otururdu. Orada en iyi dostu, tahtadan oyduğu bir insan modeliydi. Onunla saatlerce konuşur, iç dünyasını ona dökerdi Önceleri Yunan filozoflarını okudu. Bu dönemde Jung, insanlara güvenmeyen, içine kapanık kişiliğinden sıyrılarak, daha konuşkan ve atılgan bir insan oldu. Kendine güveni arttıkça arkadaş edinmeye ve onlara düşüncelerinden söz etmeye başladı. Anlattıkları ya alaya alındı Öğretmenlerinin bir bölümü de onu, başkalarının düşüncelerini çalmak ve kendisininmiş gibi satmakla suçladılar. Bu olaylar dizisi, Jung'un yeniden çevresine yabancılaşmasına ve içine kapanmasına neden oldu

5 5 Jung 1900 yılında Basel Üniversitesinden tıp derecesiyle mezun oldu. Jung 1905 yılında üniversiteye psikiyatri okutmanı olarak atandı, fakat birkaç yıl sonra zamanını Freud ile ilişkiler kurdu, on üç yıl onunla çalıştı Psikanalizin bütün dünyada tanınması için büyük bir çaba gösterdi. 1924–1926 yılları arasında, incelemeler yapmak için Afrika'ya ve Amerika'ya gitti. Bu gezintilerinde Afrika'da ilkel insanların psikolojilerini inceledi

6 6 Dönüşünde Bal Üniversitesi tıp fakültesinde kendisi için konan tıp psikolojisini okutmaya başladı. Londra’ da, Oksford' da, Amerika'da, özellikle Bostan'da, Yale, Harvard üniversitelerinde hocalık yaptı yılında Zürih’ teki Federal Polytecnical Üniversitesi’ ne profesör olarak atandı Yaşadığı 86 yılın çoğunu araştırma ve yazmayla aktif olarak geçirdi çok sayıda kitap yazdı. Aldığı pek çok ödül arasında Harvard ve Oxford Üniversitelerinden fahri öğretim görevliliği de vardır.

7 7 KURAMIN FELSEFİ DAYANAKLARI Psikodinamik oryantasyonlu iken, daha sonra Freud’ den ayrılmış Kuram mistik öğelerle süslü ve spiritüalizme ağırlık verilmiş, Freudyen teoriyle güçlenmiş temelinin yanında mitoloji, din ve felsefe alanlarından etkilenmiştir. Libidonun cinselliğini libidonun diğer birçok şekillerinden biridir. Libidoyu cinsiyetsizdir. Freud’ un nedensellik, görüşünü paylaşmıyor. Jung Afrika’ya ve ABD’ nin güneybatısına henüz yazılı kayıt tutamayan insanların zihinsel süreçlerini araştırmak amacıyla çok sayıda yolculuk yaptı. Önce Tunus ve Sahra Çölü’ ne gitti ve ilkel insan psikolojisini yerinde inceleme imkânı buldu. Jung Afrika, New Mexico, Hindistan ve Taylan’a yaptığı gezilerden de edindiği izlenimlerin ürünü olarak ortak (ırksal) bilinçdışı kavramını geliştirdi

8 8 İNSAN DOĞASI İnsan gelişmeye, değişmeye müsait bir varlıktır. Freud’a göre insan, çocukluğun bir çocuğu haline gelir. Jung bu tür bir nedenselliği eksik ve yetersiz bulmaktadır. İnsan geçmişiyle ancak yarı yarıya anlaşılır. Hayatın sadece bir geçmişi, bir dünü, bir bugünü yoktur. Yaşamın bir de geleceği vardır. İnsanın ne olmak istediği önemlidir Jung insanı bilişsel ve yaratıcı yönleri ile ele alır, kişiliğin bütünlüğü ve gelecek için yaşamın anlamı ile ilgilenir.

9 9 Benlik ve sağlıklı benlik gelişimi önemlidir İnsan büyüyen ve evrimleşen bir varlıktır. Benliği anlamak, insan gelişimini anlamak için esastır. Benliğin işlevi, kişiliği geleceğe güdülemektir. Jung psikolojisine göre, her insanın amacı kendini gerçekleştirmedir. Kendini gerçekleştirme için de öncelikle bireyin kendini tanıması gerekir Benliğin gelişimi, geleceğe yönelik planlar, amaçlar ve kendini gerçekleştirme için hedefleri kapsar Kişi benliği ile yegâneliğini keşfeder

10 10 Kişiliğin Yapısı Jung’ a göre insan kişiliğini kavramlaştırma süreci 3 soru içerir: 1. Kişilik yapısını oluşturan bölümler nelerdir? Bu bölümler birbirleriyle ve dış dünya ile nasıl bir etkileşim içindedirler? 2. Kişiliğe etkinlik kazandıran enerji kaynakları nelerdir ve bu enerji kişiliğin çeşitli bölümlerine hangi oranlarda dağıtılmıştır? 3. Kişilik nasıl oluşmuştur ve bireyin yaşamı boyunca nasıl bir değişime uğrar

11 11 PSİŞE: Zihin sözcüğünü karşılayan bu kavram bilinçli ya da bilinç dışı tüm duygu, düşünce ve davranışları içerir. İnsanın fiziksel ve toplumsal çevresine uyum yapmasını sağlar. İnsanı bir bütün olarak ele alır Kişiliğin farklı yapıda parçaların bir araya gelmesinden oluştuğunu kabul etmez. Psikanalistin görevi bütünlüğünü yitiren kişilerin bunu yeniden kazanmalarına yardımcı olmak ve psişeyi güçlendirerek böyle bir dağılmanın gelecekte yeniden yaşanmasına karşın önlem almaktır. Psişe birbirinden farklı çalışan ancak birbiriyle etkileşimde olan sistemlerden oluşur: BİLİNÇ, KİŞİSEL BİLİNÇDIŞI, TOPLUMSAL (IRKSAL) BİLİÇDIŞI

12 12 Mandala" Sanskritçe "çember" anlamında kullanılıyor. Çember ise "ilahi, evrensel" alanı belirlemek için kullanılan bir sembol. C.G.Jung'un " Mandala" kavramı insanın mükemmelliğiyle alakalı. "Mandala “kişiliğin, psişenin bütünlüğünü simgeliyor.

13 13 BİLİNCE BAKIŞ AÇISI

14 14

15 15 Bilinç Yaşamın ilk döneminde ve hatta doğum öncesine belirmeye başlayan, kişinin farkında olduğu, tanıdığı bir zihin parçasıdır. Bilinç alanlarının geliştirilmesi, Jung’ un “düşünme, hissetme, duyu ve sezgi” diye adlandırdığı zihin işlevlerinin günlük yaşamda sürekli uygulanmasıyla sağlanır. Çocuk bu işlevleri eşit oranlarda kullanamaz. Genellikle birini diğerlerine oranla daha sık kullanır. İşte bu seçicilik, temel karakter olarak bir çocuğun diğerinden farkını belirler. Zihin yönelimini belirleyen iki tür tutum vardır. Bu tutumlar “içedönüklük” ve “dışadönüklük” tür. Dışa dönük tutum dış ve nesnel dünyaya yöneliktir. İçedönük tutum ise iç ve öznel dünyaya yöneliktir.

16 16

17 17 Bir insanının bilincinin diğer insanlarınkinden farklılaşması sürecine “bireyleşme” denir. Bireyleşmenin amacı bir insanın kendini tanıması, başka bir değişle bilinç alanını genişletmesidir Bilinçlenmenin arttığı oranda bireyleşmede gelişir. Bilincin bireyleşmesi süreci “EGO”yu oluşturur “Ego” kişiliğin bilinçli bölümü olup algılar, anılar, düşünceler ve duygulardan oluşmaktadır Ego bir anıyı, bir düşünceyi, bir duyguyu seçmedikçe kişi bunların farkında olamaz. Seçicidir, kendisine ulaşan ruhsal olayların pek azı bilinç düzeyine çıkabilir.

18 18 Bu nedenle günlük yaşantılarımızın birçoğunun farkında olamayız Kişiliğin kimliğini ve tutarlılığını sürdürebilmesini sağlar Egonun hangi tür yaşantılara geçit vereceği, bireye egemen olan zihnin işlevi tarafından belirlenir. Eğer insan duygusal tipte ise ego, daha çok sayıda duygunun bilince ulaşmasına izin verir. Yüksek düzeyde bireyleşmiş bir insan egosu daha fazla sayıda yaşantının bilince geçmesine olanak tanır

19 19 Kişisel Bilinçdışı Egonun geri çevirdiği yaşantılar, psişenin içinde kaybolmazlar, çünkü yaşanmış olan hiçbir şey varlığını yitirmez ve “Kişisel Bilinçdışı”nda birikirler. Zihnin bu düzeyi egoya komşudur. Burada bilince ya hiç ulaşmamış ya da bilince ulaştıktan sonra çatışmaya neden olduğu için bastırılmış ve geri gönderilmiş yaşantılar bulunur. Gerçekte egoyla bilinç arasında iki yönlü bir trafik bulunur. Bazı bilgiler, algı ve duygular bilinçte bulunmadıkları zaman bir tür bellek bankası olan kişisel bilinçdışında saklanırlar. Kişisel bilinçdışında depolanan yaşantılar, rüyalarda da ortaya çıkar. Dolayısıyla kişisel bilinçdışı rüyaların oluşumunda da önemli rol oynar

20 20 Kişisel bilinçdışındaki deneyimler gruplaşarak kompleksleri oluştururlar. Kompleksler zihnin güç veya aşağılık hissi gibi düşüncelerle meşgul olmasıyla tanımlanan, ortak ana konularla duygu, anı ve isteklerin kalıplarıdır. (güç) Bir kompleks aslında bütün kişiliğin içerisinde şekillenen daha ufak bir kişiliktir Nevrozların oluşumunda önemlidir. Terapinin bir amacı da kişinin komplekslerini çözümlemek ve onu komplekslerin egemenliğinden özgürleştirmektir Tüm kompleksler patolojik değildir; ancak bir kompleks bilinçsiz olursa ve günlük hayatta zorluklar yaratacak şekilde işlem görürse o zaman patolojik olur.

21 21 Ortak Bilinçdışı Kişisel bilinçaltının altında bulunan, psişenin üçüncü ve en derin seviyesidir. Birey tarafından bilinmeyen ve tüm önceki nesillerin birikimli deneyimlerine sahip bir yapıdır Genel evrimsel deneyimlerden oluşur ve kişiliğin temelini şekillendirir. Şimdiki davranışlarımızın hepsini yönlendirir ve bunun için kişilikteki en etkili güçtür. Atalarımızdan bize intikal eden, evrensel deneyimler olan ortak bir imaj deposudur. Jung kolektif bilinçaltının -ruhsal kaygıların neden kökleşmiş ve neden farklı kültürlerdeki insanların “anneyi beslenme kaynağı olarak görme gibi” kesin mit ve imajları paylaştığını- açıkladığını söylemiştir

22 22

23 23 Bilinçaltının içgüdüsel olduğu yorumunu getirmiştir. Tüm dünyadaki ve tüm zamanlardaki sanatçı ve müzisyenlerin paylaştığı yaratıcı deneyimler, rüyalardaki, fantezilerdeki, mitolojilerdeki, peri masallarındaki ve edebiyattaki paralellikler kolektif bilinçaltına birer örnektir. İnsan zihni onun evrimi tarafından biçimlendirilmiştir Birey geçmişiyle bağlantılıdır. Bu bağlantı yalnızca çocukluğunu değil, kendi türünün geçmişini ve hatta tüm insanlık evrimini içerir. Kişisel bilinçdışının içeriği daha önce bilinçte var olmuş, yaşantılardan oluşur. Kolektif bilinçaltının içeriği ise insanın yaşamı süresince hiç yaşanmamıştır.

24 24 “Birincil imgeler” diye psişenin ilk gelişim aşamasını oluşturur ve insana atalarından aktarılır. Jung bu imgelere ARKETİPLER adını verdi. Bir arketip, bir şeyi belirli bir yolla deneyimlemeye yönelik öğretilmemiş bir eğilimdir. Bir model, gerek biçim, gerek anlam bakımından arkaik karakter taşıyıp, mitolojik motifler içeren, sınırları kesinlikle belli bir düzendir. Yani zihnimizin bir köşesinde bulunan bir “düşman resmiyle” doğmayız ve fakat bu şekilde düşünmeye, davranmaya ve algılamaya kalıtsal olarak meyilli biçimde doğarız.

25 25 Arketiplerin sayısı gerçek yaşam olaylarının ve objelerinin sayısına eşittir Arketipler bağımsız yapılar olduğu gibi, bazen bir araya gelerek yani alaşımları oluşturabilirler. Örneğin kahraman arketipi, şeytan arketipiyle birleşerek acımasız lider tipinde bir insan oluşturur. Arketipler evrenseldir, yani her insan aynı temel arketip imgelerine sahiptir. Bazı arketipler kişiliğin oluşumunda çok önemli roller oynadığından Jung onlara özel bir yer verir: PERSONA, ANİMA, ANİMUS, GÖLGE BEN

26 26 “PERSONA” toplumun istediği davranışları ortaya koyar Topluma uyum sağlamak için persona kullanmak zorunludur. Bir insan oynadığı role kendini çok kaptırır ve egosu yalnızca bu rolle özdeşleşirse kişiliğin diğer yanı bir yana itilir. Personanın bu denli egemenliği altına girmiş biri kendine yabancılaşır ve aşırı gelişmiş personasıyla kişiliğinin az gelişmiş bölümleri arasındaki çatışmadan ötürü sürekli bir gerilim yaşar. Egonun personayla özdeşleşmesine “ego şişmesi” denir. Yasa ve gelenekler grup personasını simgeler. Ego şişmesi, kişinin aşağılık duygularına kapılmasına neden olur. Geliştirdiği amaçlara ulaşamadığından kendisini yetersiz görür, çevresine yabancılaşır ve yalnızlık çeker. Jung psikolojisinde tedavinin bir amacı da personayı söndürmek ve insanın gelişememiş yönlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır

27 27 “ANİMA VE ANİMUS”, bir cinsin hem erkeksi hem de kadınsı eğilimler gösterdiği görüşünü yansıtır. Anima, erkeklerdeki dişilik özellikleri, animus kadınlardaki erkeklik özelliklerini gösterir Her insanın sadece biyolojik değil ve fakat psikolojik duygu, tutum ve tavırlar açısından içerisinde karşıt cinsin nitelikleriyle doğduğunu ifade etmiştir. Eğer kişilik iyi düzenlenmiş, uyumlu ve dengeli ise erkeğin kadınsı özelliğinin, kadının ise erkeksi özelliğinin ortaya çıkmasına izin vermelidir Anima ve animus hayatta oynamak zorunda olduğumuz dişi ya da erkil rol kişiliğimizin - personanın- bir parçasını oluşturur. Pek çok insan için bu rol fiziksel cinsiyetleriyle belirlenmektedir.

28 28 GÖLGE” arketipi ise, Gölge insanda var olan hayvansal niteliklerdir. Arketip olarak gölge, insandaki günah kavramının varlığından sorumludur. Yaratıcılığın, kendi olmanın kaynağıdır. Gölge insanın mükemmel olmasına yardımcı olur Gölge canlı ve tutkulu içgüdüleriyle kişiliğe üç boyutlu niteliğini verir ve onu bütünleştirir Gölge arketiplerin en alt kısmındaki, en derinde yer alan bölümüdür. Tümüyle kötü değildir, sadece ilkeldir. İnsanın gölgeyi kabul etmesi demek, kişiliğinin karanlık yanlarının varlığına inanması demektir.

29 29 İnsanlar böyle yanlarının bulunduğunu kabul etmekte zorluk çekerler. Bunun için varlıklarında yer alan ve başkaları tarafından yadırganan yanlarını varlıklarının dışına aktarma, ötekinde berikinde aramak arzusu duyarlar. Kendilerine ait olan şeyleri başkalarında bulurlar. İnsanların birbirleriyle daha iyi ilişkiler kurabilmeleri, anlaşabilmeleri için, gölgelerini kendilerine ait bir şey, bir parça gibi görmeleri gerekir

30 30 BEN; bilinçdışındaki diğer arketipleri ve onların ortaya çıkardıklarını düzenler, örgütler ve kişiliğin bütünleşmesini sağlar. Her insanın amacı kendini gerçekleştirmektir. Bu da ancak orta yaşın sonlarına doğru olabilir. Kendini gerçekleştirme için egoyla işbirliği gerekir. Ego ne kadar çok duygu ve düşünceyi bilince getirirse kişi o denli kendini tanımış olur. Birey kendini ancak kendi tanıyarak gerçekleştirir Ben en önemli arketiptir, çünkü kişiliğin bütünleşmesini sağlar, kişiliğin merkezidir. Diğer bütün sistemler onun etrafında sıralanırlar. Kişiliğe bütünlük ve denge getirir. Diğer kişilik sistemleri tam olarak gelişmeden benlik gelişmez. Benliğin tam olarak gelişmesi genellikle belirli bir yaşam aralığını gerektirir.

31 31 KİŞİLİĞİN İŞLEYİŞ İLKELERİ Kişilik Bölümleri Arasındaki Etkileşimler 1. Ödünleme 2. Karşı çıkma 3. İki ya da daha fazla sistemin birleşmesi

32 32 Psişenin Dinamiği 1. Kendi içeriğiyle işleyen bir enerji sistemi 2. Sürekli bir uyarılma ve değişme durumunda 3. Oldukça kapalı bir sistem 4. Yeni yaşantılar, sürekli olarak psişeye dolar ve dengesini bozar

33 33 Değerler Belirli bir ruhsal öğeye bağlanmış olan enerji miktarıyla ölçülür. Bir insan güzelliğe değer veriyorsa, güzelliği aramak, güzel eşyalar edinmek, güzellikleri görebilmek amacıyla büyük miktarlarda enerji harcar.

34 34 İnsan aklının dinamikleri 1. Karşıtlıklar İlkesi (Eğer içimizde iyi bir düşünce varsa, derinlerde başka bir yerde karşıt bir kötü düşünce bulunmaktadır) 2. Eşitlik İlkesi (Zıtlıktan doğan enerji her iki tarafa da eşit bir şekilde dağıtılır) 3. Entropi İlkesi (Karşıtlıkların bir araya gelme eğilimidir, böylece enerji azalabilir)

35 35 KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ Bireyleşme ve Bütünleşme İnsan, yaşamına ayrımlaşmamış bir bütün olarak başlar. Yaşam sürdürüldükçe, kişiliğin her bir sistemi diğerlerinden farklılaşmaya başlar. Ayrıca, her bir sistem de kendi içinde ayrımlaşmaya uğrar. Jung, bu gelişim sürecini bireyleşme (individuation) olarak adlandırmıştır Sağlıklı bir gelişim için, kişiliğin her bir bölümünün bireyleşmesine eşit imkânların sağlanması gerekir. Kişiliğin bir bölümünün ihmal edilmesi, o bölümün normal dışı biçimlerde ortaya çıkmasına neden olur. Bir diğer bölümün aşırı gelişmesi (şişmesi) dengesiz bir kişiliğin oluşumuyla sonuçlanır.

36 36 Kişilik sistemlerinin bütünleşmesi (integration) için ilk aşama, kişiliğin tüm yönlerinin bireyleşebilmesidir. İkinci aşama, kişiliğin birbirine karşıt eğilimlerini birleştirmeyi içerir. Bireyleşme süreci gibi birleştirici işlev de doğuştan vardır ve ben arketipinin oluşumunu sağlar. Bireyleşme ve bütünleşme farklı aşamalar oldukları halde, kişiliğin gelişim süreçlerinde birlikte var olurlar ve kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için çaba gösterirler. Örneğin, bir adamın erkeksi' yönleriyle animasının bütünleşmesi, onun bazen erkek,, bazen kadın gibi davranacağı anlamına gelmez. Tam karşıtı, kadınlarla başarılı ilişkiler sürdürebilmesini sağlar

37 37 Bebeklikte toplumsal bilinçdışının bir tezahürüyüzdür. Başlangıçta bilinçdışı henüz ayrımlaşmamış, okula başlama, ilk yakın ilişkiler, yaşları arası hayatın dönüm noktası ve bireyleşmeyi hızlandıran durumlar. Hayatın 2. yarısından sonra persona ( ruhsal arketip) ve benlik arketipi bilinçdışından zuhur etmeye başlar. Ve eğer bireyleşme amacıma ulaşırsa ben artık var oluşun odak noktası olmaktan çıkar,ben artık kendi evreninin güneşi olmak yerine, gittikçe gerçek güneşin yörüngesindeki bir gezegen gibi benliğin etrafında dönmeye başlar. Birey artık arayışında huzura ermiş,yaklaşan ölümünü göğüsleyecek güce erişmiştir. Buna göre hayatın sonu artık bunaklık değil, bilgeliktir.

38 38 Toplumsal Etmenlerin Rolü Yaşamının ilk yıllarında çocuğun ayrı bir kimliği yoktur ve psişesi de ana-babasının psişelerinin yansımasından oluşur. Toplumun onayladığı kişilik tipleri tarihin bir döneminden diğerine değişebilir. Ana-babanın ruhsal sorunlarının çocukta yansılanması da kaçınılmaz bir durumdur. Çocuğun gelişiminde anne ve babanın rolü farklılıklar gösterir. Erkek çocuğun annesiyle geçirdiği yaşantılar animasının, babasıyla ilişkisi ise gölgesinin nasıl gelişeceğini belirler. Anne ve baba birlikte, çocuğun personasının gelişiminde etkili olurlar Öğretmenler, çocuğun kişiliğindeki aksamaları fark edebilmeli ve onu, zayıf yönlerini geliştirmeye özendirmelidir. Düşünme eğilimli bir öğrenci, ayrımlaşmamış duygusal işlevlerini canlandırmaya, içedönük bir çocuk, zayıf kalmış dışadönüklüğünü güçlendirmeye yöneltilmelidir. Ayrıca, erkek öğretmenler kız öğrencilerin animusunun, kadın öğretmenler erkek öğrencilerin animasının gelişmesine katkıda bulunabilir

39 39 Jung'un Yaşam Evreleri Anlayışı. ÇOCUKLUK:doğumdan erinliğe kadar sürer.ebeveyne aşırı bağımlıdır, iç güdüler hakimdir, ego henüz gelişmemiştir. Sonraları ego karmaşası ve kimlik duygusu oluşmaya başlar, çocuk kendisinden ben olarak söz eder.. GENÇLİK DÖNEMİ VE GENÇ YETİŞKİNLİK: çeşitli kararların alındığı, toplumsal yaşama uyumun önem kazandığı bir dönemdir.genç yetişkinlikte meslek ve eş seçimi önem kazanır.

40 40 Jung'un Yaşam Evreleri Anlayışı. ORTA YAŞ: yaşları arasında başlar. Kendini tanımanın ve içsel derinliklerini hissedebilme dönemidir.Pek çok insan ileri yaşlara doyurulmamış isteklerle ulaşır, ancak geriye bakmaları tehlikelidir ve geleceğe ilişkin bir amaç edinmeleri gereklidir.. YAŞLILIK: bu dönemde kişi bilinçdışına gömülür. Yaşlı erkekler gittikçe daha dişil, yaşlı kadınlar da gittikçe daha eril olmaktadırlar.

41 41 Rüyalar ve Simgeler Arketipler, kolektif bilinçdışının derinliklerinde gömülü olduklarından, ancak simgeler aracılığıyla anlatım bulurlar. Simgeler, arketiplerin dıştan gözlemlenebilen belirtileridir Kolektif bilinçdışına ilişkin veriler, ancak simgelerin ve rüyaların anlaşılması ve yorumlanmasıyla toplanabilir Simgeler ilkel içgüdülerin dönüşüme uğramış biçimleridir. İçgüdüsel enerjiyi, manevi ve kültürel değerlere kanalize ederler. Edebiyat, sanat ve din, biyolojik içgüdülerin değişimine uğramış anlatımlarıdır

42 42 Rüyalar, bilinçdışı dünyamızın en açık anlatım biçimidir ve insanın doğal gerçeğini yansıtırlar. Egonun dış dünyayla ilişkilerinde başarısızlığa uğraması sonucu bilinçdışında ortaya çıkan aksaklıklar, böyle bir rüyanın görülmesine neden olur Jung’a göre, rüya simgeleri ya da diğer simgeler, anima, persona ve gölge gibi arketipleri bireyleştirme ve bütünleştirme çabalarıdır. Rüyalar geçmiş anıları canlandırabildikleri gibi, Kişiliğin gelişimi için hazırlanmakta olan tasarıları da yansıtırlar

43 43 Tutumlar ve İşlevler İnsanlarda var olan iki temel tutum: Dışadönüklükte, ruhsal enerji nesnel dünyaya çevrilmiştir. Dışadönük kişi, algılarını, duygularını ve düşüncelerini çevresindeki insanlara, eşyalara ve durumlara yöneltmiştir. İçedönüklükte enerji, öznel ruhsal öğelere ve süreçlere odaklaşır. Bir insan bazı durumlarda dışadönük, bazı durumlarda ise içedönük tutumlar gösterebilir. Ne var ki, bu tutumlardan yalnızca biri yaşamı boyunca kişiye egemendir.

44 44 KİŞİLİK TİPLERİ

45 45 Dışadönük düşünen tip: İçedönük Düşünen Tip Dışadönük Duygusal Tip: İçedönük Duygusal Tip: Dışadönük Duyusal Tip İçedönük Duyusal Tip Dışadönük Sezgili Tip İçedönük Sezgili Tip

46 46 Danışmada temel kavramlar Eşzamanlılık: Jungian Analiz: Arketip Çağrışım: Bilinç Animus ve Anima Gölge Kompleks: Persona: Transferans: Rüya Analizi:

47 47 TERÖPATİK SÜREÇ

48 48 DANIŞAN-DANIŞMAN İLİŞKİSİ Bir etkileşim biçimini “Kuramlarını iyi öğren, ancak yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunda onları bir yana bırak” Danışanın gelişimine yararı olacağına inanırsa, danışman, bazı duygularını, yaşantılarını ve hatta rüyalarını danışanıyla paylaşabilir İki rahat koltuk yeterli Danışanın kendine özgü ihtiyaçlarına göre ayarlama Birbirinden hoşlanma ve karşılıklı saygı Yaşanılan duyguların özümsenmesi

49 49 DANIŞMAN İŞLEVİ VE ROLÜ Yöntemleri sürekli düzeltme,değiştirme ve yenilerini yaratma Edilgin değildir; etkindir. Bu gibi bir katılımda, danışmanın kişiliği, oturaklılığı, kapsamı, içtenliği ve güçlülüğü büyük rol oynar. Her analistin analizden geçmelidir. Danışana ninni söyleme, dans etme Yol gösterme, teşvik ve kişisel bir alışveriş Katılığa ve sınırlara karşı çıkma Gizlilik konusunda danışana güvence Bir danışanın tedavisinde izlemekte olduğu yolu bir ikinci danışanına uygulamaz, yöntemlerini sürekli düzeltir, değiştirir

50 50 Sonuç alınabildiği sürece her yol geçerli Kişisel ve kolektif bilinçdışı materyalleri fark ettirme Danışanın farkında olmadığı bağlantıları görebilmesini sağlamak “Danışma sürecinin başlangıç dönemlerinde danışman daha çok dinler, fazla etkin değildir ve kendi duygularını danışanıyla pek paylaşmaz. Karşılıklı bir yakınlık gelişip, simgesel bir dostluk yerleştikçe, danışman kendisini daha çok ortaya koyar ve "tedavi eden ve edilen" ilişkisi, yerini daha eşit bir beraberliğe bırak Danışman, bir klinikte, özel ofisinde ya da çoğu kez evinde çalışır Önemli olan yakınlıktır; danışan ve danışman için iki rahat koltuk yeterlidir Ancak çoğu danışman, hiç olmazsa başlangıçta, danışanlarını haftada bir ya da iki kez görmeyi yeğler. Günümüzdeki genel eğilim haftada bir kez buluşma DANIŞMAN İŞLEVİ VE ROLÜ

51 51 Danışanın bilinç dünyasının ayrıntılı bir soruşturulur. Danışanın geçmiş yaşam öyküsünü, yaşamındaki önemli etkenleri, tutumlarını, değerlerini ve düşüncelerini içerir Bilinçdışı güçlerin tanınabilmesi amacıyla kişinin rüyaları, düşlemleri ve artistik yapıtları yorumlanır. Bundan sonraki aşamada, danışanın bilinçdışı ele alınır. Bu dönemde kişi, iç dünyasına kendi denetimi dışındaki güçlerin egemen olduğunu fark etmeye başlar DANIŞMA/DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME SÜRECİ

52 52 Yıng (kadınsı prensipler veya anima) ve Yang (Erkeksi prensipler veya animus) Psikolojik danışmada öğrenilmesi gereken şey, bu yönlerin birbirine zıt olmadığı ve dolayısıyla bastırılmaması gerektiği ve bunların birbirini tamamlayıcı olduğudur Danışma süreci üç öğeyi göz önünde bulundurur: 1. Yazgı öğesi (değiştirilemeyen şeyler kabul edilmelidir); 2. beceri (insanın kendi içsel benliğine ulaşma yolları bilinçli düzeyde açıklanabilir ve öğretilebilir); 3. sanat (duygu ve sezgi yoluyla bazı şeyleri bir araya getirip bütünleştirebilme yeteneği). DANIŞMA/DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME SÜRECİ

53 53 Jungien psikolojide, danışmanın en önemli amaçlarından birisi kişinin kişisel ve kollektif bilinçdışı materyallerinin farkına varmasına yardımcı olmaktır Eğer insanlar varlıklarını tam anlamıyla yaşamak isterlerse kendi içindeki zıt kutupları ele alıp uzaklaştırma gereksinimindedirler. DANIŞMA/DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME SÜRECİ

54 54 DAVRANIŞ DEĞİŞİM SÜRECİ Kişisel bilinçdışını irdeleme Arketiplerin anlamı Rüyalar ve Simgeler Düşünme hissetme duyu ve sezgi Etkin bir etkileşim Çağrışım ve kompleksler Geçmişi ve bilinçdışını analiz "Tedavi eden ve edilen" ilişkisi yerine daha eşit bir beraberlik

55 55 DANIŞMADA KULLANILAN TEKNİKLER 1. Kabul (Terapi süresince danışan, danışman tarafından kabul edildiğini hissetmelidir). 2. Kelime Çağrışım Testi 3. İçsel Dünya ile İlişki Kurma 4. Transferans&Karşı-transferans 5. Dans Terapisi 6. Rüya Analiz Teknikleri

56 JUNG TERAPİSİ VE TEKNİKLER Jung terapilerinde serbest çağrışım, rüya analizi tekniklerini kullanmıştır. Analizin ilk aşamaları kişisel sorunlarla ilgilenirken, son aşama kolektif bilinçdışıyla ilgilenir. Carl Gustav JUNG

57 JUNG TERAPİSİ Analitik psikoterapilerde yaygın olarak kullanılan çözümsel (analitik) teknikler şunlardır: Kelime çağrışımı (çağrışım deneyi), rüya analizi ve aktif imgelem (Kişiden bilinçdışı fantezilerini yazma veya resimlerini yapmayı isteme. bilinçdışı imge ve duyguların sanatsal ifade aracılığıyla harekete geçirilerek incelenme, Bu süreçte resim, heykel, yazı, dans gibi her türlü yaratıcı faaliyete yer vardı) Bilinçdışı bilgilerin bilinç yüzeyine getirilmesinde bu analiz teknikleri kullanılır. Carl Gustav JUNG

58 JUNG TERAPİSİ Çağrışım deneyi ile aktif imgelem yöntemi ilk defa Jung tarafından kullanılmıştır. Çağrışım deneyinde, örneğin yüz kelimeden oluşan bir liste hazırlanır. Terapist sırayla kelimeleri söyler ve kişi aklına gelen bir başka sözcüğü, yani uyaran sözcüğü duyduktan çok kısa bir süre içinde, aklında çağrıştırdığı kelimeyi söyler. Carl Gustav JUNG

59 JUNG TERAPİSİ Kronometreyle deneğin tepki verme süresi ölçülür. Sözcüklerin tamamı bitirildikten sonra deneyin ikinci aşamasına geçilir. Kelimeler sırayla yeniden söylenir ve kişinin daha önce verdiği cevapları tekrarlaması istenir. Burada da kişinin bocalamaları, yanlış cevapları önem taşır ve dikkatle izlenerek saptanır. Carl Gustav JUNG

60 JUNG TERAPİSİ Jung uygulamaları sonucu bazı sonuçlara ulaştı: Sözcüğe verilen yanıt gecikince ya da yanıt verirken yanılgıya düşünülünce bilinç dışında bazı duyarlı noktalar(kompleksler) ortaya çıkıyordu. Bunun nedenini Freud’un bastırma kuramı olduğunu düşündü. Carl Gustav JUNG

61 PSİKOLOJİK DANIŞMADA KULLANILAN TEKNİKLER Kabul: Terapi sırasında danışan terapist tarafından kabul edildiğini hissetmelidir. Terapide birey yazgısını tanımalı, özümsemelidir. Terapiye anlamlı bir şekilde katılmayı kabul ettikten sonra daha anlamlı bir yaşantı sürebilir. Carl Gustav JUNG

62 PSİKOLOJİK DANIŞMADA KULLANILAN TEKNİKLER İçsel Dünya ile İlişki Kurma: Tedaviye başlayan kişiler iç dünyalarını göremeyen kişilerdir. Bu nedenle analitik terapinin en önemli amaçlarından biri iç ve dış dünyalar arası kopukluğun birleştirilmesidir. Carl Gustav JUNG

63 PSİKOLOJİK DANIŞMADA KULLANILAN TEKNİKLER Transferans: İki türdür. İlki kişisel, ikincisi arketipsel transferanstır. Kişisel transferansta, danışan kendi geçmişindeki olay ve ilişkileri terapistin kişiliğinde yeniden deneyimler. Bu kolay çözümlenir. Arketipsel transferansta, terapist kurtarıcı olarak algılanır, çözümlemesi daha zordur. Carl Gustav JUNG

64 PSİKOLOJİK DANIŞMADA KULLANILAN TEKNİKLER Karşıt transferans: Terapistin geçmiş ilişkileri danışanında yaşamasıdır. Analitik terapide karşıt transferans, kaçınılması gereken bir durumdan çok terapi sürecinde danışmana rehberlik eden bir durumdur. Carl Gustav JUNG

65 KURAMIN SINIRLILIKLARI, ELEŞTİRİLER VE KURAMIN KATKILARI Jung’un kuramı deneysel gözlemlere dayanmaktadır. Kuramın içinde; tarih, sosyoloji, bilim, antropoloji gibi bilim dallarının izlerini görmek mümkündür. Jung, kuramında amaç ve neden ilişkisini vurgulamıştır. Carl Gustav JUNG

66 66 GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ Din, tarih, sanat ve edebiyat gibi alanlar üzerinde önemli etkileriolmuştur Freud'un dışında hiçbir araştırıcı ve kuramcı Jung kadar zengin bir kişilik kuramı geliştirmemiş ve çağdaş düşünceyi bu denli etkilememiştir Psikoterapi'nin teknik yönlerinin gereğince işlenmiş olduğu söylenemez Jung'un tipolojisi, insanların bölümlendirilemeyeceği görüşünü savunan psikiyatristlerin ağır eleştirisine uğramıştır. Oysa Jung da diğer psikiyatrisiler gibi, her insanın tek ve kendine özgü bir varlık olduğunu kabul eder. Gerçekte Jung' un anlatmak istediği, her insanın bu sekiz kategoriden birine ait olduğu değil, bilinç ve bilinçdışı düzeylerinde çeşitli tutum ve işlevlerin farklı bir dağılım gösterdiğidir

67 67 Jung’ un çalışması, içedönüklük ve dışadönüklük tutumlarını ölçen bir başka popüler kişilik testine ilham vermiştir Kelime çağrışım testi bir standart yansıtıcı teknik haline gelmiş ve Rorshach Mürekkep Lekesi Testi'nin gelişimini güdüleyen güç olmuştur. Kendini gerçekleştirme kavramı Abraham Maslow'un çalışmalarını ve bu temadan çeşitli görüşler geliştiren diğerlerini önceden görmüştür Jung’ un orta yaşın kişilik değişimi için çok önemli olduğu görüşü Maslow ve Erik Ericson tarafından benimsenmiş ve psikolojiye geniş ölçüde uyarlanmıştır.

68 68 Jung Ve Freud’un Ayrıldığı Noktalar Temel görüş ayrılığı libidonun niteliği ile ilgilidir. Freud libidoyu cinsel ağırlıklı bir kavram olarak tanımlarken, Jung libidoyu genelleştirilmiş hayat enerjisi olarak ele almıştır. İnsan kişiliğini etkileyen güçlerin yönüyle farklıdır. Freud insanları çocukluk yaşantılarının bir kurbanı olarak görürken, Jung bizlerin geçmişimiz kadar, geleceğe yönelik hedeflerimiz, ümitlerimiz ve tutkularımız tarafından şekillendirildiğimize inanmıştır. Davranışlarımız tümüyle çocukluk deneyimlerimiz tarafından belirlenmez.

69 69 Jung bilinçaltına daha da fazla vurgu yapmıştır. Freud “id”i egonun kontrol etmesi gereken, kaynayan bir tahrik kazanı olarak yorumlamış; Jung ise bilinçaltını egonun güç ve hayat kaynağı olarak görmüştür Jung bilinçaltını, “bilgelik ve yaratıcılık gibi pozitif elementleri içeren bir alan”, Freud ise “karanlıklar ülkesi” olarak nitelendirmiştir Jung bilinçaltını çok daha yoğun araştırmaya çalışmış ve ona yeni bir boyut eklemiştir ki buna kolektif bilinçaltı demiştir


"1 ANALİTİK PSİKOLOJİ VE CARL GUSTAV JUNG. 2 CARL GUSTAV JUNG 1875-1961." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları