Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

(Hucurât sûresi: 7)...Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, imansızlığı, fâsıklığı, günahkarlığı, isyanı size çirkin gösterdi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "(Hucurât sûresi: 7)...Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, imansızlığı, fâsıklığı, günahkarlığı, isyanı size çirkin gösterdi."— Sunum transkripti:

1

2 (Hucurât sûresi: 7)...Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, imansızlığı, fâsıklığı, günahkarlığı, isyanı size çirkin gösterdi. İman, "Kulun iradesini kullanması karşılığında Allah'ın kalpte yaktığı bir ışıktır." M.F.Gülen’in “Kırık Testi” Kitabından alınmıştır. Efendimiz (S.A.V.) Buyurdular ki; “İman çıplaktır; onun örtüsü takva, süsü haya ve meyvesi ilim'dir. “ Beyhaki, Şuab'il-İman, (Ebu Derda'dan zayıf isnadla) Ve yine buyurdular ki; “İlim imandır. Amel ise ilmin izinden gitmeye memur bir emir eridir. Allah Teala ilmi said kullarına ihsan eder, ondan ancak şakileri mahrum bırakır.” Ebu Nuaym, Hilye; Ebu Talib el-Mekki, Kut'ul-Kulub Kitabul-İlim/I. Bölüm 97

3 Bir gün Resûlu'llâh S.A.V.’in yanına biri gelip: "İman nedir?" diye sordu. "İman; Allah’a, Meleklerine, Allah'a mülaki olmağa, yani Rü'yetu'llâh'a, Peygamberlerine inanmak, kezalik, öldükten sonra dirilmeğe inanmaktır." cevabını verdi. "Ya İslâm nedir?" dedi. "İslâm; Allah'a ibadet edip, hiçbir şeyi O'na şerik ittihaz etmemek, namazı ikame ve farz edilmiş zekâtı eda etmek, Ramazanda da oruç tutmaktır." buyurdu. "Ya ihsan nedir?" diye sordu. "Allah'a sanki görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 10 Hadiste "Allah'ı görüyor gibi ibadet etmendir" diye tarifi yapılan ihsan, maneviyatta yüce bir mertebeye işaret etmektedir. İslam dini, müntesiplerini, bu hedefe ulaşmak için gayret göstermeye teşvik eder. Dinin kemali, sadece farzların ifası ile gerçekleşmiyor. Kul, daha ileri manevi mertebelerin varlığını bilecek ve onları elde etmek için gayret gösterecektir. Hadis, iman ve İslam'ın ötesinde, tefekküri bir mertebeye dikkat çekmektedir; İhsan mertebesi... Kutub-ü Sidde şerhi (İbrahim Canan)

4 İman ve ihsan.. Göz için ışık ve ceset için can gibidir. Yoklarsa varlığın ehemmiyeti yok.. İnsanın hayat yolunda, farz ve nafile kanatlarıyla ancak sonsuzluk semalarına uçabilmesi mümkündür. Allah’a yaklaştırma yollarının en emini, en kestirmesi ve en makbulü farzları eda yoludur. Allah c.c. tarafından sevilen olmanın, O’na yakınlaşmanın yolu da nafilelerdir. Kudsî hadîste ifade buyrulduğu gibi.. İnsan farzları eda eder ve nafilerle devamlı O’nun kapısını tıklatırsa.. Artık onun işitmesi, görmesi, tutması, yürümesi doğrudan doğruya “Meşîet-i Hâssa (Allah'a ait, dilek ve arzu)” dairesinde cereyan etmeye başlar. Bir bakıma “Marifetullah” da budur.%

5 O, bilmenin bilenle bütünleşip onun tabiatı haline gelmesi… Ve bilenin her halinin bilinene tercüman olması mertebesidir. İman yolunda, Hakk yolcusunun gözünden kulağından lisanına nurlar akar.. O bir noktadan sonra, kalbi, davranışlarına hükmetmeye başlar.. Davranışları Hakk’ı tasdik ve ilân eden birer lisan kesilir ve bu lisan da adeta bir “kelime-i tayyibe” disketi haline gelir.. Sonunda her an, vicdan ekranına güzel kelimeler akseder. M.F.Gülen’in “Kalbin Zümrüt Tepeleri1” Kitabından alınmıştır.

6 Hz. Peygamber Ensar'ın yanına girip şöyle buyurmuştur: 'Siz mü'min misiniz?' Ensar sustu. Bu esnada orada bulunan Hz. Ömer (onların yerine) 'Evet! Ey Allah'ın Rasulü!' diye cevap verdi. Hz. Peygamber devamla 'Sizin imanınızın alameti nedir?' dedi. 'Biz genişlikte şükür, belaya karşı sabır ve kazaya karşı rıza gösteririz' dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi: Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki durumu böyle olanlar mü'mindirler. Taberani, Evsat

7 Dünya bir konaklama yeridir; ebediyet yurdu değildir! Bizler birer misafiriz. İnsanın ilk durağı anne karnı, ikincisi ise kabir çukurudur. İnsan ne kadar mal toplarsa toplasın, onun nasibi ancak yedikleri ve giydikleridir; başkası değil! Onun geride bıraktığı bütün malları, kendisi için bir pişmanlık ve hasret sebebi olur; ölüm anında ölümünü zorlaştırır. Helal malın hesabı, haramın ise azabı vardır. Onun en şiddetli pişmanlığı ve hasreti, kabir çukurunda başına azap gelince olur. Dünya, ahiretin yanında hiçbir değer ifade etmez. Aralarında hiçbir benzerlik yoktur. Çünkü ahıret sonsuzdur. (İmam-ı Gazali)

8 'Ey Allah'ın Rasulü! İman nedir?' Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: Allah ve Rasulü'nün senin nezdinde her şeyden daha sevimli olmalarıdır, İmam Ahmed “Sizden bir kimsenin nezdinde Allah ve onun Rasulü her şeyden daha sevimli olmadıkça kişi iman etmiş sayılmaz.” Müslim, Buhari “Ben, bir kişinin nezdinde aile efradından, malından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça o kişi iman etmiş sayılmaz.” Müslim, Buhari Tövbe/Suresi 24. Ayet: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden meskenler size Allah'tan, elçisinden ve O'nun yolunda cihattan daha sevgili ise, O halde Allah'ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”

9 Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre: Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve son güne (Ahiret gününe) iman eden, ya hayır söylesin, yahut sussun. Allah'a ve son güne iman eden komşusuna ikram etsin. Allah'a ve son güne iman eden konuğuna ikram eylesin." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 67 Abdullah b. Amr'ın (r.a.) naklettiğine göre: Bir zat Hz. Peygamber'e (a.s.): "İslâm'da hangi işler daha hayırlıdır?" diye sordu. (Hz. Peygamber cevaben), "Yemek yedirirsin ve tanıdığın, tanımadığın herkese selam verirsin" buyurdu. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 56

10 Hz. Peygamber‘e iman sorulduğunda, cevap olarak şöyle buyurmuştur: “İman sabır ve cömertlikten ibarettir.” Taberani, İbn Hibban, (Cabir'den) Hz. Peygamber'e şöyle soruldu: İman nedir?' Cevaben şöyle buyurdu: “Yemek yedirmek ve selam vermek.” Müslim ve Buhari (Hadîs-i şerîf) : Sizin iman yönünden en üstün olanınız, ahlâk yönünden güzel olup, insanlara iyilik yapanlarınızdır. Hadis-i şerif- Edeb-ül-Müfred İmanın temeli ve en kuvvetli alâmeti, Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir. Hadis-i şerif- Mektûbat-ı Ma'sûmiyye İman altmış bu kadar şubedir. Hayâ da imanın bir şubesidir. Buhar-i Müslim.:9 Nebî s.a.v. bir kere arka arkaya üç kere yemin ederek, Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz! buyurdu. Mecliste hazır bulunanlar.. Yâ Resûla'llah..! Bu iman etmiş olmayan kimdir? dediler. Resûl-i Ekrem: Kim olacak, şu komşusu zulmünden, şerrinden emin olmayan kişi, diye cevap verdi. Buhari, Edeb 29; Müslim, İman 73. Ayrıca bk. Tirmizi, Kıyamet 60

11 - Abdullah b. Revâha karşılaştığı birisine; “Gel de bir saat Rabb’imize iman tazeleyelim” dedi. Adam öfkelendi ve Rasûlullah’a gelerek “Ey Allah’ın Rasûlü..! Bakmaz mısın, İbn Revâha’ya! insanları bir saatlik imana götürüyor!” dedi. Hz. Peygamber bu kişiye cevap olarak “Allah İbn Revâha’dan razı olsun. O meleklerin kendisiyle iftihar ettiği meclisleri seviyor” dedi. Hayat’üs Sahabe - Abdullah b. Revâha arkadaşlarından birinin elinden tutarak “Gel bizimle, bir saat zikir meclisinde bulunarak Allah’a olan imanımızı tazeleyelim. Zira kesinlikle kalp kaynar çanaktan daha fazla evrilir çevrilir” dedi. “İşte bu iman meclisidir. İman meselesi gömleğin meselesine benzer. Sen iç gömleği çıkardığında, bakarsın ki giymişsin. Bazen de giydiğinde bakarsın ki çıkarmışsın. Kalb fıkır fıkır kaynayan çanaktan daha süratle alt-üst edilir” derdi. Hayat’üs Sahabe

12 “Hakikî zevk, elemsiz lezzet, kedersiz sevinç Yalnız imanda ve iman hakikatleri dairesindedir;” “Hayatın zevk ve lezzetini isteyenler, Onu imanla hayatlandırmalı, Farzları yerine getirmekle bezemeli Ve günahlardan uzak durmakla korumalıdırlar;” “Bir kimse baki hayata tam yönelebildiği takdirde, Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı da olsa; O, bu dünyayı Cennet’in bir bekleme salonu mahiyetinde gördüğünden Her şeyi hoş karşılar, Her şeye katlanır ve şükreder.” M.F.Gülen’in “Işığın Göründüğü Ufuk” Kitabından alınmıştır.

13 “iman hem nurdur, hem kuvvettir; Hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir Ve hâdiselerin tazyikatından kurtularak Her zaman mutlu olabilir.” Çünkü, “iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saâdet-i dâreyni, dünya-âhiret mutluluğu netice verir. İnanmayanlar, cismanî ve bedenî zevk u safayla doymaya, tatmin olmaya, daha doğrusu avunmaya çalışsalar da, Kendilerini sürekli bir boşlukta hissederler. Bediüzzaman Said Nursi 23. Söz Birinci Mephas

14 Katiyen bil ki, Yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâh yani Allah’a imandır. İnsanlığın en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır, Allah bilgisidir. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır, Allah sevgisidir. Ruh-u beşer için en halis sürur ve Kalb-i insan için en safi sevinç, O muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir. Hakikî saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Bediüzzaman Said Nursi 20.Mektub Mukaddime

15 Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, Nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, Ya düşüncede, tasavvurda veya bizzat mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, Nihayetsiz bela ve musibetlere, dertlere ve evhama Manen ve maddeten müptelâ olur. Bu perişan dünyada, başıboş insanlık içinde, meyvesiz bir hayatta, sahipsiz, hamisiz bir surette, Aciz, miskin bir insan, Bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu avare nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, malikini bulmazsa, Ne kadar biçare şaşkın olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, malikini tanısa, O vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinat eder. Sessiz, korku yeri dünya, Bir seyir yerine döner ve bir ticaretgâh olur. Bediüzzaman Said Nursi 20.Mektub Mukaddime

16 Cündüb b. Abdillah şöyle anlatıyor : Buluğ çağına yaklaştığım yaşlarda Hz. Peygamber’in yanında bulunuyordum. Biz Kur’an’ı öğrenmezden önce imanı öğrendik. Daha sonra da Kur’ân’ı öğrendik ve böylece o bizim imanımızı artırdı. Hayat’üs Sahabe Rasul'ün Sahabileri derler ki; Biz, Kur'an'dan evvel imana sahip olurduk. Fakat bizden sonra bir kavim gelecek, onlar imandan evvel Kur'an'a sarılacaklardır. Kur'an harflerini güzelce okuyacaklar, fakat Kur'an'ın yasaklarını ve hudutlarını zayi edeceklerdir. “Biz okuduk, bizden daha iyi okuyan var mı? Öğrendik, bizden daha iyi öğrenen var mı?” diyeceklerdir. İşte onların yaptığı sadece Kur'an'ı güzel okumaktır. Hepsi o kadar. Hakim, Beyhaki, Zühd, (İbn Mes'ud'dan) Başka bir rivayet: “Onlar (yani Kur'an harflerinin güzel okunuşuna ihtimam gösteren ve ahkamını nazarı itibara almayanlar) bu ümmetin en şerlileridir'.

17 Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Sizin için korktuğum şeylerden biri de şudur ki; Bir kişi Kur’an-ı Kerim’i o kadar okur ki, artık Kur’an’ın o göz kamaştırıcılığı onun bütün tavırlarına yansır. İslam, onun için bir elbise olur. Allah’ın (celle celaluhu) dilediği süreye kadar o elbiseye bürünür, sonra birdenbire o elbiseden -hafizanallah- sıyrılır ve onu elinin tersiyle adeta bir kenara iter. Kardeşinin üzerine elinde kılıçla yürür ve onu şirk ile itham eder.” Hz. Huzeyfe (radıyallahuanh): - Ey Allah’ın Rasulü, şirk ile itham edilen mi, yoksa itham eden mi şirke daha yakındır, diye sorduğunda Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem): - İtham eden, buyurmuştur. M.F. Gülen’in “Çekirdekten Çınara” Kitabından Alınmıştır.

18 -Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mü’min, haberi olmadığı halde mü’minlerin kalben kendisine buğz etmelerinden sakınsın. -Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Kul tenhalarda ve yalnız başına kaldığında Allah’a isyan ederse, Allah Teâlâ da haberi olmadığı halde mü’minlerin kalbine onun buğzunu atar.” Hayat’üs Sahabe Resulullah (A.S.V.): "Mü'minin ferasetinden kaçının, çünkü o Allahu Teala'nın nuruyla bakar" buyurup sonra şu ayeti okudular: "Elbette bunda fikr u firaseti olanlar için ibretler vardır" (Hicr, 75). [Tirmizi, Tefsir, Hicr, (3125).]

19 Şirk ve küfür cinayeti, kainatın bütün kemalatına ve ulvi hukuklarına ve kudsi hakikatlerine bir tecavüz olduğu cihetledir ki, ehl-i şirk ve küfre karşı kainat kızıyor ve semavat ve arz hiddet ediyor ve onların mahvına anasır ittifak edip, kavm-i Nuh Aleyhisselam ve Ad ve Semud ve Firavun gibi ehl-i şirki boğuyor, gark ediyor. ¬ o²[«R²7!ö«w¬8ö­i Å[«W«#ö­ "Neredeyse öfkeden parçalanacak!" Mülk Suresi, 67:8. ayetinin sırrıyla Cehennem dahi ehl-i şirk ve küfre öyle kızıyor ve kızışıyor ki, parçalanmak derecesine geliyor. Evet şirk, kainata karşı büyük bir tahkir ve azim bir tecavüzdür. Ve kainatın kudsi vazifelerini ve hilkatin (yaratılışın) hikmetlerini inkar etmekle şerefini kırıyor. Risale-i Nur “Şualar İkinci Şua” dan Alınmıştır.

20 Hz. Peygamber (A.S.V.) buyurdular ki: “Ümmetimdeki şirk, karıncanın taşlar üzerinde yürüyüp bıraktığı izden daha gizlidir.” Ebu Yala, İbn Adiy ve ibn Hibban (Ebubekirden); İmam Ahmed ve Taberani, (Ebu Musa'dan) 'Kendisini nifaktan uzak gören kimse, nifaka herkesten daha yakındır' 'Dil ile kalbin, gizli ile açığın, giriş ile çıkışın aynı olmaması nifaktandır‘ Adamın biri, Huzeyfe b. Yeman'a 'Ey Huzeyfe! Ben münafık olmaktan korkuyorum' der. Bunun üzerine Hz. Huzeyfe 'Eğer münafık olsaydın nifaktan korkmazdın; çünkü münafık, nifak hususunda herkesten daha emindir' buyurur. İmam-ı Gazali İhyau-ulumd-Din Cilt 1” Kitabından Alınmıştır.

21 Şirk Cenab-ı Hakk’ın Gayur (Gayretli, hamiyetli) sıfatı, şirk koşmaya karşı olur. Bir kudsi hadiste: “Kulum bana sebbetti”, Yani “Bana sövdü” deniliyor. Bundan murad, “Bana şirk koştu” demektir. Şirkin de dereceleri vardır. Siz hangi ölçüde Allah’a şirk koşarsanız, o ölçüde gayretullaha dokunur. Siz kendi namusunuzu nasıl korursunuz ve bu hususta ters bir şey size ne kadar dokunur, işte -benzetmek gibi olmasın- şirk koşmak da gayretullaha öyle dokunur. M.F. Gülen’in “Fasıdan Fasıla” Kitabından Alınmıştır.

22 Kur’an-ı Kerim: "Allah (celle celaluhu) kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz, onun dışında kalan günahları dilediği kimseden affeder" (Nisa suresi 48. Ayet) buyurmaktadır. İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilir: "Muhakkak içinizden biri şirk koşar, hatta köpeği ile dahi şirke girer ve 'Eğer köpek olmasaydı bu gece malımız çalınacaktı' der". İmam-ı Gazali Bir kudsi hadiste şöyle denir: “Kim ibadetinde başkasını bana ortak yaparsa, o ibadetin tamamı onundur. Ben o amelden uzağım. Ben şirk hususunda müstağnilerin (beklentisizlerin) en müstağnisiyim.” İmam Malik Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İçinde zerre kadar riya bulunan bir ameli Allah Teala kabul etmez.” Hz. Ömer (r.a) Muaz b. Cebel'in ağladığını görünce 'Seni ağlatan nedir?? diye sordu. Muaz 'Bu kabrin sahibinden (Hz. Peygamber'den) dinlediğim şu hadis beni ağlattı: “Muhakkak ki riyanın en azı dahi şirktir”. Taberani

23 (Nahl sûresi: 99) Hakikat şudur ki, iman edenler ve Rablerine güvenip dayananlar üzerinde onun, yani şeytanın hiçbir hâkimiyeti yoktur. Şeddad b. Evs şöyle anlatıyor: Hz. Peygamberi ağlarken gördüm. 'Seni ağlatan nedir, ya Rasulallah?' dedim, Şöyle buyurdu: 'Ümmetim için şirkten korktum. Onlar ne puta, ne güneşe, ne aya, ne taşa tapmazlar. Fakat amelleriyle riya (gösteriş) yaparlar!‘ İbn Mace Abdullah b. Amr'ın (r.a.) anlattığına göre: Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dört şey her kimde bulunursa katıksız münafık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir huy kalmış olur: Konuştuğu zaman yalan söyler, Taahhüdte bulununca taahhüdünde durmaz, Vaat ettiği zaman vadini yerine getirmez. Düşmanlık beslediği zaman da haktan ayrılır." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 88

24 Allah Rasulü, "Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir." deyince Sahabe Efendilerimiz "Küçük şirk nedir?" dediler. Efendimiz de "Riya" karşılığını verdiler.“ Bir rivayette de "gizli şirk" ifadesi vardır. Allah'a gizli gizli eş­ortak koşmak, küçük dahi olsa gösteriş yapmaktır.. Kendini ihsas etme, iradi olarak kendini sergilemedir. M.F. Gülen’in “Kırık Testi” Kitabından Alınmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Arşın gölgesinden başka gölgenin olmadığı bir günde, ancak sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen bir kişi durur.” Müslim, Buhari Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Gizli yapılan amel, açıkça yapılan amelden yetmiş derece üstündür.” Beyhaki Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Riyakara, kıyamette 'Ey facir! Ey hileci! Ey riyakar! Senin amelin boşa gitti. Ecrin yanıp kül oldu. Git, kime amel ediyor idiysen ondan ecrini ve mükafatını al' denir. İbn Ebi Dünya

25 Cenab-ı Hak, bir çocuk ihsan edince, -Kur’an’ın bir ayetinde de ifade edildiği gibi- bütün kalbimizle ve sınırsız bir muhabbetle ona yönelerek -haşa ve kella- Allah’ı (c.c.) sevme ölçüsünde bir alaka ifratına girmemeliyiz. Allah (c.c.), nazarında bu, bir nevi şirk sayılabilir. Allah'a (c.c.) karşı göstereceğiniz muhabbeti, Herhangi bir faniye tevcih ettiğinizde O sevgi bazen gayretullaha dokunabilir. Evet şu hususlardan ötürü sevgide i’tidal çok önemlidir: 1. Gönüllerin sultanı Allah (c.c.)’tır. Gönülde O’nun muhabbetinin yerini hiçbir muhabbet almamalıdır. 2. Katiyen bilmeliyiz ki, bu yavru, Allah’ın (c.c.) bize bir emanetidir. Bizim o yavruya duyduğumuz sevgi ve alaka, o emanetin bakım ve görümü için verilmiş bir avans ve bir teşvik primidir. Evet, sizin o yavruya karşı sevginiz, sadece Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c.) bir hediyesidir ve Allah’ın (c.c.) size tevdi ettiği o emanete kusursuz bakmanız için verilmiştir. M.F. Gülen’in “Çekirdekten Çınara” Kitabından Alınmıştır.

26 Hizmet Erleri Gizli Şirke Düşmemeli.. Bizim en büyük payemiz ve Allah katında en çok hora geçen yanımız, İslam hizmetinde, her türlü beklenti ve iddiadan uzak birer nefer olmamızdır. Ölesiye çalışmak, kalb ve ruh erleri veliler kadar performans göstermek, civanmertlik sergilemek, fakat sıradan bir insan kadar bile beklentiye düşmemek... Bütün dünyada İslami hizmetler inkişaf ediyor. Ama olanlar hep Rabbimiz’in inayet ve lütfuyla oluyor. O, lütuf ve keremini üstümüzden eksiltmediği, inayetini kesmediği sürece de bu inkişaflar devam edecek ve insanlığın ma’kus talihi mutlaka değişecektir. Ne var ki, bu dönemde hizmet erlerini bekleyen bir hayli de handikaplar var. Bana göre bu handikapların en zorlusu, kişilerin bütünüyle birer İlahi lütuf olan inkişaf ve fetihleri kendilerine malederek gizli şirke düşmeleridir. %

27 Bu, hizmet insanı için öylesine korkunç karanlık bir girdaptır ki, o girdaba düşenlerin akıbetlerinden endişe etmemek mümkün değildir. Durum böyle olunca, ihtimal, Cenab-ı Hakk, bu tür insanlara bir çeşit merhamet murad buyurarak, onların ellerinden bu İslami hizmetleri alır ve başkalarına verir. Böylece o insanlar, bütün bütün kaybetme gibi korkunç bir girdaptan kurtulmuş olurlar. Evet, bu durum bir manada onlar adına büyük bir rahmettir. Çünkü onların şirkten kurtarılması, hizmet etmelerinden çok daha önemlidir. M.F. Gülen’in “Fasıdan Fasıla” Kitabından Alınmıştır.

28 TİTO'DAN TARİHİ İTİRAFLAR Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu batıl davasında şöhreti yurt dışına kadar taşmış bir insan olan Salih Gökkaya, hayatının son yıllarında İslam'la müşerref olarak Hakk'a rücu eder. Gökkaya, Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde "Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı" sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Josip Broz Tito'nun( ) şeref misafiri olarak Belgrad'a davet edilir. Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret ettiklerinde, hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin pişmanlık içinde dudaklarından dökülen şu itiraflar, apayrı bir tarihi kıymet ifade etmektedir: Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak... %

29 Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz? Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha.. yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar? Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.%

30 İtiraf etmek zorundayım; Ben Allah'a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir Kanun Koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır... Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda bağazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ah’larına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi... Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inancı taşıyorum yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin! İbrahim Refik “Geçmişten Geleceğe Işıklar” s:38


"(Hucurât sûresi: 7)...Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, imansızlığı, fâsıklığı, günahkarlığı, isyanı size çirkin gösterdi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları