Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Devr-i Hamid. 1876 1876’da İstanbul’da yayınlanan 47 süreli yayın mevcuttu. Bunlardan yedisi günlük olmak üzere 13 tanesi Türkçeydi. İki tanesi yarı haftalık,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Devr-i Hamid. 1876 1876’da İstanbul’da yayınlanan 47 süreli yayın mevcuttu. Bunlardan yedisi günlük olmak üzere 13 tanesi Türkçeydi. İki tanesi yarı haftalık,"— Sunum transkripti:

1 Devr-i Hamid

2 ’da İstanbul’da yayınlanan 47 süreli yayın mevcuttu. Bunlardan yedisi günlük olmak üzere 13 tanesi Türkçeydi. İki tanesi yarı haftalık, bir tanesi haftalık politik, bir tanesi haftalık mizahi, bir tanesi haftalık Tıbbi ve bir tanesi de haftalık resimli karakterdeydi. Türkçe olmayan yayınlardan dokuz Rumca, dokuz Ermenice, yedi Fransızca, üç Bulgarca, iki İngilizce, iki İbranice, bir Almanca ve bir Arapça yayın mevcuttu yılında yapılan kırk yedi yayın 1871 ile 1876 yılları arasında ulaşılan en yüksek rakam anlamına gelmez. Zira damga pulu vergisi gibi türlü güçlükler bu yayınlar içinde hangilerinin ayakta kalabileceğini belirliyordu. Yapısal olarak sağlam olanlar ve iyi ekipmanlarla donatılmış olanlar ancak yollarına devam edebildiler öncesinde yayınların sayısı ziyadesiyle değişkendi. Bazı zamanlarda dört beş tane resimli mizah dergisi vardı. Corteille ve Ubicini tarafından hazırlanan 1876 tarihli “Osmanlı Devleti’nin Mevcut Durumu/ État Présent de L'empire Ottoman ” başlıklı çalışmada, yazarlar 1876 salnamesinde bahsi geçen bazı yayınların artık faal olmadıklarını ve bazı basımı devam eden yayınlarınsa bu resmi metinde yer almadığını fark etmişlerdi. Ubicini ve Courteille, Etat Present de I'Empire Ottoman, Paris 1876, s. 167.

3 Sabah Türk basın tarihinin uzun soluklu gazetelerden biri olan Sabah, Şemseddin Sami’nin idaresinde yayın hayatına başlamıştır. Gazetenin imtiyaz sahibi E. Papadapulos, müdürü ise Mihran Efendi idi. Şemseddin Sami, hem gazetenin idarecisi hem de başyazarı idi. Bazı isim değişiklikleri ve kesintilere rağmen gazete, 1922 yılına kadar yayın hayatına devam etmiştir. 9 Mart 1876 (13 Safer 1293) günü ilk sayısı yayınlanan Sabah’ın yayın politikası Şemseddin Sami tarafından yazılan mukaddimede ortaya konulmuştur. Gazetelerin ülkelerin gelişmesinde önemli hizmetleri olduğuna vurgu yapan Şemseddin Sami, ilk çıkışından itibaren gazetelerin pek çok faydası olduğuna dikkat çekmiştir. Şemseddin Sami, toplumun gazeteden yeteri kadar istifade edebilmesi için iki hususa özellikle dikkat edilmesi gerektiği kanaatindedir. Bunlardan ilki, herkesin anlayabileceği bir lisanla ve okuyucuyu sıkmadan mümkün olduğu kadar kısa yazmak; ikincisi de, herkes tarafından kolaylıkla satın alınabilecek kadar ucuz olmak. Böylece gazete, daha geniş kitlelere ulaşma ve etkileme imkânına kavuşmuş olacaktı. Şemseddin Sami (Frashëri) (1 Haziran 1850, Frashër - 1 Temmuz 1904, İstanbul), Arnavut asıllı Osmanlı yazarı, ansiklopedist ve sözlükçü. İlk Türkçe roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ın (1872), ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamus-ül Alam'ın ( ) ve modern anlamdaki ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türkî'nin (1901) yazarıdır. Ayrıca Kamus-ı Fransevî adlı Fransızca ve Kamus-ı Arabî adlı Arapça sözlükleri kaleme almıştır. Ağabeyi Fraşereli Abdül Bey ile birlikte, Latin ve Yunan harflerini kullanan ilk Arnavut alfabesini geliştirmiş (1879) ve Arnavutça bir gramer kitabı yazmıştır (1886). Kardeşi Naim Fraşeri, Arnavut milli şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Türk Futbol tarihinin en büyük kulübü olan Galatasaray Spor Kulübü' nün kurucusu Ali Sami Yen'in babasıdır.

4 Bab-ı Ali’de Sabah Gazetelerin mukaddimelerinde sıklıkla karşılaşılan vatana hizmet etme gayesi Şemseddin Sami tarafından da dile getirilmiştir. Şahsi gayelerini öne çıkarmadan, esas gaye olan toplum yararını gözetme çabası, belirledikleri gazete fiyatı ile de kendisini göstermekteydi. Diğer gazetelerle mukayese edildiğinde oldukça düşük görünen fiyat, gazete idarecilerinin esas maksadının şahsi değil, toplum yararı olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim altıncı sayıda yer verilen bir okuyucu mektubunda, gazetenin fiyatının düşük olması, haberler arasında boşluk bırakılmaması ve ebadının küçük olması gibi eleştiriler üzerine şöyle bir cevap verilmiştir: “Bizim maksadımız herkesin kolaylıkla alıp okuyacağı surette bir gazete çıkarmaktır. Gayemiz topluma hizmet olduğundan mümkün mertebe çok havadisle faydalı bilgiler yayınlamaktır. Bunun için gazete kâğıdını fazla büyütmeden fiyatını da düşük tutmayı amaçladık. Gazetenin kenarlarının çok ve haberlerin arasının açık olmasında nasıl bir güzellik vardır? Kâğıdın fazla olması halka nasıl bir yarar sağlar, bunun için niye daha fazla para versin? Biz kâğıtçı değiliz ki, beyaz kâğıt satalım. İleride haber çoğalır da bizim kullandığımız alana sığmazsa daha küçük harflerle dizer, lakin gazetenin ebadını ve fiyatını asla değiştirmeyiz. Biz vatana ve millete hizmet etme gayesindeyiz. Hiçbir aklıselim sahibi fiyatının azlığından dolayı gazeteye hakaret nazarıyla bakamaz. Gazetemizin fiyatı on para ise de kıymeti ondan fazladır. Bununla iftihar ediyoruz. Üstelik medeni memleketlerde halkın en çok rağbet ettiği gazeteler ucuz gazetelerdir.” Sabah gazetesinin yayınlanmaya başladığı sırada yaşanan Hersek isyanı bütün gazetelerin en önemli gündemini oluşturuyordu. Nitekim hemen her sayıda bu konuya uzun uzadıya yer veriliyor, mesele enine boyuna tartışılıyordu. Sabah’ın üçüncü sayısında Hersek isyanı uzun bir başyazı ile okuyucuya aktarılırken, basının isyanın seyri üzerindeki rolüne de değinilmiştir. İsyanın başlangıçta pek ehemmiyeti yokken gazeteler sayesinde büyüdüğü ve bunun da halkın korkunç rüyalar görmesine neden olduğu ifade edilmişti. Yazıda “artık sabah oldu, efkâr-ı umumiye karanlıktan kurtuldu” denilmişti.

5 Gazete, 1875 yılında İstanbul’da Çiçek Pasajı’nda ciltçilik yapan Papadopulos tarafından Sabah adıyla yayımlanmaya başladı. Başyazarı Şemsettin Sami olan gazete, sık sık sansürle başının derde girmesi ve Şemsettin Sami’nin gazete patronuyla anlaşamayarak ayrılması üzerine 1882’de el değiştirdi [1]Çiçek PasajıŞemsettin Sami [1] Sabah Gazetesi, 1882’de gazetenin idare müdürü Mihran Efendi tarafından Papadopulos’tan satın alındı. 1891’de gazetenin tirajı 12bine ulaştı. Gazetenin bünyesine giren yazarlar arasında ünlü gazeteci Ahmet Rasim de yer aldı Ahmet Rasim II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz 1908 gecesi, Mihran Efendi ile İkdam gazetesi sahibi Ahmet Cevdet’in anlaşarak gazete provalarını görmeye gelen sansür memurlarını kovması günümüzde de kutlanan 24 Temmuz Gazeteciler Bayramı’nın doğmasına vesile oldu. II. Meşrutiyet24 Temmuz1908İkdam gazetesiAhmet Cevdet I. Dünya Savaşı sonunda Sabah Gazetesi, Ali Kemal tarafından çıkartılan Peyam Gazetesi ile birleştirildi; adı “Peyam-ı Sabah” oldu. Kurtuluş Savaşı yılları boyunca Anadolu’da gerçekleşen ulusal mücadeleye muhalif yazılar yayınlandı. Savaş sonunda iki ortak ayrıldı ve Mihran Efendi, gazeteyi Sabah adıyla yayımlamayı sürdürdü. Ali Kemal’in linç edilerek öldürülmesi üzerine Mihran Efendi 7 Kasım 1922’de gazeteyi kapattı. I. Dünya SavaşıAli KemalPeyam GazetesiKurtuluş Savaşı

6

7 Sansür Sultan II. Abdülhamid, hem ülkeye giren yabancı basını denetim altına almaya çalışan, hem de yabancı basın yayın kuruluşlarıyla ilişkiler kuran ilk Osmanlı padişahıydı. 1878’de Matbuat Dairesi’nde hazırlanan bir layihada istenenler, onun basına bakışını büyük ölçüde şekillendirmiştir. Bu layihaya göre Matbuat Dairesi, yerli ve yabancı basını düzenli olarak takip ederek yanlış veya menfî ifadeler için bu gazeteler nezdinde takip ve tekzip çalışmaları yapmalı, olumlu yayınları takip ve teşvik etmeliydi. Gazete haberlerinden hülasa ya da bölümler padişaha her gün sunulmalıydı (Koloğlu, 2005:69). II. Abdülhamid’in saltanatı boyunca bu layihaya da uygun olarak Avrupa’nın başlıca gazetelerini düzenli bir şekilde takip edildi. Gazetelerdeki yazılar izlenerek zararlı görülen içerikler tekzip edilmeye çalışıldı. Bu gazetelerin muhabirleri ve yazarları çeşitli ihsanlarla elde edilmeye gayret edildi. Lehte haberler çıkarmak için bazen bir gazetenin kendisi, bazen muhabiri, bazen de sözleri gazetelerde yer alacak kimsenin bizzat kendisi finanse edilirdi. Reuter ve Havas gibi ajanslar da gazeteler dışında bu düzenden yararlananlar arasındaydı. Bu gazeteler arasında adeta düzenli maaşa bağlananlar dahi vardı. II. Abdülhamid dönemine özgü özellikler arasında sayılabilecek yararlılık gösterenlere verilen madalya ve nişanlar, kimi zaman yabancı gazetecilere de verilmişti (Engin, 2005:63-65). Sansür için 1888’den itibaren farklı kurul veya memurlar çalışmaya başladı. Bunlar, kitapların sansürü için Encümen-i Teftiş ve Muayene ya da Tedkik-i Muhalefât Komisyonuydu (Demirel, 2007:89-92). Bir kitap yayınlanırken bu kuruma müracaat etmek zorunluluktu. Basılan tüm kitaplardan birer nüsha, listeleri ile birlikte Yıldız’a gönderiliyordu. Ayrıca gazete ve tiyatroların sansürü için ayrı memurlar görev yapmaktaydı (BOA. Y.EE. 15/150). Bu eserde, maaş bağlanan gazete ve muhabirler ayrıca nişan verilen kimseler hakkında bilgilere ulaşılabilir. (Engin, 2005:63-65). Muhalif basın bunu da malzeme olarak kullanmakta gecikmedi. Georgiades’in 1893’te çıkardığı Abdülhamid karşıtı Le Yildiz gazetesinde yer alan bir karikatürde, elinde “satılık medya” yazılı gazete tutan bir adama II. Abdülhamid para ve nişanlar verirken resmedilmişti (Le Yildiz, 1 Ocak 1893). Örnek olarak bu listelerden bir tanesine göre, 1906 Haziranı’ndan Ağustosu’na kadar basılan, Riyaziye Eğlenceleri, Ma’lûmât-ı Zirâîye gibi otuz sekiz kitabın nüshaları saraya gönderilmişti (BOA. Y.A. HUS. 507/97).

8 İstikbal Muhalif oluşumlardan bir tanesi Mason Cemiyetleri ve faaliyetleridir. Scalieri ve çevresindeki masonların V. Murad’ı tahta geçirme gayretleri Avrupa’da bir müddet daha devam edip son bulsa da Mason cemiyetleri bir siyasal muhalefet odağı olarak uzun yıllar faaliyet gösterdi (Hanioğlu, 1985:79-82). Sultan II. Abdülhamid aleyhindeki birçok girişimde, bazı masonların ya da teşkilâtlarının isimleri arşiv belgelerine yansımaktadır (BOA. Y. EE. 79/60, BOA. Y. EE. 106/13). Masonların bu faaliyetleri şüphesiz II. Abdülhamid’in onlara karşı tedbirler almasına neden oldu. Bu tedbirler daha ziyade basın ve siyaset faaliyetlerine yönelikti. Orhan Koloğlu’na göre, Sultan II. Abdülhamid, doğrudan siyasetle uğraşmaktan çekineceklerini düşündüğü bu cemiyetin faaliyetlerine iyi takip edilmek koşuluyla müsaade ediyordu. Masonların siyasî faaliyetlerine yönelik kısıtlamalar ise onların, Jön Türklerle ilişki kurmalarını hızlandırdı. İlerleyen yıllarda oldukça genişleyen Selanik’teki Büyük Doğu locasının üstâd-ı azamı Emanuel Karasu ile kurulan ilk irtibatın ardından Jön Türkler arasında masonluk hızla yayıldı. 1903’te Talat Paşa gibi birçok önemli ismin katıldığı örgüt, 1909’a gelindiğinde kırk beş locada 3000 kadar üyeye ulaşmıştı (Özcan, 1998:121). Orhan Koloğlu, II. Abdülhamid döneminde var olanlara ek olarak, Selanik’te İtalyan, İspanyol, Fransız; Serez ve Yanya’da Yunan; Kayseri ve Ankara’da İtalyan obediyanslı localar kurulduğunu ifade etmektedir. (Koloğlu, 2007:145). Avrupa’daki ilk bireysel muhalefet hareketi de yine mason teşkilâtları ile ilişkili bir isimden gelmişti. Daha önce sözü edilen Scalieri-Aziz Bey komitesinin üyelerinden biri olan Ali Şefkati, eski Şura-yı Devlet muavinlerindendi. Avrupa’daki ikinci kuşak Jön Türk muhalefetini başlatan isimlerden biri olan Şefkati, V. Murad’ı tahta çıkarma girişimleri nedeniyle hapse mahkûm olmuş, daha sonra da Avrupa’daki faaliyetleri nedeniyle memuriyetten ömür boyu men edilerek mal varlığına el konmuştu (Kuran, 2000:36-37). Yurtdışı gazeteciliğinde önemli bir dönüm noktası sayılabilecek olan İstikbâl gazetesi onun yönetiminde henüz 1879’da Napoli’de yayın hayatına başladı. Gazete, ilk satırlarında, “Ey Millet, gaflet uykusundan ne zaman uyanacaksın?” diye sesleniyordu (İstikbâl, 7 Kasım 1879:1). İstikbâl gazetesinin yayın faaliyetini önlemek için Şefkati’nin yurda döndürülmesi için çabalanmış; gazetesinin ülkeye sokulması yasaklanmıştı (BOA. Y.A.HUS. 165/116). Bir süre de Cenevre’de yaşayan Ali Şefkati, ikna edilemedi ve Paris’te maddî güçlükler içerisinde yaşamını kaybetti. Ölmeden önce kendisini madden bir ölçüde destekleyen Mısır Hıdivi’nin gönderdiği aylıklar İstanbul’dan yapılan müdahalelerle kesilmişti (BOA. Y.A.HUS. 167/102).

9 Mason Basın İttihat ve Terakki’nin, Jön Türklerin siyaset ve matbuat hayatına hakim olacağı günlere gelmeden önceki yayın faaliyetleri içerisinde 1881’de Cenevre’de bir mizah dergisi olarak Hakkı Bey’in müdürlüğü ve muharrirliğinde çıkan Gencîne-i Hayal’den söz edebilir (Gencîne-i Hayal, 1881:1). Ayrıca Ahmed Emin de, Ali Şefkati gibi “anti-hamidi” yayınlarından bir tanesinin her ne kadar isminden söz etmese de Atina’da Essad Efendi adında birisi tarafından 1882’de yapılmakta olduğundan söz etmektedir (Ahmed Emin, 1914:66). 1890’lara gelindiğinde, gerek Avrupa’da gerekse yurt içinde muhalefet faaliyetleri ciddî bir düzeye ulaştı. Bilhassa yayın faaliyetleri bakımından, Şükrü Hanioğlu’nun masonların faaliyetleri içerisinde ele aldığı birkaç hadise dikkat çekicidir yılında Justin Marengo adlı bir şahıs La Turquie Libre dergisini çıkarmaya başlamıştı. Derginin kapağında önce “Organe du Parti Constitutionnel Ottoman” adlı bir kurumun yayın organı olduğu belirten bir döviz bulunuyordu. Gazetenin on dördüncü sayısında, “Constantinople en Danger” başlığı altında, Mithat Paşa’nın anayasa mücadelesi ve sonu anlatılıyor, muhalif bir üslup ile II. Abdülhamid devri icraatları yeriliyordu (La Turquie Libre, 15 Eylül 1892:1). Daha sonra “Comité Liberal Otoman” adlı bir cemiyetin beyannameleri bu dergide görülmeye başladı. Yayın yeri olarak gazetenin üzerinde hem Latin harfleriyle hem de Osmanlıca Paris’te çıktığı ifade edilse de, Muammer Göçmen, gazetenin Cenevre’de çıktığını belirtmektedir. (Göçmen, 1995:117). Comité Liberal Otoman, Osmanlı Hürriyetperveran Cemiyeti adlı mason örgütünün diğer adıydı. Osmanlı Hürriyetperveran Cemiyeti ise 1895 yılında İstanbul sokaklarına birtakım siyasî bildiriler asılmasıyla kendisini muhalif kamuoyuna tanıttı (Hanioğlu, 1985:81-83). La Turquie Libre’nin basıldığı şehirler olan Paris ve Londra’ya sefirler vasıtasıyla çeşitli müracaatlar yapılarak (BOA. Y.A.HUS. 259/28), Marengo, gittiği Danimarka ve Belçika gibi ülkelerde takibi edildi ve faaliyetleri engellenmeye çalışıldı

10

11 Bunlar gibi, İttihatçılıktan ziyade Jön Türk olarak anılabilecek bir başka hareketi de Selim Faris başlattı. Kahire kökenli ve Marunî olan babası Ahmed B. Yusuf, İstanbul’da Müslüman olmuş ve 1861’den itibaren El-Cevaib adlı Arapça bir dergi çıkarmaya başlamıştı. Müslümanları halife etrafında toplanmaya çağıran yazıları ve dergisinin zengin muhtevası sayesinde kısa sürede Arapça konuşulan tüm bölgelerde tanındı. Babası ile uzun yıllar bu dergiyi yürüten Selim Faris, babasının ölümünün (1884) ardından derginin idaresini devraldı. Başta II. Abdülhamid ile iyi ilişkileri olsa da The Decline of British Prestige in the East adlı kitabını yazdığında (1887) Avrupa’da olduğu ve Osmanlı yönetimi ile ters düştüğü anlaşılmaktadır (Faris, 1887:186). Bir muhalif olarak onun sesini, 1894’te, tıpkı Namık Kemal’inki gibi Hürriyet adlı bir gazete çıkarması ile duyurdu. Şerif Mardin, onu Jön Türkler içinde İttihat ve Terakki ile uzlaşmayan ve 1895’ten sonra Jön Türklerin kendisinden uzak durmaya çalıştığı bir isim olarak diğerlerinden ayırmakta, yabancı postalarla yurda sokulan Hürriyet’in Askerî Tıbbiye öğrencileri tarafından okunduğunu ve ilgi ile karşılandığını belirtmektedir (Mardin, 2005:40). Jön Türkler’le arasındaki uyuşmazlığın nedeni Ahmed Bedevi Kuran’ın eserinde yer verdiği bir mektubun da akla getirebileceği gibi sarayla ilişkisinin sürdüğüne dair yaygın kanaat olabilir (Kuran, 2000:39). Selim Faris’in bahsettiğimiz kitabı dışında birçok yazısı da İngiliz gazetelerinde yayınlamıştı. Bunlar, Fransa’nın Suriye meselesine yaklaşımı ve İngiltere’nin Mısır politikası ile ilgili yazılardı. Faris ilk yıllarda, gazetesi Hürriyet’i yayınlatacak bir matbaa bulmakta güçlük çekti. O günlerde Civanpir takma adını kullanan Faris, Meşveret ve La Jeune Turquie gazetelerinin Paris’te çıkmaya başlamasından sonra, onlarla yayınlanma sıklığı ve gazete ebatları konusunda rekabet etmeye çalışmıştı (Tütengil, 1985:74-75). Hürriyet gazetesi ilk sayılarında Arap dünyası ve Suriye haberlerine bolca yer verirken bir süre sonra gazetesi Parti Constitutionel en Turquie adında bir örgütün yayın organı haline geldi. Bu örgütün lideri olan Selim Faris 1892’de Cemiyet-i Cedîde-i Osmaniye adında bir cemiyet daha kurdu. Selim Faris’i birçok farklı isimle teşekkül etmiş örgütler içerisinde de görülmektedir. Bunlar arasında Türk-Suriye Komitesini de sayabiliriz (Hanioğlu: 1985:96-99). Yabancı postaneler, Jön Türk hareketi içerisinde oldukça kritik bir önemi haizdir Küçük Kaynarca Anlaşması ile ilk kez Rusya’ya tanınan, ülke içinde elçilik kurma ve özel elçiler vasıtasıyla mesaj taşıyabilme hakkı zaman içinde genişleyerek tüm devletlere tanınmış; bu postaneler zaman içinde dokunulmaz kurumlar haline gelmişti. Osmanlı makamlarınca takip ve kontrol edilemeyen yabancı postalar, firarî durumda olan Jön Türklerin iletişimleri ve basın yayın faaliyetlerinin dağıtımı için kullandıkları bir vasıta haline gelmişti. (Ahmed Emin, 1914:37).

12 Selim Faris ile aynı dönemde Avrupa’da II. Abdülhamid’e muhalefet eden Demetrius Georgiades, Türk olmayan bir başka Jön Türk görünümündedir. Yayınlarında Osmanlı azınlıklarına sık sık yer veren Georgides’in, fikirlerinin arkasındaki isim Nicolaides’tir. Nicolaides desteklediği bu faaliyetleri ilerleyen yıllarda Saray ile pazarlık konusu haline getirdi; emeline ulaştıktan sonra da Padişah’ın başlıca destekleyicilerinden biri oldu (Hanioğlu, 1985:134). Gieorgiades, 1891 yılında Paris’te La Turquie Contemporaine adlı bir gazete çıkartdı. Gazetenin başlığının altındaki Organe De La Jeune Turquie dövizi dikkat çekicidir. Onun fikirlerinde ayrılıkçı eğilimlere işaret eden isimlerden biri olan Şerif Mardin bu düşüncesini, onun idarecisi olduğu gazetenin sayısında Osmanlı boyunduruğundan kurtulmaktan söz etmesine bağlar (Mardin, 2005:38; La Turquie Contemporaine, 11 Mayıs 1891:2). Gazetede ayrıca, Osmanlı’nın güncel durumu tarif edilirken hükümetlerinin basiretsizliği nedeniyle geçmişteki güzel ülkenin tam bir harabeye döndüğü söylenir; ona göre, Padişahın tiranlığı, tarihte hiç görülmemiş ölçüde sert olmakla birlikte, vergiler son derece ağırdır (La Turquie Contemporaine, 20 Nisan 1891:1). İlk olarak gazetesi La Turquie Contemporaine’in ikinci sayısında ifade ettiği üzere (La Turquie Contemporaine, 1 Mayıs 1891:3), Geogiades, 1892’de Paris’te yayınlanan La Turquie Actuelle adlı kitabında II. Abdülhamid’in zannedildiği üzere Jön Türk muhalefetini tamamen bitiremediğini yazdıktan sonra arzu ettiği reformlardan bahseder. Devletin daha seküler bir yapı içerisinde Avrupa’daki gibi anayasal bir parlamento rejimine kavuşabileceğine vurgu yaparak, teolojik karakterdeki Abdülhamid rejimi ile ilerleme sağlamanın imkânsızlığından söz eder (Georgiades, 1892: ). 1892’te yine Paris’te çıkarmaya başladığı Le Yildiz’da ise bir yandan II. Abdülhamid’e yüklenirken, bir yandan da Osmanlı’nın Hıristiyan azınlıklarının haberlerine bol miktarda yer vermektedir. 10 Ekim 1892’de “programımız” başlığıyla yayına başlayan Le Yildiz, batılı devletlerin Abdülhamid’in cinayetlerine ve istibdadına karşı gereken ilgiyi göstermediğinden yakınarak, onların dikkatini şark meselesine çekmeyi görevleri arasında sayar (Le Yildiz, 10 Ekim 1982:1). Georgides’in Le Yildiz’ında, mason cemiyetlerinin diğer yayınlarında olduğu gibi, V. Murad’ın sağlığı, kendisi ve şahsiyeti gibi konuların derin bir ilgiyle ele alındığını görmek mümkündür (Le Yildiz, 11 Şubat 1893, s. 6). Selim Faris ve Georgiades reformcu görüşleriyle her ne kadar Jön Türk hareketi içerisinde algılansalar da separatist/ayrılıkçı eğilimleri bakımından Arnavut milliyetçiliğinde öne çıkan İsmail Kemal Bey’in çizgisine daha yakındırlar. İsmail Kemal Bey’in bu çerçevedeki görüşleri uzunca bir mektup şeklinde Le Temps gazetesinde görülebilir. (Le Temps, 8 Nisan 1897:1-2).

13


"Devr-i Hamid. 1876 1876’da İstanbul’da yayınlanan 47 süreli yayın mevcuttu. Bunlardan yedisi günlük olmak üzere 13 tanesi Türkçeydi. İki tanesi yarı haftalık," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları