Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli."— Sunum transkripti:

1 BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli 2014

2 insan, sürekli değişen bir bulut gibidir... hep merak konusu olmuş olan insan, sürekli değişen bir bulut gibidir, psikologlarsa bulutta yüzler gören insanlar gibi. Bir psikolog üst kısımda bir burun ve dudağın hatlarını görür, sonra mucizevi bir şekilde bulutun diğer kısımları da buna göre şekillenir ve ileriye bakan bir süpermenin hatları görünür. Başka bir psikolog ise bulutun alt kısmına odaklanır; bir kulak, bir burun, bir çene görür ve birdenbire bulut geriye doğru bakan bir Epimetheus şeklini alır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 2

3 Dolayısıyla, her algılayan için bulutun her parçasının farklı bir işlevi, adı ve değeri vardır - - bunu belirleyense kişinin başlangıçtaki algısal eğilimidir. Aslında bir ekolün kurucusu olmak için yalnızca başka bir kenarda bir yüz görmek yeterlidir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 3

4 Bölüm 2 Sigmund Freud Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 4

5 Freud’un muazzam yaratıcılığı göz önüne alındığında, bütün o yaratıcı yılları boyunca kuramsal fikirlerindeki birçok yön değiştirme ve değişiklikte olduğu gibi kuramsal sisteminin kapsamlı bir psikobiyografik analizini yaparken de karmaşıklık ile muazzam uyum arasında gidip gelmek durumunda kalınmaktadır. Bu nedenle, Freud’la ilgili çalışmamızı onun yaşamında, psikoseksüel gelişim kuramının belli özelliklerinin kaynağını oluşturan öznel durumların açıklanması ile sınırlı tutmayı tercih ettik Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 5

6 Kişilik kuramının öznelliği üzerinde çalışan bir öğrenci Freudçu sisteme özel bir ilgi gösterecektir, çünkü Freud’un kuramları onun kendini analiziyle yakından bağlantılıdır. Bizim görüşümüze göre, herhangi bir kendini analiz, sistematik bir aktarım analizinin eksikliğinden dolayı ve hiçbir bireyin kendi örgütleyici ilkelerinin tamamen dışında durmayı başaramayacağı gerçeğinden dolayı sınırlı ve kısıtlıdır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 6

7 Bizim çalışmamız, Freud’un kendi kendini analizinde yer vermediği ancak yine de onun kuramsal fikirlerinde kendilerini göstermiş olan erken yaştaki deneyimlerinin önemli unsurlarına ve kişilik yapısına odaklanmaktadır. Özellikle, onun psikoseksüel gelişim kuramının ve bu kuramın temel metapsikolojik somutlaştırmalarının Freud için kısmen, annesinin idealize edilmiş imgesini derin bilinçdışı ikirciklilikten koruma amacı güden bir savunma- onarma çabası görevi görebileceğini savunacağız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 7

8 FREUD'UN YAŞAMINDAKİ İKİRCİKLİLİK Sigmund Freud annesinin ilk ve tartışmasız en sevdiği çocuğuydu ve daha sonra şöyle yazacaktı: “Annesinin tartışmasız en sevdiği çocuğu olmuş olan bir adam yaşamı boyunca bir galibiyet duygusu taşır, başarıdan emin olma duygusu sıklıkla gerçek başarıyı getirir.” (Jones 1953, s. 5) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 8

9 Başının etrafında bir zarla doğdu ve bunun da o kişinin gelecekte şöhretli ve mutlu olacağının bir işareti olduğuna inanılmaktaydı. Bir pastacıdaki yaşlı bir kadının kehaneti de bunu destekleyince, annesi gururla bu dünyaya büyük bir insan getirdiğine inanmaya başladı (Jones 1953) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 9

10 Ancak tartışacağımız üzere, Freud’un annesine karşı bilinçli tutumlarının olumlu ve ikirciklilikten uzak niteliği, aralarındaki ilişki ile ilgili taşıdığı imgeyi olumsuz duyguların istilasından koruma görevi gören savunmacı bir idealleştirme sürecinin ürünüdür. Ayrıca, bu savunmacı idealleştirmenin en nihayetinde annesine karşı öfke dolu duyguların korkunç bir şekilde ortaya çıkmasını engelleme işlevi gördüğünü de göstereceğiz, ki kendisi bu duyguları onu kaybedeceğine ilişkin katastrofik olasılık ile ilişkilendirmiştir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 10

11 İlk Deneyimler Freud 1856’da, hayatının ilk üç yılını geçirdiği Freiburg, Moravia’da doğdu. Aile çevresi babası, annesi ve üvey abisi Philipp’ten oluşmaktaydı. Diğer üvey abisi Emanuel evliydi ve yakın bir yerde yaşıyordu. Emanuel'in oğlu John, Freud’un ilk oyun arkadaşı olacaktı. Evde ayrıca ona 2,5 yaşına kadar bakan yaşlı bir dadı da vardı Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 11

12 Onu dünyaya getirmiş olmanın büyük gururu göz önüne alınacak olursa, bu ilk dönem aşırı derecede yoğun bir narsisistik karmaşanın içinde geçmiş gibi görünmektedir. Ancak, 11 aylık olduğunda, annesinin sevgi dolu ilgisinin tek alıcısı olduğu bu erken narsisistik saadet küçük kardeşi Julius’un doğumuyla bozuldu. Freud, bu davetsiz gelen misafir görüntüsüne kıskançlık ve öfkeyle tepki gösterdi. Yaklaşık sekiz ay sonra kardeşi öldü Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 12

13 Julius öldüğünde 19 aylıktı. “Vicdan azabı tohumları” tanımı, Freud’un kendi kıskanç beddualarıyla kardeşinin “ortadan kaybolması” arasında neden-sonuç ilişkisi kurduğunu düşündürmektedir. Dolayısıyla, düşmanca duyguların sihirli gücüne ilişkin çocukça inancı güçlü bir destek bulmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 13

14 Dadı ile annesine ilişkin ilk imgeleri arasındaki deneyimsel karşıtlık dikkat çekicidir. Yön değiştirme yoluyla, anne dolaylı olarak aklanmakta ve idealleştirilmiş bir nesne olarak koruma altına alınmaktayken, dadının kötü olarak tasvir edildiğine ve nevrotik sorunlarından sorumlu tutulduğuna inanmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 14

15 Bize göre, Anna’nın doğumunun etrafında dönen olaylar Freud’un kişiliğinin gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir, çünkü annesinin sevgisi için başka bir sinir bozucu rakip ortaya çıkmakla kalmamış, aynı zamanda dadının kendisi de birdenbire onun hayatından çıkıp gitmiştir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 15

16 Dadı hayatının hala aktif bir parçası iken bu olumsuz duygular zaten belli bir dereceye kadar ortaya çıktığı için, onun gitmiş olmasını istediği, böylece onun baskıcı ve kötü muamelesinden kurtulmuş olacağı birçok durum gerçekleşmiş olmalıdır. Dolayısıyla, onun aniden ortadan kayboluşu daha önce Julius’un ortadan kayboluşu gibi deneyimlenmiş olmalıdır, yani onun kötü dileklerinin sihirli bir şekilde yerine gelmesi olarak. Dolayısıyla, onun düşmanca duygularının tüm güçlülüğüne ilişkin algısı dramatik bir şekilde desteklenmiş olmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 16

17 Ancak dadının ortadan kaybolması yalnızca büsbütün kötü bir şeyden kurtulmak anlamına gelmemekteydi, aynı zamanda ilişkilerinde sevdiği ve gereksinim duyduğu bütün unsurların güvenliğinin sarsıcı bir şekilde kaybolmasıydı. Şimdi Freud’un sonradan gelişen annesini kaybetme korkusunun doğasını ve ayrıca annesine ilişkin tamamen olumlu ve idealize edilmiş bir imgeyi korumaya yönelik savunmacı ihtiyacını yorumlama durumundayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 17

18 Küçük Freud annesine karşı öfke dolu duygularının onun için potansiyel olarak bu kadar yıkıcı olduğuna neden ikna olmuştur? Bu ikna oluşun en derin kaynağının anne ile oğul arasındaki yoğun narsisistik karmaşada, özellikle de annenin oğlunun yüceliğine ve aralarındaki “en mükemmel” ilişkinin kendi özsaygısını yükselteceğine olan güveninde bulunabileceğine inanmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 18

19 Bu ilişkide onun husumetinin asıl nedeni, annesinin nefret uyandıran başka bir davetsiz misafiri dünyaya getirerek bir kez daha onun sevgisine ihanet etmiş olmasıydı (ilerleyen yıllarda beş kardeş daha doğmuştur). Dolayısıyla, onun duygusal yaşamındaki temel çatışma ortaya çıkmış oldu, yani annesinin sevgisine karşı duyduğu yoğun ve sahiplenici ihtiyaç ile aynı derecede yoğun ve sihirli bir şekilde kuvvetli olan nefret duygusu arasındaki çatışma Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 19

20 Jones (1953), Anna’nın doğumuyla ilgili olayların, Freud’un çocukların geçmişine ilişkin sorunlarla ilgilenmesi için güçlü bir uyaran olduğunu ileri sürmektedir. Bu sorunun Freud için özellikle zor ve acı verici olduğunu düşünmekteyiz, çünkü bu sorun için sevgili annesini sorumluluktan kurtaracak bir çözüme gereksinim duymuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 20

21 Anne imgesinin öfke uyandıran ve hayal kırıklığına uğratan niteliklerini parçalayarak, bastırarak ve yerini değiştirerek annesiyle ilişkisini olumsuz duyguların istilasından korumuş, annesini kendi öfkesinin ezici gücünden ve kendisini de annesini kaybetmenin korkunç felaketinden kurtarmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 21

22 Freud’un (1900) yeğeni John ile ilişkisinde de olumlu ve olumsuz güçlü duygular bir arada görülebilmektedir; aslında, onun kendi kendini analizindeki yeniden canlandırmalarında John aynı zamanda hem bir arkadaş hem de bir düşman olarak tarif edilmektedir (s. 483) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 22

23 Freud’un annesiyle ilişkisi erken yaşlarındaki bu çatışma dolu sevgi-nefret karmaşalarının tam ortasında tek olumlu imge olarak, koruma altına alınmış bir saf güvenlik ve sevgi adası gibi durmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 23

24 YETİŞKİN İLİŞKİLERİ Doğa’nın genç ve cömert bir anne olarak düşünülmesinde Freud’u çeken şey, doğduğu ve ilk çocukluğunun mutlu zamanlarını geçirdiği yere geri dönmek için duyduğu ve gençliğinden miras kalan güçlü istektir (Jones 1953). Bize göre bu da annesiyle ilk zamanlardaki ilişkisindeki kaybolan cenneti yeniden bulma isteğini ifade etmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 24

25 Freud (1927) başka bir bağlamda, tıp çalışmalarına olan ilgisini “çocukça merakı”ndaki değişkenliklere ve “içinde yaşadığımız dünyadaki bilinmezlikler hakkında bir şeyler öğrenme ihtiyacını zapt edememesine …” bağlamıştır (s. 253). Bilinmezlikleri çözmek Freud’un çalışmalarının ana teması olacaktır. Yaşamındaki ilk ve en kesin bilinmezlik önce onu aşırı sevgi yağmuruna tutup sonra da ona ihanet eden ve bir türlü anlayamadığı annesi olmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 25

26 Jones (1953) Freud’un sevdiği kişiye olan tutumunu “büyük bir tutku” (s. 109) olarak tanımlamakta, Freud’un dört buçuk yıllık nişanlılık dönemleri boyunca (bunun üç yılında birbirlerinden ayrıydılar) nişanlısına yazdığı 900’den fazla mektuptan yaptığı geniş alıntılarla bu nitelendirmeyi belgelendirmektedir. Freud’un idealleştirme ihtiyaçlarının niteliği ve gücü onun ilk aşk mektuplarında görülmektedir: Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 26

27 Uzun ayrılıkları boyunca Freud yeniden kavuşmak için sık sık “korkunç bir hasret … tanımlanamaz bir özlem” duymuştur, öyle ki kavuştuklarında bütün dertleri “sihirli bir dokunuşla” uçup gidecektir (s ). Freud’un “bütün dünyası” (s. 183), “ideal kadın”ı (s. 176), bütün iyiliğin, anlayışın, nezaketin ve asaletin vücuda gelmiş hali olan bu kadınla ilgili yaşadığı korkuyla karışık saygıyı, aşırı mutluluğu ve tutkuyu hissedebilmekteyiz Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 27

28 Martha’ya coşkuyla şöyle yazmıştır: Ah, ne kadar harika olacak. Parayla geliyorum, uzun bir süre seninle kalıyorum, senin için sevimli bir şey getiriyorum, sonra da Paris’e gidip büyük bir âlim oluyorum ve Viyana’ya etrafımı saran büyük, çok büyük bir şöhret bulutuyla geri dönüyorum. Sonra da çok yakında evleneceğiz, tedavisi olmayan bütün sinirli hastaları tedavi edeceğim, sen bana iyi bakacaksın ve ben de sen çok neşeli ve mutlu olana kadar seni öpeceğim – ve sonra sonsuza dek mutlu yaşadılar. [Jones 1953, s. 76] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 28

29 Açıkça görülmektedir ki, kendisini annesinin ilgi ve sevgisinin tek odağı olarak gördüğü ilk zamanlardaki huzurlu dönemini Martha ile tekrar canlandırmaya çalışmaktadır. Ancak, nişanlılık döneminde Martha’nın sağlığıyla ilgili oldukça endişeli olması da aynı derecede kayda değer bir durumdur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 29

30 Bastırılmış düşmanlık duygusu, tıpkı annesiyle ilgili yaşadığı ilk ayrılık kaygısı krizinde olduğu gibi burada yeniden hortlamıştır. Hiç şüphesiz annesiyle ilgili durumda olduğu gibi, Martha’yı kaybetmek “kesinlikle dünyanın sonu olacaktır” (Jones, s. 132) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 30

31 Freud’un Martha’yı kendi mükemmel imgesinin kalıbına sokma isteği, onun yoğun kıskançlığı ve sahibiyetçiliği ile yakından ilişkilidir. Nişanlanmalarından kısa bir süre sonra, Freud, Martha’nın önceki talibi Max Meyer ile ilgili bir kıskançlık krizine girmiştir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 31

32 Martha’nın Freud’la nişanlıyken cesaret verdiği başka bir rakip olan Fritz Wahle ile ilgili olarak da şöyle yazmıştır: Senin Fritz’e yazdığın mektup … ne zaman aklıma gelse tüm kontrolümü kaybediyorum ve kendimde bütün dünyayı yerle bir edecek gücü buluyorum … Bunu hiç tereddüt etmeden yapabilirim. [Jones 1953, s , italikler eklenmiştir] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 32

33 Bu sözler, ona önceki rakipleri olan Julius ve Anna ile ihanet eden annesine karşı bilinçdışı öfkesinin yeniden canlandığını gösteriyor olabilir mi? Martha ne zaman bir anlaşmazlıkta onun tarafını tutmakta başarısız olsa Freud aynı derecedeki şiddetli öfkeyi göstermiştir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 33

34 Jones’a göre (1953) Freud Martha’dan şunları istemiştir: … kendisiyle, fikirleriyle, duygularıyla ve niyetleriyle tamamen özdeşleşmesini. Kendi ‘damgasını’ Martha’nın üzerinde göremediği sürece Martha gerçekten kendisinin olmuş olmayacaktır… Sahibiyetçilik, duygularının tek sahibi olma, çeşitli insanlara karşı tutumların mutlak birliği… En büyük soruna neden olan talep ise Martha’nın kendi annesini ve erkek kardeşini sadece eleştirmemesi değil … onlardan bütün ilgisini çekmesi gerektiği yönündeydi. Bu talebi dayandırdığı nokta ise onların kendisinin düşmanı olduğu, dolayısıyla onlara karşı nefretini Martha’nın da paylaşması gerektiğiydi. Eğer bunu yapmazsa onu gerçekten sevmiyor demekti. [pp ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 34

35 Freud’un Martha’yı idealize edilmiş bir mükemmellik kalıbına sokma ve bütün sadakat ve bağlılığıyla yalnızca onu seven bir anne yerine koyma ihtiyacının onun gerçek annesiyle yaşadığı travmatik ihanetin tekrarlanmasını önlemeye yönelik bilinçdışı arzusundan kaynaklandığına inanmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 35

36 En önemlisi de, nefret edilen annenin bölünmüş imgesinin ve ona karşı duyduğu kendi bastırılmış nefretinin korkunç bir şekilde ortaya çıkmasını engellemeye çalışmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 36

37 Freud’un Martha nedeniyle uğradığı hayal kırıklıklarına gösterdiği tepkiler çok aydınlatıcıdır. Çoğunlukla onun kıskançlık krizlerini vicdan azabı izlemektedir, ki bu vicdan azabının Martha’nın (yani annesinin) mükemmel imgesinin kusursuzluğunu yeniden inşa etme görevi gördüğü anlaşılmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 37

38 Jones (1953) bize Freud’unkinin başarılı bir evlilik, hatta bir “mutluluk limanı” olduğunu söylemektedir (s. 151). Nişanlılık döneminin sancıları göz önünde tutulacak olursa bu çok gariptir, ancak evliliğinin yaklaşık ilk bir yılı içinde (1886) Freud’un Wilhelm Fliess ile olan ilişkisinin başlamış olması bunu kısmen açıklayabilir. Fliess Freud’un önceden annesinden Martha’ya aktarmış olduğu geçmişe ait idealleştirme ihtiyaçlarının ve altta yatan bilinçdışı ikircikli çatışmanın mirasçısı olmuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 38

39 Freud’un arkadaşlıkları süresince Fliess’i idealize etme ihtiyacına yol açan üç önemli durum bulunmaktadır ( , bkz. Jones 1953; Schur 1972). Freud’un ciddi kalp hastalığı belirtileri sonucunda Fliess onun güvendiği doktoru olmuştur ve ona bir tür büyücü-şifacı gibi bağlanmıştır. İkincisi, Freud karanlığın içine, bilinçdışının keşfedilmemiş bölgesine doğru tek başına yolculuğa başlamaktaydı ve Fliess’in koruyucu akıl hocası rolünü üstlenmesine gittikçe daha güçlü bir ihtiyaç duymaktaydı. Üçüncü bir etken ise Freud’un önceki akıl hocası Joseph Breuer ile ilgili gittikçe artan hayal kırıklığıydı Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 39

40 Uzun bir dönem boyunca Fliess Freud’un tek seyircisi işlevini gördü. Freud özgüveni ve çalışmaya güdülenmesi için mutlak surette onun ilgisine, cesaretlendirmesine, onayına ve takdirine bağımlı bir hale geldi. Dahası, Fliess’ı yüce yargıç konumunda tutmak için Freud ona gerçekçi olmayacak şekilde idealleştirilmiş vasıflar bahşetmek zorunda kalmıştır, örneğin fevkalade yaratıcı bir zekâ ve kusursuz bir eleştirel muhakeme gücü gibi Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 40

41 Freud’un Fliess ile ilgili yoğun bir kendiliknesnesi aktarım yapısı geliştirmiş olduğu açıktır. Bu yapı aynalama ve idealleştirme unsurları içermekte (Kohut 1971) ve birçok oral-bağımlı imgelemden etkilenmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 41

42 Bizim görüşümüze göre, Fliess’la olan bu aktarım durumu, daha önce Martha ile olduğu gibi, Freud’un kendisini annesinin sevgisinin ve hayranlığının tek sahibi olarak hissettiği o ilk ideal döneme geri dönme özlemidir. Freud, idealize edilmiş anne objesiyle yaşadığı o ilk mutlu birlikteliği Fliess ile yeniden canlandırmaya çabalamıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 42

43 Martha’yla olduğu gibi, Freud sürekli olarak Fliess’in sağlığı hakkında çok endişelenmiştir (bkz. Jones 1953). Dahası, Fliess ne zaman bir yolculuğa çıksa Freud korku içinde kafasını bir tren kazası tehlikesine takmış, ondan düzenli aralıklarla haber almadığında dehşet verici felaket düşüncelerine kapılmıştır (bkz. Schur 1972). Bu da yine Freud’un annesi için yaşadığı ayrılık kaygısı krizini fazlasıyla andırmaktadır, ki bu kriz yoğun bir bilinçdışı ikirciklilik çatışmasının izlerini yansıtmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 43

44 Martha’da olduğu gibi, Freud sorumluluğun yönünü değiştirerek ve onu içselleştirerek Fliess’in (anne yerine geçen bir başka kişi) yüceltilmiş görüntüsünü korumuş, annesinin ilk yıllardaki idealleştirilmiş imgesini onun yarattığı hayal kırıklıkları ve arkasından gelen kendi bilinçdışı ikircikliliği tarafından kirlenmesini engellemek için başvurduğu zihinsel işlemleri tekrarlamıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 44

45 FREUD’UN KURAMLARININ SAVUNMA-ONARMA İŞLEVİ Freud’un çocukların gelişimi ile ilgili kuramsal görüşüne göre kötülüğün kaynağı ebeveynlerde (annede) değil, çocuğun kendi içinde, onun kendi cinsel ve saldırgan dürtülerindedir, ki bunlar doğuştan gelen, biyolojik olarak önceden belirlenmiş bir silsileye göre ortaya çıkmaktadır ve göreceli olarak çevresel etkilerden bağımsızdır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 45

46 Bu görüşün Freud’un ebeveynlerini, özellikle de annesini temize çıkarma isteğini yansıttığı konusunda Fine’a (1973) katılmaktayız. Özellikle, kötülüğün kaynaklarının çocuğa yöneltilmesi yoluyla Freud annesini ona ihanet etmek suçundan beraat ettirmiş, onun idealleştirilmiş imgesini kendi bilinçdışı ikircikliliğinin istilasından korumuştur Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 46

47 Freud’un hain anneyi sürgüne gönderme isteği, kuramında, çocuğun kendi kötü dürtülerinin türevlerini bastırma ihtiyacı ile yer değiştirmiştir. Dolayısıyla, Freud’un annesine karşı çelişkili öfkesinin ürünü olan ve onun bir dolaba kilitlendiğine ilişkin daha önceki korkunç görüntü, savunmacı bir şekilde metapsikolojik benzerine, yani kilit altına alınmış bilinçdışı id’e dönüştürülmüştür Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 47

48 Freud’un annesinin sadece ona yönelik olan büyük sevgisini geri kazanma mücadelesi, onun metapsikolojisinde de “psişik aygıt”ın içine aktarılmıştır. Bu aygıtta narsisistik ego “sahibinin sevgisini isteyen itaatkar bir köle” haline gelerek, “kendisini libidinal bir obje olarak id’e sunmakta ve id’in libidosunu kendisine bağlamayı amaçlamaktadır” (Freud 1923a, s. 57) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 48

49 Böyle bir kuramsallaştırmayla, Freud, onu hayal kırıklığına uğratma suçlarını içselleştirerek Martha ve Fliess’in (anne yerine koyduğu kişiler) idealleştirilmiş imgelerini koruduğu süreçleri tekrarlamıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 49

50 Dolayısıyla, Freud’un id, onun içgüdüsel dürtüleri ve enerjileri ve bunların evrensel olduğu varsayılan değişkenlikleriyle ilgili esas metapsikolojik yapıları savunma amaçlı somutlaştırmalar olarak görülebilir, ki bu somutlaştırmalar onun annesine karşı bilinçdışı nefretini önlemek ve ilişkilerinin bilinçli imgesinin ikirciklilikten uzak saflığını korumak için ömür boyu süren çabalarını destekleme ve sağlamlaştırma görevi görmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 50

51 Erkek çocuk tarafından deneyimlendiğini anlattığı basit ve olumlu Oedipus kompleksine fazlasıyla vurgu yaptığı için, Freud’un (1924) bilinçli olarak ve çok güçlü bir şekilde onunla özdeşleştiğini varsayabiliriz. Bu kurguda, çatışmanın bütün kaynağı erkek çocuğun kendi zapt edilmez içgüdüsel arzularında yatmaktadır ve bütün saldırganlığı babasına yöneliktir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 51

52 Suçlamaların içselleştirilmesi ve düşmanlığın yön değiştirmesi yoluyla, annenin idealleştirilmiş imgesi korunmakta, anne ile oğul arasındaki ilişki “bütün insan ilişkilerinin en mükemmeli, ikirciklilikten en uzağı” olarak kalmaktadır (1933 [1932], s. 133) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 52

53 Burada, Freud 11 aylıkken Julius’un doğuşuna ve her yeni kardeşin travmatik gelişine yapılan kişisel göndermeler çok açıktır. Metinde “çocuk” ve “o” olarak ifade edilen kız çocuğun gelişimine ilişkin yapılan bu açıklamalarda, Freud’un “annesinin en sevdiği” olmasına ve öyle kalmasına rağmen onu “tahtından indiren” ve “bozguna uğratan” “hain annesine” karşı kendi bastırılmış narsisistik öfkesinin izlerini görmekteyiz Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 53

54 Daha sonra Freud kendisine şu soruyu yöneltmiştir: neden erkek çocuk annesine yabancılaşmazken kız çocuk yabancılaşmaktadır? Yanıtı “kız çocukların penislerinin olmamasından annelerini sorumlu tutmalarında ve kendilerini böyle bir kayba uğrattıkları için onları affetmemelerinde” bulmuştur (s. 124) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 54

55 Dahası: Annesinin hadım edilmiş olduğunu keşfetmesiyle onu artık bir obje olarak görmemesi mümkün hale gelmekte, böylece uzun zamandır çoğalan düşmanlığın nedenlerinin üstesinden gelebilmektedir. Dolayısıyla bu da, kadınların kendi penislerinin olmadığını keşfetmelerinin sonucunda, erkek çocukları için olduğu kadar kız çocukları için de, belki de daha sonra erkekler için de, değersizleşmeleri anlamına gelmektedir.. [s ] Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 55

56 Tomkins’in (1963) ifade ettiği gibi, ödipal dönemdeki erkek çocuğun da, penisi olmaması gerekçesiyle neden bir sevgi objesi olan annesine nefretle yüz çevirmediği sorulabilir. Freud bu mantığı yürütmemekte, erkek çocuğun da “değersiz” ve penissiz anneyi reddedip ondan nefret edebileceğini kabul etmemektedir; Freud için bu durum genel kaide değil patalojik bir istisnadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 56

57 Daha ziyade, Freud’un (1931) görüşüne göre, annesinin penisi olmadığını keşfeden erkek çocukta genellikle babası tarafından hadım edilme korkusu gelişir ve korkunç vajina en nihayetinde “penis için bir sığınak yeri” haline gelir (1923b, s. 145) Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 57

58 Erkek ve kız çocukların psikoseksüel gelişimleriyle ilgili bu karşıt düşüncelerde anne imgesinin savunmacı bir şekilde bölünmesinin kanıtını görmekteyiz. Freud erkek çocuğun ödipal gelişimiyle ilgili açıklamasında, annesinin idealleştirilmiş imgesini korumakta, istenmeyen misafirleri dünyaya getirmeden ve aralarındaki mükemmel birliği bozarak kendisine ihanet etmeden önceki altın döneme geri dönmektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 58

59 Her ne kadar birkaç seyrek istisna olsa da, kız çocuğun psikoseksüel gelişimine ilişkin düşüncelerinde nefret edilen, hain, mahrum bırakan ve hayal kırıklığına uğratan annenin bölünmüş imgesi genel olarak korunmaktadır. Muhtemelen kız çocuğun psikoseksüel gelişimi, annesine karşı kendi bastırılmış öfkesini açığa çıkarma tehlikesi içermemektedir Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 59

60 Freud’un (1925) görüşüne göre, kız çocuğu kendisini zaten çoktan hadım olarak gördüğü için süperego oluşumunu gerçekleştirecek en güçlü nedenden yoksundur ve onun yetersiz süperego oluşumu yetişkinlik döneminde göstereceği varsayılan duygusal kaprisleri ve gelişmemiş adalet duygusunu açıklamaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 60

61 Kadının eksik süperegosuna ilişkin bu görüşte, Freud’un bakış açısına göre onu kaprisli bir şekilde tahtından indiren ve adaletsiz bir şekilde ayrıcalıklı sevgisinden mahrum bırakan hain annesine karşı bilinçdışı kindarlığını görmekteyiz Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 61

62 Kısaca, Freud’un psikoseksüel gelişim kuramında, yalnızca anneyi suçlamalardan aklamak için kötülüğün kaynağının çocuğa aktarıldığına değil, aynı zamanda yoğun bilinçdışı çatışmasını engellemek için annenin iyi ve kötü özelliklerinin savunmacı bir şekilde birbirinden ayrı tutulduğuna inanmaktayız Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 62

63 Freud’un (1920) doğuştan gelen ölüm içgüdüsü varsayımı annesini aklama isteğinin son galibiyeti olarak görülebilir, çünkü bu varsayımda düşmanlık duygusu, ihanet ve hayal kırıklığına bir tepki olmaktan ziyade biyolojik bir ihtiyaç haline gelmektedir. Bu kuramda, insan saldırganlığının kaynağı bireyin içine yerleştirilmekte ve aynı zamanda bu saldırganlığın asıl yönü başkalarından (anneden) alınıp kendine doğrultulmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 63

64 Üstelik, idealleştirilmiş anne imajının kutsallığı, her zaman hazır ve nazır olan saldırgan-yıkıcı içgüdünün işleyişinden özellikle korunmaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 64

65 ÖZET VE SONUÇLAR Freud’un, annesinin ilk dönemlere ilişkin idealleştirilmiş imgesini yeniden inşa etme ve koruma isteğinin bütün yaşamı boyunca önemli bir konu olarak sürdüğünü ve ilk çocukluk dönemlerine ilişkin yeniden canlandırmalarını, çalışma alanına ilişkin seçimini, yetişkinlik dönemindeki önemli ilişkilerini ve kuramsal fikirlerini etkilediğini göstermeye çalıştık Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 65

66 Özellikle, Freud’un annesinin idealize edilmiş görüntüsünü derin bir bilinçdışı çatışmanın istilasından korumak için kullandığı savunmacı süreçlerin onun psikoseksüel gelişim kuramında ve metapsikolojik somutlaştırmalar üzerinde kaçınılmaz bir şekilde izler bıraktığını göstermeye çalıştık Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 66

67 Bu kuramda kötülüğün kaynakları içselleştirilmiş, düşmanlık duyguları babaya yöneltilmiş, bölünmüş ve kötü anne imgesi büyük oranda kız çocuğun psikolojisine bağlanmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 67

68 Ayrıca, bu olguları açıklamaya çalıştığı metapsikolojik somutlaştırmaların – içgüdüsel dürtüler, dürtü enerjileri ve bunlardaki evrensel olduğu varsayılan değişkenliklerle ilgili kavramsallaştırmalarının – kısmen kendi oluşumsal yaşam deneyimlerinden kaynaklanan kendi savunmacı ve onarıcı mücadelelerinin ürünü olduğu saptanmıştır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 68

69 Dolayısıyla, onun kendi kendini analizini kısıtlayan sorunsal öznel etkiler kuramsal yapılarının genel uygulanabilirliğini ve kapsayıcılığını da kısıtlamaktadır Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 69

70 Teşekkür ederim… Tahir Özakkaş MD.,PhD. Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli 70


"BULUTTAKİ YÜZLER Kişilik Kuramında Öznelerarasılık Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D. Tahir Özakkaş MD., PhD. Psikoterapi Enstitüsü Bayramoğlu/Kocaeli." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları