Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SİNEMA ENDÜSTRİSİ. - SİNEMA NEDİR? - SİNEMAYA GİRİŞ - SİNEMANIN GELİŞİMİ - SİNEMANIN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ;  Sinema ve Resim İlişkisi  Sinema ve.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SİNEMA ENDÜSTRİSİ. - SİNEMA NEDİR? - SİNEMAYA GİRİŞ - SİNEMANIN GELİŞİMİ - SİNEMANIN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ;  Sinema ve Resim İlişkisi  Sinema ve."— Sunum transkripti:

1 SİNEMA ENDÜSTRİSİ

2 - SİNEMA NEDİR? - SİNEMAYA GİRİŞ - SİNEMANIN GELİŞİMİ - SİNEMANIN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ;  Sinema ve Resim İlişkisi  Sinema ve Edebiyat İlişkisi  Sinema ve Müzik  Sinema ve Tarih  Sinema ve Tiyatro  Sinema ve Siyaset İÇİNDEKİLER:

3  Sinema ve Savaş  Sinema ve Irkçılık  Sinema ve Din İlişkisi  Sinema ve Araştırma - KAYNAKÇA

4 Film üstüne saptanmış görüntülerin yada çizilmiş desenlerin ışıkla bir perdeye art arda düşürülerek hareketli görüntüler elde edilmesi temeline dayanan sanat dalı. SİNEMA NEDİR?

5 SİNEMAYA GİRİŞ

6 Sinemanın keşfine ilişkin ilk veriler M.Ö 300’lere uzanır. Aristotales, bir delikten bakarak güneş yada ayın görüntüsünün saklanabileceğini söylemiştir. Arap Alhazen ise M.S 1000’li yıllarda karanlık odadan söz ederek herhangi bir görüntünün kutudaki delikten geçerek karşı duvara ters olarak düştüğünü söylemektedir. Ünlü ressam Leonardo Da Vinci de 1480’li yıllarda karanlık oda (camera obscura) konusuna değinir. Jerome Carden’ın 1550 yılında karanlık odadaki deliğin önüne bir cam disk yerleştirmesiyle günümüz modern alıcıların ilk modelleri tasarlanmış oldu.

7 Duyarlı madde sürülen yüzeylerin ışık altında farklı renkler aldığının anlaşılmasıyla Joseph Nicephore Niepce 1816 yılında gümüş klorürlü kağıt üzerinde gerçek fotoğraflar elde etti. Artık sıra ışığa duyarlı gümüş bromür kaplı jelatinden oluşan duyar katlara gelmişti. Bu da fotoğrafın gelişimini müjdeliyordu. Fotoğraf makinelerindeki ve kimya bilimindeki gelişmeler fotoğrafı doğurmuştu, ancak hareket eksikti.

8 Tek kareye hapsolan durağan görüntüler, mekanik kol yardımıyla belirli bir hızda çevrilmesi sonucu canlılık kazanmaktaydı. Saniyede kare geçecek hızla çevrilen kol yardımıyla durağan kareler canlanıyordu. Lumier Kardeşler’in geliştirdikleri sinematografla kullanılarak 1895 yılında Grand Cafe’de yapmış oldukları ilk halka açık gösteri ile artık sinema keşfedilmişti.

9 SİNEMANIN GELİŞİMİ

10 Lumiere Kardeşler’ in çektiği ‘Bir Trenin Gara Girişi’ filmi günümüzdeki benzeri bir sinema salonunda gösterildi. Ancak seyirciler trenin üzerine geldiğini düşünerek salondan kaçıştılar. Bu ilk buluşmaydı ve kısa zamanda milyonlar salonları doldurdu. Amerikan rüyasıyla birleşen sinema kısa zamanda önemli bir ticari ürüne dönüştü. Yine de kitlelerin gözünde sinema salt bir eğlence aracıydı.

11 Sinemanın bir sanat dalı olarak kabul görmesinde en önemli faktör kuşkusuz kurgu alanında yapılan çalışmalardır. Amerikalı yönetmen Edwin S. Porter, edebiyatın uzun zamandır kullanmakta olduğu, olayların eş zamanlı olarak iç içe işlenmesi yöntemini, kurgu olarak sinemada ilk kez denedi. Bu kurgulama yöntemi, ritmik kurgu olarak David Mark Griffith sinemasında en üst anlatıma ulaştı. Çekilmiş görüntü parçalarının bağlanmasında, kurgudaki bu uygulamalar ön plana çıkarken öyküleme yöntemlerinde ise dramatik anlatım esas alınmaktaydı.

12 Aristotales tarafından sistemleştirilen dramatik yapı neden-sonuç üzerine kuruludur. Bu anlatım yöntemi istikrar, bu istikrarı bozacak tehlike ve bunun sonucunda yaşanması kaçınılmaz olan çatışma ile çatışmanın çözülmesi süreçlerini kapsar. Klasik sinemanın anlatım yöntemi tamamen bunun üzerine kurulmuştur. Amerikan sinemasında yapılan bu denemeler sonucu günümüz Hollywood sinemasının temelleri atılmıştır.

13 O dönemde yaşanan ham madde sıkıntısının da bir ölçüde etkisiyle, Lev Kuleşov, eldeki sınırlı oranda malzemeyi en iyi şekilde kullanmak amacıyla anlatımı kurgu yardımıyla şekillendirme yoluna gidiyor ve aynı görüntülerin kurgu sinemasında yapılacak değişiklerle bambaşka anlamlar oluşturabileceğini tüm dünyaya gösteriyordu. Hem Amerika hem de Sovyetler Birliği’nde eş zamanlı olarak yapılan kurgu çalışmaları ve film yönetmenlerinin geliştirmiş oldukları kurgu kuramları sinema sanatında bir gelişmeyi işaret ediyordu.

14 Hareketli görüntüler ve kurgu yardımıyla anlatılan öykü sinemanın dilini meydana getirmekteydi. Böylece sinema, sanat çevreleri tarafından ‘Yedinci Sanat’ olarak ilan edildi. Sinemanın sessiz dönemi olarak adlandırılan ilk yılları kurgu sineması olarak tanımlanır. Sesin katkısı olmaksızın sadece görüntüler yardımıyla ve kurgunun da katkılarıyla oluşturulan anlatım son derece etkili sonuçlar veriyordu. Sinemaya sesin girmesi ile görüntü ile yaratılan anlamın tılsımı bozulacaktır. Sinema dili, kurguyla birlikte yetkin bir noktaya ulaşmıştır.

15 Sinemada sesin kullanılmasıyla sinemasal anlatımın sıradanlaşacağına dönük kaygılar taşımışlardır. Kaygılarında haklı oldukları kısa zamanda anlaşılır. Sinemada sesin kullanımında ölçü kaçar ve teatral sinema dönemi başlar. Süreç içerisindeki kurgu sinemasına ilişkin getirilen eleştiriler sonucu, salt görüntünün kendi içerisindeki anlatımın öne çıkarıldığı yeni bir yöntem benimsenmeye başlanmıştır. Kurgu geri plandadır, ve çekilmiş görüntü parçalarının zorunlu kılmadıkça kesmelere yer verilmeyecektir. Bu yöntem öylesine uç noktalara taşınmıştır ki 9 saat boyunca uyuyan bir adam çekilebilmiştir. Kurgu sinemasının yerini görüntü sineması almıştır. Bu noktada çağdaş sinema dilinin temelleri atılır. Sinemada giderek geniş plan uygulamaları ve alan derinlikli çekimler kendini gösterir.

16 Orson Welles ‘Yurttaş Kane’ filminde geniş açı objektifini yoğun olarak kullanmış ve alan derinlikli çekim uygulamasını gerçekleştirmiştir. Çağdaş sinemanın dili olarak şekillenen bu yöntemde mizansen oldukça önemlidir. Oyuncu ve kamera trafiği iyi yönlendirilmeli ve yaratılan set tasarımı ile bütünlük sağlamalıdır. Kurgu sinemasının parçalı ve karmaşık yapısının aksine, çağdaş sinema görüntüyü seyirciye bir bütün olarak sunar. Sinemasal mekan ve sinemasal zaman, seyirci tarafından bu bütünlük içerisinde algılanır. Görüntü sineması alan derinlikli, geniş açılı ve plan sekanslı bir yöntemi sinemanın dili olarak benimser.

17 Klasik sinemanın dili, günümüzde disiplinler arasında yaşanan yoğun geçişler sonucu kendi içerisinde dönüşüme uğramıştır. Derek Jarman’ın ‘Mavi’ filminde, farklı kurgulanmış değişik sesler eşliğinde, film sonuna kadar perdede yalnızca mavi görüntü yer alır. Seyirciye görüntü olarak mavi rengin dışında bir şey sunulmaz. Sinema sanatı 1895’lerden itibaren süratle gelişmiş, yaygınlaşmış, kendi dilini ve teknolojisi oluşturacak belirli bir anlatım standartına ulaşmıştır.

18 SİNEMANIN DIĞER ALANLARLA ILIŞKISI

19 Resim, insanlık tarihinin başlangıcıyla birlikte var olmuş bir uğraştır. Önceleri yalnız bir imgelem, iletişim kodu olan resim yerleşik düzen ve uygarlaşma ile birlikte bir sanata dönüşmeye başlamıştır. Teknik bir buluş olan sinema, başlangıcından bu yana resim sanatından yararlana gelmiş, ayrıştığı noktalarla ve karşılıklı etkileşimlerle resimle çok yakın bir ilişki içinde olmuştur. Resim ve sinema arasındaki temel ayrışım devingenlik ve durağanlıktır. Resim sanatı kompozisyon düzleminde devingenlik içermektedir. Sinema ise pelikül üzerine ardışık olarak kayıt edilmiş sayısız resmin art ardalığı ve bu görüntü parçalarının kurguyla birleştirilmesinden dolayı devingendir. SİNEMA VE RESİM İLİŞKİSİ

20 Pascal Bonitzer, “Kör Alan ve Dekadrajlar” adlı kitabında, sinema ve resim arasındaki ilişki üzerinde şu saptamalarda bulunmuştur: “ Resim, modernliğin onu moleküler öğelere, lekeye, çizgiye, renge, biçime indirgemek yolunda yaptığı bütün girişimlere rağmen, dram sanatı ve tiyatro ile bağlarını hiçbir zaman kopartmamıştır. Bunun yanında sinema; sanayinin onu mahkum etmeye çalıştığı anlatımsal dramatik kaderi aşma yönünde resmin en son moleküler bileşenlerine, soyutlamalarına ulaşma yönünde güçlü bir arzu duymuştur.” (Bonitzer, 2006, s. 37).

21 Sinema, kendisinden önce var olan; edebiyat, resim, müzik, tiyatro, heykel, dans gibi sanat dallarının hepsiyle iletişim içindedir. Ancak “Yedinci Sanat”, en güçlü bağını edebiyatla kurmuştur. Edebiyat ve sinema dillerinin temel benzeme ölçütü yapısal ve kurgusaldır. Her iki sanat dalı da bir iletim işi gerçekleştirir ve iletim sırasında çeşitli yöntemlere gereksinim duyar. Örneğin; sinema, yazı dilinde var olan “kurgulama, kesme, eksiltme”, gibi teknikleri kendi bünyesine uyarlayarak zaman içinde dilini oluşturmuş ve başka tekniklerle de gelişimini sürdürmüştür. Cemal Aykın, “Batı Toplumlarında Roman ve Sinema İlişkileri” adlı makalesinde: “Aynı bakış (kamera) açısından çeşitli alan derinliklerinde betimlemelerin (çekimlerin) zincirlerini, betimleme açısının (alıcının) devingenliği, kaydırılması (travelling) yöntemleri de gerçekte sinemaya olanaklar sağlayan roman teknikleri arasındadır.” diyerek, bu teknikleri açıklar. SİNEMA VE EDEBİYAT

22 Sessiz filmlerde kullanılan müziklerin değişim göstermeye başladığı, filmin tarzı ve karakterini belli eden müziklerin bestelenmeye başladığı dönemler, Charlie Chaplin filmlerine denk gelmiştir. O döneme kadar opera ve baleden yedinci sanata geçiş aşamasında bir köprü olan müzik, 1915’ten itibaren filme ait müzik temasına uygun şekilde gelişmeye başlamıştır. 1930'larla birlikte sesli filmler çekilmeye başlanmıştır. Sessiz filmden sesli filmler dünyasına geçişte, siyah beyaz ekranı renklendiren unsurlar özellikle Chaplin filmlerinde komedi unsurunu veren müziklerdi. Sesli filmlere geçiş dönemi beraberinde müzikalleri getirdi. SİNEMA VE MÜZİK

23 Bu çalışma, genel anlamda sinema ile tarih ilişkisini incelemeyi ve tarihsel filmlerin tarihsel gerçeklerle ilişkisine kurmaca ekseni üzerinden odaklanmayı amaçlamaktadır. Kimliğimizi ve benliğimizi kavramak, yaşadığımız günü anlamlandırmak ve geleceğe yönelik farklı bakış açıları geliştirebilmek için başvurduğumuz tarih, birçok benzeri ve farklı nedenlerle sinemanın da temel ilgi alanlarından biridir. Geçmişe ait pek çok imge, belleklerimizde sinema aracılığıyla oluşmuştur. Görsel belleğimizin oluşumunda önemli bir rol alan sinema için tarih, bir taraftan engin bir kaynak, diğer yandan yaratımı tarihsel nesnellik bazında çerçeveleyen bir olgudur. Bu çalışmada son on yılda tarihe ilginin popüler tarihsel filmler aracılığıyla arttığı gözlemlenmiştir. SİNEMA VE TARİH

24 Eleştirmenler, sinema ile roman arasındaki benzerliklere işaret ederken, ‘filmleştirilmiş tiyatro’ hala göz ardı edilmektedir. Bu türe örnek vermek istenince akla ilk gelen Marcei Pagnol’un oyunları olmaktadır. Savaş zamanı çok beğenilen bir oyun olan ‘Le Voyageur sans bagage’ (Valizsiz Yolcu) ekran uyarlamasının başarısızlığı filmleştirilmiş tiyatroya karıt bir düşüncenin oluşmasına neden olsa da, sonra elde edilen başarılar bunun sinematik olarak uygun olduğunu göstermiştir. SİNEMA VE TİYATRO

25 Sanat, son tahlilde insanı değiştirmeyi amaçlar. Siyaset ise toplumları. Bu değiştirme çabasının niteliği, doğrultusu bir yana, sanatla siyasetin birçok noktada buluşması gayet normal bir durumdur. Sanatların en güçlüsü olduğu söylenen sinema için bu buluşma büsbütün kaçınılmazdır. Hem de bu, sanıldığı gibi yalnızca ‘Siyasal Sinema’ denen bir türün kalıpları içinde gerçekleşmez. Sinema bizzat siyasal bir olaydır yani siyasal bir yapısı olan bir sanat olayıdır. SİNEMA VE SİYASET

26 Savaş filmi, aslında türler içinde bir tür gibi gözükür. Hem de sinema sanayisinin geniş yığınları çekmeye en uygun filmler yapma alanlarından biri olarak… Ama savaş gibi, yalnız çağımızı değil, tüm insanlık tarihini bunca etkilemiş, tarihin en büyük facialarına neden olmuş ve insanlığın en büyük yüz karasını oluşturan bir olaya yaklaşım biçimi, elbette ki büyük önem taşır. Çağdaş bir savaş filmi savaşın, insanın işgal altındaki, baskı altındaki kendi yurdunu savunması gibi çok kutsal bir amaç uğruna girişileni dışında, genelde hangi görünüm ve hangi mazeret altında olursa olsun insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu anlatmalı, bir ulusun belli bir dönem için kahramanlığını anlatmak için yola çıkmış olsa bile, bir söyleve ve aşırı ulusçu bir tutuma saplanmayıp, sonuçta temel bildirisini, savaşın anlamsız ve gereksiz olduğunu telkin etmeye yöneltmelidir. SİNEMA VE SAVAŞ

27 Sinema uzun bir süre gizli veya açıkça ırkçı ögeler taşımıştır. 1910’larda Griffith’in Amerikan ve de dünya sinemasının başyapıtlarından sayılan ünlü filmi ‘Bir Ulusun Doğuşu’ açık bir zenci düşmanlığına dayalı ırkçı bir filmdi. Griffith’in diğer konularda son derece hoşgörülü, aydın bir kişi olmasına karşın ırk konusundaki bu anlaşılmaz tavrı, kuşkusuz toplamında zenci-beyaz ayrımı konusunda yüzyıllardır süre gelen ve ilk eğitim döneminden başlayarak genç yetiştirilen bir büyük önyargının sonucuydu. SİNEMA VE IRKÇILIK

28 Sinemanın dine yaklaşımı da, tarihe yaklaşımına benzer biçimde, bir tür gösteri sinemasına gerekli malzeme, dekor hazırlamak amacıyla oldu. Sessiz sinema yıllarından beri yapılan bir çok yapılan filmin, sonraları özellikle Cecil Mille’ın başını çektiği, kutsal kitapların bir anda yağmalanmasına dayalı bir ‘Tarihsel Film’ anlayışının temel ilkesi oldu. SINEMA VE DIN

29 Araştırmaya dayanan filmin yeniden doğuşu, araştırmaya olan ilginin artmasıyla olmuştur. Bu keşif gezileri için yeni bir başlangıç noktası oluşturmuştur. Bu araştırmalar bilimsel ve antropolojik unsurlar taşır. SİNEMA VE ARAŞTIRMA

30 Nijat Özön, Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınları Meydan Larousse Aksiklopedisi Andre Bazin, Sinema Nedir? James Monaco, Bir Film Nasıl Okunur?, Sinema dili tarihi ve kuramı Sinema ve Çağımız- Atilla Dorsay Selahattin Yıldız, Sinema dili, Su yayınları Mustafa Mencütekin, İstanbul Arel Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo TV Sinema Bölümü Selahattin Yıldız, Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema-Televizyon Bölümü KAYNAKLAR:

31 HANDE SALTIK SEVAL ATSAK MEHMETCAN SÜER İLAYDA ÖZKÖSE HAZIRLAYANLAR


"SİNEMA ENDÜSTRİSİ. - SİNEMA NEDİR? - SİNEMAYA GİRİŞ - SİNEMANIN GELİŞİMİ - SİNEMANIN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ;  Sinema ve Resim İlişkisi  Sinema ve." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları